Theses supervised by Prof. Dr. Sedat Yıldız

12 theses · İnönü University

Master'sOpen AccessTR

Neonatal LPS uygulaması ve üremenin uzun vadeli programlanması: NOS ve Kaspaz-1 inhibisyonlarının rolü

Bu tez çalışmasında, neonatal dönemde bakteriyel endotoksin lipopolisakkarit (LPS) uygulanan sıçanlarda üremenin uzun vadeli programlanması incelenmiştir. Ayrıca, LPS'nin etkisine aracılık eden nitrik oksit (NOS) inhibitörü (L-NAME) ve kaspaz-1 inhibitörü (Q-Vd-OPh), neonatal dönemde LPS ile birlikte kullanılarak bu aracıların rollerinin ortaya konması hedeflenmiştir. Bu amaçla, postnatal 7. günde dişi sıçan yavrularına salin, LPS (50 µg/kg), LPS (50 µg/kg)+ L-NAME (40 mg/kg) veya LPS (50 µg/kg)+ Q-Vd-OPh (1 mg/kg) enjeksiyonu yapılmış; prepubertal dönemde (postnatal 30. gün) de salin veya ikinci LPS enjeksiyonu (50 µg/kg) yapılarak oluşturulan stresin puberteye erişme (vajinal açılma), östrus sikluslarının düzeni (simir testi), sitokin üretimi (IL-1ß, TNF-?), ovaryumda foliküler gelişme ve E. coli'ye spesifik anti-LPS antikorlarının üretimi üzerine etkileri belirlenmiştir. Ortalama olarak postnatal 75. günde proöstrus fazında eter anestezisi yapılan sıçanların sağ ovaryumları ve kan numuneleri alınarak deney sonlandırılmıştır.Puberte, iki defa LPS uygulanan grupta gecikmiş fakat NOS ve interlökin (IL)-1ß inhibitörleri pubertenin gecikmesini engellemiştir. LPS enjeksiyonları primordiyal folikül rezervini azaltmış, NOS inhibitörü bu azalmayı önlerken, IL-1ß inhibitörünün bu azalmaya karşı koruyucu bir rolü belirlenememiştir. İki defa LPS enjeksiyonu yapılan tüm gruplarda LPS'ye karşı spesifik antikor yanıtı gözlenmiştir. Serum NO konsantrasyonları tüm gruplarda benzer bulunmuştur. Serum IL-1ß, tümör nekrozis faktör- alfa (TNF-?) konsantrasyonları ise tespit edilebilir düzeyin altında bulunmuştur.Sonuçta, LPS uygulamalarının (1) puberteyi geciktirdiği, ovaryumdaki primordiyal folikül sayısını azalttığı ve kanda anti-LPS antikorlarını artırdığı tespit edilerek üremeyi uzun vadede programladığı ve (2) bu programlamada NO ve IL-1ß'nın önemli rollerinin bulunduğu görülmüştür.

ErgenlikKaspazlarLipopolisakkaritler+5
Tuba Tapan
İnönü University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Kortikosteron immunoassay testinin kurulması ve vardiyalı çalışan kişilerde stres parametreleriyle ilişkisi

Tez çalışmasının amacı kortikosteron test kitinin tükürük için validasyonunu yaparak; vardiyalı çalışan kadınlarda kortizol, alfa-amilaz, kalp hızı değişkenliği (KHD) ve anksiyete ölçekleri gibi stres parametreleriyle ilişkisini ortaya koymaktır. Ayrıca vardiyalı çalışmanın vital parametreler, hematolojik parametreler, bazı hormonlar ile sitokin düzeyleri üzerine etkileri de incelenmiştir. Materyal ve Metot: Kortikosteron testinin tükürükte validasyonundan sonra, vardiyalı çalışan kadın sağlık personelinde değişik deneme düzenlerinde vardiya süresince tükürük ve kan örnekleri alınarak KHD belirlenmiştir (5 dakikalık elektrokardiyogram kaydı). Bu bağlamda, tüm veya yarım gece vardiyasının (Denem I); değişken vardiya sisteminin (gündüz-gece, gece-gündüz, Deneme II) ve uzun süreli kesintisiz vardiya sisteminin (32 saat, Deneme III) etkileri incelenmiştir. Kanda hematolojik analizlerin yanı sıra hormonların (leptin, melatonin, östrojen, progesteron) ve sitokinlerin (TNF-alfa, IL-1 beta ve IL-6) ölçümü yapılmışken tükürükte de kortikosteron, kortizol, alfa-amilaz ölçümü yapılmıştır. Ayrıca, katılımcılara uyku ve anksiyete ölçekleri ile dikkat testi uygulandı. Bulgular: Vardiyalı çalışan kadınlarda vardiyanın tipine göre stres belirteçlerinin farklı düzeyde etkilendiği (Deneme I'de kortizol artışı, Deneme II'de kortikosteron artışı, Deneme III'te kortikosteron ve KHD artışı, alfa-amilaz düşüşü); genel olarak formül lökosit, sitokin (TNF-alfa, IL-1beta, IL-6), leptin ve üreme hormonları düzeyinde değişikliklere yol açtığı; uyku kalitesini olumsuz yönde etkilediği fakat vital bulguları etkilemediği belirlenmiştir. Stres parametreleri arasında belirgin pozitif ilişkiler gözlenmiştir. Sonuç: Tükürük kortikosteron immunoassay testinin kurulmasının yanı sıra vardiya tipinin vücudu genel olarak olumsuz etkilediği ve kompleks ve interaktif stres sisteminin vardiya tipine bağlı olarak farklı tepkiler gösterdiği belirlenmiştir.

