Theses supervised by Prof. Dr. Tevfik Fikret Eren

13 theses · Başkent University, Özyeğin University

Master'sOpen AccessTR

Vekâlet sözleşmesi

Günümüzde, ekonomik gelişmelere bağlı olarak hizmet sektörü de hızlı bir biçimde büyümüştür. Bu durum iş görme sözleşmelerinin hem çeşitliliğini hem de önemini artırmıştır. Vekâlet sözleşmesi, uygulama alanı büyük oranda genişleyen iş görme sözleşmelerinin en önemlilerinden biridir. Vekâlet sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 502/1'e göre, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya bir işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Vekâlet sözleşmesinin özellik ve önemi nedeniyle bu çalışmamızda, söz konusu sözleşmenin genel özellikleri, unsurları, tarafları, tarafların yükümlülükleri ve sözleşmenin sona erme nedenleri ayrıntılı olarak incelenecektir. Çalışmamız sonunda vardığımız önemli noktalar, sonuç kısmında ayrıca belirlenecektir. Bu çalışmamızda, TBK'da düzenlenmiş olan vekâlet sözleşmesi asıl olmakla birlikte gerekli hallerde Avukatlık Kanunu'nda yer alan Avukatlık Sözleşmesine de yer verilecektir. Anahtar Kelimeler: Vekâlet, Vekâlet Sözleşmesi, Vekâlet Sözleşmesinin Nitelikleri, Vekâlet Sözleşmesinde Tarafların Borçları, Vekâlet Sözleşmesinin Sona Ermesi

BorçlarSözleşmelerSözleşmeyi sona erdirme hakkı+3
Efsun Ünal
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
10
DoctorateOpen AccessTR

Evlatlığın yasal mirasçılığı

Evlatlığın yasal mirasçılığını konu alan çalışmamızda öncelikle evlatlığın yasal mirasçılığına etkileri yönünden farklı evlat edinme sistemleri açıklanmıştır. Bu bağlamda sınırlı, tam ve karma evlat edinme sistemlerinin anlatılmasının ardından, Türk hukukunda evlatlığın evlat edinene yasal mirasçılığının şartları ele alınmıştır. Sonrasında ise evlat edinmenin miras hukukuna ilişkin sonuçlarının ayrıntılı şekilde incelenmesine geçilmiştir. Evlatlığın yasal mirasçılığı hususunda son olarak, doktrinde öne sürülen Türk hukukunda sınırlı evlat edinme sisteminin benimsenmesinin evlatlığın yasal mirasçılığına etkisinden kaynaklanan sorunlara değinilmiştir. Bu kapsamda yine doktrinde uygulanabilir bulunan hukukî yollar ve özellikle çok sayıda yazar tarafından savunulan Türk hukukunda tam evlat edinme sistemine geçilmesi fikri de tartışıldıktan sonra anılan aksaklıkların mevcut evlat edinme sistemi korunarak ne şekilde aşılabileceğine dair çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır.

Evlat edinmeEvlatlıklarMiras+3
Ceren Mit
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Garanti sözleşmeleri

Ticari hayatın gelişmesi ve iş hacminin artması ile sözleşmeden doğan yükümlülüklerin yerine getirileceğine dair güvence sağlayan teminat sözleşmeleri ön plana çıkmıştır. Garanti sözleşmesi uygulamada en çok karşılaşılan teminat sözleşmelerinden biri olmasına karşın, ülkemizde kanuni bir düzenlemeye konu olmamıştır. Bu sözleşmelerin hukuki niteliği, tanımı, unsurları, hüküm ve sonuçları, Yargıtay içtihatları ve doktrinde ileri sürülen görüşler doğrultusunda şekillenmiştir. Yargıtay, banka teminat mektuplarını uzun bir süre kefalet olarak nitelendirmiş, daha sonra vermiş olduğu kararlarda ise bu mektupların garanti sözleşmesi niteliğinde olduğunu kabul etmiştir. Çalışmamızın amacı, uygulamada sıklıkla karşımıza çıkan garanti sözleşmeleri hakkındaki tartışmalı konuların ele alınarak, aydınlatılmasıdır.

