Theses supervised by Doç. Dr. İsmail Numan Telci
15 theses · Sakarya University
Dış politikada korunma (Hedging) stratejisi: Soğuk Savaş sonrası Suudi Arabistan'ın ABD, Çin ve Rusya ile ilişkileri
Bu çalışmada uluslararası ilişkiler literatüründe son yıllarda sıklıkla kullanılan korunma stratejisi ile Suudi Arabistan'ın ABD, Çin ve Rusya ile olan ilişkileri açıklanmıştır. Çalışmada korunma stratejisi risk yönetimi olarak ele alınmıştır. Uluslararası sistemin geçiş sürecinde olması ve buna bağlı olarak ABD, Çin ve Rusya'nın bölge politikaları Suudi Arabistan için ciddi riskler ve meydan okumaları beraberinde getirmiştir. Bu anlamda çalışmada Suudi Arabistan'ın Soğuk Savaş sonrası oluşan yeni bölgesel denklemde ABD'nin pasif, Rusya ve Çin'in aktif angajmanından kaynaklanan belirsizliklere karşı asimetrik korunma stratejisi izlediği iddia edilmiştir. Buna göre Suudi Arabistan tarihsel olarak da problemler yaşadığı ABD ile ittifaktan kaynaklanan terk edilme ve aşırı bağımlılık risklerine karşı, Rusya ve Çin ile yakınlaşmaktadır. ABD'nin bölgedeki aktif rolünden vazgeçmesiyle birlikte ortaya çıkan güç boşluğunu dolduran Çin ve Rusya'nın da bölgesel anlamda güçlenmesi Riyad'ın bu aktörlerle sınırlı da olsa yakınlaşmasını sağlamıştır. Buna göre Suudi Arabistan ABD ile ilişkileri koparmadan, Rusya ve Çin ile iş birliklerini geliştirmekte; dış politikada aktör çeşitlendirerek ABD'ye olan bağımlılığı azaltmaktadır.
Suriye iç savaşında devlet dışı silahlı aktörler üzerine karşılaştırmalı bir analiz: Daeş ve Nusra Cephesi örnekleri
Devlet dışı silahlı aktörlerin (DDSA) bağımsız aktörler olarak bölge siyasetindeki etkisi 2000lerin başında Irak ve Afganistan'ın işgalleriyle başlamıştır. Bu süreç Arap Baharı sonrası bölgedeki iç savaşlarda belirgin hale gelmiştir. DDSA'lar yakın dönemin yerel ortakları, veyahut müdahale bahaneleri haline gelerek uluslararası ilişkilerde devletlerden rol çalmaya başlamıştır. Yakın dönemin en kanlı bilançosuna sahip çatışması olan Suriye iç savaşı ise bu bağlamda DDSA'ların bölge siyasetinde göz ardı edilemeyecek konuma çıkmasına ve bölgesel politikalar için doğal müttefikler olarak belirmesine yol açmıştır. Bu tezde DDSA'lar sınıflandırma, kapasite ve kimlikleri üzerinden karşılaştırılırken vaka olarak Daeş ve el-Kaide (Nusra Cephesi) ele alınmıştır. DDSA'ların sınıflandırılma ve değerlendirilmelerine dair tartışmalardan Daeş ve Nusra Cephesi'nin DDSA olarak tanımlanmalarında faydalanılmıştır. Tezde ele alınan zaman aralığında savaş sahasında yaşananlar ve iki örgütün bu süreçteki eylemleri tarihi arka plan olarak ele alınmıştır. Daeş ve Nusra Cephesi arasındaki nüfuz yarışı yabancı savaşçılar ve diğer aktörlerle ilişkiler bağlamında ele alınarak DDSA'ların rekabet halindeki davranışları ortaya koyulmuştur. Terörist kimlik ve DDSA kapasiteleri Daeş ve Nusra Cephesi'nin resmi propaganda içerikleri ve beyanlarından faydalanılarak ele alınırken literatürde bu örgütler üzerine kaleme alınmış farklı perspektiflerdeki eserlerden de faydalanılmıştır. Daeş ve Nusra Cephesi'ni farklı yönleriyle ele alan bu çalışma iki örgütün derinlemesine profillerini çıkarmak, aralarındaki ilişkiyi analiz etmek ve aralarındaki farkları ortaya koymayı amaçlamıştır. Böylece Daeş ve Nusra Cephesi'ni birbirinin muadili olarak ele alan toptancı eğilime karşın literatüre derinlik kazandıracak bir katkı vermek amaçlanmıştır.