HidrokortizonHormonlarKadınlar+7
Pınar Çakan
İnönü University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Menstrual döngü, egzersiz ve stres yanıtı

Menstrual Döngü, Egzersiz ve Stres Yanıtı Amaç: Bu tezin amacı, egzersiz (kısa- ve uzun-vadeli) ile menstrual siklusun fazları arasındaki etkileşimin, stres eksenleri (hipotalamo-pituiter-adrenal: HPA ve otonom sinir sistemi: OSS) üzerine etkilerini ortaya koymaktı. Materyal ve Metot: Deneme I'de mental ve fiziksel ağırlıklı eğitim alan kadınlar (n=340) menstrual döngüleri ile ilgili ölçekleri doldurdular. Deneme II ve III'te sağlıklı ve genç (18-22 yaş) sporcu (n=29) ve sedanter (n=28) kadınlar, düşük- veya yüksek-eforlu egezersizin (10 dak jogging veya 100 m sprint) stres eksenleri üzerine etkileri bakımından menstruasyon fazı, folliküler faz, preovulatuvar faz, luteal faz ve premenstrual fazda incelendiler. Tükürük kortizolü, kalp hızı değişkenliği (KHD) ve tükürük α-amilaz düzeyleri ölçüldü. Deneme IV'te aynı kadınlarda menstruasyon döneminde diurnal kortizol ve α-amilaz ölçüldü. Deneme V'te menstruasyon fazında kadınların fiziksel ve mental aktivitelere meyilleri incelendi. Bulgular: Mental ağırlıklı eğitim alanlarda menstruasyon süresi daha uzun olup VKİ daha yüksekti (P<0.05). Sporcu kadınlarda KHD daha yüksekti (P<0.05) ve egzersiz KHD'yi düşürdü fakat α-amilazı artırdı (P<0.05). Menstrual fazlar stres eksenlerini etkilemedi (P>0.05). Diurnal kortizol salınımı sporcu kadınlarda daha yüksekti (P<0.05) ve ağrı premenstrual fazlarda ve menstruasyon döneminde yüksekti (P<0.05). Sonuç: Sonuç olarak, (1) uzun-vadeli egzersiz düzelmiş OSS, daha iyi VKİ ve daha kısa bir menstruasyon süresi ile ilişkiliydi, (2) incelenen parametreler arasında, egzersizin neden olduğu değişiklikleri en iyi yansıtan parametre KHD idi, (3) menstrual fazlar stres eksenlerini etkilemediğinden, kadınlarda herhangi bir fazda bu parametreler incelenebilir. Anahtar Kelimeler: Menstruasyon, Egzersiz, KHD, Kortizol, α-amilaz

AmilazlarEgzersizHidrokortizon+4
Seda Uğraş
İnönü University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Fetal ve pubertal dönemde endotoksin maruziyetinin dişi sıçanlarda enflamatuvar ve oksidatif parametreler üzerine etkisi.

