Theses supervised by Prof. Dr. Nuran Pılehvarıan

12 theses · Yıldız Technical University

Master'sOpen AccessTR

Osmanlı mimarlığında selatin camilerinde avlu

Camiler İslam toplumlarında yaşamın odağında, cuma, cenaze, bayram ve vakit namazlarının kılındığı ibadethanelerdir. Şam Emeviye Camii'nden itibaren (enine gelişme gösteren dikdörtgen planlı, çok ayaklı ordugah tipi, dört eyvanlı, tek kubbeli tek mekanlı, çok kubbeli çok ayaklı, çok işlevli zaviyeli ve merkezi kubbeli plan şemalı) hemen hemen tüm cami tiplerinde avlu bulunmaktadır. Osmanlı Dönemi'nde camilere iç avlunun yanı sıra kent ile kentin önemli kamu yapılarından olan cami arasında bir geçiş alanı oluşturan dış avlular/bahçeler ilave edilmiştir. Osmanlı Mimarlığı'nda Klasik Osmanlı Dönemi olarak adlandırılan 16.Yüzyıl'da inşa edilen tüm sultan camilerinde bu düzenlemenin var olduğu görülür. Dış avlu/bahçe, Osmanlı Mimarlığı'nın 20. Yüzyıl başına kadar inşa edilen sultan camilerinde varlığını devam ettirirken, iç avluların 18.Yüzyıl sonlarına doğru ortadan kalktığı görülmektedir. Osmanlı coğrafyasında, müslüman halkın yaşadığı şehirlerin temel belirleyicisi ve kentsel ölçekte yönlendiricisi olan, devlet meselelerinin görüşüldüğü, yönetim ile halkın bir araya geldiği cami avlularının irdelenmesi ve bu bağlamda ilk İslam medeniyetinden bugüne dek işlev ve biçim değiştirerek günümüze ulaşmış bu yapılanmaların incelenmesi bu araştırmanın temelini oluşturmaktadır. Tez kapsamında sayısız çalışmaya konu olmuş sultan camileri, avlu yapılanmaları ile birlikte ele alınmış, yüzyıllar boyunca camilerin tamamlayıcısı ve eşlikçisi konumunda olan avluların toplumsal ve sosyal hayattaki rolü irdelenmiştir.

MimariMimarlık tarihi
Büşra Nur Güleç Demirel
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Modern mimarlık hareketi ve Hasan Fethi

Endüstri Devrimi sonrası gelişen teknoloji ve değişen yaşam koşulları toplumsal yapıyı köklü bir şekilde değiştirmiştir. Ortaya çıkan sosyokültürel ve teknolojik değişiklikler mimari biçimin içeriğini yeniden tanımlamıştır. 1920'li yıllarda mimarinin rasyonel, evrensel ve Uluslararası Üslup kuralları çerçevesinde gelişmesi; yerelliğin ve geleneksel normların göz ardı edilişine neden olmuştur. Modern Hareket gelişen teknoloji sonrası anlamsızlaştığı düşünülen geleneksel toplumun mimarideki ifade sistemlerini çağın ruhuna uygun hale getirmeyi amaçlamış, ancak bu konuda yetersiz olmuştur. 1940-1950'li yıllarda Avrupa ve Amerika üzerinden bütün Dünya'ya; geleneksel yapıyı, mekânsal ve toplumsal çevreyi reddeden, diğer coğrafyaların kültürlerini ötekileştiren mimari bir anlayış ihraç edilmiştir. Gelenekleri göz ardı eden, teknolojik gelişmelere koşut yapılanan yeni bir toplumsal düzen öneren bu mimari anlayış hem içinde üretildiği Avrupa Kıtası ve Amerika toplumlarında hem de bu coğrafyaların dışında kalan toplumlarda bir takım kimlik ve aidiyet problemlerine neden olmuştur. 2. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan bu modernist ve teknokrat mimari anlayışa karşı bazı söylemler gelişmiş ve hatta bazı uygulama çabaları gerçekleşmiş, bu kimlik ve aidiyet problemleri dünyanın farklı bölgelerinden sosyolog ve felsefeciler tarafından eleştirilmiştir. Bu tez çalışmasında, üretimdeki gelişmelerin moderniteye ve yerelliğe etkisi ve eleştirel yaklaşımlar incelenmiştir. Avrupalı olmayan toplumlara Avrupa değer ve standartlarının dayatılmasına karşı mimari bir duruş sergileyen Hasan Fethi, mimari yaklaşımı ve fikirleriyle döneminin mimarlık düşüncesini etkileyen Mısırlı bir mimardır. Hasan Fethi'nin toplumların ve mimarlıkların geleneksel yapısını ve kimliğini göz ardı eden Uluslararası Üsluba yönelttiği kuramsal eleştiriyi değerlendirmek ve bu eleştirinin ABD, Avrupa ve Edward Said'in bakış açılarıyla yapılmış modernizm eleştirilerinin karşısında nasıl konumlandığını irdelemek ve karşılaştırmak bu tez çalışmasının konusudur. Tezin ek bölümünde Hasan Fethi'nin yerel mimari yaklaşımının oluşmaya başladığı 1937 yılından sonra yapılmış, mimari gelişimi açısından dönemsel temsil oluşturabilecek 50 adet yapısı incelenmiştir.

