Theses supervised by Prof. Dr. Nuh Kılıç
11 theses · Aydın Adnan Menderes University
Ratlarda üç farklı anestezik kombinasyonun klinik olarak karşılaştırılması
Amaç: Ketamin-ksilazin, ketamin-medetomidin, ketamin-ksilazin-diazepam kombinasyonları ile anestezi oluşturulduktan sonra ratların vücutlarında oluşan; solunum frekansı, kalp frekansı, vücut sıcaklığı ve diğer klinik parametrelerdeki değişime cevap aramaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışma üç grup halinde toplam 24 rattan oluşmuştur. Her grupta 4 erkek, 4 dişi rat vardır. Bu çalışmada birinci grup ketamin (75mg/kg)-ksilazin (10mg/kg) kombinasyonu, ikinci grup ketamin (70mg/kg)-ksilazin (5mg/kg)-diazepam (5mg/kg) kombinasyonu, üçüncü grup ise ketamin (70mg/kg)-medetomidin (0.2mg/kg) kombinasyonu ile anesteziye alındı. Anestezi süresince solunum frekansı, kalp frekansı, vücut sıcaklığı, perifer oksijen satürasyonu (SpO2); ayakta kalma refleksi, kulak refleksi ve ayak parmak arası refleksleri gibi klinik parametreler 5, 10, 15, 20, 25, 30, 45, 60, 90, 120. dakikalar monitör ve fiziksel muayene eşliğinde kaydedilmiştir. Bulgular: Cerrahi anestezi süresi ketamin-medetomidin grubunda ketamin-ksilazin grubuna göre istatiksel (P=0,045) olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Ketamin-ksilazin ve ketamin-medetomidin grupları arasında kalp frekansı düzeyi bakımından 45. dakikada (P=0,024) ve 60. dakikada (P=0,046) önemli düzeyde farklılık gözlenmiştir. Solunum frekansı düzeyi 10. dakikada ketamin-medetomidin grubuna göre ketamin-ksilazin-diazepam grubundaki düşüş (P=0,027), 60. dakikada görülen artış (P=0,016) istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ketamin-ksilazin-diazepam ve ketamin-medetomidin grupları arasında vücut sıcaklığı düzey bakımından 30. dakikada (P=0,037) önemli düzeyde farklılık gözlenmiştir. Sonuç: Ketamin-ksilazin, ketamin-medetomidin, ketamin-kslazin-diazepam gibi anestezik madde kombinasyonları ile oluşturulan anestezilerin derinliği ve süresinin cerrahi girişimler açısından yeterli olduğu gözlendi. Anahtar Kelimeler: Anestezi, Kalp Frekansı, Rat, Solunum Frekansı, SpO2
Konjenital intestinal atresia'lı buzağılarda klinik, hematolojik ve operatif yaklaşımların prospektif olarak değerlendirilmesi
Ruminantlarda konjenital anomali olgularıyla sıklıkla karşılaşıldığı ve bunların büyük bir bölümünü sindirim sistemi anomalilerinin oluşturduğu çeşitli araştırmacılar tarafından rapor edilmiştir. Kliniğimize getirilen ve çalışma kapsamına alınan 60 atresia koli' li olguların preoperatif, intraoperatif ve postoperatif bulguları değerlendirilmiştir. Preoperatif laboratuvar analizleri kapsamında; buzağıların vena jugularisinden tam kan analizi amacıyla 2ml'lik EDTA'lı tüplere, kan gazları analizi için lityum heparin içeren kan gazı enjektörüne ve pıhtılaşma faktörleri (PT, APTT ve FİB) için 2 ml'lik sitratlı tüplere kan alınıp analiz edilmiştir. Analizler hemogram cihazı (Diatron Abacus Junior Vet 5), kan gazı cihazı (Irma Trupoint Kan Gazı Analizörü), koagulasyon cihazı(Bejing Precil 4 kanallı yarı otomatik koagülometre cihazı, Guanzgzhou) ile gerçekleştirildi. Elde edilen analiz sonuçları SPSS 22.0 istatistik programıyla değerlendirilmiş olup sağlıklı ve atresia koli'li buzağılar arasındaki farklılıklar Independent T- testi ile belirlenmiş, parametrelerin normal dağılım göstermemesi sebebiyle nonparametrik test olan Mann Whitney U testi ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel en küçük anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kullanılmıştır. Çalışma kapsamına alınan 60 atresia koli'li buzağıların %78 inin erkek, %22 sinin dişi olduğu tespit edildi. Buzağıların %95 inin holstein, %5 inin montofon olduğu tespit edildi. Atresia koli'li 13 buzağıya kolostomi uygulanmıştır. Kolostomi operasyonu uygulanan 1 buzağı operasyon sırasında ölmüş, 3 buzağının 15 gün sonrasında yaşadığı ve geri kalan 9 buzağının postoperatif kısa sürede öldüğü tespit edilmiştir. Sağlıklı ve atresia koli'li buzağıların hematolojik, biyokimyasal ve koagulasyon parametreleriyle birlikte postoperatif hayatta kalma indeksleri değerlendirildiğinde; PT ve APTT' nin uzadığı durumlarda DİC oluşabileceği buna bağlı olarakta anomalili buzağılarda mortaliteyi arttırarak prognozu ciddi anlamda etkilediği belirlenmiştir. Koagulasyon faktörlerinin preoperatif değerlendirilmesinin atresia koli'li buzağılarda prognostik olarak önemli olabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: Atresia coli, buzağı, intestinal atresia, klinik ve operatif yaklaşımlar