Fetal ve Pubertal Dönemde Endotoksin Maruziyetinin Dişi Sıçanlarda Enflamatuvar ve Oksidatif Parametreler Üzerine Etkisi. Amaç: Fetal ve pubertal dönemde endotoksin (veya lipopolisakkarit, LPS) maruziyetinin enflamatuvar ve oksidatif stres parametreleri üzerine etkileri bilinmemektedir. Mevcut tezin amacı, fetal ve pubertal dönemlerde endotoksinlere maruz kalan sıçan yavrularında hematolojik parametreler, TNF-alfa, IL-1beta, kortikosteron, LH ve FSH düzeyleri ile doku oksidatif stres düzeylerini incelemekti. Materyal ve metot: Sıçanlara gebeliklerinin 17-18. günlerinde (fetal dönem) steril salin (n=5) veya endotoksin (n=5, Escherichia coli, 50 μg/kg) intraperitoneal olarak enjekte edildi. Doğan dişi yavrular, postnatal 60. günde (pubertal dönem) iki gruba ayrılarak steril salin (SF, n=17) veya endotoksin (LPS, n=17) enjekte edildi ve toplam dört deneysel grup oluşturuldu (SF+SF, SF+LPS, LPS+SF ve LPS+LPS). Pubertal dönemde yapılan enjeksiyonlardan 4 saat sonra deney sonlandırılarak kan ve doku örnekleri alındı. Hematolojik parametreler, kortikosteron, LH, FSH, IL-1beta, TNF-alfa düzeyleri kanda; oksidatif stress parametreleri (SOD, CAT, MDA, GSH) ise böbrek, kalp, karaciğer dokularında incelendi. Bulgular: Nötrofil % oranı SF+SF grubunda SF+LPS, LPS+SF ve LPS+LPS gruplarına göre daha düşüktü (p=0.001). Kortikosteron, LH ve FSH düzeyi gruplar arasında farklı değilken TNF-alfa düzeyi LPS+LPS grubunda SF+SF ve LPS+SF gruplarından daha yüksekti (p=0.005). IL-1beta düzeyi ise SF+LPS grubunda SF+SF ve LPS+SF gruplarından daha yüksekti (p<0.05). Kalp dokusunda SOD düzeyi, LPS+SF grubu diğer gruplardan daha düşüktü (p=0.000) Sonuç: Elde edilen bulgular: (1) prenatal ve pubertal endotoksin maruziyetinin, hipotalamo-pituiter-adrenal ve -gonadal eksen aktivitelerini etkilemeksizin nötrofil sayısını artırdığını; (2) endotoksinlere karşı pubertal TNF-alfa yanıtının prenatal programlamaya bağlı olduğunu fakat IL-1 beta düzeyi için böyle bir programlamanın söz konusu olmadığını; (3) oksidatif stres parametrelerinin ise SOD dışında prenatal ve pubertal endotoksin maruziyetinden etkilenmediğini göstermiştir. Anahtar Kelime: Maternal maruziyet, endotoksin, oksidatif stress, yangı, sıçan

EndotoksinlerErgenlikFetüs+3
Hilal Yıldırım
İnönü University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Dehidroepiandrosteron ile polikistik over sendromu oluşturulan sıçanlarda exendin-4'ün olası etkilerinin, kronik orta düzeyli stres ortamında araştırılması

Amaç: PKOS, üreme çağındaki kadınları etkileyen yaygın bir hastalıktır. PKOS'la beraber kronik strese maruziyet, HPG ve HPA aksını etkileyerek insülin direncinin artmasına sebep olmaktadır. Çalışmada DHEA ile PKOS modeli oluşturulup insülin direnci gelişimi izlenmiştir. Çalışmanın amacı, Exe'in etkilerini PKOS'lu ve PKOS'la birlikte strese maruz kalan insülin direnci olan sıçanlarda araştırmaktır. Materyal ve Metot: PKOS modeli için, 21 günlük Sprague Dawley sıçanlara, 6mg/100g vücut ağırlığı DHEA, 0.2ml susam yağında çözülerek s.c. olarak uygulandı. Çözücü gruplarına ise 0.2 ml susam yağı s.c. olarak verildi. Başlangıçta Kontol, Çözücü ve PKOS grupları şeklinde oluşturulan gruplara, stres ve Exe grupları da eklendi. PKOS modeli oluşan sıçanlara stres ortamında 4 hafta boyunca Exe 10μg/kg/gün intraperitonel olarak verildi. Sıçanlardan kan örnekleri alınarak, Exe ve stresin, ağırlık, açlık kan glukozu, açlık insülin değerleri, HOMA-IR, LH, FSH ve kortikosteron üzerine etkilerine bakıldı. İnsülin, LH, FSH ve kortikosteron değerleri ELISA yöntemi kullanılarak ölçüldü. Ayrıca ovaryum ve pankreas dokularına ait histopatolojik görüntüler incelendi. Bulgular: PKOS modeli oluşan sıçanların, ağırlık, açlık kan glukozu, açlık insülin değerleri ile HOMA-IR değerleri ve stres uygulanan grupların kortikosteron değerleri diğer gruplardan anlamlı olarak artış gösterdi. Ayrıca histolojik incelemelerde PKOS'un, ovaryum ve pankreas dokularını olumsuz etkilediği görüldü. PKOS gruplarına Exe uygulandığında, grupların ağırlık, açlık kan glukozu, açlık insülin değerleri ile HOMA-IR ve LH/FSH değerlerinde anlamlı azalma görülürken, PKOS'la beraber strese maruz bırakılan gruba Exe uygulamasının PKOS+Exe kadar etkili olmadığı görüldü. Exe uygulaması PKOS grubunda sağlıklı folikül sayısını artırırken, PKOS+Stres grubunda değişiklik gözlenmedi. Sonuç: Kronik stresin PKOS gibi metabolik rahatsızlıkları olumsuz etkilediği ve tedavi edici ajanların etkilerini kısıtladığı görüldü.

