Theses supervised by Doç. Dr. Zeynep İpek Yücer Aktürk
15 theses · Başkent University
Mesafeli sözleşmelerin kurulmasına aracılık eden platformlara karşı tüketicinin korunması
Mesafeli sözleşmeler "tüketici ile satıcı veya sağlayıcının eş zamanlı fiziksel varlığı olmadan uzaktan iletişim araçları kullanılmak suretiyle akdettikleri sözleşme" olarak tanımlanmaktadır. Kanunda yer alan bu tanımdan hareketle unsurları belirlenmektedir. Sözleşmenin tarafları satıcı veya sağlayıcı ile tüketicidir. Kullanılan iletişim aracına göre sözleşmenin kurulduğu an ve hüküm ve sonuçlarını doğurduğu an değişmektedir. Tüketicilerin mesafeli sözleşmelerin dezavantajlarından kaynaklanan hukuki konumu mevcut yasal düzenlemeler ile giderilmeye çalışılmıştır. Mesafeli sözleşmelerin tarafı olmayan ancak kurulmasına aracılık eden platformların sorumluluğu ve tüketicinin korunması konusunda oynadıkları rol bu yüzden irdelenmelidir. Türk hukukunda buna ilişkin düzenlemeler 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği, 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda yer almaktadır. Tüm bu düzenlemelerin ortak özelliği aracılık eden platformların sorumluluk alanını daraltmasıdır. Çalışmamızda mesafeli sözleşmelerin teorik çerçevesi ortaya konduktan sonra özellikle tüketicilere yönelik koruma mekanizmalarından ve aracılık edenlerin bu süreçteki rolünden bahsedilmektedir. Bu bağlamda aracılık edenlerin sorumluluğunun kaynağı ile sorumluluk alanlarının sınırları iyi çizilmelidir. Mevcut yasal düzenlemeler ışığında bu konu hakkındaki kanaatlerimiz, işbu çalışmada sunulmaktadır.
Elektrikli araç şarj hizmetinden doğan hukuki ilişkinin hüküm ve sonuçları
Dünyamızın geleceğini tehdit eden ve küresel ısınma olarak adlandırılan büyük soruna yol açan sera gazı emisyonlarını azaltmak amacıyla global ölçekte çalışmalar hızla devam etmektedir. Sera gazları arasında karbondioksit (CO2) en büyük paya sahiptir. Bu gazın salımında başta gelen unsur ise fosil yakıtlarla hareket etmekte olan taşıma araçlarıdır. Bu nedenle bütün dünya ülkeleri benzin ve mazot yerine elektrikle çalışan araçların üretimine hız vermiştir. Bu süreçte teknolojik çalışmaların yanı sıra geçiş döneminin yönetimi ile ilgili plan ve stratejiler hazırlanmakta, mevzuat çalışmaları yapılmaktadır. Küresel elektrikli araç piyasasının son yıllarda hızla büyümesinin asıl sebebi ise batarya teknolojilerinde sağlanan gelişmelerdir. Bu sayede elektrikli araç kullanımında yaşanılan en önemli tereddüt sebebi olan "menzil kaygısı" ortadan kalkmış olmaktadır. Bunun yanı sıra özellikle şehirlerarası yollarda kurulu şarj istasyonları sayısındaki büyük artış elektrikli araçların dünya genelinde yayılım hızını ivmelendirmiştir. Ülkemizdeki elektrikli araç piyasasının önünü açan asıl gelişme ise 2053 yılı için net sıfır emisyon hedefinin açıklanmasıdır. Bu düzenleme ile birlikte enerji dönüşümüne yönelik mevzuat çalışmaları başlamış ve yeşil kalkınma politikalarına ağırlık verilmiştir. Bu amaçla elektrikli araçların ülke genelinde yaygınlaştırılması öncelik kazanmıştır. Elektrikli araç kullanımın yaygınlaştırılması ise şarj altyapısının kurulmasına bağlıdır. Bu kapsamda ilk olarak elektrik piyasasını düzenleyen temel kanun olan 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'na 2021 yılında elektrikli araçlar ve şarj istasyonlarına ilişkin düzenlemeler getirilmiş, hemen akabinde de 02.04.2022 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Şarj Hizmeti Yönetmeliği yürürlüğe girmiştir. Şarj hizmeti piyasasının gelişimi için elzem olan yasal düzenlemelerin yürürlüğe