Theses supervised by Prof. Dr. Nevin Ergun

27 theses · Sanko University, Hacettepe University

Master'sOpen AccessTR

Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu geçiren bireylerde diz eklem farkındalığı ile kinezyofobi fonksiyonel durum ve aktivite düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma, ön çapraz bağ (ÖÇB) rekonstrüksiyonu geçiren bireylerde diz eklem farkındalığı ile kinezyofobi, fonksiyonel durum ve aktivite düzeyi arasındaki ilişkisinin incelenmesini amaçlamaktadır. Çalışmaya yaş ortalaması 28±7 yıl olan, 24'i erkek ve 6'sı kadın toplam 30 birey katılmıştır. Katılımcıların diz eklem farkındalığı, Unutulan Eklem Skoru-12 kinezyofobi, Tampa Kinezyofobi Ölçeği , fonksiyonel durum, Lysholm Skoru , aktivite düzeyi Tegner Aktivite Skalası , subjektif değerlendirme, Uluslararası Diz Dokümantasyon Komitesi Skoru ile değerlendirilmiştir. Hamstring ve Quadriceps kas gruplarının kas kuvvetini manuel kas testi cihazı ile normal eklem hareket açıklığı ise gonyometre ile ölçülmüştür. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 22 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular, UES-12 ile Lysholm Diz Skoru, Tegner Aktivite Skalası ve kas kuvveti arasında anlamlı ve pozitif yönlü ilişkiler olduğunu göstermiştir (p<0,05). UES-12 ile gonyometrik ölçümler arasında da anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir (p<0,05). Buna karşılık UES-12 ile kinezyofobi (TSK-17) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05).Cerrahi sonrası fizik tedaviye geç başlanmasının, diz eklem farkındalığı düzeyini olumsuz etkileyebileceği yönünde bulgular elde edilmiştir (p<0,05). Cinsiyet, opere taraf ve yaş gibi demografik değişkenlerin diz eklem farkındalığı üzerinde anlamlı etkisi bulunmamıştır (p>0,05).Sonuç olarak, ÖÇB rekonstrüksiyonu geçiren bireylerde diz eklem farkındalığının, fonksiyonel durum, aktivite düzeyi ile anlamlı ilişkiler gösterdiği ancak kinezyofobi düzeyinden bağımsız olduğu belirlenmiştir. Diz eklem farkındalığının kas kuvveti ve eklem hareket açıklığı ile anlamlı ilişkisi gösterilmiştir. Cerrahi sonrası fizik tedaviye geç başlanmasının bu farkındalığı olumsuz etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu bulgular, klinik değerlendirmelerde diz farkındalığının önemine dikkat çekmekte, erken dönemde başlatılan bütüncül rehabilitasyon programlarının gerekliliğini vurgulamaktadır.

Hasan Kaya
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ampute futbol sporcularında vücut farkındalığı, kinezyofobi ve bilişsel performans arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, profesyonel ampute futbol sporcularında vücut imajı algısı, vücut farkındalığı, bilişsel performans ve kinezyofobi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. 17-40 yaş arası ampute fubolcu olan 32 katılımcının; vücut farkındalığı, Vücut Farkındalık Oranı Anketi, vücut imajı, Ampute Vücut İmaj Skalası, kinezyofobi, Tampa Kinezyofobi Ölçeği, bilişsel performansı, Stroop Testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizi için iki sürekli değişken arasındaki ilişki Pearson ya da Spearman Sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirilmiştir. Ruh Hali (Vücut Farkındalık Oranı Anketi)" değişkeni ile STROOP – A değişkeni arasındaki korelasyon anlamlıdır (p<0.05). Korelasyonun yönü pozitif ve orta (r=0.342) derecede ilişkiye sahipti. Toplam (Vücut Farkındalık Oranı Anketi)" değişkeni ile STROOP – A değişkeni arasındaki korelasyon anlamlıdır (p<0.05). Korelasyonun yönü pozitif ve orta (r=0.308) derecede ilişkiye sahiptir. Farkındalık (Vücut Farkındalık Oranı Anketi)" değişkeni ile STROOP – D değişkeni arasındaki korelasyon anlamlıdır (p<0.05). Korelasyonun yönü pozitif ve orta (r=0.390) derecede ilişkiye sahipti. Ampute Vücut İmaj Skalası değişkeni ile Bilişsel Performans Ölçümleri arasındaki korelasyon anlamsızdı (p>0.05). Tampa Kinezyofobi Ölçeği değişkeni ile Bilişsel Performans Ölçümleri arasındaki korelasyon anlamsızdı (p>0.05). Yaş" değişkeni ile STROOP – A değişkeni arasındaki korelasyon anlamlıydı (p<0.05). Korelasyonun yönü pozitif ve orta (r=0.426) derecede ilişkiye sahipti. Vücut kütle indeksi değişkeni ile STROOP – B değişkeni arasındaki korelasyon anlamlıdır (p<0.05). Korelasyonun yönü negatif ve orta (r=-0.496) derecede ilişkiye sahipti. Katılımcıların STROOP – A-B-C değişkenlerinin protez kullanım durumunun olması ile olmaması arasında anlamlı bir farklılık olduğu tespit edildi (p<0.05). Çalışmanın sonucunda, vücut imajı algısı, vücut farkındalığı, bilişsel performans ve kinezyofobi arasında anlamlı bir ilişki saptandı. Sonuç; ampute futbol takımı oyuncularında vücut farkındalığı ve bilişsel performans eğitim çalışmaları rehabilitasyon programlarına dahil edilmeli ayrıca günlük yaşamda protez kullanmalarının vücut algıları ve bilişsel performansları için olumlu etkileri göz ardı edilmemelidir. Çalışmamızın bu konuda yol gösterici olabileceğini düşünmekte ve önermekteyiz.

Dicle Ovayolu
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan sporcularda ayak bileği instabilite prevelansının belirlenmesi

ÖZET ADÖLESAN SPORCULARDA AYAK BİLEĞİ İNSTABİLİTE PREVELANSININ BELİRLENMESİ Bu çalışma, adölesan sporcularda ayak bileği instabilite prevalansının belirlenmesini amaçlamaktadır. Çalışmaya yaş ortalaması 15.66±1,22 yıl olan, 73'ü erkek ve 71'i kadın toplam 144 öğrenci katılmıştır. Çalışma kapsamında katılımcıların demografik bilgileri, spor geçmişi, ayak bileği instabilite durumu, aktivite düzeyi, kinezyofobisi, ayak postürü, dengesi değerlendirilmiştir. Ayak bileği instabilitesi değerlendirmesinde Fonksiyonel Ayak Bileği İnstabilite Tanımlama Testi (FABİT), kinezyofobi için Tampa Kinezyofobi Ölçeği, aktivite düzeyini değerlendirmek için Tegner Aktivite Ölçeği, denge değerlendirmesi için Tek Ayak Üzerinde Durma Testi ve Tek Bacak Sıçrama Testi, ayak pronasyonu için Naviküler Düşme ve Kayma testi kullanılmıştır. Çalışma bulguları, adölesan sporcularda kronik ayak bileği instabilitesi (KAİ) görülme sıklığının anlamlı düzeyde olduğunu ortaya koymuştur (p<0,05). Ayrıca ayak postürü, spor türü, cinsiyet ve kinezyofobi (p=0.007) gibi değişkenlerin KAİ ile anlamlı ilişkisi bulunmuştur. Bu çalışmanın bulguları, adölesan sporcularda kronik ayak bileği instabilitesinin dikkat çekici bir prevalansa sahip olduğunu göstermektedir. KAİ ile cinsiyet, spor türü, ayak postürü ve kinezyofobi arasındaki anlamlı ilişkiler ve biyopsikososyal faktörlerin bu durumun gelişiminde rol oynadığını ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar, genç sporcularda erken tarama ve önleyici rehabilitasyon programlarının geliştirilmesi açısından literatüre önemli katkılar sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ayak bileği instabilitesi; Adölesan sporcular; Kronik ayak bileği instabilitesi; Kinezyofobi; Denge.

