Theses supervised by Doç. Dr. Engin Burak Selçuk

11 theses · İnönü University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prenatal ve postnatal nikotin maruziyetinin sıçan beyin dokusunda oksidan/antioksidan denge üzerindeki etkilerinin ı̇ncelenmesi ve E vitamininin koruyucu rolünün araştırılması

Prenatal ve Postnatal Nikotin Maruziyetinin Sıçan Beyin Dokusunda Oksidan/Antioksidan Denge Üzerindeki Etkilerinin İncelenmesi ve E Vitamininin Koruyucu Rolünün Araştırılması Amaç: Bu çalışmanın amacı, prenatal ve postnatal dönemde sıçanlara uygulanan nikotinin beyin dokusu üzerinde meydana getireceği hasarda E vitaminin koruyucu etkilerinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Gebe sıçanlar Kontrol, E vitamini, Nikotin, E vitamin + Nikotin olmak üzere rastgele 4 farklı gruba ayrıldı. Nikotin (10 mg/L) ve E vitamini (300 mg/L) su içinde verildi. Fetal yaşamda nikotine maruz kalan sıçanlar prenatal grubu oluşturdu. Gebeliğin ilk gününden itibaren, laktasyon ve laktasyondan sonraki dönemde 15 hafta boyunca nikotine maruz bırakılan sıçanlar postnatal grubu oluşturdu. Hem prenatal hem postnatal beyin dokularında BDNF, GSH, MDA, TAS ve TOS düzeyleri ölçüldü. Bulgular: Kontrol grubu ile deney grubu verileri karşılaştırıldığında; nikotin uygulanan grubun hem prenatal hemde postnatal yavrularının morfolojik gelişim parametrelerinin ciddi derecede bozulduğu, beyin dokularında MDA, TOS seviyelerinin önemli derecede arttığı, BDNF, GSH ve TAS seviyelerinin ise azaldığı tespit edilmiştir. Hem prenatal hemde postnatal dönemdeki sıçanlara E vitaminin nikotin ile birlikte uygulaması ile nikotinin önemli derecede bozduğu fetal gelişim morfolojik parametrelerini önemli derecede düzelttiği, prenatal ve postnatal sıçan yavrularının beyin dokusunda MDA ve TOS düzeylerini önemli ölçüde düşürdüğü; BDNF, GSH ve TAS seviyelerini ise önemli derecede arttırdığı ortaya konulmuştur. Sonuç: Oksidan-antioksidan dengesini korumak için prenatal postnatal nikotin maruziyetinde, beyin antioksidan kapasitesini arttırmak için E vitamini kullanmak gelecekteki nörolojik işlev bozukluğundan korumak için bir çözüm olabilir. Anahtar kelimeler: Beyin, E vitamini, nikotin, prenatal, postnatal, sıçan

Beyza Güzide Özerol
İnönü University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi araştırma görevlilerinin stres yüklerinin değerlendirilmesi

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Görevlilerinin Stres Yüklerinin Değerlendirilmesi Amaç: Stresin ve özellikle de organizasyonel stresin en yoğun olduğu mesleklerden biri hekimliktir. Bu çalışmada İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi araştırma görevlilerinin organizasyonel stres durumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada sosyodemografik veri formu ve kısa versiyon örgütsel stres ölçeği veri toplama amaçlı kullanılmıştır. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde hastaya birebir teması olan araştırma görevlilerine 04.12.2020-04.02.2020 tarihleri arasında uygulanmıştır. Bu çalışmanın etik kurul onayı 01.12.2020 tarihinde 2020/1276 karar numarası ile Malatya Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan alınmıştır. Çalışmanın evreni 350 araştırma görevlisidir. Örneklem sayısı için %95 güven aralığı, %5 hata payı ile en az 183 araştırma görevlisine ulaşılması gerektiği hesaplanmıştır. Bu çalışma, çalışmaya katılmayı kabul eden 185 araştırma görevlisi ile tamamlanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Packagefor Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılmıştır. Veriler ortalama±Standart sapma, sayı ve yüzde şeklinde gösterilmiştir. Kategorik verilerin karşılaştırılmasında Kikare analizi kullanmıştır. Normal dağılıma uymayan ikili ölçümsel veri karşılaştırıldığında ise Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. İki ölçümsel verinin karşılaştırılması için Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 29,5±3,1 (24-49) olarak bulunmuştur. Araştırma görevlilerin 121'i (%65,4) dahili tıp bilimleri ve 64'ü (%34,6) ise cerrahi tıp bilimlerindendir. Erkeklerin "iş yükü" alt boyutundan aldıkları puan kadınlarınkinden anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p=0,018). Cerrahi bölümde çalışanların "iş" yükü" alt boyutu (p<0,001) ve ölçek toplam puanı (p=0,029) dahili bölümde çalışanlardan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Yapılan korelasyon analizinde yaş ile çalışma yılı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Günlük bakılan hasta sayısı ile "iş yükü" alt boyutu, "beceri kullanımı" alt boyutu "karar verme" alt boyutu ve ölçek toplam puanı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada erkeklerin daha fazla iş yükü stresine sahip olduğu, cerrahi branşta çalışanların organizasyonel streslerinin daha fazla olduğu bulunmuştur. Aynı şekilde bakılan hasta sayısının artması ile organizasyonel stresin arttığı bulunmuştur. Hastanede çalışan hekimlerin organizasyonel stresinin azaltılması için günlük bakılan hasta sayısında iyileştirmeler yapılması ve iş yükünün yardımcı sağlık personelleri ile azaltılması yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Örgütsel stres, araştırma görevlisi, tıp fakültesi

