Theses supervised by Prof. Dr. Timur Pırıldar
10 theses · Manisa Celal Bayar University
Romatoid artritte D vitamininin negatif akut faz reaktanı olarak değerlendirilmesi
Amaç: RA, simetrik poliartrit ile izlenen, birçok doku ve organ tutulumunun olduğu kronik seyirli, inflamatuar, otoimmun bir hastalıktır. D vitamininin kemik remodelasyonu sağlamanın yanısıra, immun regulatuar birçok özelliği bulunmaktadır. Vitamin D'nin akut inflamatuar durumlarda düzeylerinin düştüğünü gösteren çalışmalar mevcuttur. Çalışmamızda 25(OH)D'nin negatif akut faz reaktanı olarak değerlendirilebileceğini, inflamasyon varlığında düzeyinin azalabileceğini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Ocak 2014- Aralık 2023 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Romatoloji Bilim Dalı Polikliniği'ne başvuran 90 romatoid artrit tanılı hasta retrospektif olarak incelendi. <18 yaş olanlar, CRP ve ESH yüksekliğine neden olabilecek ek hastalığı olanlar, gebe olanlar, son 3 ayda D vitamini replasmanı başlanmış olanlar çalışmaya dahil edilmedi. Aktif hastalık dönemi başvurusundaki ve yeni tedavi/tedavi değişikliği ile 3-6 ay sonrasındaki 25(OH)D, CRP, ESH, DAS-28, hemogram parametreleri, kreatinin, albumin, AST ve ALT değerleri karışılaştırıldı. Ayrıca 25(OH)D değişimi ile diğer tüm parametlerin değişimi arasındaki korelasyon incelendi. Bulgular: Çalışmaya Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Romatoloji Bilim Dalı Polikliniği'ne Ocak 2014- Aralık 2023 tarihleri arasında başvuran RA tanılı 79 kadın (%87.8), 11 erkek (%12.2) toplam 90 hasta dahil edildi. Bu hastaların yaşı 38 ile 71 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 55.24 ± 10.15 olarak görüldü. İlk başvurudan, 3-6 ay sonrası ikinci kontrole kadar, DAS-28 (p=0.001), ESH (p=0.001), CRP (p=0.001), lökosit (p=0.002), nötrofil (p=0.001) ve trombosit (p=0.002) değerlerinde istatiksel olarak anlamlı azalma, 25(OH)D (p=0.001) ve albumin (p=0.005) değerlerinde istatiksel olarak anlamlı artış saptandı. 25(OH)D vitamini değişimi ile diğer parametrelerin değişimi arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon saptanmadı. Sonuç: Plazma 25(OH)D konsantrasyonları, inflamatuar bir hasardan sonra azalabilir. Bu nedenle, akut inflamatuar durumlarda vitamin D düzeylerinin güvenilir bir ölçüsü olmayabilir. İnflamasyon varlığında, otoimmun romatizmal hastalıklarda vitamin D takviyesinin uygun şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Romatoid Artrit, Vitamin D, İnflamatuar parametreler
Kronik romatolojik inflamatuar hastalıklarda beden komposizyonu ve fibromiyalji arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada, kronik inflamatuar romatizmal hastalıklarda beden kompozisyonu ile fibromiyalji arasındaki ilişkinin detaylı bir şekilde incelenmesi amaçlanmaktadır. Materyal ve Metot: Çalışmaya Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri Etik Kurulu'ndan 13/03/2024 tarihinde 20.478.486/2301 karar/numaralı etik kurul onayı alındıktan sonra başlanmıştır. Prospektif tanımlayıcı bir çalışmadır. Bulgular: Çalışmaya 200 hasta dahil edilmiştir. Hastaların 79'u (%39) erkek, 121'ise (%61) kadındı. Hastaların yaş ortalaması 48,81 ± 12,27 yıl olarak saptanmıştır. Tanı dağılımında, hastaların %31,5'inde ankilozan spondilit (AS), %42'sinde romatoid artrit (RA), %26,5'inde psoriatik artrit (PSA) olduğu görülmektedir. Hastaların %49'unda fibromiyalji olduğu saptanmıştır. Fibromyalji olan ve olmayan hastalar arasında yaş (p=0,001), hastalık başlangıç yaşı (p=0,001), ESH (p=0,001), FİQ (p=0,001), boy (p=0,001), BMI (p=0,004), kas kütlesi (p=0,003), kas yüzdesi (p=0,001), total vücut sıvısı (p=0,006), total vücut sıvısı yüzdesi (p=0,001), yağ kütlesi (p=0,001), yağ yüzdesi (p=0,001), yağsız kütle (p=0,004), mineral düzeyi (p=0,001), viseral yağ oranı (p=0,003), metabolik yaş (p=0,001), SLZ kullanımı (p=0,032), LEF kullanımı (p=0,013), cinsiyet (p=0,001) değişkenleri yönünden anlamlı farklar saptanmıştır. BASDAİ ile FIQ arasında düşük düzeyde pozitif bir korelasyon (r = 0,266, p = 0,035) saptanmıştır. DAS28 skoru ile, ESH (r = 0,352, p = 0,001), CRP (r = 0,215, p = 0,049) ve yağ yüzdesi ile pozitif korelasyon (r = 0,240, p = 0,028) saptanmıştır. PASİ skoru ile ilgili analizlerde, çeşitli parametrelerle anlamlı ilişkiler saptanmıştır. PASİ ile ESH (r = 0,278, p = 0,044), boy (r = -0,392, p = 0,004) yağsız kütle (r = -0,397, p = 0,003), mineral düzeyi (r = -0,320, p = 0,020), kas kütlesi (r = -0,396, p = 0,003) ve total vücut sıvısı (r = -0,366, p = 0,007) arasında anlamlı korelasyonlar saptanmıştır. Sonuçlar: Çalışmamız, fibromiyalji hastalarının vücut kompozisyonu, inflamasyon göstergeleri, cinsiyet dağılımı ve hastalık aktivite skorları açısından anlamlı farklılıklar gösterdiğini ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: İnflamatuar hastalıklar, Fibromiyalji, Vücut kompozisyonu, Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit, Psöriatik Artrit
Romatoid artriti olan hastalarda internette sağlık ile ilişkili sitelerde geçirilen zaman ve fibromiyalji arasındaki ilişki
Romatoid Artirit Tanısı Olan Hastalarda İnternette Sağlık İle İlişkili Sitelerde Geçirilen Zaman ve Fibromiyalji Arasındaki İlişki Amaç: İnternet kullanımı son yıllarda oldukça artan bir durum olup internette sağlık ile ilişkili sitelerde geçirilen zaman kişilerin sağlık anksiyetesi üzerine etkilidir. Bu çalışmada RA tanısı bulunan hastalarda internette sağlık ile ilişkili sitelerde yapılan araştırmalar ve fibromiyalji arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Manisa Celal Bayar Üniversitesi Romatoloji polikliniğine başvuran 200 RA hastası dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan hastalar internette geçirilen zamanın değerlendirilmesi amacıyla siberkondri yönünden değerlendirildi. Hastaların muayene sırasındaki laboratuvar parametreleri kaydedildi. Hastalara Siberkondri Ciddiyet Ölçeği ve Fibromiyalji Etki Anketi yapıldı. Bulgular: Çalışmaya katılan 200 RA hastasının (erkek=35, kadın=165) %34'ünde fibromiyaljinin var olduğu, %66'sında fibromiyalji olmadığı saptanmıştır. Olguların yaş ortalaması 52,97 11,52 yıl, hastalığın başlama yaşı 43,0 12,27 yıl, hastalığın süresi 9,42 7,33 yıl olarak saptanmıştır. RA