Furkan Polat
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Parkinson hastalarında gövde kontrolü ile gövde kaslarının viskoelastik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, parkinson hastalığı tanısı alan bireylerde gövde kontrolü ile gövde kaslarının viskoelastik özellikleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. 40-70 yaş arası parkinson tanısı alan 38 katılımcının yaşam kalitesini ölçmek için Parkinson Hastalığı Anketi (PDQ-39), denge değerlendirmek için Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) ve Berg Denge Ölçeği (BDÖ), bilişsel durumu için Hodkinson Mental Test (HMT), hastalığın şiddeti için Hoehn ve Yahr Çlçeği (HYÖ), kasların viskoelastik özelliğini ölçmek için MyotonPro cihazı ve gövde kontrolü için Gövde Bozukluk Ölçeği (GBÖ) kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizi için İki sürekli değişken arasındaki ilişki Pearson ya da Spearman Sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirilmiştir. Bulgular, gövde kontrolü ile gövde kaslarının viskoelastik özellikleri arasında anlamlı korelasyonlar olduğunu göstermiştir. Özellikle gövde bozukluk ölçeği ile kas tonusu (r = 0.721; p < 0.01), sertlik (r = 0.681; p < 0.01) ve elastisite (r = -0.643; p < 0.01) arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Ayrıca, gövde kaslarının gevşeme süresi ve uzama gibi parametrelerinin de gövde kontrolünü etkilediği belirlendi. Gövde bozukluk ölçeği ile elde edilen korelasyonlar, gövde kaslarının daha yüksek tonus ve sertlik düzeylerinin daha iyi postüral kontrol ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Bulgulara göre, örneğin Lumbal Multifidus kasının tonusu ile gövde kontrolü arasında güçlü bir ilişki olduğu (r = 0.721) görülmüştür. Bu da, Parkinson hastalarında fonksiyonel bağımsızlığı artırmak amacıyla yapılacak fizyoterapi müdahalelerinde, gövde kaslarının viskoelastik özelliklerinin mutlaka dikkate alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, gövde kontrolü yalnızca sinirsel kontrol mekanizmalarına değil, aynı zamanda kasların biyomekanik özelliklerine de bağlıdır. Bu çalışma, Parkinson hastalarının rehabilitasyon sürecinde kasların viskoelastik özelliklerine yönelik spesifik müdahalelerin önemini vurgulamakta ve ileri araştırmalara yol gösterici olabilecek nitelikte bilgiler sunmaktadır.

Veysel Kont
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

0-4 ay riskli bebeklerde zenginleştirilmiş çevre temelli erken müdahale programının etkinliğinin incelenmesi

0-4 AY RİSKLİ BEBEKLERDE ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ ÇEVRE TEMELLİ ERKEN MÜDAHALE PROGRAMININ ETKİNLİĞİNİN İNCELENMESİ Bu araştırma, 0–4 ay arası gelişimsel risk taşıyan bebeklerde zenginleştirilmiş çevre temelli erken müdahale programının anne–bebek bağlanması, bebeklerin motor gelişimi ve annelerin anksiyete düzeyi üzerindeki etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma ön test–son test tek grup yarı deneysel desenle yürütülmüş ve 19 anne-bebek çifti çalışmaya dâhil edilmiştir. Müdahale programı, 12 hafta boyunca ev ortamında ebeveyn rehberliğinde uygulanan duyu-motor etkinlikler, hedefe yönelik hareket uyarımları, pozisyonlama stratejileri ve duygusal etkileşim temelli uygulamalardan oluşmuştur. Veriler, Test of ınfant motor performance (Tımp), Peabody developmental motor scales–2 (Pdms-2), Anne–bebek bağlanma ölçeği ve Beck anksiyete ölçeği ile toplanmıştır. Elde edilen bulgular, müdahale sonrası bebeklerin motor gelişim düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı artışlar olduğunu göstermiştir. Tımp puanı ortalaması 26.84'ten 61.42'ye yükselmiş; Pdms-2 alt boyutlarında (refleks, postüral kontrol, lokomasyon, kavrama, görsel-motor entegrasyon) belirgin ilerlemeler kaydedilmiştir. Bağlanma ölçeği puanlarında anlamlı düşüş anne–bebek ilişkisinde olumlu yönde gelişim olduğunu göstermektedir. Annelerin anksiyete düzeylerinde de anlamlı azalma gözlenmiştir. Sonuç olarak, çevresel olarak zenginleştirilmiş erken müdahale programları, yalnızca motor gelişim üzerinde değil; bağlanma ve duygusal iyilik halleri üzerinde de bütüncül etkiler yaratmaktadır. Bu tür yapılandırılmış programların, gelişimsel risk taşıyan bebeklerde erken dönemde uygulanması, ilerleyen gelişimsel süreçlerde telafi edici ve destekleyici etki sağlayabilir. Bu çalışma pediatrik fizyoterapi programlarında erken dönemde aile merkezli ve multidisipliner yaklaşımların önemini vurgulamaktadır. Anahtar kelimeler: Erken müdahale; Zenginleştirilmiş çevre; Gelişim; Preterm bebek; Riskli bebek.

Ayşe Güven
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınlarda reformer pilates egzersizleri ve foam rollerin fleksibilite, stres, depresyon ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı, kadınlarda reformer pilates egzersizleri ve foam rollerin fleksibilite, stres,depresyon ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisinin araştırılmasıdır. 18-50 yaş arası son 6 ay içinde esneklik içeren herhangi bir egzersiz programına dahil olmamış, 36 sağlıklı kadın çalışmaya dahil edildi. Demografik bilgiler sosyodemografik bilgi formuyla kaydedildikten sonra verilerin toplanmasında, esneklik değerlendirmesinde "Otur Uzan Testi", "Modifiye Otur Uzan Testi" ve "Fonksiyonel Uzanma Testi ", stres seviyesi "Algılanan stres ölçeği" , depresyon seviyesi Beck Depresyon Ölçeği ,yaşam kalitesi "SF 36 Yaşam kalitesi ölçeği" kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda, Pilates egzersizi yapan katılımcıların otur-uzan testi (P<0.001), modifiye otur-uzan testi sağ ve sol (P<0.001), lateral uzanma testi (P<0.004) ve Beck depresyon ölçeği(P<0.024) skorlarında egzersiz öncesi ve sonrası arasında artış saptanmıştır. Buna karşın, algılanan stres düzeyi (P>0.063) ve SF-36 yaşam kalitesi (P>0.301) skorlarında anlamlı bir değişiklik gözlenmemiştir. Foam roller grubunda ise yalnızca lateral uzanma testi skorunda anlamlı bir farklılık bulunurken (P<0.01), diğer tüm ölçümlerde egzersiz öncesi ve sonrası arasında anlamlı bir fark tespit edilmemiştir (p>0.05). Bu bulgular, Pilates egzersizlerinin esneklik ve depresyon üzerinde olumlu etkileri olduğunu, foam roller egzersizlerinin ise sınırlı etki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, klinik uygulamalarda foam roller teknikleri, reformer pilates ya da diğer aktif egzersiz protokolleriyle birlikte entegre biçimde planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Pilates; Foam Roller; Esneklik; Depresyon.

