Prof. Dr. Sevinç Güçlü danışmanlığındaki tezler
15 tez · Akdeniz University
Kentsel mekânda ayrışma bağlamında TOKİ evlerinde yaşam biçimi: Antalya Döşemealtı örneği
Son yıllarda kentsel mekânda parçalanma yaşanmaktadır. Bu tezin amacı mekânsal ayrışma bağlamında Antalya Döşemealtı TOKİ evlerini incelemektir. İlgili literatür incelenmiş, saha araştırması yapılmış ve görüşme tekniği kullanılmıştır. Sitedeki farklı gelir gruplarından sakinler ile görüşülmüştür. Sitede yaşayanların sosyo-ekonomik durumları, konut algıları ve yaşam biçimleri incelenmiştir. Sonuç bölümünde elde edilen veriler yorumlanmıştır. Anahtar sözcükler: Mekân, mekansal ayrışma, TOKİ
Kentsel yaşam bağlamında spora yönelen bireylerin sosyo-ekonomik durumları: Antalya'daki spor merkezlerinde sosyolojik bir araştırma
Günümüzün en önemli sosyal olgularından biri olan sporun, araştırmaya değer bir çok boyutu vardır. Sporun bireyler tarafından nasıl algılandığı, sporun ne amaçla yapıldığı sporun sosyolojik analizinde önem kazanmaktadır. Sporun yapısı içinde aktörler/failler de etkin rol oynayabilmektedir. Kentsel yaşam içinde en önemli boş zaman etkinliklerinden biri olarak ele alınan spor aktiviteleri; beden, güzellik, estetik, sağlık gibi kaygılar nedeniyle yer alınabilen aktiviteler olurken, bu aktiviteler sporun aynı zamanda bir tüketim nesnesi olarak da ele alınabilmesine zemin hazırlamaktadır. Spor salonları/merkezleri bu amaçla her kesimden bireye hizmet veren kentsel mekânlardır. Bu salonları kullanan bireylerin spor algıları farklılaşabilmektedir. Bu algıların oluşumunda bireylerin sosyo-ekonomik durumlarının etkisi vardır. Ancak sosyo-ekonomik durum bireylerin spor algısında tek başına baskın faktör olmamaktadır. Aile, cinsiyet, sosyal çevre (eş, arkadaş) gibi faktörlerle beraber; günümüzde sağlık söyleminin yükselmesi, bedensel güzelliğe verilen öneminin artması da bireylerin spor algısını etkilemektedir. Bu çalışmada kentsel yaşam içinde spor salonuna giden bireylerden elde edilen veriler ışığında, sporun toplumdan da bağımsız bir olgu olmadığı düşünülerek, sporun sosyolojik analizi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Spor, Kentsel Yaşam, Tüketim, Sağlık, Güzellik, Boş Zaman
Edebiyat sosyolojisi bağlamında popüler romanlara bakış: Kahraman Tazeoğlu eserleri örneği
Edebiyat hemen hemen her dönemde hayatımıza farklı şekillerde etki etmiştir. Edebiyat denildiği zaman hepimizin zihninde farklı anlamları çağrıştırabilir. Okuyup sevdiğimiz bir roman, okunulan-dinlenilen şiirler, izlediğimiz sinema filmleri, sahnelenen tiyatro eserleri gibi zihnimizde farklı kalıplaşmış yargılar oluşur. Edebiyatın toplumsal yapı ile ilişkisi çok fazladır. Edebiyata konu olan olaylar aslında gerçek hayatın bir yansımasıdır. Bu çalışmada yansıtmacılık kuramından izlere rastlanılacaktır. Edebiyat sosyolojisi sadece metinlerin sosyolojik olarak okunması olarak anlaşılmamalıdır. Ardından sosyolojinin edebiyatta olan yeri ve önemine değinip, ikisi arasında kurulan bağlantılara değinilecektir. Popüler roman ve gelişimi çerçevesinde, popüler roman türleri hakkında kısa bir bilgi verip, türlerinden biri olan; aşk romanlarının analizine ağırlık verilecektir. Popüler roman türlerinin hepsi ayrı ayrı birer tez konusu olacak uzunluktadır. Bu çalışmadaki amaç popüler romanların edebi değerini tartışmak değil, büyük kitleler tarafından takip edilip okunan romanın toplumsal izdüşümlerini saptamaktır. Biz popüler romanı toplumsal bir olgu olarak ele alıp, toplumdaki yerini araştırmayı hedefliyoruz.Tez Kahraman Tazeoğlu eserleri ile sınırlandırılmıştır. Tazeoğlu‟nun eserlerini analiz edip toplum ile arasında bağ kurmaya çalışılacaktır. Son bölümde ise yazar ile olan röportaja ve Kitap Fuarında yapılan saha çalışmasına yer verilecektir. Bu incelemeyi yapmamdaki asıl amaç; toplumun nabzını ölçmek, tükettiği eserler vasıtası ile toplumsal ilişkilerini edebiyat ilişkileri ışığında gözlemlemeye çalışmaktır. Anahtar Kelimeler: Edebiyat Sosyolojisi/ Popüler Romanlar/ Türkiye‟de Roman/ Estetik Roman/ Kahraman Tazeoğlu.
