Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Süha Oğuzertem
13 theses · İhsan Doğramacı Bilkent University
Murathan Mungan`ın çağdaş masallarında cinsiyetçi geleneğin eleştirisi
ABSTRACT The Critique of Gender in Murathan Mungan's Modern Tales Murathan Mungan (b. 1 955), a prominent Turkish author of the late twentieth century, analyzes and interprets legends, myths, folk tales, and cultural archetypes of the East in his literary works. The links that Mungan establishes with traditional narratives intend to assess the cultural wealth of the land in which he lives. This specific orientation, which is one of the keystones of his understanding of art, helps us re-evaluate those patterns which have existed for ages in traditional works of culture. By examining cultural patterns evolving in time, Mungan succeeds in shedding light upon current social dynamics. In Mungan's works, a gender-sensitive role-analysis come to prominence with respect to both the reader and the text. One of Mungan's most noticeable themes is the question of "masculinity". This recurrent theme offers Mungan various opportunities to question the role of society in imposing stereotypical gender roles on individuals. Patriarchal gender roles constrain the flourishing of individuals, inhibiting their creativity and freedom. Mungan's works inhere powerful critiques of the patriarchal ideology of- gender and its overt or covert influence over all aspects of life, ranging from politics to literature. Another significant theme in Mungan's works is "loss of speech" or "diglossia". It indicates a social handicap as well as an individual one, and provides us with multi-layered reading opportunities concerning individuals' specific relationship with the language they use. Therefore, Mungan's literary activity could be interpreted as giving a voice not only to one's personal history but also to that of the east of Anatolia. keywords: folk tale, short story, tradition, gender IV
Anlatı bilimi açısından roman - sinema etkileşimi ve bir uygulama: Anayurt Oteli
Sinema ortaya çıktığı andan itibaren diğer sanat dallarından, özellikle edebiyattan etkilenmiştir. Gerek dünya sinemasında gerekse Türk sinemasında birçok roman, öykü ve tiyatro yapıtı sinemaya uyarlanmıştır. Sinema-edebiyat ilişkisi sinema sanatının gelişmesiyle etkileşime dönüşmüştür. Özellikle 1950'lerde Fransız yazınında ortaya çıkan Yeni Roman akımı, romanın sinemasal anlatıma yakınlaştırılmasında doruk noktayı temsil etmektedir. Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan Yusuf Atılgan (1921-1989), az ama nitelikli eserler vermiş bir yazardır. Romanlarında daha çok iletişimsizlik, yalnızlık, yabancılaşma gibi modern bireyin sorunları ve bunların psikolojik yansımalarını işlemiştir. Anayurt Oteli, görselleştirme ve yeniden üretime açık, çağdaş anlatı teknikleriyle örülmüş bir romandır. Ayrıca bu yapıt, hem sinemanın romanı nasıl etkilediğini hem de romanın sinema filmine nasıl dönüştürüldüğünü incelemek için çok uygundur. Bu tezde, romanın sinemasal anlatıma nasıl yaklaştırıldığı, roman- sinema etkileşimi ve romanın