Theses supervised by Prof. Dr. Yasemin Özkan

16 theses · Hacettepe University, Aydın Adnan Menderes University

DoctorateOpen AccessTR

Otizmli çocuğa sahip ailelerin psikososyal ve finansal yüklerine ilişkin deneyimleri

Bu çalışmada, otizmli çocuğa sahip ailelerin yaşadıkları psikolojik, sosyal ve finansal zorluklara ilişkin ebeveynlerin ve bu alanda görev yapan farklı profesyonellerin deneyimleri ele alınmıştır. Çalışmanın verileri nitel araştırma yöntemlerine uygun olarak yirmi ebeveyn ve on yedi profesyonel ile yarı yapılandırılmış görüşme formları ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek toplanmıştır. Elde eilen bulgular tanının öğrenilmesi, sosyal yaşam, finansal zorluklar ile öneri ve ihtiyaçlar olmak üzere dört farklı tema altında toplanmıştır. İlk tema olan tanının öğrenilmesi; tanı sürecinde yaşanan zorluklar, tanı süürecinin uzunluğu, tanı yaşının geç oluşu, çok ve çaresizlik, kabullenememe, kendini suçlama, geleceğe dair planların değişmesi vb. ailelerin tanıya yönelik psikolojik tepkileri ve benzeri olarak belirlenmiştir. İkinci tema olarak sosyal dışlanma, toplumsal tepkiler, toplumsal yaşama katılımın azalması, aile içi ilişkileri eğitim ve sağlık alanında yaşana zorluklar ile istihdam alanında yaşanan zorluklar şeklinde belirlenmiştir. Üçüncü tema olan finansal zorluklar teması altında tedavi maliyetleri, eğitim maliyetleri, ekstra maliyetlere ait kategoriler yer almaktadır. Son tema olan öneri ve ihtiyaçlar teması altında ise ailelere, profesyonellere ve politika yapıcılara yönelik öneriler ile ihtiyaçlar yer almaktadır. Aileler tanının öğrenilmesi ile birlikte psikolojik bir yükün altına girmekte, toplumdan izole olmakta ve çocuklarının ihtiyacı için finansal zorluklar yaşamaktadır. Özellikle finansal zorluklar ailelerin iyilik halini olumsuz etkilemekte ve bu durum doğrudan çocuklarına yansımaktadır. Çocukları için neler yapılabileceğini bildikleri halde buna finansal açıdan güç yetiremeyen aileler kendilerini yetersiz ve çaresizlik hissetmektedirler.

Ferhat Toper
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki kurum bakımında büyümüş bireylerin psikolojik dayanıklılık (yılmazlık) düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı kurum bakımından ayrılan bireylerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin değerlendirilmesidir. Kurum bakımından ayrılan bireylerin psikososyal sağlık yönünden güçlenmesi ve kurum dışındaki hayata uyum sağlayabilmesi, sosyal destek sistemlerinin işlevsellik kazanması ile mümkün olabilir. Araştırmada nicel araştırma tasarımı kullanılmıştır. Araştırma örneklemi, Hayat Sende Derneği'ne kayıtlı, çalışmaya katılım için gönüllü kurum bakımından ayrılan bireylerden ve bu bireyler aracılığıyla kartopu örnekleme yöntemi ile ulaşılan kurum bakımından ayrılan diğer bireylerden oluşmaktadır. Kurum bakımından ayrılan bireylerin sosyo-demografik özelliklerini ortaya koymak için araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyo-demografik form, psikolojik dayanıklılık düzeyini ortaya koymak için Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği bu çalışmada veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Araştırma kapsamında kurum bakımından ayrılan 107 bireye ulaşılmış ve katılımcılardan toplanan veriler SPSS Statistics 23 (Statistical Package for the Social Sciences) adlı bilgisayar programı ile analiz edilmiştir. Analizlerde sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma, minimum, maksimum), kategorik değişkenler için ise sıklık dağılımları (sayı, yüzde) verilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişki ve anlamlı bir farklılık olup olmadığının belirlenmesi için t ve ANOVA testleri kullanılmıştır. Kurum bakımından ayrılan bireylerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin, kurum bakımına alınma yaşına, kurum bakımından ayrılma yaşına ve sorun yaşadığı dönemde yardım görme durumuna göre farklılık gösterdiği saptanmıştır. Anahtar Sözcükler Yılmazlık, dayanıklılık, kurum bakımı, kurum bakımından ayrılan birey.

Kurum bakımıPsikolojik dayanıklılıkSosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu+3
Ayşe Şeyma Turgut
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Evli veya boşanmış ebeveyne sahip olan, 11-14 yaş arasındaki çocukların bağlanma stilleri ve sosyal fobi düzeyleri arasındaki ilişki