Tavşanlarda gözyaşı sekresyonu üzerine cinsiyet ve mevsimlerin etkisi
Bu çalışma, tavşanlarda gözyaşı sekresyonu üzerine cinsiyet ve mevsimlerin etkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmada Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı ve Adnan Menderes Üniversitesi Deney Hayvanları Ünitesi olanaklarından faydalanıldı. Çalışma sağlıklı gözlere sahip, 6 dişi ve 6 erkek olmak üzere toplam 12 adet Yeni Zelanda ırkı beyaz tavşan üzerinde yapıldı. Tavşanlar dişi ve erkek olmak üzere 2 gruba ayrıldı ve her biri numaralandırıldı. Bir yıl boyunca her ay, ayın ilk beş günü süresince ve 14., 21. ve 28. günlerinde sabah 9:00 ile 11:00 saatleri arasında Schirmer gözyaşı testi uygulandı. Karşılaştırma amacıyla sağ ve sol göz ölçümleri ayrı ayrı yapıldı ve değerler not edildi.Sonuç olarak çalışmamızda dişi cinsiyette gözyaşı sekresyon miktarının erkek cinsiyete göre istatistiksel olarak önemli derecede düşük olduğu ortaya kondu. Mevsimlere göre yapılan karşılaştırmalarda ise istatistiksel olarak mevsimler arası farkın önemli olduğu belirlendi.Anahtar sözcükler: Tavşan, Schirmer gözyaşı testi, gözyaşı sekresyonu, cinsiyet, mevsim.
Tavşanlarda medetomidin-ketamin ve propofol-fentanil ile oluşturulan anestezinin bazı hemodinamik parametreler ile kardiyak troponin-I ve serum C-reaktif protein konsantrasyonları üzerine etkisi
Bu çalışmada tavşanlarda medetomidin-ketamin ve propofol-fentanil ile oluşturulan anestezinin bazı hemodinamik parametreler ile kardiyak troponin-I ve serum C-reaktif protein konsantrasyonları üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma 1-3 yaş arası, 2-4 kg ağırlığa sahip 9 dişi, 15 erkek toplam 24 adet Yeni Zellanda tavşanı üzerinde yapıldı. Tavşanlar rastgele olarak medetomidin-ketamin (MK grup) ve propofol-fentanil (PF grup) olmak üzere 12'şerli iki gruba alındı. MK grubundaki tavşanlara 0,1 mg/kg medetomidin iv yolla verildikten 5 sn sonra yine iv yolla ketamin 20 mg/kg uygulandı. PF grubundaki tavşanlara ise propofol 10 mg/kg indüksiyon amacıyla iv yolla verildikten sonra 1,3 mg/kg/dk hızda 60 dakika süre ile infüzyon şeklinde gönderildi. Fentanil ise 8 µg/kg dozda hesaplanarak yarısı indüksiyonda, diğer yarısı da 30. dakikada iv yolla uygulandı. Anestezi başlangıcı ve bitişi arasında ayakta kalma, kulak ve parmak arası refleksleri değerlendirildi. İndüksiyon öncesi (preanestezi), indüksiyon esnası (0. dakika) ve sonrasında 5, 10, 15, 30, 45 ve 60. dakikalarda beden ısısı, kalp atım ve solunum sayıları, oksijen saturasyonu ile sistolik ve diastolik kan basınçları kaydedildi. Ortalama kan basıncı formül ile hesaplandı ([2Diastolik+Sistolik]/3). İndüksiyon öncesi, anestezi esnası ve sonrasındaki 6, 12 ve 24. saatlerde alınan kan örnekleri biyokimyasal parametreler (CRP ve cTn-I) açısından analiz edildi. Anestezi öncesi, esnası ve sonraki 6, 12 ve 24. saatlerde çekilen EKG'lerde ikinci derivasyonda P, T dalgaların süreleri ve amplitüdleri, QRS kompleksinin süresi ve amplitüdü, PQ ile QT aralıklarının süreleri değerlendirildi. MK grubunda 10 hayvanda indüksiyonu takiben, PF grubunda ise indüksiyonda 4, infüzyonun belirli sürelerinde ise 2 hayvanda apne şekillendi. Spontan solunum kısa süre sonra geri geldi. Solunum sayısı her iki grupta da başlangıç değerlerine göre azaldı ve istatiksel olarak anlamlı bulundu. Oksijen saturasyonu her iki grup için de 0. dakikadaki değişiklik anlamlı bulundu. Gruplar arasında ise yine 0. dakikadaki fark propofol-fentanil lehine anlamlı bulundu. Vücut ısılarında her iki grupta