Derya Ataş
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Medial patellofemoral ligament rekonstrüksiyonu sonrası kalça abdüktör kas kuvvetlendirme eğitiminin diz kas kuvveti ve fonksiyonel performans üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, medial patellofemoral ligament (MPFL) rekonstrüksiyonu sonrası standart rehabilitasyon programı ve standart rehabilitasyon programına ek olarak uygulanan kalça abdüktör kas kuvvetlendirme egzersiz eğitimlerinin diz kas kuvvet gelişimi ve fonksiyonel performans üzerine etkisini araştırmaktı. Çalışmaya 18-45 yaş arası MPFL rekonstrüksiyonu geçirmiş 30 hasta (ort. yaş: 22,18±4,4 yıl; ort. VKİ: 25,92±4,29 kg/m2) dahil edildi. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Her iki gruba postoperatif 12 hafta soğuk uygulama, manuel terapi ve egzersizlerden oluşan rehabilitasyon programı uygulandı. SRG olarak adlandırılan gruba (n=15; ort. yaş: 20.75 (3,69) yıl; VKİ: 28,32 (5,96) kg/m2) standart rehabilitasyon program egzersizleri, KAEG olarak adlandırılan gruba ise (n=15; ort. yaş: 23 (4,78) yıl; VKİ: 24,55 (2,27) kg/m2) ise bu programa ek olarak kalça abdüktör kas kuvvetlendirme egzersizleri verildi. Hastaların eğitim öncesi-sonrası Kujala, International Knee Documentation Committee (IKDC) Subjektif Diz Değerlendirme Formu, Tegner ve Lysholm skorları ile diz fonksiyon düzeyleri değerlendirildi. Tüm hastaların cerrahi sonrası 6. ayda kuadriseps, hamstring, kalça abdüktör ve addüktör kas kuvveti, fonksiyonel performansları (tek bacak öne sıçrama testi, üç adım sıçrama testi), dinamik dengeleri (y denge testi) değerlendirildi. İstatistiksel analizde, hastaların diz fonksiyon skorlarının zamana göre değişimi için tekrarlı ölçümler ANOVA analizi değerlendirme parametrelerinin gruplar arası karşılaştırmalarında bağımsız gruplar için t-testi kullanıldı. Kuadriseps hamstring ve kalça abdüktör /addüktör izokinetik kas kuvvet ölçümlerinde opere ekstremite için tüm paramatrelerde kalça abdüktör egzersiz grubunda daha yüksek değerler elde edildi (p<0,05). Tek bacak öne sıçrama mesafesi ve bacak simetri indeksi, üç adım sıçrama mesafesi ve bacak simetri değerlerinde sırasıyla kalça abdüktör egzersiz grubunda daha iyiydi (p=0,02, p=0,05, p=0,02, p=0,05). Kalça abdüktör egzersiz grubu fonksiyonel testler ve subjektif ölçeklerin sonuçlarına bakıldığında (Y denge Testi, Kujala, IKDC Subjektif Diz Değerlendirme Formu, Tegner ve Lysholm) daha yüksek değerler elde etti(p<0,05). Çalışmamızın sonucunda kalça abdüktör kas kuvvetlendirme eğitimlerinin MPFL rekonstrüksiyonu sonrasında hastalarda diz kas kuvvetinin ve fonksiyonel performansın artırılmasında daha etkili olduğu bulundu. Kalça abdüktör kas kuvvetlendirme eğitimlerinin MPFL rekonstrüksiyonu sonrası rehabilitasyonda kullanılabilecek alternatif bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: patellar dislokasyon, egzersiz, rehabilitasyon, egzersiz terapi

Egzersiz tedavisiKas kuvvetiPatella+4
Burak Ulusoy
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu 4 ay sonrası izokinetik egzersiz eğitiminin diz kas kuvvetine etkisi

Bu çalışmanın amacı, Ön Çapraz Bağ (ÖÇB) rekonstrüksiyonu geçiren bireylerde, 4. ayda verilen ve 8 hafta devam eden, izokinetik egzersiz eğitiminin diz kas kuvvetine olan etkisini incelemekti. Çalışmaya hamstring grefti ile ÖÇB rekonstrüksiyonu geçiren 20 birey dahil edildi. (yaş: 30,85±9,10 yıl, boy uzunluğu: 178,90±9,38 cm, VKİ: 25,66±2,93 kg/m²). Bireyler rekonstrüksiyon sonrası 16. haftada izokinetik sistemde değerlendirilerek egzersiz eğitimine alındı ve 24. haftada test tekrar edildi. Kassal kuvvet değerlendirmesi izokinetik sistemde (ISOMED 2000), 60 º/sn (5 tekrar) ve 180 º/sn (10 tekrar) açısal hızlarda gerçekleştirildi. Zirve Tork Hamstring/Vücut ağırlığı, Zirve Tork Kuadriseps/Vücut ağırlığı, Hamstring/Kuadriseps oranı değerlendirildi. Hamstring konsentrik-kuadriseps konsentrik, hamstring izometrik, kuadriseps izometrik, stabilite-koordinasyon eğitimi, haftada 3 gün-8 hafta verildi. Tüm veriler SPSS 21 yazılımı kullanılarak analiz edildi. Eğitim öncesi ve sonrası farklılığı değerlendirmek için Eşleştirilmiş T testi kullanıldı. Çalışmanın sonucunda 60º/sn açısal hızda opere ( p=0,000) ve non-opere dizde (p=0,003), 180º/sn açısal hızda non-opere dizde (p=0,000) konsentrik hamstring kuvveti, 24. haftada, 16. haftadaki kuvvet değerine göre daha fazla bulundu. 180º/sn. açısal hızda opere dizde konsentrik hamstring değerinde zamanlar arasında bir farklılık görülmedi (p>0,05). 60 º/sn açısal hızda, opere (p=0,000) ve non-opere (p>0,05) dizde, 180º/sn açısal hızda opere (p=0,000) ve non-opere (p=0,05) dizde konsentrik kuadriseps kuvveti, 24 haftada 16.haftaya göre daha fazla bulundu. 60º/sn. açısal hızda konsentrik hamstring/kuadriseps oranının opere dizde 16. haftaya göre 24. haftada azalırken, non-opere dizde ise bu oranın arttığı gözlendi (p>0,05). 180°/ sn. açısal hızda opere ve non-opere dizde H/Q oranının 16. haftaya göre 24. haftada azaldığı gözlendi (p>0,05). Sonuç olarak çalışmada 16. haftadan 24. haftaya kadar verilen izokinetik eğitimin ÖÇB rekonstrüksiyonu sonrası kassal kuvvetin arttırılmasında etkili olduğu bulundu.

Cerrahi tedaviEgzersizHasta eğitimi+3
Ayşe Uzun
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral palsi tanılı çocuklarda konstipasyon düzeyleri ve yaşam kalitelerinin incelenmesi

Bu çalışma, Serebral Palsi (SP) tanılı çocukların konstipasyon düzeyleri incelenerek ve bu problemin yaşam kalitelerini nasıl etkilediğini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya Siirt ilinde yer alan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde aktif fizyoterapi tedavisine devam eden 1.basamak sağlık kuruluşu heyet raporu sonrasında, Rehberlik Araştırma Merkezlerinden SP tanısı alan Kaba Motor Foksiyon Sınıflama Sistemi (KMFSS)' ye göre 3-4-5 seviyesindeki 4-15 yaş arası toplam 40 çocuk dahil edildi. Kaba motor seviyesi, KMFSS; konstipasyon varlığı ve şiddeti , Konstipasyon Ciddiyet Ölçeği (KCÖ); spastisite, Modifiye Ashworth Skalası (MAS); yaşam kalitesi, Konstipasyon Yaşam Kalitesi Ölçeği (KYKÖ), Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ) ve Vizual Analog Skalası (VAS); fiziksel aktivite düzeyi, Fiziksel Aktivite Değerlendirme Anketi (FADA) ve gaita özellikleri, Bristol Gaita Skalası (BGS) ve 7 Günlük Gaita Günlüğü ile değerlendirildi. KCÖ puanları KMFSS'ye göre seviye 5'in değerleri 3'e göre anlamlı düzeyde yüksek bulunurken ÇİYKÖ puanları seviye 3'ün değerleri 5'e göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0,05). SP tanılı kuadriparetik tutulumlu olanların diparetik tutulumlu olanlara göre VAS, KCÖ, KYKÖ değerleri daha yüksek iken ÇİYKÖ değerleri daha düşük bulundu (p<0,05). SP tanılı çocukların diz ve ayak-ayak bileği MAS değerleri ile KCÖ arasında anlamlı yüksek düzeyde bulundu (p<0,05). SP tanılı kuadriparetik tutulumlu çocukların diparetik tutulumlu çocuklara göre BGS, 7 Günlük Gaita Günlüğü ve FADA değerleri arasında anlamlı fark bulunmadı (p<0,05). Sonuç olarak; SP tanılı çocukların tutulum tipi, spastisitesi ve etkilenme seviyesine bağlı olarak konstipasyon şiddetinin farklılık gösterdiği ve konstipasyon şiddetinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği bulundu. Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi; Konstipasyon; Yaşam kalitesi.

