Prof. Dr. Songül Aksoy danışmanlığındaki tezler
13 tez · Hacettepe University
Sanal gerçeklik ortamında uzamsal öğrenme ve hafıza görevlerinin gürültülü ortamlarda çalışan yetişkinlerde araştırılması
Bu çalışmanın amacı, günlük çalışma ortamında maruz kalınan gürültünün neden olabileceği fonksiyonel bozuklukların uzamsal öğrenme ve hafıza becerilerine olası etkilerini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışmaya 18-40 yaş aralığında gürültülü ortamda çalışıp işitme kaybı olmayan, gürültülü ortamda çalışıp gürültüye bağlı işitme kaybı olan, işitme kaybı gürültüye bağlı olmayan ve gürültü maruziyeti ve işitme kaybı olmayan bireylerden oluşan toplam 4 grup dahil edilmiştir. Her grupta 15'er birey bulunmaktadır. Bireylerin uzamsal öğrenme ve hafıza becerilerini değerlendirmek için sanal gerçeklik gözlüğü tabanlı sanal Morris su labirenti testi kullanılmıştır. Toplam 4 bloktan oluşan test düzeneğinde, grupların hedefe ulaşma süreleri (latans) ve katettikleri mesafe değerlendirilmiş olup, gruplar arasında fark gözlenmemiştir (latans blok1 p=0,636; blok2 p=0,171 blok3 p=0,435; blok4 p=0,729, katedilen mesafe blok1 p=0,970; blok2 p=0,897; blok3 p=0,116; blok4 p=0,577). Ayrıca, uzamsal hafıza becerisinin değerlendirildiği aşamada havuzun doğru çeyrekliğinde harcanan zaman açısından gruplar arasında fark gözlenmemiştir (p=0,730). Bu sonuçlar, günlük çalışma ortamında gürültüye maruz kalan bireylerin uzamsal öğrenme ve hafıza becerileri değerlendirilirken yalnızca davranışsal testlerin kullanılması yerine görüntüleme yöntemleriyle sonuçların desteklenmesinin faydalı olabileceğini göstermektedir. Ayrıca günlük çalışma ortamında gürültüye maruz kalan bireylerin uygun müdahale/koruma programlarının geliştirilmesi ve erken dönemde uygulanması ile sağlıklı yaşlanma süreci için önemli olan işitsel ve vestibüler sistem kontrollerinin düzenli yapılması gerekmektedir.
Total uyku kaybında dinamik görsel zayıflık ve otomatik motor yanıtların değerlendirilmesi
Denge sistemi hareket ile ilişkili en önemli duyusal sistemdir. Denge sistemi; görsel, somatosensör ve vestibüler sistemden gelen uyarılarla kontrol edilir. Uyku, insanlarda bir günlük süre içerisinde belirli aralıklarla tekrarlanan davranışsal bir durumdur. Değişen dünya ile birlikte kişilerin uyku düzenlerinde değişiklik meydana gelmiştir. Yetişkinlerde yetersiz uyku süresinin genel prevalansı %20 olarak tahmin edilmektedir. Bu çalışma ile total uyku kaybı olan bireylerdeki dinamik görsel zayıflık ve otomatik motor yanıtları değerlendirmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 18-36 yaş aralığında sağlıklı 31 genç erişkin dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan tüm bireyler Duyu Organizasyon Testi, Adaptasyon Testi, Statik Görsel Keskinlik Testi, Minimum Algılama Zamanı Testi, Dinamik Görsel Keskinlik Testi ve Bakış Stabilizasyon Testi ile değerlendirilmiştir. Bireylere yapılan tüm testler günlük uyku döngüsünün bozulmadığı