Theses supervised by Prof. Dr. Selçuk Yılmaz
19 theses · Yeditepe University
Clinical and microbiological effects of probiotic containing lozenges in comparison to sub-antimicrobial dose doxycycline in the treatment of chronic periodontitis: 3-month follow-up
The aim of this study is to evaluate clinical and microbiological effects of Lactobacillus reuteri (L.reuteri) containing lozenges in comparison with the usage of sub-antimicrobial dose-doxycycline (SDD) containing tablets as adjunctive to initial periodontal therapy in chronic periodontitis (CP) patients A total of 45 patients, with 2 teeth in each quadrant having at least one approximal site with a probing depth (PD) of 5-7 mm and gingival index (GI) of ≥2, were selected and divided randomly into 3 groups. Group I received scaling and root planning (SRP) + L. reuteri containing lozenges, whereas Group II received SRP + SDD containing tablets, and Group III received SRP + placebo. Plaque index (PI), GI, PD, relative attachment level (RAL) and bleeding on probing (BoP) were measured for clinical evaluation. Microbiological sampling was performed at baseline and at day 90, and was analyzed by culture method. Total viable count (TVC) and proportions of obligate anaerobic bacteria were evaluated. The paired sample t test was used for intra-group comparison of the clinical parameters and the proportions of obligate anaerobic bacteria, whereas the Wilcoxon sign test was used for the TVC values. One-way ANOVA test was used for the inter-group comparisons of mean differences of clinical parameters and proportions of the obligate anaerobic bacteria (%), while Kruskal-Wallis Test was used for the TVC values. Statistical significance was set as p<0.05. Tukey test was used to evaluate the comparisons of the clinical parameters and proportions of obligate anaerobes in pairs, whereas Mann–Whitney U-test was used for the evaluation of TVC values in pairs. Statistical significance was set as p<0.05. All treatments resulted in statistical significantly improvements in terms of the clinical and microbiological parameters at the end of the observation period. Intergroup comparisons of the mean differences of PI, GI, BoP, PD and attachment gain revealed statistical significance in favor of both SRP + Probiotic and SRP + SDD groups (p<0.05) at the end of day 90. Intergroup comparisons of TVC values revealed significance in favor of the SRP + Probiotic group at the end of day 90 (p<0.05). Intergroup comparisons of proportions of obligate anaerobic bacteria revealed statistical significance in favor of the SRP + Probiotic and SRP + SDD groups when compared to the SRP + Placebo between days 0 and 90 (p<0.05). Within the limitation of this study, it can be concluded that L. reuteri containing lozenges and SDD containing tablets might be adjunctive useful agents for the improvement of periodontal health in CP patients.
Clinical evaluation of coronally advanced flap with or without acellular dermal matrix graft for the treatment of multiple gingival recessions with thin tissue biotype
The objective of this randomized, parallel and controlled study was to assess the clinical effectiveness of acellular dermal matrix graft (ADM) combination with coronally advanced flap (CAF) on complete defect coverage, esthetics and patient satisfaction compared to CAF alone for the treatment of Miller Class I & II multiple buccal recessions with gingival thickness (GT) < 0.8 mm.A total of 24 patients (12 females and 12 males) with 48 Miller Class I & II multiple recessions ?3 mm were included and divided into test (CAF+ADM) and control (CAF) groups. At baseline and 12 months after the surgery, plaque index (PI), gingival index (GI), bleeding on probing (BoP), probing depth (PD), clinical attachment level (CAL), recession height (RH), keratinized tissue height (KT), gingival thickness (GT), mean and complete defect coverage were evaluated. Patient satisfaction, root coverage esthetic score (RES) and the correlation between GT and defect coverage were also assessed.Baseline RH in CAF+ADM and CAF groups was 3.25 ± 0.34 mm and 3.21 ± 0.26 mm, respectively. Intra-group comparisons revealed statistically significant differences at 12 months compared to baseline data for all parameters (p<0.05). GT increased from 0.75 ± 0.06 mm to 1.41 ± 0.11 mm in test group, and from 0.71 ± 0.08 mm to 0.77 ± 0.09 mm in control group. Mean and complete defect coverage were 94.84% (RH reduction: 3.08 ± 0.51 mm) and 83.33% in test group, 74.99% (RH reduction: 2.37 ± 0.83 mm) and 50.00% in control group, respectively. Inter- group differences were found to be statistically significant for RH reduction, attachment gain, KT and GT increase, mean defect coverage, RES in favor of test group (p<0.05). There was a significant positive correlation between GT and mean defect coverage (r=0.465; p<0.05).Better esthetic results and clinical improvements were achieved with ADM combination. Tissue thickness significantly increased with the use of ADM graft. The thicker (?1.3 mm) the gingival tissue gets with the adjunctive use of ADM, the higher percentage of complete defect coverage is achieved in Miller Class I & II multiple recession defects. ADM can be used as an effective alternative to subepithelial connective tissue graft for the treatment of multiple defects. CAF in association with ADM can be proposed as a valid therapeutic approach for the treatment of multiple gingival recessions with thin tissue biotype.
