Theses supervised by Doç. Dr. İlknur Kahriman
15 theses · Karadeniz Technical University
Okul aşıları uygulamalarında sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının çocukların korku ve kaygı düzeylerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, okul aşıları uygulamalarında sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının çocukların korku ve kaygı düzeylerine etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü deneysel olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Ordu il merkezinde bulunan ilkokullarda birinci sınıfa devam eden öğrenciler oluşturdu. Araştırma deney grubunda 84 öğrenci, kontrol grubunda 85 öğrenci ile tamamlandı. Çalışma sonucunda elde edilen örneklem sayısı ile alfa hatası 0.05, etki büyüklüğü 0.5 olarak sabit tutulduğunda testin gücü %89.8 olarak elde edildi. Verilerin toplanmasında Çocuk ve Ebeveyn Tanıtıcı Bilgi Formu, Çocuk Korku Ölçeği (ÇKÖ) ve Çocuk Anksiyete Skalası-Durumluk (ÇAS-D) ölçeği kullanıldı. Yapılan istatistiksel değerlendirme sonucunda aşı öncesi korku puan ortalamalarının gruplara göre farklılık göstermediği bulundu (p=0.348). Aşı sonrası korku puan ortalamaları gruplara göre anlamlı farklılık gösterdi (p<0.001). Deney grubunda aşı sonrası ÇKÖ puan ortalama değeri 0.64 iken, kontrol grubunda 2.16 olarak elde edildi. Aşı öncesi kaygı puan ortalamalarının gruplara göre farklılık göstermediği bulundu (p=0.543). Aşı sonrası kaygı puan ortalamaları gruplara göre anlamlı farklılık gösterdi (p<0.001). Deney grubunda aşı sonrası ÇAS-D puan ortalama değeri 2.14 iken, kontrol grubunda 6.06 olarak elde edildi. Sonuç olarak, çocuklarda aşı uygulamalarında dikkati başka yöne çekme yöntemlerinden sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının korku ve kaygı yönetiminde etkili olduğu belirlendi. Anahtar Sözcükler: Aşı, Çocuk, Hemşirelik, Kaygı, Korku, Sanal gerçeklik
Akıllı telefon bağımlılığının adölesanların uyku kalitesi ve yaşam biçimi davranışları üzerine etkisi
Araştırma akıllı telefon bağımlılığının adölesanların uyku kalitesi ve yaşam biçimi davranışları üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırma Aralık 2020 ve Şubat 2021 ayları boyunca Gümüşhane İli Kelkit İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı devlet liselerinde yürütüldü. Araştırmanın evrenini Gümüşhane İline bağlı Kelkit İlçesinde bulunan 6 devlet lisesinin 9. 10. 11. ve 12. sınıflarında öğrenim gören 1293 öğrenci oluşturdu. Örneklemini ise 546 lise öğrencisi oluşturdu. Veriler çevrimiçi olarak Google formlar ile toplandı. Verilerin toplanmasında "Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği-Kısa Formu", "Pittsburg Uyku Kalite İndeksi", "Adölesan Yaşam Biçimi Ölçeği" ve araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda oluşturulan "Adölesan Tanıtıcı Özellikler Formu" kullanıldı. Veriler Mann-Whitney U Testi, Kruskal Wallis-H Testi, Ki-Kare Bağımsızlık Testi kullanıldı. İki değişken arasındaki ilişkinin gücünü ve yönünü belirlemek üzere spearman korelasyon analizi yapıldı. Araştırmada kız adölesanların %29.6'sında, erkek adölesanların %22.0'ında akıllı telefon bağımlılığı olduğu ve arasında anlamlı fark olduğu bulundu (p=0.047). Akademik başarısı kötü olan adölesanların telefon bağımlılığının daha yüksek olduğu bulundu (p<0.001). Bir günde dört saat ve üzerinde akıllı telefon kullanan adölesanların akıllı telefon bağımlılığının anlamlı olarak diğer gruplardan daha yüksek olduğu saptandı (p<0.001). PUKİ ölçek puanı yaş grubu, babanın eğitim durumu ve sınıfa göre farklılık gösterdiği belirlendi (p<0.05). AYBÖ ölçek puanı akademik başarısı çok iyi olan adölesanların daha yüksek olduğu bulundu (p<0.001). Akıllı telefon bağımlılığı ve uyku kalitesi ölçeği arasında pozitif yönlü, telefon bağımlılığı ve adölesan yaşam biçimi arasında negatif yönlü, uyku kalitesi ile adölesan yaşam biçimi arasında ise negatif yönlü bir ilişki olduğu saptandı. Araştırmada akıllı telefon bağımlılığının adölesanlarda önemli bir sağlık sorunu olduğu adölesanların uyku kalitesini ve yaşam biçimi davranışlarını olumsuz etkilediği görüldü. Bu doğrultuda akıllı telefonların kontrollü kullanımı, uyku bozukluğuna erken müdahale ve yaşam biçiminde meydana gelebilecek olumsuzlukları önlemeye yönelik öneriler geliştirildi. Anahtar Kelimeler: Adölesan, Akıllı telefon, Bağımlılık, Hemşire, Uyku, Yaşam biçimi