normal bir günde (normal durum) ve 24 saatten daha uzun süre total uyku kaybı yaşadığı bir günde (total uyku kaybı durumu) olmak üzere iki farklı zamanda uygulanmıştır. Normal ve total uyku kaybı durumları arasında Duyu Organizasyon Testi değerlendirmesine göre görsel öncelik skoru dışındaki duyu analizi oranlarda ve Minimum Görsel Algılama Zamanı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p<,05). Total uyku kaybı durumunda somatosensör oran, görsel oran ve vestibüler oranın normal duruma göre daha düşük olduğu ve görsel algılama zamanının total uyku kaybı durumunda uzadığı tespit edilmiştir. Duyu Organizasyon Testi Durum 1 skorlarında, Adaptasyon Testi, Bakış Stabilizasyon Testi, Statik ve Dinamik Görsel Keskinlik testlerinde elde edilen değerlerde iki farklı durum arasında anlamlı bir fark elde edilememiştir (p>,05). Sonuç olarak total uyku kaybının postüral dengeyi ve görsel algılama zamanını etkilediği, postüral adaptasyon ve dinamik görsel performansları azaltmasına rağmen önemli derecede etkilemediği belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: total uyku kaybı, postüral denge, duyu organizasyon testi, dinamik görsel keskinlik, görsel algılama zamanı
Robotik denge cihazının geliştirilmesi ve klinik doğrulama çalışmaları
Bu çalışmada NeuroCom® Bilgisayarlı Dinamik Postürografi ile Türkiye' de geliştirilmiş olan Robotik Denge Sistemi'nin ölçme ve değerlendirme parametrelerini karşılaştırarak klinik doğrulamasının yapılması amaçlandı. Dahil edilme kriterlerine uyan gönüllü 29 birey çalışmaya katıldı. Katılımcılara her iki cihazda uygulanan testler; Adaptasyon Testi, Kararlılık Sınırı Testi, Ritmik Ağırlık Aktarma Testi, Duyusal Organizasyon Testi, Tek Ayak Üstünde Duruş Testi, Çömelerek Ağırlık Taşıma Testiydi. İki cihazdan alınan sonuçlar karşılaştırıldığında; Duyu Organizasyon Testi VİS (p=0,001), Duyu Organizasyon Testi VEST (p=0,001), Adaptasyon Testi (p=0,001), Ritmik Ağırlık Aktarma Testinin eksen hızı sonuçlarından olan anterior-posterior yönün hızlı ve yavaş hız sonuçları, sağ-sol lateral yönün ortalama ve yavaş hız sonuçları, anterior-posterior-lateral yönlerinin doğrusal kontrol sonuçları, Tek Ayak Üstünde Duruş Testinin her iki ayak üzerinde göz açık ve göz kapalı pozisyon sonuçlarında (p=0,001), Çömelerek Ağırlık Taşıma Testinin sağ ayak 0°,30°,90°, sol ayak 0°,30°,60°, 90°' lerdeki sonuçlarında (p<0,05), Kararlılık Sınırları Testinin tüm yönler için (arka, ön, sağ, sağ arka, sağ ön, sol, sol arka, sol ön) doğrusal kontrol sonuçlarında (p<0,05), Kararlılık Sınırları Testi posterior hareket hızı sonucunun (p<0,05), Kararlılık Sınırları Testi arka, sağ, sağ arka ve sol yönlerinin maksimum sapma sonuçları (p<0,05) arasında da farklılık olduğunu gördük. Klinik doğrulaması yapılamayan Robotik Denge Sistemi'nin teknik ve yazılımsal süreçlerinin geliştirilmeye ihtiyacı olduğu bu haliyle NeuroCom® Bilgisayarlı Dinamik Postürografi'ye muadil olamayacağı düşünülmektedir.