Bu araştırmanın amacı çocukluktan yetişkinliğe geçişte hassas bir dönem olan ergenlikte, boşanma yoluyla parçalanmış aileye sahip olan ve olmayan çocukların bağlanma stilleri ile sosyal fobi düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Araştırmada nicel araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırma örneklemi, 2016-2017 Bahar ve 2017-2018 Güz eğitim öğretim dönemlerinde Ankara ili sınırları içerisinde bulunan, Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı ortaokullarda öğrenim gören 11-14 yaş arasındaki gönüllü öğrencilerden oluşmaktadır. Araştırmanın örnekleminin sosyal ve ekonomik açıdan evreni temsil edebilmesi için Ankara ili Çankaya ve Etimesgut ilçelerinde hedeflenen ortaokullar ve öğrenciler basit seçkisiz örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Araştırmaya katılan bireylerin sosyo-demografik özelliklerini, bağlanma stillerini ve sosyal fobi düzeylerini ortaya koymak amacıyla "Kişisel Bilgi Formu", "İlişki Ölçekleri Anketi-Ergen (İÖA-E)" ve "Çocuk ve Ergenler İçin Sosyal Fobi Ölçeği (ÇESFÖ)" olmak üzere toplam üç bölümden oluşan bir anket formu kullanılmıştır. Araştırma kapsamında 230 ergene ulaşılmış ve katılımcılardan toplanan veriler SPSS Statistics 25 (Statistical Package for the Social Sciences) adlı bilgisayar programı ile analiz edilmiş ve analizlerde sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma, minimum, maksimum), kategorik değişkenler için ise sıklık dağılımları (sayı, yüzde) verilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişki ve anlamlı bir farklılık olup olmadığının belirlenmesi için t ve ANOVA testleri kullanılmıştır. Verilerin analizinde normal dağılmadığı tespit edilmiş ve bu nedenle veriler parametrik olmayan testler ile analiz edilmiştir. Veriler Mann Whitney U ve Kruskal Wallis H Testleri ile analiz edilmiştir. Ergenlerin sosyal fobi düzeyleri ile bağlanma stilleri arasındaki ilişki ise Spearman's Rho analizi ile incelenmiştir. Araştırmaya katılan ergenlerin kız ve erkek oranları birbirine yakındır, çoğunluk 10-12 yaş aralığında, anne babası yaşamaktadır. Boşanmış ebeveyne sahip ergenlerin yarısı kız diğer yarısı erkek ergenlerden oluşmaktadır. Ergenlerin çoğunun anneleri ile yaşadığı bulunmuştur. Ergenlerin hiçbiri kardeş ayrılığı yaşamamıştır. Araştırma sonuçları ergenlerin çoğunluğunun güvenli bağlanma stiline sahip olduğunu göstermiştir. Ergenlerin bağlanma stilleri ile cinsiyeti, yaşı, ebeveynlerinin evli veya boşanmış olmaları arasında anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Ergenlerin anne-baba eğitim düzeyleri ile bağlanma stilleri arasında anlamlı bir farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Boşanmış ebeveyne sahip ergenlerin okul başarıları, anne-baba eğitim düzeyleri, aile gelir durumunu değerlendirmeleri ve kim ile birlikte yaşadıkları ile bağlanma stilleri arasında anlamlı bir fark bulunmaktadır. Yapılan araştırma ergenlerin sosyal fobi düzeyleri ile cinsiyetleri, boşanma durumları, arasında anlamlı bir ilişki olmadığını göstermektedir. Ergenlerin yaşları, sınıf düzeyleri, okul başarıları, anne-baba eğitim durumları, aile gelir durumunu değerlendirmeleri ile sosyal fobi düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Evli ya da boşanmış ebeveyne sahip ergenlerin bilgileri ayrı ayrı analiz edildiğinde ise yaş, sınıf, yaşadıkları bölge, okul başarısı, anne baba eğitim düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Araştırma bulguları ergenlerin bağlanma stilleri tüm alt ölçekleri (güvenli, korkulu, saplantılı, kayıtsız) ile sosyal fobi düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Evli ebeveyne sahip ergenlerin bağlanma stilleri alt boyutları ile sosyal fobi düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Boşanmış ebeveyne sahip ergenlerin güvenli bağlanma stili ile sosyal fobi düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Korkulu bağlanma stili ile kayıtsız bağlanma stilinin ise istatiksel anlamlılığa sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler Aile, parçalanmış aile, ergenlik, kaygı, sosyal fobi, bağlanma, bağlanma stilleri

AileBağlanma stilleriErgenler+3
Çiğdem Canatan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral Palsi'li çocuğa sahip annelerin annelik algısı

Bu çalışma Serebral Palsi'li çocuğa sahip annelerin, anneliği nasıl deneyimlediklerini anlama çabası gütmektedir. Bu çaba doğrultusunda Serebral Palsi'li çocuğa sahip olmanın, içinde yaşadığımız kültürün etkisi de düşünüldüğünde, bir anne için ne şekilde deneyimlendiği, annelerin bu süreçte hangi baş etme ve uyum mekanizmalarını kullandıkları anlaşılmaya çalışılmıştır. Ayrıca Türkiye'de Serebral Palsi'li çocuğa sahip ailelere yönelik sosyal hizmet uygulamalarının niteliği, çalışmaya gönüllü katılan annelerin ifadelerinden öğrenilmiştir. Nitel araştırma deseni ile yapılan bu çalışma, amaçlı örneklem yöntemi benimsenerek, Serebral Palsi'li Çocuklar Derneği üyesi, yaşları 15 ile 21 arasında değişen Serebral Palsi'li çocuğa sahip 15 gönüllü anne ile derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Görüşmeden elde edilen veriler ATLAS.ti nitel veri analiz programı üzerinden tematik analizin bir alt türü olan şablon analizi yöntemiyle yapısal kodlama yapılarak çözümlenmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre; Serebral Palsi'li çocuğa sahip annelerin bu süreci yoğun stres altında deneyimledikleri, en büyük baş etme mekanizmalarının inançları olduğu ve büyük çoğunluğunun psikolojik yönden profesyonel desteğe ihtiyaç duyduğu bilgilerine ulaşılmıştır. Annelerin toplumsal cinsiyet rolleri altında ezilmesinin yanı sıra çocuklarının engelli olmasıyla ilgili de toplumdan soyutlanarak, sosyal işlevselliklerini yitirdikleri ortaya çıkan bulgular arasındadır. Serebral Palsi'li çocuğa sahip ailelere yönelik sosyal hizmetlerin ihtiyaçları karşılama noktasında yetersiz kaldığı, bütüncül bakış açısından uzaklaştığı görülmüştür. Çalışmadan elde edilen bulgular ışığında engelli haklarını ve engelli çocuğa sahip annelerin güçlendirilmesini temel alan, sosyal hizmet uygulamalarını şekillendiren sosyal politikalara ilişkin önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler Serebral Palsi, annelik deneyimi, annelik algısı, toplumsal cinsiyet rolleri açısından annelik, sosyal hizmetler

Ana-baba algısıAnnelerAnnelik+3
Rukiye İnekci
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartriti hastalarında adipoz kökenli mezenkimal kök hücre enjeksiyonu ve kortikosteroid enjeksiyonu tedavi etkinliklerinin ağrı, fonksiyon açısından retrospektif olarak karşılaştırılması ve osteoartrit evreleri ile ilişkisi