olgularının kullandığı tedaviler ve fibromiyalji varlığı arasındaki ilişkide leflunomid kullanımı ile anlamlı farklılık saptanırken (p=0,034), diğer tedavi yöntemleri ile anlamlı farklılık saptanmamıştır. Fibromiyalji grupları değerlendirildiğinde; sosyodemografik özellikler, yaş, RA başlama yaşı ve hastalık süresi açısından anlamlı farklılık izlenmemiştir (p>0,05). Fibromiyalji var olan grupta DAS28 skoru anlamlı olarak yüksek (p=0,00), fibromiyalji etki anketi skoru anlamlı olarak yüksek (p=0,00) ve siberkondri ciddiyet ölçeği skoru anlamlı olarak yüksek (p=0,03) olarak saptanmıştır. Olgular siberkondri ciddiyet ölçeği yönünden değerlendirildiğinde siberkondri ciddiyet ölçeği skorunun yaş ile ters orantılı olduğu ve ilkokul mezunlarında lise ve üniversite mezunlarına göre anlamlı olarak düşük olduğu saptanmıştır (p=0,001). Sonuç: Çalışmamız RA hastalarında fibromiyalji olan olgularda siberkondri ciddiyet skorunun daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Fibromiyalji varlığında DAS28 skorunun daha yüksek olarak saptandığı gösterilmiştir. Ayrıca eğitim durumu ile siberkondri arasında ilişki olduğu; ilkokul mezunlarında daha düşük puan saptandığı gösterilmiştir. Yaş artışı ile siberkondri ciddiyetinin azaldığı da gösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Romatoid artrit, Fibromiyalji, Siberkondri, Sağlık ile ilişkili siteler
Spondiloartrit tanılı hastalarda jenkıns uyku ölçeği ile değerlendirilen uyku kalitesinin hastalık aktivitesi ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, SpA tanılı hastalarda Jenkins Uyku Ölçeği ile değerlendirilen uyku kalitesinin hastalık aktivitesi ile olan ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Bu çalışmaya Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Polikliniği'ne başvuran ASAS kriterlerini karşılayan SpA hastaları dahil edildi. Her hasta için demografik özellikler, hastalığa özgü değişkenler sorgulandı. Hastalar ayrıca tanı süresi, ek hastalıklar ve ilaç kullanımı açısından sorgulandı. Hastalar primer olarak kullandığı ilaca göre gruplandırıldı. Uyku kalitesi, Jenkins Uyku Ölçeği Anketi kullanılarak değerlendirildi. Hastalık aktivitesi ve fonksiyonel durum sırasıyla BASDAI, BASFI, ASDAS ile; metrolojik ölçümler BASMI ile değerlendirildi. Ağrı, VAS ile; yaşam kalitesi ASQoL ölçeğiyle; yorgunluk BASDAI'nin yorgunluk maddesi ile değerlendirildi. Anksiyete ve depresyon düzeyi için HAD ölçeği kullanıldı. Bulgular: Çalışmamızda hastalarımızda genel popülasyona göre daha yüksek oranda uyku bozukluğu tespit edildi. Uyku kalitesi ile ağrı şiddeti, depresyon, anksiyete, yaşam kalitesi, BASDAI, BASFI, ASDAS CRP ,ASDAS ESH, BASMI ile istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. Sonuç: Bu bulgulardan yola çıkarak SPA hastalarında genel popülasyona göre uyku bozukluklarına sık rastlandığı ve bunun ağrı, depresyon, anksiyete, yaşam kalitesi, hastalık aktivitesi, yorgunluk düzeyleri ve fonksiyonel durum ile yakın ilişkili olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler : Spondiloartrit, uyku kalitesi, hastalık aktivitesi, Jenkins uyku ölçeği (JSEQ).