Robotik denge cihazının geliştirilmesi ve klinik doğrulama çalışmaları
Bu çalışmada NeuroCom® Bilgisayarlı Dinamik Postürografi ile Türkiye' de geliştirilmiş olan Robotik Denge Sistemi'nin ölçme ve değerlendirme parametrelerini karşılaştırarak klinik doğrulamasının yapılması amaçlandı. Dahil edilme kriterlerine uyan gönüllü 29 birey çalışmaya katıldı. Katılımcılara her iki cihazda uygulanan testler; Adaptasyon Testi, Kararlılık Sınırı Testi, Ritmik Ağırlık Aktarma Testi, Duyusal Organizasyon Testi, Tek Ayak Üstünde Duruş Testi, Çömelerek Ağırlık Taşıma Testiydi. İki cihazdan alınan sonuçlar karşılaştırıldığında; Duyu Organizasyon Testi VİS (p=0,001), Duyu Organizasyon Testi VEST (p=0,001), Adaptasyon Testi (p=0,001), Ritmik Ağırlık Aktarma Testinin eksen hızı sonuçlarından olan anterior-posterior yönün hızlı ve yavaş hız sonuçları, sağ-sol lateral yönün ortalama ve yavaş hız sonuçları, anterior-posterior-lateral yönlerinin doğrusal kontrol sonuçları, Tek Ayak Üstünde Duruş Testinin her iki ayak üzerinde göz açık ve göz kapalı pozisyon sonuçlarında (p=0,001), Çömelerek Ağırlık Taşıma Testinin sağ ayak 0°,30°,90°, sol ayak 0°,30°,60°, 90°' lerdeki sonuçlarında (p<0,05), Kararlılık Sınırları Testinin tüm yönler için (arka, ön, sağ, sağ arka, sağ ön, sol, sol arka, sol ön) doğrusal kontrol sonuçlarında (p<0,05), Kararlılık Sınırları Testi posterior hareket hızı sonucunun (p<0,05), Kararlılık Sınırları Testi arka, sağ, sağ arka ve sol yönlerinin maksimum sapma sonuçları (p<0,05) arasında da farklılık olduğunu gördük. Klinik doğrulaması yapılamayan Robotik Denge Sistemi'nin teknik ve yazılımsal süreçlerinin geliştirilmeye ihtiyacı olduğu bu haliyle NeuroCom® Bilgisayarlı Dinamik Postürografi'ye muadil olamayacağı düşünülmektedir.
Azalmış ses toleransı bozukluklarının ayırt edilmesinde kullanılacak ölçek geliştirilmesi
Azalmış ses toleransı (AST), ortalama bir bireyde herhangi bir reaksiyona neden olmayan bir sese negatif reaksiyon verilmesi olarak tanımlanmaktadır. Hiperakuzi, fonofobi ve mizofoni AST'nin alt sınıflarını oluşturur. Bunlar birbirinden farklı durumlar olup, terapileri de farklıdır. Literatürde bu üç durumu ayırt eden bir tanısal yöntem veya ölçek mevcut değildir. Bu tez araştırmasında amacımız; bu üç AST problemini birbirinden ayırt eden bir tarama ölçeği geliştirmektir. Genel popülasyondan araştırmaya katılmaya gönüllü, işitmesi normal olan 18-65 yaş aralığındaki 953 bireye ulaşıldı ve 257 birey ile çalışma tamamlandı. Azalmış Ses Tolerans Ölçeği- Tarama (ASTÖ-T)'nin Cronbach alfa katsayısı, Madde –toplam korelasyonu, madde ayırt ediciliği değerlendirildi. ASTÖ-T'nin yapı geçerliği Kaiser normalizasyonlu Varimaks rotasyonu yapılarak Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA) ile ve yapısal uyumunu değerlendirmek için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ile gerçekleştirildi. Ölçekten alınan toplam puanlar problem(+) ve problem (-) olanlarda Mann Whitney-U testi ile karşılaştırıldı. ASTÖ-T'nin referansa bağlı geçerliği ROC analizi ile, iç tutarlılık analizi Cronbach's alfa değerinin hesaplanması ile, zamana göre değişmezliği ise test-tekrar test güvenirliği ile değerlendirildi. ASTÖ-T'nin hiperakuzi, fonofobi ve mizofoni bölümü için Cronbach alfa değeri sırasıyla 0,881; 0,775; 0,938 olarak hesaplandı. Bağımsız örneklem t-testi ile maddeler arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu ( p< 0,01) görüldü. ASTÖ-T'nin fonofobi bölümünün faktör yapısı AFA ile, mizofoni bölümünün ise Kaiser normalizasyonlu Varimaks rotasyonu yapılarak AFA ile analiz