GeçmodernizmMimari eleştiri
Sümeyye Özdoğan
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

H.29 RA 1136/ 27.12.1723 tarihli BOA hat 1447 no'lu muhasebe defteri ışığında Sa'dâbâd Sarayı'nın incelenmesi

Osmanlı Mimarlığı'nın 1703-1730 tarihleri arasındaki yirmiyedi yıllık dönemini kapsayan III.Ahmed Devri'nin ilk yıllarından itibaren küçük ölçekte cami, külliyeler, kütüphaneler, medreseler, sıbyan mektepleri, çeşmeler ve hanların inşası gerçekleştirilmiştir. Bunlar genel mimari özellikleriyle klasik dönem yapılarının bir tekrarı olmuştur. Diğer dönemlerden farklılaşma yapılarda özellikle çeşmelerdeki bezemelerde kendini göstermiştir. III.Ahmed Dönemi'nin Lale Devri adı verilen 1718-1730 yılları arasındaki bölümünde Osmanlı Mimarisi'nde asıl değişim yaşanmaya ve hissedilmeye başlanmıştır. Bu dönemde Sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa'nın da gayretleriyle özellikle İstanbul'da daha çok kasır, konak, köşk, çeşme ve saraylar gibi sivil yapılar üzerinde yoğunlaşan imar faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Kasır, köşk ve saraylarda kısa zamanda inşa etmek amacı güdüldüğünden genellikle ahşap malzeme tercih edilmiştir. 1718 yılında Pasarofça Antlaşması'nın imzalanmasıyla Batıyla yaşanan uzun savaş dönemi sona ermiş Osmanlı İmparatorluğu'nda bir barış, huzur, sükun dönemi yaşanmaya başlanmıştır. Ayrıca Batı'daki sosyal, kültürel ve teknolojik gelişmeler merak edilmeye başlanmış ve bu amaçla ilk daimi elçi Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi Fransa'ya gönderilmiştir. Seyahatnamesinde Batı'daki sosyo-kültürel hayat, teknolojik gelişmeler ve gezdiği saraylar ile bahçelerden bahseden elçi Sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa ile padişah III.Ahmed'i çok etkilemiştir. Bu nedenle Lale Devri'nde padişah ve sadrazamında özellikle Batı'daki saraylar ve bahçeler gibi yapılar yapma arzusu ortaya çıkmıştır. Aynı dönemde Osmanlı'nın doğudaki komşusu olan Safevi Saltanatı'nın görkemli mimari ve şehircilik uygulamaları da söz konusudur. İşte bu sosyal, kültürel ve siyasi etkileşim ortamında inşa edilen Sa'dâbâd Sarayı bir geçiş dönemi oluşturan Lale Devri Mimarisi'nin simge yapısı olarak kabul edilir. Saray XVI.yy'dan beri hasbahçe konumunda olan padişahın çok sevdiği Kağıthane Mesiresi'nde inşa edilmiştir. Sa'dâbâd Sarayı kendi bahçesi dışında halk mesiresi ile çevrilmiştir. Başka bir deyişle saray hasbahçesi ile halk mesiresi yan yanadır. Yani XVIII.yy.'da Sa'dâbâd Düzenlemesi ile birlikte saraylı, şehirli halk, kadın ve erkeğin aynı ortamda bulunduğu mesire anlayışı da ortaya çıkmıştır. Sa'dâbâd Düzenlemesi sosyal boyutunun yanı sıra mimarisiyle de dikkat çekicidir. Tezde, Sa'dâbâd Sarayı mimari açıdan incelenirken Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden alınan ilk yapılış dönemine ait bir belgeden faydalanılmıştır. Ayrıca bu belge ile çeşitli mimarlık tarihçileri, vak'anüvisler ve araştırmacıların saray üzerindeki görüşleri karşılaştırılmıştır. Yine, tezde yapının Doğu veya Batı sarayları ile bahçelerinin hangisinden esinlenerek yapıldığı konusu çeşitli araştırmacı, seyyah ve mimarlık tarihçilerinin görüşleriyle irdelenerek tartışılmıştır. 1730 yılına kadar ayakta kalan III.Ahmed Dönemi Sa'dâbâd Sarayı bu tarihte çıkan Patrona Halil Ayaklanması sırasında ağır tahribata uğramıştır. I.Mahmud Dönemi'nde onarılmış fakat kullanılmamıştır. II.Mahmud ve Abdülaziz Dönemleri'nde yeniden inşa edilen saray 1943 yılında yıkılarak tamamen ortadan kalkmıştır. Tezde konu gereği sarayın sadece III.Ahmed Dönemi'ndeki durumu ve sosyolojik etkisi ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Sa'dâbâd Sarayı, Lale Devri, III.Ahmed, XVIII.yy'da Osmanlı

Seda Coşkun
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2014
00
Master'sOpen AccessTR

H.29 RA 1136/ 27.12.1723 tarihli BOA hat 1447 no'lu muhasebe defteri ışığında Sa'dâbâd Sarayı'nın incelenmesi

