Theses supervised by Prof. Dr. Utku Utkulu

17 theses · Dokuz Eylül University

Master'sOpen AccessTR

Döviz kuru ve ekonomik büyüme ekseninde Krugman 45 Derece Kuralı'nın geçerliliği: Küresel bir analiz

Ülkeler arası büyüme oranları farkının, ülkelerin toplam talebindeki büyüme farklılıklarından kaynaklandığı savunulmaktadır. Dışa açık bir ekonomide büyümeyi kısıtlayan temel faktör dış ödemeler dengesidir. Krugman (1988) ülkeler arası toplam üretim kapasitelerinde önemli farklılıklar olmasına rağmen, reel kur değerlerinin değişmemesinin teoriye uymaması karşısındaki eksikliği ifade etmiştir. Krugman'a göre ülkelerin büyüme oranları ile dış ticaretin gelir esnekliği, ancak kavramlar arasında sistematik bir ilişki varsa bağdaştırılabilir. Krugman ihracat ile ithalat talebinin gelir esnekliği ve büyüme oranları arasındaki ilişkiyi ortaya koymuş, bu yaklaşıma da ?45 Derece Kuralı? adını vermiştir. İhracat talebinin gelir esnekliğinin, ithalat talebinin gelir esnekliğe oranı ile ülkelerin büyüme oranı arasında doğrusal bir ilişki bulunmaktadır.Bu çalışmada, Krugman 45 Derece Kuralı'nın geçerliliğinin test edilmesi amacıyla panel veri analizi uygulanmıştır. Analize konu olan 14 ülke (Avusturalya, Avusturya, Belçika, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Hollanda, Türkiye, İngiltere ve Amerika) G20 ülkeleri arasından seçilmiştir. Öncelikle paneli oluşturan serilerin durağanlığı incelenmiş, ardından ortak ilişkili etkiler modeli (common correlated effects model) yardımıyla ampirik sonuçlar elde edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, söz konusu 14 ülke için Krugman 45 Derece Kuralı'nın geçerliği olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ülkelerin büyüme oranları ile ihracat ve ithalat talebinin gelir esnekliği arasında sistematik bir ilişki vardır.

BüyümeBüyüme modelleriDöviz+7
Filiz Erataş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Avrupa Birliği'nde ekonomik entegrasyonun büyüme etkisi: Türkiye eksenli bir analiz

Ekonomik entegrasyonun üyelerine sağlaması beklenen potansiyel büyüme etkileri literatürde üzerinde önemle durulan bir konudur. AB 1950'lere dayanan tarihiyle köklü bir entegrasyon olması ve Türkiye'nin de aday ülke konumunda olması nedeniyle bu çalışmanın temel inceleme alanını oluşturmaktadır. Bu çalışmada ekonomik entegrasyonun büyüme etkisi incelenirken genişleyen Avrupa'da koşulsuz ve koşullu yakınsama süreci AB-15 için 1970-2011 dönemi; AB 2004 ve 2007 üyeleri için 1996-2010 dönemi ve son olarak da AB-27 için 1996-2010 dönemi analiz edilmiştir. Tüm analizlere Türkiye ekonomisi verileri de dahil edilmiştir.Ampirik analizde, son yıllarda geliştirilen ikinci kuşak panel birim kök ve panel eşbütünleşme testleri kullanılmıştır. Bu çalışmanın amacı, AB'de ekonomik entegrasyonun büyüme etkisini ortaya koymaktır. Ayrıca AB üyesi ülkelerin ve Türkiye'nin yakınsama hızlarını her bir ülke için hesaplayarak karşılaştırma yapabilmek amaçlanmıştır. Bu bağlamda AB üyesi ülkelerin tümü ve Türkiye için ekonomik entegrasyon ve büyüme arasında uzun dönemde eşbütünleşme ilişkisinin varlığı tespit edilmiştir. Ekonomik entegrasyon uzun dönemde büyümeyi pozitif etkilemektedir. Ayrıca uzun dönem modelinde Ortak İlişkili Etkiler Modeli yardımıyla her bir ülke için uzun dönem koşulsuz ve koşullu yakınsama hızları tek tek hesaplanmıştır.Bu çalışmanın diğer çalışmalardan farkı, uzun dönemde Solowgil Büyüme Modelinin parametre tahminlerinin ülke özelinde de yapılabilmesidir. Böylece her bir AB üyesinin ve Türkiye'nin söz konusu dönemdeki yakınsama hızları ve Gümrük Birliğinin ekonomik büyüme üzerindeki etki düzeylerini karşılaştırmak mümkün olmuştur.Anahtar Kelimeler: Ekonomik Entegrasyon, Büyüme, Avrupa Birliği, CCE Modeli

Avrupa BirliğiAvrupa Tek PazarıBüyüme modelleri+6
Gülçin Güreşçi Pehlivan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Optimum para sahası, parasal birlik ve iktisadi şoklar: Avrupa parasal birliği ve Türkiye eksenli bir iktisadi analiz

