Theses supervised by Prof. Dr. Nimet Keser
13 theses · Çukurova University
Ortaöğretim öğrencilerinin görsel sanatlar dersine yönelik tutumları ile şiddete yönelik tutumları arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu çalışma ortaöğretim öğrencilerinin görsel sanatlar dersine yönelik tutumları ile şiddete yönelik tutumları arasında bir ilişki olup olmadığını; varsa düzeyini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda elde edilen bulguların eğitimle ilgili planlama süreçlerine katkı sunacağı düşünülmektedir. Bu çalışma nicel araştırmaya dayanan betimsel bir çalışmadır. Ölçekler aracılığıyla var olan bir durum betimlenmeye çalışılmış, buna bağlı olarak değişkenlerin birbirleriyle ilişki düzeyi incelenmiştir. Araştırma evrenini, 2017-2018 eğitim öğretim yılında Adana il Merkezinde yer alan, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı ortaöğretim kurumlarının öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışma Seyhan, Çukurova, Sarıçam ve Yüreğir ilçelerinde bulunan 12 ortaöğretim kurumundan 978 öğrenci ile yapılmıştır. Araştırmada Tan (2006) tarafından geliştirilen Görsel Sanatlar Dersine Yönelik Tutum Ölçeği ve Haskan (2009) tarafından geliştirilen Şiddet Eğilim Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca bağımsız değişkenleri ölçmek için araştırmacı tarafından hazırlanmış 17 sorudan oluşan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. İstatistiksel çözümlemeler için SPSS Statistics 17.0 paket programı kullanılmıştır. Verilerin türüne göre, korelasyon (r), t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), yüzde (%) dökümleri yapılarak, F değerinin önemli olduğu durumlarda farkın hangi gruplardan kaynaklandığını bulmak için Bonferroni, Post-Hoct Dunnett C Testi ve Post-Hoc Tamhane's T2 testi uygulanmıştır. Çalışma sonucunda Görsel Sanatlar dersine yönelik tutumlar ile şiddet eğilimleri arasında negatif yönde ilişkiye ulaşılmıştır. Çalışmada öğrencilerin sosyo-demografik özelliklerinden cinsiyet, kardeş sayısı, ebeveynlerinin aylık gelirleri ve çalıştıkları yerlerin öğrencilerin Görsel Sanatlar dersine yönelik tutumlarını veya şiddet eğilimlerini etkilediği belirlenmiştir. Okul dışı sanat aktivitelerinin de Görsel Sanatlar dersine yönelik tutumlarını olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Bunların yanında öğrenim görülen sınıf, ders malzemelerinin temini, okulda atölyelerinin olup olmaması ve Görsel Sanatlar öğretmeninin cinsiyetine göre de Görsel Sanatlar dersine yönelik tutumlar ve şiddet eğilimlerine ilişkin anlamlı sonuçlara ulaşılmıştır.
Görsel sanatlar öğretmen adaylarının görsel okuryazarlık becerilerinin incelenmesi
Görsel okuryazarlık, çağdaş insanın ihtiyacı olan, öğrenilmesi gereken bir beceridir. Çünkü, farkında olmadan her gün belli bir oranda görsel okuryazarlık gerektiren işaretlerle karşılaşırız. Karşılaştığımız trafik işaretlerinde, otobüs tabelalarında, mobil telefonlarımızda, bilgisayar ekranlarında hatta dışarıda içtiğimiz kahve, yediğimiz fast food gibi ambalajlı tüm ürünlerde görsel okuryazarlık gerektiren durumlarla karşılaşırız. Bunların bir kısmını, temel düzeyde olan görsel okuryazarlık becerilerimizle çözebiliriz. Yol bulma, kuralları anımsama, güvenlik, doğru ürünü seçme gibi birçok temel ihtiyaç için görsel okuryazarlık becerisi bir zorunluluk biçimine dönüşmüştür. Görsel okuryazarlığın hayatla bu kadar iç içe olduğunu anladığımızda bu becerinin ne kadar gerekli olduğunu ve özellikle teknolojiyle çevrelenmiş olduğumuz bir dönemde hayatımızı ne kadar kolaylaştırabildiğini fark etmiş oluruz. Bu beceri, eğitim ya da meslek alanının içinde olsun ya da olmasın herkes için bu kadar önemliyken, görsel sanatlar öğretmen adayları için ayrı bir öneme sahiptir. Görsel okuryazarlık belirli bir düzen içerisinde ve programlı olarak