Garanti sözleşmesiTeminat mektupları
Burcu Aslan
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre Hakem sözleşmesi

Mahkeme yargılamasına benzer niteliklere sahip, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından en önemlisi tahkim yargılamasıdır. Tahkim, taraflar arasında mevcut veya ileride doğabilecek uyuşmazlıkların, mahkemeler yerine, tarafların iradeleri ile belirlenme imkânı bulunan, alanında uzman, bağımsız kişiler aracılığı ile çözümlenmesini sağlayan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoludur. Devlet mahkemelerine kıyasla, daha az zaman ve masraf ile uyuşmazlığın sona erdirilmesine imkân tanıyan tahkim yargılaması, özellikle uluslararası ticaretin artması ile daha da önem kazanmıştır. Farklı ülke mevzuatlarında ve uygulamalarında uzun yıllardan beri bulunan tahkim yargılaması, ülkemizde ancak 2001 yılında kabul edilen 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanununda ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda düzenlenmiştir. Tahkim, bir yargılama faaliyeti olması nedeniyle, esasen usul hukukunun konusudur. Nitekim ülkemiz doktrininde tahkim, genellikle usul hukukunda değerlendirilmiş ve maddi hukuk alanında çok az yer edinmiştir. Tahkim süreci, yargılamanın yürütülmesi ile görevli hakemlerin seçimi ile başlar. Tahkim sürecinde, tahkim yoluna başvuran taraflar ile hakemler arasındaki hukuki ilişki, doğrudan maddi hukukun konusudur. Bu hukuki ilişki, özel hukuk kurallarına tabi, bağımsız bir sözleşme ile tespit edilmektedir. Bu sözleşme, hakem sözleşmesi olarak adlandırılmaktadır. Buna göre, tahkim hukukunda tahkim anlaşmasının yanı sıra, hakem sözleşmesi de yer almaktadır. Hakem sözleşmesi, tahkim sözleşmesi ve yargılaması ile yakından ilişkili ancak bağımsız bir sözleşmedir. Hakem sözleşmesinin, ayrı hüküm ve sonuçları bulunan bir sözleşme olduğu doktrinde görüş birliği ile kabul edilmektedir. Taraflar, tahkim sözleşmesi ile aralarında mevcut veya ileride doğabilecek uyuşmazlıkların, hakemler aracılığı ile çözümlenmesi konusunda bir anlaşmaya varmaktadırlar. Tarafların tahkim sürecine başvurmalarını zorunlu kılan halin başlangıcıyla, taraflar ve hakemler arasında kurulacak hakem sözleşmesi devreye girmektedir. Uygulamada genellikle, tahkim yargılamasına başvuran taraflar ile hakemler arasında yazılı bir sözleşme yapılmamaktadır. Hakemlerin görevleri, hak edecekleri ücretleri, yetkileri gibi konular, mevzuatta düzenlenen görev belgesi ile belirlenmektedir. Ancak taraflar ile hakemlerin, hak ve yükümlülükleri, sorumlulukları gibi konular ne tahkim sözleşmesinde ne görev belgesinde düzenlenmektedir. Bu gibi hususların açıkça ve tarafların serbest iradesi ile belirlenmesi için, hakem sözleşmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Hakem sözleşmesi, en az tahkim sözleşmesi, yargılaması ve buna ilişkin usul kuralları kadar, önemli bir hukuki meseledir. Buna rağmen, doktrinde çok az sayıda çalışmaya konu edilmiştir. Bu çalışmamızın amacı, tahkim sözleşmesinin tarafları ile yargılamayı yürütmekle görevli hakem veya hakemler arasındaki, hukuki ilişkinin düzenlendiği hakem sözleşmesinin detaylı bir biçimde incelenmesidir. Tahkim hukuku, özellikle milletlerarası tahkim ve kurumsal tahkim alanları ile oldukça geniş kapsamlıdır. Çalışmamız, hakem sözleşmesi, milli tahkim kapsamında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile ve ad-hoc tahkim hükümleri ile sınırlandırılmıştır. Bununla birlikte, Milletlerarası Tahkim Kanunu ile paralel düzenlemelerde ve uluslararası tahkim kurumlarının kuralları çerçevesinde, zaman zaman kurumsal tahkim ve milletlerarası tahkimden bahsedilmiştir. Bu amaçla, milli hukuk kapsamında, öncelikle hakem sözleşmesinin tanımı ve unsurları ile maddi hukuktaki yerinin tespiti anlatılmaya çalışılmıştır. Hakem sözleşmesinin usul hukukunda veya maddi hukukta açıkça düzenlenmemiş olması nedeniyle, hukuki niteliği tartışmalıdır. Bu kapsamda, hakem sözleşmesinin, maddi hukuka tabi bir özel hukuk sözleşmesi olduğu görüşünün kabulü ile, borçlar hukuku kapsamında hukuki niteliği ve diğer sözleşmeler ile ilişkisi incelenmiştir. Sonrasında, hakem sözleşmesinin tarafları ve usul hukuku düzenlemeleri ile paralel olarak hakem sözleşmesinin kuruluşu ile hakem veya hakem kurulunun seçimi konuları ele alınmıştır. Çalışmamızın bir sonraki bölümünde tahkim sözleşmesinin tarafları (uyuşmazlık tarafları) ile seçilen hakem veya hakem kurulu üyelerinin karşılıklı yükümlülükleri ve hakları inceleme konusu yapılmıştır. Son olarak, hakem sözleşmesinin sona ermesi, hakemlerin hukuki sorumluluğu ve reddi halleri incelenmiştir. Tüm bu incelemeler neticesinde, uyuşmazlık tarafları ile hakemler arasında yapılan hakem sözleşmesinin, kuruluşundan sona ermesine kadar, ulusal maddi hukuk kapsamında değerlendirmesi yapılmaya çalışılmıştır.

