Theses supervised by Prof. Dr. Nimet Ovayolu

15 theses · Gaziantep University

Master'sOpen AccessTR

KOAH tanılı hastalara verilen sağlık eğitiminin günlük oksijen konsantratörü kullanım sürelerine etkisi

Bu çalışmada KOAH tanılı hastalara verilen sağlık eğitiminin günlük oksijen konsantratörü kullanım sürelerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma Kilis Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Klinik ve Polikliniği'nde Temmuz-Kasım 2015 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul izni alındı. Bununla birlikte çalışmanın yapıldığı kurumdan ve hastalardan da izinler alındı. Hasta sayılarının belirlenmesi için power analizi yapıldı. Katılımcılar basit rastgele örnekleme yöntemiyle müdahale ve kontrol grubuna ayrıldıktan sonra, literatür doğrultusunda ve uzman görüşü alınarak hazırlanan veri formu yüz yüze görüşme yöntemiyle dolduruldu. Çalışmanın başlangıcında hastaların geliş zamanına ait bazı verileri (pH, PaO2, PaCO2, FEV1 ve oksijen satürasyonu) kaydedildi. Müdahale grubundaki hastalara eğitim verildikten sonra araştırmacı tarafından hazırlanan eğitim kitapçığı verildi. Dört hafta arayla toplam üç kez telefonla aranılarak hastaların uyum problemleri düzeltilmeye çalışıldı. Son görüşmeden sonra her iki gruptaki hastaların veri formları tekrar doldurularak, sonuçlar eski klinik bulgularla karşılaştırıldı. Verilerin değerlendirilmesinde Student t testi, Ki-Kare, Paired t testi, tek yönlü Anova testi, frekans ve yüzde dağılımları kullanıldı. Çalışmanın sonunda kontrol grubuna da eğitim kitapçığı dağıtıldı. Hastaların %65,1'inin daha önceden sigara kullandığı, %95,5'inin OK kullanımı hakkında bilgi almadığı belirlendi. Eğitim öncesi ve sonrası klinik bulgular kıyaslandığında müdahale grubundaki hastaların günlük OK kullanım süreleri ile PaO2, PaCO2, FEV1 ve oksijen satürasyonu değerlerinde anlamlı bir iyileşme görülürken (p<0.05), kontrol grubunda sadece son üç ayda yaşanan alevlenme sayısında bir iyileşme olduğu saptandı (p<0.05). Eğitim verilen gruptaki hastaların günlük OK kullanım sürelerinde ve klinik parametrelerinde anlamlı bir iyileşme görülmüştür. Bu doğrultuda hastalara verilecek eğitimlerin sürekliliğinin sağlanması ve hasta sonuçlarının yakından izlenmesi önerilebilir.

Akciğer hastalıkları-obstrüktifHemşirelikOksijen+3
Uğur Doğan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik hastalarda motivasyonel görüşme tekniğinin öz yönetim algısı ve metabolik değişkenlere etkisi

Çalışma diyabetik hastalara uygulanan motivasyonel görüşmenin öz yönetim algısı ve metabolik değişkenlere etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Çalışma Nisan-Temmuz 2015 tarihleri arasında bir kamu hastanesinin endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları polikliniğine başvuran, Amerikan Diyabet Birliği kriterlerine uygun olarak son altı ay içinde hekim tarafından Tip 2 diyabet tanısı konulan yetişkin hastalarla deneysel olarak yapıldı. 30 müdahale, 30 kontrol olmak üzere toplam 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Örneklem sayısının belirlenmesi için güç analizi yapıldı. Araştırma öncesi Etik Kuruldan, ölçek kullanımı için ve çalışmanın yapılacağı kurumdan ve hastalardan izin alındı. Çalışmanın verileri; hasta tanılama formu ve Diyabette Öz Yönetim Algısı Skalası (DÖYAS) ile toplandı. Müdahale grubuna motivasyonel görüşmeler yapılıp, görüşmeler sonrasında her iki gruba tekrar anket formunun hasta bilgilerini sorgulayan bölümü ve DÖYAS uygulandı. Araştırmanın verileri Student t, One way anova, Mann whitney U, Kruskal wallis testi, paired t ve korelasyon analizi ile değerlendirildi. Motivasyonel görüşme sonrası müdahale grubundaki hastaların beden kütle indeksi, açlık ve tokluk kan şekeri, HbA1c, trigliserit, LDL ve HDL kolesterol, sistolik-diyastolik kan basıncı puan ortalamaları azalırken, öz yönetim algı puan ortalamalarının belirgin düzeyde arttığı, HDL ve diyastolik kan basıncı dışındaki değerlerde gözlenen bu değişimlerin istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. (p<0,001). Kontrol grubunda ise; trigliserit ve diyastolik kan basıncı dışındaki metabolik kontrol kriteri değerlerinde belirgin olarak artış görüldüğü ve öz yönetim algı puan ortalamalarında ise azalma olduğu tespit edildi. Tip 2 diyabet tanısı alan hastalara uygulanan motivasyonel görüşme tekniğinin hastaların metabolik kontrol göstergelerini olumlu yönde etkilediği ve öz yönetim algılarını yükselttiği saptandı. Bu doğrultuda motivasyonel görüşme tekniğinin diyabetik hastalarda kullanılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Hemşirelik, Öz Yönetim Algısı, Motivasyonel Görüşme