Kadın ruh sağlığı ve toplumsal cinsiyet; Antalya ilinde bir klinikte uygulama
Kadın ruh sağlığı ile toplumsal cinsiyet rolleri arasında bir bağ olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, kadın ruh sağlığının bozulmasında, kadına yüklenen toplumsal cinsiyet rollerinin etkisini araştırmaktır. Araştırma, 18- 60 yaş arasında, çocuğu olan, en az ilkokul mezunu ve ruh sağlığı uzmanına başvurmuş 145 kadına anket uygulaması ile gerçekleştirilmiştir. Kadın ruh sağlığının bozulmasında, yüklenen toplumsal cinsiyet rollerinin etkisini ölçmeye yönelik, yüklenen özellikler, çoklu roller, ev kadınlığı, çalışma yaşamı, annelik, güzel ve estetik olma zorunluluğu ve şiddet konularına odaklanılmıştır. SPSS programı kullanılarak elde edilen bulgulara göre, kadın ruh sağlığının bozulmasında, kadına yüklenen cinsiyet rollerinin etkili olduğu görülmüştür. Özet olarak, kadına yüklenen roller, çoklu roller, ev kadınlığı, çalışan kadın, annelik, güzel ve estetik olma zorunluluğu ve şiddet görme olarak ifade edilen kadın cinsiyet rollerinin kadın ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olduğuna dair bulgulara ulaşılmıştır. Kadına yönelik şiddet ruh sağlığında en fazla etkili olan cinsiyet rolüdür. Eğitim düzeyi, cinsiyet rollerinin kadın ruh sağlığının bozulması üzerinde etkili değildir. Kent merkezinde yaşayanlar köyde yaşayanlara göre cinsiyet rollerinin ruh sağlığına etkisini daha fazla hissetmektedirler. Güzel ve estetik olma zorunluluğunun ruh sağlığına etkisi 40 yaş üzerindeki kadınlarda daha azdır. Kadındaki çocuk sayısının ikiden fazla olması cinsiyet rollerinin ruh sağlığının bozulmasındaki etkisini değiştirmemektedir. Ev kadınlığı, güzel ve estetik olma zorunluluğunun ruh sağlığına etkisi orta gelir grubunda olduğunu ifade eden kadınlar üzerinde daha fazladır. Kadın cinsiyet rolleri içerisinden ev kadınlığı ve annelik rollerinin ruh sağlığı üzerindeki etkiler bakımından birbirine en yakın roller olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Kadın Ruh Sağlığı, Çoklu Roller, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği.
Antalya kent merkezinde gündelik hayat
19. yüzyılda Batı Avrupa?da sanayileşme, modernleşme ve kentleşme olgularının birbirlerini etkileyerek ortaya çıkması ve tüm dünyaya yayılması, Türk toplumunu da etkilemiştir. Modernleşme ve kentleşme süreçleri Türk toplumunda, Osmanlı?nın son dönemlerinde Batı?daki gelişmelerin etkisiyle başlamıştır ve farklı dönemlerde farklı ekonomik, politik, kültürel dinamiklerin ön plana çıkmasıyla günümüzde hala devam etmektedir. Antalya?nın kentsel gelişimi de bu dinamiklerden etkilenerek gerçekleşmektedir. Bu tez çalışmasında, Antalya kent merkezinin bu gelişmelerden nasıl etkilendiği ve nasıl dönüştüğü, kent merkezindeki gündelik hayat üzerinden araştırılmaktadır. Gündelik hayatta kent deneyimi, kentlilerin birbirleriyle olan ilişkileri ve kent mekânlarını kullanmaları çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu noktada kentlilerin gündelik hayat anlatıları, kent deneyiminin, kent merkezinin dönüşümünden nasıl etkilendiğine açıklık kazandırmaktadır. Anahtar kelimeler: kent merkezi, kentsel dönüşüm, gündelik hayat, kent deneyimi.