Araştırma görevlileriStresStres faktörleri+3
Abdulbaki Okka
İnönü University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

65 yaş ve üzeri bireylerde son bir yıl içinde yapılan aşıların COVID-19 bulaşma ve seyrine etkisinin araştırılması

Amaç: COVID-19'un hızla yayılmasını önlemek ve insanları bu hastalıktan korumak için birçok araştırma yapılmaktadır. Bu çalışmada 65 yaş ve üzeri bireylere son bir yıl içinde yapılan aşıların COVID-19'un bu kişilere bulaşması ve bulaşan kişilerdeki klinik seyre bir etkisinin olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Gözlemsel Tanımlayıcı tipte bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırmada kendi hazırladığımız anket kullanılmıştır. 65 yaş ve üzeri bireyler telefonla aranarak ya da Aile Sağlığı Merkezleri'nde yüz yüze anket yapılarak 09.12.2020-28.02.2021 tarihleri arasında araştırmamızın verileri elde edilmiştir. Araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan, rastgele seçilen; COVID-19 geçiren 520 kişi ve COVID-19 geçirmeyen 520 kişi araştırmamıza katılmıştır. Katılımcıların sosyodemografik verileri, kronik hastalıkları, tütün ürünleri ve alkol kullanımı, son bir yıl içinde yaptırdıkları aşılar ve COVID-19 ile ilgili soruları içeren anketten elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 26 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza yaşları 65 ile 98 arasında değişen, rastgele seçilen; 520'si (%50,0) COVID-19 geçiren, 520'si (%50,0) COVİD-19 geçirmeyen, 499'u (%48,0) erkek, 541'i (%52,0) kadın toplam 1040 kişi katılmıştır. Katılımcıların 317'si (%30,5) son bir yıl içinde herhangi bir aşı yaptırmışken 723'ü (%69,5) ise yaptırmamıştır. 100'ü (%9,6) İnfluenza Aşısı, 254'ü (%24,4) Konjuge Pnömokok Aşısı (KPA13) ve 11'i (%1,1) de diğer aşıları yaptırmıştır. Sonuçlar: Son bir yıl içinde KPA13 yaptıranların yaptırmayanlara göre COVID-19'u daha az geçirdiği istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. (Pearson Kİ-kare, p<0,001) Son bir yıl içinde İnfluenza Aşısı yaptıranların yaptırmayanlara göre COVID-19'u yüzdesel olarak daha az geçirdiği görülmüşse de istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. (Pearson Kİ-kare, p>0,05) Anahtar Kelimeler: COVID-19, Aşılar, KPA13, İnfluenza Aşısı

AşılamaAşılarBulaşıcı hastalık kontrolü+7
Şükrü Kara
İnönü University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezinde çalışan araştırma görevlisi hekimlerin tükenmişlik ve depresyon düzeyleri ve ilişkili faktörlerin incelenmesi