Diabetes mellitusHemşirelerHemşirelik+3
Ayşe Doğru
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Hematolojik maligniteli hastalarda kullanılan farklı solüsyonların oral mukoziti önlemede etkisi

Çalışma hematolojik maligniteli hastalara uygulanan farklı solüsyonların oral mukozite etkisini değerlendirmek amacıyla; randomize, kontrollü, deneysel olarak yapıldı. Araştırma öncesi gerekli izinler alındı. Hasta sayısını belirlemek için power analizi yapıldı. Birinci gruba klorheksidin glukonat ve benzidamin klorür (29 hasta), ikinci gruba kalsiyum ve fosfat (28 hasta) ve üçüncü gruba karadut şurubu içeren solüsyon (24 hasta) uygulandı. Tedavileri başlamadan bir gün önce uygulamaya başlanıp, hastalar nötropeniden çıkana kadar uygulamaya devam edildi. Araştırmanın verileri soru formu ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)'nün "Mukozit Evreleme Skalası" ile toplandı. Hastaların mukozit düzeyleri her gün değerlendirilip kayıt edildi ve elde edilen veriler ki-kare ile analiz edildi. 7. günde tüm gruplarda Evre 3 ve 4 mukozit görülmediği, Evre 0, 1 ve 2 açısından fark olmadığı belirlendi. 14. günde; üçüncü grupta Evre 2 mukozit %8,0 oranında görülürken, bu oranın ikinci grupta %17.9, birinci grupta %16.7 olduğu; Evre 3 mukozit ise birinci grupta %6.7 oranında görülürken, ikinci ve üçüncü grupta hiç görülmediği tespit edildi. 21. günde; Evre 3 mukozitin üçüncü grupta %8.0, ikinci grupta %7.1, birinci grupta ise %13.3 olduğu saptandı (p>0.05). Birinci gruba göre ikinci ve üçüncü gruptaki hastalarda mukozit sıklığının daha az olduğu belirlendi. Bu nedenle oral mukoziti önleme ve tedavisinde özellikle karadut ve kalsiyum-fosfat içeren solüsyonların kullanılması önerilebilir.

Ağız mukozasıBenzidaminKan hastalıkları+7
Merve Harman
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik bel ağrılı hastalarda balneoterapinin ağrı düzeyine etkisi

Bu çalışmanın amacı kronik bel ağrılı hastalarda balneoterapinin ağrıya etkisini değerlendirmektir. Araştırmaya başlamadan önce Gaziantep Üniversitesi Etik Kurulundan, çalışmanın yapılacağı her iki hastaneden ve çalışmaya alınacak olan hastalardan gerekli izinler alındı. İki kurumun fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezlerine Mart 2017-Haziran 2017 tarihleri arasında yatan hastalarla, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Araştırmanın örneklem sayısı power analizi yapılarak belirlendi ve çalışma toplam 61 kronik bel ağrısı olan hasta ile tamamlandı. Araştırmanın verileri, hasta özelliklerini içeren soru formu, 'Vizuel Analog Skala (VAS) ve 'Oswestry Disability Ölçeği ile toplandı. Ölçeğin toplam skoru 0-50 arasında değişmektedir. Toplam skor arttıkça fonksiyonel yetersizlik düzeyi de artmaktadır. Kronik bel ağrısı tanısı olan hastalar balneoterapi ve fizik tedavi alan müdahale grubu ve sadece fizik tedavi alan kontrol grubu olarak iki gruba ayrıldı. Balneoterapi alan müdahale grubundaki hastalar üç hafta boyunca, her gün 20 dakika süreyle, 40 derece sıcaklıktaki termo-mineralli suyun bulunduğu havuzlara tüm vücutları girecek şekilde balneoterapi tedavisi aldı. Aynı zamanda müdahale grubu eş zamanlı olarak yine üç hafta süreyle haftanın beş günü toplam 15 seans fizik tedavi aldı. Sadece fizik tedavi alan kontrol grubuna ise üç hafta boyunca haftanın beş günü toplam 15 seans fizik tedavi uygulandı. Tüm hastalara; tedavilerinin başında soru formu, Oswestry ölçeği, VAS ağrı skalası; tedavilerinin sonunda ise Oswestry ölçeği, VAS ağrı skalası tekrar uygulandı. Araştırmadan elde edilen değerlendirilmesinde t testi, Paired samples t testi, Pearson Ki-Kare testi, Mann Whitney-U, Kruskall Walls ve Fisher Exact testleri kullanıldı. Araştırma kapsamına alınan ger iki gruptaki hastaların tedavi öncesi gruplar arasında VAS puan ortalamaları açısından anlamlı bir farklılık (p=0,788) yokken, tedavi sonrasındaki farkın anlamlı olduğu saptandı. Yine her iki grubun tedavi öncesi Oswestry skoru ortalaması açısından aralarında anlamlı bir fark yokken (p>0,05), tedavi sonrasındaki fark anlamlı bulundu. Sonuç olarak bu çalışmada rutin olarak uygulanan fizik tedavi programına eklenen balneoterapinin, hastaların ağrı düzeylerinde ve fonksiyonel yetersizliklerinde olumlu etki yarattığı saptandı. Elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda kronik bel ağrısı olan hastaların mevcut tedavileri ile birlikte balneoterapi almaları önerilebilir.