Kırsal ve kentsel değişim dinamikleri: Antalya-Döşemealtı örneği
Kentlerde yaşanan hızlı nüfus artışı ve pandeminin hayatımızın merkezine yerleştirdiği "sosyal mesafe" kavramıyla birlikte kır- kent kavramlarına atfedilen anlamlar da değişmiştir. Kırın iticiliği ve kentin çekiciliği konusunda yeni tartışmalar başlamıştır. Eskiden istihdam, eğitim, sağlık ve sosyal imkanlarıyla çekici özelliklere sahip kentler son dönemlerde belirsizliklerin yoğun olarak yaşandığı ve bireylerin kaygı düzeylerini arttıran mekânlara dönüşmüştür. Bu süreçte kırsal alanlar kentlere göre daha çekici görülmeye başlamıştır. Teknolojinin gelişimiyle beraber dijitalleşen dünyada internet kullanımında artış yaşanmıştır. İnternet erişiminin yaygınlaşması "home office/evden çalışma" imkanlarını arttırmış ve kırsal alanlar, özellikle yeni orta sınıfın pastoral yaşam arzusunu karşılayan mekânlara dönüşmüştür. Kentin kalabalık yaşantısından uzaklaşmak isteyen yeni orta sınıf, kırsal alanlardan satın almışlar ve bu arsalara müstakil evler, villalar yaptırmışlardır. Böylece başta sermaye sahipleriyle birlikte bölgenin mekânsal yapısı değişmeye başlamış, sonrasında ise tarımsal arazilerin rant hâline gelmesiyle mülkiyet değişimini meydana getirmiştir. Kentlerden kırlara göç eden yeni orta sınıf, gündelik tüketim pratiklerini de köy yaşantısına taşıyarak kırsalda sosyoekonomik ve sosyokültürel bir değişimi meydana getirmiştir. Döşemealtı konum olarak Antalya merkeze oldukça yakın bir ilçedir. Hem kent hem de kır özelliği taşıyan Döşemealtı yerli halk ve sonradan yerleşiklere ev sahipliği yapmaktadır. Dolayısıyla tam anlamıyla kırsal özelliklerini koruyamayan ve farklı sosyoekonomik profillerin yerleşimiyle kentleşmiş bir Döşemealtı ve kentin yoğun, karmaşık yapısından uzak kalmış, doğal güzelliklere sahip ve içinde yerli halkın yaşadığı kırsal bir Döşemealtı bulunmaktadır. Araştırma Döşemealtı'nın yaşamış olduğu kırsal ve kentsel değişim dinamiklerini, kırsal alanlara çeşitli nedenlerle göç eden yeni orta sınıf ve bölgede ikamet eden yerli halk arasındaki ilişki üzerinden analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır ve veriler derinlemesine görüşme tekniğiyle toplanmıştır. Alan araştırması Antalya'nın Döşemealtı ilçesinde 2023 yılının Şubat ve Nisan ayları arasında toplamda 40 görüşmecinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Fenomenoloji deseni kullanılan araştırmada veriler oluşturulan tema ve kategoriler doğrultusunda betimsel analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Döşemealtı'nda kırsaldan kentsele yaşanan değişim dinamiklerinin neler olduğunun inceleneceği bu çalışmada, kırsalda yaşanan bu dönüşümün hem yerli halk hem de bölgeye sonradan yerleşmiş olan yeni orta sınıf perspektifinden sosyolojik olarak analiz edilmesiyle literatüre katkıda bulunması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Kırsal Alanlar, Kentleşme, Tersine Göç, Tarımsal Üretim, Döşemealtı, Fenomenoloji.
