Theses supervised by Prof. Dr. Zeynep Deniz Yöndem
13 theses · Bolu Abant İzzet Baysal University
Evlilik doyumu ile psikolojik esneklik ve öz şefkat arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, evli bireylerin evlilik doyumu ile psikolojik esneklik ve öz şefkat arasındaki ilişkilerin incelenmesi ve psikolojik esneklik ile öz şefkatin evlilik doyumunu yordayıcı etkisinin test edilmesidir. Araştırmanın örneklemi, Türkiye'nin farklı illerinde yaşayan 330'u kadın, 235'i erkek olmak üzere toplam 565 evli bireyden oluşmaktadır. Araştırmada betimsel ve ilişkisel tarama yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma verileri; Evlilik Yaşamı Ölçeği (EYÖ), Kabul ve Eylem Formu-Ⅱ (KEF-Ⅱ), Öz Anlayış Ölçeği (ÖZAN) ve Demografik Bilgi Formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde; evlilik doyumu, psikolojik esneklik ve öz şefkat düzeylerinin demografik özelliklere göre incelenmesinde ttesti ve tek yönlü varyans analizi; evlilik doyumu, psikolojik esneklik ve öz şefkat arasındaki ilişkilerin incelenmesinde Pearson korelasyon analizi; psikolojik esneklik ve öz şefkatin evlilik doyumunu yordama gücünü belirlemek amacıyla ise çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda evlilik doyumunun; erkek katılımcılarda, evlilik süresi bir yıldan az olan ve çocuk sahibi olmayanlarda daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca öz şefkat düzeyinin gelir düzeyi yüksek olanlarda ve evlilik süresi 10 yıldan fazla olanlarda daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Psikolojik esnekliğin ise demografik özelliklere göre farklılık göstermediği bulunmuştur. Evlilik doyumu ile psikolojik esneklik ve öz şefkat arasında orta düzeyde pozitif ilişkiler olduğu; psikolojik esneklik ve öz şefkatin ayrı ayrı ve birlikte evlilik doyumunu anlamlı düzeyde yordadıkları, ve bu iki psikolojik özelliğin evlilik doyumu puanlarındaki toplam varyansın %24,2'sini açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonuçları alan yazındaki araştırma bulguları ile birlikte tartışılmış ve öneriler sunulmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Evlilik Doyumu, Psikolojik Esneklik, Öz Şefkat
Yatılı bölge ortaokullarında öğrenim gören ergenlerin ebeveyne, akrana ve okula bağlanma düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, yatılı bölge ortaokullarında öğrenim gören ergenlerin ebeveyne, akrana ve okula bağlanma düzeylerinin demografik niteliklerine, yatılı ya da gündüzlü öğrenim görmelerine, yatılı öğrenim görme ile ilgili bazı özelliklerine göre farklılık gösterip göstermediğini incelemektedir. Araştırma genel tarama modeline göre yürütülmüştür. Araştırmanın evreni 2017-2018 eğitim-öğretim yılı ikinci döneminde Kastamonu iline bağlı yatılı bölge ortaokullarında öğrenim gören ergenlerden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen, 5 farklı yatılı bölge ortaokulunda ve farklı sınıf düzeyinde öğrenim gören, yaş ortalaması X̄= 11,50(S= 0,79) olan, 268 ergenden (136 kız, 132 erkek) oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak; Ebeveyn ve Arkadaşlara Bağlanma Envanteri, Çocuk ve Ergenler için Okula Bağlanma Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Bilgi Toplama Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde t testi, tek yönlü varyans analizi ve anlamlı çıkması durumunda Scheffe testi teknikleri kullanılmıştır. Ayrıca yatılı bölge ortaokullarında öğrenim gören ergenlerin anneye, babaya, akrana ve okula bağlanma puanları arasındaki ilişkiyi belirlemek üzere Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda; ergenlerin anneye, babaya, akrana ve okula bağlanma düzeylerinin demografik niteliklerden; yaşa, sınıf düzeyine, anne babanın birlikteliğine, yatılı ya da gündüzlü olup olmamaya, yatılı kalma süresine, yatılı kalma sebebine, yatılı okula gelme isteğine, ailenin ziyaret etme sıklığına göre farklılık gösterdiği ancak cinsiyete göre farklılık göstermediği bulunmuştur. Ayrıca yatılı bölge ortaokullarında öğrenim gören ergenlerin anneye, babaya, akrana ve okula bağlanma puanları arasındaki ilişkiler incelendiğinde anneye bağlanma ile babaya bağlanma arasında pozitif, benzer şekilde akrana ve okula bağlanma arasında pozitif anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Bağlanma, Ebeveyne Bağlanma, Akrana Bağlanma, Okula Bağlanma, Yatılı Bölge Ortaokulu.