DehidroepiandrosteronEksenatidEksenatid+3
Burcu Köksal
İnönü University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Menstrual döngü, kortizol uyanma yanıtı ve otonom sinir sistemi aktivitesi

Amaç: Menstrual döngüde gözlenen fazik davranışsal değişikliklerin hipotalamo-pituiter adrenal (HPA) eksen veya otonom sinir sisteminin (OSS) aktivitesiyle ilişkisi bilinmemektedir. Sunulan çalışmanın amacı, bu iki eksenin aktivitesini non-invazif olarak belirlemek ve bu amaçla kortizol uyanma yanıtı (KUY) ve diurnal kortizol salınımı ile kalp hızı değişkenliğini (KHD) incelemektir. Materyal ve Metot: Sağlıklı bireylerde, KUY, uyandıktan sonraki 0, 15, 30 ve 60. dakikalarda; diurnal kortizol salınımı ise 09:00, 12:00, 17:00 ve 22:00 saatlerinde tükürükte ölçüldü. Döngüsel progesteron ve östrojen hormon değişimleri tükürükte belirlendi. KHD, 5 dakikalık elektrokardiyogram kayıtlarından R-R interval değişimleriyle ortaya kondu. Mevcut çalışma kapsamında 4 ölçüm incelenmesi yapıldı: (1) Menstrual, periovulatuvar, luteal ve premenstrual fazlarda KUY (n=68) ölçümü; (2) Menstrual, luteal ve premenstrual fazlarda diürnal kortizol düzeylerinin ölçümü (n=16); (3) Döngü boyunca her gün KUY'da meydana gelen değişikliklerin incelenmesi (n=16); ve (4) Premenopozal kadınlarda menstrual ve premenstrual fazlarda KUY'un incelenmesi (n=15). 1 ve 3 nolu denemelerde menstrual ve premenstrual fazlarda KHD ölçüldü. Bulgular: Menstrual fazda KUY daha düşük olarak tespit edilirken (p<0.05), diürnal kortizol yanıtı ise daha yüksek bulundu (p<0.02). KUY'un her gün ölçüldüğü denemede ise günler arasında farklılık görülmesinin yanı sıra, fazik farklılıklar da gözlendi (p<0.05). Premenopozal bayanlarda menstrual dönemdeki KUY daha düşük olarak belirlendi (p<0.00). Premenstrual dönemde sempatik aktivitenin daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0.05). Sonuç: KUY'da hem günlük hem de fazik değişimlerin bulunduğu ve menstrual dönemde KUY'un azaldığı ilk defa sunulan çalışmayla ortaya konmuştur. Ayrıca otonom aktivitenin de fazik olarak değişim gösterebileceği belirlenmiştir. Her iki bulgunun da pratik medikal sonuçlarının olabileceği düşünülmektedir.