Osmanlı Mimarlığı'nın 1703-1730 tarihleri arasındaki yirmiyedi yıllık dönemini kapsayan III.Ahmed Devri'nin ilk yıllarından itibaren küçük ölçekte cami, külliyeler, kütüphaneler, medreseler, sıbyan mektepleri, çeşmeler ve hanların inşası gerçekleştirilmiştir. Bunlar genel mimari özellikleriyle klasik dönem yapılarının bir tekrarı olmuştur. Diğer dönemlerden farklılaşma yapılarda özellikle çeşmelerdeki bezemelerde kendini göstermiştir. III.Ahmed Dönemi'nin Lale Devri adı verilen 1718-1730 yılları arasındaki bölümünde Osmanlı Mimarisi'nde asıl değişim yaşanmaya ve hissedilmeye başlanmıştır. Bu dönemde Sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa'nın da gayretleriyle özellikle İstanbul'da daha çok kasır, konak, köşk, çeşme ve saraylar gibi sivil yapılar üzerinde yoğunlaşan imar faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Kasır, köşk ve saraylarda kısa zamanda inşa etmek amacı güdüldüğünden genellikle ahşap malzeme tercih edilmiştir. 1718 yılında Pasarofça Antlaşması'nın imzalanmasıyla Batıyla yaşanan uzun savaş dönemi sona ermiş Osmanlı İmparatorluğu'nda bir barış, huzur, sükun dönemi yaşanmaya başlanmıştır. Ayrıca Batı'daki sosyal, kültürel ve teknolojik gelişmeler merak edilmeye başlanmış ve bu amaçla ilk daimi elçi Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi Fransa'ya gönderilmiştir. Seyahatnamesinde Batı'daki sosyo-kültürel hayat, teknolojik gelişmeler ve gezdiği saraylar ile bahçelerden bahseden elçi Sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa ile padişah III.Ahmed'i çok etkilemiştir. Bu nedenle Lale Devri'nde padişah ve sadrazamında özellikle Batı'daki saraylar ve bahçeler gibi yapılar yapma arzusu ortaya çıkmıştır. Aynı dönemde Osmanlı'nın doğudaki komşusu olan Safevi Saltanatı'nın görkemli mimari ve şehircilik uygulamaları da söz konusudur. İşte bu sosyal, kültürel ve siyasi etkileşim ortamında inşa edilen Sa'dâbâd Sarayı bir geçiş dönemi oluşturan Lale Devri Mimarisi'nin simge yapısı olarak kabul edilir. Saray XVI.yy'dan beri hasbahçe konumunda olan padişahın çok sevdiği Kağıthane Mesiresi'nde inşa edilmiştir. Sa'dâbâd Sarayı kendi bahçesi dışında halk mesiresi ile çevrilmiştir. Başka bir deyişle saray hasbahçesi ile halk mesiresi yan yanadır. Yani XVIII.yy.'da Sa'dâbâd Düzenlemesi ile birlikte saraylı, şehirli halk, kadın ve erkeğin aynı ortamda bulunduğu mesire anlayışı da ortaya çıkmıştır. Sa'dâbâd Düzenlemesi sosyal boyutunun yanı sıra mimarisiyle de dikkat çekicidir. Tezde, Sa'dâbâd Sarayı mimari açıdan incelenirken Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden alınan ilk yapılış dönemine ait bir belgeden faydalanılmıştır. Ayrıca bu belge ile çeşitli mimarlık tarihçileri, vak'anüvisler ve araştırmacıların saray üzerindeki görüşleri karşılaştırılmıştır. Yine, tezde yapının Doğu veya Batı sarayları ile bahçelerinin hangisinden esinlenerek yapıldığı konusu çeşitli araştırmacı, seyyah ve mimarlık tarihçilerinin görüşleriyle irdelenerek tartışılmıştır. 1730 yılına kadar ayakta kalan III.Ahmed Dönemi Sa'dâbâd Sarayı bu tarihte çıkan Patrona Halil Ayaklanması sırasında ağır tahribata uğramıştır. I.Mahmud Dönemi'nde onarılmış fakat kullanılmamıştır. II.Mahmud ve Abdülaziz Dönemleri'nde yeniden inşa edilen saray 1943 yılında yıkılarak tamamen ortadan kalkmıştır. Tezde konu gereği sarayın sadece III.Ahmed Dönemi'ndeki durumu ve sosyolojik etkisi ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Sa'dâbâd Sarayı, Lale Devri, III.Ahmed, XVIII.yy'da Osmanlı

Seda Coşkun
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2014
00
Master'sOpen AccessTR

H.29 RA 1136/ 27.12.1723 tarihli BOA hat 1447 no'lu muhasebe defteri ışığında Sa'dâbâd Sarayı'nın incelenmesi

Osmanlı Mimarlığı'nın 1703-1730 tarihleri arasındaki yirmiyedi yıllık dönemini kapsayan III.Ahmed Devri'nin ilk yıllarından itibaren küçük ölçekte cami, külliyeler, kütüphaneler, medreseler, sıbyan mektepleri, çeşmeler ve hanların inşası gerçekleştirilmiştir. Bunlar genel mimari özellikleriyle klasik dönem yapılarının bir tekrarı olmuştur. Diğer dönemlerden farklılaşma yapılarda özellikle çeşmelerdeki bezemelerde kendini göstermiştir. III.Ahmed Dönemi'nin Lale Devri adı verilen 1718-1730 yılları arasındaki bölümünde Osmanlı Mimarisi'nde asıl değişim yaşanmaya ve hissedilmeye başlanmıştır. Bu dönemde Sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa'nın da gayretleriyle özellikle İstanbul'da daha çok kasır, konak, köşk, çeşme ve saraylar gibi sivil yapılar üzerinde yoğunlaşan imar faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Kasır, köşk ve saraylarda kısa zamanda inşa etmek amacı güdüldüğünden genellikle ahşap malzeme tercih edilmiştir. 1718 yılında Pasarofça Antlaşması'nın imzalanmasıyla Batıyla yaşanan uzun savaş dönemi sona ermiş Osmanlı İmparatorluğu'nda bir barış, huzur, sükun dönemi yaşanmaya başlanmıştır. Ayrıca Batı'daki sosyal, kültürel ve teknolojik gelişmeler merak edilmeye başlanmış ve bu amaçla ilk daimi elçi Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi Fransa'ya gönderilmiştir. Seyahatnamesinde Batı'daki sosyo-kültürel hayat, teknolojik gelişmeler ve gezdiği saraylar ile bahçelerden bahseden elçi Sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa ile padişah III.Ahmed'i çok etkilemiştir. Bu nedenle Lale Devri'nde padişah ve sadrazamında özellikle Batı'daki saraylar ve bahçeler gibi yapılar yapma arzusu ortaya çıkmıştır. Aynı dönemde Osmanlı'nın doğudaki komşusu olan Safevi Saltanatı'nın görkemli mimari ve şehircilik uygulamaları da söz konusudur. İşte bu sosyal, kültürel ve siyasi etkileşim ortamında inşa edilen Sa'dâbâd Sarayı bir geçiş dönemi oluşturan Lale Devri Mimarisi'nin simge yapısı olarak kabul edilir. Saray XVI.yy'dan beri hasbahçe konumunda olan padişahın çok sevdiği Kağıthane Mesiresi'nde inşa edilmiştir. Sa'dâbâd Sarayı kendi bahçesi dışında halk mesiresi ile çevrilmiştir. Başka bir deyişle saray hasbahçesi ile halk mesiresi yan yanadır. Yani XVIII.yy.'da Sa'dâbâd Düzenlemesi ile birlikte saraylı, şehirli halk, kadın ve erkeğin aynı ortamda bulunduğu mesire anlayışı da ortaya çıkmıştır. Sa'dâbâd Düzenlemesi sosyal boyutunun yanı sıra mimarisiyle de dikkat çekicidir. Tezde, Sa'dâbâd Sarayı mimari açıdan incelenirken Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden alınan ilk yapılış dönemine ait bir belgeden faydalanılmıştır. Ayrıca bu belge ile çeşitli mimarlık tarihçileri, vak'anüvisler ve araştırmacıların saray üzerindeki görüşleri karşılaştırılmıştır. Yine, tezde yapının Doğu veya Batı sarayları ile bahçelerinin hangisinden esinlenerek yapıldığı konusu çeşitli araştırmacı, seyyah ve mimarlık tarihçilerinin görüşleriyle irdelenerek tartışılmıştır. 1730 yılına kadar ayakta kalan III.Ahmed Dönemi Sa'dâbâd Sarayı bu tarihte çıkan Patrona Halil Ayaklanması sırasında ağır tahribata uğramıştır. I.Mahmud Dönemi'nde onarılmış fakat kullanılmamıştır. II.Mahmud ve Abdülaziz Dönemleri'nde yeniden inşa edilen saray 1943 yılında yıkılarak tamamen ortadan kalkmıştır. Tezde konu gereği sarayın sadece III.Ahmed Dönemi'ndeki durumu ve sosyolojik etkisi ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Sa'dâbâd Sarayı, Lale Devri, III.Ahmed, XVIII.yy'da Osmanlı

