Theses supervised by Doç. Dr. Mahcube Çubukçu
11 theses · Samsun Üniversity
Samsun İlinde Aile Sağlığı Merkezinde çalışan hekimlerin erişkin aşılama konusunda bilgi, tutum ve davranışları
Amaç:Bağışıklama uygulamaları, aşılardan beklenen faydaların elde edilebilmesi için yüksek aşılama oranlarının önemini vurgulamaktadır. Erişkin sağlığında koruyucu ve tedavi edici birincil hekimleri olan aile hekimlerinin önerileri hastaların aşılama ile ilgili tutum ve davranışlarında önemli rol oynamaktadır. Bu çalışma ile, Samsun ilindeki aile sağlığı merkezlerinde görev yapan Aile Hekimlerinin erişkin aşılama konusundaki bilgi ve tutum ve davranışları incelenerek erişkin aşılama oranlarının artırılmasına katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel türdeki araştırmamız 15.06.2024-01.09.2024 tarihleri arasında Samsun'daki tüm Aile sağlığı merkezlerinde yapıldı. Veriler, sosyo demografik veriler ve literatür taranarak aşılar ile ilgili sorulardan oluşan bir anket formu kullanılarak yüz yüze anket yöntemiyle toplanmıştır. Çalışmada veri analizi için SPSS (Statistical Packet for The Social Science) 26.0 paket programı kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Kolmogorov-Smirnov testi, Ki-Kare Testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis-H, Games-Howell testi kullanılmıştır. P<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 199 Aile hekiminin yaş ortalaması 46,39±8,468 yıl ve %64,3' ü erkektir. %88,4'ü evli, %31,7 kronik hastalığa sahip idi. Hekimlerin meslekte çalışma süresi 20,70±8,95 yıl ve aile hekimliğinde çalışma süresi 11,78±5,89 yıl olarak bulunmuştur. Hekimlerin en çok bildiği erişkin aşıları arasında %94 Hepatit A, %89,4 Hepatit B %87,9 difteri-tetanoz, %83,4 influenza öne çıkarken, %29,6 KKK, %29,1 Zona ve %19,1 Suçiçeği aşılarının bilinme oranı daha düşüktür. Katılımcıların %90'ı kaynak kullanırken, %84,42 Sağlık Bakanlığı( asi.gov.tr), %24,1 EKMUD rehberi ve %5,03 CDC kılavuzları kaynak olarak belirtilmiştir. Hekimlerin yarısı hastalara bazen aşı önermekte ve sorgulamaktadır. Aşılar hakkında bilgilendirme tutumu skoru 4,72±0,57 (en yüksek puan 5) yüksek olarak görülmektedir. Katılımcıların üçte biri hizmet içi eğitim almış olup, güncel bilgilere ulaşmak için hizmet içi eğitim ve bilimsel toplantıları tercih etmektedirler. Hepatit A aşısı en az bilinen geri ödemeli aşıdır. Çalışmada, hekimlerin önerilen aşıları tam olarak yaptırmadığı, özellikle 2023-2024 sezonunda influenza aşısı yaptırma oranının %40 olduğu görülmüştür. Katılımcıların %97'si erişkinlikte aşı yaptırmış olup %86,4'ü Tetanoz-difteri aşısı, %85,4'ü COVID-19 aşısı, %59,3'ü influenza aşısı, %57,3'ü hepatit B aşısı yaptırdığını belirtmiştir. Risk gruplarına aşı önerme oranı genel olarak düşük olup, en çok Hepatit B %73,4 böbrek yetmezliği dializ hastalarına önerilmiş, Pnömokok %86,9 immun sistemi etkileyen hastalıklara, %79,9 diyabet hastalarına önerilmiş ve Influenza %76,9 İmmun sistemi etkileyen hastalıklara, %76,4 diyabet hastalarına aşıları önerilmiştir. Erişkin aşılamayla ilgili bilgi düzeyi arttıkça, hekimlerin aşı önerme ve bilgilendirme davranışları da artmaktadır( p=0,048). Ayrıca, hizmet içi eğitim alan hekimlerin bilgi düzeyleri daha yüksektir (p=0,032). Sonuç: Katılımcıların "erişkin aşıları bilgi düzeyi" ortalama puanı 7,02±2,86 olarak hesaplanmış olup, orta seviyede bilgi düzeyinin biraz üzerinde bulunmuştur( en yüksek puan 12). Katılımcıların aşılar hakkında bilgilendirme tutumu skoru 4,72±0,57 olarak hesaplanmıştır( en yüksek puan 5). Erişkin aşılamada Aile Hekimlerinin hizmetiçi eğitimlerle ve bilimsel toplantılarla bilgi düzeylerinin ve farkındalığının artırılması aşılama önerilerini de artıracaktır. Hastalara yönelik bilgilendirme,kamu spotu, hatırlatıcı sistem ve aşı kayıtlarının bilinmesi hastaların da erişkin aşılama farkındalığını artıracaktır. Sağlık çalışanlarına yönelik aşılamaların da kılavuzlara uygun olarak tamamlanması sağlanmalıdır. Erişkin aşılama kılavuzlarının da hekimlerin en kolay kullanacağı şekilde uyarıcı sistemlere entegre edilmesi farkındalığı artıracaktır.
Palyatif bakım servisinde tedavi gören geriatrik hastalarda polifarmasinin; ''Türkiye yaşlıda uygunsuz ilaç kullanım kriterleri'' ile değerlendirilmesi
Amaç: Dünya nüfusu yaşlanmaktadır. Yaşlanmayla beraber kronik hastalıklar ve kanser oranında artış görülmektedir. Yaşam sonu bakımı için de palyatif bakım ihtiyacı doğmaktadır. Palyatif bakım tedavisi alan yaşlı bireyler multiple komorbiteye ve beraberinde çoklu ilaç kullanımına sahiptir. Farmakokinetik ve farmakodinamik süreçler yaşa bağlı değişiklik göstermektedir. Yaşlı bireyler ilaç yan etkilerine karşı daha hassastır. Bazı ilaç yan etkileri, yeni bir klinik durum olarak algılanıp reçete kaskadına neden olabilmektedir. Bunun sonucunda ciddi sağlık problemleri görülebilmektedir. Birçok ilaç yan etkisinin altında uygunsuz ilaç kullanımı yer almaktadır. Bu çalışmada Samsun'daki kamu hastanelerinde palyatif bakım servislerinde tedavi gören geriatrik bireylerin kullandığı ilaçları ''Türkiye Yaşlıda Uygunsuz İlaç Kullanım Kriterleri (TIME)'' ile incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Kesitsel ve analitik türdeki çalışmamızın evrenini 1 Nisan-15 Ekim 2022 tarihleri arasında Samsun ili merkez ve ilçelerindeki palyatif bakım servislerinde yatarak tedavi görmüş hastalar oluşturmaktadır. Çalışmaya 65 yaş ve üstü, en az bir ilaç kullanan hastalar dahil edilmiştir. Hastaların sosyodemografik özellikleri, primer tanıları, komorbiditeleri, kullandığı ilaçlar ve laboratuvar değerleri kaydedilmiştir. Hastaların MNA-SF, Katz GYA ve Charlson komorbite indeksi skorları hesaplanmıştır. 5 ve üzeri ilaç kullanmak polifarmasi olarak kabul edilmiştir. Hastaların kullandığı ilaçlar TIME kriterleri ile analiz edilmiştir. Çalışmada veri analizi için SPSS 25.0 paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Yaş ortalaması 78,00±9,08 yıldır. Hastaların %54,0'ü kadındır. Hasta başına 5,28±2,72 ilaç kullanımı vardır. En sık görülen kronik hastalık %52,6 oranında hipertansiyondur. Hastaların %59,2'sinde polifarmasi, %10,8'inde hiperpolifarması mevcuttur. Polifarmasi ile üst kol çevresi (p=0,010), baldır çevresi (p=0,003) baş dönmesine bağlı düşme (p=0,022) ve medeni durum (p=0,017) ile aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Hastaların %56,3'ünde en az bir uygunsuz ilaç kullanımı mevcuttur. TIME to START kriterlerine göre %18,3 ve TIME to STOP kriterlerine göre %48,4 potansiyel