öğretilmesi gereken bir beceridir. Ülkemizde görsel sanatlara yönelik eğitim veren programlarda, öğrencilerin görsel okuryazarlık alanına ilişkin bilgileri, sanatın/tasarımın temel ilke ve elemanlarının öğretildiği dersler ve eleştiri becerisini desteklemeyi amaçlayan derslerden edindikleri bilgi ve yöntemlerle sınırlı kalmaktadır. Bu nedenle görsel sanatlar alanında eğitim veren bölümlerin, içeriği görsel okuryazarlık becerisi edindirmek üzere planlanmış olan müstakil bir dersle, öğrencilerin görsel okuryazarlık becerisinin desteklenmesi gerekmektedir. Bu tez çalışmasında, görsel sanatlar öğretmeni yetiştiren Resim-İş Öğretmenliği lisans programında okuyan 1. ve 4. sınıf öğrencilerinin görsel okuryazarlık becerileri arasında bir fark olup olmadığının Görsel Okuryazarlık İndeksi'ne verdikleri cevaplar doğrultusunda incelenmesi ve yorumlanması amaçlanmıştır. Bu nedenle kolay ulaşılabilir bir çalışma grubundan 1. ve 4. sınıftaki öğrencilere Maria Avgerinou'nun geliştirmiş olduğu Görsel Okuryazarlık İndeksi uygulanmış ve elde edilen verilerle iki grubun görsel okuryazarlık becerilerinin incelenmesine ve karşılaştırılmasına yönelik bir betimleme çalışması yapılmıştır. Ölçme aracı olarak kullanılan indeksin geniş kapsamlı olması ve farklı stillerde sorular içermesinden dolayı oluşabilecek aksaklıkların daha kolay telafi edilebilmesi için araştırma tek bir üniversitenin Resim-İş Öğretmenliği programına uygulanmıştır. Çoklu oturumdan oluşan ölçme aracı, öğrencinin görsel okuryazarlık alanında düşünsel ve görsel yeterliliğini ölçmeyi amaçlamaktadır. Bu incelemeye göre aralarında aldıkları eğitimin süresi ve seviyesi açısından fark olduğu varsayılan iki grubun görsel okuryazarlık düzeylerinin birbirine yakın olduğu saptanmıştır.
Türkiye'deki Montessori, Waldorf ve Reggio Emilia yaklaşımlarını benimseyen okul öncesi özel kuruluşlar örneğinde görsel sanatlar eğitimi durumunun betimlenmesi
Okul öncesi, merak ve heyecan dolu çocuğun dünyaya dair her şeyi öğrenmeye en hevesli ve bu öğrenmeyi gerçekleştirecek olağanüstü yeti ve güce sahip olduğu bir dönemdir. Bilimsel araştırmalar, insanın tüm yaşamındaki gelişimi ile kıyaslandığında en hızlı bilişsel gelişimin okul öncesi dönemde gerçekleştiğini göstermektedir. Okul öncesi dönemdeki öğrenimlerin daha kalıcı olduğu ve bu dönemde çocuğun kişiliğinin temelleri atıldığı düşünülürse, söz konusu dönemde verilecek eğitimin önemi de bir hayli önem kazanmaktadır. Çocuk eğitimine ilişkin düşünceler oldukça erken tarihe dayansa da örgün eğitimin öneminin anlaşılmasının ve bu yönde yapılan çalışmaların oldukça yeni olduğu söylenebilir. Friedrich Froebel'in 1837'de ilk anaokulu niteliğindeki Çocuk Bahçesi adlı okulu açmasından bu yana, okul öncesi eğitiminde önemli gelişmeler gerçekleşmiştir. Okul öncesi eğitime yönelik çeşitli metotlar ve yaklaşımlar geliştirilmiştir. Bu yaklaşımlardan Montessori, Waldorf ve Reggio Emilia'nın uzun yıllar dünya çapında uygulanan, başarısı kanıtlanmış önemli yaklaşımlardan olduğu söylenebilir. Ayrıca bu üç yaklaşım, Montessori başta olmak üzere Türkiye'de en çok benimsenen yaklaşımlardır. Bu tezde, söz konusu üç yaklaşımı benimseyen Türkiye'deki özel okul öncesi eğitim kuruluşlarının görsel sanatlar eğitimini ne şekilde planladıkları, sanat etkinlikleri için tasarladıkları fiziki koşullar ve etkinliklerin içeriği incelenmiştir. Bunun sonucunda inceleme alanını oluşturan okulların sanatı ve sanat etkinlerini konumlandırma biçimlerinin, benimsemiş oldukları söz konusu yaklaşımlarla ne derece tutarlı olduğu anlaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın örneklemi, benimsediği yaklaşımı en iyi şekilde uyguladığı düşünülen, görüşme ve gözlem yapılmasını kabul etmiş okullardan oluşmaktadır. Bu okullar belirlenirken uzman görüşleri alınmış ve aynı zamanda okulların