Theses supervised by Prof. Dr. Özden Şükran Üneri

11 theses · İstanbul Gelişim University

Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde problemli internet kullanımı ve benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Araştırma ergenlerde problemli internet kullanımı ile ilgili özelliklerin, problemli internet kullanımı ve benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelemesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırmada ölçekler yardımıyla toplanan bilgiler nicel veri analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırma, İstanbul ili Uğur Okulları Güngören Kampüsünde eğitim gören 613 lise öğrencisi arasından çalışmaya katılmayı kabul eden 459 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları değerlendirildiğinde, erkeklerin (n=129) benlik saygılarının kız ergenlerden (n=330) daha yüksek olduğu saptanmıştır. (p=0,001). Bir diğer ulaşılan sonuç, ebeveynleri birlikte olan ergenlerin (n=411) benlik saygılarının ebeveynleri boşanmış ya da ayrı yaşayanlara (n=48) göre daha yüksek olduğudur (p=0,046). Öte yandan yüksek sosyo- ekonomik imkânlara sahip olan ergenlerin (n=40) benlik saygılarının yüksek, düşük gelirli olanların (n=33) ise benlik saygılarının düşük olduğu bulunmuştur (p<0,001). Problemli internet kullanımı farklı değişkenlere göre incelenmiş ve problemli internet kullanımının en fazla 17-18 yaş grubunda (n=170, p<0,001) ve lise 4. sınıfta (n=146, p<0,001) görüldüğü saptanmıştır. Araştırmanın bir diğer sonucu ise, ekonomik durumu orta düzeyde olanların problemli internet kullanımının daha fazla olduğudur (n=40, p=0,007). Benlik saygısı ile problemli internet kullanımı arasında pozitif ilişki görülmüş, benlik saygısı arttıkça problemli internet kullanımının da arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç: Çalışma bulgularımız bütün olarak değerlendirildiğinde ekonomik durum ve ebeveyn birlikteliğinin benlik saygısını etkilediğini ve problemli internet kullanımı açısından 17-18 yaş grubunu ile sosyo-ekonomik durum olarak orta düzey gelire sahip olanların riskli grup olduğunu söylemek mümkündür.

BağımlılıkBenlik saygısıErgenler+6
Ece Ağca
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin otantiklik düzeyleri ile kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi, bilişsel esnekliğin olası aracı rolünün değerlendirilmesi