Psöriyatik artrit tanılı hastalarda klinik aktivite ve aşil tendon ultrasonografi bulgularının değerlendirilmesi
Amaç: PsA (Psöriyatik artrit) tanılı hastalarda aşil tendon ularasonografi bulgularının hastalık aktivitesi ile karışılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Hastanemiz Romatoloji Bilim Dalı Polikliniğinde takibi yapılan PsA tanılı hastaların fizik muayeneleri yapıldı. Hastaların klinik ve labaratuvar bulguları hastalık aktivitesinin değerlendirlmesi amacıyla kullanıldı. Hastaların aşil tendon kalınlıkları ve SWE değerleri ölçüldü. Klinik aktivite, ultrasonografi ve SWE verileri arasındaki ilişki IBM-SPSS 20 programı ile istatistiksel olarak değerlendirildi. İstatistik anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edildi. Bulgular: Hastaların aşil tendon kalınlıkları ve SWE ölçümleri ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmştür. Erkek hastaların aşil tendonların daha kalın ve sert olduğu ve hastaların aşil tendon kalınlıkları arttıkça SWE değerlerinin de arttığı saptanmıştır. Ancak hastaların diğer demografik bulguları, labaratuvar değerleri, fizik muayneleri, PsA ya yönelik kullandıkları tedaviler, klinik gidişatları, PASi ile aşil tendon kalınlıkları SWE değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: SWE tendon, kas, sinir ve ligamanları içeren hastalıkların ciddiyetini belirlemede ve tedavi takibinde gelecek vaat eden bir görüntüleme yöntemidir. Biz de bu çalışmada PsA hastalarında klinik ve laboratuar verileri ile değerlendirilen hastalık aktivitesinin, aşil tendonun USG ile kalınlık ölçümü ve SWE bulguları ile ilişkisini araştırdık. Anlamlı bir koralesyon saptamadık. Ancak aşil tendon kalınlığı artmış olan hastaların SWE değerlerinin daha yüksek olduğunu saptadık. PsA'lı hastaların aşil tendon tutulumunun diğer aşil tendinopatilerinden ayırımı için SWE değerleri kullanılabilir. Hasta sayısının ve çeşitliliğinin kısıtlılığı nedeniyle bu konuda kesin bilgilere ulaşmak için daha geniş anatomik bölgeleri içeren kontrollü prospektif çalışmalara gereksinim vardır. Anahtar kelimeler: Psöriyatik artrit; ayak; aşil tendonu; entezit; artirit; ultrasonografi; shear-wave
Romatoid artritli hastalarda benlik saygısının komorbidite ve hastalık aktivitesi ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, RA tanısı alan hastalarda Rosenberg Benlik Ölçeği ile değerlendirilen Benlik Saygısının komorbidite ve hastalık aktivitesi ile olan ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Bu çalışmaya Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Polikliniği'ne başvuran EULAR sınıflama kriterlerini karşılayan RA hastaları dahil edildi. Her hasta için demografik özellikler, hastalığa spesifik değişkenler analiz edildi hastalar ayrıca ek hastalıklar, ilaç kullanımı ve hastalık aktivitesi açısından değerlendirildi. Benlik Saygısı, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Hastalık aktivitesi DAS 28; ağrı, VAS ile; yaşam kalitesi HAQ anketi ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda hastalarımızda genel popülasyona göre Benlik saygısında daha düşük seviyeler izlendi. Benlik saygısının komorbidite sayısıyla ve hastalık aktivitesiyle istatiksel olarak anlamlı bulunduğu tespit edildi. Sonuç: Bu bulgulardan yola çıkılarak görüldü ki RA hastalarında genel popülasyona göre benlik saygısının daha düşük olduğu ve bu durumun yaşam kalitesi, hastalık aktivitesi, eşlik eden komorbidite sayısı ile yakın ilişkili olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler : Romatoid Artrit, benlik saygısı, hastalık aktivitesi, komorbidite, Rosenberg benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ).
