Prof. Dr. Soner Duman danışmanlığındaki tezler

19 tez · Ege University, Sakarya University

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemodiyaliz hastalarının beslenme durumlarının, vücut bileşimlerinin saptanması ve fonksiyonel testler ile ilişkilendirilmesi

Bu çalışma, hemodiyaliz hastalarında beslenme durumunu ve vücut bileşimini değerlendirmek ve fonksiyonel testlerle arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla yapılmıştır. İzmir'de özel bir diyaliz merkezinde yapılan bu kesitsel çalışmaya, yaşları 18-85 yıl arasında değişen 204 (85 kadın ve 119 erkek) kronik hemodiyaliz hastası katılmıştır. Çalışmaya katılan hastaların kişisel bilgileri, hastalık ve tedavilerine ait bilgileri, üç günlük besin tüketimi (diyaliz öncesi, sırası ve sonrası) ve fiziksel aktivite kayıtları, vücut bileşimleri ve antropometrik ölçümleri alınmış, Subjektif Global Değerlendirme (SGD) uygulanmıştır. Hastaların performans ve komorbidite durumları Charlson Komorbidite İndeksi ve Karnofsky Performans Skalası kullanılarak ölçülmüştür. Çalışmanın verileri SPSS (17.0) programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde yüzdelik, ortalama, standart sapma, Independent Samples t- testi, Mann-Whitney U testi, Krurskal Wallis testi ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda, hastaların yaş ortalamaları 64.2±13.11 yıldır. Subjektif Global Değerlendirme'ye göre hastaların %36.7'sinin orta veya şiddetli derecede malnütrisyonlu olduğu saptanmıştır. Beden Kütle İndeksi sınıflamasına göre hastaların %4.4'ü zayıf, %43.6'sı normal kilolu, %37.7'si fazla kilolu ve %24.2'si obez olarak bulunmuştur. İyi beslenmiş ve malnütrisyonlu hastaların üst orta kol çevresi, triceps deri kıvrım kalınlığı, el kavrama gücü, BKİ, yağ doku kütlesi, adipoz doku kütlesi ve faz açısı ölçümlerinin ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05), fazla sıvı düzeyi, yağ doku indeksi, yağsız doku kütlesi, vücut hücre kütlesi, yağsız doku indeksi (p>0.05) arasında anlamlı fark bulunmamıştır. SGD skoru ile Karnofsksy Performans Skoru, genel sağlık skoru, fiziksel ve mental sağlık skorları negatif yönde korelasyon göstermiştir. Bu sonuçlara göre, hemodiyaliz hastalarının nütrisyonel durumu ve vücut bileşiminin yaşam kalitesi ve performans skoru ile ilişkili olduğu görülmüştür. Malnütrisyon gelişimi açısından risk altında olan bu hastaların beslenme durumlarının takibi fonksiyonel durumlarını ve yaşam kalitelerini arttırabilir. Anahtar Kelimeler; Hemodiyaliz; Beslenme Durumu; Vücut Bileşimi; Fonksiyonel Durum

BeslenmeBeslenme durumuBöbrek hastalıkları+2
İbrahim Keskin
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Geriatrik hastalarda deliryum etiyolojisinde metabolik sorunların incelenmesi

Amaç: Yaşlılıkta sık olarak karşımıza çıkan deliryum geriatrik acillerden bir tanesidir. Yaşlı hastalarda deliryum yüksek morbidite ve mortalite ile seyreder. Deliryum için risk faktörleri, presipite edici ve predispozan faktörler olmak üzere ikiye ayrılır. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi (KLP) Bilim Dalınca deliryum ön tanısı ile değerlendirilmiş geriatrik hastalarda deliryumun hızlandırıcı faktörlerinden olan metabolik değerlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: EÜTF, KLP Bilim Dalınca 2005-2013 tarihleri içerisinde Konsültasyon Liyezon Bilim Dalına yönlendirilmiş 65 yaş üzeri 1465 hastanın tanı ve tedavi kartları retrospektif olarak tarandı, sağ kalım bilgisine ve laboratuar verilerine ulaşılan 65 yaş ve üzeri tüm hastalar çalışmaya dahil edildi. İlk aşamada DSM-IV (Diagnostic Statistical Manual of Mental Disorders, Fourth Edition, Text Revision Criteria)'e göre deliryum tanısı konmuş olan hastaların demografik verileri, başvuru şekli (ayaktan başvuru, yatan hasta), kişinin yattığı klinik belirlendi. Hastaların metabolik olarak değerlendirilmesi için hemoglobin, lökosit, hematokrit, sodyum, potasyum, kalsiyum, albumin, sedimentasyon, CRP, üre, kreatinin, glukoz, vitamin B12, TSH ve T4 değerleri SPSS 20'ye kaydedildi. Sayısal değişkenlere ait tanımlayıcı sonuçlar için ortalama ± standart sapma, kategorik değişkenlerde sıklık ve yüzdelikleri verildi. Bulgular: Toplam 1435 olmak üzere sağ kalım laboratuvar bilgisine ulaşılan 1146 hasta çalışmaya dahil edildi. Deliryum tanısı alan 285 ve deliryum tanısı almayan 861 hastanın laboratuvar verilerine ulaşıldı. Deliryum sıklığı % 25. 5 saptandı. Mortalite açısından karşılaştırıldığında, deliryumu olan grupta birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci yıllarda mortalitenin anlamlı olarak artış gösterdiği görüldü (p<0,0001). Albumin, sodyum, potasyum, kalsiyum, kreatinin, açlık kan şekeri ve CRP değerleri deliryum tanısı alan ve almayan hastalarda ortalama ve yüzdelik değerleri açısından karşılaştırıldı. Deliryumu olan hastaların % 63' ünde anemi, % 33'ünde lökositoz, % 28' inde hiponatremi, % 47'sinin serum kreatininde yükseklik, % 90' ında CRP' de yükseklik, % 60' ında hipoalbuminemi, % 51'ünde hipokalsemi, % 53'ünde hiperglisemi görüldü. Sonuç: Deliryum tanısının varlığı herşeyden bağımsız olarak mortaliteyi arttırmaktadır. Çalışmamızda deliryum tanısı olan ve olmayan hastalar karşılaştırıldığında hiponatremi, hipopotasemi, hipoalbuminemi, hipokalsemi, böbrek işlevlerinde bozukluk, hiperglisemi, enfeksiyon varlığı, anemi gibi metabolik durumların deliryum için hızlandırıcı faktörler arasında olduğu görüldü. Deliryum tanısında psikiyatri-geriatri işbirliği ve etiyolojide önemli metabolik sorunların doğru bir şekilde araştırılması hayat kurtarıcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Yaşlılarda deliryum, mortalite, metabolik durumlar

DeliryumGeriatriMetabolizma+2
Çiğdem Dinçkal
Ege University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Onkoloji servis ve polikliniğinde takip edilen hastalarda, tanı öncesi ve/veya sırasındaki bazal ürik asit ve hemogram parametrelerinin ölüm ve sağkalım üzerine etkisi