Yemen iç savaşında yerel aktörlerin rolü ve barış inşası sürecine katılımları
Bu çalışmada Arap isyanlarının 2011 yılında Yemen'e sıçraması, barışçıl bir şekilde başlayan toplumsal gösterilerin daha sonra hükümetin müdahaleleri sonucu iç savaşa evirilmesi ve sonrasındaki iç savaş süreci ve barış girişimleri yerel aktörler üzerinden, aktörlerin tarihsel süreçteki konumları, ideolojileri ve yapıları ele alınarak incelenmektedir. İç savaşa taraf olan yerel aktörlerin tarihsel süreçteki konumları ve devletle olan ilişkileri, 2015 yılında başlayan iç savaşta ve sonrasında gerçekleştirilmeye çalışılan barış müzakerelerinde aktörlerin konum ve tutumlarını belirlemiştir. Bu varsayımdan hareketle çalışmada öncelikle yerel aktörlerin tarihsel arka planları ve yapıları incelenmiştir. Bu amaçla, aktörlerin iç savaştaki motivasyonlarının anlaşılabilmesi adına ülkenin yakın siyasi tarihinde gerçekleşen olaylardaki pozisyonlarına da yer verilmiştir. Sonrasında iç savaştaki rollerinin daha iyi anlaşılabilmesi ve iç savaştaki artan veya azalan etki alanlarının ortaya konulabilmesi için aktörlerin pozisyonları Arap isyanları süreci öncesi ve sonrası olarak karşılaştırılmaya tabi tutulmuştur. Bu karşılaştırma neticesinde Husiler, Güneyliler ve AYEK'in ülkede etkinlik alanını geçmişe nazaran artırdığı; merkezi hükümetin ise etki alanının daraldığı görülmüştür. Son olarak ise yerel aktörlerin barış müzakereleri sürecindeki tutumları incelenmiştir. Bu süreçte ise özellikle Husiler ile hükümet arasındaki müzakerelerde tarafların fiziki ve hukuki konumlarının etkili olduğu görülmektedir. Bu incelemeler yapılırken literatür taraması sonucu elde edilen kitap, makale, rapor ve haber gibi kaynaklar kullanılmıştır. Yapılan bu incelemeler sonucunda ise aktörlerin tarihsel derinliğe sahip sorunlarının iç savaşı ve barış müzakerelerini etkilediği görülmüştür.
The Middle East Regional System and its implications for the Egyptian-Turkish relations (2013-2021)
The thesis examines the extent to which the Middle East regional system (MERS) contributed to influencing the path of Egyptian-Turkish relations during the period from 2013 to 2021, based on systems approach in international relations. The thesis starts with an introduction includes the methodology and the nature of the Middle East as a regional system, in addition to the development of the bilateral relations between the two countries during 2013 and 2021, while the four main chapters address how MERS contributed to influencing these relations, depending on the four components of regional system, the structure, actors, institutions, and interactions. The thesis concludes that while the internal factor represented in the overthrow of Morsi's rule in Egypt was the reason of the outbreak of the tension in Egyptian-Turkish relations in July 2013, the external factor, represented in MERS has contributed to, first, prolonging and deepening this tension during the period from 2013 to 2020, second, to calming this tension during 2021, and third to preventing the restoration of their diplomatic relations at the ambassadorial level until the end of 2021. Finally, due to the two countries' position in the structure of the MERS as competitor regional powers, the regional factor pushes towards straining their relations. In this context, the researcher suggests some recommendations for the two countries to overcome the tension stemming from the regional environment, which can lead to maximizing the cooperation between them at the bilateral and regional levels.