KabızlıkSerebral palsiYaşam kalitesi+1
Songül Ertek
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral palsili çocuklarda 3 metre geri yürüme testinin propriosepsiyon, gövde kontrolü ve kas kuvveti ile ilişkisi

Bu çalışma, serebral palsili çocuklarda 3 metre geri yürüme testinin (3MGYT) propriosepsiyon, gövde kontrolü ve kas kuvveti ile ilişkini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya Haziran 2021-Ocak 2022 tarihleri arasında Gaziantep Engelsiz Yaşam Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde tedavi alan Gaziantep sınırları içersinde yaşayan, yaş ortalamaları 10.43±2.76 olan 30 serebral palsili çocuk dahil edildi. Dahil edilme kriterleri, İletişim Fonksiyon Sınıflama Sistemi (CFCS) ≤ 3 olması, Modifiye Ashworth Skalası (MASH)'na göre alt ekstremite kaslarının tonusunun ≤2 olması, Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemine (GMFCS) göre Seviye-I ve II olması, bilinen herhangi bir görme problemi olmaması, iletişime engel olacak düzeyde zihinsel geriliği olmadan sözel komutları takip edebilmesi, epileptik nöbeti olmamasıydı. Dahil edilen çocukların demografik ve hastalık bilgileri kaydedildi. Geri yürüme becerileri 3MGYT ile değerlendirildi. Propriosepsiyon değerlendirmek için dijital gonyometre kullanıldı. Gövde kontrolü değerlendirmek için Gövde Kontrol Ölçüm Skalası (GKÖS), kas kuvveti için digital kas dinamometresi (Power Track II), yürüyüş değerlendirmesi için Gilette Fonksiyonel Yürüme Değerlendirme Anketi (GFYDA) kullanıldı. Veri analizi sonucunda GMFCS'lerine seviye I ve II olan çocukların spastisiteleri karşılaştırıldığında; hamstring, gastro-soleus, gastrocnemius spastisitelerinde seviye I lehine anlamlı fark bulundu (p<0.05). 3MGYT, GKÖS, GFYDA sonuçları karşılaştırıldığında ise seviye I lehine anlamlı fark bulundu (p<0.05). 3MGYT ile alt ekstremite propriosepsiyonu, gövde kontrolü ve yürüyüş arasındaki ilişki incelendiğinde, anlamlı ilişki bulunmadı (p>0.05). 3MGYT ile GFYDA arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki bulundu. 3MGYT ile alt ektremite kas kuvvetleri arasındaki ilişki incelendiğinde, ikisi arasında anlamlı ilişki bulunmadı (p>0.05). SP'li çocukların alt ekstremite propriosepsiyonu ile alt ekstremite kas kuvvetlerinin ilişkisi incelendiğinde yalnızca kalça ekstansiyon propriosepsiyonu ile iliopsoas kas kuvveti arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (p=0.023). GFYDA ile alt ektremite kas kuvveti arasındaki ilişki incelendiğinde, ikisi arasında anlamlı ilişki bulunamadı (p>0.05). Sonuç olarak SP'li çocuklarda ileri yürüme fonksiyonu iyileştikçe geri yürüme becerisinin de arttığı; ancak propsiosepsiyon, gövde kontrolü ve kas kuvvetinden etkilenmediği bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Serebral Palsi;3 Metre Geri Yürüme; Propriosepsiyon; Gövde Kontrolü; Kas kuvveti

Gövde kontrolüKas kuvvetiPropriyosepsiyon+4
Enver Katırcı
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İnmeli bireylerde gövde kontrolünün alt ekstremite duyusu, denge ve yürüme ile ilişkisi

Bu çalışma, inmeli bireylerde gövde kontrolünün alt ekstremite duyusu, denge ve yürüme ile ilişkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya Ocak 2021 – Haziran 2021 tarihleri arasında SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesinde inme tanısıyla izlenen ve takip edilen Gaziantep sınırları içerisinde yaşayan, yaş ortalaması 52,2  14,4 olan 30 hasta alındı. Bireylerin çalışmaya dahil edilebilmesi için Hodkinson Mental Test, Brunnstrom evrelemesi ve Modifiye Ashworth skalası uygulandı. Honkinson Mental Test uygulanarak 7 ve üstü puan alabilenler, alt ekstremite fonksiyonları Brunnstrom motor iyileşmesi evrelerine göre 2 ve 6 arasında olanlar, Modifiye Ashworth Skalasına göre etkilenen alt ekstremite spastisitesi 4'ün altında olanlar ve 10 m bağımsız yürüyebilen bireyler çalışmaya dahil edildi. Daha sonra bireylerin demografik ve hastalık bilgileri kişisel değerlendirme formuna kaydedildi. Gövde kontrolünü değerlendirmek için Gövde Bozukluk Ölçeği (GBÖ) ve İnme Hastalarında Postüral Değerlendirme Ölçeği - PASS Türk (PASS-T), denge ve yürüyüşü değerlendirmek için Tinetti Denge-Yürüme Testi (TDYT) ve sadece yürüyüşü değerlendirmek için Tinetti Yürüme Testi (TYT) ile 10 m yürüme testi (OMYT) kullanıldı. Duyu; "Fugl Mayer Sensori-Motor Fonksiyon Testi" ölçeğinin alt ekstremite için, hafif dokunma ve propriosepsiyon alt skorları ile değerlendirildi. Ayrıca neglect, taban altı basınç duyusu (TABD) ve alt ekstremite için stereognozis değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS for Windows version 24.0 paket programı kullanıldı ve p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Yapılan analizler sonucunda GBÖ ile TDYT-TYT ve FMSMFD arasında pozitif yönde, OMYT arasında negatif yönde güçlü korelasyonla anlamlı fark bulundu (p<0,05). PASS-T ile TDYT arasında pozitif yönde, OMYT negatif yönde çok güçlü; TYT ve FMSMFD arasında pozitif yönde güçlü korelasyonla anlamlı fark bulundu (p<0,05). GBÖ, PASS-T, TDYT-TYT değerleri, TABD ve stereognozis varlığında anlamlı yüksek; neglect varlığında anlamlı düşük bulundu (p<0,05). Sonuç olarak gövde kontrolü, alt ekstremite duyusu ile ilişkilidir ve denge ile yürümeyi etkilemektedir. Anahtar kelimeler: İnme; Gövde Kontrolü; Alt Ekstremite; Duyu; Yürüme

Alt ekstremiteDengeGövde kontrolü+2
Zehra Ekmekcioğlu
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Lumbal disk hernisi olan kadınlarda bel ağrısının pelvik taban kas kuvveti,üriner inkontinas, konstipasyon ve cinsel disfonksiyon ile ilişkisi

Bu çalışmanın amacı, bel ağrısının lumbal disk hernisi olan kadınlarda pelvik taban kas kuvveti, üriner inkontinas, konstipasyon ve cinsel disfonksiyon ile ilişkisinin incelenmesidir. 18-55 yaş arası lumbal disk hernisi olan 60 kadın katılımcının bel ağrısı Oswestry Bel Ağrı Engellilik Anketi, pelvik taban kas kuvveti, Yüzeyel EMG-Biofeedback cihazı(Aymed LOCUM Wireless Urodynamic System v.0.2.65, Türkiye) üriner inkontinas durumu, King Sağlık Anketi (KSA) , konstipasyon durumu Konstipasyon Ciddiyet Ölçeği (KCÖ) , cinsel disfonksiyon durumu Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği- Kadın kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizi için IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanılmıştır. Çalışmanın bulgularına göre bel ağrısı olan kadınlarda bel ağrısının pelvik taban tonik aktivite değeri ile negatif yönde ve orta (r=-0,365) derecede, bel ağrısının pelvik taban fazik aktivite değeri ile negatif yönde ve orta (r=-0,371) derecede, bel ağrısının pelvik taban endurans değeri ile negatif yönde ve orta (r=-0,42) derecede, bel ağrısının pelvik taban '' work average'' değeri ile negatif yönde ve orta (r=-0,364) derecede, bel ağrısının pelvik taban ''peak'' değeri ile negatif yönde ve orta (r=-0,35) derecede ilişkili olduğu tespit edilmiştir . Bel ağrısı ile üriner inkontinas arasında pozitif yönde ve orta (r=0,512) derecede ilişki, bel ağrısı ile konstipasyon arasında pozitif yönde ve zayıf (r=0,278) derecede ilişki, bel ağrısı ile cinsel disfonksiyon arasında ise negatif yönde ve orta (r=-0,326) derecede ilişki tespit edilmiştir. Çalışmanın sonucunda bel ağrısı ile pelvik taban kas kuvveti, üriner inkontinas, konstipasyon ve cinsel disfonksiyon arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Sonuç; bel ağrısı ve kadın sağlığı alanında çalışan fizyoterapistlerin bel ağrılı kadınlarda etkili bir tedavi programı belirlemeden önce konstipasyon, üriner inkontinas, pelvik taban kas kuvveti ve cinsel disfonksiyonu değerlendirmeleri önerilmektedir.

