Theses supervised by Prof. Dr. Nihal Ören
11 theses · İstanbul Beykent University, Akdeniz University, Atatürk University
Algılanan aile tutumu ve ilişkilerinin ve bazı kişilik özelliklerinin kriminal davranışla ilişkisi
Bu çalışmada, Maltepe L2 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda kalmakta olan hükümlüler ile benzer özelliklerdeki suç işlememiş diğer kişiler arasında algılanan aile tutumu-ilişkileri ve bazı kişilik özellikleri yönünden anlamlı bir farkın olup olmadığı incelenerek bu özelliklerin kriminal davranışla ilişkisi olup olmadığı saptanmaya çalışılmıştır. Araştırmanın örneklemi Maltepe L2 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'ndaki 132 hükümlü ve cezaevinde olmayan 177 diğer kişidir. Veriler, söz konusu örnekleme ADÖ (Antisosyal Davranış Ölçeği), LPÖ (Levenson Psikopati Ölçeği), MAAÖ (McMaster Algılanan Aile Ölçeği) ve demografik bilgi formu uygulanarak elde edilmiştir. Bu araştırmada daha önceden yazılmış olan kitap, dergi, makale, yüksek lisans tezleri, yüksek lisans projeleri ve akademik araştırmalar taranarak, çalışma Beykent Üniversitesi tez tekniğine uygun olarak yazılmıştır. Araştırmanın veri analizinde deney ve kontrol grubu için tanımlayıcı istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. (ortalama, standart sapma, yüzde, frekans). Deney ve kontrol grubu için ayrı ayrı ortalama ve standart sapmalar hesaplanarak karşılaştırmalı analizler yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda hükümlülerin antisosyal kişilik bozukluğu, psikopati ve algılanan aile yaşantısı ölçeklerinde aldığı puanlarla diğer kişilerin puanları arasında anlamlı farklar bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Suç, Antisosyal Kişilik Bozukluğu, Psikopati, Algılanan Aile,Kriminoloji
Üniversite öğrencilerinin depresyon düzeylerinin belirlenmesi
Depresyon sıkıntı ve keder duygularını bünyesinde barındıran ruhsal bir bunalım halidir. Sıkıntı, keder ve benzeri duygular yaşam içinde sıklıkla tekrarlanan duygulardır. Bireyin yaşadığı her sıkıntı ve keder durumu depresyonu işaret etmemek ve depresyon olarak nitelendirilmemektedir. Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin depresyon düzeylerinin belirlenmesi, ilişkili olabilecek fakülte, bölüm, yaş, cinsiyet gibi değişkenlerin etkenlerinin araştırılarak belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, İstanbul Beykent Üniversitesinde öğrenim gören toplam 150 üniversite öğrencisi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Beykent Üniversitesinin çeşitli fakültelerinde öğrenim gören öğrenciler arasından seçkisiz yöntemle seçilen bir grup öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada Veri Toplama Aracı olarak "Beck Depresyon Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Anket form verileri SPSS 21.0 veri analiz programına aktarılarak gerekli analizler yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre, üniversite öğrencilerinin depresyon düzeyleri yüksek bulunmuş olup, depresyon düzeyleri, cinsiyetlerine ve yaşlarına göre anlamlı farklılık göstermemiştir. Bunun yanı sıra, öğrencilerin öğrenim gördükleri fakülte ve bölüm ile depresyon düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Üniversite Öğrencilerinde Depresyon
Obsesif kompulsif bozukluk tanısı alan ebeveynlerin 10-18 yaş çocuklarında anne babadan algılanan psikolojik kontrol ve mükemmeliyetçilik düzeyi