Amaç: Hekimler mesleklerinin zorluğu ve yoğunluğu nedeniyle ruhsal problemler ile karşı karşıya kalabilmektedir. Bunlardan en önemlisi depresyon ve tükenmişliktir. Bu çalışmada İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Fakültesi'nde çalışan araştırma görevlisi hekimlerin tükenmişlik ve depresyon düzeyleri ve ilişkili faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte olan araştırmamızın evrenini, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde dahili ve cerrahi branşlarda uzmanlık eğitimi alan araştırma görevlisi hekimler oluşturmaktadır. %95 güven aralığında ve %5 hata payı ile evreni temsil edecek örneklem büyüklüğü minimum 191 kişi olarak hesaplanmış olup 202 hekim dahil edilmiştir. Örneklem basit rastgele seçim metoduyla oluşturulmuştur. Çalışmamıza katılan hekimlere tamamına anket uygulanmıştır. Verilerin toplanmasında, araştırmacı tarafından ilgili literatür araştırması sonucu oluşturulan kişisel bilgilerin sorgulandığı form, Beck Depresyon Ölçeği ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği'ni içeren anket formu kullanılmıştır. Analizler SPSS (Statistical Package for Social Sciences; SPSS Inc., Chicago, IL) 22 paket programında değerlendirilmiştir. Çalışmada tanımlayıcı veriler kategorik verilerde n, % değerleri, sürekli verilerde ise ortalama±standart sapma (Ort±SS) ve medyan interquartile range (25-75 persantil değerleri) değerleri ile gösterilmiştir. Çalışmada kikare, student t testi, Mann Whitney U-testi, One Way ANOVA analizi, Kruskal Wallis testi, Pearson ve Spearman korelasyon testinden yararlanılmıştır. Analizlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların %44,6'sı kadın; %55,4'ü erkek olup yaş ortalaması 30,7±5,1'tir. Kadınların depresyon puanı erkeklerin depresyon puanından anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p=0,04). Meslek ile ilgili gelecek kaygısı olmayanların depresyon puanı anlamlı şekilde düşük bulunmuştur (p<0,001). Nöbet sayısı arasında depresyon puanı açısından anlamlı farklılık görülmüştür (p=0,005). Hasta/hasta yakını tarafından fiziksel şiddete maruz kalanların depresyon puanı anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,001). Cerrahi tıp bilimlerindekilerin duyarsızlaşma puanının dahili tıp bilimlerinde olanların duyarsızlaşma puanından anlamlı şekilde yüksek olduğu görülmüştür (p=0,048). Meslekler ilgili gelecek kaygısı yaşayanların duygusal tükenme (p<0,001), duyarsızlaşma puanı kaygı yaşamayanların puanından anlamlı şekilde yüksek bulunmuşken (p=0,001); kişisel başarı puanı (p=0,011) ise gelecek kaygısı yaşamayanlarda daha yüksek bulunmuştur. Nöbet tutanların duygusal tükenme (p=0,042) puanı nöbet tutmayanlardan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Hasta/hasta yakını tarafından fiziksel şiddete maruz kalanların duygusal tükenme (p<0,001) ve duyarsızlaşma (p=0,003) puanları anlamlı şekilde yüksek bulunmuşken; kişisel başarı (p=0,017) ise anlamlı şekilde düşük bulunmuştur. Depresyon ile duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanı arasında pozitif yönde; depresyon ile kişisel başarı puanı arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki görülmüştür. Sonuç: Bu çalışmada meslek ile ilgili gelecek kaygısı olanların depresyon ve tükenmişlik düzeyinin yüksek olduğu, nöbet tutanların tükenmişlik düzeyinin daha yüksek olduğu, hasta/hasta yakınları tarafından fiziksel şiddete maruz kalanların hem depresyon hem de tükenmişlik düzeylerinin fazla olduğu bulunmuştur. Çalışma koşullarının iyileştirilmesinin, şiddet konusunda gerekli yaptırımların yapılarak azaltılmasının hekimlerde ruhsal problemlerin daha az görülmesine yardımcı olacaktır denebilir. Anahtar Kelimeler: Tükenmişlik, depresyon, araştırma görevlisi, tıp fakültesi