Hakem sözleşmesiHukuk Usulü Muhakemeleri KanunuKanunlar 6100 sayılı+2
Elif Asena Aslan
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Know-how sözleşmesi

Değişim ve globalleşme ile beraber, dünya eski zamanlardan çok daha dinamik bir sisteme sahiptir. Günümüzde, teknolojinin gelişmesi ve bilgiye kolay ulaşım sonucunda marka, patent, teknik bilgi ve tecrübe gibi gayri maddi değerler, maddi değerlerden çok daha fazla önemli bir konuma gelmiş ve giderek önemi artmaktadır. Teknoloji geliştikçe, ticaret ve sanayi alanları ile ayrılmaz bir bütün hâline gelmektedir. Bu nedenle, bu alanların hızlı gelişimi ve küreselleşmesi kaçınılmaz bir sonuçtur. Küreselleşme ve büyümenin sonucu olarak, işletmeler bilgiye çok daha hızlı ulaşım sağlamakta ve rekabet ortamında avantajlı konuma gelmek gittikçe zorlaşmaktadır. İşletmelerin, bu rekabeti zor ve dinamik sistemde devamlılıklarını sürdürebilmeleri ve büyümeleri için teknolojik gelişmelere ve bilgiye hızlı ulaşım sağlayıp, bu bilgileri kendilerine avantajlı hâle getirmeleri gerekmektedir. İşletmelerin ticari ve teknik alanda edindiği bilgiler, sınai haklar kapsamında ise Türk Patent ve Marka Kurumu'nda tescil ettirilerek yasal olarak koruma altına alınır. Ancak bazı bilgi ve tecrübeler yasalarda öngörülen sınai hak olma koşullarını taşımaz. Bazıları ise koşulları sağlasa da, iktisadi alanda avantajlı konumda olmak için gizli kalmaları tercih edilir. Tescille ilgililere açık hâle geldiği için, gizli kalması tercih edilen bilgi ve deneyimler, tescil ettirilmediği için hukuki olarak korunma sağlanamamış olur. Genel olarak, hukuken sınai hak olarak korunmayan; ancak, sahibine iktisadi olarak avantaj sağlayan bu bilgi ve deneyimlerin kullanımını ya da devrini sağlayan sözleşmelere know-how sözleşmeleri adı verilmektedir. Küreselleşen dünyada gitgide önem kazanması nedeniyle know-how sözleşmeleri, tarafımızca yüksek lisans tez konusu olarak belirlenmiştir. Tez konusuna ilişkin kaynaklar, tezin teslim tarihine kadar değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Know-how, know-how sözleşmesi, know-how sözleşmesinin hukuki niteliği, tarafların hakları ve borçları, know-how sözleşmesinin sona ermesi.