edildi. Hiperakuzi bölümünün yapısal uyumu DFA ile değerlendirildi. Ölçeğin faktör yapısı kurulan modelin veri setiyle iyi düzeyde uyum verdiğini gösterdi. Buna göre hiperakuzi ve fonofobi bölümü tek faktörlü, mizofoni bölümü ise 2 faktörlü yapı sergiledi. Mann Whitney-U testi ile hiperakuzik, fonofobik, mizofonik olan ve olmayan grupların toplam puanlarının (sırasıyla HTP, FTP, MTP) ortanca değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p< 0,05). ROC analizi ile yapılan değerlendirme sonucunda HTP'nin hiperakuzi varlığını, FTP'nin fonofobi varlığını, MTP'nin mizofoni varlığını öngörmede yararlı olduğu görüldü(p<0,001). HTP, FTP, MTP için kesme değerleri sırasıyla ≥ 7; ≥ 1; ≥ 4 olarak hesaplandı. Güvenirlik değerlendirmesi için iç tutarlılık analizinde sınıf içi korelasyon katsayıları hiperakuzi, fonofobi ve mizofoni bölümü için sırasıyla 0,833; 0,752; 0,834 bulundu. Buna göre hiperakuzi ve mizofoni bölümlerinin yüksek güvenilirlik, fonofobi bölümünün ise oldukça güvenilir düzey sergilediği görüldü. Kappa testi ile toplam puanlara ait test-tekrar test arası uyumun istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü ( p< 0,001). Çalışmanın sonuçları Azalmış Ses Tolerans Ölçeği- Tarama'nın, azalmış ses toleransının alt tiplerini/problemlerini/sınıflarını belirlemede/ayırt etmede geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Azalmış ses toleransı, Hiperakuzi, Fonofobi, Mizofoni, tarama, ölçek.
Subjektif tinnituslu bireylerin çok yönlü değerlendirilerek tinnitus yönetim protokolünün hazırlanması
Bu çalışmanın amaçı; Subjektif tinnituslu bireylerin çok faktörlü yaklaşım prensibi ile değerlendirilerek duygudurum, biliş, yaşam kalitesi, uyku ve azalmış ses toleransı kriter alınarak tinnitus düzeylerine göre "tinnitus yönetim protokolu" oluşturmaktı. Çalışmaya yaşları 18-64 (45±11, 78 E, 67 K) arasında değişen 145 birey dahil edildi. Odyolojik değerlendirmeler ile birlikte Tinnitus Değerlendirme Formu, Short Form-36, Beck Depresyon Envanteri (BDE), STAI-D, STAI-S, Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MoCA), Tinnitus Engel Ölçeği (TEÖ), İşitme Engel Ölçeği (İEÖ), Pitsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Khalfa Hiperakuzi Ölçeği (KHÖ) uygulandı. Tinnitus değerlendirmesinde, psikoakustik ölçümler (loudness, picth eşleştirme, minimal maskeleme seviyesi ve rezidüel inhibisyon) yapıldı. İstatistiksel analiz sonucunda PUKİ, STAI-S ve STAI-D ölçek puanlarının tinnitus düzeyinden bağımsız normal sınır değerlerinin üzerinde olduğu belirlendi. Tinnitus şiddeti ile BDE arasındaki ilişki incelendiğinde şiddetli/çok şiddetli düzeylerde depresyon puanlarında artış olduğu belirlendi. Tinnitus şiddeti artıkça yaşam kalitesi alt alanlarının hepsinde düşüş elde edildi. Tinnitus şiddeti ve PUKİ alt boyutların karşılaştırması sonucunda uyku düzensizliği, genel uyku kalitesi ve uyku gecikmesinde şiddetli/çok şiddetli grupların diğer üç gruptan daha kötü puanlar aldığı bu farkın anlamlı olduğu belirlendi (Kruskal-Wallis p <0,05). İşitme kaybı ve tinnitus yakınması olan 75 bireyin İEÖ ve TEÖ puanları karşılaştırıldığında orta düzeyde anlamlı korelasyon elde edildi (r=0.598, p= 0.00). Asimetrik yüksek frekans işitme kaybı ile tinnitus lokalizasyonu arasında anlamlı ilişki bulundu. Bu çalışmada subjektif tinnitus değerlendirmesi için düzey ile ilişkili etkenlerin varlığı gösterildi. Sonuç olarak tinnitus şiddetine göre; çok hafif/hafif, orta ve şiddetli/çok şiddetli olmak üzere üç farklı protokol oluşturuldu. Anahtar kelimeler: Tinnitus, yaşam kalitesi, hiperakuzi, uyku, anksiyete.