filme nasıl dönüştürüldüğü ortaya konmaya çalışılmıştır. Anayurt Oteli romanı ve filmindeki anlatı teknikleri, anlatı zamanının düzeni, anlatı hızı, anlatıdaki tekrarlar, odaklanma, anlatıcı değişimleri incelenerek anlatı biliminin kuramsal yaklaşımından yararlanılmıştır. Gerard Genette'in Narrative Discourse (Anlatı Söylemi) adlı kitabı, bu tezdeki önemli kaynaklardan biri olmuş, "Sıra", "Süre", "Sıklık", "Kip" ve "Ses" şeklindeki alt bölümleme de bu kitaptan alınmıştır. Bu tezde, Yusuf Atılgan'ın Anayurt Oteli (1973) romanı ve Ömer Kavur'un aynı adla 1986 yılında sinemaya uyarladığı filmden hareket edilmiş, Anayurt Oteli'nin "sinema teknikleri" ni kullanan bir roman olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar sözcükler: Anlatı bilimi, roman, sinema, Anayurt Oteli m
Adnan Benk ve Türkiye`de modern edebiyat eleştirisi
Adnan Benk (1922-1998), modern Türk edebiyatının önde gelen eleştirmenleri arasında yer alır. Benk, İstanbul Üniversitesi Fransız ve Roman Dilleri Bölümü'nü 1946 yılında bitirmesinin ardından, 1947 yılından itibaren eleştiri yazıları ve incelemeler yayımlamaya başlamıştır. Yazılarını çoğunlukla 1950 ve 1960 yılları arasında gazete ve dergilerde yayımlamış, etkileyici üslûbu ve yoğun bilgi birikimiyle, edebiyat, güzel sanatlar, müzik, sinema ve tiyatro gibi farklı sanat dalları üzerine eleştirel inceleme ve denemeler yazmıştır. Bazı yazılarında Türk edebiyatının önde gelen eleştirmen ve yazarları ile çeşitli tartışmalara giren Benk, yazılarının geniş bir konu yelpazesine dayanması ve canlı bir üslûba sahip olması nedeniyle hem döneminin hem de bugünün edebiyatçıları tarafından son derece özgün bir yazar olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada Adnan Benk'in eleştiri yazılarındaki süreklilik ve değişim, modern Türk edebiyat eleştirisinin öznel ve nesnel yaklaşımlar olarak nitelenebilecek ana eğilimleriyle birlikte incelenmektedir. Tezin ilk bölümünde Benk'in eleştiri, sanat ve kültür anlayışı ile üslûbu incelenmiş, eleştiri anlayışının kaynakları tartışılmıştır. Nesnel eleştiri yanlısı olan Benk, yapıtların bir bütün olarak ele alınması ve öncelikle edebîlik açısından değerlendirilmesi gerektiğini savunur. Adnan Benk'in kendine özgü bir mizahı ve tartışmacı üslûbu yazılarında başarıyla kullandığı görülmektedir. Tezin ikinci bölümünde ise Adnan Benk'in eleştiri anlayışı, modern Türk edebiyat eleştirisinde öznel yaklaşımı savunan Nurullah Ataç ve nesnel yaklaşımın temsilcisi sayılabilecek olan Berna Moran ile karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırma sonucunda Benk'in, Ataç'ın esprili ve alaycı üslûbuna yakın bir yazı tarzının olduğu, ancak eleştiri anlayışı bakımından Berna Moran'ın yazılarında belirginleşen nesnel bakışı savunduğu görülmektedir. Dolayısıyla, Adnan Benk'in savunduğu nesnel eleştiri anlayışının yazılarında görülen kişisel üslûp ve öznel yargılar ile yer yer çeliştiği söylenebilir. Anahtar Sözcükler: eleştiri, nesnellik, öznellik, yöntem
Yaşar Kemal`in İstanbul`una çevreci bir yolculuk