kendilerine ait sosyal medya adreslerinde ve internet sitelerinde benimsemiş oldukları yaklaşımı başarılı bir şekilde uyguladıklarını iddia eden okullar tercih edilmiştir. Bu inceleme sonucunda söz konusu okulların benimsedikleri yaklaşımlarla, gerek fiziksel özellikler bakımından gerekse felsefesinin içselleştirilmesi açısından, büyük oranda tutarlı oldukları ve sanat eğitimini de bu yaklaşıma uygun olarak biçimlendirdikleri söylenebilir. Waldorf Yaklaşımı'nı benimseyen iki okulda sanatın tinsel ve terapötik yönüne vurgu yapılmıştır. Montessori Yaklaşımı'nı benimseyen üç okulda da görsel sanatların çocuğu ilkokula hazırlama, çocuğun el becerilerini geliştirme yönündeki önemi vurgulanmıştır. Bu üç okulun ikisinde Montessori standartların dışında görsel sanatlar eğitimine yönelik branş derslerinin olduğu belirlenmiş, iki okulun birinde ise branş derslerine katılım zorunlu kılınmıştır. İncelenen Reggio Emilia ilhamlı iki okulda ise sanatın, çocuğun önemli bir ifade aracı olduğu ve bu nedenle de merakları doğrultusunda başlatılan projelerde çocuğun çeşitli sanat türlerini kullanarak kendisini ifade etmesini destekledikleri saptanmıştır.
Güncel sanatta iğrenme kavramının varoluşçu felsefe bağlamında incelenmesi
Araştırmanın amacı, varoluşçu felsefe çerçevesinde güncel sanatta iğrenme içerikli çalışmalara yönelmenin nedenlerini sorgulamaktır. Bu amaç doğrultusunda iğrenme kavramının ne olduğu, neden sanata dâhil edildiği, estetik bir değer olarak anlamı, ilişkide olduğu diğer kavramların neler olduğu ve sanatta ne şekillerde görünür kılındığı gibi konulara açıklık getirilmeye çalışılır. Son yıllarda yaygınlaşan iğrenme içerikli sanat çalışmalarında bedenin ve bedensel atıkların malzeme olarak kullanımının büyük rol oynadığı gözlenir. Varoluşçu felsefenin de insan odaklı olması nedeniyle iğrenme kavramı çok geniş bir yelpazede inceleme imkânı sunar. Bu sebeple araştırma, beden kavramı etrafında şekillendirilir. Ancak bu sanat tarihsel bir şekillendirmeden ziyade iğrenme kavramının sanatsal algıda yarattığı değişimin incelenmesidir. Araştırma yöntemi psikoloji temelli bir kavramın aynı zamanda felsefi ve sanat tarihsel sorgulanmasını içerir. Betimsel bir çalışma olarak planlanıp disiplinlerarası araştırma modeli kullanılarak kavramın farklı disiplinlerce nasıl ele alındığı incelenir.
Ortaokul görsel sanatlar dersinde sanat eserleriyle bağ kurmanın aracı olarak ekfrasis
Bu araştırma, sanatsal bir eleştiri türü olarak kabul edilen "ekfrasis"in ortaokul görsel sanatlar dersi kapsamında, öğrencilerin sanat eserleriyle bağ kurmasında bir araç işlevi görebileceği düşünülerek yürütülmüştür. Çalışma aynı zamanda, ekfrasis türünün ortaokul görsel sanatlar dersi kazanımlarına bir öneri niteliğinde tasarlanmıştır. Yapılan araştırmanın nihai bulgularının sanat eğitimi etkinliklerine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Araştırma, deneysel bir çalışma olarak 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Adana ili Pozantı ilçesinde bulunan bir ortaokulun (Pozantı Atatürk Ortaokulu) 7. sınıf öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya; 10 kişi deney grubunu, 10 kişi kontrol grubunu oluşturacak biçimde belirlenen iki şubeden toplamda 20 öğrenci katılmıştır. Veriler uzman görüşleriyle oluşturulan ön test ve son test formu aracılığıyla elde edilmiştir. Ön test ve son test formları; betimleme, çözümleme, yorumlama, yargı süreçlerine ait toplamda 13 açık uçlu soru içermektedir. Uygulama aşaması için planlanan süreç doğrultusunda deneysel çalışma için iki grup seçilmiş; bu grupların biri deney grubu, diğeri ise kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Kontrol grubuyla görsel sanatlar dersi müfredatında yer alan eleştiri yöntemi kullanılarak (betimleme, çözümleme, yorumlama ve yargı aşamalarından oluşan