Türkiye'nin Avrupa Parasal Birliği'nin (APB) üyesi olup olmaması gerektiği sorusuna Optimal Para Sahası (OPS) teori ve uygulamaları çerçevesinde cevap vermek bu tezin esasını oluşturmaktadır. OPS teorileri birçok ekonometri uygulamaları ile bir ülkenin bir parasal alana üye olup olmaması konusunda maliyet ve fayda analizleri yapacak çeşitli yöntemler ortaya koymaktadırlar. Bu sebeple bu tezde ilk olarak OPS teorileri incelenmektedir.Bu tezin amacı APB'de talep ve arz şoklarının benzerliğini araştırarak son ekonomik gelişmelere ışık tutacak sonuçları ve Türkiye'nin APB'ye üyeliğinin Türkiye açısından etkilerini ortaya koymaktır. Bu tezde APB'nin bir OPS olup olmaması sorusu ve buna ilaveten APB'ye katılmasının Türkiye'nin lehine mi, aleyhine mi olacağı sorusu araştırılmaktadır. APB'ye üye ülkelerin karşılaştıkları ekonomik şoklar veri iken, Türkiye ekonomisine yönelik şokların yapısı farklı ise, Türkiye'nin APB'ye üyeliğinin Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyeceği görüşü bu tez çalışmasının hipotezini oluşturmaktadır. Bu hipotez Panel Veri Analizi, Yapısal VAR (SVAR) ve Eşbütünleşme yöntemleri kullanılarak test edilmiştir.Bu tez çalışmasında elde edilen bulgular ışığında Türkiye'nin APB'ye katılmasının herhangi bir anlamı olmayacağı sonucuna varılmaktadır.. Blgular aynı zamanda APB'nin OPS kriterlerini karşılamadığını da göstermektedir. Bu çalışmada bazı Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde meydana gelen arz ve talep şokları vakalarını, benzer ekonomik düzensizlikler yaşayan ve dolayısıyla OPS oluşturma koşullarından birini yerine getiren ülkeleri belirleme yolu olarak ele alınmaktadır. Türkiye'nin diğer ülkelerin yaşadıklarına benzer iktisadi sorunlar ve düzensizlikler yaşamadığı öne sürülen çalışmada, Türkiye'deki parasal aktarım mekanizmasının APB'den farklı olduğu ortaya konmaktadır. Aktarım mekanizmalarındaki farklılıklardan dolayı da Türkiye'nin APB'ye girmemesi gerektiği sonucu çıkarılmaktadır.Türkiye'nin AB ve APB üyeliklerinin bir-birinden farklı olarak değerlendirilmesi gerektiği düşünüldüğünden tez çalışmasında AB üyeliğinin olumlu etkilerine de yer verilmektedir AB'ye üyeliği durumunda Türkiye AB pazarına giriş imkânı, ekonomik büyümede artış ve yapısal fonlara erişim imkânı kazanacaktır. Tüm bu olumlu etkilerden daha önemlisi, Türkiye'nin AB üyeliği politik ve ekonomik istikrarsızlık ile ilgili belirsizliği ortadan kaldırarak güveni arttıracaktır.Anahtar Kelimeler: Optimum Para Sahası, Avrupa Parasal Birliği, Talep ve Arz ?okları, Para Krizleri, Yapısal VAR, Panel Veri Analizi, Optimum Para Endeksleri, E?bütünle?me

Avrupa Para BirliğiEkonomik analizOptimum para alanı+2
Naib Alakbarov
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası Finansal Krizlerin Temel Kaynakları: Yabancı Para Cinsinden Borçlanma ve Temel Günah

Yabancı para birimi cinsinden borçlanma, özellikle gelişmekte olan ülkeler (GOÜ) için oldukça önemli bir finansman kaynağı oluşturmaktadır. Yabancı para cinsinden borçlanma ekonominin temel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamakla beraber, yanlış dış borç yönetimi zaman zaman finansal krizlerin oluşmasını tetikleyen, derinleştiren ve ülkelerin büyüme süreçlerini kesintiye uğratan nedenler arasında da yer almaktadır. Temel günah (TG) sorunu ekonomi literatüründe ülkelerin uluslararası piyasalarda kendi para birimi cinsinden borçlanamamaları olarak tanımlamıştır. Bu tezin amaçlarından biri TG probleminin nedenlerine ilişkin öne sürülen bazı yaklaşımların sınanmasıdır. TG'nin belirleyicileri ve bu değişkenlerin marjinal etkileri panel veri çift sensörlü tobit yaklaşımı yardımıyla 1990?2012 yılları arasında 41 ülke için tahminlenmiştir. Çalışmanın sonucunda ülke ekonomisinin büyüklüğünün ülkelerin TG probleminin uluslararası bileşeninde önemli bir etken olduğu tespit edilmiştir. Ülkenin ekonomik ve finansal gelişmişlik düzeyinin problemin çözümünde önemli olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Güçlü politika ve kurumların, kredibilitesi yüksek bir para politikasının ve dalgalı kur rejiminin varlığı sorunun açıklanmasında önem arz eden diğer faktörler olarak belirlenmiştir. Yabancı para cinsinden borcun, finansal krizlerin ortaya çıkmasındaki etkisi ise panel probit veri yöntemiyle, 1990?2010 yılları arasında 39 ülke için tahminlenmiştir. Yabancı para cinsinden borcun her zaman finansal krizlere sebep olmadığı çalışmada varılan en temel sonuçlardan biridir. Yüksek TG'nin varlığı tek başına krizlerin temel sebebi olmamakla beraber, doğru borç yönetim yaklaşımları ile yönetilmeyen TG, para, bankacılık ve borç krizleri yaşanma olasılığını artırmaktadır. Varılan diğer önemli bir sonuç ise; bankacılık ve para krizlerinin temel sebeplerinden biri olan para birimi uyuşmazlığı, ekonomik birimlerin borç yapılarını daha da kırılgan hale getirerek, borç krizlerini tetiklemektedir.

Borç kriziDış borç yönetimiDış borçlanma+1
Ela Çolpan Nart
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye' de dış ticaretin çevre üzerine etkisi ve kirlilik sığınakları hipotezi: Çevre yönetim sistemi (İSO 14001) ve ekonometrik bulgular

Dış ticaret ve çevre ararsındaki ilişki, dış ticaretin serbestleşmesi sürecinde çevre problemlerinin gündeme gelmesiyle birlikte, en önemli konulardan birisi haline gelmiştir. Özellikle ticaretin serbestleşmesi ile birlikte çevre kanunlarının sıkı olmayışı gibi birçok nedenden dolayı, kirli endüstrilerin gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru kayması ve gelişmekte olan ülkelerde kirlilik emisyonlarının artması söz konusu olmuştur. Literatürde Kirlilik Sığınakları Hipotezi ile açıklanan bu durum çalışmaların bu alanda yoğunlaşmasını teşvik etmiştir.Bu çalışmanın amacı, dış ticaretin çevre üzerine etkilerini kirlilik sığınakları hipotezi çerçevesinde incelemektir. Türkiye için kirlilik sığınakları hipotezini analiz eden çalışmaların çok fazla olmaması bu çalışmanın yapılış amacını desteklemektedir. Ayrıca bu alandaki çoğu çalışmanın veri kısıtlılığından dolayı sıkıntı yaşamaları ve zaman serisi ekonometrisi gibi yöntemlerden yararlanamamaları yine bu çalışmanın yapılma nedenleri arasında söylenebilir. Türkiye için kirlilik sığınakları hipotezinin sınanması bu çalışmada iki uygulama ile yapılmıştır. İlk uygulamada serbest dış ticaretin çevre üzerine etkileri olan ölçek etkisi, teknik etki ve yapısal etkiyi belirlemek için zaman serisi ekonometrisi kullanılmıştır. İkinci uygulamada Çevre Yönetim Sistemi (ISO 14001) dikkate alınarak, bu çalışma için seçilmiş Türkiye'de faaliyet gösteren beş kirli endüstrinin çevre yönetim sistemi (ISO 14001) belgesine sahip olup olmamalarının betimsel olarak incelenmesi yapılmıştır.Zaman serisi ekonometrisinin kullanıldığı birinci uygulamada, ticaretin serbestleşmesi ile ticaret aktivitelerindeki ve gelirdeki artışın kirlilik emisyonlarını düşürdüğü bulunmuştur. İkinci uygulamada ise bu çalışma için belirlenen ve Türkiye'de faaliyet gösteren beş kirli endüstrinin, incelenen örneklem içerisinde büyük çoğunluğunun çevre yönetim sistemi (ISO 14001) belgesine sahip oldukları tespit edilmiştir. Bu tezin bulguları, serbest dış ticaretin çevreye zarar vermediği aksine çevre için yararlı olduğunu ve Türkiye için kirlilik sığınakları hipotezinin geçerli olmadığı yönünde çıkmıştır.