Farklı iki diş macununun plak önleyici etkilerinin dijital plak görüntüleme analizi ile karşılaştırılması
Bu araştırmada, NovaMin içeren bir diş macunu ile stannöz kompleks içeren diğer bir diş macununun plak önleyici etkilerinin dijital plak görütüleme analizi (DPGA) kullanılarak in vivo olarak karşılaştırılması amaçlandı.Çapraz geçişli, randomize, 3 periyotlu, 2 tedavi ürünlü, çift kör olarak tasarlanan araştırmaya periodontal açıdan sağlıklı 31 birey dahil edildi. Bireyler, tedavi ürünlerine geçmeden önce uyumlama döneminde standart sodyum floritli (NaF) bir diş macunu ve standart düz kıllı bir diş fırçası ile günde 2 kere 7 gün boyunca dişlerini fırçaladılar. Uyumlama döneminden sonra araştırmaya dahil edilen bireyler, B'nin (NovaMin) ve A'nın (stannöz kompleks) tedavi ürünlerini temsil ettiği ABB, ABA, BAA ve BAB ardışımına randomize olarak dağıtıldılar. Üç hafta süren her periyotta bireyler tedavi ürünlerini 17 gün boyunca günde 2 kez uyguladılar ve her tedavi periyodunun 15., 16. ve 17. günlerinde sabah fırçalama öncesi ve sonrası ve öğleden sonra plak miktarları DPGA ile ölçüldü. Bireyler 17. günün akşamından itibaren 21. günün sonuna kadar diğer tedavi periyoduna geçmeden önce arınma dönemine tabi tutuldular. Arınma döneminde 4 gün boyunca standart NaF'li diş macunu ile dişlerini fırçaladılar. İstatistiksel analizi güçlendirmek amacıyla üçünçü periyotta bir tedavi tekrarlatıldı.Araştırmaya katılan 31 bireyin hepsi çalışmayı tamamladı ve hiç bir yan etki görülmedi. Sabah fırçalama öncesi stannöz kompleks içeren diş macunu kullanımı sırasında bireylerde, NovaMin içeren diş macunu kullanımına göre %10.8 daha az plak tespit edildi (p<0.05). Bireylerde tespit edilen ortalama plak değerleri sırasıyla 14.02 ve 15.72'dir. Sabah fırçalama sonrası stannöz kompleks içeren diş macunu kullanımı ile bireylerde NovaMin diş macunu kullanımına göre %14.2 daha az plak tespit edildi (p<0.05). Bireylerde tespit edilen ortalama plak değerleri sırasıyla 5.62 ve 6.55'tir. Öğleden sonra stannöz kompleks içeren diş macunu kullanımı sırasında bireylerde NovaMin içeren diş macunu kullanımına göre %14.8 daha az plak tespit edildi (p<0.05). Bireylerde tespit edilen ortalama plak değerleri sırasıyla 10.51 ve 12.34'tür. Bütün zaman aralıklarında, taşınma ve periyot etkileri istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p > 0.30).Tüm ölçüm zamanlarında stannöz kompleks içeren diş macunu kullanımı ile NovaMin içeren diş macunu kullanımına göre plak seviylerinde anlamlı azalmalar sağlandı (p<0.05).
Arginin ve kalsiyum karbonat içeren hassasiyet patı ile Er:YAG lazer kombinasyonunun dentin hassasiyeti üzerindeki etkisinin in vitro olarak incelenmesi
Bu çalışmada, %8 arginin ve kalsiyum karbonat içeren bir hassasiyet patı(Colgate® Sensitive Pro-Relief?) ile Erbium-Doped Yttrium Aluminium Garnet(Er:YAG) lazerin tek başlarına veya kombine bir şekilde, çekilmiş dişlerden elde edilendentin örneklerinde, dentin tübüllerinin kapanması üzerine etkilerinin ScanningElectron Microscope (SEM) kullanılarak incelenmesi amaçlandı.Çalışmaya çekilmiş gömülü 3. molar dişlerinden elde edilen kesitlerdenhazırlanan 40 dentin örneği dahil edildi ve her biri 10 örnekten oluşan 4 farklı grubaayrıldı. Tüm dentin örneklerinin yüzeyine önce %1'lik sitrik asit uygulanarak smeartabakası kaldırıldı ve dentin tübül girişlerinin açığa çıkması sağlandı. Daha sonra I.gruptaki dentin örneklerine herhangi bir işlem uygulanmadı ve bu grup kontrol grubunuoluşturdu. II. gruptaki örneklere Er:YAG lazer (30 Hz, 60 mj/pulse, 10 sn) ve III.gruptaki örneklere %8 arginin ve kalsiyum karbonat kombinasyonu içeren hassasiyetpatı uygulandı. IV. gruptaki örneklere ise %8 arginin-kalsiyum karbonat kombinasyonuiçeren hassasiyet patını takiben Er:YAG lazer tatbik edildi. Tüm dentin örnekleri, dentintübüllerinin tıkanması ve yüzey morfolojisi açısından SEM ile incelendi.Gruplar arası kıyaslamada açıkta kalan dentin tübüllerinin çapı, açıkta kalan tübülsayısı ve 100 ?m2 başına düşen tübül sayısı olarak elde edilen en fazla değerlerinsırasıyla grup I, grup III, grup II ve grup IV'de sıralandığı görüldü. Bu çalışmada eldeedilen sonuçlar uygulanan tüm tedavi seçeneklerinin, dentin tübüllerinin kapanmasındave daralmasında etkili olduğunu, kombine tedavi uygulanan grupta ise daha belirgin birkapanma izlendiğini, tek başına Er:YAG lazer ile kombine tedavinin dentin hassasiyetitedavisinde etkili olabileceğini göstermektedir.