Feldman Eleştiri Modeli) eleştiri etkinlikleri yapılmış ve süreç boyunca mevcut kazanım yönergesi dışına çıkılmamıştır. Çalışmada esas işlemin uygulandığı ve etkisinin ölçülmeye çalışıldığı grup deney grubu olmuştur. Bu doğrultuda deney grubuyla "ekfrasis" eleştiri türü kapsamında eser incelemeleri yapılmış ve bu süreç toplamda 6 haftada tamamlanmıştır. Kontrol ve deney grubu öğrencilerinin yazdıkları metinlerde içerik analizi yapılmıştır. Aynı zamanda bulgular nicelleştirilerek de betimlenmiştir. Deney grubunun süreç içerisinde yaptığı ekfrasis türünün gereği olarak sanat eserine kendinden bir hikâye ekleme, ayrıntıları kurguyla bütünleştirme gibi yaklaşımlarda bulunduğu son testlerin analizleri ile kontrol grubunun Feldman'nın geliştirdiği eleştiri modeline dayalı gerçekleştirdikleri eleştiri metinleri arasında dikkate değer bir farklılık gözlenmiştir. Deney grubunun sanat eserlerinden bir öykü, şiir ya da hikâye türetme çalışmaları esere daha derinlemesine bakmalarını sağlamıştır. Esere daha derinlemesine bakma eylemiyle birlikte; sanatçıyla, eserdeki öznelerle empati kurma eğiliminin daha güçlü olduğu saptanmıştır. Çalışmanın sonucunda deney grubu daha önce karşılaşmadıkları ekfrasis türünü denemekten çok keyif aldıklarını belirtmiş ve yeni eser incelemeleri için gönüllü olmuşlardır. Süreçte elde edilen ekfrastik metinler söz konusu yaş grubundan beklenenin üzerinde olmuş, bu durum katılımcıların eser analizi konusunda cesaretini artırmıştır. Ekfrasis sayesinde öğrencilerin yeni eser incelemelerine sıcak bakması, eser ayrıntılarını merak etmeleri ve araştırmaya gönüllü olmaları deney grubunun bu tür aracılığıyla sanat eserleriyle bağ kurduğunun göstergesi olarak kabul edilmiştir. Ulaşılan sonuçlar doğrultusunda, çalışmanın yeni ve farklı açılarla ele alınabilecek araştırmalarına önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ekfrasis, görsel sanatlar dersi, sanat eğitimi.
Güzel sanatlar eğitimi bölümü resim-iş öğretmenliği programlarına güzel sanatlar lisesinden gelen öğrencilerin motivasyon durumlarının incelenmesi
Motivasyon, özellikle eğitim psikolojisinde ana fenomenlerden biridir. Genel olarak motivasyon teorileri, bir insanı neyin harekete geçirdiğinin veya onu neyin hareketsiz kıldığının ve eylemi sürdürmede neyin etkili olduğunun cevabını arar. Karmaşık ve çok faktörlü bir süreç olan motivasyon, hem iç hem de dış koşullarla ilişkilidir. İçsel motivasyon bilgi, başarı ve kendini geliştirme gibi ihtiyaçların karşılanmasıyla ilgiliyken dışsal motivasyon saygı, kabul ve takdir görme gibi toplumsal faktörlerin etkisiyle oluşmaktadır. İnsan davranışlarında önemli yere sahip olan, öğrencilerin başarısından ve başarıya ulaşma arzusunu oluşturmasından dolayı motivasyonun akademik eğitim süreçteki önemi de yadsınamaz büyüklüktedir. Bu araştırmada, güzel sanatlar liselerinden mezun olup resim-iş öğretmenliği programlarında eğitim alan öğrencilerin motivasyon durumları incelenmiştir. Güzel sanatlar lisesi mezunu olup resim-iş öğretmenliği programlarına kayıtlı olan öğrencilerle yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiş ve bu görüşmeler dikte edildikten sonra içerik analizi yapılmıştır. Güzel sanatlar lisesi mezunu öğrencilerin yükseköğretime başlamadan önce beklentilerinin eğitim durumlarına göre şekillendiği tespit edilmiştir. Katılımcıların tamamı yükseköğretimden akademik, fiziki koşullar ve öğretim kadrosu vb. konularda beklentileri olduğunu; ancak çoğu beklentilerinin karşılanmadığını ifade etmiştir. Katılımcıların beklentilerinin yüksek olması ve bu beklentilerin karşılanmaması öğrencilerin motivasyonunun düşmesine neden olmaktadır. Bunun temel sebebi, güzel sanatlar lisesi ve resim-iş öğretmenliği programlarının fiziki altyapı ve alan derslerinin isimleri ve içerikleri bakımından benzer olmasıdır.