ISO 14001Kirlilik sığınakları hipoteziUluslararası ticaret+5
Pınar Işıldar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Phillips eğrisinin politika önerisi ve asimetrik etkiler: Türkiye örneği

Parasal ücretlerdeki değişim oranı ile işsizlik oranı arasındaki değiş tokuş ilişkisi olarak ifade edilen Phillips Eğrisi, iktisat yazının ortaya atıldığı günden bu yana en çok ilgi çeken ve araştırılan analizlerinden biri olmuştur. A.W. Phillips (1958)'e atfen Phillips Eğrisi analizi olarak anılan değiş tokuş ilişkisi A.W. Phillips'ten önce I. Fisher (1926) tarafından da tespit edilmiş; ancak analiz J.M. Keynes (1936) sonrası dönemde daha çok ilgi görmüştür. Analiz, R. Lipsey (1960), M. Friedman (1968) ve R. Lucas ve L. Rapping (1969) gibi önemli iktisatçıların görüşleri ile kısa sürede teorik bir temele oturmuş ve hızlı bir gelişim kaydetmiştir. 2006 yılında E. S. Phelps de bu alandaki çalışmaları neticesinde Nobel Ekonomi Ödülü'ne layık görülmüştür. Bu gelişme, analizin önemini ve halen araştırılmaya değer bir konu olduğunu anlamak için yeterlidir. Phillips Eğrisi'nin para politikası bakımından rolü de son derece önemlidir. Bu konu, Türkiye ekonomisi ile ilgili yazında ele alınmaya başlamıştır.A.W. Phillips sonrası dönemde analiz, işsizlik oranı ile büyüme oranı arasındaki ilişki ya da enflasyon oranı ile büyüme oranı arasındaki ilişki olarak da değerlendirilmiştir. Son dönemde, özellikle uygulamalı çalışmalar çerçevesinde, eğrinin matematiksel formu ve bu formun para politikası açısından önemi iktisat yazınında tartışılır olmuştur. Bununla birlikte, konuyu Türkiye açısından ele alan çalışmaların sayısı sınırlıdır. Bu motivasyon ile çalışmada, 1990:1 - 2008:5 dönemi aylık verileri kullanılarak, Türkiye ekonomisi açısından enflasyon farkı ile çıktı açığı arasındaki ilişki araştırılmış ve Markov rejim değişim modeli yardımıyla, söz konusu ilişkinin doğrusal olmadığı ve bu nedenle Türkiye ekonomisi açısından para politikasının asimetrik etkiler ortaya çıkardığı yönünde bulgulara ulaşılmıştır. Çalışmanın temel katkısı, Markov rejim değişim modeli çerçevesinde, Chen (2006) tarafından önerilen geçiş olasılıklarının hesaplanmış olmasıdır.

Asimetrik etkiMarkov değişim modeliPara politikaları+1
Aslı Seda Bilman
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye' de denge döviz kurunun belirlenmesinde portföy yaklaşımı

1980 sonrası dönemde finansal piyasalar üzerindeki kısıtlamaların ortadan kaldırılması ve sermaye hareketlerine tam serbestinin sağlanması ile ekonomik karar birimlerinin portföy tercihleri denge döviz kuru üzerinde etkili olmaya başlamıştır. Bu nedenle geliştirilen portföy yaklaşımında, karar birimlerinin portföy yapısı finansal varlıklar ve yükümlülükleri temsil eden araçlara göre belirlenmektedir. Buna göre, karar birimlerinin servetlerini, ulusal ve yabancı paralar ile finansal araçlar arasında dağıttıkları kabul edilmektedir. Bu nedenle denge döviz kuru, ekonomik karar birimlerinin portföylerinde yer alan ulusal ve yabancı para cinsinden finansal araçlar tarafından belirlenen bir fiyattır. Bu finansal araçlar arasında tam ikamenin olmadığı varsayıldığından, bir finansal risk söz konusudur. Dolayısıyla ekonomik karar birimleri portföylerini bu risklere bağlı olarak oluşturmaktadırlar.Bu çalışmanın amacı, Türkiye`de ekonomik karar birimlerinin portföy tercihlerini ve bu portföy tercihlerinin denge döviz kuru üzerindeki etkisini belirlemektir. Çalışmada denge döviz kurunun oluşumunda portföy yaklaşımının geçerliliği doğrusal olmayan modelleme tekniklerinden Markov Rejim Değişimi ve SETAR modeli ile analiz edilmiştir. Bu teknikler ile zaman serisinde çoklu yapısal kırılmalar ve doğrusal olmayan yapılar incelenerek, rejimler arası olasılıklar belirlenmektedir.Çalışmada iki rejimli bir süreç tanımlanmıştır. ?Rejim 1? döviz kurunun istikrarsız olduğu (döviz kurunun yükselme eğilimi gösterdiği), ?rejim 2? ise döviz kurunun ulusal para karşısındaki değerinin istikrarlı bir seyir izlediği (döviz kurunun aşağı yönlü bir seyir izlediği) süreci temsil etmektedir. Modellerin analiz sonuçlarına göre, rejim 1'de ekonomik karar birimlerinin portföy tercihleri denge döviz kurunun değişimi üzerinde etkili değildir. Buna karşın, rejim 2'de söz konusu değişkenlerin denge döviz kurundaki değişimleri açıklama gücü daha yüksektir.Portföy yaklaşımı çerçevesinde denge döviz kurunun oluşumunu açıklamaya çalışan bu iki modelin ele alındığı dönemde, rejim dönemlerini yaşanan kriz süreçleri belirlemiştir. Ele alınan yaklaşıma göre, kriz dönemlerinden yüksek devalüasyon ve ihracat artışları ile çıkılmış gibi görünse de, ağırlıklı özel kesimin borçlanması etkilidir. Bu açıdan denge döviz kurunun oluşumunda özel kesimin yabancı para cinsinden borcu, cari açık ve faiz oranı değişkenleri belirleyici olmuştur.