Acil servise başvuran ve 1-6 yaş grubu çocuğu olan annelerin ev kazalarına yönelik güvenlik önlemlerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırma; çocuk acil servisine başvuran 1-6 yaş grubu çocuğu olan annelerin, ev kazalarına yönelik güvenlik önlemlerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırma, Eylül 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında çocuk acil servisine başvuran ve 1-6 yaş arası çocuğu olan 390 anne ile yürütüldü. Araştırmanın verileri, tanıtıcı bilgi formu ve "0-6 yaş grubu çocuklarda ev kazalarını önlemeye yönelik güvenlik önlemleri tanılama ölçeği" kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi kullanıldı. Araştırmada annelerin yaş ortalamaları 31.73±5.88 yıl olup %40.5'inin üniversite mezunu ve %53.3'ünün çalışmadığı saptandı. Çalışmadaki çocukların yaş ortalamalarının 3.61±1.59 yıl olduğu, bu çocukların %50.5'inin erkek çocuk olduğu belirlendi. Araştırmaya katılan çocukların %46.9'unun en az bir kez ev kazasına maruz kaldığı, %49.2'sinin dikkatsizlik nedeniyle ev kazasına maruz kaldığı, ℅38.3'ünde kaza geçirdiğinde çocuğun yanında annesinin olduğu belirlendi. Ev kazalarının %66.8'inin salon/oturma odasında meydana geldiği, en sık düşme/kayma (%51.3) ve yanma/haşlanma (%23.5) şeklindeki ev kazalarına maruz kaldıkları saptandı. Annelerin ev kazalarına yönelik güvenlik önlemlerini tanılama ölçeği puan ortalamalarının 178.39±14.99 olduğu belirlendi. Araştırmada 35 yaşın altında, üniversite mezunu, çalışan, gelir durumu iyi olan, çekirdek aile tipine sahip, ilde yaşayan ve tek çocuğa sahip olan annelerin ölçek puan ortalamalarının daha yüksek olduğu ve ölçek puan ortalamaları ile gruplar arasında anlamlı fark olduğu görüldü (p<0.05). Sonuç olarak; annelerin ölçek puan ortalamaları yüksek düzeyde olmasına rağmen, ev kazaları oranının halen istenilen düzeyde olmadığı saptandı.
6-24 aylık bebeği olan annelerin tamamlayıcı beslenme konusundaki bilgi ve uygulamaları
Araştırma 6-24 aylık bebeği olan annelerin tamamlayıcı beslenme konusundaki bilgi ve uygulamalarını değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırma Şubat- Mayıs 2020 tarihleri arasında Trabzon İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Sürmene Devlet Hastanesi pediatri polikliniğine başvuran 6-24 aylık bebeği olan 242 anne ile yürütüldü. Araştırmada veriler tanıtıcı bilgi formu kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve Ki-kare testi kullanıldı. Önemlilik düzeyi p<0.05 olarak alındı. Araştırma kapsamına alınan annelerin yaş ortalaması 31.32±4.88yıl, bebeklerin yaş ortalaması ise 14.17±6.57 ay olarak bulundu. Bebeklerin sadece anne sütü alma ortalamaları 4.67±2.17 aydı. Annelerin %83.5'i tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgi almış, bilgi alınan kaynak olarak sağlık personeli %59.5 ile ilk sırada yer almıştır. Annelerin %48.3'ü anne sütünün tek başına yetersiz olduğunu düşündüğü için tamamlayıcı besine başlamıştır. Annelerin bebeklerine ilk olarak başlamayı tercih ettiği tamamlayıcı besin ise %42.1 ile yoğurt olmuştur. Annenin sahip olduğu çocuk sayısı, tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgi alma durumu, bebeğin ailenin kaçıncı çocuğu olduğu ve herhangi bir sağlık sorunu olma durumu ile tamamlayıcı besinlere başlama zamanı, başlama nedeni ve ilk olarak başlanan tamamlayıcı besin arasında anlamlı fark olduğu bulundu (p<0.05). Annenin eğitim durumu, çalışma durumu ve ailenin gelir durumu ile tamamlayıcı besine başlama nedeni ve ilk olarak başlanan tamamlayıcı besin arasında anlamlı fark olduğu bulundu (p<0.05). Aile tipi ile tamamlayıcı besine başlama nedeni arasında anlamlı fark olduğu bulundu (p<0.05). Sonuç olarak annelerin üçte birinin tamamlayıcı besinlere zamanında başlamadığı, çoğunun tamamlayıcı beslenmeye başlama nedenini yanlış olarak değerlendirdiği ve hangi besinlerin verilmesi gerektiği konusunda eksik bilgiye sahip oldukları belirlendi. Anahtar Kelimeler: Anneler, bebek, emzirme, hemşirelik, tamamlayıcı beslenme
Ekstübasyon sonrası preterm bebeklere verilen pozisyonların solunum fonksiyonları üzerine olan etkisi