Çağdaş bir kişisel portre üslubu oluşturma aracı olarak Barok dönem teknik ve yaklaşımları
Resim sanatında bir figürün genellikle belden yukarısını gösteren ve özellikle omuzlar ve başı betimleyen resimler portre olarak adlandırılmaktadır. İlk yetkin portre örnekleri Greko-Romen kültürün egemenliğindeki Mısır'da Fayyum bölgesinde tabut nesnesi olarak üretilen portrelerdir. Natüralist eğilim açısından başarılı portre örneklerini oluşturan bu resimler önemli kişilere ait olmadığı bilinen ilk resimlerdir. Milattan sonra dördüncü yüzyıldan sonra Hristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesiyle birlikte erken Rönesans dönemine kadar gerçekçi temsil sanattan dışlanmıştır. 15. yüzyılla birlikte benzerliğin belirginleştiği portre örnekleri ortaya çıkmıştır. Bu değişiklik, günlük yaşama ve bireysel kimliğe yönelik yeni bir ilginin yanı sıra Greko-Romen geleneğinin yeniden canlanmasını yansıtıyordu. Portrenin yeniden dirilişi bu nedenle Avrupa'da Rönesans'ın önemli bir tezahürü oldu. 17. yüzyıl felsefesi ise Rönesans'ın sağladığı birikimlerden, bütünlüğü olan bir düşünce bağlantısı geliştirmiştir. 17. yüzyıl felsefesi gözlem ve deney yerine fizik ve matematik kavramlara dayalı olarak biçimlenmiş, rasyonalizm yüzyıllarca aradan sonra yeniden canlanmıştır. Bu dönemde izleyicinin sadece portreye ve yüzdeki ifadeye odaklanması için sanatçılar, Rönesans ve maniyerist dönemde geliştirilmeye başlanan boya, ışık, gölge ve renk kullanımını ödünç alıp etkisini artırarak kullandılar. Barok dönem sanatçıları bu yolla kişinin fiziksel görünümünün yanı sıra güçlü ve dramatik bir duygusal etki yaratmayı da başarmıştır. Seküler liderlerin giderek daha fazla egemen olduğu bir toplumda, zengin bir şekilde giydirilmiş figürlerin görüntüleri, önemli kişilerin otoritesini onaylamanın bir yolu olmuştur. Flaman ressamlar Anthony van Dyck (1599-1641) ve Peter Paul Rubens (1577-1640) bu tür portrelerde başarılı olurken, Jan Vermeer (1672-1675) çoğunlukla orta sınıf mensuplarının portrelerini üretmiştir. Bu çalışma, 17. yüzyıldan günümüze kadar resim sanatında önemli dönüşümleri işaret eden portre örneklerini ve özellikle Barok dönem resmine karakterini kazandıran teknik ve yöntemleri, plastik özellikleriyle incelemeyi ve bu incelemeler sonunda elde edilen bulguların kişisel sanat çalışmalarımın özgünlüğüne sağlayacağı olanakları araştırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca bu araştırmalar kendi resimlerimin sanat tarihiyle olan bağlarını anlamamı sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Resim sanatı, portre, Barok sanatı, Barok resmin teknikleri
The relationship between murals and revolutions: Iraq as example
Political and artistic history tells us that murals often have a vital message as a form of claiming rights and as a form of social and political criticism; In addition to the fact, murals play a very active role in expressing the rights of people, it also aims to show how mural art can be an act of protest, that is a visual expression of the demands for freedom, equality and a cessation of violence. The literature review shows that there are no studies examining Iraqi murals in the context of their relationship with the revolution. The lack of work on this subject is a problematic situation in terms of understanding the demands of Iraqi artists and understanding the murals produced in Iraq. Depending on this problem, the answers to the following questions will be sought: How relevant are Iraqi murals to revolutions? What social and political issues do Iraqi murals focus on? How do Iraqi murals express social and political problems? The study aims to investigate, clarify and shed light on the importance of revolutionary murals in communicating the issues of the Iraqi people. However, at the stage of conceptual discussion and literature review, the researcher will try to explain the relationship between murals and revolutions by examining the murals from different countries and societies in this context. This study was planned as qualitative research. Qualitative research methodology plans to examine and interpret social phenomena within the social context they are connected to, with an approach based on theorizing. The study is consists of four parts: In the first part; The problem, purpose, method, importance and limitations of the study will be described. In the second part, the theoretical framework is created: The history and development of mural art and different murals techniques are examined. In addition, masterpieces and pioneering artists focusing on revolutions, social crises, social and political criticism will be examined. In the third chapter, the history of and tradition of the Iraqi mural is examined. The fourth chapter focused on murals produced in Iraq after 25 October 2019. After the aforementioned date, e-mail, phone calls and face-to-face semi-structured interviews hold with the 10 (ten) most influential young artists living in Iraq. The data obtained through the interviews is dictated and the meanings attributed to the murals by Iraqi artists are determined by analyzing the content of these texts. The fifth chapter included study results and recommendations from data collection and analysis. The findings show that there is a relationship between murals and revolutions and the artists chose the wall to express their thoughts freely, to serve the revolution and to have a role in the liberation of the country. The murals had a positive impact on the square and the protesters alike by turning the square into an art gallery full of life and making the protesters claim for change for the better, by spreading cultural, political and social awareness among people. Keywords: Mural, Iraqi art, Iraqi October Revolution, Iraqi muralists.