Aydanur Gacener Atış
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Müzakere edilen Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTYYO) Anlaşması'nın Türkiye'nin ticaretine olası etkileri

Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTYO/TTIP) Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) arasında 2013 yılında resmen müzakere edilmeye başlanmış yeni nesil ve mega bölgesel bir serbest ticaret anlaşmasıdır. Anlaşma gerçekleşirse küresel GSYH'nin, doğrudan yabancı yatırımın ve mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık yarısını temsil edecek güçlü bir ticaret bloğu ortaya çıkaracaktır. TTIP'in tarifelerin yanı sıra tarife dışı engellerde de önemli indirim gerçekleştireceği ve küresel ticari sistem için yeni kurallar yaratacağı öngörülmektedir. Türkiye, ABD ve AB ile var olan güçlü siyasi ve ekonomik bağları sebebiyle anlaşmadan en çok etkilenecek ülkelerden biridir. Bu çalışmanın maksadı TTIP'in Türkiye'nin ticaretine etkilerini tartışmak ve Türkiye için en iyi TTIP senaryosunu saptamaktır. Bu amaçla, senaryo inşası, SWOT analizi ve geriye dönük tahmin gibi birbirini tamamlayan bazı uzgörü yöntemleri kullanılmıştır. Bu yöntemler, küresel ticaret sisteminin merkantilizmden yeni nesil ve mega bölgesel anlaşmalarına kadar geniş bir tahlili, ABD, AB ve Türkiye'nin ticaretinin ve ticaret politikalarının değerlendirmesi ve TTIP hakkında yapılan etki analizi çalışmalarının derin incelemesi ile desteklenmiştir. TTIP'in hayata geçmesi durumunda, hem serbest ticaret anlaşmalarının yarattığı ticaret saptırıcı etkilerden dolayı hem de Türkiye-AB Gümrük Birliği'nin bazı eksik yönleri yüzünden anlaşmanın dışında kalmak Türkiye'ye önemli maliyetler getirecektir. TTIP ne kadar derin ve geniş kapsamlı olursa, dışarıda kalmanın maliyetleri de o kadar artacaktır. Oluşturulan senaryolar doğrultusunda, Türkiye'nin en kazançlı olacağı durum hırslı bir TTIP'in gerçekleşmesi ve Türkiye'nin bu yapıya eklemlenmesidir. Bu Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, ABD ile paralel STA imzalama, kapsayıcı bir TTIP'e sonradan üyelik şartları gerçekleştirerek intikal etme ya da AB üyeliğini başarma yolları ile mümkündür.

Dış ticaretDış ticaret politikalarıTicaret politikaları+3
Ali Kıncal
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Euro krizi, Avrupa Birliği'nin geleceğinde Türkiye'nin yeri ve muhtemel senaryolar: 'Esnek entegrasyon' bir çözüm olabilir mi?

Tarihsel olarak bakıldığında tek düze entegrasyon, başka bir deyişle bütün üye devletlerin aynı anda bütünleşmesi fikri, Avrupa bütünleşmesinin ilk yıllarında Topluluğu geliştirmek için kabul edilen bir yöntem olarak düşünebilir. Fakat, ilerleyen yıllar boyunca artan üye sayısı, derinleşen ve çoğalan entegrasyon alanlarıyla birlikte, Avrupa Birliği (AB) tek düze entegrasyon açısından çeşitli sorunlarla karşılaşmıştır. Özellikle derinleşme ve genişleme sürecine, üye ülkelerin farklı zamanlarda ve farklı koşullarda katılmaları, yeni üyelerin hali hazırda üye olan ülkelerin hızını ve uyumunu yakalamasını zorlaştırmıştır. Bu durumun ortaya çıkarmış olduğu ayrışma, Euro krizi başta olmak üzere Brexit, Suriyeli mülteci krizi ve artan milliyetçi akımlar ekseninde, AB içinde belirginleşmiştir. Diğer bir taraftan, bu kriz ortamının üye devletlerarasındaki farklılıkları daha da derinleştirmesi, AB'nin tüm üye devletlere uyan tek tip politika yapımını mümkün kılmamıştır. Bu bağlamda, artan çeşitliliğin daha etkin ve etkili yönetilmesi açısından, esnek entegrasyon kavramı önem kazanmaktadır. Bu çalışmada, AB'nin gelecekte tek bir modele bağlı kalmadan; farklı esnek entegrasyon modellerini pragmatik bir şekilde uygulayan bir yapıya evirileceği öngörülmektedir. Bu kapsamda çalışmanın amacı, AB'nin geleceğinde esnek entegrasyonun gerekliliğini vurgulamak ve AB'nin söz konusu bu geleceğinde Türkiye'nin yerini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda, ilk aşamada esnek entegrasyon kavramı irdelenecektir. Takip eden kısımda, AB'nin gelişmekte olan bir özelliği olarak esnek entegrasyon değerlendirilip gerekçeleriyle açıklanacaktır. Son olarak, AB'nin geleceğinde Türkiye'nin yeri oluşturulan muhtemel senaryolar çerçevesinde senaryo analizleriyle değerlendirilecektir. Türkiye-AB ilişkilerinin gelecekteki formu ve sürdürebilirliği bu çalışmada incelenen senaryolarla bağlantılıdır.