uygunsuz ilaç (PUİ) kullanımı vardır. TIME to START kriterlerinden en sık ihmal edilenler; aşılar, gastrointestinel sistem ve supleman bölümüdür. TIME to STOP kriterlerinden en sık ihmal edilenler; kas iskelet sistemi kriterleri ve analjezik ilaçlar, kardiyovasküler sistem kriterleridir. PUİ kullanımı ile PLT (p=0,040), kreatin (p=0,010) ve GFR (p=0,034) değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki vardır. Ayrıca çalışmamızda polifarmasi olan grupta daha yüksek oranda TIME to STOP kriterlerince uygunsuz ilaç kullanımı mevcuttur (p<0,001). Sonuç: Çalışmaya katılan hastaların yarısından fazlasında polifarmasi ve en az bir uygunsuz ilaç kullanımı vardır. Yaşlanmayla beraber ilaç yan etkilerine hassas hale gelen yaşlı bireylerde polifarmasi sorgulanmalıdır. Polifarmasi uygunsuz ilaç kullanımı için uyarıcı bir işaret olabilir. Yaşlı bireylerde uygunsuz ilaç kullanımı belirlemek için; ülkemiz şartlarına uygun TIME kriterleri iyi bir tarama aracı olarak klinik pratikte daha sık kullanılabilir. Bu açıdan elde ettiğimiz sonuçlarla çalışmamızın, diğer çalışmalara yol gösterici olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Sözcükler: palyatif, yaşlı, polifarmasi, uygunsuz ilaç, TIME kriterleri
Evde bakım alan, enteral tüple beslenen hastaların bakım verenlerinde bakım yükü ve yaşam kalitesi
Amaç: Günümüzde yaşlı nüfusun artışı ve teknolojinin hızla gelişmesi sonucunda enteral tüple beslenme, hastaların kendi ev ortamlarında aileleriyle birlikte yaşamını sürdürmesine imkân sağlayan bir yöntem haline gelmiştir. Bu yöntem yaşlı, kronik hastalığı olan, bakıma gereksinim duyan kişilerde beslenmenin sürdürülebilmesi açısından hayati öneme sahip olsa da hem hasta hem de bakım verenler için beraberinde birçok fiziksel, psikolojik ve sosyal problem getirebilmektedir. Bu problemler bakım verenlerin bakım yükünde artış ve yaşam kalitesinde düşüşe neden olabilmektedir. Çalışmamızın amacı Samsun Üniversitesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri (ESH) birimine kayıtlı, evde enteral tüple beslenen hastaların ve bakım verenlerin özelliklerini, beslenmeye ilişkin yaşadıkları sorunları, bakım verenlerin bakım yükü ve yaşam kalitelerini değerlendirmektir. Gereç Yöntem: Araştırma kesitsel, analitik, anket tabanlı tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini 23.03.2022-23.05.2022 tarihlerinde Evde Sağlık Hizmetlerine kayıtlı 152 enteral tüp yoluyla beslenen hastanın bakım verenleri oluşturmuştur. Araştırma kabul ölçütlerine uygun ve araştırmaya katılmayı kabul eden 140 hastanın bakım verenleri araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Katılımcılara sosyodemografik verileri içeren anket formu, Zarit Bakım Yükü Ölçeği (ZBYÖ) ve Kısa Form-36 (Short Form-36, SF-36) ölçeği uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis H testi uygulanmıştır. p<0.05 istatistikçe anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 140 bakım verenin %75,6'sı (n=106) 35-64 yaş grubunda idi. Bakım verenlerin %74,3'ü (n=104) kadındı. Bakım verenlerin %54,3'ü (n=76) hastanın çocuğu idi. Bakım verenlerin %57,9 (n=81)'u hastaya 0-4 yıldır bakım vermekte idi. Hastaların %82,1'i (n=115) perkütan endoskopik gastrostomi (PEG), %17,9'u (n=25) nazogastrik