Çalışmamızda, üniversite öğrencilerinin otantiklik düzeyleri ile kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi, bu ilişkideki bilişsel esnekliğin aracı rolünün değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma grubunu 2020-2021 eğitim öğretim yılında, İstanbul Gelişim Üniversitesi'nde öğrenim gören 247 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler, "Sosyodemografik Veri Formu", "Otantiklik Ölçeği", "Sıfatlara Dayalı Kişilik Envanteri" ve "Bilişsel Esneklik Envanteri" aracılığıyla değerlendirilmiştir. Çalışmada ilişkisel tarama modeli ve verilerin analizinde; Pearson'un momentler çarpımı korelasyon katsayısı testi, Yapısal Eşitlik Modeli, Student's t testi ve tek faktörlü varyans analizi kullanılmıştır. Değerlendirmelerde p değeri .05 olarak alınmıştır. Araştırma sonucunda; bilişsel esneklik düzeyi ile otantiklik alt boyutları olan kendine yabancılaşma ve dışsal etkiyi kabullenme düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ve ters yönlü bir ilişkinin olduğu saptanırken; bilişsel esneklik düzeyi ile otantikliğin alt boyutu olan otantik yaşam ile aynı yönlü anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Bilişsel esneklik düzeyi ile sıfatlara dayalı kişilik testinin alt boyutlarının ilişkisi incelendiğinde; bilişsel esneklik düzeyi ile dışa dönüklük, deneyime açıklık ve sorumluluk alt boyutları arasında aynı yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişkinin olduğu, bilişsel esneklik ile duygusal dengesizlik arasında ise ters yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Yumuşak başlılık ile bilişsel esneklik arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Otantiklik ölçeği ve sıfatlara dayalı kişilik envanteri puanlarının ilişkisi incelendiğinde; otantikliğin alt boyutları olan kendine yabancılaşma düzeyi ve dışsal etkiyi kabullenme düzeyi arttıkça duygusal dengesizlik özelliğinin de arttığı; dışadönüklük, deneyime açıklık, yumuşak başlılık ve sorumluluk özelliklerinin ise azaldığı görülmüştür. Otantikliğin diğer alt boyutu olan otantik yaşama bakıldığında; otantik yaşam düzeyi arttıkça yumuşak başlılık ve sorumluluk düzeylerinin arttığı, duygusal dengesizlik düzeyinin ise azaldığı görülmüştür. Bulgularımıza göre; dışadönüklük ve deneyime açıklık düzeyleri otantiklik alt boyutu olan kendine yabancılaşmayı yordamaktadır, bilişsel esnekliğin kısmi olarak etkilediği sonucuna varılmıştır. Duygusal dengesizlik ve sorumluluk düzeylerinin kendine yabancılaşma düzeyini doğrudan etkilediği, bilişsel esnekliğin aracılığının olmadığı görülmüştür. Duygusal dengesizlik düzeyinin otantiklik alt boyutu olan dışsal etkiyi kabullenmeyi etkilediği, bu ilişkide bilişsel esnekliğin kısmi aracılığının modeli daha iyi açıklandığı görülmüştür. Duygusal dengesizliğin otantik yaşamı doğrudan etkilemediği, otantik yaşam puanında bilişsel esnekliğin aracılığı sayesinde anlamlı bir değişim olduğu saptanmıştır. Ayrıca sorumluluk özelliğinin otantik yaşamı etkilediği ve bilişsel esnekliğin kısmi aracı etkisinin olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Otantiklik, Kişilik, Bilişsel Esneklik

Bilişsel esneklikKişilikKişilik özellikleri+3
Zehra Çeltekligil
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Evlilik uyumu ile empatik eğilim düzeyleri ve problem çözme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada evlilik uyumu ile empatik eğilim düzeyleri ve problem çözme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma grubunu 2020-2021 yılında İstanbul'da ikamet etmekte olan evli kadın ve erkeklerden oluşmaktadır. Araştırmanın çalışma grubu gönüllülük esasına göre rastlantısal olarak seçilen 200 evli birey (103 kadın ve 97 erkek) üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırmada verilerin toplanmasında; Sosyodemografik Veri Formu, Empatik Eğilim Ölçeği, Evlilikte Problem Çözme Ölçeği ve Evlilikte Uyumu Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Verilerin analizinde; örneklemin yapısını oluşturan verilere ilişkin betimleyici istatistikler, ölçeklere ilişkin güvenirlik ve faktör analizleri, bağımsız t testi, korelasyon, Anova testi ve farklılığa neden olan grubun testinde (Post-hoc analizinde) Tukey testi, bağımlı değişkenin bağımsız değişkenlerle olan ilişkisini değerlendirmede ise regresyon analizi kullanılmıştır. Değerlendirmelerde p değeri .05 olarak alınmıştır. Bulgular: Araştırma bulgularına göre cinsiyet ve eğitim durumu değişkenlerinin evlilik uyumunu yordamadıkları görülmüştür. Evlilik uyumu ile problem çözme becerisi arasında pozitif yönde iyi düzeyde; evlilik uyumu ile empatik eğilim düzeyi arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı; problem çözme becerisi ve empatik eğilim arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı tespit edilmiştir. Sonuç: Bu alanda ülkemizde yapılan çalışma sayısı sınırlıdır. Çalışmamızın Türkiye'de evlilik ile ilgili yapılan araştırmalara ve evlilik literatürünün gelişmesine katkı sağlayacağı düşünülmüştür.