Bu araştırmada, Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tanısı alan anne ya da babaların, 10-18 yaş çocuklarında algılanan psikolojik kontrol ve mükemmeliyetçilik düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde, Psikiyatri polikliniğine başvuran, DSM IV-TR ve DSM V-TR tanı kriterlerine göre OKB tanısı konan anne ya da babaların çocukları (n=30) çalışmaya alınmıştır.Kontrol grubuna ise Samsun/19 Mayıs, Atatürk Ortaokulu ve Samsun/Bafra, Altınkaya Anadolu Lisesinde okumakta olan anne babaları herhangi bir psikiyatrik tanı almamış, çocuk ve ergenler (n=30) dahil edilmiştir.Çalışmaya alınan çocuk ve ergenlerin yaş ortalaması 14.80±2.88 (min.10 yaşında, max. 18 yaşında) olduğu görülmüştür. Çalışma verilerinin toplanmasında çocuk ve ergenlere Demografik Form, Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (FÇBMÖ) ve Psikolojik Kontrol Ölçeği(PKÖ) uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 21.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular literatür ışığında tartışılmıştır. Çalışma bulguları, ilgili literatürdeki mevcut çalışma sonuçlarıyla büyük ölçüde tutarlıdır. Verilere göre, annesi ya da babasına OKB tanısı konmuş bireylerin, annesi ya da babasına OKB tanısı konulmamış olan bireylere oranla mükemmeliyetçilik düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Babası OKB tanısı almış bireylerin, babası OKB tanısı almamış bireylere oranla babadan algılanan psikolojik kontrol düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Obsesif Kompulsif Bozuklukluk, Psikolojik Kontrol, Mükemmeliyetçilik, Anne Baba Tutumları
Çocuklardaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı ile annelerdeki depresyon düzeyi arasındaki ilişki
Bu çalışma, DEHB tanısı alan çocukların anneleri ve tanı almayan çocukların annelerinin depresyon düzeylerini incelemesi amaçlanmıştır. Çalışma grubu 7-11 yaş arası DEHB tanısı almış ve tanı almamış 50 çocuk ve annesinden oluşturulmuştur. Belirlenen örneklemdeki çocukların DEHB tanısı ve annelerin depresyon düzeyi ile ilgili veriler betimsel tablolarla incelenmiş sonucunda uygulanmış olan Beck Depresyon Envanteri sonucunda tanı alan çocukların annelerinin depresyon düzeyi yüksek olarak bulunmuştur. Ayrıca çocukların cinsiyetleri ile annelerin depresyon düzeyi arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki bulunmuş, çocukların erkek olmasının annenin depresyon düzeyini arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler : Hiperaktivite, Dikkat Eksikliği, Depresyon
Erişkinlerin mükemmeliyetçilik düzeyleri ile bazı değişkenler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı erişkinlerin mükemmeliyetçilik düzeyleri ile bazı değişkenler arasında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığının araştırılmasıdır. Ek olarak, araştırmada erişkinlerin cinsiyeti, gelir durumu, doğum sırası, kaygı düzeyleri, kaçınma düzeyleri, mükemmeliyetçilik düzeyleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul ilinde yaşayan 40 kişi alınmıştır. Veri toplama araçları olarak Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği ve Liebowitz Sosyal Fobi Belirtileri Ölçeği kullanılmıştır. Aynı zamanda çalışmaya katılanların sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu oluşturulmuştur. Kişisel Bilgi Formu daha önceki çalışmalarda kullanılan bilgi formlarından esinlenerek araştırma evrenine uygun şekilde düzenlenmiştir. Araştırmada yer alan sosyo-demografik özelliklere göre anlamlı bir sonuç elde edilmemiştir. Araştırmada grubun mükemmeliyetçilik, kaygı ve kaçınma düzeyi düşük bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Mükemmeliyetçilik, Kaygı, Kaçınma.