AğrıBalneolojiBel ağrısı+1
Sevcan Özkan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi alan hastaların fonksiyonel durumu ve kemoterapinin yaşam kalitesine etkisi

Bu çalışma; kemoterapi tedavisi alan kanser hastalarının fonksiyonel durumunu ve kemoterapinin yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla, Mart–Haziran 2017 tarihleri arasında, Gaziantep onkoloji hastanesine başvuran hastalar ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Örneklemi belirlemek için yapılan güç analizi sonucu 305 kanser hastası araştırma kapsamına alındı. Veri toplama aracı olarak literatür bilgisine dayalı hazırlanan soru formu, (EORTC QLQ-C30) Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Fonksiyonel Yaşam Ölçeği kullanıldı. Çalışmada elde edilen verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metotların (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma) yanı sıra normal dağılımın incelenmesi için Kolmogorov-Smirnov dağılım testi kullanıldı. Hastaların %50,5'inin erkek, %93,8'inin evli, %71,1'inin eşi ve çocukları ile yaşadığı, %42,6'sının ilköğretim mezunu olduğu, %76,1'inin çalışmadığı ve %36,1'inin gelirinin gideri kısmen karşıladığı, %73,4'ünün hastalığını bildiği, %92,2'sinin bu bilgiyi doktordan aldığı, %66,2'sının 4.evrede olduğu, %74,4'ünün başka bir kronik hastalığının bulunmadığı, %68,5'nin ailesinde kanser tanısı alan birisinin olmadığı, %87,5'inin hastalığı nedeniyle sorumluluklarını yerine getiremediği ve %48,2'sinin aldığı tadavinin yaşamını olumsuz etkilediği saptandı. Hastaların yaş, cinsiyet, birlikte yaşadığı bireyler, medeni durum, eğitim durumu ve mesleğinin yaşam kalitesini etkilemediği tespit edildi. Hastaların EORTC QLQ-C30 ölçeği toplam puanının ve ölçeğin tüm alt boyut puan ortalamalarının düşük olduğu, en yüksek üç semptom skorunun ağrı, bulantı-kusma ve yorgunluk olduğu, fonksiyonel yaşam ölçeği toplam puan ortalamalarının ve özellikle sosyal fonksiyonlar ve gastrointestinal semptomlar alt boyut puan ortalamalarının oldukça düşük bulunduğu ve hastaların fonksiyonel durumlarının istendik düzeyde olmadığı belirlendi. Elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda kemoterapi alan kanser hastalarının yaşam kalitesinin ve fonksiyonel durumunun değerlendirilerek uygun hemşirelik girişimlerinin planlanması ve uygulanması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Kanser, kemoterapi, fonksiyonel durum, yaşam kalitesi, hemşirelik.

NeoplazmlarYaşam kalitesiÖlçekler+1
Halime Satan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Epilepsi hastalarının tedaviye uyumları ve etkileyen faktörler