Üniversite öğrencilerinde mükemmeliyetçilik özellikleri ve yetersizlik duygusu arasındaki ilişkinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Araştırmanın temel amacı, üniversite öğrencilerinde mükemmeliyetçilik özellikleri ile yetersizlik duygusu arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu temel amacın yanı sıra, mükemmeliyetçilik özelliklerinin; cinsiyet, sınıf düzeyi, kardeş sayısı, doğum sırası, algılanan sosyo-ekonomik düzey, algılanan akademik başarı gibi kişisel ve demografik özellikler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel ve betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi yaş ortalaması 21 olan 672 üniversite öğrencisinden (485 kadın, 187 erkek) oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak; Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Yetersizlik Duygusu Ölçeği ve Kişisel-Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde mükemmeliyetçilik özelliklerinin kişisel ve demografik özelliklere göre karşılaştırılmasında t testi ve ANOVA tekniği, mükemmeliyetçilik özellikleri ile yetersizlik duygusu arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla ise Pearson korelasyon testi ve çoklu aşamalı regresyon testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda üniversite öğrencilerinin mükemmeliyetçilik özelliklerinin kişisel ve demografik özelliklerden cinsiyet, sınıf düzeyi, algılanan sosyo-ekonomik düzey ve algılanan akademik başarıya göre farklılık gösterdiği, ancak kardeş sayısı ve doğum sırasına göre farklılık göstermediği bulunmuştur. Ayrıca üniversite öğrencilerinin mükemmeliyetçilik özellikleri ile yetersizlik duyguları arasında pozitif orta düzey bir ilişki olduğu ve yetersizlik duygusunun mükemmeliyetçilik özelliğinin pozitif bir yordayıcısı olduğu bulunmuştur.
Okul psikolojik danışmanlarının özyeterlik ve mesleki doyum düzeyleri arasındaki ilişkide okul ikliminin aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırmanın amaçlarından biri okul psikolojik danışmanlarının özyeterlik düzeylerinin incelenmesi, diğeri ise özyeterlik ve mesleki doyum düzeyi arasındaki ilişkide okul ikliminin aracı rolünün test edilmesidir. Araştırma betimsel ve ilişkisel nitelikte bir çalışmadır. Araştırmanın katılımcıları 561 okul psikolojik danışmanından oluşmaktadır. Verilerin analizinde aritmetik ortalama, standart sapma, t testi, tek yönlü varyans analizi ve aracı etki analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda okul psikolojik danışmanlarının genel özyeterlik düzeylerinin ortanın üzerinde olduğu, alt boyutlara göre özyeterlik düzeylerinin ise yüksekten düşüğe doğru sırası ile Kişisel ve Sosyal Gelişim, İşbirliği, Öncülük Etme ve Değerlendirme, Kariyer Gelişimi ve Akademik Gelişim ve Kültürel Kabul alt boyutu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca hizmet süresi 6 yıldan fazla, lisansüstü mezunu ve özel okulda görev yapan okul psikolojik danışmanlarının özyeterlik düzeylerinin anlamlı şekilde yüksek olduğu; özyeterliğin cinsiyet, mezun olunan lisans programı, eğitim kademesi ve okulda görev yapan okul psikolojik danışmanı sayısı açısından ise farklılaşmadığı belirlenmiştir. Son olarak özyeterlik ve mesleki doyum düzeyi arasındaki ilişkide okul ikliminin kısmı bir aracı rolünün olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Lise öğrencilerinde beden memnuniyeti ile sosyal medya bağımlılığı ve sosyal medya tutumu ilişkisi