Kronik periodontitis hastalarında başlangıç periodontal tedaviye yardımcı olarak kullanılan Er:YAG lazer ve topikal ozon uygulamasının klinik ve mikrobiyolojik olarak karşılaştırılmalı değerlendirilmesi
Bu çalışmada, kronik periodontitisli (KP) hastalarda başlangıç periodontal tedavi (BPT)'ye yardımcı olarak kullanılan Er:YAG lazer ve topikal ozon uygulamasının etkinliklerinin klinik ve mikrobiyolojik olarak karşılaştırılmalı değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmaya her kadranda sondalama derinliği (SD) ? 5 mm, dişeti oluğu kanama indeksi (DOKİ) ? 2 olan en az 3 tek köklü dişe sahip, yaşları 31 ile 56 arasında değişen, 18 kadın ve 12 erkek toplam 30 KP'li hasta dahil edildi ve rastgele 3 gruba ayrıldı. 1. gruba diş yüzey temizliği ve kök yüzey düzleştirilmesi (SRP) ve Er:YAG lazer uygulaması (SRP+Er:YAG), 2. gruba SRP ve topikal ozon uygulaması (SRP+Ozon) ve 3. gruba sadece SRP uygulaması yapıldı. Mikrobiyolojik örnekler SD ? 5 mm ve DOKİ ? 2 olan tek diş bölgesinden tedavi öncesi (0.gün) ve sonrası (90.gün) alındı. Bunu takiben plak indeks (Pİ), DOKİ, SD, rölatif ataşman seviyesi (RAS) içeren klinik ölçümler yapıldı. Mikrobiyolojik değerlendirme için total canlı bakteri sayımı yapıldı ve total canlı bakteri sayısı içinde zorunlu anaerop ve fakültatif anaerop bakteri oranları berlirlendi.Gözlem süresinin sonunda, tüm ağıza ait klinik parametrelerin hepsinde grup içi değişimlerde istatistiksel olarak anlamlı azalmalar tespit edildi. Klinik parametrelere ait fark ortalamalarının gruplar arası karşılaştırmalarında sadece Pİ değerinde istatistiksel olarak farklılık görülmezken, DOKİ, SD ve RAS değerlerinde anlamlılık tespit edildi (p<0.05). Elde edilen bu farklılığın 2'li karşılaştırmada SRP+Er:YAG lazer grubu lehine olduğu belirlendi. Klinik iyileşmelere paralel olarak, tüm tedavi gruplarında total bakteri sayısında azalma tespit edildi. Zorunlu anaerop mikroorganizma oranlarının grup içi değişimlerinde SRP+Er:YAG lazer, SRP+Ozon ve SRP gruplarında istatistiksel olarak anlamlı azalma tespit edildi (p<0.05). Fakültatif anaerop mikroorganizma oranlarının grup içi değişimlerinde SRP+Er:YAG, lazer SRP+Ozon ve SRP gruplarında istatistiksel olarak anlamlı artış tespit edildi. Mikrobiyolojik parametrelerin gruplar arası karşılaştırılmasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmedi.SRP+Lazer grubu, bu çalışmanın sınırları içerisinde klinik parametreler açısından diğer gruplara nazaran daha iyi sonuçlar göstermiştir. Ancak klinik iyileşmede elde edilen bu farklılık mikrobiyolojik sonuçlara yansımamış ve bulgular mikrobiyolojik üstünlüğü destekleyen anlamlılığa ulaşamamıştır.Anahtar Kelimeler: Er:YAG Lazer, SRP, Ozon, Kronik Periodontitis
Mandibuler sınıf II furkasyon defektlerin tedavisinde mine matriks proteinlerinin sığır kaynaklı veya biyoaktif cam esaslı kemik greft materyali ile kombine kullanımının klinik ve radyografik olarak değerlendirilimesi
Mandibuler sınıf II furkasyon defektlerinde mine matriksi proteinlerinbin sığı kaynaklı kemik greft materyali ve biyoaktif cam esaslı kemik greft materyali ile kombine kullanımının klinik ve radyografik olarak değerlenfirilmnedi amaçlandı. Split mouth olarak planlanan çalışmaya 16 kronik periodontitisli hastadaki toplam 44 defekt dahil edildi. Defektlerden 22 tanesi MMP+SKKG ile tedavi edilirken, 22 tanesi ise MMP+BC ile tredavi edildi. Operasyondan önce ve 12 ay sonra plak ve dişeti oluğu kanama indeksi, rölatif dişeti kenarı konum seviyesi, sondalama derinliği, rölatif ataşman ve kemik seviyeleri, horizontasl ataşman ve kemik seviyeleri ile radyografik kemik seviyesi ölçümleri yapıldı. Operasyondan sonraki 12. ayda, her iki grupta da klinik ve radyografik parametrelerde başlangıça göre istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p <0.01). Vertikal orta nokta ölçümleri değerlendirildiğinde I ve II gruplarda sırasıyla 2,71 ±0, 32 mm ve 2,58 ±0, 45 mm SD azalması, 2,19 ± 0,26 mm ve 2,05 ± 0,34 mm ataşman kazancı, 0,39± 0,99 mm ve 0,32± 0,97 mm dişeti çekilmesi, 1,95± 0,65 mm ve 1,72± 0,36 mm kemik kazancı, 1,66± 0,48 mm ve 1,48± 0,40 mm radyografik kemil kazancı saptandı. Horizontalölçümler değerlendirildiğinde I ve II. gruplarda sırasıyla 3,62± 0,48 mm ve 3,39± 0,54 mm ataşman kazancı ve 3,54± 0,44 mm ve 3,28± 0,53 mm kemik kazancı saptandı. Birinci grupta 14 defekt tam kapanma gösterirken, II. grupta 9 defekt tam kapanma gösterdi. Bu çalışmada elde edilen bulgular MMP+SKKG ve MMP+BC kombinasyonlarının sınıf II furkasyon defektlerinde 12. ayda anlamlı klinik ve radyografik iyileşme sağladığını göstermektedir. Gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Her iki tedavi yaklaşımı da sınıf II furkasyon defektlerin tedavisinde kullanılabilir.
Periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde trombositten zengin plazma ve otojen kemik grefti ile kombinasyonun etkinliğinin klinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi
Mine matriks protein türevleri ile trombositten zengin plazmanın periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde kullanımının klinik olarak karşılaştırılması
Effects of Er:YAG and CO2 Lasers With and Without Sodium Fluoride Gel on Dentinal Tubules: An In Vivo Scanning Electron Microscope Analysis
Dentinal hypersensitivity is one of the most disturbing chronic complaints in dentistry; clinicians have been trying to manage this problem for the last century. However, only little progress has been achieved due to the inability to determine the nature of this problem. Dentinal hypersensitivity has been shown to be directly related to the number and size of the exposed dentinal tubules which allow the passage of the stimulus to the pulp. With the recent development of laser technology and their applications in dentistry, the main goal of this study is to evaluate the potential of Er:YAG and CO2 laser with or without fluoride to occlude the open dentinal tubules.Thirty-six teeth indicated for extraction due to severe periodontitis were used in this study. The roots of all teeth were prepared by forceful scaling and 1% citric acid application for 1 min to expose the dentinal tubules. Then teeth were divided into six groups where group I received no further treatment and group II was treated with 2% NaF gel only. Group III received Er:YAG laser (50 mJ, 3 Hz) while group IV received CO2 laser (0.5 W, continuous wave) treatments for the prepared root surface. Groups V and VI received similar laser treatments as groups III and IV, respectively, following the application of 2% NaF gel to the root surface. Then teeth were extracted atraumatically and prepared for scanning electron microscope evaluation of the treated surfaces.Dentinal tubules were successfully exposed in the control group I; the diameters of the tubules had a mean of 1.96 ±0.60 and the number of open dentinal tubules was 1.19 per 100 ?m2. Group II exhibited narrowness of the diameters of the dentinal tubules (mean 1.12 ±0.30) and the number of open dentinal tubules was 0.94 per 100 ?m2. In group III, the surface of the root seemed smooth with the rare presence of open tubules. In group IV, a high melting appearance has caused a change of surface appearance giving a whirl-like structure around each supposed dentinal tubular entry. In group V, closure of dentinal tubular orifices was achieved with the formation of an amorphous surface. In group VI, an irregular but smooth melted surface covering dentinal surface occurred with the absence of open dentinal tubules. For diameters of dentinal tubules, the results from combination groups revealed statistical significant difference compared to the control group (Group I vs group V and group I vs VI). For numbers of open dentinal tubules, group I showed statistical significant difference compared to the groups III, IV, V, and VI, also group II showed statistical significance compared to groups III, IV, V, and VI.All laser treatments gave the photomicrographic image that suggests the reduction of hypersensitivity in the examined teeth. The additional effect of fluoride seems to be beneficial as fluoride might have engaged in the new structure formed after melting of the dentinal surface. However, these effects' reflection on hypersensitivity remain theoretical and need to be supported by further comprehensive clinical studies.
Sigara içen ve içmeyen generalize agresif periodontitisli hastalarda mine matriks proteinlerinin biyoaktif cam esaslı ve sığır kaynaklı greft materyaliile kombine kullanımının değerlendirilmesi
Bu çalışmada, sigara içen ve içmeyen generalize agresif periodontitisli (GAP) hastalarınrejeneratif periodontal tedavisinde mine matriks proteinlerinin (EMD), sığır kaynaklı(SKKG) ve cam esaslı (BC) iki farklı greft materyali ile kombine kullanımının klinik veradyografik etkinliği incelendi. Çalışmaya başlangıç periodontal tedavisi tamamlanmış,yaş ortalaması 25±6.28 olan 10 sigara içen 10 sigara içmeyen toplam 20 GAP hastasıdahil edildi. Her hastada EMD+SKKG ve EMD+BC kombinasyonları rastgele üst veyaalt çeneye uygulandı. Her iki tedavi seçeneği için eşit sayıda alt ve üst çene tedaviedildi. Bu çalışma planı ile her iki kombinasyonun da aynı hastada kullanılmasısağlandı. Klinik ve radyografik değerlendirmeler operasyondan önce ve operasyonsonrası 8. ayda yapıldı. Defektin en derin noktasında (DEDN), sigara içen bireylerde,EMD+SKKG ve EMD+BC gruplarında sırasıyla 1.15±0.93 mm ve 1.14±1.17 mm dişetiçekilmesi, 3.09±1.18 mm ve 3.16±0.96 mm, sondalanabilir cep derinliği (SCD)azalması, 1.93±0.64 mm ve 1.86 ±0.72 mm ataşman kazancı, 1.24±0.33 mm ve0.92±0.31 mm klinik kemik kazancı, 0.58±0.31 mm ve 0.59±0.80 mm radyografikkemik kazancı, sigara içmeyen bireylerde, EMD+SKKG ve EMD+BC gruplarındasırasıyla, 1.10±0.64 mm ve 1.14±1.23 mm dişeti çekilmesi, 3.55±1.07 mm ve 3.43±1.30mm SCD azalması, 2.17±0.61 mm ve 2.0±0.69 mm ataşman kazancı , 1.29±0.31 mm ve1.20±0.25 mm klinik kemik kazancı, 0.69±0.37 mm ve 0.60± 0.75 mm radyografikkemik kazancı elde edildi. Çalışmamızda incelenen klinik ve radyografik parametreleraçısından her iki tedavi seçeneğinde de sigara içen ve içmeyen gruplar arasındaistatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Genel olarak literatürdenfarklılık gösteren bu sonuç EMD ve birlikte kullanılan kombine kemik greftmateryallerinin yara iyileşmesindeki pozitif etkileri ve antimikrobiyal özelliklerinebağlanabilir.