ElektrokardiyografiHidrokortizonKalp hızı+5
Tuba Özgöçer
İnönü University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Tükürük α-amilaz aktivitesinin farklı yöntemlerle ölçülmesi ve stres fizyolojisinde kullanımı

Tükürük α-Amilaz Aktivitesinin Farklı Yöntemlerle Ölçülmesi ve Stres Fizyolojisinde Kullanımı Amaç: Mevcut çalışmanın amacı α-amilaz enziminin aktivitesini tükürük örneklerinde ölçmek için mevcut üç yöntemi karşılaştırmak ve stres fizyolojisinde kullanılabilirliğini araştırmaktı. Materyal ve Metot: Nişasta-iyodin yöntemi, substrat (CNPG3) yöntemi ve dinitrosalisilik asit (DNS) yöntemi çalışılarak avantaj ve dezavantajları ortaya konuldu. Bu yöntemlerin kullanılabilirliğini test etmek için salon Türkiye şampiyonasına katılan, 16-20 yaş arası (n=7) , olimpik yayla atış yapan, erkek elit sporculardan alınan tükürük örnekleri kullanıldı. Tükürük örnekleri şampiyona sürecindeki 3 farklı günde (sıralama, eleme, takım atışları) sabah uyanınca 0, 30, 45, 60. dakikalarda alındı. Ayrıca, birinci sıralama ve ikinci gün eleme atışlarında yarışmadan 30 dk ve 15 dk öncesinde, yarışma arasında ve yarışma sonrasında tükürük örnekleri toplandı. Bulgular: Nişasta-iyodin ve CNPG3 testleri başarılı bir şekilde kurulmuş fakat DNS testinin standart eğrisi başarılı şekilde kurulmasına rağmen numuneler okunamadığı için uygun bulunmamıştır. Testlerin hassasiyetleri ve çalışma aralıkları uygun bulunmuş; nişasta-iyodin testinde 4000 kat, CNPG3 testinde ise 5 kat seyreltme gerekmiştir.Kurulan iki test arasında zayıf fakat istatistiksel olarak belirgin pozitif bir ilişki gözlenmiştir (Lineer regresyon için R2=0.048; p<0.05, kuadratik regresyon için R2=0.106; P<0.01). Uyanma döneminde ve yarışma sürecinde tükürük α-amilaz aktivitelerinde bireysel farklılıklar vardı. Sonuç: Nişasta-iyodin ve CNPG3 yöntemleri ucuz, kolay uygulanabilir ve kısa süren yöntemler olup, stres fizyolojisi çalışmalarında kullanılabilir oldukları belirlenmiştir. Nişasta-iyodin testi CNPG3 testine göre daha ucuz olmakla birlikte, CNPG3 testi daha az aşamadan oluşan daha pratik bir testtir. Anahtar Kelimeler: Tükürük, α-Amilaz, CNPG3, DNS, Nişasta-iyodin, Stres Fizyolojisi

Alfa amilazAmilazlarFizyoloji+4
Özlem Barutçu
İnönü University · Institute of Health Sciences
2017
10
DoctorateOpen AccessTR

Uyku, kortizol uyanma yanıtı ve otonom sinir sistemi aktivitesi

Amaç: Modern yaşamdaki değişimler (uyku düzenin değişmesi, geç saatlerde yüksek kalorili diyet tüketilmesi, multimedya kullanılması, egzersiz yapılması v.s.) uyku kalitesini etkileyerek normal günlük işlevlerin yerine getirilmesinde organizmayı baskı altında bırakabilir. Bu durum, otonom sinir sistemi (OSS) ve hipotalamo-pituiter-adrenal (HPA) eksen aktivitelerini artırarak organizmada çeşitli fizyopatolojik değişimlere yol açabilir. Bu nedenle, tezin amacı, modern yaşamdaki değişikliklerin uyku ve stres eksenleri (OSS ve HPA) üzerine etkilerini kısa vadeli olarak ortaya koymaktı. Materyal ve Metot: HPA eksen aktivitesi sabah uyandıktan sonraki 0, 15, 30 ve 60. dakikalarda tükürük kortizol düzeyi ölçülerek belirlendi (kortizol uyanma yanıtı, KUY). OSS aktivitesini belirlemek için elektrokardiyogram kayıtlarında (5 dak) kalp hızı değişkenliği (KHD) hesaplandı. Tez kapsamında 6 deneme yapılarak, KUY ve KHD üzerine: (1) Uyku süresi kısıtlamasının (n=52) ve (2) uyuma periyodu değişmesinin (n=42) etkileri ile uykudan önce (3) egzersiz yapılmasının (n=20) veya (4) yüksek kalorili diyet tüketilmesinin (n=17) veya (5) ekran seyredilmesinin (n=22) etkileri belirlendi ve ayrıca (6) KHD-uyku-KUY ilişkileri (n=48) incelendi. Bulgular: KUY, uyku süresi kısıtlandığında düşük iken uyuma periyodu geciktiğinde veya uykudan önce yüksek kalorili diyet tüketildiğinde yüksek bulundu (p<0.05). Egzersiz yapılması veya ekran seyredilmesi ise KUY'u etkilemedi (p>0.05). KHD genel olarak değişiklik göstermedi fakat egzersiz sonrasında azaldı (p<0.05). Sempatik aktivite uyku bozukluğu ile pozitif ilişkili (R2=0.284) iken uyku bozukluğu da KUY'la pozitif (R2=0.278) ilişkiliydi (p<0.05). Sonuç: Modern yaşamdaki değişimler, her iki stres ekseninin fonksiyonunda sapmalara yol açtığından, günümüz hastalıklarının (örn. obezite, uyku sorunları, kardiyovasküler hastalıklar) fizyopatolojik mekanizmalarının incelenmesinde bu parametrelerin önemli belirteçler olabileceği değerlendirildi.