Sosyal eleştiri aracı olarak feminist temellük uygulamaları
Bu tez çalışmasının temel amacı, sanatın bilinen ilk çağlarından bu yana kadınlık rollerinin, feminist kadın sanatçıların incelenmesi ve sosyal eleştiri aracı olarak feminist temellük uygulamaları yapmaktır. Toplumsal yapı içerisinde cinsiyete çeşitli roller atfedildi. 19. yüzyılın sonundan itibaren biçimlenmeye başlayan feminist hareket, toplumsal cinsiyet rollerini sorgulayan önemli siyasal ve düşünsel hareket oldu. Dahası kadının sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamda daha görünür olmasında önemli bir rol oynadı. Feminizm, günümüze kadar dört dalga hareketi olarak ele alındı. Sanat, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin etkilerini taşıyan alanlardan biridir. Feminist hareketler; kadınların sanat alanındaki rollerde çok büyük bir değişime neden oldu ve daha fazla kadın sanatçı sanat alanına dahil olmaya başladı. 1960'lı yılların sonundan itibaren de feminist sanat biçimlenmeye başladı. Feminist sanatçılar için cinsiyet kimliğinin ve cinsiyet rolünün temel bir parçası olan beden sunumu önemli bir yere sahiptir. Judy Chicago, Jenny Saville, Kiki Smith, Louise Bourgeois, Cindy Sherman gibi birçok feminist sanatçı; kadın bedenine ilişkin çalışmalar üretti. Bu çalışmada, söz konusu feminist sanatçıların çalışmalarını daha detaylı incelemem gerekti. Ayrıca bu süreçte günümüz kadınlarına atfedilen cinsiyet rollerini de sorgulamam gerekti. Özellikle; temizlik, bulaşık gibi işlerin kadınların görevi olarak belirtilmesini, aynı zamanda kadınların çekici, bakımlı olmalarını dahası modaya uygun davranıp modaya göre kıyafetler seçmelerinin sebeplerini irdeledim. Bu süreçte çeşitli teknik ve boyutlarda toplam 210 tane çalışma yaptım. Yaptığım resimlerden 81 tanesi ile amacıma ulaştığımı düşünüyorum. Bu çalışmada 51 tane resmimin görseli yer almaktadır.