Amaç: Ürik Asit (ÜA) bir çok hastalıkta risk faktörü olarak suçlanmış; yüksekliği gut, hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalıklar için risk faktörü olarak değerlendirilmiştir. Bunun yanında Parkinson Hastalığı, Multipl Skleroz ve Alzheimer Hastalığı olanlarda yüksek ÜA seviyesinin protektif olduğu gösterilmiştir. Fakat özellikle malign hastalıklara yol açma veya hastalıkları önleme açısından yapılan çalışmalarda çelişkili sonuçlar ortaya çıkmıştır. Yöntem: Ocak 2014 tarihinden Ağustos 2015 tarihine kadar Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Onkoloji Bilim Dalına poliklinik ve/veya servise başvuran hastaların tanı sırasında ve/veya en geç 1 ay içerisindeki ÜA sonuçları ile ölüm ve sağ kalım arasında bir ilişki olup olmadığı ve prognoz tayini açısından değerinin olup olmadığı araştırılmıştır. Bulgular: 997 hastanın 428'inin (%43) ÜA değerlerine ulaşıldı. Ortalama ÜA değerleri tüm hastalar için 4,79 (± 1,82) mg/dl, yaşayan hastaların (260 kişi, %65) 4,57 (± 1,53) mg/dl, ölen hastaların ise (140 kişi, %35) 5,20 (± 2,22) idi (p=0,0006). Erkekler için ÜA referans aralığı 3,5-7,2 mg/dl, kadınlar için 2,6-6 mg/dl olarak alındı. 336 hastanın ÜA'i normal, 62'sinin yüksek ve 30'unun düşük olduğu görüldü. ÜA değerlerini düşük, normal ve yüksek olarak değerlendirdiğimizde 148(428) hastada ortalama sağkalım süresi düşük grupda 18,201 ± 1,426 ay (95% CI 15,407-20,995), normal grupta 70,962 ± 10,244 ay (%95 CI 50,884-91,041) ve yüksek grupda 20,571 ± 2,779 ay (95% CI 15,125-26,017) olarak bulundu. Her 3 grubu karşılaştırdığımızda düşük grupla normal grup arasındaki yaşam süreleri anlamlı (p=0,030), yüksek grupla normal grup arasındaki yaşam süreleri de anlamlı (p=<0,001) olarak bulundu. Düşük grupla yüksek grup karşılaştırıldığında sağkalım açısından bir anlam olmadığı saptandı (p=0,304). Sonuç: ÜA'in hem pro-oksidan hem de anti-oksidan özelliklerinin olduğu; normal değerlerde anti-oksidan, düşük veya yüksek değerlerde ise Pro-oksidan olarak davrandığını görünmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Ürik Asit, Kanser, Mortalite

Hastaneye yatırmaKanser hastalarıMortalite+5
Kerem Oruç
Ege University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı onkoloji servis ve polikliniğinde takip edilen ve sisplatin bazlı kemoterapi rejimi uygulanan hastalarda, tanı ve tedavi sırasındaki biyokimya ve hemogram parametrelerinin değerlendirilmesi ve nefropati görülme sıklığının retrospektif taranması

Sisplatin birçok solid tümörün tedavisinde yaygın biçimde kullanılan güçlü bir antineoplastik ajandır. En sık görülen yan etkileri nefrotoksisite, nörotoksisite, ototoksisite ve kemik iliği süpresyonudur. En iyi bilinen doz sınırlayıcı yan etkisi yoğun intravenöz salin infüzyonuna rağmen görülebilen nefrotoksisitedir. Daha önceki çalışmalarda, ilk defa sisplatin kullanan hastaların bir kısmında geri dönüşümlü böbrek hasarı geliştiği, tekrarlayan dozların böbrek yetmezliği sıklık ve şiddetini arttırarak geri dönüşümsüz hasara ilerlediği, sisplatinin oluşturduğu toksisitenin sıklıkla kümülatif ve doza bağımlı olduğu belirtilmiştir. Bizim bu çalışmamızdaki amacımız, sisplatin bazlı kemaoterapi rejimi uygulanan malignite hastalarının tanı ve tedavi sırasındaki hemogram ve biyokimya parametreleri ile nefropati görülmesi üzerinde etkili olabilecek olası öngördürücü faktörlerin ve nefropati görülme sıklığının saptanmasıdır. Sisplatin bazlı kemoterapi rejimi uygulanan malignite hastalarının tanı ve tedavi sırasındaki hemogram ve biyokimya parametreleri ile nefropati görülmesi üzerinde etkili olabilecek olası öngördürücü faktörler ve nefropati görülme sıklığını retrospektif olarak araştırmak için Ocak 2014-Aralık 2014 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Onkoloji Bilim Dalı polikliniğine ve/veya servisine başvuran, başvuru anında yaşı 18 ve üzerinde olan 997 hastanın, sisplatin bazlı kemoterapi rejimi verilmesi planlanan 158'i çalışmaya dahil edildi. İstatistiksel olarak p<0.05 anlamlı kabul edildi. Sisplatin bazlı kemoterapi rejimi uygulanan hastalarda en sık görülen tanı mide kanseri, en sık kullanılan tedavi protokolü sisplatin-gemsitabin kombinasyonu idi. İstatistiksel olarak anlamlı olmasa da ABH ve KBH gelişenlerde, gelişmeyenlere göre sisplatin kümülatif dozu daha yüksek saptandı. 158 hastanın 99'unun bazal hemogram ve biyokimya parametrelerine ulaşılabildi. Bu hastaların 55'inde ABH gelişmezken, 44'ünde ABH, ABH gelişenlerin 15'inde KBH geliştiği saptandı. ABH gelişen hastaların tanı ve ölüm yaşları gelişmeyenlere göre daha yüksek saptandı (p<0.05). Yine ABH gelişen hastaların 2. kür sonrası bakılan PO4 değerleri gelişmeyenlere göre daha düşük saptandı (p<0.05). KBH gelişen hastaların bazal NLR değerleri gelişmeyenlere göre daha yüksek saptandı (p<0.05). Yine KBH gelişen hastaların ilk kemoterapi sonrasında bakılan serum total proteini, ürik asit ve NLR değerleri gelişmeyenlere göre daha yüksek saptandı (p<0.05). KBH gelişen hastaların ABH meydana geldiği sırada bakılan Mg değerleri gelişmeyenlere göre daha düşük saptandı (p<0.05). Takipte ABH ve KBH gelişen hastalarda anemi saptandı (p<0.05). Sisplatine bağlı nefrotoksisitenin önlenmesi oldukça önemlidir. Bu sayede böbrek yetmezliği ilişkili morbidite ve mortalite azalacak, hastaların hastanede yatış süreleri kısalacak ve tedavi maliyeti düşecektir. Ayrıca sisplatine karşı böbrekleri koruyan bir ajanın rutin kullanıma girmesi, etkili bir antineoplastik ajan olan sisplatinin, tekrarlayan kürlerde doz azaltılmadan ve daha yüksek dozda kullanılabilmesine olanak sağlayabilecektir. Anahtar Sözcükler: Kanser, Sisplatin, Nefrotoksisite

Antineoplastik ajanlarKan testleriKanser hastaları+7
Ejder Kamil Öztürk
Ege University
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemodiyaliz hastalarında beslenme tarama testlerinin uygulanabilirliğinin saptanması