Pandemi döneminde yetişkinlerde "COVID-19 fobisi" ile fonksiyonel dengesizlik ilişkisinin incelenmesi
Literatürde insan dengesine olumsuz etkileri olan çeşitli fobiler bildirilmiştir. Bu çalışmada Covid-19 pandemisi ile literatüre giren koronafobi ile fonksiyonel dengesizlik ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Katılımcıların koronafobi düzeyini ölçmek amacıyla Koronavirüs-19 Fobi Ölçeği (C19P-S), denge değerlendirmesi içinse Vertigo Semptom Skalası- Kısa Form (VSS-SF), Aktiviteye Özgü Denge Güven Ölçeği (ABC), Sayısal Derecelendirme Ölçeği (SDÖ) kullanılmıştır. Çalışmaya dahil olan bireylerden Covid-19 geçiren ve geçirmeyen bireylerde ilişki katsayılarının farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Kaygının dengeye olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Bu çalışmaya katılan bireylerin kaygı düzeyleri Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri -II (STAI-II) ile ölçülmüş ve dengesizlik bulgularıyla ilişkisi incelenmiştir. Dengesizliğe neden olabilecek etkenler dışlama kriteri olarak belirlenmiştir. Çalışmaya dahil olma kriterlerini sağlayan 18-65 yaş arasındaki 178 bireyin ölçek puanları değerlendirilmiştir. C19P-S toplam puanı, Psikolojik, Psiko-somatik, ekonomik ve sosyal alt boyut puanları ile VSS-SF, ABC ve SDÖ arasındaki ilişkiler ayrı ayrı incelenmiştir. C19P-S puanları ile VSS-SF ve SDÖ puanları arasında zayıf ve anlamlı ilişkiler, ABC ölçeği puanları ile zayıf, ters yönlü anlamlı ilişkiler elde edilmiştir (p<0,005). Covid-19 geçirme durumu ile VSS-SF arasında zayıf ve ters yönlü anlamlı ilişkiler elde edilirken ABC ve SDÖ ile anlamlı ilişki görülmemiştir. STAI-II ile VSS-SF, ABC ve SDÖ arasında anlamlı ilişki görülmemiştir. Bu çalışma grubunda kaygının dengeye etkisi olmadığı görülmüştür. Koronafobinin dengeyi sağlamaya ve aktivitelerde dengeye duyulan güvene olumsuz etkileri olduğu sonucuna varılmıştır.
Pandemi döneminde yetişkinlerde "COVID-19 fobisi" ile fonksiyonel dengesizlik ilişkisinin incelenmesi
Literatürde insan dengesine olumsuz etkileri olan çeşitli fobiler bildirilmiştir. Bu çalışmada Covid-19 pandemisi ile literatüre giren koronafobi ile fonksiyonel dengesizlik ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Katılımcıların koronafobi düzeyini ölçmek amacıyla Koronavirüs-19 Fobi Ölçeği (C19P-S), denge değerlendirmesi içinse Vertigo Semptom Skalası- Kısa Form (VSS-SF), Aktiviteye Özgü Denge Güven Ölçeği (ABC), Sayısal Derecelendirme Ölçeği (SDÖ) kullanılmıştır. Çalışmaya dahil olan bireylerden Covid-19 geçiren ve geçirmeyen bireylerde ilişki katsayılarının farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Kaygının dengeye olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Bu çalışmaya katılan bireylerin kaygı düzeyleri Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri -II (STAI-II) ile ölçülmüş ve dengesizlik bulgularıyla ilişkisi incelenmiştir. Dengesizliğe neden olabilecek etkenler dışlama kriteri olarak belirlenmiştir. Çalışmaya dahil olma kriterlerini sağlayan 18-65 yaş arasındaki 178 bireyin ölçek puanları değerlendirilmiştir. C19P-S toplam puanı, Psikolojik, Psiko-somatik, ekonomik ve sosyal alt boyut puanları ile VSS-SF, ABC ve SDÖ arasındaki ilişkiler ayrı ayrı incelenmiştir. C19P-S puanları ile VSS-SF ve SDÖ puanları arasında zayıf ve anlamlı ilişkiler, ABC ölçeği puanları ile zayıf, ters yönlü anlamlı ilişkiler elde edilmiştir (p<0,005). Covid-19 geçirme durumu ile VSS-SF arasında zayıf ve ters yönlü anlamlı ilişkiler elde edilirken ABC ve SDÖ ile anlamlı ilişki görülmemiştir. STAI-II ile VSS-SF, ABC ve SDÖ arasında anlamlı ilişki görülmemiştir. Bu çalışma grubunda kaygının dengeye etkisi olmadığı görülmüştür. Koronafobinin dengeyi sağlamaya ve aktivitelerde dengeye duyulan güvene olumsuz etkileri olduğu sonucuna varılmıştır.