Seda Coşkun
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında dünya fuarları ve Osmanlı Devleti'nin mimari temsili

Bugün yaşadığımız dünyanın küresel olduğu nesnel bir gerçeklik olsa da; küreselin nesnel bir tanımının yapılması güçtür. Dünya küreselleştikçe daha karmaşık hale gelirken; mekân, tarih ve coğrafyadan bağımsız kurgulanmakta; dünya kentlerinde mimari ürünler giderek birbirine benzemektedir. Bu üretimi ortaya koyan, dünyanın en eski mesleklerden biri olan mimarlığın tasarım aşamasına ilişkin bilgi demonstratif değildir. Bu sebeple mimarlık, meşruiyetini farklı disiplinler üzerinden arayagelmiştir. Küresel söyleminin başladığı ondokuzuncu yüzyılda bilim türleri belirlendiğinde, mimarlık, teknik yönüyle fen bilimlerinin, biçimlendiği koşullar ve muğlak olan tasarım yönüyle sosyal bilimlerin içinde yer almıştır. Fransız (1789-99) Devrimi, İngiliz Sanayi Devrimi (1765-1850) ve Yeni Dünya Amerika'da yaşananların ardından, ondokuzuncu yüzyılda, kökleri Rönesans ve Reform'a dayanan değişimler kitlesel nitelik kazanmıştır. Dünya tarihinde evrensel sergiler dönemi olarak bilinen ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında, Batı, kapitalizmle öne sürdüğü "genişletilmiş tek dünya"yı mimari aracılığıyla mikrokozmosda temsil etmiş; fuarlarda çok sayıda katılımcı, sinai gelişimlerini "geçici" ve "büyük boyutlu" alanlarda sergilemiştir. Mimaride "üslup"un "icat edilen"e dönüşmeye başladığı bu dönemde fuarlar, büyük kentsel altyapı yatırımlarının yanısıra yeni malzemelerin tasarımlarda cesurca denenmesine öncülük etmişlerdir. Osmanlı Devleti gibi merkezi yönetimin mevcut olduğu ülkelerde Sanayi Devrimi sonrası süreç Batı'dan farklı aşamalardan geçmişse de; geleneksel tarih yazımı Batı ağırlıklı olduğundan farklılıkları ortaya koyan araştırmalara rastlanamamaktadır. Mimarlık tarihi araştırmaları, Batı'nın, egemen söylemini görünür kılmak için Batı-dışı'nı "İslam" üstbaşlığı altında homojen şekilde kurguladığını göstermektedir. Osmanlı Mimarisi de bu statik modelin bir parçası olarak sunulmuştur. Tezin çıkış noktasını oluşturan temel problem alanı, bu statik modelin gerçekte varolmamış olmasıdır. Söz konusu coğrafyanın sınırları ve tarihi birikimine dayanarak tezde, küresel dünyaya ilişkin her tür mimari temsilin -ne kadar nesnel görünse de- sosyal ve tarihi arkaplan ile ilişkili determinist bir yapıya sahip olduğu sorunu incelenmektedir. Bu sorunun incelenmesinin karşılaştırmalar içeren bir araştırmayla mümkün olabileceği düşünülmüştür. Mevcut tarih yazımında bu sorun ortaya koyulmamıştır. Bu eksikliği doldurmak üzere, tezde, dünya fuarlarındaki mimari temsilin disiplinlerarası bir bütün olarak anlaşılmasına dönük bir araştırma yöntemi denenmiştir. İncelemenin temel veri alanını İstanbul Fuar Merkezi, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Victoria Albert Müzesi ve Library of Congress arşiv belgeleri ile ulusal ve uluslararası dönem yayınları oluşturmaktadır. 1851'de Londra'da ilki gerçekleştirilen dünya fuarları, yüzyıl sonundan itibaren yerini ihtisaslaşmış ticaret fuarlarına bıraktığından yüzyıl dönümünden sonraki fuarlar tezin kapsamı dışında tutulmuştur. Tezde, 1850-1900 arasında gerçekleştirilen dünya fuarlarından, Osmanlı Devleti'nin Abdülmecid (1839-61), Abdülaziz (1861-76) ve II. Abdülhamid (1876-1909) saltanatları dönemine rastgelen 1851 Londra, 1867, 1878, 1889 ve 1900 Paris, 1873 Viyana ile 1893 Chicago Dünya Fuarları incelenmektedir. Giriş ve sonuç bölümleri dışında dört ana bölümden oluşan tezin ilk bölümü, ondokuzuncu yüzyıl arka planını Sanayi Devrimi sonrası Avrupa'da pazaryerinden liberal ekonomiye geçiş süreci ve geçerli güç ilişkileri üzerinden değerlendirmektedir. Değerlendirme, Avrupa'da ondokuzuncu yüzyılda mimarlık alanına yansıyan somut değişimlere dayandırılarak yapılmaktadır. İkinci Bölüm, Batı'nın ileri sürdüğü "Küresel Modernlik" düşüncesinin mimarlıktaki yansımasını ve günümüzde de süren Batı-dışı'nın Küresel Modern karşısındaki "Yerel Temsil Sorunu"nu kuramsal açıdan incelemektedir. Üçüncü Bölüm, ondokuzuncu yüzyılda Osmanlı Devleti'nin arka planını, ilk bölümle karşılaştırmak maksadıyla incelemektedir. Bu bölümde, Osmanlı Mimarisi'nin kimliğini belirleyen özgül nitelikler, dünya fuarlarının gerçekleştirildiği ondokuzuncu yüzyıldaki batılılaşma hareketleri ve bu hareketlerin mimariye etkileri açıklanmaktadır. Dördüncü Bölüm, ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında düzenlenen dünya fuarlarını, üst ölçekte fuar ana yapıları ve sergilenen ürünler; alt ölçekte Osmanlı Devleti'nin dünya fuarlarındaki kültürel imaj arayışı, pavyonlarının mimari nitelikleri ve temsil ürünleri üzerinden tahlil etmektedir. Sonuç bölümünde ise tezin ana bölümlerinde incelenen konular günümüze taşınarak değerlendirilmektedir.