Araştırma Malnutrisyon İnflamasyon Skoru'nu (MIS) temel alarak beslenme tarama testlerinin hangisinin hemodiyaliz hastalarındaki malnutrisyon riskini daha iyi tespit edebildiğinin belirlenebilmesi amacıyla planlanmıştır. Bu tanımlayıcı ve kesitsel çalışma, iki özel hemodiyaliz merkezinde (İzmir Karşıyaka Diyaliz Merkezi, Aydın Söke Diyaliz Merkezi) Haziran 2017-Ağustos 2017 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu araştırmaya, 18 yaş ve üzeri %41.7'si kadın, %58.3'ü erkek olmak üzere toplam 204 hemodiyaliz hastası katılmıştır. Verileri toplamak için araç olarak; hemodiyaliz hastalarına yönelik hasta bilgi formu, antropometrik ölçümler (boy uzunluğu, diyaliz öncesi ve sonrası vücut ağırlığı, triseps deri kıvrım kalınlığı, üst orta kol çevresi, baldır çevresi), Malnutrisyon İnflamasyon Skoru (MIS), Geriatrik Nutrisyonel Risk İndeksi (GNRI), Subjektif Global Değerlendirme Ölçeği (SGA), Mini Nutrisyonel Değerlendirme Ölçeği (MNA) kullanılmıştır. Veriler analiz edilirken yüzdelik, ortalama, standart sapma, Independent Samples t testi, ANOVA, Tukey ve Tamhane test istatistikleri, Mann Whitney U testi, Kruskal-Wallis H testi, Bonferroni düzeltmesi, Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bu çalışmada hemodiyaliz hastalarında malnutrisyonu tespit etme oranları MIS, GNRI, SGA ve MNA'da sırasıyla; %70.1, %14.2, %36.7, %57.4'tür. Malnutrisyon İnflamasyon Skoru'na göre ciddi malnutrisyonlu olarak belirlenen 34 hastadan %41.2'si kadın ve %58.8'i erkektir. Malnutrisyon İnflamasyon Skoru'nun ciddi malnutrisyonlu olarak belirlediği 34 hastayı, GNRI, SGA ve MNA'nın tespit etme oranları sırasıyla; %17.6, %14.7, %29.4'tür. Bu oranlar MIS'e göre çok düşük bulunmuştur. Sonuç olarak; hemodiyaliz hastalarında malnutrisyonun belirlenmesinde araştırmada kullanılan beslenme tarama testlerinin (GNRI, SGA, MNA) uygulanabilir olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz; malnutrisyon inflamasyon skoru; geriatrik nutrisyonel risk indeksi; subjektif global değerlendirme; mini nutrisyonel değerlendirme.

Gizem Taban
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mâlikî mezhebinde maslahatla tahsis

Bu çalışmada, Mâlikî mezhebinde genel (âm) ifade taşıyan nasların, maslahat ilkesi doğrultusunda tahsis edilmesi meselesi ele alınacaktır. Kur'ân ve Sünnette yer alan birçok lafız, kapsamına giren tüm bireyleri kuşatan genel ifadeleri barındırmaktadır. Mâlikî fakihler ise kamu yararını önceleyen maslahat düşüncesiyle bu lafızların kapsamını bazı durumlarda daraltmış, yani tahsis etmiştir. Her ne kadar benzer uygulamalar diğer mezheplerde farklı adlarla veya belirli şartlar altında görülse de Mâlikî mezhebi maslahat temelli yaklaşımıyla bu konuda daha sistemli ve dikkat çekici bir yöntem geliştirmiştir. Ülkemizde doğrudan doğruya Mâlikî usûl anlayışında nassın maslahatla sınırlandırılması konusuna odaklanan bir akademik çalışma bulunmamaktadır. Bu durum, çalışmanın Mâlikî mezhebi ekseninde derinleştirilmesini gerekli kılmıştır. Araştırmanın temel amacı, Mâlikî mezhebine ait klasik kaynaklardan hareketle maslahatla tahsis uygulamasının teorik zeminini ortaya koymak ve bu yaklaşımın fürû literatürdeki yansımalarını örneklerle somutlaştırmaktır. Böylece "nassın bulunduğu yerde içtihada yer yoktur" şeklindeki genel kabul gören prensibin, maslahat ilkesi çerçevesinde ne ölçüde esnetilebileceği ve hangi şartlarda içtihada imkân tanındığı ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bu bağlamda çalışmamız, naslara bağlılık düşüncesinden ödün vermeksizin maslahat gerekçesiyle esneklik sağlayan, kurallı ve dengeli bir içtihat anlayışının imkâna ilişkin tartışmalar bağlamında somut bir veri tabanı ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu yönüyle araştırma, İslam hukuk geleneği içerisinde içtihada dair dengeli yaklaşımların çağdaş tartışmalara katkı sunabilecek potansiyelini örneklemektedir.

Rumeysa Aydın
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

İbn Hazm'ın fıkıhta kesinlik arayışı

İbn Hazm'ın fıkıh usulüne ilişkin temel iddialarından biri, bu disiplinin gerek kaynakları gerekse bilgi üretim süreci bakımından kesinlik zeminine oturtulması gerekliliğidir. Bu anlayış doğrultusunda ilahî mesajı taşıyan ve fıkhî hükümlerin temelini oluşturan nasların sübut açısından kesinlik arz etmesi esastır. Zira dinî alan beşerî müdahaleye kapalıdır ve bu yönüyle tamemen şer'î bildirime dayanmalıdır. Dahası İbn Hazm'a göre naslar yalnızca sübut itibariyle değil, delâlet açısından da kesin olmalıdır. Bu durumda sübutu kat'î metinlerden fıkhî hükümlere ulaşabilmek için sonuçları kesinlik taşıyan yöntemlerin kullanılması zorunlu hale gelir. İşte bu kesinliği temin etmek adına İbn Hazm, Aristo mantığını geniş bir biçimde kullanmakta ve nassın dış formunu oluşturan dil yapısına özel bir önem atfetmektedir. Bu tez, İbn Hazm'ın kesin bilgiye ulaşma hedefinin, onun genel düşünce sistemini ve Zâhirî fıkıh anlayışını şekillendiren en önemli unsur olup merkezi bir konuma sahip olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde, İbn Hazm'ın kesinlik anlayışının teorik temelleri ele alınmaktadır. Bu çerçevede, onun mantık anlayışı, bilgi teorisi, beyan düşüncesi, varlık tasnifi ve dil teorisi gibi farklı disiplinlerde geliştirdiği temel kavram ve yaklaşımlar incelenerek kesinliğin kurucu ilkeleri analiz edilmiştir. İkinci bölümde, İbn Hazm'ın fıkıh usulü anlayışı çerçevesinde şer'î delillerin hücciyet ve sübut açısından kesinliğinin nasıl temellendirildiği ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise, kesinliği ortaya konan şer'î delillerden hüküm çıkarma süreçleri incelenerek İbn Hazm'ın kesinlik arayışının tutarlılığı ve başarısı değerlendirilmiştir.