Bu çalışma; epilepsili hastaların ilaç tedavisine uyumu ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla, Mart 2017–Haziran 2017 tarihleri arasında, bir devlet hastanesinin nöroloji polikliniğine başvuran hastalar ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Örneklemi belirlemek için yapılan güç analizi sonucu 325 epilepsili hasta araştırma kapsamına alındı. 18 yaş üstü olan, iletişim kurulabilen, çalışmaya katılmayı kabul eden, epilepsi tanısıyla izlenen, antiepileptik tedavi alan, psikiyatrik sorunu olmayan tüm hastalar çalışmaya dâhil edildi. Veri toplama aracı olarak literatür bilgisine dayalı hazırlanan soru formu ve Morisky uyum ölçeği kullanıldı. Çalışmada elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Pearson Ki-Kare ve Fisher Exact testleri kullanıldı. Hastaların %58.2'sinin erkek, %28.5'inin üniversite mezunu, %32.3'ünün işsiz, %47.7'sinin hastalık süresinin 10 yıldan fazla olduğu, %40.6'sının tek ilaç kullandığı, %82.5'inin düzenli kontrole gittiği ve %59.7'sinin nöbet sıklığının ayda birden az olduğu saptandı.Hastaların %27,7'sinin yüksek, %58,5'inin orta ve %13,8'inin düşük düzeyde tedaviye uyum gösterdiği belirlendi.Hastaların yaş, cinsiyet, öğrenim durumu, meslek, yaşanılan yer ve ekonomik durumunun tedaviye uyum düzeyini etkilediği tespit edildi.Ayrıca hastalık süresi, hastalıkla ilgili bilgi alma, tıbbi tedavi dışında başka bir yöntem kullanma, kontrole gitme, kullanılan antiepileptik ilacın adını ve sayısını bilme, ilaç hakkında bilgi alma, ilaçla ilgili sorun yaşandığında yapılan girişim, ilaç düzeyini ölçtürme ve son bir yılda geçirilen nöbet sayısı ile tedaviye uyum düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu belirlendi. Elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda hastaların tedaviye uyum düzeylerinin ve etkileyen faktörlerin analiz edilerek, olumsuzlukların giderilmesine yönelik girişimlerin yapılması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Epilepsi, tedaviye uyum, etkileyen faktörler, hemşirelik

EpilepsiHasta uyumuHemşirelik+1
Salih Akoluk
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bronkoskopi işleminde müzik eşliğinde yapılan rehberlikli imgelemenin işlemin başarısına, hasta memnuniyetine ve bazı fizyolojik parametrelere etkisi

Bu çalışma, bronkoskopi işlemi sırasında müzik eşliğinde yapılan rehberlikli imgelemenin; hastanın nabzına, oksijen satürasyonuna, kan basıncına, memnuniyetine ve işlemin başarısına olan etkisini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Çalışma bronkoskopi endikasyonu olan ve hekimin işleme uygun gördüğü hastalar ile randomize, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Araştırmaya başlamadan önce kurumdan, etik kuruldan ve hastalardan yazılı onay alındı. Araştırmanın örneklemini her grupta 30 kişi olmak üzere toplam 60 hasta (α=0.05, 1-β=0.80) oluşturdu. Çalışma kriterlerine uygun olan hastalar basit rastgele örneklem yöntemi ile randomize edilerek, müdahale ve kontrol grubuna ayrıldı. Hasta memnuniyetini ve işlemin başarısını değerlendirmek için Visual Analog Scala/VAS kullanıldı. Müdahale grubuna bronkoskopi işlemi başlamadan beş dakika öncesinden ve işlem süresince toplam 15 dakika süre ile müzik eşliğinde rehberlikli imgelem uygulaması yapıldı. Tüm hastaların uygulama öncesi ve işlem süresince kan basıncı, nabız ve solunum hızı ve satürasyonu her beş dakikada bir kayıt edildi. Elde edilen veriler student t, Mann Whitney U ve tekrarlı ölçümlerde varyans analizi ile değerlendirildi. Müdahale grubunda kontrol grubuna kıyasla; işlem sırasında ve sonunda sistolik (p<0.05), diyastolik kan basıncında daha az bir artışın yaşandığı, işlem sırasında artan nabız ve satürasyon değerinin düştüğü belirlendi. Kontrol grubunda ise; işlem sırasında sistolik, diyastolik kan basıncı artışının müdahale grubuna kıyasla daha fazla yaşandığı, benzer şekilde nabız ve solunum hızının arttığı, satürasyon değerinin düştüğü saptandı. Müdahale grubunda yer alan hastaların işlem sırasında daha az bulantı yaşadığı (p<0.05), işlem süresinin daha kısa ve işlemden memnuniyetin daha yüksek olduğu (p>0.05) belirlendi. Bu çalışma sonuçları, bronkoskopi işlemi sırasında müzik eşliğinde yapılan rehberlikli imgelemin hasta sonuçlarına olumlu katkı sağladığını ve güvenle uygulanabileceğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Bronkoskopi, mennuniyet, müzik, yönlendirilmiş imgelem, vital bulgular

BronkoskopiHasta memnuniyetiKan basıncı+4
Cihat Aktürk
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Multiple skleroz hastalarına uygulanan acupressure'un yorgunluğa etkisi