Bu çalışmada, Kellgren-Lawrence (KL) evre 2 ve 3 diz osteoartritli (OA) hastalarda Adipoz Doku Kaynaklı Mezenkimal Kök Hücre (ADMKH) ile kortikosteroid (steroid) enjeksiyonlarının kısa dönem ağrı ve fonksiyonel sonuçlar üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi ve bu etkilerin hem tedavi grupları arasında hem de KL evrelerine göre karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu retrospektif çalışmaya, 1 Haziran 2023 – 15 Temmuz 2024 tarihleri arasında diz osteoartriti nedeniyle kültürlenmemiş ADMKH içeren stromal vasküler fraksiyon (SVF) uygulanan 27 hasta ile yaş, cinsiyet ve KL evresi açısından benzer 27 steroid enjeksiyonu hastası dahil edilmiştir. Hastaların demografik özellikleri, KL evresi ile enjeksiyon öncesi, 4. ve 12. haftadaki klinik skorları kaydedilmiştir. Klinik skorların KL evresi ve tedavi gruplarına göre zamanla değişimi analiz edilerek gruplar arası karşılaştırma yapılmıştır. Ağrı, Vizüel Analog Skala (VAS) ve Western Ontario ve McMaster Üniversitesi Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ağrı alt skoru ile; fonksiyonel durum ise Lequesne indeksi ve WOMAC'ın tutukluk, fiziksel fonksiyon ve toplam alt skorlarıyla değerlendirilmiştir. Gruplar arasında başlangıçta demografik özellikler ve klinik skorlar açısından fark bulunmazken, her iki tedavi grubunda da ağrı ve fonksiyonel durumda anlamlı iyileşme gözlenmiştir. Steroid grubunda 4. haftada belirgin klinik yanıt izlenmiş, ancak bu etki 12. haftada azalmıştır; MKH grubunda ise klinik yanıt 4. haftada gözlenmeye başlamış, ancak bu etki 12. haftada daha da artarak belirginleşmiştir. Ancak 4. ve 12. haftalarda iki grup arasında istatistiksel fark saptanmamıştır. KL evrelerine göre yapılan alt grup analizlerinde, steroid grubunda evre 2 ve 3 hastalar arasında anlamlı fark bulunmazken, MKH grubunda evre 2 hastalarda ağrı ve fonksiyon skorları evre 3'e kıyasla daha düşük seyretmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda, KL evre 2 hastalarda 4. haftada fonksiyonel skorlar MKH grubunda daha düşük bulunurken; evre 3 hastalarda ise 4. haftada hem ağrı hem de fonksiyon skorları steroid grubunda daha düşük saptanmıştır. Sonuç olarak, her iki enjeksiyon yöntemi de diz osteoartritinde, ağrı ve fonksiyonel parametreler açısından anlamlı ve benzer düzeyde bir iyileşme sağlamıştır. Steroid enjeksiyonu 4. haftada daha belirgin etki gösterirken, MKH grubunda ise klinik yanıt 4. haftada gözlenmeye başlamış, ancak bu etki 12. haftada daha da artarak belirginleşmiştir. KL evrelerine göre değerlendirmede steroid grubunda evreler arası fark izlenmezken, MKH grubunda evre 2 hastalarda daha iyi klinik yanıt gözlenmiştir. Evreye göre gruplar arası karşılaştırmalarda, erken dönemde KL evre 2 hastalarda MKH enjeksiyonu; evre 3 hastalarda ise steroid enjeksiyonu daha avantajlı bulunmuştur. Bulgular, tedavi yanıtının enjeksiyon türü ve hastalığın evresine göre değişebileceğini göstermektedir.

Eklem ağrısıFiziksel tıpKortikosteroidler+2
Merve Büşra Tevke
Aydın Adnan Menderes University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Berlin'deki Türk göçmenlerin Suriyeli mültecilere yönelik görüş ve tutumları üzerine bir çalışma: Berlin/ Almanya örneği

Bu araştırmanın amacı Almanya'da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin iç savaş sonrası Suriye'den Almanya'ya göç etmiş olan Suriyeli mültecilere ilişkin görüş ve tutumlarının incelenmesidir. Araştırmada nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin bir arada kullanıldığı karma araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırma örneklemini en az beş yıldır Almanya'da yaşayan ve 25 yaş üstü olan, araştırmaya katılmaya gönüllü Türkiye kökenli göçmenler oluşturmaktadır. Araştırma Almanya'nın Berlin eyaletinde ikamet eden göçmenlerle yürütülmüştür. Araştırmaya katılan kişilerden veri elde edilmesi çerçevesinde nicel aşama kapsamında demografik bilgi formu ile Suriyeli mültecilere bakış açısı ölçeği uygulanırken, nitel aşamada yarı yapılandırılmış mülakat formu kullanılmıştır. Araştırmanın nicel aşamasında 129 kişiye ulaşılırken, nitel çalışma 9 kişiyle yürütülmüştür. Nicel veriler SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 21 paket programı, nitel veriler ise MAXQDA2018 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma bulgularından elde edilen sonuca göre nicel aşamada Almanya'da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin Suriyeli mültecilere bakış açıları üzerinde demografik veriler açısından anlamlı fark olmadığı saptanmıştır. Suriyeli mültecilere yönelik bakış açısı ölçeği maddeleri üzerinde cinsiyet açısından anlamlı fark bulunamamış, eğitim düzeyi açısından incelendiğinde ise 6, 8 ve 21. Maddelerde istatistiki olarak anlamlı fark saptanmıştır. Araştırma verilerinden elde edilen nitel bulgulara ilişkin sonuçlar incelendiğinde, Almanya'da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin Suriyeli mültecilerin yaşadığını düşündükleri sorunları genel anlamda dışlanma, uyum, barınma, dil, işsizlik olarak sınıflandırdıkları saptanmıştır. Yaşanan sorunların ortak yanları olarak dışlanma, dil, uyum sorununun görüldüğü belirlenmiştir. Yaşanan sorunların farklılaşan yanlarına ilişkin dil kursu ve eğitim imkanlarının farklılığı, iş bulma, oturum izni almada farklılık şeklinde yorumladıkları saptanmıştır. Türkiyeli göçmenlerin Suriyeli mültecilere ilişkin uyum açısından yaşadığı sıkıntılarına ilişkin görüşlerinden yola çıkarak sosyal yapıya uyum gösterme, dil öğrenmede sorun yaşama, çalışmaya karşı olumsuz tutum sergileme şeklinde sıkıntılar yaşandığı belirlenmiştir. Uyum konusunda yapılması gerekenlere ilişkin ise, öncelikle mültecilerin çaba göstermesi gerektiği, işgücüne katılımın sağlanması gerektiği, eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarına önem verilmesi gerektiği saptanmıştır. Suriyeli mülteci göçü sonrası Almanların Türklere yönelik bakış açısında değişiklik olup olmadığına ilişkin görüşlerden yola çıkarak göçmenlerin yarısının Almanların bakış açılarının daha çok olumlu anlamda değiştiğini düşündükleri, bilinçli kesimin ise farklı grupların ayırdına varabildiğinden dolayı herhangi bir değişiklik görmediği saptanmıştır. Türkiye kökenli göçmenlerin Suriyeli mültecilerin karışıklık bitse dahi Almanya'da kalmalarına ilişkin görüşlerinden yola çıkılarak göçmenlerin yarısının kalmalarında sakınca görmediği, bu anlamda sakınca görenler ve geri dönüleceği düşünmeyenler de olduğu belirlenmiştir. Mülteci sorununu değerlendirme konusunda sorunun boyutu, sorun hakkında yapılması gerekenler, üzücü bir süreç olması, sürecin zorluğu gibi açılardan konuya yaklaşıldığı saptanmıştır. Son olarak göçmen politikalarını geçmiş ve günümüz çerçevesinde değerlendiren Türkiye kökenli göçmenlerin göçmen grupları arasındaki farka, göçmenlere yönelik hizmetlerin ve politikaların değişimine, politika yapıcıların söylemleri ve günlük hayatta uygulanışı arasındaki farklara yönelik görüşleri üzerinden değerlendirmelerde bulundukları saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Göç, tutum, görüş, göçmen, mülteci, Almanya

