Theses supervised by Prof. Dr. Naci Birol Muter
13 theses · Manisa Celal Bayar University
Kurumlar vergisindeki istisna ve muafiyetlerin makro ekonomik sonuçları
EK 5 ÖZET Bu çalışmada, Türk kurumlar vergisi sistemine çeşitli ekonomik gerekçelerle dahil edilen istisna ve muafiyet uygulamalarının makro ekonomik etkileri değerlendirme konusu yapılmıştır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, kurumlar vergisi uygulamasının makro büyüklükler üzerindeki olası olumsuz etkilerini hafifletmek ve bu etkileri, kalkınma lehine çevirebilmek amacıyla uygulamaya konan istisna ve muafiyetler, yaratacağı sonuçlar itibariyla tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Uygulamaya konan her vergi teşvikinin, sonuçta vergi hasılatında azalmaya neden olması ve buna bağlı olarak kamu hizmetlerinin niteliği ve çeşidinde de olumsuz etkilerinin ortaya çıkması doğaldır. Bütün bunlar göz önüne alındığında, bu tür uygulamaların etkinliklerinin belirlenmesi açısından, makro ekonomik etkilerinin değerlendirilmesi önem kazanmaktadır. Türk kurumlar vergisi sisteminde yer alan istisna ve muafiyetler ile ilgili hükümlerin amaçlar yönünden birbiriyle çelişmesi ve uygulamanın yasal boşluklardan yararlanmaya olanak vermesi; bu hükümlerin makro büyüklükler üzerinde öngörülen etkilerinden uzaklaşmalarına neden olmuştur.
Bütçe sürecine yönelik reform stratejileri (Türkiye için bir strateji önerisi)
ÖZET Son yirmi yıl boyunca bütçe sistemlerinde birçok reform girişimine yol açan yaklaşımlar Dünya çapında yayılmıştır. İngiltere, ABD, Avustralya, Yeni Zelanda ve son olarak Kanada sürdürülemez mali koşullarla karşılaşmış ve bu duruma, bütçeleme, mali yönetim ve raporlama sistemlerinde önemli reformlarla çözüm aramışlardır. Bu reformlar da; bütçe formülasyonu, bütçe uygulaması, finansal raporlama, performans denetimi, planlama ve önceliklerin oluşturulmasının bütünselliği vurgulanmaktadır. Harcama toplamlarının stratejik kontrolü, öncelik oluşturma ve sonuçlar için hesap verme sorumluluğu ile idari otoritenin devredilmesi vasıtasıyla daha büyük etkinlik ve verimlilik düzeyinin sağlanması üzerinde durulmuştur. Bu genel yaklaşımlar kamu sektörü yönetiminde oldukça farklı tarihi geleneklere sahip ülkelerde ortaya çıkmıştır. Bütçe sistemi kurumlarında reformlar yapan ülkelerin koşullan birçok açıdan birbirine benzememektedir. Ancak Türkiye'nin bu ülkelerin deneyimlerinden yararlı noktalan alabilmesi için yeterince benzerlikler bulma olanağı hep mevcut olmuştur. İlke olarak iyi işleyen bir bütçe sistemi, performans açısından üç anahtar hedef olan; "makro mali disiplin", "tahsis etkinliği" ve "teknik etkinliği" başaracak fonksiyon ve kararlan kolaylaştırmalıdır. Türk Bütçe Sistemi bunların tümü açısından sadece ileri düzeyde endüstriyel ülkelerde ulaşılmış standartlarla değil bununla birlikte birçok gelişmekte olan ülkede ulaşılmış standartlarla karşılaştmldığmda, ortaya çıkan tablo hiç iç açıcı değildir. Buna ilave olarak, kamu harcama yönetimi ve hesap verme sorumluluğunun alt yapısı önemli yapısal zayıflıklar sergilemektedir. Mevcut sistem modern bir ekonomi yönetimi açısından bütçeyi işlevsizleştirmektedir. Türk Bütçe Sistemi eğer etkin bir devleti desteklemek istiyorsa büyük bir reforma ihtiyaç duymaktadır. Türkiye'ye özgü problemler; reformun bütçe kapsamının