Cinsel işlev bozukluğu-fizyolojikKabızlıkPelvik taban+1
Selver Seval Ergücen
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Parkinsonlu bireylerde gövde kontrolü ile el fonksiyonları arasındaki ilişki

Bu çalışmanın amacı, parkinson tanısı alan bireylerde gövde kontrolü ile el fonksiyonları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. 35-70 yaş arası parkinson tanısı alan 35 katılımcının el kavrama kuvveti Jamar Dinamometresi (Based in South Korea Saehan Corporation Saehan Hand Dynamometers and Pinch Gauges), ince motor beceri Dokuz delikli peg testi , hastalığın klinik durumunun evrelenmesi için Hoehn Yahr ölçeği, , üst ekstremite aktivite ve katılım kısıtlılıkları için Quick Dash anketi, el fonksiyonlarının değerlendirilmesi için Duruöz El İndeksi, gövde fonksiyon bozuklukları Gövde Bozukluk Ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizi için iki sürekli değişken arasındaki ilişki Pearson ya da Spearman Sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirilmiştir. Gövde Bozukluk Ölçeği ile El Kavrama Kuvveti Sol (kg) arasındaki korelasyon anlamlıdır. Korelasyonun yönü pozitif ve kuvvetli (r=0.773, p=0.005) derecede ilişkiye sahiptir. Gövde Bozukluk Ölçeği ile El Kavrama Kuvveti Sağ (kg) arasındaki korelasyon anlamlı ve korelasyonun yönü pozitif ve kuvvetli (r=0.825, p=0.003) derecede ilişkiye sahiptir. Gövde Bozukluk Ölçeği ile Duruöz El İndeksi arasındaki korelasyon anlamlı ve Korelasyonun yönü negatif ve orta (r=-0.438, p=0.017) derecede ilişkiye sahiptir. Gövde Bozukluk Ölçeği, Duruöz El İndeksini orta derecede negatif yönde etkilemektedir. Gövde Bozukluk Ölçeği verileri ile Parkinson Tanısının başlangıç yılı arasındaki korelasyon anlamlıdır. Korelasyonun yönü negatif ve kuvvetli (r=-0.843, p=0.041) derecede ilişkiye sahiptir. Çalışmanın sonucunda gövde kontrolü ile el kavrama kuvvet, ince motor beceri, üst ekstremite fonksiyonelliği arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Sonuç; Nöroloji alanında çalışan multidisipliner ekipteki meslektaşlarımızın, etkin bir tedavi programı için gövde kontrolü ile üst ekstremite kaslarını hem kuvvet hemde fonksiyonellik açısından mutlaka değerlendirilmelerini ve tedavi programlarına dahil etmelerini önermekteyiz. Çalışmamızın bu konuda yol gösterici olabileceğini düşünmekteyiz.

El fonksiyonlarıGövde kontrolüParkinson hastalığı
Nursena Kılıç
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 geçiren kişilerde performansı etkileyen değişkenler

Bu çalışma COVID-19 geçiren kişilerde performansı etkileyen değişkenleri incelemek amacıyla planlandı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Çalışma Şubat 2022 ile Mayıs 2022 tarihleri arasında göğüs hastalıkları polikliniğinde COVID-19 tanısı almış dâhil edilme kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden yaş ortalaması 27,19y olan 31 kişi dâhil edildi. Tüm kişilerin testi negatife döndükten sonraki 1. Ayda( erken) ve 3. ayda (geç) solunum fonksiyonu solunum fonksiyon testi, fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (UAFAA-KF), aerobik kapasite 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), alt ekstremite kassal kuvvet ve endurans 30 Saniye Kalk-Otur Testi, el kavrama kuvveti El Kavrama Kuvveti Ölçüm Testi, el kavrama statik enduransı El Kavrama Statik Endurans Ölçüm Testi ve COVID-19 salgınına yönelik algı ve tutumları COVID-19 Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendiren ölçekler ile değerlendirildi. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 25 programı kullanıldı. Solunum fonksiyon test değerlerinin, Vücut Kitle İndeksi'nin ve El Kavrama Kuvvet Testi ölçümünün erken ve geç dönemde yapılan değerlendirme sonuçları karşılaştırıldığında anlamlı bir artış göstermediği bulundu(p>0,05). El Kavrama Statik Endurans Testi ölçümü, 30 Sn Kalk- Otur Test sayısı ve 6 DYT mesafesinde erken ve geç dönemde anlamlı bir artış gösterdiği bulundu(p=0,012 p=0,001), (p=0,001), (p=0,004). COVID-19 Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendiren ölçeğin alt paremetrelerinin skorlarında ve UAFAA-KF toplam MET değerinde erken ve geç dönemde anlamlı bir artış göstermediği bulundu(p>0,05). 6 DYT mesafesi ile 30 Saniyede Kalk-Otur Testi sayısı arasında erken dönemde pozitif ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki varken(p=0,026), geç dönemde anlamlı bir ilişki olmadığı bulundu. Geç dönemde 6 DYT mesafesi ile El Kavrama Statik Endurans Dominant Olmayan Skoru arasında anlamlı bir ilişki bulundu(p=0,035). COVID-19 geçiren kişilerin performansını etkileyen değişkenlerinin 1. ayda ve 3. ayda değişiklik gösterdiği ve egzersiz performansının olumsuz etkilendiği belirlendi. Erken dönemde bu olumsuz sonuçların performans testlerine yansıdığı düşünüldü. COVID-19 geçiren kişilerin 3. aylarındaki enduranslarında, kassal kuvvetlerinde ve el kavrama statik enduranslarında artış olduğu ancak sağlıklı kişilerin norm değerlerine tam olarak ulaşamadıkları saptandı. Sonuç olarak; COVID-19 geçiren kişilere yönelik planlanan pulmoner rehabilitasyona, bireyin egzersiz enduransına, kassal kuvvet ve enduransını arttırmaya yönelik egzersiz programlarının eklenmesinin sağlığın erken kazanımı açısından önemli olacağı görüşü kabul edildi. Anahtar kelimeler: COVID-19; egzersiz performansı; fiziksel aktivite; algı ve tutum.