Bu araştırmanın amacı, lise öğrencilerinin beden memnuniyet düzeylerini incelemek, beden memnuniyeti ile sosyal medya bağımlılığı ve sosyal medya tutumları arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Araştırmada betimsel ve ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları 925 lise öğrencisinden oluşmaktadır. Verilerin analizinde bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson korelasyon tekniği testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, lise öğrencilerinin beden memnuniyet düzeylerinin yüksek, sosyal medya bağımlılık düzeylerinin düşük ve sosyal medya tutumlarının ise ortalama düzeyde olduğu bulunmuştur. Araştırmada bir diğer sonuç olarak, beden memnuniyet düzeyinin; cinsiyete göre farklılık gösterdiği; ancak sınıf düzeyi, genel akademik başarı düzeyi, anne eğitim düzeyi ve baba eğitim düzeyine göre ise farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca araştırmada beden memnuniyet düzeyi ile sosyal medya bağımlılığı ve sosyal medya tutumu arasında düşük düzeyde ve negatif; sosyal medya bağımlılığı ile sosyal medya tutumu arasında ise orta düzeyde ve pozitif ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak, beden memnuniyet düzeyi ile çevresinden dış görünüşleriyle ilgili olumlu geribildirim alma durumu arasında orta düzeyde ve pozitif; olumsuz geribildirim alma durumu arasında ise düşük düzeyde ve negatif yönde ilişki olduğu bulunmuştur. Benzer şekilde, beden memnuniyet düzeyi ile sosyal medya uygulamalarına fotoğraf yükleme durumu arasında düşük düzeyde ve pozitif; sosyal medyaya yüklenen fotoğraflarda oynama/değişiklik yapma durumu arasında ise düşük düzeyde ve negatif yönde ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Kadınların değerlendirmesine göre COVID-19 küresel salgın sürecinin aile ve kadın stresi üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı COVID-19 küresel salgın sürecinin aile ve kadın stresi üzerindeki etkisinin belirlenmesidir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma katılımcıları, ölçüt örnekleme yöntemi ile belirlenen 20 kadından oluşmaktadır. Araştırma verilerinin toplanması amacıyla çevrimiçi görüşme yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda kadınların değerlendirmesine göre COVID-19 pandemi sürecinde aile ve kadın stresinin arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Aile stresi alanlarına bakıldığında, pandemi nedeniyle evde karantina sürecinin ekonomik, psikolojik, eş ve çocuklarla ilişkiler gibi farklı yönlerden aileler üzerinde birtakım olumsuz etkilerinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Uzun süre eve kapanma sürecinde çocukların okul sorumluluklarının takibi ve telefon, bilgisayar bağımlılığı gibi konularda ebeveynler ve çocukları arasında çatışmalar yaşandığı, ebeveynlerin çocuklarının davranış yönetimi konusunda zorlandıkları sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca kadın/eş/anne rolleri ile kadın üzerindeki etkilerine bakıldığında; kadınların ev yönetimi ile ilgili iş yüklerinin arttığı, psikolojik olarak stres, kaygı, korku, üzüntü gibi sorunlar yaşadıkları, uyku ve beslenme düzeninin bozulması, hareketsizliğe bağlı kilo alma gibi fiziksel/bedensel sorunlar yaşadıkları bulunmuştur. Ayrıca, başta temizlik alışkanlıkları olmak üzere sosyal medya araçlarının daha fazla kullanımı, gıda stoklama gibi bazı yeni davranışsal alışkanlıklar geliştirdikleri bulunmuştur. Yine sağlığın ve sosyal ilişkilerin değerini daha fazla anlama, yaşamı yeniden sorgulama gibi varoluşsal ve manevi bazı değişimler yaşadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın bu sonuçlarına ve alan yazın bulgularına dayanarak olası kriz durumlarında ailelere yönelik destek hizmetleri ile ilgili öneriler sunulmuştur. ANAHTAR KELİMELER: COVID-19, Stres, Aile Stresi, Kadın Stresi
Evli bireylerin evlilik doyumu ve eşe kendini açma düzeylerinde psikolojik esnekliğin aracı rolü
Bu araştırmanın amacı, evli bireylerin evlilik doyumu, eşe kendini açma ve psikolojik esneklik düzeylerinin demografik değişkenlere göre incelenmesi ve evlilik doyumu ile eşe kendini açma arasındaki ilişkide psikolojik esnekliğin aracı rolünün test edilmesidir. Araştırma katılımcıları Türkiye'nin farklı illerinde yaşayan, 344 evli bireyden (237 kadın, 107 erkek) oluşmaktadır. Araştırma betimsel ve ilişkisel araştırma modelinde tasarlanmıştır. Araştırma verileri; Evlilik Yaşamı Ölçeği, Eşe Kendini Açma Ölçeği, Kabul ve Eylem Formu-II ve Demografik Bilgi Formu ile toplanmıştır. Araştırmada evlilik doyumu, eşe kendini açma ve psikolojik esneklik düzeylerinin demografik özelliklere göre incelenmesinde t-testi ve tek yönlü varyans analizi, aracılık rolünün test edilmesi amacı ile yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Araştırmada evli bireylerin evlilik doyumu, eşe kendini açma ve psikolojik esneklik düzeylerinin cinsiyete göre farklılık göstermediği bulunmuştur. 