Muhammet Ali Acar
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimAR

İslamî bankaların finansal ürünlerinin vakıfların yönetim ve yatırımları üzerindeki etkisi (Türkiye Vakıf Katılım Bankası örneği) / The effect of Islamic banking financial products on the investment and management of endowments: (Turkish Waqf "Endowment" Participation Bank as an example)

İslami finans endüstrisi, hem kâr hem de hayrı amaçlayan ve İslam hukukunun ilkelerine ve amaçlarına dayalı olan yönleri içermesi bakımından diğerlerinden farklıdır. İslam dünyası, kâra ve mal üretimine dayalı alanlarda eş zamanlı olarak hem adaletin gerçekleştirilmesi hem de finansal imkânların arttırılmasını hedefleyen ahlakî bir çerçeve kurma konusunda görece bir başarı elde etmiş olmakla birlikte toplumların gelişimine önemli katkı sağlayan hayrî vakıf müessesesini yeterince etkin kılamaması bakımından toplumsal sorumluluk konusunda bir eksiklik hissedilmektedir. Araştırmamız esas olarak İslamî finansı geliştirme ve bunun vakıf müessesesinin gelişimine uygulanmasının imkânını Türkiye Vakıf Katılım Bankası örneği üzerinden ele almaktadır. Bunun sebebi sürdürülebilir gelişme konusunda devamlılığı sağlamada, vakfın toplumsal sorumluluklar konusunda önemli bir rol üstlenmesini sağlamak suretiyle kâr ve hayır yönlerinin birleştirilebileceği bir yapı meydana getirmektir. Bu araştırma, vakıf mallarının yatırımı için uygun finansal ürünleri incelemeyi, kârın arttırılması ve hayır yönlerini birleştirmeye sağlayabilecek bir mekanizmaı belirlemeyi ve bu birleşmenin önünde engel oluşturabilecek durumları ortaya koymayı amaçlamaktadır. Ayrıca bankacılık kurumlarının bu iki sektörü entegre etme kabiliyetini incelemeyi ve bu entegrasyonu sağlamak için bir mekanizma önermeyi hedeflemektedir. İslami finans ürünleri kullanılarak kârın ve hayra yönelik faaliyetlerin birleştirilmesine yönelik oluşturulabilecek mekanizmaya tespit edebildiğimiz kadarıyla herhangi bir ilimsel uygulamalı bir çalışma bulunmamaktadır. Ayrıca, sosyal sorumluluğu yerine getirmede vakfın bir alternatif olarak ortaya konulmasını ele alan veya alandaki tecrübî birikim ve istatistiksel çalışmalara işaret eden tümevarımsal analiz, mukayese ve eleştirel yöntemleri kullanan herhangi bir çalışma da bulunmamaktadır. Bu araştırmanın en önemli sonucu vakıf mallarının bankalar aracılığıyla değerlendirilip geliştirilmesine uygun İslamî finans ürünlerinin netleştirilmesidir. Bu ürünler kapsamında mudarebe, müşâreke, leasing, tarımsal ortaklıklar (müzaraa, müsakat, muğârese), Murabaha, selem, her iki türüyle ıstısnaʻ, taksitli satım, karz-ı hasen, âdî teverruk, menkul kıymetler, her iki türüyle icare, cuâle, vakıf fonları, cârî ve yatırım hesapları, Yap-İşlet-Devret (YİD) modeli, gelişme konusunda İslam hukukunun amaçlarına dayalı ve uygun bankacılık işlemleri, bankanın sosyal sorumluluğu gerçekleştirecek bir alternatif olarak ortaya konulmasıdır. Araştırmamızda vakıf müsessesesinin gelişiminin önündeki en önemli eksiklikler ve bunların çözümleri ortaya konulmuş, Türkiye Vakıf Katılım Bankası tecrübesinin dünyadaki diğer İslam ülkeleri için de genelleştirilmesi tavsiye edilmiştir.

Fares Zaher
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Irak aile hukukunda evlilik sözleşmesine ilişkin hükümlerin İslam fıkhı açısından değerlendirilmesi

Irak Devleti, bünyesinde birçok ırk, din ve farklı mezhepleri barındırır. Bunun bir sonucu olarak toplumsal pek çok konuda birbirinden farklı inançlar, uygulamalar ve kabulleri bir arada görmek mümkündür. Normal olarak evlilik konusunda her toplumun kendine has kural ve kanunları vardır. Her grup, topluluk ve mezhep evliliği yücelterek kendi kural, kanun ve gelenekleriyle bağlantılı olarak hüküm verir. Dolayısıyla tüm bu grupların kural ve kanunlarının üzerinde hepsi için geçerli tek bir kanun koymak zordur. Irak devletinde evlilik kurumuna ilişkin düzenlemeler pek çok değişiklik dönemlerinden sonra ahvâl i şahsiyye kanunu ile son halini almıştır. Bu kanun 1959 yılından günümüze kadar basit madde değişiklikleriyle varlığını sürdürdü. Bütün bunlar bizi, söz konusu kanunun yapısını öğrenmek için bentleri üzerinde çalışmaya, maddelerini tahlil etmeye, İslam hukuku ile bağlantısını araştırmaya ve fıkhi mezheplerdeki dayandığı kaynakları ortaya çıkarmaya yöneltti. Kanun maddeleri üzerindeki çalışmalar sonrasında Irak kanunun fıkıh mezheplerinden belirgin olarak tamamen birine dayanmadığı sonucuna ulaştık. Dahası söz konusu kanun, maddelerinin çoğunluğu bakımından da belirli bir mezhebi esas almış değildir. Bazı maddelerde mezhep alimlerinin çoğunluğunun görüşü seçilirken bazen yalnızca birinin görüşü tercih edilmekte, buna karşılık bazen de mezheplerin fıkhî görüşleri dışında görüşlere yer verilmektedir. Irak Ahval i Şahsiyye kanununun dikkat çeken bir diğer özelliği ise farklı yorumlanmaya müsait lafızların kanun maddelerinde sıklıkla yer almış olmasıdır. Böylelikle kanunu uygulama durumunda bulunan hâkimlere duruma uygun olan şekilde yorum yapma yahut dava konusu meselelerde iki tarafın benimsediği farklı mezheplerin kurallarına uygun olanı seçme yetkisi tanındığı görülmektedir. Çalışmamızda nafaka, mehir, kadının evlilik birliği devam ederken kocası ile arasındaki hukukî ilişkiler, misyar evliliği ve boşanma niyetiyle evlenme gibi evliliğe ilişkin yeni uygulama ve durumları günümüzde meydana gelen modern gelişmeler ve değişen örf ve âdetler ışığında ışığında yeniden gözden geçirilmesinin gerektiğini tespit ettik. Son olarak bu araştırmada kanun maddeleri tanımlayıcı analitik yöntemle çalışılmış olup Irak kanununun kaynaklarına ulaşılmaya çalışılmıştır. Bazı maddelerin üslubunun yeniden farklı olarak yazılması için bazı önerilerde bulunulmuş ve Irak ahvâl i şahsiyye kanununda yer almayan ve alması uygun görülen yeni bir takım hususlara dair görüşler serdedilmiştir.