Yeni bir plastik dilin biçimlendirme aracı olarak Richard Wagner, Gustav Mahler, Arnold Schöenberg ve Fazıl Say besteleri
Bu araştırmanın amacı resim ve müzik ilişkisi, müziği resmeden sanatçıların ele aldıkları yöntemlerin incelenmesi ve bu bağlamda uygulama çalışmaları yapmaktır. Sanat tarihi, resim ve müzik ilişkisinin temellerini Aristoteles'e kadar dayandırmakla birlikte en önemli kuramsal çalışmalar, Kandisnsky ve Klee tarafından gerçekleştirilir. Bu çalışmaların en önemli metni Kandinsky'nin Sanatta Tinsellik Üzerine adlı kitabıdır. Kandinsky, bu çalışmasında resim ve müzik ilşkisi üzerine çok önemli tartışmalar gerçekleştirir. Önemi tartışmalarından biri her notanın bir renge karşılık gelebileceğidir. Kandinsky kuramsal tartışmaları dışında müziği betimleme olarak tanımlayabileceğimiz resimleriyle de çalışmamız bakımından önemlidir. Kandinsky'nin çalışmalarından sonra resim ve müzik ilişkisi üzerine belirgin bir şekilde kuramsal tartışmalar artar ve müziği resmeden sanatçılar farklı teknik ve yöntemlerle uygulama çalışmaları gerçekleştirir. Çalışmanın II. Bölüm'ü; filozoflar, bilimciler tarafından gerçekleştirilmiş olan resim ve müzik ilişkisinin teorik tartışmaları; müzik ve resim ilişkisi bağlamındaki çalışmalarıyla öne çıkan sanatçılar ve ilgili eserlerinden örnekleri içermektedir. Çalışmanın III. Bölüm'ü için Richard Wagner, Gustav Mahler, Arnold Schöenberg ve Fazıl Say'ın bestelerinin plastik yorumlarına dayalı uygulama çalışmalarından oluşmaktadır. Bu bölüm, kişisel çalışmaların açıklanmasına dayalı olduğu için dilde de bir değişiklik gerçekleştirilmiş ve araştırmacı özne rolüne geçirilmiştir. Üçüncü şahıs zamiri kullanmanın bu çalışma bakımından nesnel ton yaratması, çalışmanın amacı bakımından bir sorun olacağından ve açıklamaları olumsuz etkileyeceğinden ilk şahıs zamiri kullanılmıştır.
Görmenin teknik aracı olarak yeni medya ve resim sanatı ilişkisi
Günümüz teknolojisini oluşturan yeni medya araçları; toplumsal, kültürel ve ekonomik etkilerinin yanı sıra içinde bulunduğumuz zamanın da görme pratiklerini etkilemektedir. Yeni medya araçları görmenin ve göstermenin teknik strateji araçlarıdır. Teknik araçların görme ve gösterme üzerine olan stratejik niteliği önce ilk çağ optik teorileri, perspektif, camera obscura ile ilerlemiştir. Sonrasında ise fotoğraf makinası, sinema, televizyon ve video'nun, teknik araç olarak kullanımı ile devam etmiştir. Dolayısıyla görme ve görsellik teknik araçların stratejisi ile günümüz yeni medyası olan bilgisayar ve yeni ekran teknolojilerine dek sürmüş bulunmaktadır. Yaşadığımız dünyanın görme ve görsellik üzerine olan ilk bilgileri, ilkçağ doğa filozoflarının optik teorilerine dayanmaktadır. Bu teoriler ilk çağ kültürünü oluşturmuştur. Görme üzerine öne sürülen gözden ışın çıktığı düşüncesi bakmayı kötü bir eylem olarak yaymıştır. Ancak Rönesans düşüncesiyle geçmişin bu bakışı, optik teoriler ile birlikte bir resim teorisi ve perspektif tekniğine ve bu sayede de gözü bakışa kuran bir stratejiye dönüşmüştür. Perspektif ve bakışa kurma stratejisi ve bu gelişmelere paralellik gösteren matbaanın, yazı ve bilginin yaygınlaşması ile görsellik kültürü yapılanmıştır. Ardından camera obscura, fotoğraf makinası, sinema, televizyon, video, yeni medya araçları, görmenin ve göstermenin teknik araçları olarak görsel kültürün parçası olmuşlardır. Bu çalışma görmenin ve göstermenin teknik araçları üzerinden ele aldığı kavramlarla bu sürecin resim sanatı ilişkilerini ortaya koymaktadır. Özellikle 1960'lı yıllarda başlayan bilgisayarın sanatsal üretimde bir araç olarak kullanılması Kawano, Labosky, Leon Harmon ile Ken Knowlton'un çalışmaları üzerinden ele alınmıştır. Jeff Koons, Dan Hays, Brian Alfred ve Julian Opie'nin günümüz medya olanağında üretmiş olduğu işler yeni görme ve gösterme olanakları yaratmış aynı zamanda da yeni ifade biçimlerinin ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır.