How Israel uses digital diplomacy to improve its image in Arabic
Thanks to the internet and communications revolution, many countries and their foreign ministries have migrated to social media platforms to rebrand their image and build channels of communication with a wider audience. Indeed, social media has opened new avenues for governments and organizations to engage with foreign audiences. However, governments in developing countries have yet to realize the potential of social media. Israel is one of the countries investing most in digital diplomacy to improve its image internationally and in the Middle East. It's efforts in digital media have combined with the Arab revolutions that broke out in 2010 to communicate with Arab publics for the first time in its history. As a result, the Israeli Ministry of Foreign Affairs (MFA) has set up a special digital diplomacy unit that manages dozens of digital pages in several languages, including Arabic, English, Persian, Kurdish, Hindi, Chinese and others. This thesis examines Israel's digital efforts to communicate with Arabs during conflict and non-conflict periods by analyzing (764) posts published on the "Israel speaks Arabic" Facebook page. Considering Nye's theory of soft power, as well as framing and agenda setting theories, the findings of the paper indicate that Israel uses soft power tools and political propaganda strategies to improve its image and to present itself as a democratic and peace-loving country to its Arab neighbors. Moreover, the results show that the page uses many interaction elements to simulate Arab emotions to change their beliefs and attitudes towards the Palestinian-Israeli conflict and to accept the idea of Israel's existence and normalize relations with it.
Malezyadaki Ihvan Müslimin
This thesis investigates how Islamic Organizations in Malaysia have been impacyed the Muslim Brotherhood's ideology to achieve social and political agendas. In doing so, this paper makes a comparative analysis of three Islamic Organizations in Malaysia, which are PAS (Islamic Party of Malaysia), IKRAM (Pertubuhan IKRAM Malaysia) and ISMA (Malaysian Muslim Solidarity). It is done by first scrutinizing the founding history and ideology of the Muslim Brotherhood in Egypt. Then, the analysis will be done by including how these Islamic Organizations in Malaysia perform their ideology of da'wa (preaching) and tarbiyyah(education) that they have impacted from Muslim Brotherhood. The political action, political statements, and social activities to achieve the political and social agenda of these organizations are also analyzed. The methodology used in this study is a qualitative research methodology which is case study. Analysis of its portal and website and observation of the movement on the ground are done. Movement documents, literature, newspaper and book published by the organizations are also analyzed. Key Words: Malaysia, Islamic Organization, Egypt, Muslim Brotherhood
Türkiye'nin Afrika politikasında yumuşak güç: Kamerun örneği
2002'de AK PARTİ'nin iktidara gelmesinden sonra Türk dış politikası iç ve dış arenada dramatik bir değişim yaşadı. Türkiye dış politikasını Afrika'ya kaydırdı ve 2005 yılında Türkiye, yılı "Afrika Yılı" ilan etti ve üç yıl sonra kırk dokuz Afrika ülkesinin katıldığı ilk Türkiye-Afrika işbirliği zirvesi İstanbul'da yapıldı. Bu iki olay, Türk yetkililerin Türk dış politikasını Sahra Altı Afrika'ya yönlendirme arzusunu göstermiştir. Türkiye'nin son on yılda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gibi çeşitli çok taraflı kuruluşlara katılarak jeopolitik etkisini genişlettiği gerçeği göz önüne alındığında bu şaşırtıcı olmayabilir. Üstelik Kamerun'a geçiş yeni bir adım. Türkiye, uluslararası arenada kendini göstermek için çeşitli güç biçimlerine başvurmuştur. Yumuşak güç, Türkiye'nin son yıllarda Afrika ve Kamerun'da kullandığı araçlardan biridir. Ancak Türkiye, Kamerun'da eğitim bursları, insani yardım, kalkınma ve ekonomik işbirliği gibi çeşitli dış politika araçlarını bir yumuşak güç aracı olarak izlemiştir. Türk hükümeti, Türkiye'nin yurtdışında olumlu bir marka (imaj) yaratmak için Türk Uluslararası İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ve İnsani Yardım Vakfı İHH vb. kurumlarını yeniden inşa etti ve konumlandırdı. dış politikasının kroniklerinde kapsamlı bir yumuşak güç boyutu oluşturmaya yönelik son çabalara uygun olarak. Her iki örgüt de Kamerunlulara eğitim bursları vererek, eğitimler vererek ve AK PARTİ'nin yeni Türk dış politikası olan, özellikle bölgesel katılım ve uluslararası açılımlara dayalı okul ve eğitim merkezleri kurarak, partinin yumuşak politikasının önemli bir bileşeni olarak onların gelişimine ve kapasitelerinin geliştirilmesine katkıda bulunmuştur. güç stratejisi.