Yeşim Duygu Ergüney
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında dünya fuarları ve Osmanlı Devleti'nin mimari temsili

Bugün yaşadığımız dünyanın küresel olduğu nesnel bir gerçeklik olsa da; küreselin nesnel bir tanımının yapılması güçtür. Dünya küreselleştikçe daha karmaşık hale gelirken; mekân, tarih ve coğrafyadan bağımsız kurgulanmakta; dünya kentlerinde mimari ürünler giderek birbirine benzemektedir. Bu üretimi ortaya koyan, dünyanın en eski mesleklerden biri olan mimarlığın tasarım aşamasına ilişkin bilgi demonstratif değildir. Bu sebeple mimarlık, meşruiyetini farklı disiplinler üzerinden arayagelmiştir. Küresel söyleminin başladığı ondokuzuncu yüzyılda bilim türleri belirlendiğinde, mimarlık, teknik yönüyle fen bilimlerinin, biçimlendiği koşullar ve muğlak olan tasarım yönüyle sosyal bilimlerin içinde yer almıştır. Fransız (1789-99) Devrimi, İngiliz Sanayi Devrimi (1765-1850) ve Yeni Dünya Amerika'da yaşananların ardından, ondokuzuncu yüzyılda, kökleri Rönesans ve Reform'a dayanan değişimler kitlesel nitelik kazanmıştır. Dünya tarihinde evrensel sergiler dönemi olarak bilinen ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında, Batı, kapitalizmle öne sürdüğü "genişletilmiş tek dünya"yı mimari aracılığıyla mikrokozmosda temsil etmiş; fuarlarda çok sayıda katılımcı, sinai gelişimlerini "geçici" ve "büyük boyutlu" alanlarda sergilemiştir. Mimaride "üslup"un "icat edilen"e dönüşmeye başladığı bu dönemde fuarlar, büyük kentsel altyapı yatırımlarının yanısıra yeni malzemelerin tasarımlarda cesurca denenmesine öncülük etmişlerdir. Osmanlı Devleti gibi merkezi yönetimin mevcut olduğu ülkelerde Sanayi Devrimi sonrası süreç Batı'dan farklı aşamalardan geçmişse de; geleneksel tarih yazımı Batı ağırlıklı olduğundan farklılıkları ortaya koyan araştırmalara rastlanamamaktadır. Mimarlık tarihi araştırmaları, Batı'nın, egemen söylemini görünür kılmak için Batı-dışı'nı "İslam" üstbaşlığı altında homojen şekilde kurguladığını göstermektedir. Osmanlı Mimarisi de bu statik modelin bir parçası olarak sunulmuştur. Tezin çıkış noktasını oluşturan temel problem alanı, bu statik modelin gerçekte varolmamış olmasıdır. Söz konusu coğrafyanın sınırları ve tarihi birikimine dayanarak tezde, küresel dünyaya ilişkin her tür mimari temsilin -ne kadar nesnel görünse de- sosyal ve tarihi arkaplan ile ilişkili determinist bir yapıya sahip olduğu sorunu incelenmektedir. Bu sorunun incelenmesinin karşılaştırmalar içeren bir araştırmayla mümkün olabileceği düşünülmüştür. Mevcut tarih yazımında bu sorun ortaya koyulmamıştır. Bu eksikliği doldurmak üzere, tezde, dünya fuarlarındaki mimari temsilin disiplinlerarası bir bütün olarak anlaşılmasına dönük bir araştırma yöntemi denenmiştir. İncelemenin temel veri alanını İstanbul Fuar Merkezi, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Victoria Albert Müzesi ve Library of Congress arşiv belgeleri ile ulusal ve uluslararası dönem yayınları oluşturmaktadır. 1851'de Londra'da ilki gerçekleştirilen dünya fuarları, yüzyıl sonundan itibaren yerini ihtisaslaşmış ticaret fuarlarına bıraktığından yüzyıl dönümünden sonraki fuarlar tezin kapsamı dışında tutulmuştur. Tezde, 1850-1900 arasında gerçekleştirilen dünya fuarlarından, Osmanlı Devleti'nin Abdülmecid (1839-61), Abdülaziz (1861-76) ve II. Abdülhamid (1876-1909) saltanatları dönemine rastgelen 1851 Londra, 1867, 1878, 1889 ve 1900 Paris, 1873 Viyana ile 1893 Chicago Dünya Fuarları incelenmektedir. Giriş ve sonuç bölümleri dışında dört ana bölümden oluşan tezin ilk bölümü, ondokuzuncu yüzyıl arka planını Sanayi Devrimi sonrası Avrupa'da pazaryerinden liberal ekonomiye geçiş süreci ve geçerli güç ilişkileri üzerinden değerlendirmektedir. Değerlendirme, Avrupa'da ondokuzuncu yüzyılda mimarlık alanına yansıyan somut değişimlere dayandırılarak yapılmaktadır. İkinci Bölüm, Batı'nın ileri sürdüğü "Küresel Modernlik" düşüncesinin mimarlıktaki yansımasını ve günümüzde de süren Batı-dışı'nın Küresel Modern karşısındaki "Yerel Temsil Sorunu"nu kuramsal açıdan incelemektedir. Üçüncü Bölüm, ondokuzuncu yüzyılda Osmanlı Devleti'nin arka planını, ilk bölümle karşılaştırmak maksadıyla incelemektedir. Bu bölümde, Osmanlı Mimarisi'nin kimliğini belirleyen özgül nitelikler, dünya fuarlarının gerçekleştirildiği ondokuzuncu yüzyıldaki batılılaşma hareketleri ve bu hareketlerin mimariye etkileri açıklanmaktadır. Dördüncü Bölüm, ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında düzenlenen dünya fuarlarını, üst ölçekte fuar ana yapıları ve sergilenen ürünler; alt ölçekte Osmanlı Devleti'nin dünya fuarlarındaki kültürel imaj arayışı, pavyonlarının mimari nitelikleri ve temsil ürünleri üzerinden tahlil etmektedir. Sonuç bölümünde ise tezin ana bölümlerinde incelenen konular günümüze taşınarak değerlendirilmektedir.