DiyetEgzersizHidrokortizon+3
Cihat Uçar
İnönü University · Institute of Health Sciences
2017
10
DoctorateOpen AccessTR

Koronavirüs hastalığı 2019 ve antinükleer otoantikor oluşumu

Amaç: SARS-CoV-2 virüsünün vücudun öz antijenlerine olan motif benzerliği nedeniyle, hem koronavirüs hastalığı 2019'da (COVID-19) hem de aşılanan kişilerde otoantikor oluşturma olasılığı bulunmaktadır. Bu otoantikorlardan en yaygını anti-nükleer antikorlardır (ANA) ve doku hasarıyla ve olumsuz prognozla ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Mevcut tez çalışmasının amacı COVID-19-aşıları/ANA ilişkisini hastalık sonrası seyri, semptom şiddeti ve aşı tiplerinin (konvansiyonel ve mRNA) etkisi gibi parametrelerle kapsamlı olarak incelemek ve ülkemizde COVID-19 ilişkili ANA prevelansını ilk defa ortaya koymaktır. Materyal ve Metot: Çalışma retrospektif olarak tasarlandı ve analizler için her biri farklı bir ANA alt grubunu ölçen üç ayrı ELISA test kiti (anti-dsDNA, anti-ENA ve anti-Hep-2 nükleus testi) geliştirildi. Testlerde kullanılan antijenlerden dsDNA ve ENA buzağı timusundan ekstrakte edilirken, nükleus ise hücre kültür ortamında Hep-2 hücre hattından izole edildi. Geliştirilen kitlerin çok yönlü validasyon analizleri yapıldı ve gerek ticari kitlerle karşılaştırması, gerekse hastalıklarla uyumu yönünden değerlendirildiğinde uluslararası normlara uygun olduğunu belirlendi. Beş farklı deney dizaynıyla; (i) hastalık sonrası ANA oluşum seyri (n= 33, ilk 2 ay, 15 gün arayla), (ii) semptom şiddetinin ANA oluşumuna etkisi (hafif, n=22; şiddetli, n=11), (iii) tek tip aşı uygulamasının (Sinovac, n=57 veya mRNA, n=34) ve (iv) COVID-19 geçirmemiş kişilerde aşı kombinasyonlarının (her iki aşı türünden de bir defa yaptırmak, n=45) ANA pozitifliğe etkisi gibi önemli konular incelendi ve (v) COVID-19 geçirenlerde ANA prevalansı (n=400) belirlendi. Bulgular: COVID- 19 sonrası süreçte ANA oluşum seyri ilk 2 aylık periyotta kümülatif olarak artış gösterirken (p<0.05), semptom şiddeti ile ANA pozitiflik oranı arasında bir ilişki bulunmadı (hafif; % 36,4 - şiddetli; %54.5) (p>0.05). Sinovac aşısının aşılanma sayısına bağlı olarak ANA oranını aşı öncesi döneme göre kümülatif olarak artırdığı görülürken (p<0.05), mRNA aşısının ANA oluşumunu etkilemediği belirlendi (p>0.05). Anti-dsDNA antikoru ise her iki aşının da uygulandığı kişilerde yüksek bulundu (p<0.05). Prevalans çalışmasında COVID-19 geçirmeyen sağlıklı kişilere göre COVID-19 geçirenlerde ANA oranının 2.5 kat arttığı belirlendi (sağlıklı; % 17.5 – COVID-19; % 43.5) (p<0.05). Sonuç: COVID-19 geçiren her iki-üç kişiden birinde ANA'nın pozitif olduğu görülmüş ve aşı içeriğinde bulunan viral partiküllerin ANA oluşumunu tetiklediği belirlenmiştir. Elde edilen tüm bulgular birlikte değerlendirildiğinde, SARS-CoV-2'nin otoimmün bir virüs olduğu ve immün reaksiyonları tetikleyebileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: COVID-19, koronavirüs aşısı, antinükleer otoantikor, ANA