Know-how sözleşmesiSözleşmeyi sona erdirme hakkı
Çiçek Sabahat Çalgın
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi hükümleri

Hukukumuzda sözleşme serbestisi ilkesi benimsenmiştir. Bu sebepten ötürü kanunlarda düzenlenmeyen ve kendine has nitelikler taşıyan sözleşmeler meydana gelmiş ancak bu sözleşmelere hangi hukuk kurallarının uygulanacağı sorunu oluşmuştur. Özellikle son zamanlarda hızla gelişen inşaat sektörü, değişen ekonomik ihtiyaçlar ve teknoloji sebebiyle inşaat alanında da kanunda düzenlenmeyen sözleşme tiplerine ihtiyaç duyulmaktadır. Örneğin, inşaat sektörünün pahalı bir sektör olması sebebiyle daire satın alamayan arsa sahipleri farklı yollarla daire sahibi olma arayışına girmektedirler. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi sayesinde, maddi durumu iyi olmayan ve arsasının üzerine inşaat yapamayan arsa sahiplerinin bu ihtiyacı karşılanabilmektedir. Ayrıca, arsa fiyatlarından şikâyetçi olan yükleniciler de bu sözleşme türü sayesinde arsa için herhangi bir bedel ödemeden sadece inşaat masraflarını karşılayarak yapımını sağladıkları daireleri satabilmektedir. Özetle; iki tarafın da kazançlı göründüğü arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri, ihtiyaçtan kaynaklı ve sözleşme serbestisi ilkesi sonucu ortaya çıkan sözleşmelerdir. Ancak bu sözleşmeye hangi hukuk kurallarının uygulanacağı uygulamada sorun yaratan tartışmalı konulardan biridir. Bu sebeple arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri çeşitli yönleri ile ele alınarak konuya ilişkin karşılaşılan sorunlar bu çalışma ile incelenecek, doktrindeki ve Yargıtay'daki görüşlere yer verilecektir. Anahtar Kelimeler: Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi, yüklenici, arsa sahibi, arsa payı, bağımsız bölüm.

Arsa payı karşılığı inşaat işleriArsa payı karşılığı inşaat sözleşmesiMal sahibi+1
Naz Aydın Eskiyapan
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukuku'nda devre mülk ve devre tatil sözleşmeleri

Küreselleşen dünyada, her alanda olduğu gibi turizm sektörü alanında da son yıllarda birtakım önemli gelişmeler yaşanmıştır. Ülkemizde de kişilerin tatil ihtiyaçlarının niteliği yıllar içinde değişime uğramıştır. Kişilerin ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıkan en önemli turizm uygulaması olarak karşımıza devre tatil sistemleri çıkar. Türk hukukunda kişilere zaman sınırlı yararlanma hakkı tanıyan devre tatil sözleşme türleri bulunur. Bu sözleşmelerden bir kısmı hak sahibine ayni hak sağlarken, bir kısmı da şahsi hak sağlar. Ayni hak sağlayan devre tatil sözleşme türlerinden ülkemizde en yaygın olarak uygulama alanı bulan, devre mülk sözleşmeleridir. Şahsi hak sağlayan sözleşmelerden ise dar anlamda devre tatil sözleşmeleri, uygulamada en sık karşılaşılan türdür. Her iki sözleşme türü de hukukumuzda, kanun koyucu tarafından yasal düzenlemelerle özel olarak belirlenmiş olup, devre mülk sözleşmeleri ilk olarak 3227 sayılı "Kat Mülkiyeti Kanununa Devre Mülk Hakkı ile İlgili Maddeler Eklenmesine Dair Kanun" ile hukukumuzdaki yerini almıştır. Devre mülk ve devre tatil sözleşmelerine ilişkin son olarak 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında getirilen yeniliklerle taraflara ait hak ve yükümlülükler, eski tarihli düzenlemelere göre daha da detaylandırılmıştır. Kanun ile getirilen yenilikler çerçevesinde, söz konusu sözleşmelerin uygulanabilirliği daha güvenilir hale getirilerek, turizm sektörünün gelişimine katkıda bulunması amaçlanmıştır. Çalışmamızda, devre mülk ve dar anlamda devre tatil sözleşmeleri ayrıntılı olarak incelenmiştir. Çalışmamızın amacı, devre mülk ve dar anlamda devre tatil sözleşmelerini ilişkin belirleyici ve tamamlayıcı unsurları, öğretide yer alan görüşler ve Yargıtay kararlarını inceleyerek özellikle 6502 sayılı TKHK kapsamında getirilen yenilikleri, eski 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri doğrultusunda da karşılaştırarak taraflar açısından aydınlatmaktır.