Avrupa BirliğiBütünleşmeEkonomik bütünleşme+4
Elif Cemre Beşgür
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

1980 sonrasında Türkiye'de makroekonomik istikrarsızlık: Dinamik stokastik genel denge analizi

Makroekonomik modellemedeki gelişmelere koşut olarak, bu çalışmada, Türkiye ekonomisinin 1980 sonrası yaşadığı fakat kökleri 1970'lere uzanan istikrarsızlığın açıklanmasına yönelik olarak dışa açık küçük bir ekonomi için DSGD modeli oluşturulmuştur. Amaç, makroekonomik istikrarsızlık kaynaklarını saptamak üzere, iyi tanımlanmış mikro temellere dayalı, ekonominin gerçeklerine olabildiğince uygun (nominal katılıkları, piyasa aksaklıklarını, şokları, dışa açık ekonominin karşı karşıya olduğu sorunları -döviz kuru şokları, sermaye hareketleri- dikkate alan) bir model oluşturmak ve modelin gözlemlenen verilerle çalıştığını göstermektir. Bu alandaki kuramsal yaklaşımlar çerçevesinde bir DSGD modeli oluşturularak, modelin Türkiye için işleyip işlemediği test edilmiştir. DSGD modellerinin öngörümlenmesinde, güçlü ekonometrik yorum izlenerek, Bayesyan teknikler kullanılmıştır. Türetilen etki-tepki fonksiyonları ile ekonomiye yönelik şokların etkileri tartışılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, ekonomiye yönelik olarak modelde yer verilen sekiz ayrı dışsal stokastik şokun tamamı üretim, tüketim, enflasyon, reel döviz kurları, dış ticaret hadleri ve faiz oranları değişkenlerinde durgun durum dengelerinden kalıcı bir biçimde uzaklaşmaya yol açmaktadırlar. Bütün şokların Türkiye ekonomisinde istikrarsızlık kaynağı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

1980 sonrasıDinamik stokastik genel denge modeliEkonomik istikrar+2
Ahmet Aydın Arı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bütçe açıkları ve politika etkisizliği: Türkiye uygulaması

Özellikle 1980'lerden sonra, bütçe açıkları ve iç borçlar ekonomik gündemin enönemli konuları arasında yer almı tır. Fakat bu de i kenlerin ekonomi üzerindekietkileri gerek iktisadi teori gerekse ampirik çalı maların ula tı ı sonuçlar açısından açıkde ildir. Çünkü bütçe açıkları ve iç borçların ekonomi üzerindeki etkisi bireylerinalgılamalarına göre de i ir. E er bireyler hükümet borcunu net servet olarakalgılıyorsa, vergi indiriminin neden oldu u bir bütçe açı ının borçlanma ile finanseedilmesi, harcanabilir geliri artırır, toplam talebi uyarır, faiz oranlarını artırır ve özelsektör yatırımlarını dı lar. Bu sonuç Keynesyen Teorinin ürünüdür. Ricardocu DenklikTeoremi (RDT) Keynesyenlerin sonuçlarına kar ı çıkmaktadır. Bu teoreme görehükümet borcu rasyonel bireyler tarafından net servet olarak algılanmamaktadır.RDT'ye göre bireyler cari bir vergi indiriminin gelecekte bir vergi yükü olarakkar ılarına çıkaca ını dü ünürler. Bu bireylere göre, iç borçlanma ile finanse edilmicari bir vergi indirimi sadece vergi tahsilâtını geciktirmektir. Böyle bir durumdabireyler Keynesyen Teori'nin önerdi inin aksi yönde hareket edeceklerdir.Bir ekonomide bu iki yakla ımdan hangisinin geçerli oldu unun bilinmesi maliyepolitikalarının sonuçları açısından önemlidir. Bu çalı manı esas amacı RDT'nin Türkiyeiçin geçerlili ini, e bütünle me tekniklerini kullanarak ara tırmaktır. Bu çalı madaRDT'nin geçerlili i 1994:1-2005:4'e kadar olan veri aralı ında, öncelikle bir tüketimfonksiyonu tahmin edilerek, daha sonra ise ikiz açık hipotezinin geçerlili ini test ederekara tırılmı tır. Çünkü kiz Açık hipotezinin reddedilmesi, RDT'nin geçerli olmasıanlamına gelmektedir.Çalı mada klasik e bütünle me yakla ımlarına ek olarak, yapısal kırılmalarıdikkate alan bütünle me ve e bütünle me testlerinin yanı sıra sınır testi ve ARDLyakla ımı gibi teknikler de kullanılmı tır. Çalı madan elde edilen genel sonuçlar,RDT'nin Türkiye için geçerli bir teorem olmadı ını göstermektedir. Buna göre bütçeaçıkları Türkiye ekonomisi üzerinde olumsuz etkileri vardır.

Elmas Yaldız
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Yenilenebilir enerji arzının modellenmesi: Türkiye için sektörel bir analiz