Almanya-BerlinGöçmenlerMülteciler+6
Şeyda Ayvaz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Liseli ergenlerin ebeveyne bağlanma stilleri, empati düzeyleri ve saldırgan davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu tez araştırması ile ergenlerin ebeveyne bağlanma stilleri ile empati düzeyleri ve saldırgan davranışları arasındaki ilişki ele alınmıştır. Araştırmada aynı zamanda güvensiz bağlanma ve empati eksikliği sonucunda oluşan saldırgan davranışlara yönelik olarak okul sosyal hizmetine yönelik koruyucu ve önleyici müdahalelere ilişkin olarak öneriler sunulmaktadır. Bu araştırmada amaçlı örneklem yöntemi benimsenerek yaşları 13 ile 18 arasında değişen ve 2018-2019 Eğitim Öğretim yılında Ankara ilindeki liselere devam eden toplam 253 ergen bireyle çalışılmıştır. Araştırmada, nicel araştırma yöntemi modellerinden olan betimsel ve ilişkisel araştırma modelinden yararlanılmıştır. Araştırmanın verileri, demografik bilgileri içeren Kişisel Bilgi Formunun yanı sıra, Ebeveyne Bağlanma Envanteri (Anne ve Baba Formu), Empatik Eğilim Ölçeği ve Saldırganlık Ölçekleri ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler Güvenirlilik Çözümlemesi, Pearson Korelasyon Testi, Bağımsız Gruplar T-Testi, One-Way ANOVA ve Post-Hoc Tukey Testi teknikleri ile çözümleme edilmiştir. Araştırmadan elde edilen analiz bulgularına bakıldığında liseli ergenlerin, ebeveyne bağlanma stilleri, empati düzeyleri ve saldırgan davranışları alt ölçek puanları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda okul iklimini etkileyen saldırgan davranışların önlenmesi amacıyla okul sosyal hizmet uygulamalarını şekillendirebilecek koruyucu ve önleyici müdahale önerileri sunulmuştur. Anahtar Sözcükler Ergenlik, bağlanma, saldırganlık, empati, okul sosyal hizmeti

Ana-babaya bağlanmaBağlanmaBağlanma stilleri+6
Nihan Balşık Kaya
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Yıkıcı davranışlar gösteren ilkokul öğrencilerine yönelik çözüm odaklı yaklaşıma dayalı grupla okul sosyal hizmet müdahalesi etkililiğinin incelenmesi

İlkokul çağında yıkıcı davranışlar gösteren çocukları anlamaya yönelik çalışmaların hem ülkemizde hem de yurt dışında yaygınlığı azdır. Postmodern yaklaşımlar içerisinde yer alan çözüm odaklı yaklaşım son yıllarda popüler olmaya başlamakla birlikte daha çok bireysel çalışmalara dayalı araştırmaların yapıldığı, gruba dayalı araştırmaların az olduğu görülmektedir. Bu yaklaşımın kısa sürede olumlu değişimleri hedeflemesi, kısa sürede oldukça fazla sayıda bireye ulaştığı düşünüldüğünde okul ortamında kullanılmasının yararlı olabileceği düşünülmüştür. Son yıllarda daha çok tercih edilir hale gelen ve sosyal hizmet müdahale yaklaşımları arasında giderek daha fazla yer edinmekte olan çözüm odaklı grupla sosyal hizmet müdahalesinin okullarda özellikle de ilkokul çağındaki çocuklarda sıkça gözlenen yıkıcı davranışlar (dikkat eksikliği hiperaktivite, davranım sorunu ve karşıt olma karşıt gelme davranışı) üzerinde etkili olup olmadığını incelemek bu araştırmanın amacıdır. Bu amaç doğrultusunda karma yöntemin kullanıldığı bu çalışmada tek grup ön test-son test deney deseni kullanılmış, 6 hafta süren grup çalışması sonucunda ulaşılan veriler, nicel ve nitel veri analizi kullanılarak elde edilmiştir. Bulgular, çözüm odaklı grupla okul sosyal hizmet müdahalesinin yıkıcı davranış gösteren ilkokul öğrencilerinde etkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmanın halen okul sosyal hizmet uzmanları istihdam edemeyen ülkemizde, okul sosyal hizmetinin uygulama alanının gelişmesine katkı sağlayacağı, çocuk ve aileleri güçlendireceği, sorundan çok çözüme yönelik bakış açıları geliştirmelerine yardımcı olacağı düşünülmektedir.