Ayni haklarDevre mülkDevre tatil+4
Öykü Koç
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukuku'nda ifaya eklenen ceza koşulu

Bir borç ilişkisinde, asıl borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde karşılaşılacak hukuki sorunlar sebebiyle alacaklı bakımından hak kayıpları yaşanılması kaçınılmazdır. Asıl borcun ihlali neticesinde yaşanabilecek olası sorunları bertaraf edebilmek için alacaklı, alacağını teminat altına almak isteyebilmektedir. Bu kapsamda, alacaklının menfaatlerini korumaya yönelik kanunda yer alan düzenlemelerden biri de ifaya eklenen ceza koşuludur. İfaya eklenen ceza koşulunun kanunda veya doktrinde yer alan bir tanımı bulunmamakla birlikte; asıl borcun, sözleşmede belirlenen yer veya zamanda ifa edilmemesi sonucunda, alacaklıya hem borcun ifasını hem de ceza koşulunu talep etme hakkı sunan bir edim taahhüdü olarak tanımlanabilir. Borcun yer veya zaman bakımından ihlal edildiği durumlar için kararlaştırılan ceza koşulu, ifaya eklenen ceza koşulu olup; alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, borcun ifası ile birlikte ceza koşulunun ödenmesini de isteyebilmektedir. İfaya eklenen ceza koşulu, uygulamada en çok karşılaşılan ceza koşulu türüdür. İfaya eklenen ceza koşulunun, borçluyu ifaya zorlamasının yanı sıra, alacaklıya ispat ve takip kolaylığı sağlaması ve borcun yer ve zaman bakımından ihlalinin, en sık görülen borca aykırılık halleri olması sebebiyle, özel hukuk alanında birçok sözleşme türünde ifaya eklenen ceza koşulu kayıtlarına yer verildiği görülmektedir. Bu çalışmanın amacı ise özel hukukun bir gereksiniminin sonucu olan ifaya eklenen ceza koşulu hükümlerini ve konuya ilişkin tartışmalı hususları, doktrinde ileri sürülen çeşitli görüşler ve ilgili Yargıtay kararları doğrultusunda incelemektir. Anahtar Kelimeler: İfaya eklenen ceza koşulu, Ceza koşulu, Asıl borcun ihlali, İfaya zorlama, Tazminat, Zarar, Muacceliyet

Borca batıklıkBorçlarCeza+5
Selen Meşe
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu'na göre finansal kiralama sözleşmesi

Bu çalışmamızda, finansal sektörde görülen değişiklikler ve uygulamada ortaya çıkan ihtiyaçlar sonucunda, 6361 Sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile yeniden düzenlenmiş bulunan, finansal kiralama sözleşmesini hukuki açıdan her yönü ile incelemeye çalıştık. Tarafların hakları, borçları ve uygulamada tartışmalı olan konular detaylı incelenmiş, Yargıtay uygulamalarından örneklerle desteklenmiştir.