alınmasıyla birlikte, sistemin işleyişini sağlayacak piyasa aktörleri de belirmeye başlamıştır. Bu gelişmeler neticesinde elektrikli araç kullanımının artması ve piyasanın büyümesi beklenmektedir. Söz konusu büyüme ise beraberinde bir takım soru işaretlerini getirmektedir. Bu soru işaretlerine ilişkin değerlendirmeler çalışmanın ikinci bölümünde özellikle sözleşmeler hukuku, tüketici ve rekabet hukuku ile kat mülkiyeti kanunu kapsamında açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışma, Türkiye şarj hizmeti piyasasına yönelik ilk hukuki çalışma olma mahiyetindedir. Bu nedenle uygulamadaki gelişmelere paralel olarak, ileride bu yönde yeni çalışmalar yapılmasına önderlik edeceği umulmaktadır.
Gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi
Türk ekonomisinin önde gelen sektörlerinden olan inşaat sektörü, her gün gelişen bir yapıya sahiptir. Bahsedilen gelişme yalnızca inşaat teknikleri ile sınırlı olmayıp, geliştirilen yeni sözleşme tipleri de bu gelişmeye dâhildir. Tez konumuz olan gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi de özellikle son on yılda uygulamada yaygınlık kazanmaya başlamış bir inşaat sözleşmesi türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Yüklenicinin inşaatı meydana getirmeyi ve inşa edeceği bağımsız bölümleri pazarlamayı ve satmayı taahhüt ettiği, buna karşılık arsa sahibinin sözleşmede kararlaştırılan oranda, elde edilen geliri yükleniciyle paylaşmayı ve bağımsız bölümlerin satışlarını sağlamayı borçlandığı bir sözleşme olan gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi, gerek kamu gerekse özel sektör tarafından tercih edilen bir modeldir. Çalışmamızda gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi, tanımlanması, sağladığı faydalar, benzer sözleşmelerden farkları, unsurları, çeşitleri, hukuki niteliği, şekli, tarafların borçları ve sözleşmenin sona ermesi kapsamında incelenmiştir.
Franchise sözleşmesi
Franchise sözleşmesi, globalleşmenin de etkisiyle gelişen bir sözleşmedir. Bu sözleşme ile birlikte, tüketiciler daha sağlıklı, daha güvenlikli mal ve hizmetlere ulaşmışlardır. Bu sözleşmenin tarafları, franchise veren ve franchise alandır. Franchise sözleşmesi, isimsiz bir sözleşmedir.
Yoksulluk nafakası
Ülkemizde son zamanlarda boşanma davalarında artış gözlenmektedir. Boşanma davalarında meydana gelen bu artış boşanmanın hüküm ve sonuçları için de söz konusu olmaya başlamıştır. Artık taraflar sadece boşanma ile yetinmeyip, boşanmanın yan sonuçlarından biri olan mali sonuçlardan yararlanmak ister olmuşlardır. Eski tarihlerde açılmış boşanma davaları incelendiğinde tarafların sadece eşya ve ziynet eşyaları ile velayete ilişkin konular üzerinde talebi yoğunlaşırken, günümüzde ise her türlü nafaka ile maddi ve manevi tazminatlar üzerinde talepler yoğunlaşmaktadır. Ülkemizdeki ekonomik sarsıntılar ve sosyoekonomik yapılar dikkate alındığında, boşanmanın yan sonuçlarından belki de en önemli sonucunun mali sonuçlar olduğu düşünülebilir. Bu mali sonuçlar maddi tazminat, manevi tazminat ve nafaka gibi başlıklar altında gruplandırılabilir. Bu tezde bakım nafakalarının bir türü olan yoksulluk nafakası incelenmiştir. Yoksulluk nafakası " boşanma nedeni ile yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşulu ile geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak isteyeceği nafakadır. Kanunda yer alan süresiz ibaresi ile ilgili uygulamada sıklıkla sorun yaşanmaktadır. Bu konu ile ilgili mağduriyetlerin artmasıyla çözüm için bir çok çalıştay düzenlenmiştir. Ancak henüz nafakanın süresi ile ilgili bir fikir birliğine ulaşılamamıştır.