Bu araştırma yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan preterm bebeklere ekstübasyon sonrası verilen sırtüstü ve yüzüstü pozisyonlarının preterm bebeklerin solunun fonksiyonları üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapıldı. Araştırma Türkiye'nin kuzeydoğusunda yer alan bir üniversite hastanesinin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde Kasım 2018-Haziran 2019 tarihleri arasında yapıldı. Araştırmanın örneklemine YYBÜ'de yatan randomizasyon yöntemi ile seçilen her biri 21 prematüre olmak üzere toplam 42 prematüre bebek alındı. Araştırmanın verileri Yenidoğan Değerlendirme Formu ile toplandı. Ekstübasyon sonrası preterm bebeklere sırtüstü ve yüzüstü yatış pozisyonu verilmiş ve 120 dakika süreyle verilen pozisyonda bekletildi. Her 30 dakikada bir kalp atım hızı, SpO2 ve solunum sayısı değerlendirildi ve her 120 dakika süre içinde gözlenerek veri toplama forumuna kaydedildi. Verilerin değerlendirilmesi Ki-kare testi ve Fisher's Exact testleri, Mann-Whitney U testi Friedman testi, Wilcoxon testi, Cochran's Q testi kullanıldı. Araştırmada zamana göre ölçümlerde sırtüstü pozisyon verilen bebeklerin SpO2 ortanca değerleri yüzüstü pozisyon verilen preterm bebeklerin SpO2 ortanca değerlerinden daha düşük bulundu. Pozisyon grupları kendi içinde SpO2 ortanca değerleri ile tekrarlı ölçümler arasında anlamlı fark olduğu bulundu (sırtüstü grubu <0.001; yüzüstü grubu <0.001). Yüzüstü pozisyon verilen preterm bebek grubunda zamana göre solunum ritminin dağılımları arasında anlamlı farklılık bulundu (p=0.035). 120. dakikada %95.2'sinin solunum ritmi ritmik olarak elde edildi. Araştırmada sırtüstü ve yüzüstü pozisyon verilen preterm bebeklerin farklı zamanlardaki solunum sayısı ile istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadığı görüldü.
Korunmaya ihtiyacı olan 12-18 yaş grubu çocukların riskli sağlık davranışlarının ve akran baskısının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı korunmaya ihtiyacı olan 12-18 yaş grubu çocukların riskli sağlık davranışlarını ve akran baskısını değerlendirilmektir. Araştırma, Trabzon Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bağlı Trabzon Çocuk Evleri Sitesi, Fatih Çocuk Evleri Sitesi ve Trabzon Çocuk Evleri Koordinasyon Merkezi Müdürlüğü'ne bağlı çocuk evlerinde araştırmaya gönüllü katılan 85 çocuk ile yürütüldü. Veriler çocukların kimlik bilgilerinin ve özel hayatlarının gizliliğine riayet edilerek, ses ve görüntü kaydı alınmaksızın ve fotoğraf çekimi yapılmaksızın, kurum yöneticilerinin gözetiminde ve denetiminde uygun tarih ve saat belirlenerek kurum işleyişi ve çocukların günlük yaşam programını aksatmayacak şekilde mesai saatleri içerisinde her çocukla araştırmacı trafından yüz yüze anket uygulanarak toplandı. Verilerin toplanmasında literatür ışığında ve müdürlük bünyesinde çalışan uzmanların görüşleri alınarak araştırmacılar tarafından oluşturulan "Tanımlayıcı Bilgi Formu", "Riskli Sağlık Davranışları Anketi" ve "Akran Baskısı Anketi" kullanıldı. Araştırmanın bulgularında; çocukların yaş ortalamasının 15.73±1.78, %54.1'inin kız, %34.1'inin kilo açısından riskli grupta olduğu saptandı. Çocukların %5.9'u genel sağlık durumunu kötü olarak algıladığını ve %64.7'si bir sağlık problemi olduğunu belirtti. Çocukların %61.2'sinin kahvaltı yapmadan okula gittiği, %68.2'sinin öğün atladığı saptandı. Çocukların %54.1'i tehlikeli sporlar yaptığını, %43.5'i düzenli uyku uyumadığını, %67.1'i tuvalete girmeden önce ellerini yıkamadığını ve %42.4'ü yemek yedikten sonra dişlerini fırçalamadığını belirtti. Çocukların %27.1'i doktora danşmadan ağrı kesici kullandığını, %20.0'ı sağlık personeline danışmadan diyet yaptığını, %14.1'i kilo vermek veya kilosunu korumak için kustuğunu ifade etti. Çocukların %21.1'si akran baskısı gördüğünü, %56.5'i kendisinden farklı düşünen akranlarıyla düşüncelerini paylaşmadığı, %34.1'i akranlarının onun düşüncelerine saygı göstermediğini, %37.6'sı akran grubunun dışına itilip yalnız kaldığını, %36.5'i akranlarının özel eşyalarına zarar verdiklerini belirtti. Sonuç olarak çocukların %49.4'ü genel sağlık durumunu orta düzeyde olarak algıladığını ve %21.2'si akran baskısı gördüğünü ifade ettiği saptandı.