Finansal Kiralama KanunuFinansal kiralamaKanunlar 6361 sayılı+1
Türkan Kırmızıtaş
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Finansal kiralama sözleşmesinde tarafların borçları

Tarihi çok eskilere dayanan finansal kiralama sözleşmesinin dünyada ve ülkemizde önemi giderek artmaktadır. Bu doğrultuda ülkemizde, finansal kiralama sözleşmesini daha modern ve çağdaş bir düzenlemeye kavuşturmak amacıyla 13 Aralık 2012 tarih ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu yürürlüğe girmiştir. Tezimizde, bu Kanun kapsamında finansal kiralama sözleşmesinde, özellikle tarafların borçları hukukî yönden ele alınmış ve incelenmiştir.

BorçlarFinansal kiralamaSözleşmeler
Ebru Yılmazsoy
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukuku'nda banka teminat mektupları

Günümüzün küreselleşen dünyasında, ulusal ve uluslararası ticari işlemlerin karmaşıklığına bağlı olarak, sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesinin teminat altına alınmasına gereksinim vardır. Bu bağlamda, banka teminat mektupları önemli bir role sahiptir. Banka teminat mektupları, lehtarın sözleşme ile üstlendiği yükümlülüğü yerine getirmemesi ihtimaline karşı, lehtarın başvurusu üzerine, muhatap lehine banka tarafından, teminat mektubunda belirtilen meblağın kesin olarak taahhüt edilmesi olarak tanımlanabilir. Banka teminat mektupları hukuk sistemimizde özel olarak düzenlenmediği için; unsurları, hukuki niteliği ve sonuçları, yıllar itibariyle Yargıtay'ın kararları ve uygulamanın ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmiştir. Banka teminat mektuplarının hukuki niteliği tartışmalı olsa da bunun garanti sözleşmesi niteliğinde olduğu yaygın olarak kabul edilmektedir. Bu kabulde Yargıtay kararlarının rolü büyüktür. Bu çalışmanın amacı, ticari ilişkilerin güven ihtiyacını karşılayan teminat mektubunun hükümleri ile konuya ilişkin tartışmalı olan hususları, doktrinde ileri sürülen farklı görüşler ve Yargıtay kararları ışığında incelemektir. Anahtar Kelimeler: Teminat mektubu, lehtar, garantör, kontrgaranti

Bankacılık işlemleriBankalarTeminat+2
Bengisu Önder
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sözleşmeden dönme halinde menfi zarar