AlgıCOVID 19Egzersiz+5
Bilge Diril
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemi dönemi sağlık çalışanlarında uyku yorgunluk depresyon ve yaşam kalitesi düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışma pandemi döneminde sağlık çalışanlarında uyku, yorgunluk, depresyon ve yaşam kalitesi düzeylerini belirlemek ve sağlık çalışanı olmayan meslek grubuyla karşılaştırmak amacıyla planlandı. Çalışma Aralık 2021 ile Mart 2022 tarihleri arasında COVİD-19 ünitelerinde görev alan 36 sağlık çalışanı, COVİD-19 ünitelerinde yer almayan 38 sağlık çalışanları ve üniversite kadrosunda yer alan 36 akademisyen olmak üzere toplam 110 katılımcıyla gerçekleştirildi. Uyku kalitesi, Pittsburgh Uyku Kalite indeksi (PUKİ), yorgunluk Yorgunluk Etki Ölçeği, depresyon Beck Depresyon Envanteri ve yaşam kalitesi Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) ile değerlendirildi. İstatistiksel analizler için IBM SPSS 25.0 paket programı kullanıldı. İstatistiksel analizler sonucunda katılımcıların; %58,2'si kadın ortalama çalışma süresi 7,2 yıl, ortalama yaş 31,3 yıl ve ortalama VKİ 23,8 iken %59,1'i COVİD-19 hastalığı geçirmedi ve %88,2'sinin kronik bir hastalığı yoktur. PUKİ anketinin öznel uyku kalitesi, uyku latensi, alışılmış uyku, uyku bozukluğu uyku ilacı kullanımı ve gündüz işlev bozukluğu alt parametrelerinde anlamlı bir fark ortaya çıkmazken (p>0,05); uyku süresi alt bileşeninde anlamlı fark ortaya çıktı buradaki anlamlı farkın üniversiteden çalışmaya katılan akademisyenler ve COVİD-19 ünitelerinde görev yapmakta olan sağlık çalışanlarında ortaya çıktığı ve COVİD-19 ünitelerinde görev alan personellerin ortalama uyku süresi skoru üniversitedeki akademisyenlere göre daha fazla olduğu belirlendi (p<0,05). Yorgunluk etki ölçeği toplam skoru ve alt bileşenlerinde her üç grup arasında anlamlı düzeyde fark olmadığı (p>0,05), Beck depresyon envanteri toplam skoru ve sınıflandırmasında (p>0,05), SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinde fiziksel rol güçlüğü, emosyonel rol güçlüğü, enerji ve ağrı alt parametrelerinde ortalama skor bulgularında istatistiksel açıdan anlamlı fark çıkmadı (p>0,05); fiziksel fonksiyon, ruhsal sağlık sosyal işlevsellik ve genel sağlık alt bileşenlerinde anlamlı bir fark bulundu ve üniversitede bulunan akademisyenlerin ortalama skoru diğer iki gruba göre daha yüksek olduğu sağlık çalışanlarının yaşam kalitesi akademisyenlere göre fiziksel fonksiyon, ruhsal sağlık sosyal işlevsellik ve genel sağlık alt parametrelerinin daha düşük olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç olarak hem COVİD-19 ünitelerinde görev alan sağlık personelleri hem de COVİD-19 ünitelerinde görev almayan sağlık personellerinin araştırmadaki diğer çalışma grubuna göre daha yüksek derecede etkilendiği ve uyku süresi, fiziksel fonksiyon, ruhsal sağlık, sosyal işlevsellik ve genel sağlık parametrelerinde anlamlı derecede fark olduğu, pandemide sağlık çalışanları uyku, yorgunlk, depresyon ve yaşam kalitesi açısından diğer çalışma grubuna göre daha yüksek derecede etkilendiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: COVİD-19; pandemi; sağlık çalışanları; akademisyen.

AkademisyenlerDepresyonPandemiler+4
Fetullah Ateş
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Diskinetik serebral palsili çocuklarda gövde kontrolünün yürüyüşe etkisinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı; diskinetik serebral palsi (SP)'li çocuklarda gövde kontrolünün yürüyüşe etkisinin olup olmadığını belirlemektir. Çalışmaya Sanko Üniversitesi FTR bölümü bünyesi altında Gaziantep ilindeki Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri'nde aktif tedavi alan diskinetik SP tanısı almış , 11 erkek, 10 kız 21 çocuk (n=21) dahil edildi. Çalışma pediatrik rehabilitasyon alanında 5 yıl tecrübeli fizyoterapist tarafından yapıldı. Her çocuk aynı ortamda aynı şartlarda yapıldı. Çalışmadaki katılımcıuların arasında yaşları 4-6 arasında olanların yaş ortalaması 4 yıldır, 6-8 yaş grubunda olan çocukların yaş ortalaması 8 idi, 12-18 arasında olan çocukların yaş ortalaması ise 9 olarak belirlendi. Çocukların alt ekstrmite kaslarının MASH ölçümlerinin minimum değeri 1, maksimum değeri 3 olarak ölçüldü. MASH ölçümlerinin median değeri ise kalça fleksörleri için 1,6; kalça ekstansörleri için 1,4; gluteus medius için 1,4; tibialis anterior için 1.4; gastro için ise 1.6 olarak belirlendi. Çocuklarda KMFSS 1 seviyesinde olan 11 çocuk, KMFSS 2 seviyesinde olan 6, KMFSS 3 seviyesinde olan ise 4 çocuk dahil edildi. Çocukların demografik özelliklerini içeren kişisel bilgi formu, kaba motor fonksiyon seviyelerini değerlendiren Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS), alt ekstremite kaslarının spastisite değerlendirmesi için Modifiye Ashworth Skalası (MASH), gövde kontrolü için Gövde Kontrol Ölçüm Skalası (GKÖS) kullanıldı. Yürüme fonksiyonunun değerlendirilmesi için Gillette Fonksiyonel Yürüme Değerlendirme Anketi (GFYDA) kullanıldı. Katılımcıların KMFSS ile yaş arasındaki ilişki grafik olarak gösterildi. İstatiksel analizler için SPSS-24 programı kullanıldı. GKÖS ile GFYDA arasında bir korelasyon bulunmadı.(-0,319). Çalışmanın sonucunda diskinetik çocuklarda gövde kontrolü ile yürümenin ilişkili olmadığı belirlendi.(p>0,05) Anahtar kelimeler: Diskinetik Serebral Palsi; Gövde Kontrolü; Yürüyüş.

DengeGövde kontrolüPostural denge+4
İdris Çazım
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan dönemdeki bireylerde stomatognatik sistem ile omurga postürü ve pelvis simetrisi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma stomatognatik sistem ile omurga postürü ve pelvis simetrisi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 14,01±1,4 yıl olan 91 sağlıklı adölesan birey dahil edildi. Stomatognatik sistem için temporomandibular eklem hareket açıklığı milimetrik cetvelle, servikal eklem hareket açıklığı ve kraniovertebral açı ölçümü gonyometre ile, tragus-duvar mesafesi ölçümü mezurayla, kifoz ve lordoz açı ölçümü Baseline Bubble Inclinometer® ile, skolyoz gövde rotasyon açısı skolyometre, pelvis simetrisi için alt ekstremite uzunluk ölçümleri mezura kullanılarak yapıldı. Verilerin analizi için SPSS ve R programı kullanıldı ve p<0,05 istatistik anlamlılık seviyesi kabul edildi. Çalışmaya dahil edilen adölesan bireylerin kroniovertebral açı ile maksimum ağız açıklığı ve protrüzyon değerleri arasında orta kuvvetli ilişki bulundu (r= 0,445-0,452; p<0,01). Tragus duvar mesafesi ile maksimum ağız açıklığı ve laterotrüzyon değerleri arasında orta kuvvetli ilişki saptandı (r= -0,421; -0,489; p<0,001). Kifoz açı değeri ile maksimum ağız açıklığı arasında kuvvetli (r= -0,679; p<0,001); protrüzyon miktarı ile orta kuvvetli (r= - 0,558; p<0,001); laterotrüzyon değerleri ile zayıf (r= -0,330; -0,340; p=0,001) ilişki saptandı. Skolyoz rotasyon açısı ile maksimum ağız açıklığı (r= -0,276; p=0,008), protrüzyon (r= -0,268; p=0,010) ve laterotrüzyon (r= -0,209; -0,214; p=0,047) değerleri arasında zayıf ilişki bulundu. Lordoz açısı ile maksimum ağız açıklığı (r= -0,389; p<0,001), laterotrüzyon (r= -0,311; p=0,003) değerleri arasında zayıf ilişki saptandı. Bacak uzunluk farkı ile maksimum ağız açıklığı (r= -0,232, p=0,026), protrüzyon (r= -0,227, p=0,030) her iki taraf laterotrüzyon (r= -0,216; -0,214, p<0,05) değerleri arasında zayıf ilişki bulundu. Skolyoz eğriliğinin yönü ile laterotrüzyon (ρ= -0,508; -0,517, p<0,05) değerleri ve aynı taraf tragus duvar (ρ= 0,482; 0,490, p<0,05) mesafesi ve eğriliğin yönü ile zıt taraf lateral fleksiyon ve rotasyon (ρ= -0,487; -0,427, p<0,05) değerleri arasında orta kuvvette ilişki bulundu. Eğrilik yönü ile aynı taraftaki spina iliaca anterior süperior-medial malleol (ρ= - 0,355; -0,349, p<0,05) mesafesi arasında zayıf bir ilişki saptandı. Adölesan dönemdeki bireylerde stomatognatik sistem ile omurga postürü ve pelvis simetrisi arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Stomatognatik Sistem; Omurga; Pelvis; Postür