ÖZET Yaşar Kemal (d. 1923) bir Çukurova romancısı olarak bilinmektedir. Ne var ki, Yaşar Kemal'in insan ve doğa ilişkisine bakışındaki evrensel açıyı bütünüyle kavramada yazarın eleştirmenler tarafından çoğunlukla göz ardı edilen, başta Deniz Küstü (1978) olmak üzere, İstanbul'u konu alan yapıtları çok önemli bir yer tutar. Bu tezde, "çevreci eleştiri" ile birlikte "ekopsikoloji", "ekoferninizm" ve "Derin Çevrecilik" akımlarının yaklaşımları göz önünde bulundurularak Yaşar Kemal'in Deniz Küstü' de karakterlerle çevreleri arasındaki ilişkiyi nasıl kurduğu derinlemesine irdelenmiştir. Yazarın diğer İstanbul konulu yapıtlarından uzun öyküsü Kuşlar da Gitti (1978), kısa öyküleri "Ağır Akan Su" (1970), "Hırsız" (1987), "Kalemler" (1987) ve "Lodosun Kokusu" (1981), röportaj derlemeleri Allahın Askerleri (1978) ve Bir Bulut Kaynıyor (1974) ile "Anadoludan Gelenler" (1959) ve "Menekşenin Balıkçıları" (1982) adlı makaleleri de Deniz Küstü'yle kurdukları metinlerarası ilişkiler bakımından incelenmiştir. Tezde, Yaşar Kemal'in Deniz Küstü' de karakterlerin kendilerine ve çevrelerine karşı yabancılaşma süreçlerini sergilediği, buna bağlı olarak insanın çevresiyle etkileşiminin karşılıklı olduğunu vurguladığı gösterilmiştir. Deniz Küstü de kişilerin imgelem güçleri ve duygudaşlık yetileri yoluyla yaşam alanına olumlu işlevler yükleyerek yaşamın sürmesini olanaklı kıldıkları sergilenmiştir. Aynı zamanda, yazarın sözlü gelenekteki kimi teknikleri roman türünün araçlarına göre yeniden yorumladığı ve bunları okuyucuyu da içine alacak biçimde bir tür yadırgatma yöntemi amacıyla kullandığı gözlemlenmiştir. anahtar sözcükler: İstanbul, deniz, çevreci eleştiri, yabancılaşma
Leyla Erbil`in romanlarında cinsellik
1950'den bu yana edebiyat dünyasının içinde yer alan Leylâ Erbil (193 1-), çağdaş Türk edebiyatının en özgün yazarlarından biridir. Erbil, cesur ve yenilikçi yazarlık tavrıyla dikkat çekmiş ve yapıtlarında her zaman toplumsal ve siyasal sorunlara duyarlılık göstermiştir. Ayrıca Erbil, romanlarında ve öykülerinde yeni biçimler ve teknikler geliştirmiştir. Çağdaş Türk toplumunun toplumsal ve siyasal sorunlarını sıra dışı bir duyarlılıkla irdeleyen Erbil'in yapıtlarında cinselliğin özel bir yeri vardır. Erbil, yapıtlarında cinselliği toplumsal ve psikolojik boyutlarıyla ele alır. Bu tezde Erbil'in Tuhaf Bir Kadın (1971), Karanlığın Günü (1985), Mektup Aşkları (1988) ve Cüce (2001) adlı romanları cinsellik sorunsalı açısından değerlendiriliyor. Tezin "Cinsel Kimliğin Oluşumu" başlıklı birinci bölümünde Tuhaf Bir Kadın, Karanlığın Günü ve Mektup Aşkları adlı romanlar ele alınarak cinsel kimliğin oluşumunda geçmiş yaşantıların, aile ve yakın çevreyle kurulan ilişkilerin etkisi irdeleniyor. Cüce bu konuda yeterli veri içermediği için burada ele alınmıyor. Tezin "Cinselliğin Deneyimlenmesi" başlıklı ikinci bölümünde, karakterlerin diğer cinsle kurdukları ilişkiler ve cinsel yaşanılan ilk üç romanda tartışılıyor. Cüce' de ise cinselliğin doğal ve kültürel boyutları inceleniyor. Tezin "Kamusal Alanda Cinsellik" başlıklı son bölümü iki alt bölümden oluşuyor: "Kadın Yazarlık Durumu" ve "Medyada Cinsellik Sömürüsü". Birinci alt bölümde kadın yazarın toplumdaki