Evaluation of gingival crevicular fluid levels of matrix metalloproteinase-8 and tissue inhibitor of metalloproteinase-1 following regenerative therapy in patients with generalized aggressive periodontitis
Periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde trombositten zengin plazma ve sığır kaynaklı kemik grefti kombinasyonu uygulamasının klinik ve radyografik olarak uygulanması
Bu çalışmada, periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde trombositten zengin plazma (TZP) ve sığır kaynaklı kemik grefti (SKKG) kombinasyonunun etkinliğinin klinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmaya, yaşları 37 ile 60 arasında değişen, 20 ileri kronik periodontitis hastasına ait sondalanabilir cep derinliği (SCD) ? 6 mm ve kemik içi defekt derinliği ? 3 mm olan toplam 85 kemik içi defekt dahil edildi. Defektler, TZP+SKKG ile tedavi edildi. Operasyon öncesinde ve operasyondan 12 ay sonra, plak indeksi, dişeti oluğu kanama indeksi, SCD, dişeti kenarı konum değişikliği, rölatif ataşman seviyesi, rölatif kemik seviyesi ve radyografik kemik seviyesi ölçümleri yapıldı.Tüm hastalarda iyileşme sorunsuz gerçekleşti. Operasyondan sonraki 12. ayda klinik ve radyografik parametrelerde başlangıç seviyesine göre anlamlı iyileşme saptandı (p<0.0001). Defektin en derin noktası gözönüne alındığında, 4.78±1.20 mm SCD azalması, 4.24±1.03 mm ataşman kazancı ve 0.54±0.34 mm dişeti çekilmesi gözlendi. Klinik ve radyografik kemik kazancı değerleri sırasıyla 3.75±0.97 mm ve 3.79±1.02 mm olarak bulundu.Bu bulgular, TZP ve SKKG kombinasyonuyla tedavinin kemik içi periodontal defektlerde, tedavi önce ve sonrası kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı klinik ve radyografik iyileşme sağladığını göstermektedir.
Generalize Agresif Periodontitisli hastalarda bulunan periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde trombositten zengin plazma ve sığır kaynaklı kemik grefti kombinasyonu uygulamasının klinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Generalize Agresif Periodontitis'li (AgP) hastalarda bulunanperiodontal kemik içi defektlerin tedavisinde trombositten zengin plazma(TZP) ve sığır kaynaklı kemik grefti (SKKG) kombinasyonunun etkinliğininklinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmamızda, yaşları 21 ile 35 arasında değişen, 20 Generalize AgP'lihastaya ait sondalanabilir cep derinliği (SCD) ? 5 mm ve kemik içi defektderinliği ? 3 mm olan toplam 100 kemik içi defekt TZP+SKKG ile tedaviedildi. Operasyon öncesinde ve operasyondan 12 ay sonra, plak ve dişetioluğu kanama indeksi, SCD, dişeti kenarı, ataşman, klinik kemik veradyografik kemik seviyesi ölçümleri yapıldı.Tüm hastalarda iyileşmenin sorunsuz gerçekleştiği gözlendi. Operasyondansonraki 12. ayda klinik ve radyografik parametrelerde başlangıç seviyesinegöre anlamlı iyileşme saptandı (p<0.0001). Defektin en derin noktasıgözönüne alındığında, 4.48±1.01 mm SCD azalması, 3.62±0.77 mm ataşmankazancı ve 0.84±0.54 mm dişeti çekilmesi, 3.11±0.62 mm klinik ve 2.89±1.47mm radyografik kemik kazancı bulundu.Bu bulgular, TZP ve SKKG kombinasyonunun Generalize AgP'li hastalardabulunan kemik içi periodontal defektlerde, tedavi öncesi ve sonrasıkıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı klinik ve radyografik iyileşmesağladığını göstermektedir
Bilateral sinüs ogmentasyonunda otojen kemik grefti ve kollajen jel içerikli ksenogreft kombinasyonu ile tek başına kollajen jel içerikli ksenogreft kullanımının histolojik ve histomorfometrik olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmada, bilateral posterior maksiller atrofiye sahip hastalarda, sinüs ogmentasyonunda 1:3 oranında otojen kemik grefti (OKG) ve kollajen jel içerikli ksenogreft kombinasyonu ile tek başına kollajen jel içerikli ksenogreft kullanımının histolojik ve histomorfometrik olarak karşılaştırılması amaçlandı.