Dikkat eksikliği ve yıkıcı davranış bozukluğuGrupla psikolojik danışmaSosyal hizmet eğitimi+6
Fatma Özge Çavuş Bekce
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Toplum ruh sağlığı merkezinden hizmet alanların içselleştirilmiş damgalanma ve sosyal işlevsellik durumlarının incelenmesi: Eskişehir örneği

Ciddi ruhsal hastalığı olan bireylerin tedavilerinde medikal modelden toplum temelli modele geçiş sürecinde olan ülkemizde yeni bir hizmet sunum şekli olarak Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri kurulmuş ve bu merkezlerin ruh sağlığı hizmetlerinin temel yürütücü mekanizması olması planlanmıştır. Bu araştırmanın amacı Toplum Ruh Sağlığı Merkezinden (TRSM) hizmet alanların içselleştirilmiş damgalanma ve sosyal işlevsellikleri arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmak, bu ilişkinin psikiyatrik sosyal hizmet bakış açısı ile incelenerek mevcut hizmetlerin –varsa- eksik yönlerine dikkat çekmek, TRSM hizmetlerinin geliştirilmesi için çözüm önerileri sunmak ve hizmet alanların yaşadıkları sorunlar hakkında farkındalık yaratılmasıdır. Araştırmada nicel araştırma tasarımı kullanılmıştır. Araştırma örneklemi, Eskişehir Devlet Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezinden hizmet alan ve uygun örnekleme yöntemiyle seçilen 105 hastadan oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (RHİDÖ) ve Sosyal İşlevsellik Ölçeği (SİÖ) kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 24.0 (Statistical Package for the Social Sciences 24.0) programı ile analiz edilmiştir. Çalışmada ölçek puanlarının normal dağılıma uygunluğunun belirlenmesi için basıklık ve çarpıklık katsayıları incelenmiş ve Kolmogorov-Smirnov normallik analizi yapılmıştır. RHİDÖ'ye ait Cronbach's Alpha puanı ,894 olarak bulunmuştur. Sosyal İşlevsellik ile Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması arasında ilişki Pearson korelasyon testi ile analiz edilirken Sosyal İşlevselliğin Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması üzerindeki etkisi lineer regresyon ile analiz edilmiştir. Çalışmada bununla birlikte Sosyal İşlevsellik ile Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanmasının kişisel bilgilere göre farklılık gösterme durumu iki gruplu değişkenlerde bağımsız gruplar t testi, k gruplu değişkenlerde (k>2) tek yönlü ANOVA testi ile analiz edilmiştir. ANOVA testinde fark çıkması durumunda ikili karşılaştırmaya bakmak için Tukey testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, RHİDÖ puan ortalaması 61,78±15,79, SİÖ puan ortalaması 122,38±21,80 olarak bulunmuştur. Buna göre RHİDÖ puanı beklenenden yüksek, SİÖ puanı beklenen seviyede çıkmıştır. TRSM'den hizmet alanlarda sosyal işlevselliğin içselleştirilmiş damgalanmayla ilişkili olduğu, sosyal işlevsellik ve içselleştirilmiş damgalanmanın birbirini negatif yönlü etkilediği bulunmuştur. Ayrıca içselleştirilmiş damgalanma ve sosyal işlevselliğin hastaların aldıkları tanı ve çalışma durumlarından etkilendiği, sosyal işlevselliğin kadınlarda daha yüksek olduğu ve içselleştirilmiş damgalanmanın ailede ruhsal hastalık geçmişi olmasından etkilendiği, diğer sosyodemografik değişkenlerin içselleştirilmiş damgalanma ve sosyal işlevselliği etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonuçları doğrultusunda TRSM'lerde içselleştirilmiş damgalanmayı azaltmak ve sosyal işlevselliği artırmak için vaka yöneticiliği, ailenin tedavideki etkinliğinin artırılması, korumalı işyerlerinin yaygınlaştırılması gibi birtakım önerilerde bulunulmuştur.

DamgalamaEskişehirKendini damgalama+7
Murat Bozan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aile danışmanlarının danışmanlık süreçleri, becerileri, karşılaştıkları sorunlar ve öz-yeterlilik düzeylerinin belirlenmesi

Bu araştırmanın amacı aile danışmanlığı sertifikasına sahip olan aile danışmanlarının, danışmanlık süreçleri, sahip oldukları beceriler, karşılaştıkları sorunlar ve öz-yeterlilik düzeylerinin belirlenmesidir. Araştırma nicel araştırma tekniklerinden olan genel tarama modeliyle yapılmış betimsel bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini AÇSHB'nin belirlediği 2012 yılında yürürlüğe giren Gerçek Kişiler Ve Özel Hukuk Tüzel Kişileri İle Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Açılacak Aile Danışma Merkezleri Yönetmeliği'ne uygun olarak aile danışmanlığı sertifikasına sahip, özel aile danışmanlık merkezleri ve özel psikolojik danışma merkezlerinde çalışan 257 aile danışmanı oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri araştırmacı tarafından oluşturulan anket formu ve Johnson, Baker, Kopala, Kiselica ve Thompson (1989) tarafından geliştirilen ve araştırmacı tarafından Türkçeye uyarlanan "Danışman Öz Yeterlilik Ölçeği (DÖYÖ) aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS v25.0 programı, IBM AMOS ve R programlama dili kullanılarak yapılmıştır. Araştırmada ölçek uyarlama çalışması yapıldığı için öncelikle dil geçerliliği incelenmiştir. Ölçeğin geçerlilik ve güvenirlik analizi yapıldıktan sonra anket ve ölçeğe ilişkin verilerin çözümlenmesinde frekans, ki-kare testleri, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri yapılmıştır. Araştırmada aile danışmanlarının çoğunluğunun kadınlardan oluştuğu ve 40 yaşından küçük olduğu saptanmıştır. Katılımcıların büyük bir çoğunluğunun aile danışmanlığı sertifika eğitimi dışında başka bir eğitim aldığı ve en çok aldıkları eğitimin cinsel terapi olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan aile danışmanları danışmanlık süreçlerinde çoğunlukla çözüm odaklı aile danışmanlığı kuramını kullandıklarını, kendilerini en yetkin hissettikleri konunun iletişim olduğunu ve ailelerin kendilerine en çok iletişim konusunda başvurduğunu belirtmişlerdir. Araştırma sonuçlarına göre aile danışmanları yüksek öz yeterlilik düzeyine sahiptir. Daha uzun süre aile danışmanlığı yapanların, aile danışmanlığı eğitimi dışında başka eğitim alanların, danışmanlık süreçlerinde kuram ve tekniklerden yararlananların diğerlerine göre daha yüksek öz yeterliliğe sahip olduğu bulunmuştur. Ayrıca Danışman Öz Yeterlilik Ölçeğinin (DÖYÖ) geçerlilik güvenirlik analizleri doğrultusunda ölçeğin iç tutarlılığının yüksek ve bu ölçeğe dayalı olarak verilecek kararların isabetli ve güvenilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