istatiksel olarak anlamlı değişiklikler saptanmadı. Ortalama arteriyel basınç verilerine göre medetomidin-ketamin grubuna ait değerlerde başlangıç değerlerine göre azalma görüldü ve 5, 10, 15, 30 ve 45. dakikalardaki değişiklikler istatiksel olarak anlamlı bulundu. Propofol-fentanil grubunda ise 5, 10, 15, 30, 45 ve 60. dakikalardaki değişiklikler istatiksel olarak anlamlı bulundu. Gruplar arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı olarak değerlendirilmedi. Medetomidin-ketamin grubunda anestezi indüksiyonu ve 5, 10, 15, 30, 45 ve 60. dakikalardaki kalp atım sayıları başlangıç değerlerine göre azaldı ve bu azalma istatiksel olarak anlamlı bulundu. Gruplar arasında ise 0, 5, 10, 15, 30, 45 ve 60. dakikalardaki değerler medetomidin-ketamin grubu lehine azalma gösterdi ve istatiksel açıdan anlamlı bulundu. Her iki grupta da anestezi esnasında ve sonrasında kalp ritminde değişiklikler kaydedildi. Bu değişiklikler medetomidin-ketamin grubunda sinüs taşikardisi, çoklu ventriküler erken vuru, sinoatriyal blok, bradikardi, paroksismal atriyal taşikardi, atriyoventriküler blok; propofol-fentanil grubunda da taşikardi, çoklu ventriküler erken vuru ve sinoatriyal bloğa bağlı bradikardi olarak sayılabilir. Her iki grupta da 12. saatlerdeki CRP düzeyindeki değişiklik başlangıç değerlerine göre anlamlı bulundu. Medetomidin-ketamin grubunda 6 ve 12. saattaki cTn-I değerlerinde başlangıç değerine göre artış gözlendi ve bu artış istatiksel olarak anlamlı bulundu. Propofol-fentanil grubunda ise 6 ve 12. saatlardaki cTn-I seviyesi medetomidin-ketamin grubuna göre istatiksel olarak anlamlı bir düşüş gösterdi. Sonuç olarak bu çalışmada kardiyak troponinlerin anestezi ile ilişkili erken miyokardial hasarı tespit etmek amacıyla hem eksperimental çalışmalarda ve hem de klinik hastalarda kullanılabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kardiyak Troponin-I, CRP, Medetomidin, Ketamin, Propofol, Fentanil, Tavşan
Geriatrik köpeklerde propofol-izofluran, propofol-sevofluran, alfaksalon-izofluran ve alfaksalon-sevofluran ile oluşturulan genel anestezinin biyokimyasal, hemodinamik ve kardiyopulmoner etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada veteriner hekimlikte sıkça kullanılan propofol-izofluran ve propofol-sevofluran ile nispeten daha yeni bir anestezik kombinasyon olan alfaksalon-izofluran ve alfaksalon-sevofluranın hematolojik, biyokimyasal ve fizyolojik parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışma materyalini çeşitli amaçlarla anesteziye alınması gereken değişik ırk ve cinsiyetten 40 geriatrik köpek oluşturdu. Köpekler rastgele 4 gruba bölünerek farklı anestezi protokolleri uygulandı. Birinci ve 2. gruptaki hastalara 6 mg/kg propofol ile anestezi indüksiyonu sağlandıktan sonra 1. grubun anestezisine izofluran, 2. grubun anestezisine sevofluran ile devam edildi. 3. ve 4. gruptaki hastalara 3 mg/kg alfaksalon ile anestezi indüksiyonu sağlandıktan sonra 3. grubun anestezisine izofluran, 4. grubun anestezisine sevofluran ile devam edildi. Preanestezik dönem, anestezinin 15, 30, 45 ve 60. dakikaları ile anesteziden 60 dakika sonra kan alınarak tam kan sayımı gerçekleştirildi. Serum ALT, AST, üre, kreatin değerleri, preanestezi, anestezinin 15-30. dakikalarında ve anesteziden 60 dakika sonra ölçüldü. Anestezi öncesi değerlendirilen kardiyopulmoner parametreler ve refleksler perianestezik 5, 10, 15, 30, 45, 60. dakikada ve hasta uyandıktan 60 dakika sonra da kaydedildi. Anestezi süresince hastalar monitörize edildi. Propofol-izofluran, propofol-sevofluran, alfaksalon-izofluran, alfaksalon-sevofluran ile oluşturulan anestezilerin derinliği ve süresinin cerrahi girişimler açısından yeterli olduğu gözlendi. Uygulanan dört anestezik ajanın da geriatrik köpeklerde, hematolojik ve biyokimyasal değerleri olumsuz yönde etkilemediği tespit edildi. Sonuç olarak geriatrik köpeklerde propofol veya alfaksalon indüksiyonu sonrası izofluran veya sevofluran ile anestezinin devam ettirilmesi ile hastalarda güvenli bir anestezi sağlandı.