Psöriatik artrit tanılı olgularda plazma IL-12 ve IL-23 düzeyleri ile endotel disfonksiyonu ilişkisi
Giriş ve amaç: Psöriatik artrit (PsA) tanılı hastalar ile sağlıklı ve ankilozan spondilit (AS) tanılı kontrol grubunda; plazma IL-12 ve IL-23 düzeyleri ile endotel fonksiyonlarının göstergesi olan endotel bağımlı (FMD) ve endotel bağımsız dilatasyon (NMD) ölçümlerinin ve bunların birbirleriyle olan ilişkisi, interlökin düzeyleri ile hastaların klinik özellikleri, laboratuvar parametreleri ve hastalık aktivite ölçekleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya 49 PsA, 46 AS, 41 sağlıklı olmak üzere toplam 136 kişi dahil edildi. Çalışmaya katılan bireyler ayrıntılı anamnez ve fizik muayene ile değerlendirildi. Katılımcıların rutin bakılan biyokimyasal parametreleri ile CRP, ESR ve diğer hastalık aktivasyon değerlendirmesi için kullanılan ölçekleri not edildi. ELISA yöntemi ile IL-12 ve IL-23 ölçümü yapıldı. Brakiyal arterden doppler USG ile endotel bağımlı ve bağımsız dilatasyon ölçümü yapılarak endotel disfonksiyonu açısından değerlendirildi. Bulgular: PsA grubunda IL-12 düzeyleri sağlıklı gruba göre yüksek bulunmasına rağmen bu fark istatiksel anlamlılığa ulaşmadı. IL-23 düzeyi ise sağlıklı kontrole göre anlamlı yüksekti. AS grubunda IL-12 ve IL-23 düzeyleri sağlıklı gruba göre anlamlı yüksek saptandı. Tanı gruplarına göre FMD ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı. Bu fark PSA ile sağlıklı katılımcılar arasındaki farktan kaynaklanmaktaydı. PsA hastalarında IL-12 ve IL-23 düzeyleri ile brakiyal arter bazal çapı, FMD ve NMD değerleri arasında istatiksel anlamlı bir ilişki saptanmadı. Laboratuvar değerlerine bakıldığında PSA hastalarında açlık kan şekeri, trigliserid ortalaması en yüksekken, AS hastalarında CRP ve ESR daha yüksekti. Sağlıklı katılımcıların HDL düzeyi PSA ve AS hastalarına göre daha yüksek bulundu. PSA tanılı hastalarda IL 12 ve IL 23 ortalamaları ile BASDAİ, BASFİ, DAPSA, DAS 28, PsAQoL, HAQ, HAD-A ve VAS skorlamaları arasında anlamlı bir fark yok iken; HAD depresyon ölçeği ve BASMİ, IL-23 ile ilişkili bulunmuştur. AS grubunda VAS ve BASMİ ile IL-23 arasında orta düzeyde pozitif yönde ilişki saptanmıştır. IL-12 ile de HAQ arasında orta düzeyde pozitif yönde ilişki saptanmıştır. Sonuç: PsA' da IL-23 düzeyi ile FMD değerleri sağlıklı gruba göre yüksektir. Bu hastalarda kan şekeri regülasyonu bozukluğu, dislipidemi, obezite de daha sık görülmekte ve bu durum metabolik sendrom ve KVH görülme riskinin yüksek olduğunu göstermektedir. PsA hastaları bu komorbiditelerin gelişimi açısından izlenmeli, önleyici önlemler alınmalıdır. PsA hastalarında IL-12, IL-23 düzeyleriyle KVH ve aterosklerozun erken göstergesi olan endotel disfonksiyonunun ilişkisini inceleyen daha fazla sayıda araştırmaya ihtiyaç vardır.