Aldatılan eşin manevi tazminat talebi
Aldatılan eşin, eşinin ilişki kurduğu evlilik birliği dışındaki üçüncü kişiden manevi tazminat talebinde bulunup bulunamayacağı uygulamada uzun zaman boyunca tartışılmıştır. Yargıtay, bu husus ile ilgili olarak bazı kararlarında, aldatılan eşin, evlilik birliği dışındaki üçüncü kişiden manevi tazminat talep edebileceğini kabul ederken bazı kararlarında bu yönde açılan tazminat davalarının reddedilmesi gerektiği görüşünü benimsemiştir. Aldatan eş ile birlikte olan üçüncü kişi aleyhine, aldatılan eş tarafından açılan manevi tazminat davaları ile ilgili olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin gerek kendi içinde verdiği kararlar, gerekse Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen kararlar arasında çelişki bulunduğu belirtilerek içtihatların birleştirilmesi talep edilmiştir. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu 2017/5Esas; 2018/7Karar sayılı kararı ile bu çelişkileri ortadan kaldırmış, konuya açıklık getirmiştir. Buna göre; üçüncü kişinin yalnızca evli bir kişiyle birlikte olmak şeklindeki fiilinin haksız fiil olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Yine kararda, bir kimsenin eşi tarafından aldatılmamasını isteme hakkını içeren herkese karşı ileri sürebileceği bir kişilik hakkının mevcut olmadığı belirtilmiştir. Burada yalnızca sadakat yükümlülüğünün ihlali söz konusudur. Evlenme ile yalnızca eşler arasında sadakat yükümlülüğü doğar; evlilik birliği dışındaki üçüncü kişinin böyle bir yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bir başka deyişle; sadakat yükümlülüğünü yalnızca eş ihlal edebilir ve bu ihlalden doğacak manevi zararın tazmini yine doğrudan aldatan eşten talep edilebilir. Özetle; üçüncü kişinin aldatılan eşe karşı sadakat yükümlülüğü bulunmadığından, aldatılan eşin üçüncü kişiye karşı sadakat yükümlülüğünün ihlali dolayısıyla manevi tazminat davası açamayacağı kabul edilmiştir
Birlikte kefalet
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun on beşinci bölümünde 581 ile 603üncü maddeler arasında düzenlenen kefalet sözleşmesi bir kimsenin borcunu ödememesi veya temerrüdü neticesinde bir kefilin borcun alacaklısına ödemeyi tazmin yükümlülüğü altına girdiği teminat sözleşmesidir. Bu çalışmamızda kefaletin türlerinden olan birlikte kefalet incelenecek olup, öncelikle kefalet tanımlanmış, daha sonra kefaletin geçerlilik şartları, kefaletin türleri, kefil ve alacaklı arasındaki ilişkiler, kefil ile borçlu arasındaki ilişkiler genel olarak açıklanmıştır. Son olarak asıl konumuz olan birlikte kefalet incelenmiş, birlikte kefaletin türleri açıklanmış ve birlikte kefile borçtan kurtulma hakkı tanıyan TBK m.587/3 anlatılmıştır. Anahtar kelimeler:
Terekenin korunması önlemlerinden terekenin resmen yönetilmesi
Mirasbırakanın ölümü ile tüm mirası yasal ve atanmış mirasçılarına bir bütün halinde geçer. Mirasbırakanın ölümü ile terekesi hak sahipleri tarafından bilinmeyebilir, mirasçılar tespit edilemeyebilir. Böyle bir durumda terekenin hak sahiplerine geçinceye kadar kaybolması, zarara uğraması ihtimallerinin bertaraf edilmesi gerekebilir. Kanunumuzda terekenin korunması önlemleri TMK'nın 589-594 maddeleri arasında belirtilmiştir. Kanun koyucu terekenin korunması önlemlerini sınırlı sayıda saymamış, her durumun özelliğine göre hâkime takdir yetkisi tanımıştır. Çalışmamın konusunu, mirasbırakanın ölümü ile ardında bıraktığı mal varlığının hak sahiplerine geçişine kadar korunması önlemlerini oluşturmaktadır. Birinci bölümde, tereke kavramı ve terekeye hâkim olan ilkeler açıklanmıştır. İkinci bölümde, terekenin korunması önlemleri yer almaktadır. Üçüncü bölümde ise, terekenin korunması önlemlerinden olan terekenin resmen yönetilmesi hususu detaylı olarak incelenmiştir. Son bölümde ise değerlendirme yer almaktadır.
Tek satıcılık sözleşmesi
Tek satıcılık sözleşmesi, kendine özgü yapısı (sui generis) olan çerçeve niteliğinde ve taraflar arasında sürekli borç ilişkisi doğuran isimsiz bir sözleşmedir. Nispeten yeni sayılabilecek bu sözleşmenin hukukumuzda yasal bir tanımı bulunmamaktadır. Bununla birlikte, uygulamada ortaya çıkan ihtiyaç neticesinde doktrin ve içtihatlar uyarınca tek satıcılık sözleşmesi tanımlanmaya çalışılmıştır. Buna göre tek satıcılık sözleşmesinde sağlayıcı sözleşme konusu malları belirli bir bölgede sürümünü arttırması üzere bedeli karşılığında tek satıcıya göndermeyi, tek satıcı da kendisine tanınan münhasır satış hakkı ile sözleşme konusu malları kendi adına ve hesabına satarak sürümü arttırmayı üstlenmektedir. Tek satıcılık sözleşmesinin yasal düzenlemeden yoksun olması, bu sözleşmenin incelenmesini ve bu kapsamda sözleşmeye uygulanacak hükümlerin öncelikli olarak tespit edilmesini gerektirmiştir. Bu noktada sözleşmenin hukuki niteliğinin de dikkate alınması gerekmektedir. Nitekim sürekli borç ilişkisi niteliğinde olan ve taraflar arasında uzun süreli olarak akdedilmeyi gerektiren bu sözleşmede yoğun bir güven ilişkisi oluşmaktadır. Bu durum ise tarafların haklarına ve borçlarına da sirayet etmektedir. Çalışmamızda tek satıcılık sözleşmesi, tüm bu yönleri ile ele alınmaya çalışılacaktır.