AileAile sorunlarıDanışmanlar+7
Merve Nur Bozkurt Karalı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki Suriyeli ergenlerin psikolojik uyum ve kültürleşme sürecinin değerlendirilmesi: Altındağ örneği, Ankara

Bu araştırmada Ankara' nın Altındağ İlçesinde yaşayan Suriyeli ergenlerin psikolojik uyumu ile kültürleşme süreci öncesi ve kültürleşme süreci faktörlerinin psikolojik uyum ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), kaygı ile ilişkili bozukluk, duygusal ve davranışsal güçlük belirtileri ve sübjektif iyilik hali gibi psikolojik uyum göstergeleri ile yaş, cinsiyet, algılanan dışlanma ve ayrımcılık, algılanan sosyal destek, yaşam kalitesi ve diğer değişkenler arasındaki ilişkiler ele alınmıştır. Amaçlı örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenen araştırma örneklemi; Ankara' nın Altındağ İlçesinde bulunan 8 okulda okuyan 11-17 yaş arası 347 Suriyeli ergenden oluşmaktadır. Araştırmada kullanılan formlar Arapça olup veriler; araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Arap Mutluluk Ölçeği, Çocuklar İçin Olayların Etkisi Ölçeği-8, Çocukta Anksiyete ile İlişkili Bozukluklar Formu, Güçler ve Güçlükler Anketi kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre katılımcıların; %62.5' i TSSB, %56.8' i kaygı ile ilişkili bozukluk belirtilerine ve %84.1' i düşük sübjektif iyilik haline sahiptir. Buna göre katılımcıların psikolojik uyum düzeyi düşüktür. Katılımcıların %66.6' sı en az bir yakınının hayatını kaybettiği ve %65.2' si göç edemeyen yakını olduğu görülmüştür. Katılımcıların psikolojik uyum düzeyi cinsiyet, yaş grubu, algılanan ayrımcılık, algılanan dışlanma, dil engeli, yaşam kalitesi, sosyal destek ve şiddete maruz kalma faktörlerine göre değişmektedir. Kadınların, orta ergenlik dönemindeki çocukların, ayrımcılık ve dışlanma algısına sahip olanlar ile dil engeli ile karşılaştığını, kötü bir yaşam kalitesine sahip olduğunu ve okulda şiddete maruz kaldığını bildiren Suriyeli ergenlerin psikolojik uyum düzeyi düşüktür. Araştırmanın hipotezlerine olarak psikolojik uyum göstergeleri birbiri ile ilişkilidir. TSSB, kaygı ile ilişkili bozukluklar ve duygusal ve davranışsal güçlük puanları artarken sübjektif iyilik hali azalmaktadır. Suriye' de yaşanan iç savaş sonrasında göç eden Suriyeli ergenlerin savaş sürecinde ve göç ettikten sonra yaşanan kültürleşme süreci sonucunda düşük bir psikolojik uyum sergilediği görülmüştür. Ruh sağlığı hizmetleri ile sosyal hizmetlerin mevcut çabalarının arttırılması ayrıca okul ortamında akran ilişkilerine yönelik rehberlik hizmetlerinin desteklenmesi kültürleşme stresini azaltarak psikolojik uyuma katkı sağlayacaktır.

Ankara-AltındağErgenlerErken ergenlik+7
Seher Öztürk
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklara yönelik şiddet ve bağlanma ilişkisinin incelenmesi: Futbol altyapı örneği

Bu araştırmanın amacı, futbol altyapılarında çocuğa yönelik şiddetin bağlanma biçimleri ilişkisiyle incelenmesidir. Sportif faaliyetlerin çocukların benlik saygılarına ve biyo-psiko-sosyal gelişimlerine olumlu katkılar sağlayabilecek nitelikte olması, ancak çocuklar için güvenli, sağlıklı ve çocuk dostu spor ortamlarının sağlanması ile mümkün olabilir. Araştırmada nicel araştırma tasarımı kullanılmıştır. Araştırma örneklemi, Çınar Spor, Akderegücü ve İncirlispor futbol kulüplerinde spor yaşamlarına devam eden ve 14-18 yaş aralığında bulunan çocuklar arasından amaca uygun örnekleme yöntemi ile seçilen çocuk sporculardan oluşmaktadır. Çocuk sporcuların ve ailelerinin sosyo-demografik özelliklerini, çocukların spor yaşamlarına ve bağlı bulundukları futbol kulübüne ilişkin bilgileri, şiddete maruz kalma ve tanık olma deneyimlerini, maruz kaldıkları şiddet davranışı sonrasında ne olduğunu ve şiddete yönelik düşüncelerini açığa çıkarmak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Anket Formu ve çocuk sporcuların bağlanma stillerini ortaya koymak için Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği (3BBSÖ) bu araştırmada veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Araştırma kapsamında 111 gönüllü çocuk sporcuya ulaşılmış ve katılımcılardan elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for the Social Sciences 20) adlı bilgisayar programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Analizlerde sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistiklere (ortalama, standart sapma, minimum, maksimum), kategorik değişkenler için ise sıklık dağılımlarına (sayı, yüzde) yer verilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkinin saptanması ve anlamlı bir farklılık olup olmadığının belirlenmesi için önce Smirnow-Kolmogrow testi yapılmıştır. Test sonucunda verilerin normal dağılım göstermediği belirlenmiştir ve bu nedenle de veriler parametrik olmayan testler (Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis) ile analiz edilmiştir. Çocukların, altyapılarda şiddetin tüm türlerine uğradıkları ve tanık oldukları saptanmıştır. Şiddete uğradığını bildiren çocuklar arasında bu duruma yönelik bir çözüm arayan çocukların, durumu yok sayanlara göre daha fazla kaygılı-kararsız bağlanma stiline sahip oldukları saptanmıştır. İlerde, kendini rahat hissettiği bir ortamda eskiden şiddete uğradığını bir başkasıyla paylaşmayacağını ifade eden çocukların, paylaşabileceğini bildiren çocuklara göre daha fazla kaçınan bağlanma stiline sahip oldukları belirlenmiştir. Şiddete tanık olduğunu bildiren çocukların ise tanık olmadığını bildirenlere göre daha fazla kaygılı-kararsız bağlanma stiline sahip oldukları gözlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Altyapı, bağlanma, çocuğa yönelik şiddet, futbol