21-30 yaş grubundaki bireylerin evlilik doyumu ve eşe kendini açma düzeylerinin daha yüksek olduğu, psikolojik esnekliğin ise yaşa göre değişmediği bulunmuştur. Ayrıca evlilik süresi 1-11 ay olan bireylerin evlilik doyumu, 5-10 yıl olanların ise psikolojik esneklikleri diğer gruplara göre daha yüksek bulunmuştur. Yine çocuk sahibi olmayan bireylerin evlilik doyumu ve eşe kendini açma düzeyleri daha yüksek iken, psikolojik esnekliğin çocuk sayısına göre değişmediği sonucuna ulaşılmıştır. Evlilik doyumu ile eşe kendini açma alt boyutları olan farkındalık ve açıklık arasında negatif, ilişkinin niteliği ile pozitif düzeyde ilişki bulunmuştur. Ayrıca psikolojik esneklik ve farkındalık alt boyutu arasında pozitif, açıklık ve ilişkinin niteliği alt boyutları arasında ise negatif düzeyde ilişki bulunmuştur. Son olarak, psikolojik esnekliğin evlilik doyumu ile eşe kendini açma arası ilişkide kısmi aracılık rolünün olduğu belirlenmiştir.
Ergenlerin öznel iyi oluş düzeyleri ile kişilerarası ilişki tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmanın temel amacı, ergenlerin öznel iyi oluş düzeyleri ile kişilerarası ilişki tarzları arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Bu ana amacın yanında, öznel iyi oluş düzeylerinin; cinsiyet, sınıf düzeyi, algılanan gelir düzeyi ve algılanan anne-baba tutumu gibi kişisel ve demografik değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel ve betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evreni 2016-2017 öğretim yılında İstanbul ili, Tuzla ilçesinde devlet ortaöğretim kurumlarından, Anadolu Lisesi ve Mesleki Teknik Anadolu Liselerinde öğrenim gören ergenlerden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi uygun ve seçkisiz örnekleme yöntemi ile belirlenen, dört farklı lisede ve farklı sınıf düzeylerinde öğrenim gören, yaş ortalaması X̅ = 16.48 (S=1,74) olan, 313 (%52) kız 289 (%48) erkek olmak üzere 602 ergenden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak; Öznel İyi Oluş Ölçeği Lise Formu, Kişilerarası Tarz Ölçeği ve Kişisel-Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde öznel iyi oluş düzeyi ile kişilerarası ilişki tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla Spearman Sıra Farkları Korelâsyon tekniği, kişisel ve demografik özelliklere göre gruplar arası karşılaştırmalar için ise Benforreni Düzeltmeli Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda ergenlerin öznel iyi oluş düzeyleri ile olumsuz kişilerarası ilişki tarzları arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Öznel iyi oluş düzeyi ile kişilerarası ilişki tarzları arasındaki negatif ilişkilerin yüksekten düşüğe doğru; duyarsız, kaçınan, baskın, manipülatif, öfkeli ve alaycı tarz şeklinde sıralandığı belirlenmiştir. Kişisel ve demografik özelliklerden; sınıf düzeyi, algılanan gelir düzeyi ve algılanan anne-baba tutumuna göre ergenlerin öznel iyi oluş düzeyinin farklılık gösterdiği, cinsiyete göre farklılık göstermediği bulunmuştur. Dokuzuncu sınıf düzeyinde öğrenim gören ergenlerin 10.sınıf düzeyinde öğrenim görenlere göre öznel iyi oluş düzeyinin anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Gelir düzeyini orta ve yüksek olarak algılayan ergenlerin öznel iyi oluş düzeylerinin, düşük algılayanlardan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Anne-baba tutumunu demokratik olarak algılayan ergenlerin, baskıcı/otoriter, koruyucu, tutarsız ve ilgisiz algılayanlara göre öznel iyi oluş düzeylerinin anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Bunun yanında anne-baba tutumunu koruyucu olarak algılayan ergenlerin öznel iyi oluş düzeyinin, tutarsız olarak algılayanlardan daha yüksek olduğu saptanmıştır.