Bu çalışma multiple sklerozu olan hastalara uygulanan akupresürün yorgunluğa etkisini incelemek amacıyla, randomize, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Çalışma öncesinde etik kuruldan, çalışmanın yapılacağı kurumdan ve hastalardan izin alındı. Örneklem sayısı güç analizi ile belirlendi ve çalışma kriterlerine uygun olan hastalar müdahale (30) ve kontrol (30) grubuna ayrıldı. Çalışmanın verileri soru formu ve yorgunluk ölçeği ile toplandı. Ölçekte patolojik yorgunluk için kesme değeri dört ve üstü olup, toplam skorun (maksimum 7) yüksekliği yorgunluğun arttığını göstermektedir. Çalışma sırasında kontrol grubu rutin tedavisini alırken, müdahale grubuna rutin tedavisi ile birlikte, sertifikalı akupresür eğitimi alan araştırmacı tarafından haftada üç kez, toplam dört hafta, Li4, ST36 ve SP6 noktaları kullanılarak akupresür uygulandı. Bu sürecin sonunda her iki grubun yeniden yorgunluk düzeyi değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesinde, Shaphiro Wilk, Student t, Mann Whitney U, ANOVA-LSD, Ki-kare, Allpairwise, Kruskal Wallis testleri kullanıldı. akupresür uygulaması sonrası müdahale ve kontrol grupları arasında yorgunluk puan ortalamaları açısından anlamlı farklılık olduğu görüldü (p< 0,05). Çalışmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda; MS'e bağlı yaşanan yorgunluğun azaltılması için akupresürün uygulaması konusunda MS hastalarına eğitim verilmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: Akupresür, hemşirelik, multiple skleroz, yorgunluk

AkupresürHemşirelikMultipl skleroz+2
Meltem Sungur
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yabancı uyruklu hastalara bakım veren hemşirelerin empati düzeylerine göre kültürlerarası duyarlılıkları

Türkiye'de yaşanan yoğun göç süreci; ekonomik, sosyal, sağlık ve kültürel sorunları beraberinde getirmektedir. Bu kapsamda hemşireler de uygulama alanlarında farklı kültürlerden gelen bireylere bakım verirken farklı sorunlarla karşılaşabilmektedir. Bu doğrultuda etik sorunların yaşanmaması için bakım verilen grubun hastalık ve sağlığı nasıl algıladığını ve buna nasıl tepki verdiğini kavramak oldukça önemlidir. Bu nedenle bu araştırma, yabancı uyruklu hastalara bakım veren hemşirelerin empati düzeylerine göre kültürlerarası duyarlılıklarını belirlemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırmanın evrenini Gaziantep'te yer alan bir kamu hastanesinde görev yapan hemşireler oluşturdu. Çalışmada örneklem seçimine gidilmeden, evrenin tamamına ulaşılması hedeflendi ve araştırma 203 hemşire ile tamamlandı. Veriler soru formu, Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeği (KDÖ) ve Empatik Eğilim Ölçeği (EEÖ) ile toplandı. KDÖ; Bulduk ve ark. tarafından Türkçe'ye uyarlanarak geçerlilik ve güvenirlik çalışması yapılmıştır. Ölçek; iletişimde sorumluluk, kültürel farklılıklara saygı, iletişimde kendine güvenme, iletişimden hoşlanma, iletişimde dikkatli olma alt boyutları ve toplam puandan oluşmaktadır. Ölçekten alınabilecek en düşük toplam puan 24, en yüksek toplam puan 120'dir. Ölçekten alınan toplam puanın artması kültürlerarası duyarlılık düzeyinin arttığını göstermektedir. EEÖ ise; kişilerin günlük yaşamda empati kurma düzeyini ölçmek amacıyla Dökmen tarafından 1988 yılında geliştirilmiştir. Ölçekten alınacak puan 20 ile 100 arasında olup, puanın yüksek olması, empatik eğilimin yüksek olduğunu, düşük olması empatik eğilimin düşük olduğunu gösterir. Araştırmadan elde edilen veriler Student t, One Way Anova ve Kruskal Wallis testleri ile değerlendirildi. Hemşirelerin %35,5'inin 26-33 yaş grupları arasında, %65,0'ının lisans mezunu olduğu, %37,9'unun meslekte 10-20 yıldır, %52,2'sinin nöbet-vardiya şeklinde çalıştığı, %59,6'sının mesleği isteyerek seçtiği, %45,8'inin 0-3 yıldan beri yabancı uyruklu hastalara bakım verdiği ve bu süreçte %97,0'ının sorun yaşadığı belirlendi. KDÖ alt boyut puan ortalamalarının sırasıyla; iletişimde sorumluluk 24,8±4,5, kültürel farklılıklara saygı 21,7±3,7, iletişimde kendine güvenme 16,4±3,5, iletişimden hoşlanma 10,9±2,3, iletişimde dikkatli olma 10,6±2,2 ve toplam puan ortalamasının 84,9±11,2 olduğu saptandı. EEÖ toplam puan ortalamasının ise 67,3±8,6 olduğu görüldü. Hemşirelerin empatik eğilim düzeyi ile kültürlerarası duyarlılık düzeyleri arasında, pozitif yönde istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlılık olduğu belirlendi. Sonuç olarak bu çalışmada yabancı uyruklu hastalara bakım veren hemşirelerin empatik eğilim ve kültürlerarası duyarlılığının "orta düzeyin üzerinde" olduğu, empatik eğilim arttıkça kültürlerarası duyarlılığın da arttığı görüldü. Bu sonuçlar doğrultusunda; yabancı uyruklu hastalara bakım veren hemşirelerin bu süreçte yaşayabileceği sorunların yönetimi konusunda desteklenmesi önerilebilir.