DengeOmurgaPelvis+1
Emine Betül Demirkapı
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sanko Üniversitesi öğrencilerinde algılanan stres ile postür ve fiziksel uygunluk parametreleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; öğrenciler üzerinde algılanan stresin, postür ve fiziksel uygunluk parametreleri arasındaki ilişkiyi SANKO Üniversitesi'nde eğitim gören bir grup öğrenci üzerinde incelemektir. Çalışmada 18-30 yaş arasında 84 öğrencinin stres düzeyleri Algılanan Stres Ölçeği, postür değerlendirmeleri New York Postür Analizi ve fiziksel uygunluk parametreleri Vücut Kitle İndeksi, Bel/Kalça Oran ölçümü, anaerobik endurans Dikey Sıçrama Testi ile, kassal kuvvet ve endurans Sit-ups Testi ile, esneklik Gövde Lateral Fleksiyon Testi, Otur-Uzan Testi ve Gövde Hiperekstansiyon Testi ile değerlendirilmiştir. İstatiksel yöntem olarak; ölçümle belirtilen sürekli değişkenler için parametrik test koşullarının sağlanması durumunda iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi veya tek yönlü ANOVA, parametrik test koşullarının sağlanmadığı durumlarda ise Mann-Whitney U testi veya Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. Nitel değişkenlerin karşılaştırmaları için ki-kare (χ2) testi kullanılmıştır. Ayrıca iki sürekli değişken arasındaki ilişki Pearson ya da Spearman Sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirilmiştir ve p değeri p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Çalışma sonucunda SANKO Üniversitesi öğrencilerinde algılanan stresin orta düzeyde (28,083±8,4343) olduğu, elde edilen bulgulara göre öğrencilerin algılanan stres düzeyleri ile postürleri arasında (p=0,025) anlamlı ve negatif yönde zayıf bir ilişki (r=-0,244) olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin algılanan stres ile fiziksel uygunluk parametreleri arasındaki ilişki incelendiğinde ise algılanan stres ile kassal kuvvet/endurans ve gövde esnekliği arasında (p=0,031, p=0,004) anlamlı ve negatif yönde zayıf bir ilişki (r=-0,235, r=-0,313) olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın sonucunda üniversite öğrencilerinde algılanan stres ile postür ve fiziksel uygunluk parametrelerinin etkilenebileceği görülmüştür. Bu amaç doğrultusunda, eğitimleri boyunca öğrencilere algılanan stresleri için farkındalık oluşturulmasının önemli olduğu görülmektedir.

DuruşFiziksel uygunlukStres+1
Melis İrem Mercan
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Diparetik serebral palsili çocuklarda üst ekstremite fonksiyonel becerilerinin yaşam kalitesi ve katılım düzeyine etkisinin belirlenmesi

Bu çalışmanın amacı diparetik Serebral Palsi (SP)'li çocuklarda üst ekstremite fonksiyonel becerilerinin yaşam kalitesi ve katılım düzeyine etkisinin belirlemektir. Çalışmaya özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde aktif tedavi alan 5-16 yaş arası SP'li çocuklar ve benzer yaş grubundaki sağlıklı akranları alındı. Çalışmaya Kaba Motor Fonksiyon Seviyesi (GMFCS) 1-3, El Becerileri Sınıflama sistemi (MACS)'ne göre 1-2 seviyesinde ve Modifiye Ashworth Skalası'na göre üst ekstremite kas tonusu <2 olan çocuklar dahil edildi. Üst ekstremite fonksiyonel becerileri Jebson Taylor El Fonksiyon Testi (JTEFT) ve Abilhand Kids ölçeği, Yaşam Kalitesi Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKO) (PedsQL), Katılım düzeyleri Pediatrik Veri Toplama Aracı (PODCİ) ile değerlendirildi. SP'li çocukların üst ekstremite fonksiyonel becerileri, ÇİYKO ve PODCI testleri sağlıklı çocuklara göre anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0,05). SP'li çocukların Abilhand ile ÇİYKO ve PODCI arasında pozitif yönde, JTEFT alt basamaklarıyla ÇİYKO sosyal işlevsellik arasında negatif yönde, JTEFT ile PODCI arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç olarak diparetik SP'li çocukların üst ekstremite fonksiyonel becerileri ile yaşam kalitesi alt parametreleri arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Diparetik SP'li çocukların üst ekstremite fonksiyonel becelerileri ile katılım düzeyleri alt parametreleri arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Diparetik Serebral Palsi; Üst Ekstremite Fonksiyonel Beceriler; Yaşam Kalitesi; Katılım.

KatılımSerebral palsiYaşam kalitesi+1
Merve Kafa
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral palsili çocukların ebeveynlerinin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık durumlarının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı Serebral Palsi'li (SP) çocuklara primer bakım veren ebeveynlerin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık durumlarını incelemekti. Çalışmaya 4-18 yaş arası SP'li çocuğu olan 78 ebeveyn dâhil edildi. Farkındalık düzeyinin belirlenmesinde Serebral Palsi Hastalık, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Farkındalık Değerlendirme Formu kullanıldı. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS 24 paket programı kullanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki kare testi kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda katılımcıları büyük oranda annelerin oluşturduğu bulundu (%85,9). Anket sonuçlarına göre ebeveynlerin genel farkındalık düzeyleri düşük (%5,17), orta (%56,41) ve yüksek (%38,46) düzeyde bulundu. Ebeveynlerin eğitim düzeyi ve ekonomik durumuna göre katılımcıların farkındalık düzeyleri benzer bulundu (p>0,05). Ayrıca SP'li çocukların cerrahi geçirme durumu, yaş dağılımı ve kaba motor fonksiyon seviyelerine göre de katılımcıların farkındalık düzeyleri arasınds fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak SP'li çocukları olan ebeveynlerin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık düzeylerinin genel olarak orta ve yüksek farkındalık düzeyinde olduğu saptandı.

Ana-babaBakım verenlerBakım verme yükü+6
Hatice Seçinti
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Diş hekimliği öğrenci ve akademisyenlerinde artan mesleki tecrübe ile el becerilerinin ayna karşısında değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, artan mesleki tecrübeleri ile diş hekimliği öğrenci ve akademisyenlerinde ayna karşısındaki el becerilerini değerlendirmektir. Mesleki tecrübelerine göre gruplandırılan (tecrübesi sıfır kabul edilen 5. sınıf diş hekimliği öğrencileri, 5 yıl altı ve 5 yıl ve üzeri tecrübeye sahip akademisyenler) toplam 72 katılımcıya, bitirme süreleri belirlenerek O'Connor Cımbız Beceri testi doğrudan ve ayna karşısında dolaylı görüş ile uygulandı. Kişisel bilgileri kaydedilen katılımcıların; antropometrik ölçümleri mezura ile, el kavrama kuvveti hidrolik el dinamometresi ile, parmak kavrama kuvveti parmak pinchmetre ile ve eklem hareket açıklığı ölçümleri gonyometre ile yapıldı. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 23.0 paket programı kullanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında, ki kare testi ve Fischer'ın Kesinlik Testi, normal dağılıma uyan ikili gruplarda bağımsız student t-testi ve ikiden fazla gruplarda One-way ANOVA testleri kullanıldı. Tüm erkek katılımcıların sağ el kavrama kuvvetleri (p<0,001) ve sol el kavrama kuvvetleri (p<0,001) kadınlara göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Çalışmaya dahil edilen tüm katılımcılardan erkek olanların indirekt (ayna karşısında) test sürelerinin, kadın katılımcıların sürelerine göre anlamlı yüksek olduğu gözlenirken (p=0,001), direkt test sürelerinde ise cinsiyetler arasında anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Tüm katılımcıların mesleki tecrübe yılı arttıkça direkt test süreleri anlamlı bir şekilde azalmaktadır (p<0,05). Özellikle 5. Sınıfta yer alan katılımcıların direkt test (p=0,031) ve indirekt test süresi (p=0,028) ortalama değerlerinin, 5 yıl ve üstü tecrübeye sahip akademisyenlerin ortalama değerlerinden yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Çalışmanın bulgularına göre, artan mesleki tecrübe ile el becerisinin arttığını ve özellikle gruplardan bağımsız olarak kadın katılımcıların doğrudan el beceri testinde daha başarılı oldukları bulundu. Gerçekleştirilen çalışma, özellikle mesleki el becerisinin artan pratik uygulamalar ile gelişebileceğini göstermektedir.