EmpatiEmpatik eğilimEvlilik+3
Cansu Dursunoğlu
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisi döneminde somatik yakınmaların somatoform dissosiyasyon ölçeği aracılığıyla hekim örnekleminde incelenmesi

Amaç: Bu araştırma, İstanbul ilindeki pandemi hastanelerinde Covid-19 enfeksiyonlu hastaların bakımını üstlenen ve çalışmaya katılmayı kabul eden hekimlerin somatik yakınmalarını ve ilişkili özellikleri incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem: 30 Aralık 2020 – 30 Ocak 2021 tarihleri arasında pandemi hastanesinde görev yapan Covid-19 enfeksiyonlu hastaların bakımını üstelenen, 106'sı kadın 52'si erkek toplam 158 hekim araştırmanın örneklem grubunu oluşturmaktadır. Katılımcılara whatsapp grupları aracılığıyla ulaşılmış ve online olarak Sosyodemografik Veri Formu ve Somatoform Dissosiyasyon Ölçeği (SDQ)'ni doldurmaları istenmiştir. Araştırmada ilişki ve tarama modeli kullanılmış, elde edinilen verilerin istatistiksel çözümlemeleri ise SPSS 21.1 programı NCSS (Number Cruncher Statistical System) kullanılarak yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamız örnekleminin %67,1'i (n=106) kadın, %32,9'u (n=52) erkek, toplam 158 hekimden oluşmaktadır. Örneklemin tamamının somatizasyon bozukluğu ölçeği puan ortalaması 27,26±10,94'tür. Örneklemimizde; dahili tıp biriminde çalışan hekimlerin diğer birimlerde çalışanlara göre, aylık kazancı 10000 TL ve altında olan hekimlerin, aylık kazancı 10000 TL üzerinde olan hekimlere göre somatizasyon yakınmalarının anlamlı yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca Covid-19 enfeksiyonu geçirme öyküsü olan olguların, Covid-19 enfeksiyon geçirme öyküsü olmayan olgulara göre somatizasyon semptomlarının daha çok olduğu bulunmuştur. Diğer değişkenler açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Sonuç: Bulgularımız dikkate alındığında salgın hastalıklarla daha sıklıkla uğraşan hekimlerin psikosomatik belirtiler ve somatizasyon bozukluğu geliştirme risklerinin yüksek olduğu ve bu alanda çalışan hekimlere psikolojik destek verilmesinin yararlı olacağı; pandemi sürecinde sağlık çalışanlarının psikolojik iyilik hali ve mesleki motivasyonun arttırılması için maaşlarında artış veya ek maaş ödemelerinin yapılmasının yararlı olacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Hekimler, Somatizasyon

BedenselleştirmeCOVID 19Doktorlar+4
Öykü Çağla Paçal
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Postpartum depresyon belirtileri ile öz şefkat ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Giriş: Postpartum depresyon (PPD); görülme sıklığı son yıllarda artan ve psikoloji literatüründe gündemde olan bir psikopatolojidir. Postpartum depresyon, annenin doğumdan sonraki dönemini kapsayan ve başlangıç zamanı değişkenlik gösteren bir ruhsal bozukluktur. PPD gelişiminde; genetik, sosyal, psikolojik ve kişilik özelliklerinin etkili olduğu düşünülmektedir. Psikolojik dayanıklılık ve özşefkat ise kişinin zor durumlarda ruhsal süreçlerini daha iyi düzenlemesine yardımcı olan etkenler arasında yer almaktadır. Amaç: Yaptığımız araştırmanın amacı, postpartum depresyon belirtileri ile öz şefkat ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişkisinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırmanın örneklemi, İstanbul Bakırköy ilçesindeki 20-34 yaş aralığındaki, 3 ve 6. aylar arasında bebeği olan 250 kadından oluşmaktadır. Araştırmada yöntem olarak "ilişkisel tarama modeli" kullanılmıştır. Veriler sosyodemografik bilgi formu, Edinburgh Doğum Sonrası Ölçeği, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Öz duyarlılık Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS (Statistical Package For Social Sciences) 25.0 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmamızda PPD görülme sıklığı %56 olarak saptanmıştır. Sosyodemografik değişkenler açısından PDD ile evde yaşayan kişi sayısı ve çalışma durumunun arasında anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Evde yaşayan kişi sayısı arttıkça ve çalışan kadınlara kıyasla çalışmayanlarda, PDD oranı da artmaktadır. Postpartum depresyon ile psikolojik dayanıklılık arasında düşük negatif yönde ilişki bulunmuştur. Postpartum depresyon ile öz şefkat arasında düşük pozitif yönde ilişki bulunmuştur. Öz şefkat ile psikolojik dayanıklılık arasında negatif ilişki saptanmıştır. Sonuç: Araştırma bulgularımıza göre öz şefkat ve psikolojik dayanıklılık problemi yaşayan 20-34 yaş grubundaki kadınlarda, postpartum depresyon riski artış göstermektedir.