Kronik hastalığı olan çocukların annelerinin ateş konusundaki bilgi, tutum ve uygulamalarının değerlendirilmesi
Ateş, çocukluk döneminde en sık karşılaşılan problemlerden biridir ve genellikle tedaviye ihtiyaç duyulmayan, metabolizmanın bir savunma mekanizmasıdır. Fazla yüksek olmayan ateş esnasında, ateşin acilen düşürülmesi gerektiğini düşünen ebeveynler, özellikle anneler bu telaşlı durum sırasında çocuklarına hatalı ve gereksiz uygulamalarda bulunabilmektedirler. Annelerin ateş konusundaki bilgi düzeyleri ve ateşe yaklaşımlarının ortaya konması amacıyla yapılan bu çalışmada; hastanede yatan ve kronik hastalığı olan çocukların annelerinin ateş konusundaki bilgi, tutum ve uygulamaları incelenmiştir. Araştırmanın evrenini KTÜ Farabi Hastanesi çocuk servislerinde yatan ve aynı zamanda kronik hastalıklı olan çocukların anneleri oluşturmuştur. Örneklem için ise; uygulama sıklığı %50 ve sapma 0.05 ölçek alındığında, örneklem büyüklüğü 384 anne olarak belirlenmiştir. Çalışmamız 400 anne ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri, anket yöntemiyle annelerle yüz yüze görüşülerek toplanmış ve anket formu uygulanmadan önce annelerin onayı alınmıştır. Annelerin %54.9'u ilkokul mezunu ve altı eğitime sahip olup, %30.0'ının normal vücut sıcaklığını bildiği tespit edilmiştir. Eğitim durumuna göre; ilkokul ve altı eğitime sahip annelerin %49.6'sı çocuğunun alnına dokunarak, üniversite mezunu annelerin ise %73.5'i dereceyle ateş ölçümü yaptıklarını ifade etmiştir. Annelerin %81.8'inin evinde derece bulundurduğu; ateşi %57.1'i koltuk altı, %0.7'si rektal, %8.0'ı timpanik, %3.7'si oral bölgeden ve %30.5'i ise alın bölgesinden ölçtüğünü belirtmiştir. Annelerin %33.7'si ateş yüksekliğinde ilk olarak çocuğun giysilerini çıkardığını, %18.3'ü de ateş düşürücü verdiğini söylemiştir. Annelerin %88.6'sının düşmeyen ateşte çocuğunu doktora götürdüğü belirlenmiştir. Annelerin %84.2'si ateş düşürücüyü doktor reçetesiyle aldığını ve %48.5'i de ateş düşürücü olarak parasetamolu kullandığını belirtmiştir. Eğitim durumuna göre üniversite mezunu annelerin %65.3'ü ateşin düşmemesi durumunda hastaneye başvurmayı tercih etmiştir. Çalışmaya katılan annelerin %62.8'i ateşle ilgili bildiklerini sağlık personelinden öğrendiğini ifade etmiştir. Annelerin %64.1'i ateşin çocukta havaleye neden olabileceğinden korktuğunu belirtmiştir. Bu durum annelerin ateşli çocuğa yaklaşımını olumsuz etkilemiş ve gereksiz hastane başvurusu yapmalarına neden olmuştur.
Çocuk acil servisine febril konvülziyon tanısıyla başvuran çocukların ebeveynlerinin febril konvülziyona ilişkin bilgi, tutum ve uygulamalarının belirlenmesi
Bu çalışma çocuk acil servisine febril konvülziyon (FK) tanısıyla başvuran çocuk ebeveynlerinin febril konvülziyona yönelik bilgi, tutum ve uygulamalarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte gerçekleştirildi. Rize İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi çocuk acil servisinde Mayıs 2022- Ekim 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırmanın örneklemi evreni bilinen örnekleme yöntemi kullanılarak hesaplandı. Örneklemi Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi çocuk acil servisine çocuğu FK tanısıyla başvuran 92 ebeveyn oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu kullanılarak toplandı. Veriler SPSS 22.0 istatistik programı kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma ve yüzdelik dağılımları kullanıldı. Ebeveynlerin %83.7'sinin anneler olduğu belirlendi. Annelerin yaş ortalamasının 35.4±6.5, babaların ise 32.6±5.6 olduğu belirlendi. Annelerin %37.6'sının üniversite mezunu, %66.2'sinin ev hanımı olduğu saptandı. Çalışmadaki çocukların yaş ortalamasının 30.0±18 ay ve %63.0'ının cinsiyetinin erkek olduğu belirlendi. Ebeveynlerin %87.0'ının FK'yı daha önceden duyduğu ve %61.9'unun FK'nın yaşamı tehdit eden, kalıcı hasar bırakan bir hastalık olarak ifade ettikleri belirlendi. Ebeveynlerin %96.7'sinin FK geçiren çocuğuna daha fazla dikkat ve özen göstereceğini, %76.1'inin çocuklarının tekrar FK geçirebileceğini ifade ettiği saptandı. Çocuklarının ilk FK nöbeti sırasında ebeveynlerin %78.3'ünün çocuklarını hemen acil servise götürdüğü ve %75.0'ının su ile ıslattığı belirlendi. Ebeveynlerin acil servise gelmeden önce evde yaptıkları uygulamaların %63.8'inin su ile ıslatma, %13.1'inin ateş düşürücü verme olduğu belirlendi. Ebeveynlerin çoğunun FK'yı yaşamı tehdit eden ve kalıcı bir hastalık oluşturan bir nöbet olarak bildikleri, FK geçiren çocuğuna daha fazla dikkat ve özen göstereceği, FK sırasında yapılacak uygulamaları bilmedikleri ve FK konusunda eğitim almak istedikleri saptandı.