Farklı deneysel ortamlarda bilişsel görevlerin denge performansına etkisinin genç yetişkinlerde araştırılması
Altın, B. Farklı Deneysel Ortamlarda Bilişsel Görevlerin Denge Performansına Etkisinin Genç Yetişkinlerde Araştırılması, Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları Programı,
Sağlıklı bireylerde fonksiyonel uzanma testi modifikasyonlarının postürografi parametreleri ile korelasyonunun değerlendirilmesi
Karabulut, M. Sağlıklı Bireylerde Fonksiyonel Uzanma Testi Modifikasyonlarının Postürografi Parametreleri ile Korelasyonunun Değerlendirilmesi. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Odyoloji Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2019. Postüral kontrolün etkin bir şekilde değerlendirilmesini sağlayan Postürografi kliniklerde henüz yaygın olarak kullanılmazken, klinik kullanımı kolay, masrafsız, hızlı ve sarf malzemesi içermeyen subjektif Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) sıklıkla tercih edilen, ayakta dengeyi değerlendirmek amacı ile kullanılmaktadır. Literatürde standart FUT'un yanı sıra birden fazla modifikasyonu bulunmaktadır. FUT sonuçları arasında farklılıklar gözlemlenmesi nedeniyle hangi test yönteminin tercih edilmesi gerekliliği konusunda çalışma sayısı kısıtlıdır. Bu amaçla çalışmamızda FUT ve modifiye FUT'ların, Bilgisayarlı Statik Postürografi (BSP)'nin Kararlılık Sınırları Testi (KST) ve Ritmik Ağırlık Aktarma (RAA) test sonuçları ile korelasyonu araştırılmıştır. 18-40 yaş arasındaki 30 sağlıklı bireye standart metot FUT ve modifiye edilmiş FUT'lar uygulanıp uzanma mesafesi ile KST'de Ulaşılan Son Nokta (EPE) ve Maksimum Nokta (MXE) korelasyonu incelenmiş; aynı zamanda manuel olarak kronometre ile FUT uzanma süresi değerlendirilip, KST'de hareket hızı ve RAA'da sağ-sol ve ön-arka düzlemde gerçekleştirdiği hareket hızları arasında korelasyonlar incelenmiştir. Tüm FUT metotları uzanma mesafesi ile KST'de EPE ve MXE arasında pozitif yönde orta dereceli korelasyon elde edilmiştir (p<0.05). Sadece yumuşak zemin dominant kol FUT uzanma süresi ile KST hareket hızı arasında negatif yönlü korelasyon elde edilirken (p<0.05) diğer FUT metotları uzanma süresi ile KST hareket hızı arasında ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Bununla birlikte çalışmamızda hangi FUT stratejisinin daha güvenilir olduğunu göstermek için sert ve yumuşak zeminde tek kol ve çift kol ile FUT değerlendirmesi yapılmış, hem sert zeminde hem de yumuşak zeminde uygulanan tek kol ve çift kol FUT testinin BSP'de EPE ve MXE ile korelasyonları kıyaslanmış ve çift kol FUT ile daha yüksek düzeyde korelasyon elde edilmiştir. RAA testinde bireyin ön-arka düzleminde yaptığı yavaş hız durumdaki hareket süresi ile standart metot FUT uzanma süresi arasında orta dereceli korelasyon elde edilirken, sağ-sol düzleminde yaptığı hızlı durumdaki hareket süresi ile sert zemin lateral FUT uzanma süresi arasında orta dereceli korelasyon elde edilmiştir (p<0.05). Bulgularımız doğrultusunda, BSP'de KST ile en iyi korelasyonun elde edildiği; sert zeminde çift kol ile FUT'un, uzanma mesafesinin hedef alındığı postüral kontrol ölçümlerinde, yumuşak zeminde dominant kol ile FUT'un ise testi tamamlama süresinin önemli olduğu postüral kontrol ölçümlerinde güvenle kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Fonksiyonel Uzanma Testi, Bilgisayarlı Statik Postürografi, Kararlılık Sınırları, Ritmik Ağırlık Aktarma, Postüral Kontrol