Yeni annelik eğilimleri bağlamında çalışma yaşamında yer alan ve yer almayan kadınların geç annelik pratikleri
"Yeni Annelik Eğilimleri Bağlamında Çalışma Yaşamında Yer Alan ve Yer Almayan Kadınların Geç Annelik Pratikleri" başlıklı tez çalışması aile, toplumsal cinsiyet, kadın ve toplumsal değişme kavramları çerçevesinde kurgulanmaktadır. Kadın ve erkek olmanın biyolojik anlamının dışında sosyo-kültürel bir anlamının da olduğunu vurgulayan toplumsal cinsiyete ilişkin algılar toplumsal değişmeyle birlikte değişen kültürel bir olgudur. Bununla birlikte toplumsal cinsiyete ilişkin rol ve sorumluluklar toplumsallaşma sürecinde edinilmektedir. Bu bağlamda çalışmada değişen rol ve sorumluluklarla birlikte toplumsal değişme ve aile vurgusu yapılmakta, Türkiye'de ailenin dönüşümü, tarihsel süreçte kadının değişen konumu beraberinde çalışma yaşamında yer alan ve yer almayan kadının rolü vurgulanmaktadır. Bütün toplumlarda kadın ve erkeği birbirinden ayıran toplumsal rollerini oluşturan sosyo-kültürel değerler dizisi olarak tanımlanan toplumsal cinsiyet rolleri, özellikle kadın bağlamında düşünüldüğünde annelik olgusunu karşımıza çıkarmaktadır. Kadının eğitim sürecinin uzamasıyla birlikte ilk annelik yaşının yükselişi, "geç annelik" olgusu üzerine yoğunlaşılmasına neden olmaktadır. Toplumda anneliğin değişen yönünün tartışılması amaçlanırken nitel araştırma yöntemlerden biri olarak fenomenolojik yöntemden yararlanılmaktadır. Kadının eğitim sürecinin uzaması ve eğitim düzeyinin yükselmesi, çalışma yaşamına aktif katılımı, evliliğe bakış açısının değişimi, evliliğin ertelenmesi, ilk anne olma yaşının ötelenmesi, ebeveyn-çocuk ilişkisinin dönüşümü gibi pek çok konu katılımcıların deneyimlerinden yola çıkılarak bu deneyimlerin nasıl anlamlandırıldığı ve bu deneyimlerin onları nasıl etkilediği elde edilen bulgular doğrultusunda temellendirilmeye çalışılmaktadır. Günümüzün annelik eğilimlerinden biri olan "geç annelik" fenomeni tez kapsamında ele alınmış, "nasıl" sorusunun ışığında ilk doğumunu 35 ve üzeri yaşında yapan kadınlar ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek geç annelik olgusu bir fenomen olarak tanımlanmıştır. Çalışma yaşamında yer alan ve yer almayan annelerle görüşmeler sonucunda elde edilen bulguların, temalar kapsamında analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Çalışma kapsamında ortaya çıkan temalar geç annelik tercihi, geç annelik mecburiyeti, iş arayışı ve eğitim sürecinin uzaması, toplumsal cinsiyet rolleri, ritüellerin sosyolojik görünümü, değişen annelik pratikleri ve kuşaklararası ilişkiler olarak belirlenmiştir. Belirlenen temalar çalışan ve çalışma yaşamında yer almayan kadınların annelik pratiklerinin kıyaslanması bu açıdan değişen annelik pratiklerinin değerlendirilmesi ile Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması TNSA verileri ışığında alan araştırmasının kıyaslanmasının yapılması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile, Toplumsal Cinsiyet, Kadın, Toplumsal Değişme, Annelik, Geç Annelik, Fenomenolojik Yöntem.
Balkan göçmenlerinde kent kimliği, aidiyet ve kentlileşme süreçleri: Buca örneği
Kentsel yaşam kültürel, sosyal ya da ekonomik nedenlerle ayrışmış mekânsal kümelenmelerin toplamından meydana gelmektedir. Mekânsal kümelenmeleri oluşturan belirli toplumsal ortaklıklara sahip gruplar yaşadıkları mekân içerisinde, belirli bir tarihsel süreç içerisinde inşa edilen ve yeniden inşa edilmeye devam eden, ortak bir belleğe, bu belleğin şekillendirdiği kimliklere ve kültürel pratiklere sahiptir. Grubun ortak belleği, kimliği ve kültürel pratikleri yaşadıkları mekânı şekillendirdiği gibi, ayrıca bu mekândan etkilenmektedir. Bulunduğu mekânı kimlik ve kültür ekseninde şekillendiren; mekâna bir aidiyet besleyen, sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkiler inşa eden bir mekânsal kümelenme de İzmir'in Buca ilçesinde Balkan göçmenlerinin yoğun olarak yaşadığı bölgede yer almaktadır. Yaklaşık olarak 1900'lü yılların ilk çeyreğinde Buca'ya kitleler halinde göç eden Balkan göçmenleri, 1950'li yıllara kadar iskanlı göçmen statüsünde ve bizzat devlet desteğiyle bölgeye göç etmeyi sürdürmüştür. 