Esra Fidanlıgül
İnönü University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Evde bakım hastalarına bakım verenlerin sağlık okuryazarlığının ve bakım verme yükünün değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada evde bakım hastalarına bakım verenlerin sağlık okuryazarlığı ve bakım verme yükü sorgulanıp, iki kavram arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Bu çalışma gözlemsel kesitsel bir çalışmadır. Araştırma, Malatya il merkezinde, Malatya Eğitim Araştırma Hastanesi Evde Bakım Birimi'ne kayıtlı hastaların bakım verenleri üzerinde yapılmıştır. Araştırma 15 Nisan 2021 ile 15 Temmuz 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini, Malatya il merkezinde yaşayıp evde bakım hizmeti alan 3000 hastanın primer onlarla ilgilenen bakım vericileri oluşturmuştur. Örneklem grubuna %95 güven % 5 hata aralığıyla hesap yapıldığında en az 341 bakım vericisi dahil edilmesi gerektiği bulunmuş, 350 kişiyle çalışma tamamlanmıştır. Veriler sosyo-demografik özellikler formu, sağlık okuryazarlığı ölçeği ve bakım verme yükü ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme ya da telefon ile görüşmeyle toplanmış ve veriler SPSS 22 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Bakım verenlerin sağlık okuryazarlığı toplam puanı ortalama 97,1±18,9 olarak bulunmuş, yeterli düzeyde olarak değerlendirilmiştir. Bakım verenlerin ortalama bakım verme yükü toplam puanı ise 38,4±13,6 olarak bulunmuş, orta düzeyde olarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda sağlık okuryazarlığı ile bakım verme yükü arasında negatif yönde orta düzeyde ileri derecede anlamlı ilişki bulunmuştur. Sağlık okuryazarlığı arttıkça bakım verme yükü azalmaktadır. Yaş, gelir durumu ve bakım verenin kronik hastalığının olması ile sağlık okuryazarlığı ve bakım verme yükü arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Sonuç: Evde bakım hastalarına bakım verenlere eğitim verilmesi, gelir durumu düşük olanlara maddi destek sağlanması, kronik hastalığı olanlara tıbbi destek sağlanması önerilmiştir. Sağlık okuryazarlığı ve bakım verme yükünü araştıran çalışmalar arttırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Sağlık okuryazarlığı, Bakım verme yükü, Evde bakım hastası

Serkan Karakan
İnönü University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve duygu düzenleme güçlükleri açısından değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırmada, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve duygu düzenleme güçlükleri açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın hipotezi duygu düzenleme güçlüklerinin, yüksek olasılıklı DEHB olan öğrencilerde, DEHB olmayan öğrencilere göre daha yüksek bulunacağı şeklindedir. Materyal ve Metod: Araştırma, 20.10.2021-20.11.2021 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi' nde yapıldı. Tıp fakültesi öğrencilerine sosyodemografik veri formu, Erişkin DEHB Kendi Bildirim Ölçeği (Adult ADHD SelfReport Scale, ASRS) ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (Difficulties in Emotion Regulation Scale, DERS) online olarak dağıtıldı. Katılımcılar ASRS kesme puanına göre yüksek olasılıklı DEHB (AGYOD) grubu, olası DEHB (AGOD) grubu ve DEHB olmayan (AGDO) grup şeklinde gruplandırıldı. Ölçek puanları, klinik ve sosyodemografik özellikler gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular: AGYOD grubunda 76, AGOD grubunda 239, AGDO grubunda 237 katılımcı olduğu tespit edildi. Gruplar yaş, cinsiyet, fiziksel hastalık öyküsü açısından birbiri ile benzerdi. DERS toplam puanı AGYOD grubunda AGOD grubuna göre (p<0.001), AGOD grubunda AGDO grubuna göre anlamlı şekilde daha yüksek saptandı (p<0.001). Sonuç: Duygu düzenleme güçlükleri erişkin DEHB' de çekirdek belirtiler kadar önemlidir. DEHB ve erişkindeki klinik yansımalarına yönelik geniş kapsamlı daha ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Erişkin, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, duygu düzenleme güçlükleri

Duygu düzenlemeDuygu düzenleme güçlüğüHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğu+3
Ayşe Akan
İnönü University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipertansif hastalarda tedavi uyumu, tedavi uyumunu etkileyen faktörlerin incelenmesi ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Hipertansiyon önemli bir sağlık problemi olup, hipertansiyona karşı korunmanın sağlanması, erken tanı koyulması ve farkındalık yaratılması için toplumun bilgilendirilmesi ve hipertansif hastaların yaşam şekli değişikliği ve medikal tedavi önerilerine uyum sağlaması önemlidir. Bu çalışmanın amacı hipertansiyon hastalarında tedaviye uyum düzeylerini araştırmak, tedaviye uyumu etkileyen faktörleri incelemek ve yaşam kalitelerini değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Bu çalışma, birinci basamak sağlık hizmetlerinden faydalanmak üzere Malatya Merkez aile sağlığı merkezi polikliniklerine müracaat eden ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan en az altı aydır hipertansiyon nedeni ile medikal tedavi alan hastalar dahil edildi. Hastaların sosyodemografik özelliklerini, hipertansiyona ilişkin özelliklerini, egzersiz ve diyet alışkanlıklarını ölçmek için hazırlanan sorulardan oluşan anket formu, "Hill Bone Hipertansiyon Tedavisine Uyum Ölçeği" ve "SF–36 Ölçeği" uygulandı. Bulgular: Toplam 140 hastanın anket formu değerlendirildi. Gönüllülerin 76'sı kadın, 64'ü erkekti. Yaş ortalamaları 57.15±8.30' du. Hastaların tedaviye tam uyum oranları %12.1 olarak bulundu. Çalışmamızın sonuçlarına göre sigara kullanımı, kan basıncı ölçtürme sıklığı, hipertansiyon tanı süresi, kontrole gitme sıklığı, eşlik eden böbrek hastalığı, diyet uygulama ve egzersiz yapma durumu gibi faktörlerin hastalarda tedavi uyumunu olumsuz etkilediği görüldü. Yaşam kalitesine etki eden etmenler; yaş, cinsiyet, medeni hali, eşlik eden hastalık durumu, egzersiz yapma durumu, hipertansiyon nedeni ile kullanılan ilaç sayısı, hipertansiyon nedeni ile kontrole gitme sıklığı olarak tespit edildi ve yaşam kalitesi ile tedaviye uyum arasında ilişki saptandı. Sonuç: Hipertansiyon hastalarında tedaviye uyum oranları düşük bulunmuş ve tedaviye uyumu etkileyen birçok faktör saptanmıştır. Yaşam kalitesi de hipertansiyon hastalarında tedaviye uyumu etkileyen bir faktör olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Hipertansiyon, tedavi uyumu, yaşam kalitesi.