Sığırlarda uzun kemik kırıklarının etiyolojisi ve sağaltım yöntemlerinin etkinliği üzerine bir araştırma
Bu çalışmada, Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Büyük Hayvan Kliniğine 01.07.2014 – 01.11.2015 tarihleri arasında kırık şikayeti ile getirilen sığırlarda kırıkların oluşum nedenleri, dağılımı, radyolojik bulguları,sağaltım yöntemleri ve sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Materyali, toplam 306 sığırdan kırık şikâyeti ile getirilen 63 sığır(%22,90) oluşturdu. Sığırların ırk dağılımı 38 (%60,31) Holstein, 18 (%28,57) Simental 4 (% 6,34) Montafon, ve 3 (%4,76) Doğu Anadolu Kırmızısı şeklinde idi. Hayvanlardan 36 (%57,14)'si erkek, 27 (%42,85) si dişi idi. Yaşları 1 gün – 6 yaş arasında değişti. Rutin klinik ve radyolojik muayeneler gerçekleştirildi. Kırıklar etiyolojik olarak incelendiğin 27 (%42,85) kırık olgusunun doğuma müdahale esnasında, 36 (%57,15)'sının travmaya bağlı şekillendiği saptandı. Yerleşim yeri yönünden kırıklar değerlendirildiğinde en fazla metakarpus (18 %28,57) kırıklarına rastlandı. Bunu, radius ulna (15 %23,81), femur (15 %23,81), metatarsus (5 %7,93), tibia ( 4 %6,35), humerus ( 4 %6,35), coxae (1 %1,58) ve radius ulna metakarpus (1 %1,58) kırıkları izledi. Kırık olgularının 61'i unilateral, 2'si bilateral (metakarpus) olduğu tespit edildi. Kırıkların 9'u (%14,28) açık, 54 (%85,7) tanesi kapalı kırık olduğu tespit edildi Sığırların 41 (%65,08) adedine konservatif sağaltım, 22 (%34,92) adedine operatif sağaltım uygulandı. Vakalardan 29 (%46,03)'u tamamen düzeldi, 21 (%33,33)'i değişik derecelerde topal kaldı, 6 (%9,52)'sı çeşitli nedenlerle öldü, 5 (%7,93)'i tedaviyi reddetti, 2 (%3,17)'si kesime sevk edildi. Sonuç olarak, kliniğe getirilen hasta sığırlar içerisinde kırık olgularının oranının dikkat çekici düzeyde olduğu ve bunların büyük bir kısmını buzağıdan oluştuğu belirlenmiştir Oluşan kırıkların önemli bir kısmının bilinçsiz şekilde doğuma yardım sırasında şekillendiği, buzağıların büyüklerden ayrı tutulması gerektiği kanısına varıldı. Anahtar kelimeler: Sığır, kırık, tedavi
Ortopedik cerrahi amaçlı anesteziye alınan köpeklerde propofol-izofluran ve propofol- sevofluran anestezisinin bazı hematolojik, biyokimyasal ve fizyolojik parametreler üzerine etkisinin araştırılması
Bu çalışmada veteriner hekimlikte sıkça kullanılan propofol-izofluran ve propofol-sevofluran anestezisinin ortopedik cerrahi hasta grubunda bazı hematolojik, biyokimyasal ve fizyolojik parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışma materyalini çeşitli amaçlarla anesteziye alınması gereken değişik ırk ve cinsiyetten 30 köpek oluşturdu. Köpekler her grupta 15 hasta olacak şekilde rastgele 2 gruba bölünerek farklı anestezi protokolleri uygulandı. Preanestezik dönem, anestezinin 15, 30, 45 ve 60. dakikaları ile anesteziden 60 dakika sonra kan alınarak tam kan sayımı gerçekleştirildi. Serum ALT, AST, üre, kreatinin değerleri, preanestezi, anestezinin 30. dakikasında ve anesteziden 60 dakika sonra ölçüldü. Anestezi öncesi değerlendirilen kardiyopulmoner parametreler perianestezik, 15, 30, 45, 60. dakikada ve hasta uyandıktan 60 dakika sonra da kaydedildi. Anestezi süresince hastalar monitörize edildi. Her iki gruptaki hastalara propofol ile anestezi indüksiyonu sağlandıktan sonra 1. grubun anestezisine izofluran, 2. grubun anestezisine sevofluran ile devam edildi. Her iki anestezi grubunda vücut sıcaklığı fizyolojik değerlerin altına düşmüş, solunum sayısı da fizyolojik sınırlara düşmüştür. Her iki anestezik ajanın kullanım esnasında hematokrit düzeyi fizyolojik sınırların altına düştüğü saptansa da istatistiksel olarak anlamlı değildi. Her iki anestezik ajanın hematolojik ve biyokimyasal değerleri olumsuz yönde etkilemediği tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Propofol, İzofluran, Sevofluran, Ortopedik cerrahi, Köpek