1950'li yıllardan itibarense, serbest göçmen statüsünde ve daha küçük gruplar halinde 2000'li yılların başlarına kadar bölgeye belirli aralıklarla göç etmeye devam etmişlerdir. Günümüze kadar uzanan bu süre boyunca, Buca'da etnik temelli mekânsal bir kümelenme eğilimi gösteren Balkan göçmenleri yaşadıkları yerin mekânsal, sosyal, kültürel ve ekonomik gelişiminde önemli birer toplumsal aktör ve tarihsel tanık konumunda olmuştur. Açıklamalar doğrultusunda, bu araştırma İzmir kentinin en kalabalık ilçesi olan Buca'da ikamet eden Balkan göçmenlerinin (Boşnak, Pomak, Arnavut, Selanik Göçmeni) kentlileşme süreçlerini, yaşadıkları mekânda kent kimliği ve Balkan göçmeni kimliğinin birlikteliğini ve yarattığı imkanları, mekandaki etnik kimlik ve kültürel pratiklerinin yeniden üretim süreçlerini, mekânla kurdukları toplumsal ilişkileri ve aidiyetleri belirli bir tarihsellikte açıklamayı hedeflemektedir. Açıklanması hedeflenen bu temalar, karma araştırma deseninin gerekleri doğrultusunda elde edilen ilgili veriler ve araştırmanın kuramsal çerçevesini oluşturan kentlileşme, mekânsal kümelenme ve kolektif bellek kavramları üzerinden betimsel olarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak, Balkan göçmenlerinin kimliklerini ve kültürel pratiklerini Buca ilçesinde sürdürmeye devam ettikleri, bu devamlılığın da mekânsal olarak kümelendikleri bölgede Balkan göçmeni kimliğinin sağladığı avantajlar ve kolektif bellek aracılığıyla mümkün olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Kentleşme, Mekansal Kümelenme, Balkan Göçmenleri, Bellek, Kimlik
Evlenmemiş bireylerin yaşam tarzları: toplumsal bağlamda gizli bir damgalanma
Aile sosyolojisi alanındaki çalışmalar genel olarak evli çiftler, boşanmış ve yeniden evlenen bireyler üzerine yapılmaktadır. Son 50 yıl içinde aile ve evlilik örüntüsünde meydana gelen değişimler sonucunda çekirdek aile başat görünümünü kaybetmekte, yeni aile türleri ve aileye alternatif ilişki biçimleri ise görünürlük kazanmaktadır. Tek ebeveynli aileler, birlikte yaşam pratiği, birlikteliği/ilişkisi olan ama yalnız yaşayanlar gibi alternatif yaşam biçimleri içinde son yıllarda giderek artış gösteren farklı bir yaşam tarzı olarak bekarlığın da tercih edildiği görülmektedir. Giderek daha çok tercih edilen bir yaşam tarzı olarak bekarlık yeni bir araştırma alanını temsil etmesine karşın, bu alandaki çalışmalar azlığını korumaktadır. Bekarlık alternatif bir yaşam tarzını ifade etmesi ile farklı bir sosyal etkileşim modeli sunmakta, insan ilişkileri açısından bulunduğu konumu ve bu ilişkilerde damgalanmaya maruz kalma durumu dolayısıyla da sosyoloji için önem taşımaktadır. Bu araştırmada bekar bireylerin yaşam deneyimlerine, bekar oluşlarını nasıl ifade ettiklerine, onlara karşı geliştirilen algılara ve ön yargılara, sosyal yaşantılarında karşılaştıkları zorluklara değinilerek nasıl bir yaşam tarzına sahip olduklarının gösterilmesi ile betimsel bir çalışmanın ortaya konması amaçlanmıştır. Bu çalışmada bekar bireylerin yapı ile olan ilişkilerini ve bu sırada mevcut önyargılar dolayısıyla ortaya çıkan olumsuz ve damgalayıcı davranışları ifade etmek için kuramsal çerçevede damga ve yapılaşma kuramı bir arada kullanılmıştır. Bireylerin bekar oluşlarını ve bu tercihi nasıl gerçekleştirdiklerinin ifade edilmesinde ve yaşamlarını nasıl anlamlandırdıklarının betimlenmesinde nitel araştırma yöntemi olarak fenomenolojik yaklaşım tercih edilmiştir. Bireylerin bekar oluşlarını nasıl değerlendirdiklerini, bunu bir yaşam tarzı olarak görüp görmediklerini, yaşama nasıl bağlandıklarını ve nasıl bir yaşam sürdüklerini anlamak, bekar oluşları dolayısıyla damgalayıcı/olumsuz davranışlarla karşılaşıp karşılaşmadıklarını öğrenmek, aile ve evlilik hakkındaki görüşlerini almak, ideallerindeki birlikteliğin nasıl olabileceğini göstermek, evlerine nasıl bir anlam yüklediklerini betimlemek için yarı-yapılandırılmış soru formu kullanılarak derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Sonuçta elde edilen veriler ışığında bekarlığın çok katmanlı bir yapıda olduğu ve bireyler arasında sahip olunan farklı bekarlık deneyimlerine göre şekillenen çeşitli bekarlık profillerinin bulunduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bekarlık, Aile, Damga, Yapılaşma Kuramı, Fenomenolojik Yaklaşım.