Abdulqahar Ahmed Azeez
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Nijerya hukuk sistemi içinde İslam hukukunun yeri

İslam hukuku, Nijerya hukuk sisteminde göz ardı edilemeyecek bir yere sahiptir. Bilhassa sömürge öncesi dönemde, Nijerya'nın kuzey eyaletlerinde İslam hukuku medenî hukuk ve ceza hukuku dahil olmak üzere hayatın çeşitli alanlarına uygulanacak şekilde detaylandırılmış ve uygulanmıştır. Söz konusu dönemde İslam hukuku Alkali, Emir ve temyiz mahkemelerinde esas hukuk olarak kabul edilmiştir. İslam hukukunun etki alanı İngiliz sömürü döneminde nispeten sınırlandırılmıştır. İngiliz sömürgeciler İslam hukukunu kişisel hukuk ve tarafların muvafakat ettiği diğer konularla ilgili olmak üzere sınırlamışlardır. Günümüzde Nijerya hukuk sistemi içerisinde yer alan farklı kanun metinlerinde İslam hukukunun bu sınırlı konumu varlığını sürdürmektedir. 1999 yılında Nijerya Devleti, demokratik bir hükümet sistemini benimsediğinde, kuzey eyaletlerinden on iki tanesi kapsamlı bir İslam hukuku sistemini benimsemeyi tercih etti. Bu, ülkede farklı kesimlerden ciddi bir eleştiriye yol açan tam teşekküllü bir hukuki çoğulculuğu ima etmekteydi. Bu araştırmanın amacı İslam hukukunun Nijerya hukuk sistemi içindeki yerini değerlendirmektir. Bu amaç doğrultusunda, araştırmanın hedefleri, Nijerya gibi laik bir devlette İslam hukukunun uygulanmasının ne tür sonuçlara yol açtığını incelemek ve nihaî olarak İslam mahkemelerinde karara bağlanan seçilmiş davaları tetkik ederek Nijerya`da İslam hukuku uygulamasının keyfiyetini ortaya koymaktır. Araştırmamızda ağırlıklı olarak deskriptif yöntem ve analitik yöntem uygulanmıştır. Veri toplama süreci, basılı materyallerden ve elektronik kaynaklardan bilgi toplama işlemini içermiştir. Araştırmamız, Nijerya'nın bazı eyaletlerinde yürürlükte olan İslam hukukunun uygulamaları ile söz konusu eyaletlerdeki güvenlik sorunları arasında doğrudan bir ilişki olmadığını da ortaya koymaktadır. Aynı şekilde sömürge mirası olan hukuki çoğulculuğun da önemli zorluklar yarattığı sonucuna varılmıştır.

Daud Salman
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimAR

Ebubekir el-Hasîrî'nin el-Hâvî fi'l-fetâvâ adlı eserinin el-Mahzûrât ve'l-mekrûhât adlı bölümünün tahkiki ve Sadrüşşehid'in Umdetü'l-fetâvâ adlı eseri ile mukayesesi

Hanefî füru fıkıh literatürünün üç alt türü içerisinde fetvâ ve nevâzil tarzı eserler önemli bir yer tutar. Zira bu literatür, mezhebe mensup fakihlerin ilk dönem kurucu metinlerde yer almayan konularda sonraki dönemlerde ortaya koydukları görüşleri barındırması bakımından mezhep içi fıkhî istidlal ve ictihad faaliyetinin duraksamaksızın canlı bir şekilde yürütüldüğünü gösterir. Hanefî mezhebi ilk ortaya çıktığı Irak bölgesinde kuruluşunu ve ilk metinlerini ortaya koyduktan sonra Mâveraünnehir ve Horasan bölgelerinde yaygın bir kabul görmüştür. Bu bölge fakihleri kurucu metinlerin şerhi yanında özellikle fetva ve nevâzil konusunda mezhep içerisinde etkisi hissedilir bir ilmî mesâî ortaya koymuşlardır. Hicrî beşinci yüzyılda Mâveraünnehir bölgesinde Hanefî mezhebinin fetva literatürü konusunda iki büyük âlimin kaleme aldığı eserler, sonraki dönem Hanefî fıkhında önemli bir yer edinmiştir. Bunlardan biri olan Ebubekir el-Hasîrî (v. 500) el-Hâvî fi'l-fetâvâ adlı eseri halen yazma hâlde bulunmaktadır. Bu eserlerden diğeri ise Ebu Hafs es-Sadruşşehid'e ait Umdetü'l-fetâvâ adlı kitabıdır. Bu çalışmada Hasîrî'nin söz konusu eserinin el-Mekrûhat ve'l-mahzûrat adını taşıyan bölümünü tahkik etme yanında söz konusu bölümü, Sadruşşehid'in eserindeki aynı konuların yer aldığı bölümle mukayese etmek suretiyle Mâveraünnehir Hanefî fıkıh düşüncesinde fetvanın kaynakları, üslubu ve konularının benzerlik ve farklılık gösterip göstermediği konusunu ele almaya çalıştık. Araştırmamız bir giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm İmam Hasîrî'ye ayrılmış olup bu bölümde Hasîrî'nin şahsı ve el-Hâvî fi'l-fetâvâ adlı eseri tanıtılacaktır. Bu tanıtım esnasında Hasîrî'nin yararlandığı kaynaklar, yer verdiği muhteva, konuları ele alış biçim ve üslubu, fetvalarındaki tercihler gibi konular üzerinde durulacaktır. Araştırmanın ikinci bölümünde Sadrüşşehid'in şahsiyeti ve Umdetü'l-fetâva adlı eseri tanıtılacaktır. Üçüncü bölüm ise Hasîrî ve Sadrüşşehid'in eserlerinin ilgili bölümlerinin mukayesesine ayrılmıştır. Çalışmamızın ana bölümlerinden birini teşkil eden dördüncü bölüm, el-Hâvî fi'l-fetâvâ adlı eserin el-Mekrûhat ve'l-mahzûrat başlığını taşıyan kısmın tahkikinden oluşmaktadır. Çalışmamızda Hasîrî'nin eserinin; muhtevasının zenginliği, kaynaklarının fazlalığı, yalnızca fetva aktarımıyla yetinmeyip yaptığı tercihler yönünden Sadrüşşehid'in eserinin ilgili bölümüne göre daha önce çıktığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte her iki eserin de sonraki dönem genel füru eserleri yanında fetva literatüründe önemli bir yer edindiği de tespit edilmiştir.

Zehra Elbekri
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Osmanlı sonrası Arnavutluk'ta şer'iyye mahkemeleri ve İslâm hukukunun tatbiki