Yapı malikinin kusursuz sorumluluğu ve yapı denetim kuruluşlarının hukuki sorumluluğu
Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenen sorumluluk hukuku dar, geniş ve en dar anlamda farklı şekillerde tanımlanmaktadır. Sorumluluk hukukunun ilkelerini kusur, sözleşme ve kanun hükmü oluşturmaktadır. Sorumluluk hukukunda iki ayrı sınıflandırma yapılmaktadır. Bu sınıflandırmalardan ilki kaynak yönünden olup sözleşme içi ve sözleşme dışı olarak ayrılmaktadır. Diğer sınıflandırma ise, kusur yönünden olup kusura dayanan haksız fiil sorumluluğu ve kusura dayanmayan sebep sorumluluğu olmak üzere iki türe ayrılmaktadır. Kusura dayanan haksız fiil sorumluluğu konusunu haksız fiil oluştururken; kusura dayanmayan sebep sorumluluğu ise hakkaniyet sorumluluğu, tehlike sorumluluğu ve olağan sebep sorumluluğu çerçevesinde incelenmektedir. Bina ve yapı sahibinin sorumluluğu, Türk Borçlar Kanunu'nda kusursuz sorumluluk olarak düzenlenmektedir. Bina ve yapı sahibi, Türk Borçlar Kanunu'nun 69. maddesindeki düzenleme ile bina ile yapı eserinin yapım bozukluğu ve bakımındaki eksikler sonucu ortaya çıkan zararlardan sorumlu tutulmaktadır. İntifa ve oturma hakkı sahiplerinin sorumluluğu ise binanın ve yapı eserinin bakım eksiklikleri ile sınırlı tutulmaktadır. Bina ve yapı malikinin kusursuz sorumluluğunun yanında yapılan yapıların denetimleri de önem arz etmektedir. Yapı denetimi insanların yaşamlarını güvenli ve sağlıklı bir şekilde devam ettirilmesi için yapıların fen, sanat ve sağlık kuralları çerçevesinde yapılmasını temin eden kontrol mekanizmasıdır. Yapı denetiminin asıl amacı insanların temel ihtiyaçlarından birini karşılamak için nitelikli ve sağlıklı konutlar üretmektir. Sağlıklı ve nitelikli konutların üretimi proje ve uygulama aşamasında yasal mevzuatın ve gerekli koşulların tam olarak gerçekleştirilmesi ile mümkün olacaktır. Türkiye'deki yapılar, 4708 Sayılı Yapı Denetim Hakkında Kanun ve Yapı Denetim Uygulama Yönetmeliği çerçevesinde denetlenmektedir. Yapı Denetim Hakkında Kanun, özel bir kanun olup uygulamada ortaya çıkan sorunlardan da anlaşılacağı üzere, bu kanunla düzenlenmeyen birçok husus bulunmaktadır. Düzenlenmeyen hususlar hakkında Türk Borçlar Kanunu'ndaki düzenlemelerden faydalanılmaktadır. Hukuki sorumluluğun tespiti halinde tazminata hükmedilebilmekte ayrıca malik, sorumlulara karşı rücu hakkını kullanabilmektedir. Mevzuattaki eksikler, kanun ve yönetmeliklerde yapılacak düzenlemelerle giderilememiştir. Anahtar Kelimeler: Sorumluluk hukuku, zarar, tazminat, yapı denetim.
Hukuki ayıp, hüküm ve sonuçları
Hukuki ayıp, ayıba ilişkin Türk Borçlar Kanunu'nda ve Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'da sayılmış olan ayıp türlerinden biridir. Nitekim mahiyet olarak zapt ile benzerlikler göstermektedir. Bu benzerliklerin hukuki sonuçlarını Viyana Satım Sözleşmesi'nin hukuki ayıp ve zapta ilişkin olan maddelerinde de görebilmekteyiz. Hukuki ayıp, diğer ayıp türleri gibi tarafların aralarında yapmış oldukları sözleşmelere konu mallarda ortaya çıkabilmektedir. Hukuki ayıbı diğer ayıp türlerinden ayıran başlıca husus, hukuki ayıbın mal üzerindeki maddi ve ekonomik sebeplerden değil, mal üzerinde kamu hukuku tarafından mevcut olan kısıtlamalar ve alıcının maldan beklediği faydayı görememesidir. Diğer ayıp türlerinde tarafların rızası ile mevcut olan ayıp ortadan kalkabilecekken, hukuki ayıp durumunda kamu hukuku kaynaklı sınırlamalar gereği ayıbın kaynağı özel hukuk ilişkileri değildir. Nitekim tarafların aralarında göstermiş oldukları rıza da hukuki ayıbı ortadan kaldırmayacaktır. Somut olaya göre en fazla taraflar arasında malın kullanım amacına göre hukuki ayıplı sayılması hususu görüşülerek, maldan beklenti durumu değişkenlik gösterebilecektir. Hukuki ayıbın en fazla karışmakta olduğu durum üçüncü kişinin satıma konu mal üzerinde üstün bir hakkının mevcut olduğu zapttan sorumluluk halidir. Hukuki ayıp ve zapttan sorumluluk hallerinin birbirlerinden ayrıştırılması ayıp veya zapttan sorumlulukta ortaya çıkacak sonuçlar bakımından önem teşkil etmektedir. Nitekim bu iki müessese birbirinin yerine kullanıldığı takdirde, sözleşmenin tarafları yanlış hükümler ile haksız şekilde zarara uğrayabilecektir. Hukuki ayıp ve zapt ele alınış bakımından somut olaya göre gerek doktrinde gerekse Yargıtay'ın vermiş olduğu kararlarda birbiri yerine kullanılmaktadır. Bu bakımdan hukuki ayıp ve zaptın genel anlamda hangi hususlarda mevcut olduğu belirtilerek somut olayların da sadece kamu hukuku – özel hukuk ayrımı diyerek ele alınmaması, geniş kapsamlı olarak bu iki müessesenin karşılaştırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler : Ayıp, Ayıplı Mal, Hukuki Ayıp, Zapt.