AnnelerDepresyonDepresyon-postpartum+3
Sena Naz Özpeynirci
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Annelerin kişilik özellikleri ile okul öncesi çocuklardaki anksiyete düzeyleri arasındaki ilişki

Amaç: Çalışmanın amacı annelerin kişilik özellikleri ile okul öncesi çocuklardaki anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Yöntem: Bu araştırmanın örneklemini oluşturan Özel Bilgi Yuvam Anaokulu, Özel Beylikdüzü Yasemin Anaokulu ve İstanbul Özel Safa Okulları Anaokulu öğrencilerine ve annelerine Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi ve Okul Öncesi Çocuklarda Anksiyete Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmacı tarafından katılımcıların bilgilerini toplamak amacıyla oluşturulan sosyodemografik veri formu kullanılmıştır. Araştırmanın örneklem grubu 151 okul öncesi dönemi öğrenim gören 3-6 yaş arası öğrencilerden ve öğrencilerin annelerinden oluşmaktadır. Araştırmanın sonucunda elde edilen elde edilen bulgular SPSS 22 (Statistical Pacpage For Social Science) paket programında analiz edilmiştir. Verileri değerlendirirken yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı istatiksel metodlar kullanılmıştır. Veriler incelenirken ANOVA, Kruksal Wallis U Test, Bağımsız Gruplar t-test, Levene kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma dahilinde sosyodemografik veri formunu ve anket sorularını 70'ini (%46,4) kız çocuğu, 81'inin (%53,6) erkek çocuğu olmak üzere toplamda 151 katılımcı ile çalışılmıştır. Okul Öncesi Çocuklarda Anksiyete Ölçeği (ÖOÇAÖ) sosyal fobi alt boyut puanları ile Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi (SDKT) dışa dönüklük (p<,01) duygusal dengesizlik (p<,05) alt boyut puanları, yaygın kaygı bozukluğu alt boyut puanları ile duygusal dengesizlik (p<,05), deneyime açıklık (p<,05) alt puanları, özgül fobi alt boyut puanları ile duygusal dengesizlik (p<,05) alt boyut puanları, ayrılık anksiyetesi alt boyut puanları ile duygusal dengesizlik (p<,01) alt boyut puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca OÖÇAÖ-toplam puanları ile SDKT-duygusal dengesizlik (p<,01) alt boyut puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu, duygusal dengesizlik alt boyut puanları ortalamasının diğer alt boyutlara göre yüksek saptanmıştır. Annelerin demografik özellikleri ile çocuklarındaki kaygı düzeyleri arasında zayıf korelasyonlar tespit edilmiştir. Annelerin kişilik yapıları ile çocuğundaki anksiyete düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Annelerin 'dışa dönüklük, duygusal dengesizlik, deneyime açıklık' puanlarının çocuklardaki kaygıyı pozitif yönde etkilediği bulunmuştur. Sonuç: Çalışma bulgularımıza göre annelerin kişilik boyutu değişkenleri açısından duygusal dengesizlik kişilik boyutu çocuklarda anksiyeteyi yordayan önemli bir değişkendir.