Yeşim Duygu Ergüney
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında dünya fuarları ve Osmanlı Devleti'nin mimari temsili

Bugün yaşadığımız dünyanın küresel olduğu nesnel bir gerçeklik olsa da; küreselin nesnel bir tanımının yapılması güçtür. Dünya küreselleştikçe daha karmaşık hale gelirken; mekân, tarih ve coğrafyadan bağımsız kurgulanmakta; dünya kentlerinde mimari ürünler giderek birbirine benzemektedir. Bu üretimi ortaya koyan, dünyanın en eski mesleklerden biri olan mimarlığın tasarım aşamasına ilişkin bilgi demonstratif değildir. Bu sebeple mimarlık, meşruiyetini farklı disiplinler üzerinden arayagelmiştir. Küresel söyleminin başladığı ondokuzuncu yüzyılda bilim türleri belirlendiğinde, mimarlık, teknik yönüyle fen bilimlerinin, biçimlendiği koşullar ve muğlak olan tasarım yönüyle sosyal bilimlerin içinde yer almıştır. Fransız (1789-99) Devrimi, İngiliz Sanayi Devrimi (1765-1850) ve Yeni Dünya Amerika'da yaşananların ardından, ondokuzuncu yüzyılda, kökleri Rönesans ve Reform'a dayanan değişimler kitlesel nitelik kazanmıştır. Dünya tarihinde evrensel sergiler dönemi olarak bilinen ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında, Batı, kapitalizmle öne sürdüğü "genişletilmiş tek dünya"yı mimari aracılığıyla mikrokozmosda temsil etmiş; fuarlarda çok sayıda katılımcı, sinai gelişimlerini "geçici" ve "büyük boyutlu" alanlarda sergilemiştir. Mimaride "üslup"un "icat edilen"e dönüşmeye başladığı bu dönemde fuarlar, büyük kentsel altyapı yatırımlarının yanısıra yeni malzemelerin tasarımlarda cesurca denenmesine öncülük etmişlerdir. Osmanlı Devleti gibi merkezi yönetimin mevcut olduğu ülkelerde Sanayi Devrimi sonrası süreç Batı'dan farklı aşamalardan geçmişse de; geleneksel tarih yazımı Batı ağırlıklı olduğundan farklılıkları ortaya koyan araştırmalara rastlanamamaktadır. Mimarlık tarihi araştırmaları, Batı'nın, egemen söylemini görünür kılmak için Batı-dışı'nı "İslam" üstbaşlığı altında homojen şekilde kurguladığını göstermektedir. Osmanlı Mimarisi de bu statik modelin bir parçası olarak sunulmuştur. Tezin çıkış noktasını oluşturan temel problem alanı, bu statik modelin gerçekte varolmamış olmasıdır. Söz konusu coğrafyanın sınırları ve tarihi birikimine dayanarak tezde, küresel dünyaya ilişkin her tür mimari temsilin -ne kadar nesnel görünse de- sosyal ve tarihi arkaplan ile ilişkili determinist bir yapıya sahip olduğu sorunu incelenmektedir. Bu sorunun incelenmesinin karşılaştırmalar içeren bir araştırmayla mümkün olabileceği düşünülmüştür. Mevcut tarih yazımında bu sorun ortaya koyulmamıştır. Bu eksikliği doldurmak üzere, tezde, dünya fuarlarındaki mimari temsilin disiplinlerarası bir bütün olarak anlaşılmasına dönük bir araştırma yöntemi denenmiştir. İncelemenin temel veri alanını İstanbul Fuar Merkezi, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Victoria Albert Müzesi ve Library of Congress arşiv belgeleri ile ulusal ve uluslararası dönem yayınları oluşturmaktadır. 1851'de Londra'da ilki gerçekleştirilen dünya fuarları, yüzyıl sonundan itibaren yerini ihtisaslaşmış ticaret fuarlarına bıraktığından yüzyıl dönümünden sonraki fuarlar tezin kapsamı dışında tutulmuştur. Tezde, 1850-1900 arasında gerçekleştirilen dünya fuarlarından, Osmanlı Devleti'nin Abdülmecid (1839-61), Abdülaziz (1861-76) ve II. Abdülhamid (1876-1909) saltanatları dönemine rastgelen 1851 Londra, 1867, 1878, 1889 ve 1900 Paris, 1873 Viyana ile 1893 Chicago Dünya Fuarları incelenmektedir. Giriş ve sonuç bölümleri dışında dört ana bölümden oluşan tezin ilk bölümü, ondokuzuncu yüzyıl arka planını Sanayi Devrimi sonrası Avrupa'da pazaryerinden liberal ekonomiye geçiş süreci ve geçerli güç ilişkileri üzerinden değerlendirmektedir. Değerlendirme, Avrupa'da ondokuzuncu yüzyılda mimarlık alanına yansıyan somut değişimlere dayandırılarak yapılmaktadır. İkinci Bölüm, Batı'nın ileri sürdüğü "Küresel Modernlik" düşüncesinin mimarlıktaki yansımasını ve günümüzde de süren Batı-dışı'nın Küresel Modern karşısındaki "Yerel Temsil Sorunu"nu kuramsal açıdan incelemektedir. Üçüncü Bölüm, ondokuzuncu yüzyılda Osmanlı Devleti'nin arka planını, ilk bölümle karşılaştırmak maksadıyla incelemektedir. Bu bölümde, Osmanlı Mimarisi'nin kimliğini belirleyen özgül nitelikler, dünya fuarlarının gerçekleştirildiği ondokuzuncu yüzyıldaki batılılaşma hareketleri ve bu hareketlerin mimariye etkileri açıklanmaktadır. Dördüncü Bölüm, ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında düzenlenen dünya fuarlarını, üst ölçekte fuar ana yapıları ve sergilenen ürünler; alt ölçekte Osmanlı Devleti'nin dünya fuarlarındaki kültürel imaj arayışı, pavyonlarının mimari nitelikleri ve temsil ürünleri üzerinden tahlil etmektedir. Sonuç bölümünde ise tezin ana bölümlerinde incelenen konular günümüze taşınarak değerlendirilmektedir.