Bakım verenlerEmpatiHastalar+7
Haydar Çevik
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında sıvı kontrolünün yaşam doyumuna etkisi

Bu araştırma hemodiyaliz hastalarında sıvı kontrolünün yaşam doyumuna etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma iki özel hemodiyaliz merkezinde tedavi gören 155'i erkek 145'i kadın toplam 300 hasta ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak; kişisel bilgi formu, sıvı kontrol ölçeği ve yaşam doyumu ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler IBM SPSS 24 programında; Ki-Kare, Student t, One Way Anova ve korelasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Hastaların sıvı kontrol ölçeği puan ortalaması 50.07±8.05, yaşam doyumu ölçeği puan ortalaması 18.52±8.29 olarak bulunmuştur. Hastaların sıvı kontrolü ölçeği alt bölümlerinin puan ortalamalarına bakıldığında en fazla davranış (24.88±4.76) daha sonra sırasıyla tutum (13.77±4.41) ve bilgi (11.42±2.15) alt bölümlerinin geldiği belirlenmiştir. Sıvı kontrol ölçeği ortalama puanının bakımıyla ilgilenenin var olma durumuna, sıvı kontrol ölçeği davranış alt bölümünün cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Yaşam doyumu ortalama puanının gelir durumuna göre karşılaştırılması sonrasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olduğu, gelir durumu yüksek olan hastaların yaşam doyumu ortalamalarının da yüksek olduğu saptanmıştır. Sıvı kontrol ölçeği bilgi düzeyi ortalamasının eğitim duruma göre negatif yönde anlamlı bir farklılık gösterdiği, eğitim seviyesi attıkça bilgi düzeyi ortalama puanının düştüğü belirlenmiştir. Bu araştırmada elde edilen bir diğer anlamlı sonuç da sıvı kontrol ölçeği davranış alt bölümü ortalama puanlarının gelir düzeyi arttıkça azalma eğiliminde olmasıdır. Bu araştırmaya konu, sıvı kontrolünün yaşam doyumuna etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Bu veriler doğrultusunda; eğitimde davranış değişikliği oluşturmak adına kadın hastalara öncelik verilmesi, hastalara sosyal kurum ve kuruluşlardan ekonomik katkı sağlanması, bakımıyla ilgilenecek yardımcısı olmayanlara da kişisel bakım ve sosyal hizmet desteği sağlanmasının hastaların yaşam doyumunu arttırmaya katkı sağlayacağı düşünülebilir. Anahtar sözcükler: Hemodiyaliz, hemşirelik, sıvı kontrolü, yaşam doyumu.

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronikRenal diyaliz+3
Ayyuş Gebel
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakımda çalışan hemşirelerin yorgunluk düzeyinin belirlenmesi

Bu çalışma yoğun bakımda çalışan hemşirelerin yorgunluk düzeyini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemi Mayıs-Haziran 2019 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi yoğun bakımda görev alan 122 hemşireden oluşturuldu. Çalışmaya başlamadan önce etik kuruldan, kurumdan ve katılımcılardan gerekli izinler alındı. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu ve Piper Yorgunluk Ölçeği kullanılarak, yüz yüze görüşme tekniğiyle ortalama 15 dakikada toplandı. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Kolmogorov Smirnov, Shapiro Wilk, Kruskal Wallis ve Mann Withney U testleri kullanıldı. Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalamasının 30,04±5,20, %60,7'sinin kadın, %58,2'sinin evli, %53,3'ünün çocuk sahibi ve %89,3'ünün lisans mezunu olduğu, çalışma sürelerinin ortalaması 89,11±58,85 ay olarak saptanırken, yoğun bakım ünitesinde çalışma sürelerinin ortalaması 62,08±42,71 ay olarak belirlendi. Hemşirelerin çoğunun cerrahi yoğun bakım ünitelerinde görev yaptığı, %73,0'ının 24:00-08:00 saatleri arasında çalıştığı, sadece %13,9'unun fazla mesai yapmadığını belirttiği ve %20,5'inin mesleğini sevmediğini ifade ettiği saptandı. Hemşirelerin %38,59'unun yorgunluk nedeni olarak nöbetleri söylediği, hemşirelere yorgunluklarını nasıl ifade edebilecekleri sorulduğunda %52,5'i "stresli çalışma ortamının yol açtığı gerginlik" derken, yorgunlukla baş edebilmek için ne yaptıkları sorulduğunda ise en sık "uyumak" ve "dinlenmek" sırayla (%41,0) yanıtlarının verildiği belirlendi. Piper Yorgunluk Ölçeği toplam puanının ve alt boyutlarından alınan puanların 24:00 – 08:00 saatlerinde çalışmakta olan hemşirelerde en yüksek olduğu belirlendi. Ölçek toplam puanı ve bütün alt boyut puanlarının mesleğini seven bireylerde en düşük olduğu tespit edildi. Bu çalışmada yoğun bakımda çalışan hemşirelerin yorgunluğunun orta düzeyde olduğu belirlendi. Bu nedenle kurumda hemşirelerin yorgunluğunu azaltacak girişimlerin planlanması önerilebilir.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+4
Sevgi Metin
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Acil serviste çalışan hemşirelerin dikkat ve konsantrasyon düzeyleri