Bu tezin amacı Osmanlı sonrası Arnavutluk'ta kurulan şer'iyye mahkemelerinin terihçesini, yapısını, Arnavutluk hukuk sistemindeki yerini, muhâkeme usulünü ve uygulamalarını ele alarak medenî hukuk alanındaki Osmanlı'dan tevarüs edilen İslâm hukukunu incelemektir. Temel kaynak olarak 1912-1929 yılları arasındaki Arnavutluk Diyanet İşleri Şer'iyye Sicilleri ve arşiv belgeleri, Arnavutluk arşiv belgeleri, Arnavutluk ve Arnavutluk hukuk tarihi temel eserleri ve İslâm hukukunun klasik kaynakları kullanılmıştır. Giriş bölümünde tezin konusu, önemi, amacı, sınırlılıkları, yöntemi ve özellikle arşiv belgelerinin özelliklerini anlatarak temel kaynakları üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde Arnavutluk hakkında genel bilgiler, 1912-1929 seneleri arasında hukuk ile ilgili kurumlar, İslâm dini kurumları ve Osmanlı'da şer'iyye mahkemeleri hakkında genel bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde geniş bir perspektif ile İslâm dini kurumlarının en önemli dönüm noktaları ve değişimleri üzerinde durularak şer'iyye mahkemelerinin tarihçesi ele alınmıştır. Üçüncü bölümde şer'iyye mahkemelerinin yapısı, Arnavutluk hukuk sistemindeki yeri, görev ve yetkileri, muhâkeme usulü ve kullanılan dil meseleleri incelenmiştir. Dördüncü ve son bölümde Arnavutluk arşiv belgelerinde ve Şer'iyye Sicillerinde nikâh, talâk, miras ve bunlarla ilgli tespit edilen Aile hukuku uygulamaları irdelenmiş ve temel İslâm hukuku kaynaklarıyla karşılaştırılarak uygunlukları değerlendirilmiştir. Ekler bölümünde şer'iyye sicilleri ve arşiv belgelerinden örnekler, ayrıca Yüksek Şer'iyye Mahkemesi'nin organizasyonuyla ilgili en önemli tüzüklerin tercümeleri eklenmiştir. Çalışmamaızın sonucunda şer'iyye mahkemelerinin 1916-1929 seneleri arasında zaman zaman değişen uygulama ve iç organizasyonuyla Osmanlı'dan sonra Arnavutluk'ta baskın bir şekilde İslâm hukukunu uyguladığını tespit etmiş bulunuyoruz.

Arnavutluk hukukuKadı sicilleriİslam hukuku+4
Elton Karaj
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

El Furuk adlı eseri çevcevesinde Karafi'nin akitlere ilişkin görüşlerinin katılım bankacılığı uygulamaları perspektifinden değerlendirilmesi

Bu çalışmamızda klasik dönem âlimlerinden birinin İslam iktisadı alanına dair görüşlerinin günümüz iktisadî ve finansal konularının fıkhî çözümlemesini yaparken ne derece etkin olabileceği hususunu ele almaya çalıştık. Bu bağlamda hicri yedince asırda yaşamış olup Mâlikî fıkhının önde gelen âlimlerinden, orijinal yaklaşımları ile öne çıkan İmam Şehâbeddin el-Karâfî'yi (ö. 684/1285) esas aldık. Karâfî'nin kaleme aldığı "el-Furûk" adlı eserindeki malî-iktisadî konular bütünlüklü olarak değerlendirildiğinde mezhepler arası farklılıkların derli toplu ve objektif bir biçimde aktarıldığı ve ilgili konulara olan vukufiyetinden bu alanda geniş bir bilgi birikimine sahip olduğu görülmektedir. Bu çalışma çerçevesinde Karâfî'nin el-Furûk adlı eserinden yola çıkılarak onun finansal işlemlere ilişkin konuları derli toplu ele alındıktan sonra günümüzde İslam bankalarında yaygın olarak kullanılan belli başlı mali işlemlerle alakası kurulabilecek bazı öne çıkan hukuki konular ele alınmaya çalışılmıştır. Bu amaçla bu araştırmada Karâfî'nin fıkhî görüşlerinin diğer mezhep imamlarıyla mukayesesiyle birlikte çağdaş hukukçuların fikirleriyle de karşılaştırılması yapılmıştır. Böylelikle Karâfî'nin bu konulara ilişkin görüşleri netleştirilmeye çalışılmış, ona ait fıkhî yaklaşımı diğerlerinden ayıran noktalar tespit edilmiş, yaptığı fıkhî çıkarımların etki ve gücü ile zihni anlayışının kuvvet ve genişliği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmamız, iktisadî ve finansal işlemlerin temelini oluşturan ve katılım bankacılığının da pratikteki işlemlerini teşkil eden akitleri merkeze almaktadır. Öncelikle Karâfî'nin el-Furuk adlı eserinde akitlere yönelik tarif, tespit, temellendirme ve tasnifleri tespit edilmiştir. Çalışmanın bölümlerini oluştururken Karâfî'deki taksim esas alınarak akitler; bedelli, teberru ve dayanışma akitleri olmak üzere üç kategoride incelenmiştir. Her bir bölüme ilişkin Karâfî'nin görüşleri tespit edilirken klasik dönemde gerek Karâfî'nin de mensubu bulunduğu Mâlikî mezhebinin gerekse diğer mezheplerin konuya nasıl yaklaştıkları göz önünde bulundurulmuştur. Bir bütün olarak bakıldığında bu çalışmamız, klasik dönemde yaşamış bir âlimin görüşlerinin, günümüz fıkhî-iktisadî meselelerinin hükmünü belirlemede yol gösterici özelliğini yitirmediğini, fıkıh mirasımızın organik ve canlı yapısının devam ettiğini ortaya koymaktadır.

Ahmed Babe Ahmed
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

İslam iktisadının klasik fıkıhla ilişki biçimi: İslami finans standartları örneği

İslami finans standartları, klasik fıkıh birikimi ve mevcut iktisadi ve finansal ihtiyaçları dikkate alarak İslami finans kurumlarının işleyişini belirlemeyi hedefleyen metinlerdir. Bu standartları dünya genelinde oluşturan kuruluşlar, genellikle Körfez ülkeleri, Malezya ve Endonezya gibi İslami finansın geliştiği Asya ülkeleri ve Türkiye gibi ülkelerde yer almaktadır. Farklı coğrafyalarda çalışan farklı kuruluşlar, benzerliklerin yanı sıra birçok farklılık ve zenginliği de ortaya koymaktadır. Bu kuruluşların kurumsal yapıları, standart hazırlama yöntemleri, klasik fıkıh mirasıyla ilişkileri, danışma kurulları yapıları ve özellikle fıkıh hükümlerinin dayanakları önemli konulardır ve araştırmanın temel konularını oluşturmaktadır. İslami finans standartları fıkhi yönü olan metinler olması hasebiyle klasik fıkıh ile bir şekilde ilişki kurmak durumundadır. Bu ilişkinin mahiyeti tezin temel amacını teşkil etmektedir. Bu amaç doğrultusunda İslami finans standartları geliştiren altı kuruluş tespit edilmiştir. Bu kuruluşlar AAOIFI, IFSB, TKBB, IIFM, DSN-MUI ve SACBNM'dir. İslami finans standartlarında klasik fıkıh ile ilişkilerinin görülebileceği en net alan hükümlerin gerekçelendirme ve dayanakları kısımlarıdır. Tezde de bu doğrultuda altı ayrı kurumdan on farklı konuda 44 standart tespit edilerek bu minvalde ele alınmıştır. Standartların incelenmesi neticesinde klasik fıkha hem kaynak hem de yöntem olarak İslami finans standartlarında sıkça başvurulduğu görülmüştür. Standartları dayanaklarında başvurulan yöntemler ise genel itibarıyla naslar, genel fıkıh ilkelerinden ibaha, zaruret, maslahat ve sedd-i zerai, klasik fıkıh kaynakları, diğer kuruluşların standart ve fetvaları, kıyas, kaideler, mezhep görüşleri, görüş birliği ve örf ve teamül olarak ifade edilebilir. İslami finans standartlarında genel hatlarıyla klasik fıkhın kutsanmadan fakat göz ardı da edilmeden dengeli bir kullanıma sahip olduğu, kuruluşların kendilerine has bazı kullanım alışkanlıklarının olduğu, çoğu zaman gösterilen dayanakların haklı gerekçelere dayandığı, literatürde çokça eleştirilen zaruret ve maslahat temelli yaklaşımların usulsüz kullanımlarının yaygın olmadığı kanaatine ulaşıldığını ifade etmek mümkündür.