Genel işlem koşulları ve benzer kurumlar
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, genel işlem koşulları incelenmiştir. Genel işlem koşulları, günümüzde bankacılık, sigortacılık, seyahat ve taşıma işleri gibi birçok alanda kullanılan sözleşmelerde yer almaktadır. Ancak, Türk Hukukunda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunundan önce genel işlem koşulları hakkında herhangi bir genel hüküm mevcut değildi. Bu eksiklik, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile giderilmiştir. Buna göre, genel işlem koşulları, Türk Borçlar Kanununun 20 ila 25. maddeleri arasında ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş ve sınırlandırılmıştır. Bu kapsamda, öncelikle sözleşme özgürlüğü incelenmiş, daha sonra Türk Borçlar Kanunu kapsamında genel işlem koşullarını düzenleyen yürürlük denetimi, yorum denetimi ve içerik denetimini de kapsayan hükümlere yer verilmiştir. Çalışmamızın devamında genel işlem koşullarına benzer veya bu koşulları içerebilen haksız şart, dürüstlük kuralına aykırılık neticesinde ortaya çıkan haksız rekabet hali ile genel iş koşulları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk Borçlar Kanunu, Genel İşlem Koşulları, Dürüstlük Kuralı, Haksız Şart, Haksız Rekabet.
Tek satıcılık sözleşmesi
ÖZET Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada Tek Satıcılık Sözleşmesi müessesesi incelenmiştir. Öğretide "münhasır bayilik", "ana bayilik" gibi kavramlar kullanılarak adlandırılan "tek satıcılık sözleşmesi" küreselleşen ve gelişmeye günden güne daha fazla ihtiyaç duyan işletme sahiplerinin ilgili ihtiyaçlarını gidermek için başvurdukları sözleşmelerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Tek satıcılık sözleşmesi; yapımcı ile tek satıcı arasında var olan hukuki ilişkileri düzenleyen çerçeve niteliğinde, sürekli bir sözleşmedir. Bu sözleşme ile yapımcı, mamullerinin tamamını veya bir kısmını belirli bir coğrafi bölgede inhisar sahibi olarak satmak üzere sadece tek satıcıya göndermeyi, buna karşılık olarak tek satıcı da, sözleşme konusu malları kendi ad ve hesabına satarak malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunmak yükümlülüğünü üstlenmektedir. Tek satıcılık sözleşmesinin unsurlarını; tek satıcıya belirli bir bölgede münhasır satış hakkının tanınması, taraflar arasındaki sözleşmenin sürekli borç doğuran bir sözleşme niteliğinde olması, ilgili sözleşmenin bir çerçeve sözleşme niteliği taşıması, tek satıcının kendi adına ve kendi hesabına hareket etmesine rağmen yapımcının dağıtım örgütüyle bütünleşmesi, sürümü artırıcı faaliyetlerde bulunması oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Tek Satıcı, Tek Satıcılık, Tek Satıcılık Sözleşmesi, Münhasır Bayilik.