HipertansiyonTedaviye bağlılık ve uyumYaşam kalitesi
Işılay Gedik Tekinemre
İnönü University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hekimlerin dördüncül korumayı uygularken meslektaşlarına tutum ve davranışları

Hekimlerin Dördüncül Korumayı Uygularken Meslektaşlarına Tutum ve Davranışları Amaç: Hasta hekim olduğunda, sağlık bakımı veren hekim açısından bazı özel ve zor durumlar ortaya çıkmaktadır. Bu durumların neler olduğunu ortaya çıkarmak amacıyla çalışmamız gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada anketler 01.10.2018-31.12.2018 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yapan gerek teşhis, gerekse tedavi aşamasında birebir hasta ile teması olan dahili ve cerrahi bölümlerin araştırma görevlisi hekimlerine uygulanmıştır. Tıp Fakültesi fakülte sekreterliğinden 320 araştırma görevlisinin dahili ve cerrahi bölümlerde görev yaptığı bilgisi alınmıştır. Araştırmada tamsayım hedeflenmiş olup ancak mevcut kitlenin %81'ine (258/320) ulaşılmıştır. Araştırmada kullanılan veriler ortanca (min-maks) ve sayı (yüzde) olarak özetlenmiştir. Sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilk testi ile incelenmiştir. Uygun olan yerlerde Mann-Whitney U, Pearson ki-kare, Yates düzeltmeli Pearson ki-kare ve Fisher kesin testleri kullanılmıştır. p<0,05 istatistiksel anlamlılık düzeyi olarak kabul edilmiştir. Analizlerde IBM SPSS Statistics 22 paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Anket çalışmasına dahili bölümlerden 168 (%65,1) , cerrahi bölümlerden 90 (%34,9) olmak üzere toplam 258 hekim dahil olmuştur. Anket çalışmasında hekim olan hastasına diğer hastalarına göre öncelik sırası tanıyan hekimlerin oranı bölüme göre değerlendirildiğinde dahili bölümlerde %92, cerrahi bölümlerde %100 olarak bulunmuş olup sonuç istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir (p=0,005). Çalışmada hekim olan hastasına gerek olmadığını bildiği halde laboratuvar/radyolojik tetkik istemeyenlerin oranı bölüme göre değerlendirildiğinde dahili bölümlerde %58, cerrahi bölümlerde %71 olarak bulunmuş olup sonuç istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir (p=0,043). Sonuçlar: Bu araştırmada, hekimlerin dördüncül koruma ile ilgili hassasiyete sahip tutum ve davranışlar sergiledikleri görülmüştür. Ayrıca, konu ile ilgili olarak klinik uzmanlık alanlarının tanı kılavuzları oluşturulurken kanıta dayalı tıbbın göz önünde bulundurulması hastaların aşırı tıbbi müdahaleye bağlı zarar görmesinin engellenmesinde önemli bir adım olacaktır. Anahtar Kelimeler: Aşırı tanı, aşırı tedavi, dördüncül koruma

DoktorlarDoktorlar-aileDördüncül koruma+3
Hakan Yetiş
İnönü University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi 6. sınıf öğrencilerinin mesleğe ve uzmanlık eğitimine bakışı ve uzmanlık seçimini etkileyen faktörler