Babaların E-sağlık okuryazarlık düzeylerinin emzirmeye etkisi
Araştırma Karadeniz Teknik Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Merkezi Farabi Hastanesinde 0-24 ay arası emzirme döneminde bebeği olan babaların e-sağlık okuryazarlık düzeylerinin emzirmeye etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı, korelasyonel ve kesitsel tipte yapıldı. Araştırma 1 Haziran 2022-30 Eylül 2022 tarihleri arasında genel pediatri polikliniği, yeni doğan ve sağlam çocuk polikliniği, çocuk kan alma birimlerine başvuran, araştırma kriterlerini sağlayan 216 baba ile yürütüldü. Araştırmanın verileri, "Sosyo-Demografik Veri Toplama Formu", "E-Sağlık Okuryazarlık Ölçeği" ve "Babaların Emzirmeye Etkisi Ölçeği" kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesi, araştırmaya katılan katılımcıların tanımlayıcı özelliklerinin belirlenmesinde frekans ve yüzde, ölçeğin incelenmesinde ortalama ve standart sapmadan yararlanılmıştır. Babaların babaların e-sağlık okuryazarlığı ve babaların emzirmeye etkisi düzeyleri ile boyutlar arasındaki ilişkiler pearson korelasyon ve lineer regresyondan yararlanılmıştır. Babaların tanımlayıcı nitelikleriyle ölçek düzeylerindeki farklılaşmaların tespit edilmesinde t-testi, tek yönlü varyans analizi (Anova) ve post hoc (Tukey, LSD) analizleri kullanılmıştır. Araştırmamızda etki büyüklüğünü değerlendirebilmek için Cohen(d) ve Eta kare (η2) katsayıları referans alınmıştır. Araştırmaya katılan babaların %41.2'sinin 31-35 yaş aralığında, %56.5'inin yüksekokul ve üzeri eğitime sahip olduğu, %96.3'nün bir işte çalıştığı belirlendi. Babaların %45.8'inin bir çocuğa sahip olduğu, %44.9'unun çocuklarının yaşlarının 0-6 ay aralığında ve yaş ortalamalarının 8.933±6.492 (Min=1; Max=24) olduğu saptandı. Babaların E-sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalaması 28.014±7.237 (Min=8; Maks=40) ve emzirmeye etkisi puan ortalaması 133.560±27.273 (Min=49; Maks=178) olarak saptandı. Babaların emzirmeye etkisi toplam puan ortalamaları ile e-sağlık okuryazarlığı toplam puanları arasında r=0.23 pozitif çok zayıf (p=0.000<0.05) düzeyde korelasyon bulunmuştur. Babaların e-sağlık okuryazarlığı bebeklerin emzirilmesini tek başına %5.2 oranında artırmaktadır. Sonuç olarak babaların e sağlık okuryazarlık düzeyi yükseldikçe bebeklerinin emzirmeye etkisinin arttığı saptandı.