60 yaş ve üzeri kişilerde benlik saygısı ve öznel iyi oluş düzeyleri
Benlik saygısı bireyin kendine dönük olumlu tutum ve düşüncelerinin toplamıdır. Öznel iyi oluş ise genel olarak olumlu duygu durumu ile açıklanan duygusal iyilik halidir. Yapılan çalışmada 60 yaş ve üzeri kişilerde benlik saygısı ve öznel iyi oluş düzeylerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Yapılan çalışmaya 58 kadın ve 75 erkek olmak üzere toplam 140 kişi katılmıştır. Benlik saygısı ölçümü için Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, öznel iyi oluşun ölçümü için ise Oxford Mutluluk ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Yapılan korelasyon analizi sonucunda depresyon ile benlik saygısı arası r=0,393, mutluluk arası r=-0,353 ve benlik saygısı ile mutluluk arası r= -0,401 değerinde korelasyon değeri bulunmuştur. Seçilen yaş, medeni durum, eğitim durumu, sağlık durumu gibi sosyodemografik değişkenlerin benlik saygısı ve öznel iyi oluş üzerinde anlamlı etkileri bulunmaktadır. Çalışmada benlik değeri en düşük kategori olarak çalışan kadınlar, en yüksek olarak çalışmayan erkekler bulunmuştur. Diğer taraftan öznel iyi oluşu en yüksek kategori çalışan erkekler olurken en düşük ise çalışmayan kadınlar olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler : benlik saygısı, öznel iyi oluş, yaşlılık
İlköğretim 6. 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin saldırganlık düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmada, ilköğretim 6. 7. Ve 8. sınıf öğrencilerinin saldırganlık düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada, Tuzgöl (1998) tarafından Kocatürk 'ün geliştirdiği 'Saldırganlık Ölçeği' (Bkz. Ek-1), ve 'Kişisel Bilgi Formu' (Bkz. Ek-2) veri toplama aracı olarak kullanılan ölçeklerdir. Araştırmanın örneklemi, Trabzon ilinde bulunan İskenderpaşa İlköğretim Okulu, Cudibey İlköğretim Okulu'nda 6. 7. ve 8. sınıfta öğrenim gören 159 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan 159 öğrencinin, 85'i kız 74'ünü erkek öğrencilerden oluşturmaktadır. Araştırmanın sonucunda öğrencilerin düşük düzeyde saldırganlık eğilimi gösterdiği saptanmıştır. Araştırmaya sosyodemografik özelliklere göre bakıldığında ise, cinsiyet, sınıf değişkeni, kardeş değişkeni, annelerin çalışma durumu değişkeni ve ailelerin gelir düzeyi değişkeni açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler : Saldırganlık, ilköğretim, ergenlik
Lise öğrencilerinin kendilik algıları ve kaygı düzeyleri
Bu araştırmanın amacı, lise öğrencilerinin kendilik algılarının bazı alt boyutları ile sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelemesidir. Ayrıca araştırmada, lise öğrencilerinin kendilik algılarının bazı alt boyutlarının (akademik yeterlik, sosyal kabul, fiziksel görünüm) okul türüne, cinsiyete, kardeş sayısına, sosyoekonomik düzeye, algılanan anne baba tutumuna göre anlamlı düzeyde fark gösterip göstermediğini ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma, 2014-2015 eğitim-öğretim yılında Kocaeli İli Gölcük İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı 5 farklı lisede öğrenim gören 9. 10. ve 11. Sınıf düzeyindeki öğrenciler arasından tesadüfi örnekleme yöntemiyle seçilmiş toplam 1379 öğrenci (690 kız, 689 erkek) üzerinde yürütülmüştür. Araştırmada verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Ergenler İçin Kendilik Algısı Profili Ölçeği, Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri'nin yalnızca Sürekli Kaygı kısmı kullanılmıştır. Veriler SPSS for Windows 21.0 istatistik paket programı yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; lise öğrencilerinin kendilik algıları bazı alt boyutları (akademik yeterlik, sosyal kabul ve fiziksel görünüm) ve sürekli kaygı düzeyleri arasında, pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Okul türü, cinsiyet, sosyoekonomik düzey, algılanan anne ve baba tutumu değişkenlerinin kendilik algısına ait bazı boyutlardan(akademik yeterlik, sosyal kabul, fiziksel görünüm) alınan puanlarda anlamlı bir farklılığa neden olduğu tespit edilirken, kardeş sayısı değişkenine göre kendilik algısı alt boyutlarında (akademik yeterlik, sosyal kabul, fiziksel görünüm) anlamlı düzeyde farklılaşma saptanmamıştır. Cinsiyet değişkeni açısından sosyal kabul ve fiziksel görünüm alt boyutlarında anlamlı düzeyde farklılaşma saptanırken, akademik yeterlik alt boyutunda anlamlı düzeyde bir farklılaşma bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler : Kendilik Algısı, Kaygı, Lise Öğrencileri, Ergenlik Dönemi.