AynaDeneyimDiş hekimleri+4
Yasin Aykut Yıldırım
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ön diz ağrılı olgularda ağrının uyku, yorgunluk, depresyon düzeyi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisi

Bu çalışma, ön diz ağrılı olgularda ağrının uyku, yorgunluk, depresyon düzeyi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya 25-45 yaş arası, 30 ön diz ağrılı ve diz ağrısı olmayan 30 sağlıklı birey olmak üzere toplam 60 katılımcı dâhil edildi. Ağrı düzeyinin belirlenmesinde Visual Analog Skalası, uyku kalitesinin tanımlanmasında Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, yorgunluk düzeyi için Checklist Individual Strength Ölçeği, depresyon düzeyinin saptanmasında Beck Depresyon Ölçeği ve yaşam kalitesinin belirlenmesinde Nottingham Sağlık Profili Ölçeği kullanıldı. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda ön diz ağrısının kadınlarda görülme oranı daha yüksek bulundu (%63,3). Ön diz ağrılı grup katılımcılarının omuz, kalça, ayak ve ayak arkı postürlerinde hafif düzeyde bozukluk saptandı ve gruplar arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0,001). Çalışma grubunda öznel uyku kalitesinin daha kötü, uykuya dalma süresinin daha uzun, uyku ve gündüz işlev bozukluğunun daha belirgin olduğu saptandı. Gruplar depresyon düzeyi bakımından karşılaştırıldığında çalışma grubunda elde edilen puanların kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu (p=0,001); yorgunluk değişkeni bakımından karşılaştırıldığında çalışma grubunda sübjektif yorgunluk, konsantrasyonda azalma, motivasyonda azalma ve fiziksel aktivitede azalma alt parametrelerinin ortalama puanlarının kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). Çalışma grubunda yaşam kalitesi kontrol grubuna göre daha düşük ve enerji, ağrı, duygusal reaksiyonlar, uyku, sosyal izolasyon ve fiziksel hareketlilik gibi yaşam kalitesi alt ölçeklerinin ortalama puanları çalışma grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0,001). Bu çalışma ile ön diz ağrılı olgularda ağrının uyku, yorgunluk, depresyon düzeyi ve günlük yaşam aktivitelerine olumsuz yönde etkisi olduğu sonucuna varıldı.

AğrıDepresyonDiz+3
Sedat Baran
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tekerlekli sandalye basketbol oyuncularında üst ekstremite fiziksel uygunluk testleri ile fonksiyonel sportif becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Çalışmamız tekerlekli sandalye basketbol oyuncularında fiziksel uygunluk parametreleri ile sportif becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya 22 tekerlekli sandalye basketbol sporcusu dahil edildi. El kavrama kuvveti Jamar Dinamometresi (Based in South Korea Saehan Corporation Saehan Hand Dynamometers and Pinch Gauges), esneklik Back Scratch Testi, patlayıcı kuvvet Sağlık Topu Göğüs Pası Testi, denge Modifiye Fonksiyonel Uzanma Testi, kassal kuvvet ve endurans Modifiye Push Up Testi, aerobik endurans 6 Dakika Endurans Testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Spora özgü beceriler 20 m Sprint Testi, Slalom Testi, Pick Up the Ball Testi.Pass for Accuracy Testi, Zone Shot Testi, Lay Up Testi, T Testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre kavrama kuvveti iyi olan sporcuların tekerlekli sandalyeyi daha hızlı kullandıkları, TS'yi kullanma becerilerinin, pas atma ve turnike performanslarının daha iyi olduğu ve çevikliklerinin daha iyi olduğu (p<0,05), esnekliği iyi olan sporcuların topu kavrama ve pas atma performanslarının daha iyi olduğu (p<0,05), Patlayıcı kuvvet ve anaerobik güç ile tüm sportif beceriler arasında pozitif ilişki olduğu (p<0,05), gövde dengesi iyi olan sporcuların tekerlekli sandalye kullanma becerisinin, pas atma, turnike performanslarının ve çevikliklerinin daha iyi olduğu (p<0,05), kassal kuvvet ve enduransı iyi olan sporcuların topu kavrama, şut atma, pas atma, turnike perfomanslarının, çevikliklerinin ve TS kullanma becerilerinin daha iyi olduğu (p<0,05), Aerobik enduransı iyi olan sporcuların çevikliklerinin, turnike ,pas atma ve topu kavrama becerilerinin daha iyi olduğu (p<0,05) bulunmuştur. Sporcuların kaygı düzeyleriyle herhangi bir sportif beceri arasında anlamlı ilişki bulunamadı, fiziksel uygunluk parametrelerinden kaygı seviyesi yüksek olan sporcularda dengenin daha düşük seviyede olduğu bulunmuştur (p>0,05). Çalışmamızda: Tekerlekli sandalye basketbolcularında sportif becerilerinin fiziksel uygunluğun her bir parametresi ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Sporcuların fiziksel uygunluklarının ve spora özgü becerilerinin ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi ve elde edilen veriler doğrultusunda kişiye özgü kapsamlı bir antrenman ve egzersiz programının planlanmasının gerekliliği sonucuna varılmıştır.

Ayşe Nur Altun
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hipertansiyonlu obez ve obez olmayan bireylerde fiziksel uygunluk farklılıklarının incelenmesi

Bu çalışmamın amacı hipertansiyonlu obez ve obez olmayan bireylerde fiziksel uygunluk farklılıklarını incelemektir. Bu çalışmada, demografik bilgiler sosyodemografik bilgi formu ile kaydedildikten sonra verilerin toplanmasında, toraks ekspansiyon ölçümü için ksifoid çıkıntı, aksillanın altı ve 10. torakal vertebranın spinöz çıkıntısı üzerinden ölçüm, bel çevre ölçümü, esneklik değerlendirmesi yapılmıştır. Aerobik endurans değerlendirmek için 6 dakika yürüme testi, anaerobik endurans için otur kalk testi, denge değerlendirmede Berg denge ölçeği, reaksiyon zamanı için Nelson el reaksiyon testi yaşam kalitesi değerlendirmek için SF-36 Kısa Form, depresyon için beck depresyon ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi için IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanılmıştır. Çalışmanın bulgularına göre obez olmayanlarda 6 dk yürüme testinin anlamlı bir farklılık gösterdiği (P<0.05), otur-kalk testinin anlamlı bir farklılık gösterdiği (P<0.05), BERG denge ölçeği anlamlı bir farklılık gösterdiği (P<0.05),Nelson ölçeğinin anlamlı bir farklılık gösterdiği (P<0.05), BECK depresyon testinin anlamlı bir farklılık gösterdiği (P<0.05), toraks ekspansiyonu değerlerinin anlamlı bir farklılık gösterdiği (P<0.05), SF36 kısa formun anlamlı bir farklılık gösteriği (P<0.05)tespitedilmiştir. Gruplar arasında esneklik değerlerinin anlamlı bir farklılık göstermediği (P>0.05) tespit edilmiştir. Çalışmanın sonucunda hipertansiyonlu obez ve obez olmayan bireyler arasında fiziksel uygunluk ve depresyon açısından anlamlı fark bulunmuştur. Sonuç; bu alanda çalışan fizyoterapistlerin, obezitenin; hipertansyonlu bireylerde endurans, denge, aerobik kapasite, anaerobik kapasite, depresyon ve yaşam kalitesini etkilediği göz önünde bulundurulması ve etkili bir tedavi programı belirlemeden önce endurans, denge, reaksiyon zamanı, yaşam kalitesi, depresyon gibi yönlerden değerlendirmeleri önerilmektedir.

Gülçin Uludağ
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2024
00

Other supervisors