Bebeklerde bez dermatitinin bakımında arı ürünlerinin lokal uygulamasının etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı bebeklerde bez dermatitinin bakımında arı ürünlerinin lokal uygulamasının etkinliğinin değerlendirilmesidir. Araştırma, tek kör, paralel gruplu, ön test- son test tekrarlayan ölçümlü randomize kontrollü deneysel desene sahiptir. Araştırma, Temmuz-Kasım 2023 tarihleri arasında Akdeniz bölgesinde bir ilin ilçesindeki üç Aile Sağlığı Merkezi ve bir devlet hastanesinin çocuk polikliniğinde hafif derece bez dermatiti olan 1-6 aylık toplam 93 bebek ile yürütüldü. Araştırma zeytinyağı, propolis, bal mumu, kraliçe arı larvası ve bitkisel yağ karışımından oluşan bariyer krem 1 ve çinko oksit içerikli bariyer krem 2 olmak üzere üç gruptan oluşmuştur. Veriler, Ebeveyn-Bebek Tanıtıcı Bilgi Formu, Bebeklerde Komplike Olmayan Bez Dermatiti Şiddet Değerlendirme Ölçeği, Zeytinyağı-Bariyer Krem 1 ve Bariyer Krem 2 Grubu Gözlem Formu ve Bez Dermatiti Bakımına Yönelik Uygulamalara Duyulan Memnuniyet Düzeyi Skalası kullanılarak toplandı. Veriler SPSS 22.0 ve SAS 9.4 paket programlarında tanımlayıcı istatistikler, ki kare, Varyans analizi, eşli örneklem t-testi, Bonferroni düzeltmeli test, Cohen Kappa analizi ve Genelleştirilmiş Tahmin Eşitliği lojistik regresyon modeli kullanılarak analiz edildi. Bariyer krem 1 grubunun 1., 2. ve 3. günde bez dermatiti şiddet puan ortalamasının bariyer krem 2 ve zeytinyağı gruplarına göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Bariyer krem 1 grubundaki bebeklerin 2. gün bez dermatiti şiddet puan ortalamasının diğer gruplara göre anlamlı derecede daha düşük olduğu ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p=0.0122). Araştırmada zeytinyağı ile karşılaştırıldığında, bariyer krem 1'in 2.54, bariyer krem 2'in ise 1.43 kat daha fazla iyileşmede etkili olduğu tespit edildi (p<0.005). Sonuç olarak propolis, bal mumu, kraliçe arı larvası ve bitkisel yağ karışımından oluşan bariyer krem 1 uygulanmasının hafif derece bez dermatitinin bakımında daha etkili olduğu görüldü.
Pediatri hemşirelerinin uyku kalitesi ve yorgunluk düzeyleri ile tıbbi hataya eğilimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Pediatri Hemşirelerinin Uyku Kalitesi ve Yorgunluk Düzeyleri ile Tıbbi Hataya Eğilimleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi Bu araştırma, pediatri hemşirelerinin uyku kalitesi ve yorgunluk düzeyleri ile tıbbi hataya eğilimleri arasındaki ilişkinin ortaya konulması, uyku kalitesi ve yorgunluk düzeyinin hemşirelikte tıbbi hataya eğilimi yordama düzeyinin incelenmesi amacıyla ilişkisel tarama modelinde yapılmıştır. Araştırma Nisan 2022- Ocak 2024 tarihleri aralığında Trabzon İlinde pediatri kliniklerinin bulunduğu hastanelerde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Trabzon ilinde pediatri kliniklerinde çalışan 178 hemşire oluşturmuştur. Ancak raporlu ya da izinli olma, araştırmaya katılmaya gönüllü olmama gibi nedenlerle 168 pediatri hemşiresi ile yürütülmüştür. Veriler "Kişisel Bilgi Formu", "Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi", "Yorgunluk Şiddet Ölçeği" ve "Hemşirelikte Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde betimsel analiz, ilişkisiz gruplar için Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis-H testi, Pearson ile Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada pediatri hemşirelerinin yaş ortalamasının 35.9±9.0 yıl olduğu, %38.1'inin 8-16 vardiyasında çalıştığı, %35.5'inin haftada üç ve üzerinde nöbet tutuğu, %66.7'sinin 1-10 hastaya bakım vererek çalıştığı ve %21.4'ünün çalışma hayatı boyunca tıbbi hata yaptığı belirlenmiştir. Araştırmada Yorgunluk Şiddet Ölçeği'nin puan ortalamasının 44.25±10.01, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi 8.21±4.18 ve Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği 63.52±14.78 olduğu saptanmıştır. Çalışmada yorgunluk şiddeti, uyku kalitesi indeksi ve tıbbi hataya eğilim puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Yaş ve meslekte çalışma süresi ile Yorgunluk Şiddet Ölçeği puanları arasında, günlük bakım verilen hasta sayısı ile Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Pediatri hemşirelerinin medeni durum, eğitim durumu, en çok çalışılan vardiya ile yorgunluk düzeyleri arasında; günlük bakım verilen hasta sayısı ile uyku kaliteleri arasında; çalışma hayatı boyunca tıbbi hata yapma durumu ile tıbbi hataya eğilim arasında anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Araştırma sonucunda pediatri hemşirelerinin şiddetli düzeyde yorgunluk yaşadıkları, uyku kalitelerinin kötü olduğu ve tıbbi hataya eğilimlerinin ise düşük seviyede olduğu belirlenmiştir.