arttınlması, politikalann oluşturulması için kapasite geliştirilmesi, orta vadeli bir çerçeveye sahip bütçeyi ve merkezi bir şekilde kontrol edilen bir bütçe sisteminden harcamacı kurumlara kaynakların kullanımında esneklik sağlayan ve sonuçlar için sorumlu tutulduklan bir sisteme kademeli bir şekilde geçilmesini vurgulamanın zorunlu olacağı izlenimi vermektedir. Bu reform için politik anlayış ve destek, bütçelemeyi hükümet politika ve programlannı destekleyen bir araç haline getirmenin sağlanması için hayati önem taşımaktadır. XII
Liberalizasyon sürecinde uygulanan istikrar politikalarının gelir dağılımına etkisi(1980 sonrası Türkiye örneği)
ÖZET Dünya ekonomisinde 1970'lerin ortalarında başlayan liberalleşme çabalan, 19801i yıllardan itibaren geniş uygulama alanı bulmuştur. Bu dönemde dış ödeme sorunu yaşayan gelişmekte olan ülkelere, uluslararası fınansal kuruluşlar tarafından, krizden çıkmanın, kalkınmanın ve refahın temel unsurları olarak liberalizasyon politikaları önerilmiştir. Ancak bu yeni süreçte, gelişmekte olan ülkeler eski döneme göre, çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya gelmişlerdir. Gelişmekte olan ülkelerde ticari ve finansal liberalleşme sonucu meydana gelen istikrarsızlıklar ve ardından uygulamaya konulan istikrar programlan, dağıtımsal açıdan önemli sorunlan da beraberinde getirmiştir. Uygulamaya konulan istikrar programlan gelir dağılımı üzerinde, devalüasyon, büyüme, sıkı maliye politikası ve desenflasyon politikası araçlanyla etkili olmaktadır. Bu dönemde, hem gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki gelir dağılımı, hem de ülke içi gelir dağılımlan önemli ölçüde bozulma göstermiştir. Gelir dağılımındaki bu bozulmada liberalizasyon politikalan sonucu oluşan krizler ve ardmdan uygulamaya konulan istikrar politikalannm önemli etkisi olmuştur. 1980 yılından itibaren liberalizasyon sürecine giren, aşama aşama ticari ve finansal liberalleşmesini gerçekleştiren Türkiye'de benzer sorunlar yaşanmıştır. Bu dönemde uygulamaya konulan liberal politikalar, ekonomik istikrann sağlanmasında yeterli olmamıştır. Özellikle, 1989 yılında dış sermaye hesabının liberalleştirilmesiyle birlikte, Türkiye ekonomisi çok kmlgan bir yapıya sahip olmuştur. Bu dönemde ortaya çıkan krizler, iç ekonomik dengesizliklerin yanında, daha çok liberalizasyon politikalannm sonucu dışsal faktörlere bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Uygulamaya konulan istikrar programlan ise, liberalizasyon politikalanyla bozulan gelir dağılımında daha dengesiz sonuçlann oluşmasına yol açmıştır. Bu çalışmada, liberalizasyon sürecinde ortaya çıkan istikrarsızlıklar ve istikrar programlannm gelir dağılımı üzerinde meydana getirdiği etkiler incelenmiştir. Bu alanda yapılmış çalışmalar, liberalizasyon sürecinde dünyada gelirin dağılımı, ülke örnekleri konunun daha iyi analiz edilmesi için incelemeye dahil edilmiştir. VIII
Türk vergi sisteminde istisna ve muafiyet uygulamalarının vergilemenin mali amacı bakımından değerlendirilmesi