konumu, farklı yazarlık tavırları ve yazarlık mesleğiyle ilgili sorunlar irdeleniyor. İkinci alt bölümde ise Karanlığın Günü'den örneklerle medyanın cinselliği nasıl sömürdüğü üzerinde duruluyor. Leylâ Erbil'in romanlarında cinsellik konusunun temel bir sorunsal olduğu, ısrarlı ve kendi içinde tutarlı bir şekilde ele alındığı dikkat çeker. Erbil, bütün romanlarında yarattığı karakterlerin geçmişleri, özellikle çocukluk dönemleri ve aile ilişkileri üzerinde durur. Geçmiş yaşantıların karakterlerin yetişkinlik dönemlerinde de etkili olduğu görülür. Leylâ Erbil, yetkin edebiyatçı tavrından taviz vermediği yenilikçi yapıtlarında cinselliğin yaşanışına ilişkin sorunları derinlemesine irdelemiştir. anahtar sözcükler: cinsellik, çocukluk, kadın yazar, medya,
Reşat Nuri Güntekin`in romanlarında aşk ilişkileri
Reşat Nuri Güntekin'in Romanlarında Aşk lişkileri?Beyhan Uygun AytemizBu çalışmada, ?Millû edebiyat?ın kurucularından biri olarak kabul edilenReşat Nuri Güntekin'in (1889-1956) ?duygusal romanları? odağa alınmaktadır.Bu bağlamda, yazarın Harabelerin Çiçeği (1918), Gizli El (1920), Çalıkuşu(1922), Damga (1924), Dudaktan Kalbe (1925), Akşam Güneşi (1926), BirKadın Düşmanı (1927), Eski Hastalık (1938) ve Ateş Gecesi (1942) başlıklıromanları aşk ilişkilerinin temsili açısından incelenmiştir. Tezde özellikle,Güntekin'in romanlarında ana karakterlerin ve anlatıcıların bakış açısındansunulan bireysel değer sistemleri ve aşk ilişkileri sorgulanmıştır. Bu karakterlerinkişilik özelliklerinin, tipik narsisistik örgütlenmeyle belirlendiği gözlemlenmiştir.Güntekin, benmerkezci, bencil ve sürekli olarak hayran olunma ihtiyacı duyankarakterler yaratma konusunda tutarlılık sergiler. Karakterlerin, çevrelerindekihemen herkesle eşduyum kurma konusundaki yetersizlikleri, sağlıksız çocuklukdeneyimlerinden ve yetersiz ebeveyn ilişkilerinden kaynaklanmaktadır.Kendiliğin romanlarda bu şekilde kurgulanması, aşk ve diğer kişisel ilişkilerininyanı sıra, çoğu zaman bir sürgün yeri olarak betimlenen Anadolu'nun temsilinide biçimlendirir. Bununla birlikte, aşkın deneyimlenmesi konusunda kadınkarakterler ile erkek karakterler özelinde önemli farklılıklar gözlemlenmektedir.Yazarın erkek karakterleri âşık olma yetisine sahipken kadın karakterleri âşıkolamazlar. Bu, romanların sonunda potansiyel âşıkların ayrılmasıyla sonuçlanır.Böylelikle, tipik duygusal romanın geleneksel yapısı dönüştürülmüş olur.Anahtar kelimeler: Millû edebiyat, duygusal romanlar, narsisizmkendilik.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiir eleştirisinde Avrupa merkezlilik
Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-62), modern Türk edebiyatı içinde özellikleromanları ve şiirleriyle özgün bir yer edinmiş, yazdığı edebiyat tarihi, makaleler vedenemeler ile Türk edebiyatı çalışmalarına önemli katkılar sağlamıştır. Tanpınaryazdığı yazılarda şiir türüne özel bir önem vermiş, Türk edebiyatının gelişimini Türkşiirini merkeze alarak değerlendirmiştir.Bu tezde Tanpınar'ın şiir, Osmanlı şiiri ve Yahya Kemal üzerine yazdığı yazıve yazı parçaları incelenmekte, Tanpınar'ın ürettiği şiir bilgisi, güzel sanatlar anlayışıve Avrupa merkezci düşünce tarzı değerlendirilmektedir.Tezin ?Tanpınar'ın Şiir Eleştirisine Genel Bir Bakış? başlıklı birincibölümünde, dört alt başlıkta yazarın ?Eleştiri?, ?