Bu tez çalışmasının konusunu "Sözleşmeden Dönme Halinde Menfi Zarar" oluşturmaktadır. Sözleşmeden dönme ve dönmenin sonucu olarak talep edilebilecek menfi zarar, borçlar hukukunun en tartışmalı konularından biri olmuştur. Bu konuda, dönme müessesesinin ancak 19. Yüzyılda belirgin hale gelmesinin ve dolayısıyla yeni bir kavram olmasının büyük payı bulunmaktadır. Günden güne gelişen beşeri ve ekonomik ilişkiler, gerçek ve tüzel kişileri birbirleriyle sözleşmesel temasa geçmeye itmiştir. Fakat yapılması amaçlanan sözleşmeler beklenen neticeye ulaşamamıştır. Hukuk düzeninin öngörmüş olduğu sözleşme şartlarının gerçekleşmemiş olması, bir sözleşme yapmak üzere bir araya gelen tarafların, bu sebeple uğramış oldukları kayıpların hangi esasa göre ve kim tarafından tazmin edileceği sorununu ortaya çıkarmıştır. Buna ek olarak, ortada geçerli bir sözleşme olmadığı gibi, haksız fiil sorumluluğu için aranan şartların da sağlanamamış olması; bu sorunun artmasına neden olmuştur. Geçersiz sözleşmelerin ortaya çıkardığı zararların tazmini için önce Roma hukukunda, akabinde Müşterek hukukta yeterli çözümlerin bulunmaması, Pandekt hukukçularını çeşitli teoriler üretmeye sevk etmiştir. Ancak yapılan çalışmalar münferit olayların çözümüne dayalı olduğundan gerekli sonuca ulaşılamamış ve geçersiz sözleşmenin sebep olduğu kayıpların tazmini konusunda daha da çözümsüzlüğe itilmiştir. Rudolf von Jhering bu eksiklikleri fark etmesiyle, 1861 yılında yayınladığı "Culpa in contrahendo oder Schadensersatz bei nichtigen oder nicht zur Perfection gelangten Verträgen" adlı eserinde konuyu sistematik bir biçimde ele almıştır. Jhering, sözleşmelere özgü müspet (olumlu) - menfi (olumsuz) menfaat ayrımını yapmış ve menfi zarar kavramını modern hukuk bilimine kazandıran isim olmuştur. Kara Avrupası kanun koyucuları yaşanan bu gelişmelere kayıtsız kalmayarak, Jhering'in kurguladığı culpa in contrahendo sorumluluğunun etkisinde kalarak menfi zararın tazmin yükümlülüğüne dair münferit hükümleri ülke kanunlarına eklemişlerdir. İsviçre ve Türk kanun koyucuları tarafından, culpa in contrahendo esasları uyarınca menfi zarar kavramı kanunda yer almış ve hatta bir adım daha ileri gidilerek, Jhering'in öğretisi dışında kalan bazı haller için de menfi zarardan sorumluluğu öngören düzenlemeler getirilmiştir. Çalışmamız iki bölümden ve bir sonuç kısmından oluşmaktadır. İlk bölümde, seçimlik hak olan sözleşmeden dönme kavramı, tarihçesi, fonksiyonları, hukuki niteliği, başlıca dönme halleri ve dönme hakkında doktrindeki görüşleri, sözleşmeden dönerek menfi zararın tazminini ve menfi zararın çıkış kaynağı olan culpa ın contrahendo kavramı detaylı olarak anlatılmıştır. İkinci bölümde, hukuki niteliklerini kavrayarak ayrım yapmak açısından, sorumluluk borç ilişkilerinin başlıca unsuru olan zarar kavramı ve çeşitleri ile menfi zarar kavramı, ortaya çıkış nedeni, kalemleri, ispatı, tazmini, müspet zarardan farkı, denkleştirmesi, sınırlandırılması sorunu ve yapılan eleştirilerin değerlendirilmesi konuları ele alınmıştır. Çalışmamız, araştırmada öne çıkan belli başlı hususları ve eleştirilerin cevaplandırılmasını içeren sonuç kısmıyla bitirilecektir. Anahtar Kelimeler: Menfi Zarar, Sözleşmeden Dönme, Seçimlik Haklar, Culpa In Contrahendo

Borçlar KanunuBorçlar hukukuOlumsuzluk+4
Merve Ekinci Öcal
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Viyana Satım Sözleşmesi ve Türk Borçlar Kanunu kapsamında satıcının ayıptan doğan sorumluluğu ve özellikle Viyana Satım Sözleşmesi'ne göre alıcının tazminat talep etme hakkı

Bu çalışma, Özyeğin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde yüksek lisans tezi olarak hazırlanmıştır. Tezde araştırılan konu, Viyana Satım Sözleşmesi ve Türk Borçlar hukuku açısından ayıplı ifadan dolayı alıcının sahip olduğu seçimlik haklar ve özellikle Viyana Satım Sözleşmesi'ne göre önemli bir hak olan tazminat hakkıdır. Giriş bölümünde konunun seçimindeki etkenler ve inceleme tarzı, terminoloji tercihi ele alınmıştır. Birinci bölümde Viyana Satım Sözleşmesi'nin uygulama alanı, yer bakımından, maddi bakımdan ve zaman bakımından ele alınmış ve sonrasında Türk Borçlar Kanunu ile Viyana Satım Sözleşmesi uyarınca ayıptan doğan sorumluluk karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. İkinci bölümde, alıcının Viyana Satım Sözleşmesi uyarınca ayıplı ifa sonucu tazminat talep etme hakkı ayrıntılı olarak incelenmiştir. Sonuç bölümündeyse, tezde araştırılan konular ve yapılan çıkarımlar bir arada sunulmuştur. Anahtar Kelimler: Viyana Satım Sözleşmesi, VSS, Ayıptan Doğan Sorumluluk, Tazminat.

AyıpAyıplı malBorçlar Kanunu+5
Hande Doğan
Özyeğin University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00

Other supervisors