Amaç: Bu çalışmada İnönü üniversitesi tıp fakültesi 6. sınıfta okuyan öğrencilerin hekimlik mesleğine bakışı, hekimlik mesleği hakkındaki fikirleri, hekimliğin ülkemiz konumundaki geleceği hakkında ne düşündükleri, tıpta uzmanlık ve tercih etmek istedikleri uzmanlık dalı görüşleri, uzmanlık dalı seçerken dikkate aldıkları kriterlerin belirlenmesi ve ülkemizdeki yıllara göre uzmanlık tercihlerindeki değişimlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte tanımlayıcı olan bu çalışma 23.10.2019-28.12.2019 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 6. sınıf öğrencilerine yüz yüze görüşme tekniği ile anket uygulanarak yapılmıştır. Çalışma esnasında öğrencilere bilgi verilmiş sadece gönüllü olanlar bu çalışmaya alınmıştır Çalışma sırasında elde edilen bulguların değerlendirilmesinde IBM SPSS Statistics 22 programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamız 82'si (%46,1) erkek ve 96'sı (%53,9) kız olmak üzere toplam 178 son sınıf tıp öğrencisi ile yapılmıştır. Öğrencilerin yaşları ortalaması 24,24±1,09'dur. Erkeklerin hekimlik mesleğini sevme oranı (%81,7), Kızlardan (%93,8) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p:0,024; p<0,05). Çalışmaya katılan öğrencilerin %97,2 si uzman hekim olmak isterken, %2,8 i uzman olmak istememektedir. Uzman olmak isteyenlerin %80,9'u uzmanlık eğitimini üniversite hastanesinde yapmak isterken, %19,1'i eğitim araştırma hastanesinde yapmak istemektedir. Öğrencilerin %5,8'i temel bilimlerde, %61'i klinik bilimlerde ve %33,1'i cerrahi bilimlerde uzmanlık yapmak istemektedir. Çalışmamıza katılan öğrencilerin uzmanlık tercihlerine baktığımızda ilk 5 branş sırasıyla Göz Hastalıkları (%7,5) , İç Hastalıkları (%7,5), Kulak Burun Boğaz Hastalıkları (%6,9) , Aile Hekimliği (%6,9) ve Acil Tıp (%6,3) olmuştur. Sonuçlar: Çalışmamıza katılan öğrencilerin hekimlik mesleğini istemesindeki en önemli paylardan biri hekimlik mesleğini sevmeleridir. Öğrencilerin çok büyük bir kısmı uzmanlık eğitimi alıp uzman hekim olmak istemektedir. Uzmanlık tercihlerinde en çok istenen branşlar genellikle dahili branşlar olmaktadır. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin devamı için Aile Hekimliği uzmanlığının daha çok teşvik edilmesi ve tüm birinci basamağın aile hekimliği sistemi ile yürütülmesinin devamı sağlanmalıdır. Daha az tercih edilen branşların ilerde sağlık sistemini olumsuz etkilememesi için gereken tedbirler hızla alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Tıp fakültesi öğrencileri, tıpta uzmanlık, uzmanlık seçimi

DoktorlarKariyer planlamaTıp eğitimi+2
Önder Bulut
İnönü University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Göğüs ağrısı nedeni ile acil servise 112 tarafından getirilen hastaların akut miyokard infarktüsü tanısı alma oranlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi

Akut miyokard infarktüsü (AMI), günümüzde gelişen sağlık şartları, yaşam koşullarında tek düzelik, sanayileşmenin getirmiş olduğu kirlilik ve birçok çevresel şartlar nedeni ile artan görülme yüzdesine sahiptir. Bununla birlikte tanı konması kolay olan fakat tanı sonrası acil tedavi endikasyonun da olduğu bir hastalık durumuna gelmiştir. Ülkemizde 2002 yılında acil servise başvuran 38532 hasta içinde en sık başvuru nedeni 1901 hasta ile göğüs ağrısı olduğu tespit edilmiştir (1). ABD 'de her yıl ortalama 1,5 milyon AMI vakası görülmektedir. Mortalite oranı yaklaşık %30 olup, hastaların yarısından fazlası hastaneye ulaşmadan yaşamını yitirmektedir (2). Çalışmalar, tüm dünyada kardiyovasküler hastalıklardan ölüm oranının 1990 ve 2020 yılları arasında,% 28.9'dan % 36.3'e yükseleceğini göstermektedir (3). Geçmişte, miyokard infarktüs tanısı için belirlenmiş bir görüş birliği bulunmamaktaydı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), AMI' yi düşündüren belirtiler, EKG' de görülen anormallikler ve kardiyak enzimler ile tespiti şeklinde tanımlamıştır. Fakat kardiyak enzimlerin spesifitesi düşük ve AMI düşündüren belirtilerinde özgünlüğü düşük izlenmekteydi. Günümüzde ise daha duyarlı görüntüleme tekniklerinin gelişmesi ve miyokard dokusuna özgül kardiyak biyobelirteçlerin daha duyarlı olması nedeni ile çok küçük bir miyokard hasarının veya nekrozunun bile tespit edilebilmesi mümkündür. Ek olarak, AMI geçiren hastaların yönetimi belirgin şekilde gelişmiştir (4). AMI bağlı ölümler çoğunlukla ilk 1-2 saat içinde olur ve en çok aritmilere bağlıdır, aritmilereden de en sık görüleni ventriküler fibrilasyondur (5). AMI' da gözlenen koroner arteroskleroz, hem önlenebilir hem de geciktirilebilir olması ayrıca AMI için altta yatan patolojik nedenlerden en sık görülenin olması nedeni ile önemi bir kat daha artmaktadır (6). Ateroskleroz, kanda dolaşan başta low-density lipoprotein (LDL) kolesterol olmak üzere, lipoprotein parçacıklarının sağlam ve/veya disfonksiyonel vasküler endoteli geçerek intima tabakasında birikmesi, okside olması, okside LDL kolesterolün tetiklediği sitokinlerin, büyüme faktörlerinin salgılanmasıyla başlayan monosit-makrofaj, T-lenfosit, düz kas hücresi, fibroblast vb. hücrelerin rol oynadığı kronik enflamatuvar, fibroproliferatif bir hastalıktır (7). Gelişebilecek ve en korkulan durum ise areterosklerotik duvardan plak rüptürü ve buna bağlı olarak kopan parçanın oluşturacağı trombotik tıkanıklıktır. Bu tıkanıklık derecesine göre çok geniş yelpazeye sahip olan AMI başlangıcını oluşturur ve koroner arter hastalığı (KAH) olarak adlandırılır. Ülkemizde KAH Risk Faktörleri/TEKHARF çalışması verilerine göre 2000 yılı itibariyle 2.000.000 KAH vakası vardır ve bu rakam ilerleyen yıllarda katlanarak artacağı düşünülmektedir. Son yıllarda koroner artere bağlı ölümlerde de artış izlenmektedir. Ülkemizde her yıl yaklaşık 65.000 kişi koroner arter hastalığına bağlı ani ölüm nedeniyle kaybedilmektedir. Komplikasyonlar ile klinik olarak saptanan aterosklerozun bu noktadan sonra küratif tedavisi oldukça zordur ve ancak palyatif tedavi uygulanabilir. Dolayısı ile risk faktörlerinin tanınması, tespiti ve tedavisi daha büyük önem kazanmaktadır. Genellikle ileri yaş, ateroskleroz patogenezinde en önemli faktör olarak görülse de, aterosklerotik lezyonların temelini oluşturan yağlı çizgilerin (fatty streaks) çocukluk ve genç erişkinlik çağından itibaren arter duvarlarında yerleşmeye başladığı saptanmıştır (8). Göğüs ağrısı şikayeti ile acil servise başvurmuş bir hastada, anamnezin hızlı ve uygun bir şekilde alınması hastanın doğru tanı ve tedaviye ulaşabilmesi için olanak sağlayacaktır. Tedavideki bu ivedilik hayati önem taşımaktadır. Bununla birlikte Akut Koroner Sendrom (AKS) için hastanın 12 derivasyonlu çekilmiş olan EKG' sinde gözlenen anormal değişiklikler tanı koymada esastır. Ne yazık ki, acil servise gelen bütün AKS hastaları semptomatik olmayabilir ve EKG çoğu zaman tanısal olarak değerlendirilemeyebilir. AKS'lerde tanı aşamasının üçüncü basamağını kardiyak biyobelirteçler tutmaktadır. Kardiyak Troponin' ler, miyokard hasarını göstermede yüksek duyarlılık ve özgüllüğe sahip biyobelirteçlerdir. Fakat troponinlerde %100 bir spesifiteyle doğruluğa sahip değildir. Gerek diğer hastalıklarda da yükselmesi ve gerekse kardiyak patolojilerde troponin kanda yüksek seviye ulaşmadan ve tablo tam oturmadan reperfüze olması durumunda troponin yükseklikleri beklenmez. Aynı zamanda troponin kanda tespiti için göğüs ağrısının başlaması ile kanda belirmesi arasında zaman geçmesi gerekliliğide bir diğer dezavantajdır. Bu açıdan daha hızlı sonuçlar ve parametreler kullanmak gerekir. İtalya'da yapılan bir çalışmada kalp tipi yağ asidi bağlayıcı proteinin troponine göre daha hızlı sonuç verdiğini gösteren çalışmalar yapılmıştır. Öte yandan kardiyak Troponin'ler akut iskemiye bağlı miyokard hasarını gösteren kardiyak biyobelirteçler olarak günümüzde altın standarttır. Yüksek AKS riskine sahip hastalarını belirlemek için risk değerlendirme skorları ve anamnez, fizik muayene, EKG ve kardiyak troponinleri kullanan klinik öngörü algoritmaları geliştirilmiştir. Hekimlerin daha erken ve agresif tedavi verebilmek için öncelikle hangi hastaların daha yüksek riskli olduğunu bilme gereksinimleri vardır. Global Registry of Acute Coronary Events (GRACE) ve Thrombolysis in Myocardial Infarction (TIMI) risk skorları en yaygın kullanılanlardır. GRACE skoru, yüksek duyarlılık ve negatif prediktif değeri ile hastanın ayaktan değerlendirilerek acil servisten erkenden taburcu edilmesi için güvenilir bir skorlamadır. Fakat karışık olması kullanımını sınırlamaktadır. Biyolojik parametrelerin mevcut olmadığı hastane öncesi bakımda bu skorların kullanımı zordur.Her iki skorlamanın birbirine olan üstünlüğünü tespit için yapılan ve 2016 yılında yayımlanan 2 çalışmada da birbirine üstünlük tespit edilememiştir. Fakat tedavinin hızlandırılmasında etkili olduğu tespit edilmiştir. Bizde bu çalışmamızda tedavisi aciliyet gerektiren AMI için temel semptomlardan biri olan göğüs ağrısının ve bu semptomla belli bir yıl içinde acil servise 112 tarafından getirilen hastaların yüzdesel olarak AMI çıkma durumlarını ve yüzde kaç doğru tanı konulmakta ve tedavideki aciliyetinin sonuçlarını göstermek için retrospektif bir incelemesi yapmak istedik. Ayrıca çalışma içinde bazı risk faktörleri olarak düşündüğümüz kriterlerin değerlendirilerek bu kriterlerin sonuca etkisi olup olmadığı ve hangi hastalarda AMI tanısını daha fazla düşünmemiz gerektiği sorusuna yanıt aramaya çalıştık