Üretim sürecinin temel girdisi olan enerjiye olan talebin belirgin artışları ve artan talebin yaygın olarak fosil yakıtlar aracılığıyla karşılanması çevre üzerinde yarattığı baskılar nedeniyle küresel alanda en çok tartışılan konulardan biri haline gelmiştir. Çevresel baskının ortadan kaldırılması için yeşil büyüme ya da büyümeme gibi çözümler ortaya atılırken bir diğer alternatif de yenilenebilir kaynakların enerji kullanımındaki payının artırılması olmuştur. Buradan hareketle bu çalışmada, yenilenebilir kaynakların neden fosil yakıtlara karşı üstün olduğu, dünyada yenilenebilir enerjiye doğru bir dönüşüm yaşanırken Türkiye'nin kullanmakta olduğu enerji kaynaklarıyla ve uygulamakta olduğu politikalarla küresel görünüm içerisindeki yeri karşılaştırmalı bir bakış açısıyla ortaya konulmuştur. Ayrıca Türkiye'de sektörel dönüşümler yaşanırken kullanılan enerjilerin sektör büyümelerinden ayrıklaşıp ayrıklaşmadığı diğer bir ifadeyle büyümenin kaynaklar üzerinde baskı yaratıp yaratmadığı, sektörel bazda enerji kaynakları arasında bir yakınsama ilişkisinin olup olmadığı, var ise bu ilişkinin fosil mi yoksa yenilenebilir kaynaklar yoluyla mı gerçekleştiği ampirik olarak test edilmiştir. Ayrıklaştırma indeksi bulguları; Türkiye'de sektörlerin genelinde göreceli bir ayrıklaştırma ilişkisi olduğunu, panel veri analiz bulguları sektörler arasında kısmi bir yakınsama olduğunu ve yapısal kırılmalı birim kök analizi bulguları bu kısmi yakınsamanın sektörlerde kullanılan fosil yakıtlar aracılığıyla gerçekleştiğini göstermiştir. Bu bulgular, ülkedeki yenilenebilir enerji politikalarının teoride AB ve OECD gibi birlik politikalarıyla uyumlu, ancak uygulama noktasında yetersiz kaldığını gösterir niteliktedir. Buçerçevede bu politikaların birlik üyesi ülkelerdeki başarıyı neden yakalayamadığının araştırılması, enerji arz kaynaklarının yenilenebilir kaynaklar üzerinde yoğunlaştırılması, yenilenebilir kaynaklar için gerekli finansman desteğinin devletin öncü özel sektörün destekleyici olduğu politikalarla yaygınlaştırılması ve politikaların sürdürülebilirliğinin sağlanması, fosil yakıtların çevre üzerinde yarattığı baskının çevre vergileri aracılığıyla sınırlandırılması ve kamunun temiz teknolojilere yönelik ar-ge payının yeniden düzenlenmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Enerji Kaynakları, Yenilenebilir Enerji, Sürdürülebilirlik, Ayrıklaştırma, Sektör-Kaynak Analizi, Yakınsama Analizi

Enerji kaynaklarıEnerji sektörüModelleme+4
Kumru Türköz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası enerji fiyatlarının dünya ticareti üzerine etkisi

Sanayi devriminin başlangıcından itibaren enerjinin gerek üretim kanallarında girdi olarak gerekse hane halkı kullanımı için önemi giderek artmıştır. İnsanoğlu enerji kaynaklarının büyük bir bölümünü fosil yakıtlar olarak belirtilen; kömür, petrol ve doğalgaz kaynaklarından sağlamaktadır. Dolayısıyla enerji kaynaklarının fiyatlarındaki değişim bu mallara olan talebin değişmesi sonucunu yaratmıştır. Enerji mallarını talep eden ülkelerin ise enerji-dışı malları yoğun olarak üreten ülkeler olduğu görülmektedir. Bu ülkelerin enerji-dışı mallarını enerji malı satan ülkelere de ihraç ettiği gözlemlenmektedir. Buradan hareketle çalışmada, enerji fiyatları ile enerji dışı malların fiyatlarının, nispi fiyatlar çerçevesinde ve ticareti etkileyen diğer bazı değişkenler de ilave edilerek, dünya ticareti üzerindeki etkisi seçili ülkeler için incelenmiştir. İki yönlü ticareti dikkate alan çalışmalar teorik olarak çekim modeli ile analiz edilmektedir. Teorik çekim modeli analizi ampirik olarak çeşitli panel regresyon teknikleri ile uygulanabilmektedir. Araştırmada, bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken olan ticaret üzerindeki etkisini belirlemede üç çeşit panel regresyon tekniği kullanılmıştır. Bunlar, stokastik sınır, rassal etkiler ve filtrelenen sabit etkiler tahmincisi teknikleridir. Elde edilen bulgulara göre enerji malları fiyat endeksi içindeki malların fiyatlarındaki artışın ihracat üzerinde negatif etkisi olacağı, bu durumda da dış ticaret hadlerinin ülkelerin aleyhine olacağı tespit edilmiştir. Bu çerçevede enerji fiyatlarının yükselmemesi için sosyo-ekonomik politikalar ortaya koyulması gerektiği düşünülmektedir. Bunlar, özellikle artan talebi karşılamak için arzı arttırmaktan geçmektedir. Modeldeki diğer değişkenler de dikkate alındığında, özet olarak, büyüme yönlü politikaların arttırılması, piyasalarda rekabetçiliğin sağlanması, etkili lojistik yönetiminin varlığı, kültürel ortaklılığın sağlanması, benzer gelir seviyesindeki ülkelerin iş ortaklıklarının geliştirilmesi, enerjide arzın arttırılması ve/veya çeşitlendirilmesi ile dünya ticaret hacminin artacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Ticaret, Enerji Fiyatları, Filtrelenen Sabit Etkiler, Çekim Modeli, Stokastik Sınır Analizi, Rassal Etkiler Tahmincisi.

Cazibe modelleriEnerjiFiyat+4
Memduh Alper Demir
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bölgesel gelişme dinamikleri ekseninde serbest bölgelerin dış ticaret etkileri: Ege Serbest Bölgesi (ESBAŞ) örneği

20'nci yüzyılda dünya önemli iki ekonomik krize sahne olmuştur. Bunlardan ilki 1929 ekonomik bunalımı, ikincisi ise 1970'li yıllarda meydana gelen petrol krizi ve bunun ekonomilerde oluşturduğu daralmadır. Özellikle ekonomik alanda krizin derinleşmesi, dünya ekonomi ve ticaretini dönüşüme uğratmış, ithal ikameci yaklaşımların tıkanması nedeniyle dışa açık büyüme ve dış ödemeler dengesinin sağlaması, bilhassa gelişmekte olan ülkelerin hedefi haline gelmiştir. Dünya ticaretinin daralan etkisini gidermek için her iki kriz sonrasında da serbest bölge kuruluş çalışmalarının hız kazandığını görmekteyiz. Türkiye'de de 1980 yılında alınan ekonomik istikrar tedbirleri ile birlikte dışa açık büyüme modeline geçilmiş, bu çerçevede ihracata yönelik yatırım ve üretim artışı, yabancı sermaye ve teknoloji girişinin hızlanması, dış finansman ve ticaret imkanlarının geliştirilmesine uygun olarak serbest bölgelerin kuruluşu gündeme gelmiştir. 1985 yılında çıkarılan Serbest Bölgeler Kanunu ile getirilen önemli avantaj ve teşvik uygulamalarıyla birlikte de serbest bölge kurma çalışmalarına ağırlık verilmiştir. Bu çalışmada, Dünyada ve Türkiye'de serbest bölgelerin kavramsal çerçevesi ile ortaya çıkışları, çeşitleri, genel özellikleri vb. hususlar açıklanmak suretiyle ülke ekonomilerine ve dış ticarete olan etkileri ortaya konulmuştur. Ege Serbest Bölgesinde üretim ve dağılımı incelenerek olası bir kümelenme potansiyeli var mı? sorusuna cevap aranmıştır. Türkiye'de ki serbest bölgelerin, özelinde ise Ege Serbest Bölgesinin kuruluşundan bugüne kadar olan süreçteki faaliyet ve ticaret hacmi ile doğurduğu dış ticaret etkileri veriler eşliğinde karşılaştırmalı analize tabi tutulmuş, ayrıca Ege Serbest Bölgesi'nin ticaretteki uluslararası rekabet gücünün bölgeden yurtdışına ve yurtdışından bölgeye "Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlük (Balassa AKÜ) Endeksi" çerçevesinde ölçümü yapılarak bulgular değerlendirilmiştir.