İsmail Bektaş
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

İbn Teymiyye'nin Hanefîlik algısı

İslam hukuk düşüncesinin tarihsel gelişiminde ekolleşme yönündeki ilk ayrımın başlangıçta coğrafî bir isimlendirmeye dayalı olarak Ehl-i Hicâz ve Ehl-i Irak şeklinde olduğunu, kısa bir zaman sonra ise bu ayrımın coğrafî niteliklerinden sıyrılarak yöntemsel bir hüviyete kavuştuğunu söylemek mümkündür. Bu yöntemsel ayrımın iki ekolünü ise Ehl-i Hadis ve Ehl-i Rey teşkil etmektedir. Fıkıh mezheplerinin teşekkülü ile birlikte söz konusu ayrım önemini bir ölçüde yitirmiş olsa da bu ekolleşmenin izlerini fıkıh mezheplerinin usul anlayışlarında görmek mümkündür. İbn Teymiyye hicrî VII. ve VIII. Yüzyıllarda yaşamış, zihinsel kodları bakımından ehl-i hadis ekolünün karakteristik özelliklerini kendi üzerinde taşıyan, Hanbelî mezhebine mensup bir âlimdir. İslâmî ilimlerin hemen hemen bütün dallarına ilişkin yazdığı eserleriyle tarih boyunca büyük bir etki alanına sahip olan İbn Teymiyye'nin fıkıh ve usul alanında ehl-i rey'e ve bu ekolün temsilcisi mahiyetinde gördüğü Hanefîlere yönelik çeşitli değerlendirmelerde bulunduğu görülür. Sonraları "selefî düşüncenin kurucu ismi" olarak değerlendirilen İbn Teymiyye'nin, kendi düşünce sisteminin tarihsel serüveninde "öteki" olarak algılanan çevreler hakkındaki değerlendirmeleri önemlidir. Onun, kurucu imamlarından başlamak üzere Hanefîlerin gerek usul ve metodolojileri, gerekse somut fıkıh meselelerine yönelik fetva ve ictihadları hakkındaki bu değerlendirmeleri, selefî düşüncenin reye ve reyin temsilcisi konumundaki Hanefîliğe bakışını derinden etkilemiştir. Bu çalışmada İbn Teymiyye'nin Hanefîliğe yönelik değerlendirmeleri bir bütünlük içinde ele alınmış, onun Hanefîlerin yöntem ve uygulamalarında tasvip ettiği ve eleştirdiği noktalar açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. Bu değerlendirmeler bir bütünlük hâlinde incelendiğinde İbn Teymiyye'nin Hanefîliği usullerinin net olmaması, hile-i şerʻiyyeyi aşırı bir şekilde kullanmaları, nasslara muhalif şerʻî kıyasların olabileceği görüşünü benimsemeleri, haber-i vahidler ile amel konusunda ileri sürdükleri şartlar gibi konularda eleştirdiği görülmektedir.

Ömer Vekiloğlu
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimAR

Fiilî davranışların mâlî işlemler üzerindeki etkisi

Malî muamelelerin hükümleri, bu hükümlere ilişkin olarak meydana gelen bir takım müessir durumlardan etkilenir. Hükümlere etki eden bu hususlar sözlü ifadeler ve benzerinde olduğu gibi sarih olabileceği gibi şahıslardan sadır olan bazı fiiller gibi zımnî de olabilir. Bu çalışma, fiilî tasarrufların mali muamelelere ilişkin fıkhî hükümlerin çeşitli yönlerine etkisini açıklamak üzere gerçekleştirilmiştir. Fiilî tasarrufların bir kısmı malî muamelelere bitiştiğinde daha öncesinde mevcut olmayan bir takım hukukî sonuçlar doğurur. Bu sonuç tasarrufun inşası yönünde olabileceği gibi sahihlik, bağlayıcılık, fesih, mülkiyetin intikali, tazmini hak etmek gibi hususlarda da olabilir. Bu çalışma fiilî tasarrufların yalnızca sahih akitlere özgü olmadığı, akdi bozan durumları ortadan kaldırmak suretiyle fasit akitlerin sahih hale getirmesine kadar uzanabileceğini de ortaya koymaktadır. Çalışmamız fiilî tasarrufların malî muameleler üzerindeki etkilerinin bu tasarrufların ilgili olduğu akitlerin türlerine bağlı olarak değişebileceğini de göstermektedir. Örneğin ribevî mallar üzerine yapılan akitlerde akde konu olan malın kabz edilmesi akdin sıhhatini etkilediği halde diğer akitlerde kabzın akit üzerindeki etkisi farklı olabilmektedir. Mesela karz, hibe ve icare gibi kimi akitlerde kabz malın mülkiyetinin intikal etmesi üzerinde etkili olurken satım akdinde tazmin yükümlülüğünün intikal etmesine etki etmektedir. Çalışmanın ortaya koyduğu bir başka husus ise fiilî tasarrufların hukukî neticelerinin söz konusu fiilî tasarrufun tabiatına göre değişiklik gösterdiği hususudur. Zira çalışmada fiilî tasarrufun tabiatının farklı türlere sahip olduğu, söz gelimi akde konu olan şeyin verilmesi, kabz edilmesi, itlafı, başka mallarla karıştırılması gibi bir takım tasarrufların söz konusu olabileceği, bu fiillerin tümünün doğasının farklı olduğu ortaya konulmuştur. Söz gelimi cuale veya mudarebe akdinde işe başlamanın etkisi satım akdinde akit konusunun itlaf edilmesinden farklıdır. İlki akdin bağlayıcı hale gelmesine etki ettiği halde ikincisi akdin feshedilmesine etki etmektedir. Yine satım akdinde rızaya delalet eden akit mahallinin tesliminin etkisi emanet akitlerinde akdin mahallinin itlaf edilmesinin etkisine göre farklılık göstermektedir. İlki akit sigasının inşasına etki ederken ikincisi tazminat hakkı elde etmeye etki etmektedir. Bütün bunlardan "fiilî tasarrufun hukukî etkisi" ifadesi ile kastedilen şeyin "iradenin fiil yoluyla ortaya konulması" ifadesinde kastedilenden daha kapsamlı olduğu anlaşılmaktadır. Araştırmamızda fiilî tasarrufların malî muamelelere etkisi konusunda mütekâmil bir teori ortaya koymaya ve aynı zamanda bu teorinin fıkıh mezheplerinin ictihadları üzerinde nasıl uygulandığını göstermeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: Malî muamelat, fiilî tasarruflar, akitler, irade, tazmin

İbrahim Albakkar
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hanefî Fıkıh düşüncesinde Farz-Vâcip ayırımı