Çalışmamıza, yaş ortalaması 55.00±10.95 ve rezidüel kret yüksekliği en fazla 5 mm olan 2'si kadın, 4'ü erkek toplam 6 hasta dahil edildi. Lateral duvar osteotomisini takiben hastaların maksiller sinüsleri kollajen jel içerikli ksenogreft (Grup 1) veya OKG+kollajen jel içerikli ksenogreft (Grup 2) ile bilateral olarak ogmente edildi. Daha sonra her iki grupta da lateral pencere rezorbe olabilen kollajen membran (KM) ile kapatıldı. Ogmentasyon öncesinde rezidüel kret yüksekliğinin belirlenmesi, ogmentasyondan hemen sonra ve 8 ay sonra ise mevcut greft yüksekliğinin değerlendirilmesi amacıyla Cone Beam Computerized Tomography (CBCT) alındı. Ogmentasyondan 8 ay sonra implant cerrahisi sırasında greft uygulanan bölgelerden kemik biyopsileri elde edilerek histolojik analiz yapıldı.Araştırmaya dahil edilen hastalarda ogmentasyon sonrasındaki iyileşme döneminde herhangi bir komplikasyona rastlanmadı. Sinüs ogmentasyonu öncesinde alınan CBCT'lerde, ortalama rezidüel kret yükseklikleri Grup 1'de 4.14±2.99 mm, Grup 2'de 3.24±1.66 mm olarak ölçüldü. Ogmentasyondan hemen sonra ortalama greft yükseklikleri gruplarda sırasıyla 11.91±5.40 mm ve 11.35±3.45 mm olarak saptanırken, ogmentasyondan 8 ay sonra bu değerler 9.31±4.54 mm ve 10.39±3.70 mm'ye düşüş gösterdi. Grup içi değerlendirmede, her iki grupta da ogmentasyon öncesine göre, ogmentasyondan hemen sonra görülen artış ve ogmentasyonun hemen sonrasına göre, 8 ay sonrasında görülen düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Ancak gruplar arasında anlamlı bir farklılık gözlenmedi (p>0.05). Tüm histolojik kesitlerde yeni kemik oluşumu saptanırken, Grup 2'de elde edilen kemikleşmenin Grup 1'den daha yoğun olduğu görüldü. Kesitlerin histomorfometrik değerlendirmesinde yeni oluşan kemik, Grup 1 ve 2'de sırasıyla %29.4 ve %36.6, rezidüel greft partikülleri ise %14.4 ve %14 olarak hesaplandı. Fibröz doku oranı ise sırasıyla %56 ve %49.2 olarak ölçüldü. Grupların yeni kemik oluşumu yüzde ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p>0.05).Bu çalışmadan elde edilen bulgular, her iki çalışma grubunda 8 aylık iyileşme süresinin kemik oluşumu için yeterli olduğunu, ancak gruplar arasında anlamlı bir farklılığın bulunmadığını göstermektedir.
Kronik periodontitis hastalarında başlangıç periodontal tedaviye yardımcı olarak kullanılan sistemik antibiyotik ve topikal gaz ozon uygulamasının klinik ve mikrobiyolojik etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada kronik periodontitisli (KP) hastalarda başlangıç periodontal tedavi (BPT)'ye yardımcı olarak kullanılan topikal gaz ozon ve sistemik metronidazol uygulamasının etkinliklerinin klinik ve mikrobiyolojik olarak değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmaya sondalama derinliği (SD) ? 5 mm, dişeti oluğu kanama indeksi (DOKİ) ? 2 olan en az 3 tek köklü dişe sahip, yaşları 31 ile 56 arasında değişen 30 KP hastası dahil edildi. Rastgele 3 gruba ayrılan hastalardan 1. gruba diş yüzeyi temizliği ve kök yüzeyi düzleştirmesi (SRP) ve topikal gaz ozon uygulaması (SRP + Ozon), 2. gruba SRP ile beraber sistemik metronidazol uygulaması (SRP + Antibiyotik) ve 3. gruba sadece SRP uygulması yapıldı. Subgingival plak örnekleri SD ? 5 mm ve DOKİ ? 2 olan bölgelerden tedavi öncesi (0. gün) ve tedavi sonrası (90. gün) alındı. Bunu takiben plak indeksi (Pİ), DOKİ, SD ve rölatif ataşman seviyesi (RAS) içeren klinik ölçümler yapıldı. Mikrobiyolojik değerlendirme için total canlı bakteri sayımı yapıldı ve zorunlu anaerop bakteri oranları belirlendi.Araştırma süresinin sonunda, tüm ağıza ait klinik parametrelerin hepsinde grup içi değişimlerde istatistiksel olarak anlamlı azalmalar tespit edildi (p<0.05). Klinik parametrelere ait fark ortalamalarının gruplar arası karşılaştırılmasında sadece Pİ değerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmezken (p>0.05), DOKİ, SD ve RAS değerlerinde SRP+Antibiyotik grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı azalmalar tespit edildi (p<0.05). Klinik iyileşmelere paralel olarak, tüm tedavi gruplarında total bakteri sayısında ve zorunlu anaerop bakteri oranındaIIistatistiksel olarak anlamlı azalma tespit edildi (p<0.05). Zorunlu anaerop bakteri oranlarının gruplar arası karşılaştırılmasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmedi (p>0.05). Ancak zorunlu anaerop oranlarında meydana gelen değişimin gruplar arası karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilememesine rağmen (p>0.05), tek başına SRP uygulanan gruba göre SRP+Antibiyotik ve SRP+Ozon gruplarında daha fazla olması topikal gaz ozonun periodontal tedavideki yerinin net olarak belirlenebilmesi için farklı doz ve sürelerde, çeşitli hasta gruplarında klinik, mikrobiyolojik ve biyokimyasal parametrelerle birlikte incelendiği uzun dönem takipli araştırmalara gereksinim olduğunu göstermektedir. Çalışmamızın sonuçları, konu ile ilgili gelecek araştırmalar için umut verici niteliktedir.
Periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde mine matriks proteini ve sığır kaynaklı kemik grefti kombinasyonunun dişeti oluğu sıvısı matriks metalloproteinaz seviyeleri üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalısmada, periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde mine matriks proteini (enamel matrix derivative) (EMD) ve sıgır kaynaklı kemik grefti (SKKG) kombinasyonu ile rejeneratif tedavisinde diseti olugu sıvısı (DOS) matriks metalloproteinaz-8 (MMP-8) ve matriks metalloproteinaz doku inhibitörü-1 (TIMP-1) seviyeleri üzerine etkisi veyapılan klinik ölçümlerle biyokimyasal degisimlerin iliskilendirilerek tedavi sonrası doku cevabı incelendi. Baslangıç periodontal tedaviyi takiben 8. haftada ³5 mm sondalanabilir cep derinligine (SCD), operasyon esnasında yapılan ölçümlerle ³4 mm kemik içi defekt derinligine sahip 3+2+1, 3+2 ve 2 duvarlı kemik içi defektleri olan, yasları 28-61 (ortalama 46.2± 10.4) arası degisen 10 kronik periodontitis (KP) hastasının 20 kemik içi defekti çalısmaya dahil edildi. Operasyondan hemen önce hastalarda plak indeksi (P:), diseti olugu kanama indeksi (DOK:), SCD, rölatif atasman seviyesi (RAS) ve diseti kenarı konum degisikligini içeren klinik indeks ve ölçümler yapıldı, defekt bölgelerinden DOS toplandı. Operasyon sırasında defektlere EMD ve SKKG kombinasyonu uygulandı. Operasyon sonrası 2. , 4. ve 12. haftalarda DOS örnekleri alındı. 96. haftada ise klinik indeks ve ölçümlerin yapılmasını ve defekt bölgelerinden DOS toplanmasını içeren islemler tekrarlandı. DOS örnekleri toplandıktan sonra MMP-8 ve TIMP-1 seviyeleri enzyme-linked immunosorbent assay yöntemiyle analiz edildi. Operasyon sonrası 96. haftada defektin en derin noktasında P: (p<0.01), DOK: (p<0.01), SCD azalması (p<0.001), RAS kazancı (p<0.01) ve diseti çekilmesi degerleri (p<0.01) baslangıca göre anlamlı bulundu. Operasyon sonrası 2. haftada DOS MMP-8 seviyeleri operasyon öncesine göre anlamlı artıs gösterirken (p<0.05) DOS TIMP-1 seviyeleri anlamlı degildi (p>0.05). Operasyon sonrası 4. haftada ise MMP-8 seviyeleri operasyon öncesine göre anlamlı azalma gösterdi (p<0.05) ancak DOS TIMP-1 seviyeleri anlamlı degildi (p>0.05). DOS MMP-8 ve TIMP-1 seviyelerindeki azalma sırasıyla operasyon sonrası 12. (p<0.01) (p<0.05)ve 96. haftada (p<0.001) (p<0.05) devam etti. Operasyon sonrası 96. haftada DOS MMP-8 ve TIMP-1 seviyeleri SCD azalması ve RAS kazancı ile (p<0.05) ve DOS hacmi ise P: ve DOK: degisimleriyle anlamlı oranda iliskili bulundu (p<0.05). Sonuç olarak, KP hastalarında kemik içi defektlerin EMD+SKKG kombinasyonu ile tedavisini takiben DOS MMP-8 ve TIMP-1 seviyelerinin iyilesme döneminde yumusak doku rejenerasyonunu yansıttıgı düsünülebilir. Bu çalısmanın sınırları dahilinde DOS MMP-8 ve TIMP-1 seviyelerinin saptanmasının KP hastalarının rejeneratif tedavisini takiben periodontal durumlarının belirlenmesinde marker olabilecegi sonucuna varılabilir.
Rejeneratif periodontal tedavide mine matriks proteinlerinin sığır kaynaklı bir greft materyali ile kombine kullanımının klinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi
Bu çalısmada, periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde mine matriks protein türevlerinin sıgır kaynaklı kemik grefti (SKKG) ile kombinasyonunun klinik ve radyografik etkinligi incelendi. Çalısmaya baslangıç tedavisi tamamlanmıs, yas ortalaması 46.2±10.4 olan 10 kronik periodontitis hastasındaki 1, 2, 1-2 duvarlı 15 genis kemik içi defekt dahil edildi. Baslangıç tedavisinden sonra sondalanabilir cep derinligi (SCD) O6 mm ve 45° egime sahip derinligi O4 mm olan kemik içi defektler tedavi edildi. Klinik olarak plak indeksi, diseti olugu kanama indeksi, SCD, atasman seviyesi ve klinik ve radyografik kemik kazancı, operasyondan önce ve operasyon sonrası 24. ayda kaydedildi. Bütün vakalarda iyilesme sorunsuz gerçeklesti. Plak indeksi degerleri incelendiginde tüm agız ve arayüzlerde sırasıyla çok ileri derecede anlamlı (p<0.0001) ve ileri derecede anlamlı (p<0.01) bir azalma saptandı. Diseti olugu kanama indeksi degerleri incelendiginde ise tüm agız ve arayüzlerde sırasıyla ileri derecede anlamlı (p<0.01) ve anlamlı düzeyde (p<0.05) bir azalma bulundu. Defektin en derin noktasında sırasıyla 4.0 mm SCD'de azalma (p<0.01), 0.81 mm diseti çekilmesi (p<0.05), 3.42 mm atasman kazancı (p<0.01), 2.98 mm klinik ve 3.28 mm radyografik kemik kazancı (p<0.01) saptandı. Bu çalısmadan elde edilen sonuçlar EMD ve SKKG materyali ile kombinasyonunun incelenen parametrelerde baslangıca göre anlamlı klinik ve radyografik iyilesme sagladıgını göstermektedir.