Securitization of the Muslim brotherhood by Egyptian regimes: A comparison of the Nasser and Sisi era
This thesis explores the security relationship between the Egyptian regimes and the Muslim Brotherhood, culminating in the Nasser era and post-2011 revolution to a securitization process aimed at eradicating the Brotherhood's activities. The study concludes by finding the similarities and differences between the securitization patterns held by the Egyptian regimes towards the movement in the eras of presidents Nasser and Sisi. While multiple frameworks exist to dissect regime preservation tactics, this thesis uniquely harnesses securitization theory to illuminate these patterns. Research arguments are based on the theoretical framework of Terry Balzaque' s securitization theory and Juha Vuori's foundational work on securitization in non-democratic environments. The research emphasizes that the relationship between the Egyptian regime and the Muslim Brotherhood has taken on a security-oriented form since the group's inception up to the present day. The regime allowed limited freedom for the Brotherhood in religious and charitable activities while seeking to stifle the group's political activities. This is evidenced by the regime's efforts to completely halt the Brotherhood's activities through a successful securitization process during the Nasser era and after the 2011 revolution, which enabled the Egyptian regime to implement violent extraordinary measures against the Brotherhood following the expansion of the group's political capabilities, which posed a large threat to the rule of the military regime in Egypt. In other words, The Egyptian army regime systematically cracked down on the brotherhood whenever the group's influence grew in the political sphere. Additionally, the research highlights the utilization by the Sisi regime of Nasserist security strategies in dealing with the Brotherhood.
İran'ın körfez politikasının analizi: Hatemi ve Ahmedinejad dönemleri
Bu tez, Muhammed Hatemi ve Mahmud Ahmedinejad dönemlerinde, İran dış politikasında hangi faktörlerin etkin olduğunu, Körfez bölgesi üzerinden incelemektedir. Devrim sonrası İran iç siyasetinde var olan mücadele sonucunda, hangi kurum veya grup galip gelirse gelsin sistemik değişimlerden bağımsız hareket etmemişlerdir. Bu temel varsayımdan hareketle, İran dış politikasını şekillendiren iç ve dış/sistemik faktörlerin tespit edilmesi hedeflenmektedir. Tezde bir taraftan İran siyasal eliti, farklı siyasi fraksiyonlar ve kurumlar arasındaki güç ilişkileri ele alınırken; diğer taraftan sistemik etkileri olan gelişmelerin, dönemin dış politika yapımcıları tarafından nasıl yorumlandığına odaklanılmıştır. Burada yapılan tartışmalardan elde edilen bulgular üzerinden, İran'ın Körfez politikası analiz edilmektedir. İç siyasetteki değişimler ve sistemik etkileri olan gelişimlerin dış politika yapım süreci üzerindeki etkilerini ortaya koyabilmek için, Dış Politika Analizinin sunduğu teorik çerçeveden faydalanılmaktadır. Bu kapsamda tezin ilk bölümünde Dış Politika Analizinin Uluslararası İlişkiler disiplini içerisinde nasıl bir yaklaşım sergilediği incelenmektedir. İkinci bölümde Hatemi ve Ahmedinejad dönemlerinde dış politika yapım sürecinde etkili olan faktörler ortaya konmaya çalışılmıştır. Son bölümde burada öne çıkan faktörlerin, İran'ın Körfez'e yönelik izlediği dış politika üzerindeki etkileri incelenmektedir.