Yenidoğanın ilk banyo zamanının fizyolojik değişkenlerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, doğumdan sonra ilk banyo zamanlamasının yenidoğanın fizyolojik değişkenlerine etkisini incelemek ve en uygun banyo zamanını tespit etmektir. Araştırma tek merkezli, randomize kontrollü deneysel desende bir çalışmadır. Araştırma, Ekim 2022-Kasım 2023 tarihleri arasında yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatarak bakım ve tedavi alan 60 orta ve geç preterm yenidoğan ile 60 erken term yenidoğan bebek olmak üzere toplam 120 yenidoğan bebek ile yürütülmüştür. Randomizasyona göre hem orta ve geç preterm yenidoğanlar hem de erken term yenidoğanlar da 24. saat ve 48. saat banyo grubu olmak üzere iki gruba ayrılmış ve banyo yaptırılmıştır. Yenidoğanların fizyolojik ölçümleri banyo öncesi, banyo sonrası, banyodan 10 dakika sonra ve banyodan 60 dakika sonra değerlendirilmiştir. Araştırma verileri Bebek Bilgi Formu ve Fizyolojik Değişkenler İzlem Formu ile toplanmıştır. Veriler, ki-kare, ortalama, yüzdelik dağılımlar, grup içi tekrarlı ölçümler ANOVA testi, bağımsız gruplarda t-testi ile analiz edilmiştir. Doğumdan 24 saat sonra banyo yaptırılan orta ve geç preterm yenidoğanların banyo sonrası vücut sıcaklığı, oksijen satürasyonu değerleri doğumdan 48 saat sonra banyo yaptırılan orta ve geç preterm yenidoğanlara göre anlamlı olarak daha düşük ve banyo sonrası solunum anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır (p<0.05). Doğumdan 24 saat ve 48 saat sonra banyo yaptırılan erken term yenidoğanların banyo sonrası kalp tepe atımı, solunum, vücut sıcaklığı, oksijen satürasyonu değerlerinde anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde banyo yaptırılan orta ve geç preterm yenidoğanlara ilk banyo uygulaması doğumdan 48 saat sonra güvenle uygulanabilir. Erken term yenidoğanlara ilk banyo uygulaması ise doğumdan 24 saat sonra da güvenle uygulanabilir.
Çocuklarda tıbbi ihmal ölçeği'nin geliştirilmesi
Araştırma, hemşirelerin çocuğun tıbbi ihmali konusunda bilgi ve farkındalıklarını belirleyebilmek için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı geliştirmek amacı ile metodolojik olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Trabzon ili üniversite hastanesinde çocuk hastalara hizmet sunan hemşireler (300'ü açıklayıcı faktör analizi için, 200'ü doğrulayıcı faktör analizi ve 30'u da test tekrar test için) oluşturmuştur. Veriler, Kişisel Bilgi Formu ve Tıbbi İhmal Ölçeği ile toplanmıştır. Ölçeğin yüzey ve kapsam geçerlilikleri sağlanmış ve kapsam geçerlik indeksi 0.85 olarak saptanmıştır. Normal dağılıma uygunluğu tespit edilmiştir. Kaiser-Meyer-Olkin değeri 0.825, Bartlett testi X2=4254.007, p=0.000<0.05 ve anti imaj değerleri ise 0.681 ile 0.914 arasında bulunmuştur. Açıklayıcı faktör analizi sonucunda ölçek faktör yükleri 0.559 ile 0.974 arasında değişen 25 madde 6 alt boyuttan oluşmuştur. Birinci düzey doğrulayıcı faktör analizi sonucunda uyum indeksleri X2/Sd=1.516, RMSEA=0.051, CFI=0.953, NFI=0.901, GFI=0.911, AGFI=0.863 ve ikinci düzey doğrulayıcı faktör analizi sonucunda uyum indeksleri ise X2/Sd=1.544, RMSEA=0.052, CFI=0.938, NFI=0.911, GFI=0.916 ve AGFI=0.872 olarak saptanmıştır. Bu sonuçlar açıklayıcı faktör analizi ile şekillenen ölçeğin yapısını doğrulamıştır. Açıklayıcı faktör analizi sonrası Guttman Split-Half değeri 0.923, Spearman-Brown değeri 0.924 ve Cronbach Alpha değeri 0.881, doğrulayıcı faktör analizi sonrası Guttman Split-Half değeri 0.917, Spearman-Brown değeri 0.918 ve Cronbach Alpha değeri ise 0.882'dir. Her iki örneklemin de madde toplam korelasyon değerleri uygun aralıkta olup tüm bu değerlerle ölçeğin güvenirliği desteklenmiştir. Test tekrar test sonuçları r=0.987; p<0.001, t=0.460; p>0.05 ve ICC değeri ise 0.933 olarak bulunmuş ve ölçeğin zamana karşı değişmezliği saptanmıştır. Sonuç olarak Tıbbi İhmal Ölçeği hemşirelerin çocuğun tıbbi ihmali hakkında bilgi ve farkındalık düzeylerini belirleyebilmek için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olarak kullanılabilir.