Yaşlısına bakım veren yaşlılar: Antalya örneği
Günümüzde insan ömrünün uzaması ve değişen toplumsal koşullar yaşlı bireylerin bakım alma ve bakım verme koşullarını önemli ölçüde etkilemiştir. Akademik ve sosyal politika alanında bakım konusunda genellikle ailenin yetişkin çocuklarının üstlendiği gayri resmi bakım üzerinde durulurken yaşlıların sağladığı bakım çoğunlukla göz ardı edilmiştir. Oysa nüfus yaşlandığı gibi aileler de yaşlanmaktadır ve aile içinde yaşlıların üstlendiği bakım giderek daha görünür hale gelmektedir. Yaşlı bakıcıların bakım deneyimlerine odaklanan bu çalışmada, bu deneyimlerin bütüncül değerlendirilmesi için yaşam seyri yaklaşımı benimsenmiş ve bunun için nitel araştırma yönteminden yararlanılmıştır. Yaşlısına bakım veren yirmi dört yaşlı bakıcı ile gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerden elde edilen veriler, anlatı araştırması tekniği ile yüz yüze ve telefon görüşmeleriyle iki yıllık bir süreçte toplanmıştır. Yaşlı bakıcılarla farklı zamanlarda yapılan iki görüşme, bakımın bir süreç olarak ele alınmasını ve onların bakım sürecindeki deneyimlerinin değişimini görmeyi olanaklı kılmıştır. Tez çalışmasının verileri, anlatı analizi ile elde edilen her bir katılımcının biyografik yaşam seyri ve bakım vermeye ilişkin deneyimlerinin ele alındığı yeniden hikâyeleme ve tematik analiz ile elde edilen yaşlı bakım verenlerin ortak bulgularından oluşmaktadır. Çalışmada, yaşlıların bakım verme koşullarını oluşturan bakım öncesi bir dönemden, bakımın bitmesinden sonraya da taşınan bir bakım sürecinin gerçekleştiği, bakım yörüngeleri ortaya çıkmıştır. Çalışmanın bulgularına göre yaşlı bakıcıların, ebeveynlerine ve eşlerine olmak üzere hem kendi akranlarına hem de kendilerinden daha yaşlı birine bakım verdikleri anlaşılmıştır. Aynı zamanda bu bakıcıların engelli yetişkin çocukları ile torunlarının bakımından da sorumlu olabildikleri görülmüştür. Yaşlı bakıcılar, yaşamları boyunca aynı anda veya sıralı olarak birden fazla kişiye bakım vermeleri nedeniyle eşsiz bakım sağlayıcıları olarak bakım sürecinde yer almışlardır. Ebeveynlerine bakım veren yaşlılar ve eşlerine bakım veren yaşlılar bakım sürecinde benzer bakım pratikleri gerçekleştirseler de bakım koşulları ve motivasyonları değişim göstermiştir. Diğer taraftan bakım yörüngesinde birden fazla bakım bölümü yaşayan yaşlıların, tek bakım bölümü yaşayanlara göre sağlık durumu, ekonomik durum ve toplumsal ilişkileri açısından azalan ve kısıtlanan bir bakım sürecinde yer aldıkları görülmüştür. Araştırmanın önemli bir bulgusu yaşlı bakıcıların yaşlarının artması ile birlikte yaşlı erkek bakıcıların da artmasıdır. Araştırmanın sonucunda yaşlı bakıcıların azalan fiziksel ve sağlık kapasiteleri nedeniyle, bakım sürecinde zorlandıkları ve bu süreçte başkalarının desteğine oldukça ihtiyaç duymalarının yanı sıra yakınlarına bakım verdikleri için de bakıma ilişkin olumlu duygulara sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Yaşlı bakıcıların kendilerine özgü ihtiyaçları olduğunun bilinmesi ve bu konuda yapılacak erken müdahaleler, aile bakımının sürekliliğine katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı Bakıcı, Bakım Yörüngeleri, Yaşam Seyri, Nitel Araştırma
Ütopya ve distopya edebiyatının toplumsal temelleri ve eleştirel kimliği