Tavşanlarda orşiektomi öncesinde kullanılan ketoprofen, meloksikam ve buprenorfin inintraoperatif analjezik etkilerinin karşılaştırmalı olarak araştırılması
Amaç: Bu çalışmada tavşanlarda cerrahi bir prosedür olan orşiektomi öncesinde kullanılan ketoprofen, meloksikam ve buprenorfinin intraoperatif analjezik etkilerinin karşılaştırılmalı olarak araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma materyalini 8 ay-3 yaş arası, 2.5-5.5 kg ağırlığında, 24 adet erkek, Yeni Zelanda Beyaz tavşanı (Oryctolagus cuniculus) oluşturmuştur. Tavşanlar dört gruba ayrılmıştır. Birinci grup kontrol grubu olup herhangi bir analjezik madde kullanılmamıştır. İkinci gruptaki hayvanlara orşiektomiden 30 dakika önce meloksikam (1 mg/kg), üçüncü gruptaki hayvanlara ketoprofen (3 mg/kg) ve dördüncü gruptaki hayvanalara buprenorfin (0,025 mg/kg) kas içi olarak uygulanmıştır. Tavşanlar her bir analjezik maddelerin enjeksiyonundan 10 dakika sonra im olarak, 0.25 mg/kg dozunda medetomidin ve 35 mg/kg dozunda ketaminin kombine olarak uygulanmasıyla anesteziye alınmıştır. Çalışmada preoperatif, intraoperatif ve postoperatif olarak kalp frekansı(dakika-1), solunum frekansı (dakika-1), vücut sıcaklığı (°C) ve periferal oksijen satürasyonu (SpO2 (%)) ölçümlerinin yanında ağrı skorlaması da yapılmıştır. Çalışma sırasında ayrıca tavşanların marjinal kulak veninden, preoperatif olarak herhangi bir analjezik ve anestezik madde verilmeden önce, ketamine-medetomidine anestezisinden 10 dakika sonra, orşiektomi bitimini takiben ve postoperatif olarak 2., 4. ve 6. saatlerde ependorf tüplere yaklaşık 0,5-1 ml kan örnekleri alınmış ve serum kortizol düzeyleri ölçülmüştür. Bulgular: Kalp frekanslarında meydana gelen değişimlerin her bir operasyon ölçüm zamanı açısından gruplar arasında farklılık göstermediği bununla birlikte her bir uygulama grubunda operasyon zamanlarına göre meydana gelen değişimlerin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir. Solunum frekansının gruplar arasında her bir zaman diliminde anlamlı yönde değişim göstermediği buna karşın meloksikam uygulanan tavşanlarda preoperatif dönemde gerçekleşen ölçümlerin intraoperatif döneme kıyasla anlamlı derecede (p=0,008) düşük olduğu tespit edilmiştir. Buprenorfin uygulanan gruptaki tavşanlarda preoperatif ölçümlere göre intraoperatif ve postoperatif dönemdeki ölçümlerin sırasıyla (p=0,020) ve (p=0,015) düzeylerinde anlamlı olarak farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir.Vücut sıcaklığında her bir ölçüm zamanı için gruplar arasında farklılığın bulunmadığı belirlenmiştir. Her bir grup için operasyonun farklı zamanlarında yapılan ölçümlerde ise meloksikam uygulanan grupta preoperatif-postoperatif ve intraoperatif-postoperatif dönemler arasında istatistiksel olarak anlamlı değişimlerin bulunduğu, buprenorfin grubunda ise preoperatif-postoperatif dönem arasında anlamlı değişimlerin bulunduğu belirlenmiştir. SpO2 değerleri açısından intraoperatif dönemde uygulama grupları içerisinde ketoprofen ve kontrol grubu ölçümlerinin buprenorfin ölçümlerine kıyasla anlamlı derecede düşük seyir ettiği belirlenmiştir. Her bir grubun kendi zaman diliminde meydana gelen değişimlerde kontrol