Şiir?, ?Osmanlı Şiiri? ve ?YahyaKemal? üzerine yazdığı bütün yazılar kronolojik bir şekilde serimlenmektedir.?Tanpınar'ın Şiir Eleştirisinin Bileşenleri? başlıklı ikinci bölüm ise iki altbölümden oluşmaktadır: ?Güzel Sanatlara Göre `Yorumlayan' Eleştiri? ve ?ŞiirDilinde Devamı Kurmak: Seçimcilik?. Birinci alt bölümde Tanpınar'ın şiiri, resim,müzik, heykel, mimari gibi güzel sanatlara ait öğelerle tanımlaması ve şiiri güzelsanatlardan biri olarak görmesi incelenmekte; ikinci alt bölümde ise Tanpınar'ın şiirdili bağlamında Yunus Emre'den Yahya Kemal'e uzanan klasik bir çizgiyi seçimcibir yaklaşımla ayrıştırarak oluşturması ve Tanpınar'ın Avrupa merkezci düşüncetarzı tartışılmaktadır.Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Avrupa ve özellikle Fransız edebiyatı normlarıylaayrıştırarak oluşturduğu bu devam çizgisi, seçilen mısra, beyit ya da şiirleri Avrupamerkezli bir sanat anlayışıyla değerlendirip Avrupalılaştırırken, seçim dışı kalanOsmanlı şiir geleneğini Doğululaştırıp Yahya Kemal dışındaki modern Türk şiiriniikincilleştirmektedir.Anahtar sözcükler: şiir, güzel sanatlar, gelenek, Avrupa merkezcilik
Esat Mahmut Karakurt'un roman(s)larında erkek kahramanlar
Esat Mahmut Karakurt (1902-1977), ilk öykü kitabı Aşkın Alevleri'ni 1926yılında yayımladıktan sonra 1960 yılına kadar kaleme aldığı toplam 16 romanıyla, aşk,macera ve casusluk romanları alanında Cumhuriyet dönemine damgasını vurmuş, genişbir kadın okuyucu kitlesine ulaşmış yazarlarımızdandır. Karakurt'un kitapları, tefrikaedildiği gazetelerin tirajını yükseltmiş, birçoğu sekiz ila on baskı yapmıştır. Yapıtlarınınhepsi en az bir kez sinemaya uyarlanmıştır.Gerek Batı edebiyatı gerek Türk edebiyatı incelemelerinde ?yüksek? edebiyatınilgi alanına girmediği için genelde popüler aşk romanları üstüne az sayıda çalışmayapılmış, bunların çoğu ise yalnızca kadın yazar ve kadın kahraman odaklı incelemelerolmuştur. Bu tezde, bu nedenle romanları unutulmaya yüz tutmuş olan Esat MahmutKarakurt'un romanlarındaki erkek kahramanlar ele alınarak, hem yazarı yenidengündeme getirmek, hem de popüler aşk romanı çalışmalarında inceleme nesnesi olarak,erkek yazar ve erkek kahramanların önemine dair bir boşluğu doldurmakamaçlanmaktadır.Tezde, yazarın diğer romanlarına da göndermelerde bulunulmuş, ancak AllahaIsmarladık (1936) ile lk ve Son (1940) romanları ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Tezinkuramsal arka planını, popüler aşk romanlarına feminist ve psikanalitik açıdan özgünyaklaşımlarda bulunan Tania Modleski ve Janice Radway ile daha çok romansların anlatıözelliklerine odaklı çalışmaları olan John G. Cawelti'nin yapıtları oluşturmaktadır.Üç bölümden oluşan tezde, öncelikle, Esat Mahmut Karakurt'un romanlarındakierkek kahramanlara fiziksel özellikleri, eğitim ve meslek durumları, aşk ilişkileri ileideolojik söylemleri bağlamında yaklaşılmıştır. Bunun sonucunda erkek kahramanların,30'lu yaşlarda bekâr, yakışıklı, Avrupai giyinen, mesleklerinde başarılı, kadınlara ve aşkakarşı mesafeli, milliyetçi ve muhafazakâr söyleme sahip erkekler olduğu saptanmıştır.Daha sonra, saptanan özellikler, romans türü ve bu türün kadın okur için ifade ettiğifantezi bağlamında yorumlanmıştır.Anahtar Sözcükler: romans, fantezi, erkek yazar, kadın okur