Putin Dönemi Rusya İran arasındaki askeri ilişkiler
İran ve Rusya arasında ideolojik farklılıklara, gerek ilişkilerin tarihi gerekse İran İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bugüne kadar iki ülke arasında ortaya çıkan engellere rağmen son dönemlerde ilişkilerinde dikkat çekici bir yakınlaşma kaydedilmiştir. Vladimir Putin 2000 yılında iktidara geldiğinde, Tahran ile Moskova arasındaki askeri ilişkileri kısıtlayan "Gore-Çernomırdin" anlaşmasını tek taraflı feshederek iki ülke arasındaki askeri ilişkiler yeniden gelişme sürecine girmiştir. Böylece sonraki dönemler için askeri işbirliği bu iki ülke arasındaki ilişkilerin en önemli alanlarından biri haline gelmiştir. Nitekim 2000'li yılların sonrasındaki dönemlerde askeri işbirliği konusunda Tahran'ın en büyük silah kaynağı olan Moskova ile aralarında çeşitli silahların tedariki söz konusu olmuştur. İran-Rusya askeri ilişkileri İsrail, ABD gibi devletlerin tedirginliğinin artmasına sebep olan başlıca konulardan olmuştur. Öyle ki Tahran ile Moskova arasındaki askeri ilişkiler 21. yüzyıl uluslararası sisteminin en tartışmalı meseleleri arasında yer almaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, 2000 yılından sonraki dönemde İran İslam Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasındaki askeri ilişkilerini incelemek, tanımlamak ve Moskova ile Tahran arasındaki askeri ilişkilerine etkileyen faktörleri belirtmektir. Bu çerçevede dört bölümden oluşan bu çalışmada ilk bölümde Rusya ve İran'ın dış politikalarını ve ikili arasındaki diplomatik ilişkilerinin seyri incelenmiştir. İkinci bölümde Rusya ve İran'ın askeri yapısı, savunma politikaları, ulusal savunma güçleri ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümü ise Moskova ile Tahran arasındaki askeri ilişkilerin tarihsel arka planının bakıldıktan sonra Putin döneminde nasıl olduğu ve bu ilişkilerin hangi alanları kapsadığına değinilmiştir. Moskova ve Tahran askeri ilişkilerini etkileyen ABD, İsrail, İran Nükleer Çalışmaları ve bazı iç dinamikler gibi faktörlerden ise dördüncü bölümde bahsedilmiştir.
2001 sonrası Suudi Arabistan ile İran'ın bölgesel rekabetinin Afganistan üzerindeki etkileri
Afganistan coğrafî, tarihi, sosyo-kültürel yapısı, ekonomik konumu itibariyle çeşitli çalışmalara ve bilimsel araştırmalara konu olmuşsada, İran ve Suudi Arabistan'ın bölgedeki rekabetinin Afganistan üzerindeki etkilerini açıkça ortaya çıkaran bir çalışma yapılmamıştır. Dolayısıyla bu araştırmada iki ülke arasındaki rekabetin güvenlik ve siyasal açılardan Afganistan üzerindeki etkilerinin ortaya çıkarılması hedeflenmektedir. 11 Eylül 2001 saldırısı dolayısıyla ABD'nin Afganistan operasyonu sonrasında Taliban yönetimi iktidardan uzaklaştırılmış ve ülkenin yeniden yapılandırılmasında Suudi Arabistan ve İran bölgedeki birçok ülkede yaptıkları gibi Afganistan'da da oluşan güç boşluğu üzerinde rekabet etmeye başlamışlardır. Dolayısıyla Suudi Arabistan ile İran'ın bölgedeki rekabeti Afganistan'ı siyasal ve güvenlik açılardan olumsuz etkilemektedir. Ayrıca ekonomik açıdan da oldukça zayif konumda olan Afganistan iki ülke başta olmak üzere dışa bağımlı bir konudadır. Bu bağlamda İran ekonomisinin batılı ülkeler tarafından uygulanan ambargolar dolayısıyla zayıflaması hem İran'da bulunan üç milyona yakın Afgan işçileri hem de onların