grubu hayvanlarının preoperatif döneme kıyasla intraoperatif ve postoperatif dönemlerde SpO2 seviyelerinin daha düşük olduğu, ketoprofen uygulanan grupta ise preopoperatif dönem SpO2 seviyesinin postoperatif döneme göre anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte postoperatif dönemde meloksikam uygulanan hayvanların SpO2 değerleri ile ketoprofen ve buprenorfin uygulanan hayvanlar ile anlamlı düzeyde farklı olduğu belirlenmiştir. Preoperatif dönemde analjezik madde uygulaması ile orşiektomi operasyonu uygulanan hayvanların kortizol seviyelerindeki değişimlerin zaman, grup ve grup-zaman ilişkilerinin istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklı olduğu belirlenmiştir. Çalışmada kullanılan hayvan gruplarındaki ağrı skorları baz alındığında kontrol grubunda bulunan hayvanların ağrı skorunun ortanca değerinin 2, meloksikam ve ketoprofen grubunda ağrı skorunun ortanca değerinin 1, buprenorfin grubunda ağrı skorunun ortanca değerinin 0 olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Erkek tavşanlarda orşiektomi operasyonunun preemptif analjezi çalışmaları için uygun bir çalışma modeli olabileceği kanısına varılmıştır. Meloksikam ve buprenorfin gruplarındaki tavşanlarda rektal yoldan ölçülen preoperatif ve intraoperatif vücut sıcaklıkları değerlerinde ortalama 0,5°C istatistiksel olarak azalma gözlenmiş, çalışma sırasında tavşanlarda kalp frekansı ve solunum frekansında anesteziye bağlı bazı değişiklikler gözlemlenmiştir. Ağrı ve ağrıya verilen yanıtta akut bir biyobelirteç olan serum kortizol düzeyi baz alınarak tavşanlarda orşiektomi operasyonlarında çalışmada belirtilen doz ve uygulama yollarında buprenorfinin en kuvvetli ketoprofenin de en zayıf analjezik etkiye sahip analjezik madde olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Ağrı, Analjezi, İntraoperatif, Orşiektomi, Tavşan.
Sağlıklı ve ulkus kornealı tek hörgüçlü develerde gözden alınan swaplarda mikrobiyolojik incelemeler ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma sağlıklı ve ulkus kornealı develerde mikrobiyolojik incelemeler ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Büyük Hayvan Kliniklerine getirilen ve İncirliova ilçesinde bulunan deve çiftliklerine yapılan ziyaretler sonucunda farklı yaş, kilo ve cinsiyette 10 adet ulkus kornealı, 20 adet sağlıklı deve kayıt altına alındı. Develerin zapt-ı raptı sağlandıktan sonra göz kapakları kuru selüloz kağıtla dikkatlice silinip ayrıldı. Ardından steril pamuklu çubuklarla alt konjuktival keseden örnek alındı. Steril çubuklar, içerisinde besiyeri bulunan kaba yerleştirildi. Tekniğe uygun şekilde alınan swap örnekleri uygun koşullarda ilgili birime gönderildi. Bulgular: Alınan anamnez bilgilerine göre hastaların eşgali ve klinik belirtilerin ortaya çıkış sebebi belirlendi. Etiyolojik faktörlerin en başında güreşe bağlı travma yer aldı. İnspeksiyonda hayvanların genel durumları, gözde şekillenen belirtiler değerlendirildi. Hastalarda şiddetli blefarospazm, epifora, konjunktivitis, konjunktival ödem, korneal opasite artışı, mukopurulent akıntı, konjuktival hiperemi, fotofobi ve iris prolapsusu saptandı. Vakaların 9'unda epifora; 8'inde blefarospazm; 6'sında konjuktival hiperemi, korneal opasite artışı, konjuktivitis ve fotofobi; 4'ünde konjuktival ödem ve vaskülarizasyon; 1'inde mukopurulent akıntı ve 1'inde iris prolapsusu ile karşılaşıldı. Diğer hayvan türlerinde de görüldüğü gibi develerde de ulkus kornea vakalarının klinik belirtilerinin benzer olduğu kanısına varıldı. Hasta develerin %40'ında