Akıllı telefon kullanımı sırasında statik ve dinamik denge parametrelerindeki değişikliklerin incelenmesi
Orhan E., Akıllı Telefon Kullanımı Sırasında Statik ve Dinamik Denge Parametrelerindeki Değişikliklerin İncelenmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Odyoloji Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2018.''Denge'' terimi düşmeyi önlemek için vücut postürünün dinamiklerini tanımlamaktadır. Fizyolojik olarak denge fonksiyonu, baş hareketleri sırasında görme alanının sabit tutulması ve yerçekimi alanında postürün kontrol edilmesi ile ortaya çıkan motor cevaplar sonucunda ortaya çıkar. Dengenin korunması ve sürdürülmesi için sensör sistemlerden görsel, vestibüler ve proprioseptif sistemlerin birlikte uyum içinde çalışması gerekmektedir. Birincil amacı telekomünikasyon olan akıllı telefonların oyun, internet, çevrimiçi topluluklara erişim ve portatif olması gibi birçok avantajı da bulunmaktadır. Bununla birlikte, akıllı telefon kullanımın oluşturabileceği görsel yorulmanın sürekliliği, somatosensör ağ ile birlikte vestibüler sistem ve postural kontrol sistemi üzerinde de negatif etki yaratabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, akıllı telefon kullanımının biyomekanik denge sistemine olası fizyolojik ve bilişsel etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya, gönüllülük esasına dayanarak denge problemi olmayan 18-25 yaş aralığında 25 sağlıklı genç yetişkin (10 erkek, 15 kadın) dahil edilmiştir. Bireylere, Duyu Organizasyon Testi (DOT), Adaptasyon Testi (ADT), Ritmik Ağırlık Aktarma (RAA), Dinamik Görsel Keskinlik Testi (DVA) ve fonksiyonel kısıtlama testleri (Tek Taraflı Duruş, Otur Kalk, Düz Yürüme, Tandem Yürüme, Adım Hızlı Dönme, Adım Yukarı Aşağı, Öne Hamle) uygulanmıştır. DOT Durum 1 ve Durum 4'te, Tandem Yürüme, Düz Yürüme ve Tek Taraflı Duruş test parametlrelerinde sonuçlar anlamlı elde edilmiştir (p<0.05). Akıllı telefon kullanımının postüral kontrol ve denge etkilerini farklı koşullarda (araç kullanırken, sanal gerçeklik ile vb) daha kapsamlı belirlemek, olası zorlukları ve kazaları önlemek açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Akıllı telefon, Dikkat, Denge, Postürografi, Vestibüler
Unilateral vestibüler kayıplı bireylerde subjektif vestibülo-spinal refleks testlerinin sensitivitesinin araştırılması
Vestibüler sistemin etkin bir şekilde değerlendirilmesini sağlayan Videonistagmografi kliniklerde henüz yaygın olarak kullanılmazken, klinik kullanımı kolay, masrafsız, hızlı ve sarf malzemesi içermeyen subjektif Vestibülo-Spinal Refleks (VSR) testleri sıklıkla kullanılmaktadır. Bu testlerin Unilateral Vestibüler Kayıp (UVK) tanısındaki duyarlılıkları konusunda çalışma sayısı kısıtlı olup hangi test yönteminin tercih edilmesi gerekliliği bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı; UVK'li bireylerde subjektif VSR testlerinin sensitivitelerini araştırmaktır. Çalışmaya 18-60 yaş arasında toplam 70 birey dahil edildi. Kalorik Test sonucunda kanal parezisi asimetri oranı %24 ve üzerinde olan 40 birey çalışma grubu; baş dönmesi/denge bozukluğu şikayeti olmayan 30 birey ise kontrol grubu olarak dahil edilmiştir. Tüm katılımcıların değerlendirmesinde subjektif VSR testlerinden Fukuda, Babinski Weil, Tandem Yürüme ve Past Pointing testleri kullanıldı. Kullanılan testler arasından Fukuda Testi, UVK tanısında sensitivitesi