Finansal kiralama sözleşmeleri
Finansal Kiralama, işletmelerin finansman ihtiyacını sağlamak için gerek ülkemizde, gerekse de dünya genelinde yaygın olarak başvurulan bir yöntemdir. Bu çalışmada Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu çerçevesinde, öncelikle Finansal Kiralama sözleşmesinin tanım ve unsurları, akabinde ise kiralayan ve kiracının borçları inceleme konusu yapılmıştır. Finansal Kiralama sözleşmesi, temelinde kredi kullandırma amacı taşıyan, fakat kredi kullandırma öğesi dışında diğer öğeleri de bünyesinde bulunduran "kiralayanın, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü kişiden satın aldığı veya başka suretle temin ettiği bir malın zilyetliğini, ondan her türlü faydayı sağlamak üzere bir kir bedeli karşılığında kiracıya bırakmasını öngören bir sözleşme" türüdür. Ülkemizde finansal kiralama sözleşmesi özellikle vergisel avantajları sebebiyle kullanımına sıkça rastlanan bir sözleşme haline gelmiştir. Anahtar Kelimeler: Finansal Kiralama, Finansal Kiralama Sözleşmesi, Finansal Kiralama Şirketi.
Konut ve çatılı işyeri kiralarında kira bedeli
Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin sadece kullanılmasını ya da hem kullanılmasını hem de yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da bunun karşılığında kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği bir sözleşme türüdür. Kira sözleşmesi, Türk Borçlar Kanununda ''Genel Hükümler'', ''Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları'', ''Ürün Kirası'' olarak üç ayrım altında incelenmiştir. Konut ve çatılı işyeri kiraları ise uygulamada en sık karşılaşılan sözleşmelerdir. Konut ve çatılı işyeri kiralarının konusunu bir konut veya çatılı işyeri oluşturur. Ancak bunlarla birlikte kullanımı kiracıya bırakılan taşınırlar hakkında da konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin hükümler uygulanır. Dolayısıyla konut ve çatılı işyeri niteliği taşıyan taşınmazlarla birlikte, kullanımı kiracıya bırakılan taşınırlar da konut ve çatılı işyeri kiralarının kapsamına girer. Konut ve çatılı işyeri kirası sözleşmelerinde taraflar arasında en çok kira bedeli unsurunda anlaşmazlık yaşanmaktadır. Bu durumla özellikle bir yıldan uzun süreli yapılan kira sözleşmelerinde daha çok karşılaşılır. Konut ve çatılı işyeri kiralarında, kira bedelinin ilk defa belirlenmesinde, taraflar sözleşme özgürlüğü gereği kural olarak serbesttirler. Ancak konut ve çatılı işyeri kiralarında, kira bedelinin, yenilenen kira dönemleri için belirlenmesi konusunda kiracıyı koruyucu nitelikte bazı düzenlemeler getirilmiştir. Bu konuda yapılan yasal düzenlemeler, tarafların daha önce kira bedeli konusunda aralarında yaptıkları anlaşmanın olup olmadığı, kira süresi ya da kira bedelinin yabancı para yahut ülke parası üzerinden belirlenmesi durumlarında farklılık arz eder. Kanunda konut ve çatılı işyeri kiraları ayrımında 343 ile 346. maddeleri arasında yer verilen kira bedeli hükümleri, konut ve çatılı işyeri kiraları hakkında uygulanan ve kiracıyı koruyucu nitelik taşıyan düzenlemeler içerir. Kira bedelinin belirlenmesi davasının da bu tür kira sözleşmeleri bakımından uygulama alanı bulduğu kabul edilir. Anahtar Kelimeler: Konut, Kira Sözleşmesi, Çatılı İşyeri, Kira Bedeli, Taşınmaz