Bu çalışma acil serviste çalışan hemşirelerin dikkat ve konsantrasyon düzeylerini değerlendirmek amacıyla, bir ilin Sağlık Müdürlüğüne bağlı; dört devlet hastanesinin acil servislerinde çalışan hemşirelerle yapılmıştır. Araştırmaya dahil edilecek hemşire sayısı yapılan power analizi sonucu 37 olarak belirlenmiştir ve çalışma 49 hemşire ile tamamlanmıştır. Araştırma öncesi etik kuruldan, çalışmanın yapılacağı kurumdan ve hemşirelerden gerekli izinler alınmıştır. Veriler, hemşirelerin bazı özellikleri ile ilgili 33 soruyu içeren soru formu ve d2 dikkat testi ile toplanmıştır. d2 dikkat testi seçici dikkatin zamanlı ölçümünü sağlar. Bu çalışmada seçici dikkatin belirlenmesinde d2 dikkat testinin sıklıkla kullanılmakta olan alt boyutlarından toplam madde-hata (TN-E), konsantrasyon performansı (KP) ve hata yüzdesi(%E) ile ilgili puanlamalar kullanılmıştır. Elde edilen veriler, frekans dağılımı, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, tek yönlü varyans analizi, Levene testi, çoklu karşılaştırma testi ile değerlendirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda mesai öncesi ve sonrası KP, TN-E ve %E değerlerinin ortalamaları arasında anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Buna göre, mesai/vardiya sonrası hata oranları (%E) ortalaması artmakta, konsantrasyon performansı(KP) ve seçici dikkat(TN-E) azalmaktadır. Bu bulgular doğrultusunda acil serviste çalışma esnasında hata oranının arttığı, dikkat ve konsantrasyon düzeylerinin azaldığı saptanmıştır. Bu nedenle özellikle kaza ve tıbbi uygulama hatası riskinin artabileceği ve buna bağlı olarak personelin kendisine ve bakım verdiği hastalara zarar verebileceği düşünülerek kurumların gerekli önlemleri alması önerilmektedir.

Acil hemşirelikAcil hemşirelikAcil servis-hastane+6
Eren Tümkaya
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Mekanik ventilasyon uygulanan hastalara dinletilen müziğin ağrı, nabız, kan basıncı ve oksijen satürasyonuna etkisi

Bu çalışma müziğin, yoğun bakımda yatan ve mekanik ventilasyon uygulanan hastaların nabzına, sistolik ve diyastolik kan basıncına, satürasyonuna ve ağrıya etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırmaya dahiI edilecek hasta sayısı yapılan power analizi ile 68 (34 müdahale grubu-34 kontrol grubu) olarak belirlendi. Araştırma öncesi etik kuruldan, çalışmanın yapılacağı kurumdan, hastalardan ve yakınlarından gerekli izinler alındı. Veriler soru formu, fizyolojik parametrelerin kayıt edildiği form ve Davranışsal Ağrı Skalası ile toplandı. Müdahale grubuna günde iki kez, 60'ar dakika süreyle, toplam üç gün boyunca, sabahları Rast makamı (enstrumantel), akşamları ise Hüseyni makamı (enstrumantel) dinletildi. Müzik dinletilirken her hastaya özel kulaklık kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesi sonucunda müdahale grubundaki hastaların nabız ve kan basıncı değerlerinin birinci, ikinci ve üçüncü günde değişmediği ancak gün içinde 30. ve 60. dakikalarda 0. dakikaya göre azaldığı; ağrı değerlerinin ise birinci, ikinci ve üçüncü gün sabah, akşam ve gün içerisinde 30. ve 60. dakikalarda 0. dakikaya göre azaldığı tespit edildi. Hem müdahale hem de kontrol grubunda oksijen satürasyon değerlerinin bütün ölçümlerde değişiklik göstermediği belirlendi. Müziğin dinletilme süresi uzadıkça nabız, kan basıncı ve ağrı düzeylerinin olumlu etkilendiği ve bu nedenle müziğin gün içinde uzun süreli dinletilmesi önerilebilir.