desteklemekle yükümlü oldukları ailelerini dolayısıyla Afganitan'ı olumsuz etkilemektedir. Aynı zamanda ülkedeki farklı etniksel ve mezhepsel grupların bu ülkeler tarafından desteklenmesi ülke güvenliğinin istikrara kavuşmasındaki en büyük engel olarak ifade edilmektedir. Bu araştırma deskriptif analitik bir yöntemle yazılmış olup teori olarak da Ortadoğu'nun rekabete ve çatışmaya dayalı bir bölge olduğunu gösteren realist yaklaşım çerçevesinde devlet içi dinamikleri ile uluslararası sistemi bir arada değerlendiren neoklasik realizm esas alınmıştır. Araştırmada varılan sonuç ise Ortadoğu'da Suudi Arabistan ile İran rekabetinin Afganistan'ın güvenliğini olumsuz etkilemekte olduğudur. Zira Afganistan'ın hem coğrafi hemde kültürel açıdan İran ve Suudi Aarabistan ile kopmaz bağlarının mevcudiyeti sebebiyle bu iki ülke kaynaklı bir değişikliğin bölgede meydana gelmesi sonucunda doğrudan etkilemektedir.
Dış politikada bir rekabet alanı olarak Balkanlar: Körfez ülkelerin Balkanlar siyaseti
Petrol ve doğalgaz ile bilinen Körfez ülkeleri, rezervlerden gelen gelirler sayesinde jeopolitik, ekonomik ve turizm gibi birçok alanda hızlı gelişme sağlamıştır. Ancak, petrol, rezervlerinin getirdiği ekonomik istikrara rağmen Ortadoğu'daki uluslararası güvenliği tehdit eden gerilimler ile çatışma sayısının artmasına sebep olmasının yanı sıra Körfez ülkeleri arasında bir rekabet kaynağı da olmuştur. Genel olarak dolaylı bir şekilde veya kendi toprak sınırları dışında rekabetlerini sürdüren Körfez ülkeleri, bölgedeki istikrarsızlıktan ve krizlerden dolayı farklı dış politika izlemeye başladı ve yeni müttefiklikler kurmaya çalıştı. 2008 yılın sonunda başlayan ekonomik kriz ise, Balkan ülkelerinin ekonomilerinin ciddi bir şekilde etkilenmesi ve Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri tarafından gelen finansman kaynaklarının azalması, Balkan ülkelerinin yeni yatırımcılar aramasına sebep oldu. Bu bağlamda, Körfez ülkeleri bu fırsatı değerlendirip Balkan ülkeleri ile ilişkilerinin tekrar canlandırılmasına ilişkin çalışmalarının başlatılması ile birlikte Balkanlar, petrol zengini Körfez ülkelerin arasında önde gelen aktörler Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'ın yeni rekabet alanı haline geldi. Çalışmada, Körfez ülkelerin 2010 yılından itibaren Balkanlar'daki rekabetlerinin motivasyonlarını ortaya çıkarmak amacıyla kültürel, ekonomik ve siyasi faaliyetleri ele alınıp yumuşak güç bağlamında incelenmiştir. Araştırmada öne sürülen sonuçlar arasında ise, Ortadoğu dışında da daha aktif bir dış politika izlemeye başlayan Körfez ülkelerin siyasi, ekonomik ve sosyal sebeplerden dolayı Balkan ülkelerine yönelmiş olmasıdır. Gıda kaynaklarına sınırlı erişim ve petrol rezervlerin tükenmesi, Körfez ülkeleri arasında mevcut çatışmaların büyümesine ve aralarındaki rekabetin kilit bir unsuru haline gelmesine sebep olmuştur. Körfez ülkeleri, bir taraftan liderlik konumlarını sağlamlaştırmak için, diğer taraftan ise Ortadoğu'daki sorunlara ve Türkiye'nin artan gücüne tepki olarak daha güvenilir müttefikler bulmaya çalışmaktadır. Diğer önemli bir sonuç ise, Körfez ile Balkan ülkeleri arasındaki ilişkilerin ortaya çıkan ekonomik ve siyasi bağımlılık açısından olumsuz ve ekonomi ile turizmin canlanması açısından olumlu olarak tespit edilen Balkanlar'a etkisidir.