Otizmli çocuğu olan annelerde grup rehberliği programının algılanan stres düzeyine etkisi
Bu araştırma ile grup rehberliği programının otizmli çocuğu olan annelerin algıladıkları stres düzeyine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Deneysel bir çalışma olan araştırmanın katılımcıları, çocuğu otizm tanısı alan ve Rehberlik ve Araştırma Merkezi tarafından Özel Eğitim Uygulama Okulu'na yönlendirilen 30-55 yaş aralığında 76 anneden oluşmaktadır. Araştırma verilerinin toplanması amacı ile öncelikle ön test uygulaması kapsamında otizmli çocuğa sahip 76 anneye Algılanan Stres Ölçeği uygulanmıştır. Daha sonra Algılanan Stres Ölçeği'nden alınan puanların aritmetik ortalaması ve standart sapması hesaplanmış (X=21.68; ss=5.84) ve grup ortalamasının yarım standart sapma üstünde olan 32 anne belirlenmiştir. Algılanan stres puanı yüksek olan anneler ile bireysel olarak görüşülmüş, araştırma hakkında bilgilendirme yapılmış ve gönüllü olarak katılabilecek 20 anne araştırma grubu olarak belirlenmiştir. Demografik özelliklere göre eşleştirilmiş iki grup oluşturulup ve rastgele örnekleme ile deney ve kontrol grubu olarak atamaları yapılmıştır. Deney grubundaki annelere haftada bir gün, yaklaşık 90 dakika süren, 8 oturumluk 'grup rehberliği programı' uygulanmıştır. Deney ve kontrol grubunda yer alan annelere grup rehberliği programı sonunda son test ve grup rehberliği uygulaması bitiminden 2 ay sonra ise izleme testi olarak Algılanan Stres Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde Friedman Testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ve Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, grup rehberliği programının otizmli çocuğu olan annelerin algıladıkları stres düzeyini azaltmada etkili olduğu ve bu etkinin izleme testi ölçümünde kalıcı olduğu bulunmuştur. Araştırma sonuçları ilgili araştırmalarla birlikte tartışılıp yorumlanmış ve öneriler sunulmuştur.
Çocuklarda bilgisayar oyun bağımlılığı düzeyi ile davranış problemleri arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, çocuklarda bilgisayar oyun bağımlılığı düzeyi ile davranış problemleri, okul ve okul dışı etkinliklerdeki yeterlilik düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları, ilkokul 3. ve 4. sınıf düzeyinde öğrenim gören, yaş ortalaması X̅= 9.4 (S=0,65) olan 154 çocuktan (81 kız, 73 erkek) oluşmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında 'Çocuklar İçin Bilgisayar Oyun Bağımlılığı Ölçeği' ve '6-18 Yaş Çocuk ve Gençler İçin Davranış Değerlendirme Ölçeği Ebeveyn Formu' kullanılmıştır. Verilerin analizinde ise Spearman Brown korelasyon analizi tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda çocuklarda bilgisayar oyun bağımlılığı düzeyi ile dışa yönelim davranış problemleri ve alt boyutlarından saldırganlık arasında düşük düzeyde pozitif ilişki bulunmuştur. Dışa yönelim davranış problemlerinden karşı gelme ile bilgisayar oyun bağımlılığı arasında ilişki bulunmamıştır. İçe yönelim davranış problemleri ve alt boyutları olan; anksiyete/depresyon, sosyal içe dönüklük ve somatik yakınmalar ile oyun bağımlılığı düzeyi arasında ilişki bulunmamıştır. Ancak dışa yönelim ve içe yönelim dışında kalan; sosyal sorunlar, dikkat sorunları ve düşünce sorunları ile bilgisayar oyun bağımlılığı düzeyi arasında düşük düzeyde anlamlı pozitif ilişkiler bulunmuştur. Ayrıca bilgisayar oyun bağımlılığı düzeyi ile çocukların okul yeterliliği arasında negatif yönde düşük anlamlı ilişki bulunmuştur. Ancak spor ve spor dışı etkinliklere katılım, sosyallik ve genel etkinlik gibi yeterlilik alanları ile bilgisayar oyun bağımlılığı düzeyi arasındaki ilişkilerin anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular alanyazındaki başka araştırmaların bulguları ile tartışılmış ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bilgisayar Oyun Bağımlılığı, Çocukluk Dönemi, Davranış Problemleri, İçe Yönelim Davranış Problemleri, Dışa Yönelim Davranış Problemleri