Görsel sanatlar öğretmen eğitiminde dijital oyun tabanlı öğrenme süreci: Minecraft örneği
Bu araştırmada görsel sanatlar öğretmen adaylarının Minecraft Eğitim Sürümü'nü (Minecraft ES) görsel sanatlar derslerine entegre etme süreçleri ve deneyimlerini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma, eylem araştırması yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, gönüllü ve amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenmiştir. Çalışma grubunu, 2023–2024 eğitim öğretim yılında Akdeniz Bölgesi'nde yer alan bir devlet üniversitesinin eğitim fakültesi resim-iş eğitimi programı'nda öğrenim gören 26 görsel sanatlar öğretmen adayı oluşturmaktadır. Uygulama sürecinde, katılımcılar seçtikleri görsel sanatlar dersi kazanımları doğrultusunda Minecraft ES üzerinde özgün ders uygulamaları geliştirmiştir. Uygulama süreci; planlama, uygulama, gözlem ve yansıtma aşamalarını içeren döngüsel bir model üzerine kurulmuş, her döngü bir önceki uygulamadan elde edilen çıktılara göre yeniden şekillendirilmiştir. Bu yapısıyla araştırma, sürekli gelişen ve dönüşen bir öğrenme sürecine dayanmaktadır. Katılımcılar, zaman sınırlaması, yapılan değerlendirmeler sonrası yapılan yeni planlamalar ve bireysel Minecraft deneyimleri doğrultusunda farklı sayıda döngü tamamlayarak süreçlerini sonlandırmıştır. Araştırmanın nitel verileri; uygulama öncesinde, sürecin içerisinde ve sonrasında yapılan görüşmeler, gözlemler, yansıtıcı paylaşımlar ve dokümanlar aracılığıyla toplanmış; betimsel ve içerik analizi yöntemleriyle çözümlenmiştir. Bulgular, öğretmen adaylarının Dijital Oyun Tabanlı Öğrenme (DOTÖ) konusunda pedagojik farkındalık ve deneyim kazandıklarını; Minecraft ES'ye yönelik önyargılarında önemli ölçüde olumlu değişim yaşandığını ve bu platformun sanat eğitimi bağlamında kapsayıcı ve etkili bir araç olarak değerlendirildiğini ortaya koymuştur. Bu doğrultuda, görsel sanatlar eğitimi veren kurumlarda dijital oyun temelli öğrenme uygulamalarına ve bu uygulamaların öğretimsel kazanımlarına yönelik daha fazla araştırma yapılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Görsel sanatlar öğretmen eğitimi, Minecraft ES, dijital oyun tabanlı öğrenme, eylem araştırması
Çağdaş portre sanatında lifin materyal olarak kullanılmasına yönelik uygulamalar
İplik günümüzde sanatçılar için oldukça ilgi çekici bir malzeme haline geldi. Sanatçılar ipliğin farklı niteliklerini ön plana çıkararak eserlerinde değişik anlatım yollarına gittiler. İplik çizgi olarak kullanıldığı gibi ipliğin hissedilebilir yapısı, rengi, dokusu, kalınlığı, sertliği ya da yumuşaklığı gibi özellikleri ipliği; sanatçılar için cezbedici kıldı. İpliğin tarihine bakıldığında ilk kullanımına dair net bir bilgi olmamakla beraber, insanların liflerden ip yaparak ipi dokuma işini icat ettiği görülmektedir. Böylece insanlar ipliği hem giyeceklerinde kullandılar hem de barınaklarının yapımında kullandılar. Hayvan kemiklerinden yaptıkları iğnelerle deri ve kürkleri birleştirerek dokuma giysiler elde ettiler. M.Ö. 7.000 yılına tarihlendirilen en eski dokuma giysi Türkiye'de bulunurken M.Ö. 6.500 yılına tarihlendirilen en eski iğne işi ise İsrail'de bulundu. 18. Yy.'da Sanayi Devrimi ile fabrikasyon üretim başladı. Sanayi Devrimiyle beraber el sanatlarının da yok olmaya yüz tutmasıyla buna tepki olarak İngiltere'de Art&Craft hareketi doğdu. 20. Yy ile sanatçılar farklı anlatım yollarını tercih etmeye başladılar. Bauhaus Okulunun yaratıcılık ve tasarım kavramlarını benimsemesiyle goblen, kumaş ve iğne işine önem verildi. Böylece nakış zanaat kimliğinden sıyrılarak sanatsal kimliğine kavuştu. 1. Lozan Tepestry Bienali'ne katılan Gunta Stölz, Anni Albers ve Otto Berger, lif sanatının oluşumuna katkı sağlamış Bauhaus ailesine mensup sanatçılardır. Magdalena Abakanowicz, Sheila Hicks, Claire Zeisler ve Lenore Tawney gibi çağdaş sanatçıların lif sanatına katkıları da bu alanın sanatta kendine daha sağlam yer kazanmasına sebep olmuştur. Bu çalışmada portre sanatı, sanatçıları, çağdaş portre sanatı ve çağdaş portre sanatında lifin kullanıldığı çalışmalar incelenmiştir. Bu çalışma; inceleme sürecinde elde edilen bulgular ışığında kendi sanatsal dilimin oluşması bağlamında, kişisel sanat üretimlerimin gelişimini ve dönüşümünü, üretimlerimle beraber gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.