Orhan Pamuk'un Kar'ında epigrafik ilişkiler
ÖZETORHAN PAMUK'UN KAR'INDA EPİGRAFİK İLİŞKİLERRiley, Nathaniel BrannYüksek Lisans, Türk Edebiyatı BölümüTez Yöneticisi: Dr. Süha OğuzertemHaziran 2007Orhan Pamuk'un siyasal romanı Kar'ın çok boyutlu kışkırtıcılığı, her türlüönyargıyı sorgulamak üzere tasarlanmış bilinçli bir edebû tezat stratejisidir. Romanınkarakterlerinin kimlik çelişkileri, beylik etiketlerin isabetsizliğine dikkat çekerekokuru kendine özgülüğe ve bireyselliğe davet eder. Beyazla siyah, cennetlecehennem gibi karşıtlıkların kitapta belirsiz gri ve pastel renk tonlarıyla betimleri vekar tanesi şemasının çok boyutlu simetrisi, hakikatin basite indirgenemeyeceğineişaret eder.Bu bağlamda, Robert Browning'in ?Bishop Blougram's Apology? (PapazBlougram'ın Maruzatı) başlıklı şiiri, Stendhal'in La Chartreuse de Parme (ParmaManastırı) başlıklı romanı, Dostoyevski'nin Cinler'i ve Joseph Conrad'ın UnderWestern Eyes'ından (Batılı Gözler Altında / Batı Gözüyle) alıntılanmış epigraflarKar için önem taşımaktadır. Kar'la epigrafik kaynakları arasındaki kısmen somut,kısmen soyut benzerliklerden yola çıkıldığında, anlamlı görünen bazı yapısal tezatlarda göze çarpar. Bu tezat stratejisi, sonuçta, sanıldığı gibi önyargılı değil, çoğulcu veanti-Oryantalist olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla, Kar'ın epigrafları, siyasalroman türünün büyük ustalarına yapılan bir ?şapka çıkarma? jestinden çokmetinlerarası cevap, nazire veya parodi sayılabilir.Anahtar Sözcükler: Metinlerarasılık, Tezat, Oksimoron, Önyargı, Mimarlıkiii
1950'ler Türkiye'sinde edebiyat dergiciliği: Poetikalar ve politikalar
Bu çalışmada, 1950'ler Türkiye'sinde edebiyat dergiciliğinin edebî üretim ve tüketim koşullarını nasıl etkilediği araştırılmıştır. Tezin ilk bölümü kaynaklara ve yöntemsel sorunlara ayrılmıştır. Bu bölümde belirlenen yönteme göre, ikinci bölümde Hisar, Mavi, Pazar Postası, Varlık ve Yeditepe dergilerinin poetikaları karşılaştırmalı olarak çözümlenerek edebi değerlerin oluşturulmasında, korunmasına ve değiştirilmesinde oynadıkları roller gösterilmiştir. Dergiler arası ilişkilerin 1950'lerdeki edebiyat dergiciliğinin en belirgin özelliği olmasından yola çıkılarak tezin üçüncü bölümünde dergiler arası ilişkiler ve edebi tartışmalar irdelenmiştir. Tezde yapılan gözlemlere dayanılarak edebiyat dergileriyle dolaylı olarak ilgili iki kuramsal yaklaşım?Jürgen Habermas ve Hannah Arendt'in ?kamusal alan? anlayışları ve Pierre Bourdieu'nün ?kültürel üretim alanı? kavramsallaştırması?tartışılmış ve eleştirilmiştir. Sonuç olarak, 1950'lerde uzlaşmadan çatışmaya kadar uzanan dergiler arası ilişkiler dizgesinin dergi poetikalarını biçimlendirerek dergilerin edebî üretim ve tüketim koşullarını etkilemesine yardımcı olduğu ileri sürülmüştür.