Ana-çocuk ilişkisiAnksiyeteAnneler+5
Mihriban Gizem Güner
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Nevrotik kişilik tipleri ve evli bireylerin ilişki istikrarı arasındaki ilişki

Çalışmamızın temel amacı nevrotik kişilik tiplerinin evli bireylerde ilişki istikrarını ne düzeyde etkilediğinin incelenmesidir. Araştırma grubunu, İstanbul, Adana, Diyarbakır, Gaziantep ve Uşak illerinde yaşayan yaş aralığı 20-65 olan 238'i kadın ve 117'si erkek olmak üzere toplam 355 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Veriler "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Horney-Coolidge Üç Boyut Envanteri" ve "İlişki İstikrarı Ölçeği" aracılığıyla değerlendirilmiştir. Çalışmada ilişkisel tarama modeli ve verilerin analizinde; Pearson Momentler çarpımı korelasyon katsayısı testi, Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Değerlendirmelerde p değeri .05 olarak alınmıştır. Yapılan analizler sonucunda; kişilik tipleri açısından kadın ve erkekler arasında anlamlı bir farklılık bulunmazken, ilişki istikrarı açısından kadın ve erkekler arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiş olup erkeklerde ilişki istikrarı istatistiksel olarak anlamlı oranda yüksektir. Doyum düzeyi ve ilişkiye yapılan yatırım düzeyi; ilişki istikrarı ve eğitim durumu açısından evli olarak geçirilen yıl arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Korelasyon analizi sonucunda, nevrotik kişilik tiplerinden uysal tip ile ilişkiden alınan doyum düzeyi, seçeneklerin niteliğini değerlendirme düzeyi ve yatırım düzeyi arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Saldırgan tip ile ilişkiden alınan doyum düzeyi arasında negatif yönlü; seçeneklerin niteliğini değerlendirme düzeyi ve yatırım düzeyi arasında pozitif yönlü; kopuk tip ile ilişkiden alınan doyum düzeyi arasında negatif yönlü; seçeneklerin niteliğini değerlendirme düzeyi ve yatırım düzeyi arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki vardır. Psikiyatrik yardım almak ile ilişkiden alınan doyum düzeyi ve ilişkiye yapılan yatırım düzeyi arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Bu araştırma kişiliğin ilişki süreçlerine etkisi vardır düşüncesinden yola çıkarak nevrotik kişilik tipleri ve ilişki istikrarı arasındaki ilişkiyi incelenmiştir. Araştırma sonuçlarında ise kişilik tiplerinin ilişkiden alınan doyum düzeyine, seçeneklerin niteliğini değerlendirme düzeyine ve ilişki yatırımına etkisi olduğu söylenebilmektedir.

Evli çiftlerEvlilikEvlilik ilişkisi+4
Sena Nur Yıldırım
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Menopoza girmiş kadınlarda benlik saygısı ve beden imajının cinsel doyuma etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı menopoza girmiş kadınlarda benlik saygısı ve beden imajının cinsel doyuma etkisini incelemek ve menopoza girmemiş kontrol grubu ile karşılaştırmaktır. Bu amaçla araştırmada yer alan sosyo-demografik değişkenlerle benlik saygısı, beden imajı ve cinsel doyum arasındaki ilişki ve sosyo-demografik değişkenler bağlamında oluşturulan gruplar arasında bağımlı değişken düzeyleri bakımından farklılaşma olup olmadığı incelenmiştir. Bunun yanı sıra menopoza girmiş kadınlarda benlik saygısı ve beden imajının cinsel doyumu yordayıp yordamadığı incelenmiştir. Yöntem: Araştırmanın yöntemi, anket olarak belirlenmiştir. Katılımcı grubun beden imajı düzeyleri 'Beden Algısı Ölçeği', benlik saygısı düzeyleri 'Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği', cinsel doyum düzeyleri ise "Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği" aracılığıyla belirlenmiştir. Araştırmanın örneklemini menopoza girmiş ve girmemiş 100'er kadın olmak üzere toplamda 200 kadından oluşturmaktadır. Elde edilen veriler SPSS 22 bilgisayar temelli istatistik programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda menopoza girmiş ve girmemiş kadınlarda benlik saygısı ile beden algısı arasında doğrusal yönlü orta derecede ilişki olduğu bulunmuştur. Ayrıca her iki grupta da benlik saygısı ile cinsel doyum arasında doğrusal yönlü düşük derecede ilişki olduğu ve beden algısı ile cinsel doyum arasında doğrusal yönlü orta derecede ilişki olduğu saptanmıştır. Sonuç: Menopoza girmiş ve girmemiş kadınlarda benlik saygısı, beden imajı ve cinsel doyum arasında anlamlı ilişki olduğu ve bu üç değişkenin birbirine etki ettiği tespit edilmiştir.