Antikorlar-antinükleer
Faruk Dişli
İnönü University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik böbrek hastalarında tükürük üre, ürik asit, kreatinin düzeyleri ve stres eksenleri

Amaç: KBH, ileri yaşlarda yaygın görülen, ilerleyici, geri dönüşümsüz ve ölüm oranı yüksek olan bir hastalıktır. Böbrek fonksiyon kaybıyla karakterize olan bu hastalıkta üre, ürik asit ve kreatinin gibi üremik metabolitler kanda birikir. Bu metabolitlerin, tükürük gibi vücut sıvılarına yansıma düzeyiyle ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Ayrıca, toksik etkili bu metabolitlerin, vücudun iki önemli stres ekseni olan OSS ve HPA aksı üzerine etkileri de yeterince bilinmemektedir. Mevcut tez çalışmasının amacı, KBH'da kanda biriken bu metabolitlerin (üre, ürik asit, kreatinin) tükürüğe yansıma düzeyini ve stres eksenlerini (OSS ile HPA) etkileme derecesini ortaya koymaktır. Materyal ve Metot: Tez çalışmasına, aylık takiplerle hastaneye başvuran kronik böbrek hastaları (n=35) ve sağlıklı bireyler (n=35) dâhil edildi. Katılımcıların, sabah saatlerinde (09:00-12:00) kan ve tükürük örnekleri alınarak üre, ürik asit ve kreatinin düzeyi ölçüldü. HPA aktivitesini belirlemek amacıyla tükürük kortizol ölçümleri yapıldı. OSS aktivitesini belirlemek için 5 dakikalık EKG kayıtları yaparak KHD parametreleri hesaplandı. Bulgular: KBH'da kan üre, ürik asit, kreatinin düzeyleri ile tükürük üre ve ürik asit düzeyleri yüksek bulundu (p<0.05). Kan ile tükürükteki üre düzeyleri (r = 0.370) ve ürik asit düzeyleri (r = 414) pozitif ilişkiliydi (p<0.05). KBH'da tükürük kortizol düzeyi yüksek (p<0.05), KHD ise düşüktü (p<0.05). Sonuç: KBH'da üremik metabolitlerin tümü kanda artış göstermişken tükürükte ise üre ve ürik asit yükselmiştir. Bu bulgu, KBH'da üreminin ortaya konmasında tükürüğün non-invazif bir medyum olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Ayrıca, KBH'da kortizolün artması ve KHD'nin düşmesi bu hastalarda stresin yüksek olduğunu göstermektedir. Fakat bu stres durumun üremiden ziyade artan psikolojik yük ile ilgili olabileceği değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: HPA, KBH, KHD, Kortizol, Kreatinin, OSS, Stres, Üre, Ürik Asit

Böbrek yetmezliği-kronikKalp hızıKreatinin+4
Hivda Ezgi Tursun
İnönü University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Koronavirüs hastalığı 2019'un atopi ile ilişkisi