BağlanmaFutbolFutbol kulüpleri+6
Fethi Anıl Mayda
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Alman çocuk koruma sisteminde Türkiyeli ailelerin kültür ve göç bağlamında koruyucu aile olma deneyimi

Bu araştırmada, 1960'lı yıllarda iş gücü kapsamında Almanya'ya göç eden işçilerden koruyucu aile olan Türkiyeli ailelerin deneyimleri ele alınmaktadır. Çalışmada elde edilen veriler üç başlık altında toplanmıştır. Koruyucu aile, Kurum, Koruma altına alınan çocuk ve çocuğun biyolojik ailesi. Çalışma, Alman çocuk koruma sisteminin ve koruyucu aile olgusunun tarihçesini ve yasal dayanaklarını Türkçe literatüre kazandırmayı hedeflemektedir. Berlin ve Kuzey Renvestfalya eyaletlerinde 16 koruyucu aile ve koruyucu aile alanında hizmet veren iki sivil yüklenici araştırma kapsamına alınmış olup derinlemesine görüşme yöntemi ile nitel veriler elde edilmiştir. Araştırma verileri, koruyucu ailelerin göçmen olarak yaşadıkları bir ülkede, meşakkatli bir deneyim olan koruyucu aile olmayı tercih etmelerinde en büyük etkenin insanlara yardımcı olma isteği olduğunu ortaya koymaktadır. Dini ve milli kimliğe sahip çıkma arzusu, ailelerin bu sisteme dahil olmalarında ikinci temel motivasyon olmuştur. Araştırma, çok kültürlü uygulamaların bu modeldeki önemini ortaya çıkarmıştır. Göç, kültür, kimlik, aidiyet gibi sosyal hizmetin daha çok makro yönüne vurgu yapan önemli unsurların dikkate alınmasının güvenli bağlanma, sağlıklı kişilik gelişimi, aidiyet duygusunun oluşumu gibi mezzo ve mikro düzeyde olumlu değişimler yarattığını göstermiştir. Araştırmanın önemi göçmen kökenli ailelerin Gençlik Daireleri ile ilgili "korku ve güvensizlik" algılarının temel nedenini ortaya çıkarmaya dayanmaktadır. Ailelerin deneyimlerine göre Türkiyeli ailelerin Gençlik Daireleri ile ilgili olumsuz ön yargıları bu kurum hakkındaki duyumlardan kaynaklanmaktadır. Ayrıca Türkiyeli koruyucu ailelerin çoğunun Gençlik Daireleri ile ilgili görüşlerinin daha çok olumlu olduğu gözlemlenmiştir. Görüşmecilerden elde edilen veriler, Gençlik Dairelerinin göçmen kökenli çocukları koruma altına alırken genellikle çocuğun yüksek yararını baz aldığını ortaya çıkarmıştır. Bununla beraber kurumlarda çalışan bazı görevlilerin münferit tavırlarının kurumun tamamına atfedilemeyeceği de katılımcılarca dile getirilmiştir. Türkiyeli göçmenler arasında koruyucu aileler genel olarak olumlu tepki ile karşılaşsa da koruyucu aile olmayan çoğu Türkiyeli ailenin bu zorlu durumu göze alamadığı müşahede edilmiştir. Almanya'da yaşayan Türkiyelilerin farklılıkları da göz önünde bulundurulduğunda dini unsurların, koruyucu aile olmayı tercih etmemede önemli olduğu gözlemlenmiştir.

AlmanyaDış TürklerKoruyucu aile+7
Beyhan Doğan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

E-spor oyuncularının algıladıkları sosyal destek, aile iklimi ve yetişkin bağlanma stillerinin oyun bağımlılığı üzerine etkisi

Bu araştırma e-Spor oyuncularının algıladıkları sosyal destek düzeyinin, aile iklimlerinin ve yetişkin bağlanma stillerinin oyun bağımlılığı üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yeni bir meslek ve eğlence alanı olarak görülen e-Spor olgusunun içinde bulunan gençlerin bu faaliyetleri gerçekleştirirken biyo-psiko-sosyal sağlıklarının korunması ve sürdürülmesi önem taşımaktadır. Bu bağlamda e-Spor oyuncularının problemli oyun oynama davranışlarına yol açacak etkenlerin belirlenmesi ve uygun müdahaleler geliştirilmesi önem taşımaktadır. Nicel araştırma yöntemi ve ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilen bu araştırmada, Ankara'da bulunan 11 üniversitenin e-Spor topluluklarına üye olan 211 e-Spor oyuncusu Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Aile İklimi Ölçeği, İlişki Ölçekleri Anketi ve Oyun Bağımlılığı Ölçeği'nden oluşan soru formunu doldurmuştur. Katılımcılardan elde edilen veriler SPSS 17 (Statistical Package for the Social Sciences) yazılımı ile analiz edilmiştir. Verilerin homojen dağılıp dağılmadığı test edilmiş, homojen dağılan verilerde parametrik testler, homojen dağılmayan verilerde non-parametrik testler kullanılmıştır. Oyuncuların neredeyse her gün, yaklaşık 2-4 saat oyun oynadığı, yarısından fazlasının oynadıkları oyun üzerinden gelir elde ettiği ve oyunla ilişkili videoları izlediği görülmüştür. Oyuncuların oyun oynama motivasyonları sırasıyla eğlenmek, vakit geçirmek, bu alanda çalışma/gelir elde etmek, stres atmak/sorunlardan uzaklaşmak, rekabet etmek, oyun oynamayı sevmek, sosyalleşmek, alışkanlık olarak oynamak, başarı hissini deneyimlemekten oluşturmaktadır. Oyuncuların büyük çoğunluğu problemli oyun oynama davranışına sahiptir. Gamer türü oyuncular progamer türü oyunculara göre Oyun Bağımlılığı Ölçeği'nden yüksek puan almışlardır. Daha uzun süre ve sık oyun oynayan, daha uzun süre video izleyen oyunculara daha az sürelerde oyun oynayan ve daha az sürelerde video izleyen oyunculara göre Oyun Bağımlılığı Ölçeği'nden yüksek puan almışlardır. Algıladıkları sosyal desteği düşük olan, olumlu aile iklimi bulunmayan, güvenli bağlanma stiline sahip olmayan oyuncular Oyun Bağımlılığı Ölçeği'nden yüksek puan almışlardır. Oyuncuların oyun bağımlılığını yetişkin bağlanma stillerinin yordadığı ancak aile iklimlerinin ve algıladıkları sosyal desteğin yordayıcı olmadığı bulunmuştur.