Yeşim Duygu Ergüney
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğunda Şeyhülislamlık kurumu Bab-ı Meşihat

Bu çalışma kapsamında, Osmanlı Devletinin en önemli siyasi ve dini kurumu olan Şeyhülislamlık, Osmanlı öncesi tarihsel gelişimi, Osmanlı dönemi aldığı şekil, 19. yüzyıla gelirken Modernleşme hareketlerinin etkisi ve ilk defa sabit bir mekana sahip olup kurumsallaşması bağlamında siyasi ve mimari açıdan ele alınmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde giriş babında amaç, kapsam ve yöntem ele alınmış, tezde işlenecek konuya bir hazırlık yapılmıştır. İkinci bölümde Şeyhülislamlık kurumunun tarihsel gelişim seyri ele alınmıştır. İslamın doğuşu ile birlikte Hz. Muhammed devrinden başlayan Müslüman devletler silsilesinin son halkası sayılabilecek Osmanlı devletine kadar, Din-Devlet ilişkileri sıkı ilişki içerisinde olmuştur. Halifelik kurumunun tüm Müslüman devletlerde ve İslam coğrafyalarında en önemli makam olduğu aşikardır. Bu açıdan İslam topraklarının genişlemesi sonucu zaruri bir ihtiyaç şeklinde ortaya çıkan Şeyhülislamlık kurumu da, Halifenin manevi temsilcisi olması konumu sebebiyle aynı şekilde önem arzetmektedir. İslamın ilk dönemlerinden itibaren Müftülük-Kadılık-Kazaskerlik-Şeyhülislamlık bağlamında Şeyhülislamlık Makamının ortaya çıkış süreci ve kurumsallaşması ele alınıp, tarihsel süreç içerisinde gelişmesi, önemli noktaları ile birlikte ortaya konmaya çalışılmıştır. Sonrasında Şeyhülislamın devlet teşrifatındaki yeri incelenmiştir. Devamında da Osmanlıdaki gelişim sürecini takip eden seyir içerisinde 19. yüzyıla geldiğimizde yenileşme hareketleri ile birlikte, Şeyhülislamlık kurumuna bir mekan tahsis edilmesi sonucu aldığı yeni hal anlatılmış, Yenileşme ve Merkezileşme süreci ile Şeyhülislamlığın ilişkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde Şeyhülislamlık kurumunun yapısı, birimleri ve esas daireleri incelenmiş, Şeyhülislamın maiyeti ve hizmetlileri anlatılarak eldeki bulgular eşliğinde tanıtılmaya çalışılmıştır. Dördüncü bölümde ise Bab-ı Meşihat yapısı mekânsal bağlamda irdelenmiş, 19. yüzyılda Şeyhülislamlara tahsis edilen bu yer, tahsisden önceki Ağakapısı konumundan alınarak Osmanlının son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yılları da dahil olmak üzere incelenmiş ve günümüzdeki hali ile irtibatlandırılmıştır. Eski ve yeni haritalar, eski gravürler, eski ve yeni fotoğraflar ve çizimlerle yapı birimleri incelenerek ele alınmış, eldeki belgeler ışığında şerh edilerek anlatılmaya çalışılmıştır. Dini ve siyasi bürokrasinin iç içeliği ve Osmanlı Modernleşmesinin kurumlar üzerindeki etkisi, tüm bunların mimari mekan ve biçim ile ilişkileri bağlamında tezin ana içeriğini oluşturmaktadır.

Hasan Fehmi Topal
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğunda Şeyhülislamlık kurumu Bab-ı Meşihat