Amaç: Mevcut tez çalışmasında, Koronavirüs Hastalığı 2019 (COVID-19)'un alerjik yanıtı tetikleme olasılığı incelenmiştir. Bu bağlamda, COVID-19'un ve aşılarının total ve spesifik IgE (süt ve yumurta) üzerine etkileri geliştirmiş olduğumuz ELISA test kitleriyle ölçülmüştür. Materyal ve Metot: Retrospektif olarak 4 deneme tasarımı yapıldı ve IgE seviyeleri üzerine: (1) COVID-19 sonrası geçen sürenin etkisi (ilk 4 ay, n=361), (2) COVID-19 geçiren kişilerde alerjik öykünün etkisi (n=61), (3) COVID-19 semptom şiddetinin etkisi (n=66) ile (4) COVID-19 aşılarının etkisi (n=178) incelendi. Ayrıca total ve spesifik (anti-SARS-CoV-2) IgG ölçümleri de yapıldı. Bulgular: Ortalama anti-SARS-CoV-2 IgG seviyeleri cut-off değerinden daha yüksekti. COVID-19 sonrası total IgE seviyesi ilk ay yüksek iken (p<0.05), spesifik IgE seviyeleri (yumurta beyazı ve sarısı) 2. aydan sonra artış gösterdi (p<0.05). Alerjik öykü ve COVID-19 şiddeti total IgE artışına yol açarken (p<0.05), spesifik IgE'yi etkilemedi (P>0.05). Aşılama, total IgE artışı (yalnızca alerjik kişilerde) ile birlikte yumurta sarısı (yalnızca alerjik kişilerde) ve beyazına karşı spesifik IgE artışına da yol açarken (p<0.05), süte spesifik IgE oluşumunu etkilemedi (p>0.05). Sonuç: COVID-19 ve aşılarının, total ve yumurta-spesifik IgE artışına yol açması, SARS-CoV-2 ile yumurta alerjisi arasında ilişki bulunduğunu ortaya çıkarmaktadır. Bununla beraber, bu durumun süt alerjisi için geçerli olmaması, yumurta alerjenleri ile SARS-CoV-2 virüsü arasındaki epitop benzerliğinden kaynaklanabilir. Ayrıca, COVID-19'u şiddetli geçiren kişilerde total IgE'nin artmış olması, hastalığın şiddetini azaltmak üzere anti-IgE uygulamaları yapılmasını desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: Alerji, Anti-SARS-CoV-2 IgG, COVID-19, IgE, IgG

Yücehan Yılmaz
İnönü University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Diyaliz sürecinde tükürük üre, ürik asit, kreatinin düzeyleri ve stres eksenleri

Amaç: SDBY tanısı alan hastaların vücutlarında üre, ürik asit, kreatinin gibi toksik maddeler birikmektedir. Hastalar bu fazlalıktan kurtulabilmek için hemodiyaliz tedavisi almalıdır. Hem diyaliz tedavisinin stresle ilişkisi, hem de biriken metabolitlerin OSS ve HPA aksını nasıl etkilediği bilinmemektedir. Ayrıca kanda biriken metabolitlerin tükürükteki seyri hakkında daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Mevcut tez çalışmasının amacı, serum ve tükürük üre, ürik asit, kreatinin, kortizol ve KHD düzeylerinin hemodiyaliz boyunca zamansal değişimini ve parametrelerin birbiriyle ilişkisini ortaya çıkarmaktır. Materyal ve metot: Çalışmaya hemodiyaliz tedavisi alan 30 hasta dahil edildi ve tedaviden hemen önce, tedavinin ortasında ve tedavi bittikten hemen sonra hastalardan kan, tükürük örneği alındı ve KHD ölçümü yapabilmek için EKG çekildi. Kan örneklerinden üre (BUN), ürik asit ve kreatinin, tükürük örneklerinden ise üre, ürik asit, kreatinin ve kortizol ölçümü yapıldı. Bulgular: Serum- tükürük üre, ürik asit ve kreatinin değerleri kendi içerisinde her 3 zaman diliminde de anlamlı olarak farklı bulundu (p<0.001) ve iki sıvının birbiriyle korelasyonu orta derecede güçlüydü (r>0.37). Kortizol değerleri anlamlı olarak farklı bulunmuşken (p<0.001) hem zaman bağımlı hem de frekans bağımlı KHD parametreleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Serum ve tükürük değerleri kortizol ile ilişkili bulunmuştur ancak hiçbir parametrenin KHD ile bir ilişkisi ortaya çıkmamıştır. Sonuç: Hemodiyaliz sırasında üre, ürik asit ve kreatinin düzeyleri serum ve tükürükte korelasyon halindedir ve bu değerlerin azalmasıyla beraber kortizolün de azalması, metabolitlerin HPA ekseniyle ilişkili olabileceğini ancak KHD parametrelerinde anlamlı bir farklılığın olmamasından dolayı OSS ile ilişkisinin olmadığını göstermektedir. Ayrıca diyalizin HPA ekseniyle ayrı, OSS ile ayrı bir ilişkisinin olduğunu ortaya çıkarmıştır.

HemodiyalizKalp hızıKortizol+5
İshak Baydar
İnönü University · Institute of Health Sciences
2025
00

Other supervisors