Edebiyat ve sosyoloji arasında derin bir ilişki bulunmaktadır. Çeşitli nedenlerle bir edebi eserin tam anlamıyla içerisinde şekillendiği toplumu yansıttığını iddia etmek mümkün olmasa da, edebi eser ne içerisinde bulunduğu toplumdan azadedir ne de onu etkileme gücünden yoksundur. Edebiyat ve toplum arasındaki bu çift yönlü ilişki bütün edebi türlerde olduğu gibi ütopya ve distopya edebiyatında da mevcuttur. Bu bağlamda, çalışma içerisinde ütopya ve distopya edebiyatının toplumsal temelleri, özellikle klasik kuramcılardan Marx, Durkheim, Weber, ve Simmel'in kuramları çerçevesinde ele alınmış ve ütopya ve distopya edebiyatının eleştirel kimliği üzerinde durulmuştur. Çalışmanın amacı, ütopya ve distopya edebiyatının toplumla ve dolayısıyla sosyoloji ile ne tür bir bağ kurduğunu ortaya çıkartmaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için edebiyat, toplum ve sosyoloji ilişkisi üzerinde durulmuş, genel olarak ütopya ve distopyanın bahsi geçen dört klasik kuramcının kuramları ile ilişkisi irdelenmiş ve son olarak çalışma içerisinde ele alınan eserler bağlamında ütopya ve distopyanın, devlet, ekonomi ve sınıf, aile, toplumsal cinsiyet ve beden ve kente ilişkin yaklaşımlarının ilgili sosyoloji kuramları vasıtasıyla çözümlemesi yapılmıştır. Bu çözümleme için, yöntem olarak Becker'in "Toplumu Anlatmak" adlı eserindeki kuramsallaştırmasından ve Marksist edebiyat teorisinden yararlanılmıştır. Çalışmanın en dikkate değer özelliğinin, klasik kuramcular ile genel olarak ütopya ve distopyanın özelliklerinin karşılaştırılması olduğu değerlendirilmektedir. Bu karşılaştırmanın, çalışmanın özgün yönünü oluşturduğu düşünülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Ütopya, Distopya, Edebiyat Sosyolojisi, Eleştirel Kimlik
Vegan yaşam tarzına sosyolojik yaklaşım: Antalya kenti örneği
Veganlığın bir beslenme pratiğinin ötesinde yaşam tarzı olması, sosyolojik olarak değer-lendirilmesini ve o topluluğa dahil bireylerin iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. İnsanların vegan olma nedenlerini, bu araştırma ile ortaya koymak ve Antalya'daki veganların değer motivas-yonlarını belirlemek, çalışmanın amaç ve kapsamını oluşturmaktadır. Bireylerin vegan olmada-ki nedenlerinin, daha önceki araştırmalarda da saptanmış olduğu, literatür araştırması sırasında tespit edilmiştir. Bu çalışmanın alan araştırmasında vegan bireylerle yapılan görüşmelerde, ve-gan olmanın nedenleri arasında; tüketim kültürüne dahil olmak, farklı olma ve farkındalık ya-ratma isteği, sosyal statüye sahip olmak gibi yeni nedenlerin gözlemlenmesi, araştırmanın hem biricikliğini hem de literatüre kazandırılacak yeni düşüncelerin tartışılmasını sağlayacaktır. Bu araştırmada; veganlığın tarihsel gelişimi, veganların vegan olma isteklerinin nedeni olarak belirttiği sağlıksal, toplumsal cinsiyet rolleri, hayvan hakları, ekolojik dengenin yeniden sağlanması ve karbon ayak izinin küçültülmesi, biyoetiksel nedenler, tüketim kültürü, kimlik olarak ve statüsel değer olarak veganlık ele alınmıştır. Bunun için, amaçlı örnekleme yöntemle-rinden olan ''kartopu veya zincir örnekleme yöntemi'' ile nitel bir araştırma yürütülmüştür. Antalya kentinde yaşayan, 15 yaş ve üzerinde olan en az iki aydır vegan yaşam tarzına sahip bireylerle görüşmeler yapılmıştır. Araştırma öncesinde 3 kişi ile bir pilot görüşme gerçekleşti-rilmiştir. Pilot görüşme sonrasında görüşme formunda düzenlemeye gidilmemiştir. Görüşmeler 16.01.2020-17.09.2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Kişilerden izin alınarak görüşme-ler ses kayıt cihazı ile kayda alınmıştır. Ses kaydının yapılmasına izin vermeyen 38 kişinin fi-kirleri not alınmıştır. Görüşmeler ortalama 17,5 dakika sürmüştür. Görüşülen kişi sayısı 50'dir. Araştırmanın mülakat sonuçlarından elde edilen veriler maxqda programında kodlanarak nitel araştırma yöntemi kullanılarak yorumlanmıştır. Konu elde edilen veriler doğrultusunda tartı-şılmış ve sonuca göre öneriler de bulunulmuştur.