ÖZET Tarihi gelişim sürecinde vergilemenin amaçlan, devletin görevlerinin gelişimine paralel bir seyir izlemiştir. Klasik devlet anlayışı, devlete yüklediği görevler itibariyle vergilerin tarafsız ve sadece kamu harcamalarını karşılamak amacına yönelik olmasını savunmuştur. Klasik devlet anlayışına göre sadece kamu harcamalarını karşılamak amacıyla mali amaçla vergi toplanırken, refah devleti anlayışında vergileme ile mali amaçların yanında, ekonomik ve sosyal amaçların da gerçekleştirilmesine çalışılmaktadır. Bu amaçların gerçekleştirilmek istenmesinin sonucu olarak vergi gelirlerinin milli gelire oranı 20. yüzyılın başlarında % 5-15 arasında değişirken, 1930' lardan sonra bu oran giderek artmış ve % 25-40 arasındaki bir düzeye ulaşmıştır. Bu durum, milli gelirin yansına yakın bir kısmının (harcamalardan da yararlanmak kaydıyla) vergi yolu ile yeniden dağılıma tabi tutulması sonucunu yaratmıştır. Bu nedenle vergileme, 20. yüzyılda devletlerin elinde iktisadi ve sosyal hayatı düzenlemenin ve iktisadi faaliyetleri yönlendirmenin bir aracı olmuştur. Devletler, toplumsal fayda ve maliyetleri toplumda bireyler arasında kamu harcamalan, kamu gelirleri ve vergi harcamalan aracılığıyla dağıtmaktadır. Çoğu ülkede kamu harcamalan bütçe sürecinden geçirilerek belgeye bağlanırken, vergi harcamalan uygulamasında farklı durumlar ortaya çıkmaktadır. Bazı ülkeler kamu harcamalannda olduğu gibi, vergi harcamalannı da bütçe süreci ile birlikte belgeye dayandırmakta, bazılan bütçe dışında olsa da belgelendirmekte, bazılan ise her hangi bir işlem yapmamakta ve vergi harcamalanmn toplumsal fayda ve maliyetleri konusunda bir fikir oluşmamaktadır. Ülkemizde bu sonuncu grup arasında bulunmakta ve vergi harcamaları ile ilgili veriler her hangi bir değerlendirmeye tabi tutulmamaktadır. Bu çalışmada ülkemizde uygulanmakta olan vergi harcamalanmn en önemli bölümünü oluşturan vergi istisna ve muafiyetleri incelenmiştir. İlk sınırlama Türk Vergi Sistemi'nde vergi gelirlerinin yaklaşık olarak dörtte üçünü sağlayan gelir, kurumlar ve katma değer vergileri ele alınarak yapılmıştır. Gelir, kurumlar ve katma değer vergilerinde vergi harcamalanmn en önemli bölümünü oluşturan vergi istisna ve muafiyetleri; uygulama amaçlan, yürürlük süreleri ve bu düzenlemelerden kimlerin yararlanabileceği ele alınarak açıklanmıştır. Türkiye geneli vergi beyanname özetlerinden yararlanılarak hesaplanması mümkün bulunan vergi harcamalan hesaplanarak, vergi harcamalanmn vergilemenin mali amacı üzerindeki etkileri analiz edilmiştir.
1980 sonrası Türkiye ve IMF ilişkilerinin maliye politikası boyutuyla değerlendirilmesi
IMF, parasal konularda uluslararası işbirliğini güçlendirmek, uluslararası ticaretin dengeli büyümesini sağlamak ve ödemeler dengesi sorunlarını çözmek için oluşturulmuştur. Ancak, dünya ekonomisinde yaşanan gelişmelere bağlı olarak IMF'nin rolü de değişmiştir. 1980'li yıllara kadar daha çok ödemeler dengesi sorunlarını gidermeye yönelik politikalar üreten IMF, 1980 sonrasında yapısal uyum programlan adı altındaki uygulamaları denetleme yolu ile etkinliğini giderek artırmış, küreselleşme sürecine bağlı olarak yaşanan son finansal krizlerde son ödeme mercii rolünü üstlenmiş, kendisini finansal kriz durumunda son ödünç verme mercii ve kriz yönetici olarak görmüştür. Bu çalışma, Türkiye'de uygulamaya konulmuş IMF-Destekli İstikrar Programlarını (1958, 1970, 1978-79, 1980, 1994, 1999 ve 2001 yıllarında) maliye politikası boyutuyla değerlendirmeyi amaçlamıştır. Bunun sonucu olarak çalışmada Türkiye ve IMF arasında imzalanan Stand-By Düzenlemelerinin de üzerinde durulmuştur.