Ergenlerde psikolojik dayanıklılığın kişilik özellikleri ve algılanan sosyal desteğe göre yordanması
Araştırmanın amacı, ergenlerde psikolojik dayanıklılık düzeyini kişilik özellikleri ve algılanan sosyal desteğin yordama gücünü belirlemektir. Araştırmada ilişkisel ve betimsel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evreni, Anadolu, Fen ve Meslek liselerinde öğrenim görmekte olan gelir düzeyi düşük ergenlerden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise tabakalı ve seçkisiz örnekleme yöntemi ile belirlenen, farklı lise türlerinde öğrenim gören, 343' ü erkek (%48), 372' si kadın (%52) olmak üzere toplam 715 ergenden oluşmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında 'Ergen Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği', 'Hızlı Büyük Beşli Kişilik Testi', 'Algılanan Sosyal Destek Ölçeği' ve araştırmacı tarafından hazırlanan 'Kişisel Bilgi Formu' kullanılmıştır. Verilerin analizinde Pearson Korelasyon tekniği ve aşamalı (stepwise) regresyon analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, ergenlerde psikolojik dayanıklılık düzeyi ile kişilik özellikleri ve algılanan sosyal destek düzeyi arasında pozitif ilişkiler olduğu bulunmuştur. Ergenlerde psikolojik dayanıklılığın en önemli yordayıcısının algılanan sosyal destek olduğu ve bunu kişilik özelliklerinden sırasıyla; uyumluluk, duygusal denge, sorumluluk, deneyime açıklık ve dışadönüklük özelliklerinin izlediği belirlenmiştir. Algılanan sosyal destek ile kişilik özelliklerinin, psikolojik dayanıklılık düzeyinin toplam varyansının %45,9' unu açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonuçları alanyazındaki başka araştırma bulguları ile birlikte tartışılmış ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ergen, Psikolojik Dayanıklılık, Kişilik Özellikleri, Sosyal Destek
Rehber öğretmenlerin mesleki doyum düzeylerinin mesleki gelişim çabaları açısından incelenmesi
Araştırmanın temel amacı, rehber öğretmenlerin mesleki doyum düzeylerini demografik ve meslekle ilgili özelliklere göre incelemek, mesleki doyum düzeyleri ile mesleki gelişim çabaları arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Bu amaca ek olarak rehber öğretmenlerin mesleki gelişim kapsamında aldıkları ve yararlı buldukları eğitimlerin belirlenmesi de amaçlanmıştır. Araştırmada betimsel ve ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Kocaeli ilinde görev yapan 264 kadın (% 76,5), 81 erkek (% 23,5) olmak üzere 345 rehber öğretmenden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak; Mesleki Doyum Ölçeği, Rehber Öğretmen Mesleki Gelişim Çabası Ölçeği ve Demografik ve Mesleki Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde rehber öğretmenlerin mesleki doyum düzeyinin demografik ve mesleki özelliklere göre incelenmesi amacıyla Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis H testi, mesleki doyum düzeyi ile mesleki gelişim çabaları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla Spearman Brown sıra farkları korelasyon tekniği kullanılmıştır. Ayrıca mesleki gelişim kapsamında alınan eğitimlerin belirlenmesinde sayı ve yüzde oranları gibi betimsel analiz yöntemlerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda kadın, lisansüstü eğitim alan, hizmet süresi 2 yıl ve daha az olan, daha az sayıda öğrenciye hizmet sunan, PDR-EPH ve Psikoloji bölümü dışında kalan lisans programlarından mezun olan rehber öğretmenlerin mesleki doyum düzeyleri anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Rehber öğretmenlerin mesleki doyum düzeyi ile mesleki gelişim çabaları arasında orta