AğrıKan basıncıMüzik+7
Ece Belli
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Koroner arter hastalarına verilen eğitimin hastalık yönetimine etkisi

Koroner arter hastalığı; gerekli korunma önlemleri alınmadığında yaşamı tehdit eden kronik bir hastalıktır. Bu nedenle önerilen tedavi ve yaşam tarzı değişikliklerine uyum hastalığın seyrinin kötüleşmemesi açısından önemlidir. Bu doğrultuda bu çalışmanın amacı koroner arter hastalarına akademisyen hemşire tarafından verilen eğitimin hastalık yönetimine etkisinin belirlenmesidir. Randomize kontrollü ve yarı deneysel olarak planlanan araştırma Eylül 2018-Mart 2020 tarihleri arasında Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki bir devlet hastanesinin kardiyoloji kliniğinde yatarak tedavi gören ve koroner arter hastalığı tanısı konan hastalarla yürütüldü. Çalışmaya alınacak olan hasta sayısı güç analizi ile belirlendi ve örnekleme 58 hasta (müdahale grubu=30, kontrol grubu=28) alındı. Veriler bireysel bilgi formu ve uyum soru formu (USF) ile toplandı. Uyum soru formundan alınan puanın artması uyum düzeyinin arttığını göstermektedir. Çalışmanın başlangıcında tüm hastalara bireysel bilgi formu ve USF uygulandı. Müdahale grubundaki hastalara 0. 2. 4. 8. ve 12. haftalarda eğitim verildikten sonra, tüm hastalara USF tekrar uygulandı. Çalışmanın sonunda kontrol grubuna da eğitim verildi. Verilerin analizinde frekans, mann-whitney U test, independent t-test, paired sample test, wilcoxon test ve ki-kare testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak belirlendi. Hastaların %60.3'ü erkek, %87.9'u evli, %94.8'i okuryazar/ilkokul/ortaokul mezunu, %63.8'i giderinden daha az bir gelire sahip olduğu ve hiçbirinin daha önce koroner arter hastalığı hakkında eğitim almadığı belirlendi. Hastaların eğitim öncesi USF puanının müdahale grubunda 22.53±5.48, kontrol grubunda ise 22.25±7.02 iken, (p>0.05), eğitim sonrası müdahale grubunda 32.33±4.82, kontrol grubunda ise 24.04±5.98 olduğu tespit edildi (p<0.001). Koroner arter hastalarına verilen planlı eğitimin hastalığa uyumu arttırdığı görüldü. Bu sonuçlar doğrultusunda, koroner arter hastalarına planlı ve tekrarlı eğitim verilmesi önerilebilir.

Hasta eğitimiHastalıkHemşirelik+2
Uğur Doğan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakımda çalışan hemşirelerin iş güvenliği ve etkileyen faktörler

Bu araştırma, yoğun bakımlarda çalışan hemşirelerin iş güvenliği ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırmanın evrenini Gaziantep'te yer alan üç kamu hastanesinin dahili ve cerrahi yoğum bakımlarında görev yapan hemşireler oluşturmuştur. Yapılan güç analizinde, çalışmanın örneklem büyüklüğü minimum 111 hemşire olarak hesaplanmıştır ve araştırma 137 hemşire ile tamamlanmıştır. Veriler araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan demografik ve iş güvenliğine yönelik bilgileri sorgulayan 18 sorudan oluşan soru formu ve hastanede çalışan sağlık personeli için geliştirilen "iş güvenliği ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Ölçekten alınan puan ölçek madde sayısına bölündüğünde puan aralığı 1-6 arasında değişmektedir. Araştırmadan elde edilen veriler Student t, One Way Anova, Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U testleri ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya alınan tüm hemşirelerin iş güvenliği ölçeği puan ortalaması 2.8±0.8 olarak belirlenmiştir (p<0.05). Dahili yoğun bakımlarda çalışan hemşirelerin iş güvenliği ölçeği puan ortalaması 3.0±0.7 olup, cerrahi yoğun bakımda çalışanlardan (2.6±0.82) yüksektir (p<0.05). En düşük alt boyut puan ortalamasının mesleki hastalıklar ve şikâyetler (1.7±0.9) boyutunda, en yüksek boyut puan ortalamasının ise yönetsel destek ve yaklaşımlar (4.0±1.5), koruyucu önlemler ve kurallar (4.0±1.5) ve fiziksel ortam uygunluğu (4.1±1.4) boyutlarında olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada yoğun bakımlarda çalışan hemşirelerin iş güvenliklerinin yeterince sağlanmadığı ve iş güvenliğinin bazı faktörlerden etkilendiği belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda; yoğun bakım ünitelerinde hemşirelerin güvenliğini arttırmaya yönelik önlemlerin alınması önerilebilir

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+4
Ebru Nacakgediği Çifci
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00

Other supervisors