Konvansiyonel ve biyolojik tedavi almış psöriatik artrit tanılı olgularda tedaviye yanıtın yaşam kalitesi ile ilişkisi
Psöriatik artrit (PsA), sıklıkla önemli fonksiyonel yetersizlik ve bozulmuş yaşam kalitesine yol açan, psöriazis ile ilişkili inflamatuvar bir artrittir. PsA cilt tutulumu ve artrit nedeni ile benlik saygısında bozulma, anksiyete ve depresyon semptomlarında artışa neden olmaktadır. Çalışmamızda 2010 yılı itibari ile rutin olarak uyguladığımız SF-36, HAD, Rosenberg benlik saygısı envanterlerini ve hastaların anket tarihindeki fizik muayene ve laboratuar bulgularını kullandık. Çalışmamıza romatolojik hastalığı dışında ek hastalığı olmayan 81 hasta alındı. Hastaların yaş ortalaması 46,41 (±10,16)' di. Çalışmaya alınan hastaların 41` i (%50,6) erkek, 40' ı (%49,4) ise kadındı. Hastalardan 49' u DMARD tedavisi alırken, 32' si anti-TNF tedavi almaktaydı.DMARD ve anti-TNF tedavi alan hasta gruplarında sosyodemografik veriler ve hastaların sosyal alışkanlıkları arasında sedimantasyon ve CRP değerlerinde anlamlı bir farklılık saptanmadı.Anti-TNF tedavisi alan grupta istatistiksel olarak anlamlı ölçüde depresyon (p=0,001) ve anksiyete (p=0,007) sıklığını, DMARD tedavisi alan gruba göre düşük saptadık. Anti-TNF tedavisi alan grubun SF-36 puan ortalamalarının daha yüksek olduğunu saptadık. Her iki grup arasında benlik saygında anlamlı bir farklılık saptamadık.Depresyon ve anksiyete semptomları olmayan hastaların tüm SF-36 alt parametlerinde aldıkları ortalama puanların istatistiksel olarak anlamlı oranda daha yüksek olduğunu ve yine bu hastaların benlik saygılarının daha iyi olduğunu saptadık.Çalışmamızda DMARD ve anti-TNF tedavisi alan gruplar arasında hastalık aktivitesi bakımından anlamlı bir farklılık saptamadık. Hastalık aktivitesi düşük olan hastaların, istatistiksel olarak anlamlı ölçüde benlik saygılarının daha iyi, SF-36 parametrelerinden aldıkları ortalama puanların daha yüksek, anksiyete ve depresyon semptomlarının daha az olduğunu tespit ettik.
Romatoid artrit hastalarında egzersiz sonrası kalp hızındaki düzelmenin değerlendirilmesi
Romatoid artritte hem hastalığa hem de kullanılan ilaçlara bağlı olarak kalp tutulumu olabilmekte ve çoğunlukla sessiz seyretmektedir (53). Kapaklar, ileti sistemi, miyokard, endokard, perikard ve koroner arterler yani kalple ilgili tüm yapılar romatoid artritte tutulabilmektedir (2). Bu nedenle kardiyovasküler riskin değerlendirilmesi ve ani kardiak ölüm riskinin öngörülmesi çok önemlidir. Egzersiz sonrası kalp hızı toparlanma indeksi (HRR), kardiak otonomik aktivitenin sağlıklı ve kardiyovasküler hastalığı olan kişilerde belirlenebilmesine yarayan basit bir ölçümdür. Mortaliteyi belirlemede güçlü bir indeks olup son zamanlarda üzerinde daha çok çalışılmaya başlanmıştır. Bizim çalışmamızın amacı romatoid artritli hastalarda kontrol grubu ile egzersiz sonrası kalp hızındaki düzelmenin karşılaştırılmasıydı. Retrospektif incelediğimiz aktif eklem veya kardiyak yakınması olmayan romatoid artritli hastaların Efor testlerinde Heart Rate Recovery'nin 1. dakikasında kontrol grubuna göre azalma saptadık ki bu kardiyak otonomik