Vergi sistemlerinde küreselleşmeden kaynaklanan sorunlar ve giderici yeni düzenlemeler
Türkiye'de 1980 sonrası dönemde seçim ekonomisi uygulamalarının kamu maliyesine yansımaları üzerine karşılaştırmalı bir araştırma
Bu çalışmada Türkiye'de 1980 sonrası dönemde milletvekili genel seçimlerindeki, seçim ekonomisi uygulamalarının kamu maliyesine yansımaları üzerine karşılaştırmalı bir araştırma yapılmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde seçim ekonomisi teorisi incelenmiştir. İkinci bölümde, her bir milletvekili genel seçimi döneminde yaşanan siyasal ve ekonomik gelişmeler özetlenmiş ve seçim dönemlerinde izlenen maliye politikaları ele alınmıştır. Ardından, seçim ekonomisi uygulamalarının kamu maliyesine yansımalarının ekonometrik analizi yapılmıştır.Seçimlerin kamu harcamaları üzerindeki toplam etkisini görmek için yapılan regresyon analizi tahmin sonuçlarına göre, kamu harcamalarının seçim dönemlerinde artan bir eğilim sergilediği görülmüştür. Seçimlerin tekil etkileri incelendiğinde, kapsam ve koşullara bağlı olarak her seçim döneminin harcamalar üzerinde farklı bir etki yarattığı ortaya çıkmıştır.İncelenen dönemde milletvekili genel seçimlerinin büyük çoğunluğu sonbahar ve Kasım-Aralık aylarında yapıldığı için, ülkemizdeki bütçe uygulamalarında ?Aralık Ateşi? olarak adlandırdığımız, yılsonu harcamalarındaki artış eğilimi ile seçim ekonomisi uygulamalarının ilişkisi de analiz edilmiştir. Tahmin sonuçlarına göre Aralık Ateşi olgusu ile seçimlerin tümü birlikte değerlendirildiğinde, harcamalar üzerinde her ikisinin de bir etkisi olduğu görülmüştür.Harcama bileşenleri açısından yapılan analizlerde de sonuçlar seçimden seçime değişiklik göstermiştir. Bununla birlikte, genel olarak seçim yıllarında transfer harcamaları ve cari harcamaların artış eğilimine girdiği, yatırım harcamalarının ise, güçlü tahmin sonuçları elde edilmemekle birlikte, azalma eğiliminde olduğu tespit edilmiştir. Harcamalarla ilgili elde edilen tahmin sonuçları, ?harcama serisinin devresel hareketleri? ile uyumlu bulunmuştur.