Türkiye'de kadın futbolcular: Kadın ve erkek futbolcuların karşılaştırmalı ilişkisel analizi
İlkel biçimleri binlerce yıl öncesine dayanan futbol günümüzde toplumsal yaşamın neredeyse bütün alanları ile ilişki içerisinde ve milyonlarca insanın bir şekilde içerisinde yer aldığı küresel boyutta bir alandır. Milyonlarca insanın katıldığı bir oyun olmasına rağmen futbol hala eril ilişkilerle ve eril bir algılayış biçimi ile şekillenen bir alandır. Bu nedenle, bu tezin amacı futbol alanında kadın futbolcuların konumu, faaliyetleri ve kadın futbol alanındaki ilişki ağları üzerinedir. Bu amaç doğrultusunda ilgili literatür incelenmiş, nicel ve nitel teknikler doğrultusunda saha araştırması yapılmıştır. Türkiye Kadınlar 1. Ligi takımlarında yer alan kadın futbolcular ile anket çalışması yapılmıştır. Ayrıca, 1207 Antalya Döşemealtı Belediye Spor kulübünde bulunan kadın futbolcularla ve kadın futbol alanında yönetici/antrenör pozisyonundaki isimlerle yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Futbol alanındaki kadın sporcuların alan içerisindeki konumları, faaliyetleri ve ilişkileri hakkında veriler elde edilmiştir. Sonuç bölümünde de bu veriler ilişkisel yaklaşım ekseninde Pierre Bourdieu'nun eylem teorisi ve alan, sermaye, habitus ve eril tahakküm kavramları temel alınarak yorumlanmıştır.
Sosyo-mekânsal ayrışma ve güvenlikli siteler: Antalya örneği
İnsanın en temel ihtiyaçlarından olan konut olgusu, tarihsel süreç içerisinde meydana gelen fiziksel, sosyal, kültürel, ekonomik ve politik değişim ve dönüşümlerle birlikte farklı anlamlar taşımaya başlamıştır. 1980'li yıllarda neoliberal küresel ekonomi politikaların hâkim olmaya başlaması ile birlikte kentlerde hızlı bir sosyal ve mekânsal değişimler meydana gelmiştir. Bu dönemde, sosyal refah devletindeki çözülmeler, istihdam yapısındaki değişimler, gelir dağılımdaki eşitsizlikler, tüketim kültürünün yaygınlaşması gibi ekonomik ve politik faktörler güvenlikli sitelerin oluşmasında önemli bir rol oynamıştır. İlk defa 1970'lerde Amerika Birleşik Devletleri'nde ortaya çıkan ve 1980'li yıllardan itibaren dünya geneline yayılan güvenlikli siteler, konut üretim biçiminde ve konuta yüklenen anlamlardaki değişimlerin önemli bir göstergesi olmaktadır. "Kendilerini kentin geri kalanından farklılaştırmak" isteyen yeni orta ve üst sınıfın taleplerine karşılık olarak güvenlikli siteler ayrıcalıklarla dolu ideal bir yaşam tarzı söylemi ile pazarlanmaya başlamıştır. Bu sınıflar, homojen bir topluluk oluşturma arzusu, seçkin bir yaşam ideali, güvenlikli bir yaşam isteği, kentin çevresel ve toplumsal sorunlarından kaçış, sosyo-mekânsal ayrışma ihtiyacı gibi sosyo-kültürel faktörler doğrultusunda güvenlikli siteleri tercih etmektedirler. Bu tez kapsamında da sınıf temelli sosyo-mekânsal ayrışmanın bir sonucu olan güvenlikli sitelerin Antalya özelinde tercih edilmesine etki eden bu sosyo-kültürel faktörler ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kent, Sosyal Ayrışma, Mekânsal Ayrışma, Güvenlikli Siteler
Kent ve bellek: Antalya Pamuklu Dokuma Fabrikası örneği
Kentler, genel olarak ekonomik faaliyetlerin yoğun bir şekilde geliştiği, sosyo-kültürel etkinliklerin farklı biçimlerde yaşandığı merkezler olarak görülmektedir. Kentleri meydana getiren birçok unsur bulunmaktadır. Bu unsurlardan biri de hiç şüphesiz ki inşa edilen yapılardır. Bu yapılardan biri de"fabrikalardır". Ancak fabrikalar endüstriyel mekânlar olduğu gibi aynı zamanda birer sosyal mekândır. Bu endüstriyel mekânların hem kent için hem de bu mekânda istihdam edilen işgücü için önemi bulunmaktadır. Bu yapılar aynı zamanda birer "hafıza mekânları" dır. Bu amaçla Antalya'da 1950'li yıllarda temeli atılan ve 2000'lerin başında faaliyeti durdurulup kapatılan "Antalya Pamuklu Dokuma Fabrikası" nın toplumsal bellekteki yeri incelenmeye çalışılmıştır. Fabrikanın toplumsal bellekteki yeri ise, fabrikada bir süre istihdam edilmiş ya da fabrikadan emekli olmuş bireylerin "sözlü tanıklığı" na başvurularak yapılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olan "sözlü tarih" yöntemi kullanılmıştır.