derin ulkus kornea, %60'ında ise yüzlek ulkus korneaya saptandı. Çalışmamızda kullanılan 20 adet sağlıklı deve için normal mikrobiyal flora; 10 adet ulkus korneaya sahip deve için ise hastalığa sebep olan bakterilerin araştırılması amaçlandı. Bu sebeple toplam 30 adet deve için sağ ve sol göz olmak üzere herhangi bir ilaç uygulanmadan besiyerli swap kullanılarak numuneler toplandı. Toplanan numuneler saklama koşullarına uygun bir şekilde ilgili birimlere gönderildi. Normal oküler florada, Corynebacterium spp., Koagülaz Pozitif Staphilococcus, Bacillus spp., Koagülaz Negatif Staphilococcus ve Moraxella spp. gibi bakteri türleri yaygın olarak tanımlandı. Ulkus korneaya sahip develerden toplanan numunelerden elde edilen en yaygın bakteri türü ise Koagülaz Negatif Staphilococcus oldu. 1 adet devede spesifik bir tür olarak Plesiomonas Shigelloides tanımlandı. Ayrıca 1 adet devede ise mantar türü olan Candida spp. tanımlandı. Sonuç: Sonuç olarak yöremizdeki sağlıklı develere ait göz mikroflorası ve hem de patojen mikroorganizmalar izole ve identifiye edilerek çıkan sonuçların meslek pratiğine katkı sağlaması ümit edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Bakteriyel identifikasyon, kornea, mikrobiyal flora, tek hörgüçlü deve, ulkus kornea.
Sarı kantaron (hypericum perforatum) yağı ve Çörek otu (Nigella sativa) yağının ratlarda intraperitoneal yapışmalar üzerineetkinliğinin araştırılması
SARI KANTARON (hypericum perforatum) YAĞI VE ÇÖREK OTU (nigella sativa) YAĞININ RATLARDA İNTRAPERİTONEAL YAPIŞMALAR ÜZERİNE ETKİNLİĞİNİN ARAŞTIRILMASI Tekin S. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Veterinerlik Cerrahisi Programı, Doktora Tezi, Aydın, 2025. Amaç: Bu çalışmanın amacı, sarı kantaron yağı (Hypericum perforatum) ve çörek otu yağının (Nigella sativa) anti-inflamatuar, antioksidan, antibakteriyel ve immunomodülatör etkilerinden yola çıkarak, deneysel olarak oluşturulan intraperitoneal yapışıklık modelinde bu ajanların yapışıklık önleyici potansiyelini makroskobik, histopatolojik ve immünohistokimyasal düzeylerde değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmada, 50 adet erkek Sprague-Dawley sıçan beş gruba ayrılarak intraperitoneal yapışıklık modeli oluşturulmuştur. Kontrol, serum fizyolojik, zeytinyağı, sarı kantaron yağı ve çörek otu yağı gruplarına ait uygulamalar sonrası, postoperatif 14. günde relaparotomi yapılmıştır. Yapışıklık skorları Nair'in skalasına göre makroskobik olarak değerlendirilmiş; histopatolojik olarak fibrozis ve inflamasyon düzeyleri semikantitatif olarak analiz edilmiştir. Ayrıca, TGF-β1 ve iNOS sitokin ekspresyonları immunohistokimyasal yöntemle incelenmiştir. İstatistiksel analizlerde Kruskal-Wallis testi ve ki-kare testi kullanılmış, anlamlılık düzeyi p < 0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Makroskobik incelemelerde, çörek otu yağı ve serum fizyolojik gruplarında diffüz adhezyon gelişiminin en az düzeyde olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p = 0,006). Zeytinyağı grubunda ise diffüz adhezyon oranı en yüksek düzeydedir. Histopatolojik değerlendirmelerde, fibröz doku proliferasyonu ve yangısal infiltrasyonun sarı kantaron yağı ve çörek otu yağı gruplarında daha sınırlı olduğu gözlemlenmiştir. İmmünohistokimyasal bulgular, TGF-β1 salınımının özellikle fibröz bantların bulunduğu alanlarda yoğunlaştığını, iNOS ekspresyonunun ise tüm gruplarda düşük düzeyde gerçekleştiğini göstermiştir. Sonuç: Çörek otu yağı ve serum fizyolojik uygulamalarının intraperitoneal