Türkiye'de 1990 sonrası enerji politikalarının (petro-gaz'ın) kamu maliyesine yansımaları
İnsanlık tarihi boyunca enerji, ekonomik ve toplumsal kalkınmanın en temel araçlarından biri olmuştur. Sürdürülebilir enerji politikaları oluşturmak ve uygulamak için enerji kaynaklarına ulaşım ülkeler açısından hayati önem taşımaktadır. Enerji kaynaklarının gelişimi incelendiğinde sanayi devrimiyle birlikte öncelikle kömürün daha sonra petrol ve doğalgazın dünya ekonomileri üzerinde belirleyici rol aldıkları görülmektedir. Günümüzde ekonomideki her sektör doğrudan ya da dolaylı olarak petrol ve doğalgaza bağımlıdır. Bu nedenle petrol ve doğalgaz piyasasında ve fiyatında ortaya çıkan değişimler, oluşturdukları zincir reaksiyonlarla hem ülke hem de dünya ekonomileri üzerinde çeşitli etkiler yaratmaktadır.Türkiye birincil enerji üretimini ağırlıklı olarak kömür ve yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamakta, tüketimini ise bu kaynakların yanı sıra petrol ve son yıllarda hızla artan doğalgazdan karşılamaktadır. Ülkemizdeki petrol ve doğalgaz kaynaklarının yetersiz ve verimsiz olması, bu kaynaklarda dışa olan bağımlılığımızı artırmakta ve bu durum ülkeden her yıl önemli miktarda döviz çıkışına sebep olmaktadır. Artan ithal kaynak bağımlılığı ülkede fiyatlar genel düzeyinin artışına, cari açıklara ve arz kesintilerine neden olmakta ve kamu finansman dengesinin içinde bulunduğu sorunlar üretim artışı sağlayacak yeni yatırımların gecikmeli olarak yapılmasını sağlamaktadır.Bu çalışma 1990 sonrası Türkiye'de enerji politikaları içerisinde petrol ve doğalgazın kamu maliyesine etkilerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Bu kapsamda petrol ve doğalgaz politikalarının kamu gelirlerine, dış ödemeler dengesine, fiyatlar genel düzeyine, ekonomik büyümeye ve istihdama yansımaları üzerinde durulmuştur.
Güçlü ekonomiye geçiş programı ve kamu borç stokunun gelişimi
Türkiye ekonomisinde yaklaşık son 20-25 yıldır görülen yüksek enflasyon, kamu açıkları ve iç ve dış borç miktarlarındaki artışlara paralel olarak çeşitli dönemlerde ciddi ekonomik krizler yaşanmış ve bu krizlerden çıkmak üzere de çeşitli istikrar tedbirleri uygulama konulmuştur.Genel olarak bu programlar, kısa veya orta vadeli olarak enflasyonu düşürmeyi ve makro ekonomik dinamikleri etkileyerek ekonomiyi istenmeyen ve aykırı olan bir denge durumundan başka bir denge durumuna taşımayı hedeflemiştir. Bunun için sıkı para, maliye ve finans politikaları yanında bir kısım yapısal reformların eş zamanlı ve güdümlü olarak yapılması gündeme getirilmiştir. Böylece ekonomide enflasyonun düşürülmesi, istikrarlı bir büyümenin sağlanması, sağlam bir kamu finansman dengesinin oluşturulması, iç ve dış ekonomik dengelerin kurularak globalleşen dünya ilişkileri içinde rekabet edebilir bir yapıya kavuşulması hedeflenmektedir.Uygulama alanına konulan bu tedbirlerin bir kısmı Türk Hükümetleri tarafından bağımsız bir biçimde alınıp uygulanırken diğer bir çok program ise Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası (DB) gibi uluslararası kuruluşlar ile yaptığı anlaşmalara göre bu kuruluşların gözetim ve denetimi altında hazırlayıp uygulamaya geçirmiştir.Bu çalışma, 1990 sonrasında uygulamaya konulmuş IMF Destekli istikrar Programlarının özellikle de Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı sonrasında kamu borç stokundaki gelişmeler değerlendirmeye çalışmıştır. Bunun sonucu olarak da çalışmada uygulanan istikrar programlarında, kamu borçlanma politikalarındaki değişimler üzerinde durulmuştur.