en yüksek test olarak elde edilmiştir. Diğer testlerin sensitivite değerleri ise büyükten küçüğe Babinski Weil, Tandem Yürüme ve Past Pointing şeklinde sıralanmıştır. Tandem Yürüme Testi ve Past Pointing Testin spesifiteleri birbirine eşit ve diğer iki testten daha yüksek elde edilmiştir. Kalorik Test kanal parezisi yönü sağ olan bireyler için, Kalorik Test kanal parezisi asimetri yüzdesi ile Fukuda sapma derecesi arasında pozitif yönlü, orta dereceli korelasyon elde edilmiştir (p<0,05). Babinski Weil, Tandem Yürüme ve Past Pointing test sonuçları ile Kalorik Test kanal parezisi asimetri yüzdeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon elde edilmemiştir (p>0,05). Bulgularımız doğrultusunda objektif vestibüler değerlendirme yöntemlerinin mevcut olmadığı koşullarda Fukuda Testinin öncelikli olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Farklı kaygı düzeylerinin postüral stabilite üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; farklı kaygı düzeylerine sahip olan bireylerin postüral stabilite etkilenimlerinin araştırılmasıdır. Çalışmaya 18 yaş üstü baş dönmesi/denge bozukluğu şikayeti olmayan Yaygın Anksiyete Bozukluğu Ölçeği (YAB-7) ile anksiyete düzeyi hafif olan (5-9 puan aralığı) 20 birey çalışma grubu I'e, orta olan (10-14 puan aralığı) olan 20 birey çalışma grubu II'ye, 5 puanın altında olan 20 birey ise kontrol grubuna tek kör yöntemi ile dahil edildi. Denge değerlendirmesinde, Modifiye Denge Duyu İnteraksiyonu Klinik Testi, Stabilite Sınırları Testi, Düz Yürüme Testi, Tandem Yürüyüş Testi yapıldı. Ayrıca subjektif denge değerlendirmesi için Denge/Baş Dönmesi Engel Ölçeği (DEÖ), kaygı değerlendirmesi için Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği kullanıldı. Çalışmada gruplar arasında Stabilite sınırları testi parametrelerden sol lateral ve sol anterior hareket hızı parametrelerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edildi (p<0,05). Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği'ne göre düzenlenen gruplarda ise anterior reaksiyon zamanı, sağ posterior ulaşılan son nokta ve posterior hareket hızı parametrelerinde gruplar arasında istatistilsel olarak anlamlı fark elde edildi (p<0,05). Post-Hoc testlerde kaygı düzeyinin artışının hafif kaygı düzeyinden orta kaygı düzeyine geçildiğinde sol anterior ve sol laterale doğru olan hareketlerde hareket hızını azalttığını, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeğine göre düzenlenen kontrol grubu ile yüksek kaygı grubu arasındaki değerlere bakıldığında anterior yönünde reaksiyon zamanının azaldığını ve sağ posterior yönünde ulaşılan son nokta parametresinde azalma olduğu gözlendi. Sonuçlar dengenin Stabilite Sınırları Testinde hareket hızı, reaksiyon zamanı ve ulaşılan son nokta parametrelerinin farklı kaygı düzeyine bağlı olarak etkilenebileceğini desteklemektedir. Denge ve anksiyete çok faktörlü ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Yaygın Anksiyete Bozukluğu, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçekleri bireylerin farklı anksiyete durumlarını yansıtmaktadır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, anksiyete ve denge etkileniminin belirlenmesinde planlanacak çalışmalarda kaygı düzeyinin belirlenmesinde Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği değerlerinin kullanılmasının Yaygın Anksiyete Ölçeği değerlerine göre daha etkili olacağı sonucuna varılmıştır.