Kronik periodontitiste başlangıç tedavisine yardımcı olarak kullanılan sistemik antibiyotik ve Er:YAG lazer kullanımının klinik ve mikrobiyolojik olarak kıyaslanması
Bu çalışmada, kronik periodontitisli (KP) hastalarda başlangıç periodontal tedaviye yardımcı olarak kullanılan Er:YAG lazer ve sistemik metronidazol uygulamasının etkinliklerinin klinik ve mikrobiyolojik olarak değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmaya sondalanabilir cep derinliği (SCD)? 5 mm, gingival indeks (Gİ)? 2 olan en az 3 tek köklü dişe sahip, yaşları 35 ile 65 arasında değişen 27 KP hastası dahil edildi. Rastgele 3 gruba ayrılan hastalarda 1. Gruba diş yüzeyi temizliği ve kök yüzeyi düzleştirilmesi (SRP) ve Er:YAG lazer uygulaması (SRP+Lazer), 2. Gruba SRP ve sistemik olarak metronidazol grubu antibiyotik uygulaması (SRP+Ant) ve 3. Gruba sadece SRP uygulaması yapıldı. Subgingival plak örnekleri SCD ? 5 mm olan bölgelerden tedavi öncesi (0. gün) ve tedavi sonrası (90. gün) alındı. Bunu takiben plak indeks (Pİ), Gİ, SCD, rölatif ataşman seviyesi (RAS) içeren klinik ölçümler yapıldı. Mikrobiyolojik değerlendirme için total canlı bakteri sayımı yapıldı. Bunların arasından zorunlu anaerob ve fakültatif anaerob bakterilerin oranları belirlendi.Gözlem süresinin sonunda, tüm ağıza ait klinik parametrelerin hepsinde grup içi değişimlerde (p<0.001) düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı azalmalar tespit edildi. Klinik parametrelere ait fark ortalamalarının gruplar arası karşılaştırmasında sadece Pİ değerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmezken (p>0.05), Gİ ve SCD değerlerinde (p<0.01) düzeyinde, RAS değerinde ise (p<0.001) düzeyinde anlamlı farklılık tespit edildi. Elde edilen bu farklılığın grupların ikili karşılaştırmasında SRP+Lazer grubu lehine olduğu belirlendi. Klinik iyileşmelere paralel olarak, tüm tedavi gruplarında total bakteri sayısında azalma tespit edildi. Zorunlu anaerob mikroorganizma oranlarının grup içi değişimlerinde, (SRP+Lazer) ve SRP gruplarında (p<0.05) düzeyinde, (SRP+Ant) grubunda ise (p<0.001) düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı azalma elde edildi. Fakültatif anaerob mikroorganizmaların oranlarının grup içi değişimlerinde (SRP+Lazer) ve SRP grubunda (p<0.05) düzeyinde, (SRP+Ant) grubunda ise (p<0.001) düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı artış tespit edildi. Mikrobiyolojik parametrelerin gruplar arası karşılaştırmasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmedi (p>0.05).
Periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde iki farklı kemik greftinin kollagen membranla kombine kullanımının etkinliğinin klinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmada, periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde solventle dehidrate edilen mineralize allogreft (MA) ve sığır kaynaklı kemik greftlerinin (SKKG) kollagen membranla (KM) kombine kullanımının etkinliğinin klinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmaya 25 kronik periodontitis hastasına ait sondalanabilir cep derinliği (SCD) ? 6 mm ve kemik içi defekt derinliği ? 4 mm olan toplam 38 kemik içi defekt dahil edildi. Defektler, MA + KM ve SKKG + KM ile tedavi edildi. Operasyon öncesinde ve operasyondan 12 ay sonra, plak indeksi, dişeti oluğu kanama indeksi, SCD, rölatif dişeti kenarı seviyesi, rölatif ataşman seviyesi, rölatif kemik seviyesi ve radyografik kemik seviyesi ölçümleri yapıldı.Operasyondan sonraki 12. ayda klinik ve radyografik parametrelerde başlangıç seviyesine göre anlamlı iyileşme saptandı (p<0.01). Defektin en derin noktası gözönüne alındığında, MA + KM ve SKKG + KM gruplarında sırasıyla 5.22±1.24 mm ve 4.17±1.3 mm SCD azalması, 2±0.94 mm ve 1.13±0.83 mm dişeti çekilmesi ve 3.22±1.09 mm ve 3.04±1.2 mm ataşman kazancı gözlendi. Klinik ve radyografik kemik kazancı değerleri sırasıyla MA + KM grubunda 3.13±1.11 mm ve 2.84±1.12 mm, SKKG + KM grubunda 2.72±1.1 mm ve 2.68±0.88 mm olarak bulundu. Kemik içi defektlerin tedavisinde her iki kombine rejeneratif tedavi uygulaması da başlangıca göre anlamlı ve benzer klinik ve radyografik iyileşme sağlamaktadır.