Türkiye'de adalet ekonomisinin karşılaştırmalı analizi
Devlet düzeninin oluşması ile birlikte adalet, devletin temel hizmetleri arasında yer almıştır. Adalet hizmetlerinin etkinliğinin ekonomi üzerindeki etkilerini görebilmek için adalet kavramı soyut bir kavramdan somut bir kavrama dönüştürülmelidir. Bunun için bütçe rakamları, personel sayıları ve dava sayıları gibi adalet hizmetlerine yönelik etkinlik faktörleri kullanılmaktadır. Adalet hizmetlerinin sunumunda etkinlik faktörleri ve bu faktörler kullanılarak hesaplanan kriterler uluslararası karşılaştırmalarda yol gösterici olmaktadır.Adalet hizmetlerinin sunumu, adaletin arz yönünü oluşturmaktadır. Devlet, adalet hizmetini gerçekleştirirken harcamalar yapar. Adalet hizmeti sonunda ortaya çıkan kararlar toplumu olumlu ya da olumsuz olarak etkiler. Dolayısıyla adalet hizmetlerinin etkin sunumu ekonomik yapı ve ilişkileri de etkiler. Türkiye'de adalet hizmetlerinin etkinliği ile adalet harcamaları arasında ve adalet hizmetlerinin etkinliği ile ekonomik göstergeler arasında pozitif yönlü bir ilişki vardır.Adalet hizmetleri ekonomiyi temel olarak mülkiyet haklarının korunması kanalıyla etkiler. Adalet hizmetlerinin ekonomiyi olumlu etkilemesi için adalet hizmetlerinin etkinliğini ölçen mülkiyet hakları endeksinin belirli bir eşik seviyesinin üzerinde olması gerekmektedir. Mülkiyet hakları endeksi eşik seviyesinin altında ise, adalet hizmetleri ekonomik büyümeyi negatif olarak etkiler. Yüksek gelir grubunda yer alan ülkelerin çoğu eşik değerinin üzerinde yer almaktadır. Düşük gelir grubunda yer alan ülkeler ise eşik değerini aşamamıştır.Türkiye ise belirlenen eşik seviyesinin üzerinde yer almaktadır. Türkiye'deki adalet hizmetlerinin ekonomiye pozitif yönde etkisini sürdürmesi için mülkiyet hakları endeksinin eşik seviyesinin üzerinde yer alması gerekmektedir. Bunun için adalet hizmetlerinin etkinliğini artıracak önlemlerin alınması gerekmektedir.
Yolsuzluk - Türk vergi sistemi ilişkisi ve mücadele stratejileri
Yolsuzluk "özel kazanç elde etmek amacıyla kamu gücünün kötüye kullanılması" olarak tanımlanmaktadır. Yolsuzluk global bir problemdir. Yolsuzluk ekonomik, siyasal ve sosyal sistemin işlerliğini kısmen ya da tamamen yitirmesine neden olacak yasadışı ve/veya etik olmayan eylemler bütünüdür. Çalışmada yolsuzluğun özellikle ekonomik sistem üzerindeki etkileri üzerinde yoğunlaşmaktadır. Son dönemde yapılan çalışmalar yolsuzluk olgusunun makro ve mikro ekonomik temelleri bozarak dar anlamda ekonomik krizlere, genel anlamda ise kaynak israfına yol açtığını açık bir şekilde göstermektedir. Türkiye'de, 1985- 2007 dönemine ait veriler kullanılarak yolsuzluk, vergi gelirleri, dolaylı- dolaysız vergiler, vergi yükü ve denetim oranı değişkenleri arasındaki nedensellik ilişkileri test edilmiş, ilişkinin yönü ve büyüklüğü ekonometrik VAR modeli kullanılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmada bulunan ampirik sonuçlar, yolsuzluk değişkeni ile vergi yükü, dolaylı ve dolaysız vergiler arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi bulunduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca yolsuzluktan genel bütçe vergi gelirlerine ve denetim oranından yolsuzluğa doğru tek yönlü nedensellik bulunmaktadır. Bulunan sonuçlara göre uzun dönemde yolsuzlukla mücadelede en etkili değişken vergi yükü olmaktadır. Yolsuzlukla mücadeleye gerek ulusal gerekse küresel düzeyde son derece önem verilmektedir. Yolsuzlukla mücadele, süreklilik ve her alanda uygulamayı gerektirir. Bağımsız medya ve aktif sivil toplum yolsuzluklara karşı savaşta hayati öneme sahiptir. Yolsuzluk şeffaf toplumlarda daha kolay kontrol edilebilmekte ve bu nedenle de şeffaflık yolsuzluğu önleyici etkiye sahip olmaktadır. Önemli olan mücadele stratejilerini doğru belirlemektir. Kamuoyu tarafından desteklenen kararlı bir mücadeleyle başarıya ulaşılacaktır.