Bölgesel kalkınmaEge Serbest BölgesiSerbest bölgeler+2
Mustafa Toprak
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dış ticaret hadleri ve ekonomik büyüme ilişkisi: Türkiye örneği

Bugüne kadar dış ticaret hadleri kavramı üzerine çeşitli tanımlamalar ve açıklamalarda bulunulmuş, bu kavramla ilgili pek çok teori ortaya konulmuştur. İktisat bilimcilerin dikkatini çeken bu kavram, küreselleşen dünyamızda ticaret yapan ülkeler arasında tarafların kayıp ya da kazanç elde edeceğini belirten bir ölçü birimi görevi görmektedir. Ülkeler arası ticari ilişkilerinin, mal hareketliliğinin arttığı küresel dünyada söz konusu mallarda meydana gelen fiyat değişiklikleri ülkeleri pozitif mi yoksa negatif mi etkileyeceği büyük bir soru işaretidir. Dış ticaret hadleri kavramı, bu anlamda soruların cevaplarını karşılamakta ve iktisat bilimi için önemli hale gelmektedir. En kısa tanımıyla, ihracat fiyatlarının, ithalat fiyatlarına oranı olarak tanımlanan dış ticaret hadleri kavramı, ilk olarak Ricardo ve Mill tarafından ortaya atılsa da ticaret hadleri terimini ilk kullanan Marshall olmuştur. J.Stuart Mill, ülkenin talep edeceği belli miktar ithal malı karşılığında, kendi malından ne miktarda teklifte bulunacağını ifade eden karşılıklı talep kanununu ele alırken, Marshall bu çalışmayı bir ileri boyuta taşıyarak, dış ticaret hadlerini geometrik şekilde ifade etmiş ve ilk kez iki ülkenin eğrilerini simetrik olarak ele almıştır. Böylece teklif eğrileri oluşmuş ve dış ticaret hadleri terimini daha kapsamlı bir şekilde açıklamıştır. Dış ticaret hadlerindeki değişimler ülkelerin ticari ilişkilerinde bir ölçü olsa da, ülkeler üzerinde yaratmış olduğu etki pek çok iktisatçı tarafından görüş farklılıklarına sebep olmuştur. Klasik İktisatçılar, gelişmekte olan, hammadde ve tarımsal ürün ihracatçısı ülkeler için dış ticaret hadlerinin lehine olacağı tezini savunurken, Singer ve Prebish adlı iktisatçılar, uzun dönemde tarımsal ürün ihraç eden ülkelerin dış ticaret hadlerinin aleyhine gelişeceğini savunmuştur. Dış ticaret hadlerinin gelişmekte ve gelişmiş ülkelere olan etkisi tartışmalı bir konu olsa da günümüzde hala bu kavram ticari ilişkilerin sonucunu gösteren önemli bir gösterge olmuştur. Dış ticaret hadlerinde iyileşme söz konusu ülke için bir birim ihraç malı karşılığında daha çok ithal malı elde etmesi anlamına gelmektedir. Aksi durumda ise dış ticaret hadleri ülkenin aleyhine döner. Ülke yaptığı ticaretten zaman içerisinde, refah kaybı yaşar. Bir ekonominin en önemli hedeflerinden birisi ekonomik büyüme oranını arttırabilmektir. Bu hedefe ulaşmak ihracatı arttırmakla mümkündür. Çünkü ihracatın artması, mal ve hizmet üretimini arttırmakla birlikte rekabetin de artmasını sağlar. Rekabetin artması daha iyi yönetim, yeni teknolojilerin artması ve yayılmasını, yeni becerilerin öğrenilmesini ve bu şekilde verimliliğin artmasını sağlar. Yeni teknoloji, verimlilik ise ekonomik büyüme oranını arttırır. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, iç pazarı dar olan ülkeler için ihracat, ekonomi için büyümenin motoru rolünü oynamaktadır. Tezin amacı, dış ticaret hadleri kavramının ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini Türkiye bağlamında incelemektir. Bu amaçla, çalışmanın birinci bölümünde dış ticaret hadlerinin tanımı, hesaplama yöntemleri sınıflandırılarak anlatılmış, daha sonra dış ticaret hadleri kavramı teorik çerçevede işlenmiştir. İkinci bölümde ise ilk olarak ekonomik büyümenin ülkeler için önemi ve bu kavramı etkileyen doğal kaynaklar, sermaye, emek ve teknolojik gelişme gibi etkenler açıklanmıştır. Geleneksel büyüme teorileri Klasik dönem öncesi yaklaşımlar ve Klasik büyüme teorisi olarak iki başlık altında açıklanmıştır. Daha sonra Keynesgil yaklaşıma dayalı büyüme modeli, Neoklasik büyüme Modeli ve İçsel büyüme modeli başlıkları adı altında son dönem büyüme teorileri açıklanmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde Türkiye' de Dış Ticaret Hadleri ve Ekonomik Büyüme İlişkisi ekonometrik olarak incelenmektedir. Bu bölümde öncelikle literatür araştırması ve daha sonra model ve veri seti ile ilgili açıklamalar yapılmış olup, durağanlık kavramı ve sahte regresyon konuları açıklanmıştır. Çalışmada OECD ve TÜİK aracılığıyla 1990-2015 çeyreklik verileri ele alınmıştır. Çalışmada, geleneksel birim kök testlerinin yanı sıra tek kırılmalı ve çift kırılmalı birim kök testleri ve ARDL eştümleşme modeli uygulanarak, dış ticaret hadlerinin GSYH üzerindeki etkisi incelenmiştir. Elde edilen ampirik bulgulara göre, dış ticaret hadlerindeki %1 lik bir artış, uzun dönemde ekonomik büyüme üzerinde %0,667 lik bir artışa neden olmaktadır. Bu sonuçtan hareketle dış ticaret hadlerinde meydana gelen pozitif bir gelişmenin reel gelir üzerinde yani ekonomik büyüme üzerinde pozitif etki yarattığını öne süren Harberger- Laurzen-Metzler etkisinin doğruluğu ülkemiz bağlamında ispatlanmaktadır. Reel döviz kurundaki %1 lik bir artış uzun dönem ekonomik büyüme üzerinde %1,526' lık pozitif bir etkiye neden olurken, dışa açıklık (OP) değişkeninin uzun dönem katsayı tahmin sonucuna bakıldığında ekonomik büyüme üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisinin olduğu görülmektedir. Bu bağlamda dışa açıklıktaki %1' lik bir artış ekonomik büyüme üzerinde % 3,35 ' lik bir artışa yol açmaktadır.