düzeyde ve pozitif yönde ilişki bulunmuştur. Rehber öğretmenlerin mesleki gelişim amacıyla katıldıkları eğitimlerin en fazladan en aza doğru; kriz psikolojisi ve yönetimi, psikoterapi yaklaşımları, aile eğitim programları, kişisel gelişim eğitimleri, öğrenci tanıma testleri ve kariyer danışmanlığı olarak sıralandığı sonucuna ulaşılmıştır. Rehber öğretmenlerin kişisel bildirimlerine dayanarak katıldıkları eğitimlerden en fazla yararlandıklarını belirttikleri eğitimlerin ise; özel eğitim ile ilgili eğitimler, anne çocuk eğitimi, baba destek programları ve aile eğitim programları olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Rehber öğretmen, Mesleki doyum, Mesleki gelişim çabası,
Ebeveynlerin duygu sosyalleştirme becerileri ile okul öncesi çocukların duygu düzenleme ve sosyal yetkinlik becerileri arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amaçlarından biri, okul öncesi çocukların duygu düzenleme ve sosyal yetkinlik becerilerinin çocukların ve ebeveynlerinin bazı kişisel ve demografik özelliklerine göre incelenmesi, ikincisi ise ebeveynlerin duygu sosyalleştirme becerileri ile çocukların duygu düzenleme ve sosyal yetkinlik becerileri arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırmanın katılımcıları, okul öncesi eğitime devam eden 5 ve 6 yaş grubundaki 102 çocuğun sınıf öğretmenleri ve bunlar arasından 52 çocuğun ebeveyninden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak; 'Duygu Düzenleme Ölçeği', 'Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme Ölçeği-30', 'Çocukların Olumsuz Duyguları ile Baş Etme Ölçeği' ve 'Kişisel Bilgi Formu' kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde, çocukların ve ebeveynlerinin kişisel ve demografik özelliklerine göre gruplar arası karşılaştırmalar için Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis-H testi, ebeveynlerin duygu sosyalleştirme becerileri ile çocukların duygu düzenleme ve sosyal yetkinlik becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla Spearman korelasyon testi kullanılmıştır. Araştırmada, sosyal yetkinlik yönünden; kız çocuklar, tek çocuk olanlar, okul dışında başka çocuklarla sıklıkla görüşen, bebeklik döneminde aile büyüklerinin bakım verdiği, anne ve babası 35 yaşından büyük, annesi üniversite mezunu olan ve ebeveyni ile sıklıkla zaman geçiren çocuklar lehine anlamlı farklılıklar olduğu bulunmuştur. Sosyal yetkinliğin diğer bir boyutu olan kızgınlık/saldırganlık düzeyinin ise; erkek çocuklarda, okul öncesi eğitime 1 yıl ve 3 yıl devam eden, sorunlu/sıkıntılı bebeklik dönemi geçiren çocuklarda daha yüksek olduğu bulunmuştur. Diğer yandan duygu düzenlemenin çocukların birtakım özelliklerine göre genel olarak farklılık göstermediği, sadece duygu düzenlemenin bir boyutu olan değişkenlik/olumsuzluk boyutunda erkek çocuklar, ebeveyni ile orta sıklıkta zaman geçiren ve sorunlu/sıkıntılı bebeklik geçiren çocuklar lehine anlamlı farklılıklar olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Duygu düzenlemenin bir boyutu olan anksiyete/içe dönüklük düzeyinin, babası üniversite mezunu olan çocuklarda daha yüksek olduğu bulunmuştur. Çocuklarda duygu düzenleme ve sosyal yetkinlik becerilerinin; çocukların yaşı, kendinden yaşça büyük kardeşin olup olmaması, ebeveynin algıladığı gelir düzeyi ve ebeveynin çocuk gelişimi ile ilgili yayın ve eğitimleri takip etme sıklığına göre farklılık göstermediği bulunmuştur. Ayrıca ebeveynlerin duygu sosyalleştirme becerilerinden problem odaklı tepkileri ile çocukların duygu düzenleme becerileri arasında düşük düzeyde pozitif bir ilişki bulunmuştur. Araştırmanın sonuçları alan yazındaki başka bulgularla tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Duygu Düzenleme, Sosyal Yetkinlik, Duygu Sosyalleştirme, Okul Öncesi Çocuklar