disfonksiyonun özellikle kalp hızı toparlanma döneminde ilk dakika üzerinde etkili olan vagus tutulumunun bir göstergesiydi. Bizim çalışmamızda hasta grubunda kontrol grubuna göre HRR'de belirgin azalma saptandı ve HRR1-HRR5 arası ani azalma istatistiksel olarak anlamlı bulundu. HRR'nin 1-5. dakika arasında çıkan anlamlı hızlı azalma düşündürmektedir ki, romatoid artritli hastalarda sadece vagus disfonksiyonu değil aynı zamanda sempatik sistemde de etkilenme vardır. Egzersiz sonrası kalp hızı toparlanma döneminde 1-5.dakikalar arasını özellikle sempatik sistemin yönettiği düşünülürse romatoid artritli hastalarda sempatik sistem disfonksiyonu üzerine daha çok çalışma yapılması gerekliliği doğmaktadır. Elde ettiğimiz bu sonuçlar ileride yapılacak çalışmalara ışık tutabilecektir. Anahtar kelimeler; Romatoid artrit, Heart rate recovery, Kardiyak otonomik aktivite, Vagus tutulumu, Sempatik sistem disfonksiyonu
Sistemik sklerozis hastalarında egzersiz sonrası kalp hızındaki düzelmenin değerlendirilmesi
Sistemik sklerozis fibroproliferatif, mikrovaskuler ve immunolojik değişiklikler sonucunda cilt ve iç organlarda kollajen ve diğer bağ doku makromoleküllerinin aşırı birikimi ile karakterize, kronik otoimmun nadir bir hastalıktır Klinik prezentasyon cilt tutulumu olmakla birlikte patogenetik mekanizmaların yaşamsal organlarda da sürecine devam ediyor olması hastalardaki mortalitenin en önemli sebeplerindendir. Ciddi iç organ tutulumlarında hasarın erken safhalarda başladığı ancak kliniğe organ disfonksiyonları sonrası yansıması ile tedavide gecikmeye ve sağkalımda azalmaya neden olduğu gösterilmiştir. Kardiyak tutulum direk veya indirekt etkilerle oluşur.Kardiyak tutulum SSc'de mortalitenin en önemli nedenlerinden biridir. Tutulum sinsice aşikar hastalığa ilerleyip yaşam kalitesinde düşmeye ve ani ölümlere neden olur. Bu nedenle hastalığın erken aşamada saptanması önemlidir. Asemptomatik tutulumu saptamada hastaların periyodik kontrolleri sırasında şikayeti olmasa bile rutin tetkikleri, ekg, transtorasik ekokardiyografi yapılması önerilmektedir. Ancak hastalığın erken aşamada bu tetkiklerle saptanması güç olduğu için kardiyak MRI, SPECT nükleer görüntüleme, doku doppler görüntülemeleri ile çalışmalar yapılmaktadır . Son zamanlarda otoimmünitenin nöroendokrin sistem üzerine olan etkisi tartışılmaktadır. Egzersiz sonrası kalp hızı toparlanma indeksi (HRR), kardiak otonomik aktivitenin sağlıklı ve kardiyovasküler hastalığı olan kişilerde belirlenebilmesine yarayan basit bir ölçümdür. Bizim çalışmamızda retrospektif incelediğimiz aktif solunum veya kardiyak yakınması olmayan sistemik sklerozisli hastaların Efor testlerinde HRR indekslerini değerlendirdik. Hasta grubunda kontrol grubuna göre HRR'de azalma olsa da istatiksel olarak anlamlı saptanmadı. HRR1-HRR5 arası ani azalma istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Egzersiz sonrası kalp hızı toparlanma döneminde 1-5. dakikalar arasını özellikle sempatik sistemin yönettiği düşünülürse sistemik sklerozisli hastalarda sempatik sistem aşırı aktivasyonu ve disfonksiyonu üzerine daha çok çalışma yapılması gerekmektedir