Türkiye'nin Filistin politikasında dönüşüm: 2002 öncesi ve AK Parti dönemlerine dair bir karşılaştırma
Filistin meselesi, bölgenin en etkili meselelerinden biri olarak addedilmektedir; Türkiye, AK Parti'nin iktidarından önceki dönemlerde gözünü başta Filistin Meselesi olmak üzere çoğunlukla Arap ülkelerinden Avrupa ülkelerine çevirmiştir. İsrail'le de stratejik işbirliği yaparak siyasi ve askeri anlaşmalar imzalamıştır. Bununla beraber BM'de bazen İsrail'in lehine oylar vermiş; bazen de aleyhine olmuştur. Bu şekilde politikasını bir süre yürütmüştür. Şunu ifade etmek gerekir ki Ortadoğu'nun siyâsî meseleleriyle kendi politikasını uyumlu bir şekle getiren AK Parti'nin 2002'de iktidara gelmesiyle birlikte süreç yeni bir ivme kazanmıştır. Özellikle Filistin meselesine yönelik bölgesel rolü ve dış politikasının temelleri yeniden şekillenmiştir. Bu süreçle birlikte Ortadoğu ülkeleri içerisinde en çok önem atfedilen ülke Filistin olmuştur. Dolayısıyla özellikle Türkiye'nin sağladığı resmi siyasi tutumlar ve yaptığı ekonomik yardımlar açısından bakıldığında; bölgeye birçok konuda büyük desteği olmuştur. Çalışmamızın amacı, AK Parti öncesi Türkiye'nin Filistin politikasında AK Parti sonrasında ne gibi değişikliklerde bulunduğu ve Filistin'e karşı hassasiyetiyle birlikte İsrail'le nasıl stratejik iş birliği yapabildiğini ortaya çıkarmaktır. Buna ek olarak AK Parti öncesi ve sonrası dönemler arasında karşılaştırma yaparak değişiklikleri ele almak ve o farklılıkların nedenleri ve Filistin meselesi üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Ayrıca Türkiye'nin Filistin ile olan ilişkilerini, Filistin meselesine yönelik politikasını ve yaklaşımlarını şekillendiren faktörleri belirtmektir. Üç bölümden oluşan bu tez araştırmasının birinci bölümünde Türkiye'nin Filistin meselesine resmi yaklaşımlarının ne zaman başladığı ve başlarda bulunduğu tutumlarının neler olduğu araştırılmıştır. İkinci bölümünde AK Parti'nin iktidara gelmesinden sonra Türkiye'nin oynadığı rolün hedeflerinin, tutumlarının neler olduğundan ve Filistin ile olan ilişkilerinin farklı alanlarda nasıl ilerlediğinden söz edilmiştir. Bununla birlikte Türkiye'nin Filistin meselesine yönelik; bundan önceki tutumları değerlendirilerek iki döneme dair karşılaştırılması yapılmıştır. Üçüncü bölümü ise Türkiye'nin Filistin meselesine yönelik rolünün belirleyici faktörlerinin, sınırlarının ve karşılaşılan dış ve iç zorlukların neler olduğu ele alınmıştır. Üstelik bu bölümün son kısmında de, Türkiye'nin (AK Parti döneminde) İsrail'le olan ilişkilerinin ve Filistin meselesine etkilerinin de neler olduğu araştırılarak analiz edilmiştir.