Edebiyat sosyolojisi açısından Türk öykücülüğü:1990-2005
1990'lı yıllarda bir grup genç öykücünün ortaya çıkmasıyla Türk edebiyatında gözlemlenen hareketlilik, bir ?öykü patlaması?ndan söz edilmesine yol açmıstır. Öykü alanında son yıllarda görülen değisimin hangi toplumsal dönüsümleri yansıttığı sorusuna yanıt arayan bu çalısmada, 1990-2005 yıllarını kapsayan bir arastırma yürütülmüs, bu çerçevede 53 öykücünün 131 yapıtı incelenmistir. Tezde 1990'lı yıllardan bugüne Türk öykücülüğü, edebiyat sosyolojisi açısından ele alınırken nicel ve nitel analiz yöntemleri bir arada kullanılmıstır. Öncelikle bir veri tabanı olusturulmus ve böylelikle ?öykü patlaması? tabir edilen olgu istatistiksel olarak somutlastırılmıstır. Daha sonra seçilen öykücü grubunun biyografik bilgilerinden hareketle çesitli sosyolojik profiller çıkarılmıstır. Öykü alanı ve öykücülerin ardından döneme odaklanılmıs, 1990'lı yıllarda dünyadaki ve Türkiye'deki sosyopolitik gelismelerin olusturduğu gündem belirlenmis ve öykü kitapları bu çerçevede okunmustur. ?ncelenen öyküler ile yayımlandıkları yılların gündemi arasında sasırtıcı örtüsmeler olduğu kadar çarpıcı kopukluklar da olduğu görülmüstür. Genelde dönemin siyasal gündeminden hayli uzak duran öykücülüğün, kimi siyasal gelismelerin sonuçlarının dolaylı yansımalarını içerdiği saptanmıstır. 1980 darbesinin ardından yürürlüğe sokulan depolitizasyon sürecinden miras kalan bireyci düsünme biçiminin 1990'larda kaleme alınmıs olan bu metinlere genelde sinmis olduğu sonucuna varılmıstır. Bireyi merkeze koyan bu anlayıs, özellikle incelenen öykülerde çok sık rastlanan ithaflar ile epigrafların kisisel öğeler tasımasında ve çoğunlukla ben-anlatıcı kullanımının benimsenmesinde kendini göstermektedir. Son dönem öykücülüğünde dikkat çeken en çarpıcı değisimse görsel öğelere yer verilmesidir. Metinlerin farklı karakter biçimleriyle çesitlendirilmesine ek olarak, grafik ve desen kullanımı ile çok sık karsılasılması, yazın dünyasının görsel kültürü içsellestirmesi olarak yorumlanmıstır. Bu biçimsel yeniliklerin yanı sıra, oldukça yaygınlasmıs görünen tematik belirsizlik, kurgusal parçalılık ve metinlerarasılık gibi kimi özellikler, postmodernizmden izler tasımaktadır.
Yazınsal kavrayışta köklü bir değişim: Türk öykücülüğünde 1950 kuşağı
Bu doktora tezinde 1950 kusağı öykücülerinin yazdıkları öyküler tematik ve biçimsel yönlerden irdelenmektedir. Tezde öncelikle, 1950'li yıllarda yasanan siyasal ve kültürel dönüsümler ele alınmaktadır. Demokrat Parti'nin 1950 yılında seçimi kazanmasıyla, Türkiye'de toplumsal yasamın birçok alanına etki eden yeni bir siyasal dönem baslar. Ardından, aynı yıllarda kültürel ortamda dikkat çeken hareketlilik çesitli yönlerden incelenmektedir. Bu yıllarda, hemen her sanat dalında sanatçılar, Batı'da gündemde olan sanat akımlarından beslenmeye ve yapıtlarında biçimsel yeniliklere önem vermeye baslarlar. Siirde ve öyküde de modernist bir edebiyat anlayısıyla sekillenen yapıtlar ortaya çıkar. Yenilikçi yazar ve sairlerin ürünlerini özgürce yayımlayabildikleri ve çesitli