Teklifî hüküm çeşitlerinden olan farz ve vâcip terimlerinin eş anlamlı olup olmadığı meselesi hem Hanefî mezhebi hem de diğer mezheplerin fıkıh usulü kitaplarında çokça tartışılan konulardan biridir. Hanefîler iki terimin eş anlamlı olmadığını, ayrı manalara delâlet ettiğini ve farklı neticeler doğurduğunu ifade ederken cumhur, farz ve vâcibin birbirinin yerine kullanılan eş anlamlı iki terim olduğunu savunmuştur. Neticede bu görüş farklılığı fıkhî ihtilaflara ve tartışmalara yol açmış ve neredeyse tüm usul ve fürû kitaplarında bu meseleye mutlaka temas edilmiştir. Hanefîler'in farz ve vâcip terimlerini farklı değerlendirmeleri meseleye yüzeysel olarak bakıldığında basit bir görünüm arz etse de konu bütüncül olarak ele alındığında girift ve karmaşık bir hal almaktadır. Bu nedenle ortaya konulan ayırım birçok mezhep müntesibi tarafından tam olarak anlaşılamamış ve farklı iddialar öne sürülmüştür. Kimi zaman da Hanefîler'in kavramları kullanırken kendi içlerinde tutarlı olmadıklarına ve birbirleriyle çeliştiklerine dair eleştiriler yöneltilmiştir. Çalışmamızda Hanefîler merkeze alınmakla birlikte karşı görüş sahiplerinin de meseleyi nasıl ele aldıkları ve Hanefîler'e ne tür eleştiriler yönelttikleri incelenmiştir. Özellikle Hanefîler'in tutarsızlığına yönelik eleştirilere ve problematik görünüm arz eden meselelere cevap aranmış ve Hanefî fıkıh kitapları bu doğrultuda tetkik edilmiştir. Önemine binaen tartışmanın lafzî veya mânevî olduğuna yönelik iddialar da ele alınmış ve bu iddialar detaylı olarak izah edilmeye çalışılmıştır.

FarzHanefilerMezhepler+4
Ebru Barış
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Muhammed b. İbrahim el-Hasiri'nin el-Havi fi'l-Fetava adlı eserinin Muamelat bölümünün tahkik ve tahlili

Bu araştırma Arapça ve Türkçe olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Tezin Arapça kısmı el-Hâvî fi'l-fetâva'nın tahkikinden oluşmaktadır. Türkçe kısım bir giriş, iki bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş kısmından sonra birinci bölümde Hasîrî'nin eseri öncesinde yazılmış fetva ve nevazil türü eserler hakkında bilgi verilmek suretiyle Hasîrî'nin eserinin fetva ve nevâzil literatürü içindeki yerinin belirlenmesine çalışılmış ayrıca birçok âlim gibi Hâsirî'nin de yetiştiği bir coğrafya olması sebebiyle Mâverâünnehir bölgesinin genel özellikleri ve tarihinden kısaca bahsedilmiştir. İkinci bölümde Hasîrî'nin hayatından söz edildikten sonra araştırmaya konu olan el-Hâvi fi'l-Fetâvâ adlı eserin ele alınmış ve müellifin fetva seçimindeki yöntemine ışık tutacak bazı örnek fetvaların tahlili yapılmıştır. Çalışmanın genel amacı hicrî V.yüzyıl Mâveraünnehir Hanefî fıkhında önemli bir yere sahip olan Ebubekir el-Hasîrî'nin, fetva literatürü arasında müstesna bir yere sahip olan el-Havî fi'l-fetâva adlı eserinin muamelat bölümünün edisyon kritiğini (tahkiki) yaparak ilim dünyasına kazandırmak ve tahkik edilen bölümün tahlilini yapmak suretiyle Mâveraünnehir Hanefî fıkıh literatürünün genel yapısı hakkında bazı tespitlerde bulunmaktır. Edisyon kritik ile daha önce yayınlanmamış olan eserin ilim dünyasına kazandırılması ve eserde yer alan ancak günümüze gelmemiş olan fetva literatürü hakkında bölge ve döneme ilişkin önemli bir veri tabanı sunmayı amaçladık. Çalışmanın tahlil bölümünde ise hem Hanefî fıkıh literatürü hem de el-Hâvî adlı eserde yer alan fetvaların seçiminde dikkate alınan hususlar öne çıkarılmaya çalışılmıştır. Eserin edisyon kritiğinde Türkiye'de bulunan yazma nüshaları esas alınmış, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi'nin (İSAM) belirlediği tahkik yöntemine uyulmuştur. Hâsîrî'nin eseri Hanefî fetâvâ literatürü alanında çok farklı kaynaklardan yararlanarak telif edilmiş olduğundan zengin bir içeriğe sahip oluğunu tespit ettik.

El-Havi fi'l-FetavaFetvalarMuhammed b. İbrahim el-Hasiri
Shaker Jabarı
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hanefî mezhebinin teşekkül süreci

Hanefî mezhebi, ilk tezahürlerinin sahabe döneminde görüldüğü ve tâbiîn döneminde bir okula dönüşen re'y ekolünün Ebû Hanîfe ve öğrencileri öncülüğünde billurlaşması sürecinde teşekkül etmiştir. Ebû Hanîfe'nin ders halkasında ortaya koyduğu içtihat metodu ve farazî meselelerin tartışılması ve bunlardan elde edilen asılların yazılmasıyla, bir birikim oluşmuş ve bu birikim Ebû Yûsuf ve daha İmam Muhammed tarafından tasnif edilerek kitap haline getirilmiştir. İmam Muhammed, bu işlemi hocasının ilk defa ortaya koyduğu konu tertibi, kitâb ve bâb sistemine göre yapmıştır. Ebû Hanîfe'nin dünyanın farklı coğrafyalarından gelen öğrencileri de bulundukları şehirlerde tesis ettikleri ders halkalarında yüzlerce öğrenci yetiştirerek ve onun görüşlerini rivâyet ederek mezhebin teşekkülüne katkıda bulunmuşlardır. Öğrencileri Ebû Hanîfe'nin sadece fıkhî görüşlerini değil aynı zamanda itikadî görüşlerini de rivâyet etmişlerdir. Hicrî ikinci asırda özellikle Ebû Yûsuf'un kâdılkudât olmasıyla Hanefî düşünceye sahip olanların devletle olumlu ilişkiler geliştirmesi, mezhebin teşekkülüne olumlu katkılar sağlamıştır. Hicrî üçüncü ve dördüncü asırlarda Hanefî düşünceye sahip olanların tedris, telif ve rivâyet çalışmaları artarak devam etmiştir. Mezhep usûlünün tedvin çalışmaları İsa b. Ebân'la ivme kazarak devam etmiştir. Bununla birlikte özellikle usûl ve fürûda bölgeler arasında kısmî farklılıklar oluşmaya başlamıştır. Mezheplerin oluşumuyla ilgili farklı teoriler ileri sürülse de her mezhep kendine özel şartları çerçevesinde teşekkülünü tamamlamıştır. Hanefi mezhebinin teşekkülünü tamamladığı üç farklı gösterge ile anlaşılmaktadır. Bunlardan ilki, muhtasar ve şerh kitaplarının yazılmasıdır. İkincisi, usûl kitaplarının tedvin edilmesidir. Üçüncüsü ise nevâzil tarzı eserlerin kaleme alınmasıdır. Tüm bu çalışmalar, dördüncü asrın son çeyreğine girilmeden tamamlanmış ve mezhep teşekkül etmiştir.

Ashabu`r-ReyEbu HanifeHanefiler+5
Adnan Hoyladı
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00

Diğer danışmanlar