Acil servis-hastaneAcil tıpAğrı+5
Nur Kaplan Demir
İnönü University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimlerinin evlilik öncesi muayene ve testlere bakışının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı aile hekimlerinin evlilik öncesi muayene ve testlere bakışını ve etik açıdan bu konunun hekimler tarafından nasıl değerlendirildiğini ortaya koymak, aile hekimlerinin bu konudaki uygulamalarını görmek ve uygulamadaki farklılıkları saptamaktır. Yöntem ve Gereç: Çalışmaya örneklem grubu olarak Malatya ilindeki tüm aile hekimleri ve aile hekimliği uzmanları dahil edildi. Malatya ilinde aile hekimi olarak çalışan birinci basamak hekimlerine evlilik öncesi muayene ve testlerle ilgili hazırlamış olduğumuz anket uygulandı. Anket sosyodemografik özelliklerin sorgulandığı 4 soru ile evlilik öncesi muayene ve testlere aile hekimlerinin bakışının sorgulandığı 20 soru olmak üzere toplam 24 sorudan oluşturuldu. Çalışmaya toplam 152 aile hekimi katıldı. Bulgular: Çalışmamızda Malatya'da görev yapan aile hekimlerinin büyük bir kısmının evlilik öncesi muayene ve danışmanlık hizmetlerini gerekli gördüğü ve bu sürece önem verdiği saptandı. Anketimize verilen cevaplar aile hekimlerinin bu raporları düzenlerken belirli konularda hukuki ve etik problemlerle karşı karşıya kaldıklarını gösterdi. Sonuç: Aile hekimlerinin evlilik öncesi muayene ve testler esnasında karşılaşabilecekleri problemlere daha rahat çözüm bulabilecekleri, bu konudaki etik sorunları daha kolay çözebilecekleri yeni yasal düzenlemelerle aile hekimlerinin sunduğu evlilik öncesi muayene ve danışmanlık hizmetlerinin kalitesi beklenenin çok daha üstünde olacaktır.

Aile hekimliğiDoktorlarDoktorlar-aile+4
Şule Barış
İnönü University
2017
00

Other supervisors