Bu çalışma kapsamında, Osmanlı Devletinin en önemli siyasi ve dini kurumu olan Şeyhülislamlık, Osmanlı öncesi tarihsel gelişimi, Osmanlı dönemi aldığı şekil, 19. yüzyıla gelirken Modernleşme hareketlerinin etkisi ve ilk defa sabit bir mekana sahip olup kurumsallaşması bağlamında siyasi ve mimari açıdan ele alınmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde giriş babında amaç, kapsam ve yöntem ele alınmış, tezde işlenecek konuya bir hazırlık yapılmıştır. İkinci bölümde Şeyhülislamlık kurumunun tarihsel gelişim seyri ele alınmıştır. İslamın doğuşu ile birlikte Hz. Muhammed devrinden başlayan Müslüman devletler silsilesinin son halkası sayılabilecek Osmanlı devletine kadar, Din-Devlet ilişkileri sıkı ilişki içerisinde olmuştur. Halifelik kurumunun tüm Müslüman devletlerde ve İslam coğrafyalarında en önemli makam olduğu aşikardır. Bu açıdan İslam topraklarının genişlemesi sonucu zaruri bir ihtiyaç şeklinde ortaya çıkan Şeyhülislamlık kurumu da, Halifenin manevi temsilcisi olması konumu sebebiyle aynı şekilde önem arzetmektedir. İslamın ilk dönemlerinden itibaren Müftülük-Kadılık-Kazaskerlik-Şeyhülislamlık bağlamında Şeyhülislamlık Makamının ortaya çıkış süreci ve kurumsallaşması ele alınıp, tarihsel süreç içerisinde gelişmesi, önemli noktaları ile birlikte ortaya konmaya çalışılmıştır. Sonrasında Şeyhülislamın devlet teşrifatındaki yeri incelenmiştir. Devamında da Osmanlıdaki gelişim sürecini takip eden seyir içerisinde 19. yüzyıla geldiğimizde yenileşme hareketleri ile birlikte, Şeyhülislamlık kurumuna bir mekan tahsis edilmesi sonucu aldığı yeni hal anlatılmış, Yenileşme ve Merkezileşme süreci ile Şeyhülislamlığın ilişkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde Şeyhülislamlık kurumunun yapısı, birimleri ve esas daireleri incelenmiş, Şeyhülislamın maiyeti ve hizmetlileri anlatılarak eldeki bulgular eşliğinde tanıtılmaya çalışılmıştır. Dördüncü bölümde ise Bab-ı Meşihat yapısı mekânsal bağlamda irdelenmiş, 19. yüzyılda Şeyhülislamlara tahsis edilen bu yer, tahsisden önceki Ağakapısı konumundan alınarak Osmanlının son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yılları da dahil olmak üzere incelenmiş ve günümüzdeki hali ile irtibatlandırılmıştır. Eski ve yeni haritalar, eski gravürler, eski ve yeni fotoğraflar ve çizimlerle yapı birimleri incelenerek ele alınmış, eldeki belgeler ışığında şerh edilerek anlatılmaya çalışılmıştır. Dini ve siyasi bürokrasinin iç içeliği ve Osmanlı Modernleşmesinin kurumlar üzerindeki etkisi, tüm bunların mimari mekan ve biçim ile ilişkileri bağlamında tezin ana içeriğini oluşturmaktadır.

Hasan Fehmi Topal
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğunda Şeyhülislamlık kurumu Bab-ı Meşihat

Bu çalışma kapsamında, Osmanlı Devletinin en önemli siyasi ve dini kurumu olan Şeyhülislamlık, Osmanlı öncesi tarihsel gelişimi, Osmanlı dönemi aldığı şekil, 19. yüzyıla gelirken Modernleşme hareketlerinin etkisi ve ilk defa sabit bir mekana sahip olup kurumsallaşması bağlamında siyasi ve mimari açıdan ele alınmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde giriş babında amaç, kapsam ve yöntem ele alınmış, tezde işlenecek konuya bir hazırlık yapılmıştır. İkinci bölümde Şeyhülislamlık kurumunun tarihsel gelişim seyri ele alınmıştır. İslamın doğuşu ile birlikte Hz. Muhammed devrinden başlayan Müslüman devletler silsilesinin son halkası sayılabilecek Osmanlı devletine kadar, Din-Devlet ilişkileri sıkı ilişki içerisinde olmuştur. Halifelik kurumunun tüm Müslüman devletlerde ve İslam coğrafyalarında en önemli makam olduğu aşikardır. Bu açıdan İslam topraklarının genişlemesi sonucu zaruri bir ihtiyaç şeklinde ortaya çıkan Şeyhülislamlık kurumu da, Halifenin manevi temsilcisi olması konumu sebebiyle aynı şekilde önem arzetmektedir. İslamın ilk dönemlerinden itibaren Müftülük-Kadılık-Kazaskerlik-Şeyhülislamlık bağlamında Şeyhülislamlık Makamının ortaya çıkış süreci ve kurumsallaşması ele alınıp, tarihsel süreç içerisinde gelişmesi, önemli noktaları ile birlikte ortaya konmaya çalışılmıştır. Sonrasında Şeyhülislamın devlet teşrifatındaki yeri incelenmiştir. Devamında da Osmanlıdaki gelişim sürecini takip eden seyir içerisinde 19. yüzyıla geldiğimizde yenileşme hareketleri ile birlikte, Şeyhülislamlık kurumuna bir mekan tahsis edilmesi sonucu aldığı yeni hal anlatılmış, Yenileşme ve Merkezileşme süreci ile Şeyhülislamlığın ilişkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde Şeyhülislamlık kurumunun yapısı, birimleri ve esas daireleri incelenmiş, Şeyhülislamın maiyeti ve hizmetlileri anlatılarak eldeki bulgular eşliğinde tanıtılmaya çalışılmıştır. Dördüncü bölümde ise Bab-ı Meşihat yapısı mekânsal bağlamda irdelenmiş, 19. yüzyılda Şeyhülislamlara tahsis edilen bu yer, tahsisden önceki Ağakapısı konumundan alınarak Osmanlının son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yılları da dahil olmak üzere incelenmiş ve günümüzdeki hali ile irtibatlandırılmıştır. Eski ve yeni haritalar, eski gravürler, eski ve yeni fotoğraflar ve çizimlerle yapı birimleri incelenerek ele alınmış, eldeki belgeler ışığında şerh edilerek anlatılmaya çalışılmıştır. Dini ve siyasi bürokrasinin iç içeliği ve Osmanlı Modernleşmesinin kurumlar üzerindeki etkisi, tüm bunların mimari mekan ve biçim ile ilişkileri bağlamında tezin ana içeriğini oluşturmaktadır.

Hasan Fehmi Topal
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Beşiktaş-Maslak Büyükdere aksının tarihsel süreçte oluşumu ve gelişimi

Bu çalışmanın hedefi Beşiktaş – Maslak Büyükdere aksının oluşum ve gelişim süreçlerini incelemek, gelişimini etkileyen faktörleri değerlendirmek, aksta meydana gelen işlev değişikliklerini tespit etmek, bu işlev değişikliklerinin sebep ve sonuçlarını değerlendirmek, aksın günümüzdeki haline erişinceye kadar ki evrelerini, yaşadığı kimlik değişimlerini gözler önüne sermektir.Aksın kent içindeki yeri ve önemini değerlendirmek,kentin gelişim makroformundaki üstlendiği kimliği değerlendirmektir.

Tuğba Göksu
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00

Other supervisors