CezaDış ticaret hadleriEkonomik büyüme+2
Burçin Çakır
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de bankacılık ürünlerinin kullanımının kayıt dışı ekonomiye etkisi

Kayıt dışı ekonomi, özellikle gelişmekte olan ülkelerin en önemli problemlerinin başında gelmektedir. Kayıt dışı ekonomi, devletler açısından vergi kaybı anlamına gelmektedir. Bu nedenle de önlenmeye çalışılan bir problem olarak görülmektedir. Kayıt dışı ekonomi bankacılık sektörü ile sıkı ilişkiler içerisindedir. Bir ekonomik faaliyet ne kadar bankacılık sistemi aracılığı ile yapılırsa, o kadar kayıt altına alınır ve işlemler arkasında izler bırakır. Buna karşılık nakit para ile yapılan işlemlerin takibi neredeyse imkansızdır. Dolayısıyla ödeme işlemlerinin bankacılık kanalıyla yapılması, kayıt dışı ekonominin önlenmesinde başlıca araçtır. Bu çalışmada bankacılık ürünleri kullanımının kayıt dışı ekonomi üzerindeki etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla banka kartı, kredi kartı, ATM, POS cihazı, mobil bankacılık, internet bankacılığı kullanımının kayıt dışı ekonomi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışmada 2002-2016 dönemine ait kayıt dışı ekonomi büyüklükleri yıllık, 2002M01-2016M04 dönemine ait Türkiye'deki banka kartı, kredi kartı, ATM ve POS sayısı aylık, 2006Q2-2016Q1 dönemine ait internet bankacılığı kullanan aktif müşteri sayısı çeyreklik, 2011Q1-2016Q1 dönemine ait mobil bankacılık kullanan aktif müşteri sayısı çeyreklik olarak kullanılmıştır. Enflasyon verisi modele bağımsız kontrol değişken olarak 2002-2016 yılları arasında aylık olarak TCMB'den elde edilerek dahil edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; banka kartı, kredi kartı, ATM ve internet bankacılığı kullanımlarının kayıt dışı ekonomi üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmaktadır. Buna karşılık POS cihazı ve mobil bankacılık kullanımının kayıt dışı ekonomi üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. Banka kartı, kredi kartı ve internet bankacılığı kullanımının kayıt dışı ekonomi üzerinde negatif ve anlamlı bir etkisi, ATM kullanımının ise kayıt dışı ekonomi üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi bulunmaktadır. Banka kartı, kredi kartı ve internet bankacılığı kullanımının 2. Polinom katsayısının 2. polinom dönemi boyunca kayıt dışı ekonomiyi azalttığı, ATM kullanımının 2. Polinom katsayısının 2. Polinom dönemi boyunca kayıt dış ekonomiyi arttırdığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Bankacılık, Bankacılık Ürünleri, Kayıt Dışı Ekonomi, MIDAS, Türkiye Ekonomisi.

BankacılıkBankacılık sektörüBankacılık sistemi+2
Yıldız Zencir
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin ithalat talep fonksiyonu: Karşılaştırmalı bir analiz 1990-2016

Bu çalışma Türkiye'nin toplam ve seçilmiş ülkelerle olan ithalat talebinin ekonometrik analizini içermektedir. Çalışma da toplam ithalat talebi için 1990'dan 2016'ya kadar yılları kapsayan çeyrek dönemler kullanılırken, seçilen ülkelerle olan ithalat talebi için aynı dönemler içerisinde yıllık veriler kullanılmıştır. İthalat talebi ile ithalat talebini belirleyen etkenler olan gelir, nisbi gelir, yabancı döviz girişleri ve dış borç stoku arasındaki uzun dönemli ilişkiyi incelemek amacıyla Maki(2012) eştümleşme analizi kullanılmıştır. Çalışma ana model ve kapsamlı model olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Seçilmiş ülkeler içinde ana model dikkate alınmıştır. Bu test sonucunda değişkenlerin ve ithalatın eştümleşik olduğu görülmüştür. Toplam ithalat talebinin gelir, nispi fiyatlar, yabancı döviz girişleri ve dış borç stokuna göre tahmin edilen uzun dönemli katsayıları sırasıyla; 1.22, -0.06, 0.37 ve -0.38 şeklindedir. Çalışmaya göre gelir ve fiyat ile birlikte politika uygulayıcılarının toplam ithalat talebini belirlerken yabancı döviz girişleri ve dış borç stokunu da dikkate almaları gerektiği sonucuna varılmaktadır. Almanya ve Çin için gelir ve nispi fiyatlar katsayıları sırasıyla; 1.31, 3.37, -0.07 ve -0.23 şeklindedir. Almanya'nın fiyat ve gelir elastikiyetleri toplam ithalatla neredeyse aynıyken, Çin için gelir elastikiyeti öne çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Maki (2012), İthalat Talep Fonksiyonu, Yabancı Döviz Girişleri, Dış Borç Stoku, Çin, Almanya, Engle-Granger

Dış borç yönetimiEkonometriEkonometrik analiz+2
İrem Balceli
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Other supervisors