Çocukların atılganlık düzeyinin anne baba tutumları ve bazı değişkenler açısından incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, 11-14 yaş grubu çocukların atılganlık düzeyinin anne-baba tutumları, cinsiyet, anne-baba eğitim seviyesi ve gelir düzeyi değişkenleri açısından farklılaşıp farklılaşmadığını araştırmaktır. Araştırmanın evreni, İstanbul Gültepe ve Levent semtlerinde ikamet eden, ilköğretim ikinci kademede öğrenimine devam eden çocukları içermektedir. Araştırmanın örneklemi rastlantısal yöntemle seçilen 52 kız, 48 erkek öğrenci olmak üzere toplam 100 çocuktan oluşmaktadır. Araştırmada, veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilmiş olan "Kişisel Bilgi Formu", çocukların atılganlık düzeylerini ölçmek için Rathus (1973) tarafından geliştirilen ve Voltan (1980) tarafından Türkçeye uyarlanan "Rathus Atılganlık Envanteri" ile çocukların anne baba tutum algılarını ölçmek için Kuzgun ve Eldeleklioğlu (2005) tarafından geliştirilen "Ana-Baba Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Bu araştırmada "tarama modeli" uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS kullanılarak analiz edilmiştir. Niceliksel verilerin karşılaştırılmasında iki grup arasındaki farkı Bağımsız Örneklem t Testi, ikiden fazla grubun verileri söz konusu olduğu durumda parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Anova Testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, çocukların atılganlık düzeyleri ile algılanan demokratik anne-baba tutumu arasında olumlu anlamda bir ilişki görülürken, çocukların atılganlık düzeyleri ile algılanan otoriter anne-baba tutumu arasında ters anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Ek olarak koruyucu-istekçi algılanan anne baba tutumu ile çocukların atılganlık düzeyleri arasında ise anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Araştırmada, anne ve babalarını demokratik olarak algılayan çocukların atılganlık puanları daha yüksekken, otoriter olarak algılayanların atılganlık puanlarının daha düşük olduğu ortaya çıkmıştır. Çocukların atılganlık düzeyi ile anne baba tutumları arasında cinsiyete göre anlamlı bir ilişki görülmemiştir. Annenin eğitim seviyesi ile atılganlık arasında anlamlı bir ilişki bulunurken, babanın eğitim seviyesi ile atılganlık düzeyi arası anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ayrıca çocukların atılganlık düzeylerinin aile gelirine göre farklılaşmadığı da bulgular arasında yer almaktadır. Araştırmada elde edilen sonuçlar literatür tarama ışığında tartışılmıştır. Araştırmacı ayrıca gelecekte yapılabilecek diğer araştırmalara yol gösterecek çeşitli öneriler sunmuştur. Anahtar Kelimeler :Atılganlık, Anne Baba Tutumu, Çocuklarda Atılganlık
Yükseköğrenimde barınma sorunu, Türkiyede öğrenci yurtları ve dünyadan örnekler
Bu çalışmada yükseköğrenime başlayan gençlerin en önemli problemlerinden barınma sorunu ve öğrenci yurtları ele alınmıştır. İlk planda göze çarpmayan barınma sorunu, aile ortamından uzakta bir yükseköğrenim programına başlamak söz konusu olduğunda, ilk andaki üniversite kazanma sevincinin ardından hemen kendini hissettirir.İnsanın barınma ihtiyacı tarihsel bir perspektiften incelenerek barınma biçimlerinin geçirdiği aşamalar irdelenmiştir. İlk çağlarda mağara ile başlayan insanın barınma serüveni, kulübe, çadır gibi aşamalardan geçerek günümüzde daha çok modern ?ev? anlayışı ile tanımlanmaktadır. Maslow' un İhtiyaçlar hiyerarşisinde güvenlik ihtiyacının karşılandığı en önemli faktör olan barınma aynı zamanda insanın mahremiyet ihtiyacına da cevap vermektedir.Üniversite öğrencilerinin önemli bir kısmının barınma sorununu çözdüğü yükseköğrenim yurtları, genellikle insanda kalabalık algısı uyandıran, mahremiyetin kısıtlı ve birçok hizmet ve eşyanın ortak kullanımda olduğu yerlerdir. Stresi artırarak başarıyı düşürme potansiyeli taşıyan sürekli kalabalık algısı, buna bağlı gelişen uyku ve uyum problemleri ile ortamın fiziksel yetersizlikleri; özellikle devlet yurtlarındaki katı kurallar ve kısıtlamalar, yurtların yeni bir anlayışla ele alınmasını gerekli kılmaktadır.Yükseköğrenim yurtları, dünyada birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de üniversitelerin gözetiminde ve desteğinde yönetilmelidir. Yurtlar öğrenciler için sadece bir geceleme yeri olarak değil, eğitimin bir parçası olarak görülmelidir. Bu bakış açısıyla eğitimde bütüncül yaklaşım hayata geçirilmiş olacak ve böylece gençler için daha zengin ve tatmin edici bir ortamda çok yönlü gelişme fırsatı da yaratılmış olacaktır.