Türkiye'de Vergi Hukuku kaynağı olarak bağlayıcı yargı kararlarının analizi (1950-2010 dönemi itibariyle)
Pozitif hukukun kaynaklarını bağlayıcılıkları bakımından asli ve yardımcı kaynaklar olarak ikiye ayırmak mümkündür. Aynı ayrım vergi hukukunda herhangi bir kaynağın yeni bir vergi normu ortaya koyup koymadığı ölçütüne göre de uygulanabilir.Genel olarak pozitif hukukun tüm kaynakları vergi hukuku için de geçerli olmakla birlikte, bu kaynakların bir kısmı vergi hukukunun niteliği gereği bazı ayırıcı özellikler taşır. Pozitif hukuktakilere ek olarak, özelge gibi vergi hukukuna özgü bazı yardımcı kaynaklar da bu alanda görülür. Danıştay içtihadı birleştirme kararları ile Anayasa Mahkemesi iptal kararları pozitif hukukun olduğu gibi vergi hukukunun da asli kaynakları arasındadır.Bu çalışmada, 1950-2010 döneminde Türkiye' de vergi hukuku kaynağı olarak bağlayıcı yargı kararları olan Danıştay içtihadı birleştirme kararları ile Anayasa Mahkemesi iptal kararları ilgili oldukları vergi türü, lehine sonuçlandıkları taraf ve dava tarihi ile karar tarihi ve resmi gazetede yayımlanma tarihleri arasında geçen gün sayıları gibi yönlerden analiz edilmiştir.
Sanatın kamusal mali boyutlarının iktisadi kalkınma süreci bağlamında değerlendirilmesi
Çalışmanın konusunu ?Sanatın Kamusal Mali Boyutlarının İktisadi Kalkınma SüreciBağlamında Değerlendirilmesi? oluşturmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, sanatın sosyalve ekonomik katkılarını ele alarak, ülkelerin sanata yaklaşımlarını, sanatsal destekpolitikalarını incelemek, sanatın iktisadi kalkınmadaki rolü ve önemini ortaya koyabilmektir.Yöntem olarak, konuyla ilgili literatür araştırması yapılmış, süreli ve süresiz yayınlar,bildiriler, raporlardan faydalanılmıştır. Teorik çerçevede sanat ve sanat ekonomisi kavramlarıçeşitli yönleriyle ele alınmış, sanatın kamusal özellikleri, devletin sanata müdahale etmesiningerekçeleri, destekleme yöntemleri incelenmiş, çeşitli ülkelerin sanatı destekleme modellerideğerlendirilmiştir. Türkiye'de devletin sanata yaklaşımı, kurumsal ve mali boyutlarıyla elealınmış, Beş Yıllık Kalkınma Planları'nın sanata ilişkin hedefleri incelenerek, Kültür veTurizm Bakanlığı, TÜİK ve Maliye Bakanlığı'ndan elde edilen veriler ile hedef ve sonuçlaranaliz edilmeye çalışılmıştır.Günümüz ekonomisinde tüm ülkeler, sanatsal faaliyetleri destekleyerek kültürel vesanatsal değerlerin ekonomiye kazandırılması için çaba göstermektedirler. Sanatın ekonomiketkileri olduğu ve kalkınmanın vazgeçilmez bir aracı olarak görülmesi sanat ekonomisikavramını ortaya çıkarmıştır. Sanat, sanat endüstrileri yolu ile uygulanacak olan kültürstratejilerinin ekonomi ile bağlantısının kurulması, refah üretimini ve kalkınmayı sağlayarakyaratıcı ve yenilikçi bir ortam sunmaktadır. Gelişmiş ülkelerde sanatsal hizmet düzeyiyüksektir, bu ülkeler sanatı destekleme konusunda alternatif modeller geliştirmektedirler.