Aile iklimiAlgılanan sosyal destekBağlanma stilleri+5
Beyza Yılmaz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de risk altındaki ailelerin psikososyal destek ihtiyaçlarının analizine yönelik bir model önerisi

Aile sahip olduğu işlevler nedeniyle her toplum için önemli bir kurum olmuştur ancak küresel ekonomik politikaların da etkisiyle günümüzde sayısız risklere maruz kalmaktadır. Bu bağlamda araştırmamızın temel amacı Türkiye'de risk altındaki ailelerin psikososyal destek ihtiyaçlarına yönelik olarak model önerisi geliştirmektir. Bu kapsamda nitel araştırma yöntemi kullanılarak 15 aile, 11 saha çalışanı ve 10 uzman (akademisyen ve Bakanlık uzmanı) ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek veriler toplanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre genel olarak; ailelerin etkin ve verimli bir psikososyal destek alamadıkları, aile desteklerinin genel itibariyle maddi destekle sınırlı kaldığı, ailelerin temel ihtiyaçları karşılanmadan psikososyal destek aşamasına geçilemeyeceği, sunulan hizmetler hakkında ailelerin yeterince bilgi sahibi olmadıkları, geçici olarak sunulan yardımların aileyi risklerden kurtarmadığı, psikososyal desteğin tek bir ziyaretle verilemeyeceği, ailede ortaya çıkan bir sorunun zincirleme sorunlara yol açtığı, riskli ailelerin tespitinde belirli standart bir uygulama bulunmadığı, teori ve uygulama arasında fark olduğu, psikososyal desteğin yalnızca Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından sunulması gerektiği algısının olduğu, kurumlarda/kuruluşlarda profesyonel personel eksikliği, personelin özlük haklarının yetersizliği, iş yoğunluğu ve hizmet içi eğitimlerinin yeterli olmaması önemli sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca aileler için en fazla risk teşkil eden sorunların; ekonomik sorunlar, işsizlik, genel eğitim sorunları, çocukların yaşadığı sorunlar, gelecek kaygısı, sosyal güvencenin olmaması, yaşanan konutun uygunsuzluğu, erken yaşta evlilikler, göç öyküsü, ailede engelli ya da yaşlı birey olması, kısıtlı sosyal-çevresel destek, ailede sağlık sorunları olan birey olması, tek ebeveynli aileler, şiddet, boşanma, suça sürüklenme, alkol ve madde kullanımı, kumar bağımlılığı ve çok eşlilik olduğu sonucu ortaya çıkmıştır.

AilePsikososyal destekRisk altındaki aileler+3
Ali Osman Özpolat
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de risk altındaki ailelerin psikososyal destek ihtiyaçlarının analizine yönelik bir model önerisi

Aile sahip olduğu işlevler nedeniyle her toplum için önemli bir kurum olmuştur ancak küresel ekonomik politikaların da etkisiyle günümüzde sayısız risklere maruz kalmaktadır. Bu bağlamda araştırmamızın temel amacı Türkiye'de risk altındaki ailelerin psikososyal destek ihtiyaçlarına yönelik olarak model önerisi geliştirmektir. Bu kapsamda nitel araştırma yöntemi kullanılarak 15 aile, 11 saha çalışanı ve 10 uzman (akademisyen ve Bakanlık uzmanı) ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek veriler toplanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre genel olarak; ailelerin etkin ve verimli bir psikososyal destek alamadıkları, aile desteklerinin genel itibariyle maddi destekle sınırlı kaldığı, ailelerin temel ihtiyaçları karşılanmadan psikososyal destek aşamasına geçilemeyeceği, sunulan hizmetler hakkında ailelerin yeterince bilgi sahibi olmadıkları, geçici olarak sunulan yardımların aileyi risklerden kurtarmadığı, psikososyal desteğin tek bir ziyaretle verilemeyeceği, ailede ortaya çıkan bir sorunun zincirleme sorunlara yol açtığı, riskli ailelerin tespitinde belirli standart bir uygulama bulunmadığı, teori ve uygulama arasında fark olduğu, psikososyal desteğin yalnızca Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından sunulması gerektiği algısının olduğu, kurumlarda/kuruluşlarda profesyonel personel eksikliği, personelin özlük haklarının yetersizliği, iş yoğunluğu ve hizmet içi eğitimlerinin yeterli olmaması önemli sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca aileler için en fazla risk teşkil eden sorunların; ekonomik sorunlar, işsizlik, genel eğitim sorunları, çocukların yaşadığı sorunlar, gelecek kaygısı, sosyal güvencenin olmaması, yaşanan konutun uygunsuzluğu, erken yaşta evlilikler, göç öyküsü, ailede engelli ya da yaşlı birey olması, kısıtlı sosyal-çevresel destek, ailede sağlık sorunları olan birey olması, tek ebeveynli aileler, şiddet, boşanma, suça sürüklenme, alkol ve madde kullanımı, kumar bağımlılığı ve çok eşlilik olduğu sonucu ortaya çıkmıştır.

AilePsikososyal destekRisk altındaki aileler+3
Ali Osman Özpolat
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00

Other supervisors