Resmi ve özel okullardaki okul yöneticileri ve beden eğitimi öğretmenlerinin liderlik davranışı yönünden karşılaştırılması
II ÖZET DOKTORA TEZİ RESMİ VE ÖZEL OKULLARDAKİ OKUL YÖNETİCİLERİ VE BEDEN EĞİTİMİ ÖĞRETMENLERİNİN LİDERLİK DAVRANIŞI YÖNÜNDEN KARŞILAŞTIRILMASI Süleyman CAN Danışman : Prof. Dr. Nihal ÖREN 2002-SAYFA :256 Jüri : ProfcDr. Nihal ÖREN Yard.Doç.Dr.Şükrfl ADA Doç.Dr.Mehmet BAŞTÜRK Prof.Dr.M. Akif ZİYAGİL Prof.Dr.Muhittin AŞKIN Bu araştırmanın amacı, eğitim-öğretim sistemimizdeki yeri ve önemi nedeniyle, liderlik boyutlarından "Yapıyı Kurma" ve "Anlayış Gösterme" boyutlarının resmi ve özel okullardaki okul yöneticileri ve Beden Eğitimi Öğretmenlerinin görüşlerine göre gösterilme sıklığını belirlemektir. Araştırma, Antalya ili ve ilçelerindeki 116'sı resmi, 29'u özel olmak üzere 145 okul, 617 yönetici ve Beden Eğitimi Öğretmenlerinden elde edilen verilerden oluşmuştur. Ankette beşli derecelendirme ölçeği kullanılmıştır. Yöneticilere uygulanan anketlerin 339'u resmi, 56'sı özel olup toplam sayısı 395'dir. Beden Eğitimi Öğretmenlerine uygulanan anketlerin 181 M resmi, 41 'i özel olmak üzere toplam sayısı 222'dir. Genel toplamda ise 617 anket değerlendirmeye alınmıştır. Veriler, Liderlik Davranışlarını Belirleme Anketi (LBDQ)' nin "Yapıyı Kurma" ve "Anlayış Gösterme" boyutunda yer alan 30 maddelik liderlik davranışından oluşan anket ile elde edilmiştir. Toplanan veriler frekans, yüzde ve X '1ar alınarak çözümlenmiştir. Resmi ve özel okul yöneticileri ile Beden Eğitimi Öğretmenlerinin görüşleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olup olmadığı "t" testiyle 0.05 önem düzeyinde sulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda; Liderlik davranışlarından "Yapıyı Kurma" boyutunda resmi okul yöneticileri ile özel okul yöneticilerinin görüşleri arasında bazı maddelerde anlamlı fark bulunmuş; bazı maddelerde anlamlı fark bulunmamıştır. Resmi okullardaki Beden Eğitimi Öğretmenleri ile özel okullardaki Beden Eğitimi Öğretmenlerinin görüşleri arasında bazı maddelerde anlamlı fark bulunmuş; bazı maddelerde anlamlı fark bulunmamıştır. Liderlik davranışlarından "Anlayış Gösterme" boyutunda resmi okul yöneticileri ile özel okul yöneticilerinin görüşleri arasında bazı maddelerde anlamlı fark bulunmuş, diğer maddelerde anlamlı fark bulunmamıştır. Resmi okul Beden Eğitimi Öğretmenleri ile özel okul Beden Eğitimi Öğretmenlerinin görüşleri arasında bazı maddelerde anlamlı fark bulunmuş; bazı maddelerde anlamlı fark bulunmamıştır. Dolayısıyla yöneticiler ve Beden Eğitimi Öğretmenleri okullarında birer lider olmalı ve gerçek manada liderlik davranışı sergileyebilmelidirler. Ayrıca, "Yapıyı Kurma ve Anlayış Gösterme" boyutlarını oluşturabilmek için okul yöneticileri; öğretmenler, Beden Eğitimi Öğretmenleri ise öğrenciler ile iyi bir uyum, işbirliği ve iletişim ağı kurmalı, çağdaş bir eğitim-öğretim ortamı yaratmalıdırlar.