tartısmalar yürüttükleri A, Dost, Mavi ve Yeni Ufuklar gibi dergiler, 1950 kusağı içinde önemli islevler yüklenirler. Yenilikçi öykücülere destek veren bu dergilerde, ?toplumcu gerçekçilik?, edebiyat yapıtında ?kapalılık-açıklık? ve varolusçuluk akımıyla gündeme gelen ?bunaltı? ve ?umutsuzluk? gibi konular tartısılmıstır. Bu tartısmalar sürerken, Yusuf Atılgan, Vüs'at O. Bener, Orhan Duru, Ferit Edgü, Leylâ Erbil, Özcan Ergüder, Bilge Karasu, Feyyaz Kayacan, Onat Kutlar, Nezihe Meriç, Erdal Öz, Demir Özlü ve Adnan Özyalçıner gibi yazarlar öykü kitaplarını art arda yayımlarlar. Tematik ve biçimsel açıdan farklılasan bu yayınlarla, bireye odaklanan yeni bir öykücülük anlayısı sekillenmeye baslar. Öykülerde, varolusçuluğun etkisiyle anlamsızlık, can sıkıntısı, cinsellik, intihar ve suç gibi temaların sıkça islendiği, bilinç akısına, iç konusmalara ve dilsel deformasyonlara basvurulduğu gözlemlenir. Öykülerdeki bu farklılasma, genel anlamda yazınsal kavrayısta bir değisime yol açmıs ve modernist bir edebiyat anlayısının yerlesmesine öncülük etmistir.
Phoenix`in evrimi: Edip Cansever`de dramatik monolog
Modern Türk siirinin en yenilikçi ve üretken sairlerinden biri olan Edip Cansever (1928-1986), 17 siir kitabı yayımlamıstır. Uzun siirlerin öne çıktığı veya uzun bir siirin bölümlerinden olusan Umutsuzlar Parkı (1958), Nerde Antigone (1961), Tragedyalar (1964), Çağrılmayan Yakup (1969), Ben Ruhi Bey Nasılım (1976), Bezik Oynayan Kadınlar (1982) ve Oteller Kenti (1985) adlı kitaplarında belli varolussal sorunsallar üzerinde durmus, birçok özgün karakter yaratarak dramanın olanaklarından yararlanan bir anlatımı benimsemistir. Bu tezde Cansever'in uzun siirlerinin yoğunlukta olduğu kitapları, çözümleyici bir yaklasımla incelenmis ve ?dramatik monolog? türü içinde değerlendirilmistir. Bir ya da daha fazla karakterin anlatısına dayanan dramatik monolog, Cansever'in çoksesli bir siire ulasmak amacıyla benimsediği bir siir türüdür. Modern dünyada insanın gündelik edimlerini yerine getirirken kılıktan kılığa girdiğini, çesitli rollere bölündüğünü düsünen Cansever, hep birilerine ya da bir seylere uyum göstererek yasadığımızı, bunun sonucunda ise giderek kisiliğimizi yitirdiğimizi vurgular. Cansever'e göre, siiri anlatıcılara bölmek, yani ?dramatik? bir siire yönelmek, bu bölünmüs bireyin siirde hakkıyla temsil edilmesini sağlar. Edip Cansever'in dramatik monologları modern insanın bölünmüslüğü ve çeliskileri üzerine kuruludur. Cansever'de hem kendi içlerinde çeliskiye düsen, hem de çevreleriyle çatısma içinde olan karakterler, ?stanbul'un kamusal mekânlarından seçilirler ve çoğunlukla toplumun en marjinal kesiminde yer alırlar. Cansever'in neredeyse bütün dramatik monologlarının temelinde ?Phoenix? imgesi yatar. Sairin ilk siirlerinde yalnızca bir ayrıntı gibi duran Phoenix, giderek yasamın sürekliliğine isaret eden bir simgeye dönüsür. Her kitapla birlikte yeniden üretilen Phoenix, yasamın acımasız çeliskileri içinde tekrar tekrar küllenir. Her kül olusta ise baska anlatıcılara bölünerek yeniden doğar.