Umman Sultanlığı'nın Ortadoğu'daki arabulucu rolü
Son 100 yılda yaşanan çatışmalar ve sadece bölgesel değil küresel etkilere de sebep olan krizlerle anılan Ortadoğu'da, ülkeler dış politikalarını ittifak ilişkilerine dayandırarak bölgesel rekabetlere girmektedir. Bölge ülkelerinden olan Umman Sultanlığı ise hem yapısal olarak benzer özellikler taşıdığı Basra Körfezi ülkelerinden hem de diğer Arap ülkelerinden bu olaylar karşısında izlediği farklı dış politikası yaklaşımı ve uygulamalarıyla ayrışmaktadır. Geleneksel olarak krizlerde taraf tutmak yerine arabulucu rolü almakta ve müzakere süreçlerini desteklemektedir. Umman'ın dış politikası bu yönüyle incelemeye değerdir. Bu çalışmada, "Umman'ın etrafında süregelen tüm krizlere ve savaşlara taraf olmamasını ve aynı zamanda birbirleriyle rekabet halinde olan aktörlerle aynı anda iyi ilişkiler kurmasını mümkün kılan etkenler nelerdir?" sorusu cevaplanmaya çalışılırken, çatışma çözüm teorisinin arabuluculuk yaklaşımından faydalanılarak bir küçük devlet olan Umman Sultanlığının Ortadoğu bölge siyasetindeki rolü ortaya konulacaktır. Arabuluculuk özellikle küçük devletler tarafından hem hayatta kalma stratejisi olarak kullanılan hem de uluslararası sisteme bağımsız bir şekilde kendilerini konsolide etmelerine yarayan bir dış politika aracıdır. Ayrıca bir çatışma çözüm yöntemi olan arabuluculuk, devletlerin bu rolü üstlenebilmeleri için belirli kriterler öne sürmektedir. Buradan yola çıkarak çalışmada Umman'ın arabulucu kriterlerini ne kadar sağladığını incelenecek ve yaptığı arabuluculuk faaliyetleri neticesinde elde ettiği çıkarlar araştırılmaya çalışılacaktır. Sonuca ulaşmak için Basra Körfezine ve Ortadoğu bölgesine derin etkileri olan kriz ve savaş durumlarında Umman'ın izlediği politikalar incelenecektir. Araştırmada varılan netice, Umman'ın dış politikada kullanacağı kaynak ve kapasitenin farkında olarak diplomasiyi öncelediği ve bunu sağlamak adına da dış politika ilkelerini bu doğrultuda inşa ettiği ve kaynaklarını da (jeostratejik konum, çok kültürlü yapı ve güç) bu doğrultuda kullandığı ve bütün bunların sonucu olarak bölgedeki krizlerde arabulucu olarak tercih edildiğidir.
Transformations of Middle East geopolitics and their impact on regional coalition building
This study aims to analyze the effects of three main geopolitical transformations that occurred in the Middle East as a region and their impact on the process of regional coalition building. The study analyzes the geopolitical impact of the Arab Spring, transformation in energy sector and dominance vacuums and power projections of regional actors. Then it analyzed the current web of coalitions and their different axes, and the impact of the geopolitical transformation on them, as observed in affects such as the liquidation of coalition and the centrality of Islam and its interpretations in regard to its role in public spheres and its relation to state, and the absence of an ideological umbrella for coalitions in the region. Then the study followed the model of Jeremy Ghez in categorizing coalition as Tactical, Historical and Natural, and applied this model on the current situation in the region, as we used a qualitative approach to measure the main pillars of the political culture of the region, through polls and surveys. The study concluded that there is a certain degree of commonalties in political culture, constructed ideas and shared values concerning main issues like democracy, good governance and stance from dictatorship, as people also looked up to the Turkish model of conservative democracy for imitation. The study concluded with a normative approach towards building natural coalitions in the Middle East and its requirements.