yapışıklıkların önlenmesinde etkili olduğu saptanmıştır. Zeytinyağı ise bu süreçte etkisiz kalmıştır. Sarı kantaron yağı ise orta düzeyde bir koruyucu etki göstermiştir. TGF-β1 salınımının artışı, fibrozis şiddetiyle doğrudan ilişkili bulunmuş; bu da TGF-β1'in adezyon patofizyolojisinde önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Elde edilen veriler, yapışıklık gelişiminin sadece inflamatuar süreçlere değil, aynı zamanda fibroblast aktivitesine bağlı olduğunu ve gelecekte immünomodülatör temelli tedavi stratejilerinin geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Adhezyon, fibrozis, sarı kantaron yağı, çörekotu yağı, rat
Ratlarda farklı detomidin kombinasyonlarının klinik olarak karşılaştırılması
Amaç: Ratlarda detomidin, detomidin-ketamin, detomidin-ketamin-butorfanol ve detomidin-ketamin-diazepam kombinasyonlarının kalp frekansı, solunum frekansı, vücut sıcaklığı, perifer oksijen satürasyonu; pedal refleks, palpebral refleks, korneal refleks ve ayak parmak arası refleksindeki değişimleri gözlemlemek. Gereç ve Yöntem: Araştırmada dört farklı detomidin kombinasyonu karşılaştırıldığından her anestezi grubunda 4'ü erkek, 4'ü dişi rat olmak üzere 8'er rat bulundurulmuş toplamda 32 rat kullanılmıştır. Birinci rat grubuna tek başına detomidin (100 µg/kg), ikinci rat grubuna detomidin (100 µg/kg) - ketamin (75 mg/kg), üçüncü rat grubuna Detomidin (100 µg/kg) - Ketamin (75 mg/kg) - Butorfanol (5 mg/kg) ve dördüncü rat grubuna Detomidin (100 µg/kg) - Ketamin (75 mg/kg) - Diazepam (5 mg/kg) anestezi kombinasyonları uygulanmıştır. Anestezi takibince kalp frekansı, solunum frekansı, vücut sıcaklığı, perifer oksijen satürasyonu; pedal refleks, palpebral refleks, korneal refleks ve ayak parmak arası refleks parametreleri 5, 10, 15, 20, 25, 30, 45, 60, 90 ve 120. dakikalarda ratların fiziksel muayenesi yapılarak hasta başı monitörü eşliğinde değerler kayıt altına alınmıştır. Bulgular: Çalışmada kalp frekansı parametresi bakımından detomidin grubuna göre 30. dakikada detomidin-ketamin-butorfanol grubu (P=0,007); 90. dakikada detomidin-ketamin, detomidin-ketamin-butorfanol ve detomidin-ketamin-diazepam grupları (P=0,006); 120. dakikada detomidin-ketamin ve detomidin-ketamin-butorfanol grupları (P=0,037) istatisel olarak anlamlı düzeyde düşük bulundu. Vücut sıcaklığı parametresi bakımından detomidin grubuna göre 15. dakikada (P=0,002) ve 20. dakikada (P=0,013) detomidin-ketamin ve detomidin-ketamin-diazepam grupları; 25. dakikada (P=0,022), 30. dakikada (P=0,007) ve 45. dakikada (P=0,038) detomidin-ketamin, detomidin-ketamin-butorfanol ve detomidin-ketamin-diazepam grupları istatiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulundu. Refleks parametreleri bakımından detomidin grubuna göre pedal, palpebral ve korneal refleks kaybolma süreleri detomidin-ketamin-diazepam grubu (P=0,035), ayak parmak arası refleksi kaybolma süresi detomidin-ketamin-diazepam grubu (P=0,023) bulundu. Cerrahi anestezi süresi ve toplam anestezi süresi değerlendirildiğinde detomidin grubuna göre detomidin-ketamin, detomidin-ketamin-butorfanol ve detomidin-ketamin-diazepam grupları anlamlı düzeyde düşük (P=0,000) bulundu. Sonuç: Detomidin grubu, ratlarda tek başına kullanıldığında yeterli sedasyon ve anestezi oluşturmadığı gözlemlenmiştir. Detomidin-ketamin-butorfanol grubu iyi bir analjezi sağladığından ağrılı özellikle ortopedik cerrahi operasyonlarda, detomidin-ketamin-diazepam grubu ise uzun süreli anestezi sağladığından cerrahi operasyonlarda kullanımı önerilmektedir.