Çocukların psikoseksüel ve psikososyal gelişim düzeylerine ilişkin ebeveyn farkındalık ölçeğinin geliştirilmesi
Çocukların sağlıklı bir şekilde büyüyüp gelişebilmeleri için ebeveynlerin bilinç bir şekilde çocuklarını gelişim süreçlerini takip etmeleri gerekmektedir. Bu süreçte yalnızca fiziksel gelişim odaklı değil aynı zamanda psikoseksüel ve psikososyal gelişim izlemlerinin yapılması ve normalden sapmaların belirlenmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı "Çocukların Psikoseksüel ve Psikososyal Gelişim Düzeylerine İlişkin Ebeveyn Farkındalık Ölçeği"ni geliştirmektir. Bu kapsamda araştırma metodolojik bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini 18 yaş altı çocuğu olan ebeveynler oluşturmaktadır. Bu kapsamda Trabzon il merkezine bağlı beş aile sağlığı merkezine kayıtlı olan 710 ebeveyn araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırma Ocak-Aralık 2023 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş olup veri toplama aracı olarak "Sosyodemografik Bilgi Formu" ve taslak halinde oluşturulan "Çocukların Psikoseksüel ve Psikososyal Gelişim Düzeylerine İlişkin Ebeveyn Farkındalık Ölçeği" kullanılmıştır. Geliştirilen ölçeğin geçerliğinin değerlendirilmesinde yüzeysel geçerlik, kapsam ve yapı geçerliği incelenmiştir. Açıklayıcı faktör analizi sonuçlarına göre ölçeğin bebeklik dönemi (8 madde), oyun dönemi (8 madde), adölesan dönem (5 madde), okul öncesi dönem (7 madde) ve okul dönemi (4 madde) olmak üzere beş alt boyut ve toplam 32 maddeden oluştuğu belirlenmiştir. Belirlenen bu yapı doğrulayıcı faktör analizi ile doğrulanmış ve uyum iyiliği değerleri CMIN/df=1.295, GFI=0.91, CFI=0.98, RMSEA=0.03 ve RMR=0.01 olarak saptanmıştır. Ölçeğin Cronbach alfası 0.84 olarak belirlenmiştir. Ölçeğin kararlılığını değerlendirmek için test-tekrar test yöntemi uygulanmıştır. Yapılan tüm analizler sonucunda "Çocukların Psikoseksüel ve Psikososyal Gelişim Düzeylerine İlişkin Ebeveyn Farkındalık Ölçeği" ebeveynlerin farkındalık düzeyini ölçebilen geçerli ve güvenilir bir ölçek olarak tespit edilmiştir.
Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin yaşam kaliteleri ve umutsuzluk düzeylerinin değerlendirilmesi
Engelli Çocuğa Sahip Ebeveynlerin Yaşam Kaliteleri ve Umutsuzluk Düzeylerinin Değerlendirilmesi Araştırma engelli çocuğa sahip ebeveynlerin yaşam kaliteleri ve umutsuzluk düzeylerini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırmanın örneklemini Rize İl Merkezindeki özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çocuğu eğitim gören 172 ebeveyn oluşturdu. Araştırma Mart 2022 ve Mayıs 2024 tarihleri arasında yapılmış olup "Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu", ''Beck Umutsuzluk Ölçeği'' ve "Ebeveyn ve Çocuğa Ait Sosyodemografik Bilgi Formu" kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum-maksimum değerleri, bağımsız gruplar t testi, tek yönlü ANOVA testi, Pearson Korelasyon Analizi ve Lineer Regresyon analizi kullanıldı. Araştırmanın %87.2'sini anne, %55.2'sini erkek engelli çocuklar oluşturdu. Annelerin yaşam kalitesi ölçeği alt boyutlarından olan fiziksel sağlık puanları 65.96±11.20, psikolojik sağlık 64.75±10.82, sosyal ilişkiler 59.73±16.46, çevresel sağlık puanları 71.60±10.03 olarak, babaların ise fiziksel sağlık 73.76±8.80, psikolojik sağlık 71.51±7.54, sosyal ilişkiler 67.72±13.42, çevresel sağlık puanları ise 80.10±8.66 olarak bulundu. Annelerin umutsuzluk toplam puan ortalaması 8.64±4.49, babaların umutsuzluk toplam puanları ise 6.81±3.77 olduğu belirlendi. Engelli çocuğa sahip olan annelerin babalara göre yaşam kalite puanları düşük, umutsuzluk toplam puanları ise yüksek saptandı. Ayrıca araştırmada, engelli çocuğun yaşı, ailedeki toplam çocuk sayısı, ailede başka engelli çocuğun varlığı ve ebeveynlerin kendilerine yeteri kadar zaman ayırabilme faktörlerinin ebeveynlerin yaşam kalite düzeylerini ve umutsuzluk düzeylerini etkilediği saptandı. Ebeveynlerin yaşam kalitesi ve umutsuzluk düzeyleri arasında negatif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu ve yaşam kalitesi alt boyutlarından olan psikolojik sağlık, sosyal ilişkiler ve çevresel alan ebeveynlerin umutsuzluk toplam puanlarını azalttığı fakat bedensel alan alt boyutu ebeveynlerin umutsuzluk toplam puanlarını etkilemediği saptandı.