Beden imajıBenlik saygısıCinsel doyum+3
Elif Ünal
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Covid-19 pandemi döneminde erişkinlerde bilişsel duygu düzenleme stratejileri ile umutsuzluk ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma pandemi sürecinde bireylerin bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin kaygı ve umutsuzluk düzeylerini ne derece yordadığını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkenleri umutsuzluk ve kaygı, bağımsız değişkenleri ise bilişsel duygu düzenleme stratejileridir. Araştırma kapsamında bireylerin bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin kaygı ve umutsuzluk düzeylerinin, Covid-19 geçirme, Covid-19 semptomu, pandemide ikamet edilen yer, tıbbi ve psikolojik rahatsızlık ve Covid-19 aşısı olma değişkenleri açısından anlamlı derecede farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir. Araştırma grubu 20-29 yaş arasındaki bireylerden oluşmaktadır. Araştırmaya, 400 kişi katılmıştır. Bunlardan 256'sı (%64) kadın ve 144'ü (%36) erkektir. Çalışmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Veriler, "Kişisel Veri Formu", "Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği", "Beck Umutsuzluk Ölçeği" ve "Beck Anksiyete Ölçeği" aracılığıyla toplanmıştır. Bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin umutsuzluk ve kaygıyı ne derece yordadığını belirlemek amacıyla çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin umutsuzluğu (R=0.170; R2=0.029; F=1.180; p<.001) ve kaygıyı (R=0.502; R2=0.252; F=13.323; p<.05) yordadığı bulunmuştur. Bireylerin bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin kaygı ve umutsuzluk düzeylerinin, Covid-19 geçirme, Covid-19 semptomu, pandemide ikamet edilen yer, tıbbi ve psikolojik rahatsızlık ve Covid-19 aşısı olma değişkenleri açısından anlamlı derecede farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda bireylerin bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin Covid-19 geçirme, tıbbi rahatsızlığı bulunma ve psikolojik rahatsızlığı bulunma değişkenleri açısından farklılaştığı; kaygı düzeylerinin ise yalnızca tıbbi ve psikolojik rahatsızlığı bulunma durumu açısından farklılaştığı görülmüştür. Umutsuzluk düzeylerinin Covid-19 ile ilgili demografik değişkenlerden etkilenmediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Kaygı, Umutsuzluk, Bilişsel Duygu Düzenleme

Bilişsel duygu düzenlemeCOVID 19Duygu düzenleme+5
Okan Göklen
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin algılanan ebeveyn tutumlarının duygularını ifade edebilme düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi

Bireyin kendini ifadesi ve ebeveyn-çocuk ilişkilerinin psikolojik iyi oluş ile arasındaki bağı ortaya koyan araştırmalar ışığında; ebeveyn tutumlarının duygu ifadesi ile ilişkisinin bilinmesi, çocuklar için hangi ebeveyn tutumunu sergilemenin onların gelişimini ve psikolojik iyi oluşunu daha olumlu etkileyeceğini belirlemede yardımcı olacaktır. Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin algılanan anne ve baba tutumlarının, duygularını ifade edebilme düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışma korelasyonel araştırma modeline uygun olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın örneklemi İstanbul Gelişim Üniversitesi'nde klinik psikoloji yüksek lisansı öğrenimi gören 276 kız, 230 erkek olmak üzere 506 öğrenciden oluşmaktadır. Çalışmada veri toplama amacıyla Sosyodemografik Bilgi ve Veri Formu, Ana Baba Tutum Ölçeği ve Duyguları İfade Etme Ölçeği kullanılmıştır. Sosyodemografik Bilgi ve Veri Formu araştırmacı tarafından oluşturulmuştur. Form cinsiyet, yaş, sınıf, anne ve baba durumu ve anne-baba eğitim düzeyleri, kardeş sayısı ve kaçıncı çocuk olduğu bilgilerini içermektedir. Algılanan anne ve baba tutumları ve üniversite öğrencilerinin duygularını ifade edebilme düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesinde SPSS istatistiksel analiz programı kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre kardeş mevcudiyeti değişkeninin anne-baba tutumu ve duygu ifadesini yordamadığı görülmüştür. Anne ve baba eğitim düzeylerinin demokratik tutum boyutunu yordadığı tespit edilmiştir. Çalışmada duygu ifade etmenin, otoriter tutum ve koruyucu tutum boyutları ile ters yönlü bir ilişkisi olduğu; koruyucu tutum boyutu ile ise pozitif yönde ilişkisi olduğu bulunmuştur. Araştırma sonucunda, anne ve baba tutumlarının duygu ifade etmeyi yordadığı saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Duygu, Duyguları ifade etme, Algılamak, Ebeveyn, Ebeveyn tutumu

Aile içi ilişkilerAna-baba tutumuAna-baba çocuk ilişkileri+2
Dilara Suvan
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Görme engelli ergenlerde benlik algısı ile psikiyatrik belirtiler arasındaki ilişki

Bu araştırmada temel olarak aynı yaş grubundaki görme engelli ergenlerin ve engel sahibi olmayan ergenlerin, benlik algılarındaki farklılıklara, psikiyatrik belirtileri arasındaki farklılıklara ve benlik algısının psikiyatrik belirtileri ne derece etkilediği incelenmiştir. Örneklem grubunu 10-16 yaş aralığında görme engeli olan 30 ve görme engeli olmayan 29 ergen oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama amacıyla Sosyodemografik Veri Formu, Harter Benlik Algısı Ölçeği, Belirti Tarama Testi (SCL-90) kullanılmıştır. SPSS 25.0 istatistik programı kullanılarak veriler analiz edilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmada görme engeli olan ve olmayan ergenler arasında psikolojik belirti düzeylerinin ve benlik algısı düzeylerinin farklılaşmadığı bulunmuştur. Ayrıca görme engeli olan bireylerde demografik özellikler göre psikolojik belirti ile benlik algısı düzeylerinde istatistiksel açıdan anlamlı farklılık olmadığı bulunmuştur. SCL-90- R ölçeği alt boyutlarından obsesif-kompulsif, kişilerarası duyarlılık ve depresyon düzeyleri ile genel-öz düzeyleri arasında doğrusal bir ilişki varlığı bulunmuştur. Görme engelli bireylerde fobik kaygılar arttıkça sosyal kabul düzeylerinin azaldığı bulunmuştur. Genel semptom ortalaması ile genel-öz değer düzeylerinin ilişkili olduğu ve ergenlerde psikolojik semptomların artmasına bağlı olarak genel-öz değer düzeylerinin de arttığı bulunmuştur. Bu çalışma bulguları dikkate alınarak bireylerde engel valığının psikolojik belirti ve benlik algısı düzeylerini etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Görme engelinin ergenlerde psikolojik semptomların artması durumunda benlik algısı ile ilgili farklılıkların ortaya çıktığı ortaya konulmuştur. Görme engeli olan bireylerin psikolojik durumlarının normal bireylerden farklı olmadığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ergen, Görme Engeli, Benlik Algısı, Psikiyatrik Belirti

Benlik algısıErgenlerGörme engelliler+3
Özge Özcan
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00

Other supervisors