tüp (NGT) yöntemi ile beslenmekteydi. Bakım verenlerin ZBY ölçek ortalama puanı 49,00±12,36 idi. Bakım verenlerin ZBYÖ grupları incelendiğinde %20,7'sinin (n=29) orta dereceli bakım verme yükü olduğu, %61,4'ünün (n=86) ileri dereceli bakım verme yükü olduğu, %17,1'inin (n=24) aşırı derecede bakım verme yükü olduğu belirlenmiştir. Bakım verenlerin ZBYÖ toplam puanları ile sosyal güvence arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (Z=-2,109 p=0.035). Sosyal güvencesi olmayanların bakım yükü daha fazla bulunmuştur. Katılımcıların ZBYÖ toplam puanları ile hastaların diabetes mellitus tanısı olması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (Z=-2,523 p=0.012). Bakım verenlerin SF-36 ölçeği tüm alt boyutlarında puan ortalaması düşük saptanmıştır. ZBYÖ toplam puanları ile tüm SF-36 ölçeği alt boyut puanları arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Enteral tüple beslenen hastalara bakım verenlerin bakım yükü fazla, yaşam kalitesi kötüydü. Evde sağlık hizmetleri profesyonelleri tarafından enteral tüple beslenen hastalara bakım verenlerin sağlık ve bakım alanındaki bilgi gereksinimleri göz ardı edilmemeli ve yapılan ev ziyaretlerinde hastanın tedavi ihtiyacı yanında bakım verenlerin eğitimlerine de zaman ayırılmalıdır.
Aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 15-49 yaş arası evli kadınların aile planlaması tutumlarının doğurganlık ile ilişkisi; samsun ili örneği
Amaç: Aile Planlaması (AP), ailelerin kendi kararlarıyla istedikleri zamanda ve bakabilecekleri sayıda çocuk sahibi olmaları, çocuk sahibi olamayan bireylere de gerekli imkanları sağlayan bir uygulamadır. Bu çalışma, Samsun ilinde Birinci Basamağa başvuran, 15-49 yaş arası evli kadınların AP ilişkin tutumunu ve doğurganlık ile ilişkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve yöntem: Bu araştırma gözlemsel, analitik ve kesitsel nitelikte bir anket çalışmasıdır. Çalışmamız 16.02.2022- 16.05.2022 tarihleri arasında Samsun ili Atakum, İlkadım ve Canik ilçelerindeki Aile Sağlığı Merkezleri'nde (ASM) yürütüldü. ASM'ler beş iş günlük süre boyunca ziyaret edilmiştir. Kişiler gönüllü onam formunun ardından çalışmaya alınmıştır. Kişiler demografik veriler ve AP Tutum Ölçeği (APTÖ) ile değerlendirilmiştir. Verilerin istatistikel analizinde Pearson korelasyon analizi, Independent Samples Test ve One-Way ANOVA testi, LSD post-Hoc testi kullanılmıştır. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 501 kadının evlenme yaşı ortalaması 23,16±4,66 yıldır. Kadınların ilk gebelik yaşı ortalaması 24,21±4,62 yıldır. Katılımcıların gebelik sayısı ortalaması 2,30±1,29'dur. Katılımcıların APTÖ puan ortalaması 136,64±21,48 idi. APTÖ toplam puanı ile evlenme yaşı (r=0,133 p=0,003) ve ilk gebelik yaşı arasında (r=0,108 p=0,019) pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. APTÖ toplam puanı ile canlı doğum sayısı (r=-0,125 p=0,005), yaşayan çocuk sayısı (r=-0,122 p=0.006), istenen çocuk sayısı (r=-0,118 p=0.008) arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (F= 34,104 p<0,01). APTÖ toplam puanı ve alt boyut puanları diğer mezunlara kıyasla "üniversite mezunu" grubunda daha yüksek bulunmuştur (F= 34,104 p<0,001). APTÖ toplam puanı işçi, özel sektör/emekli ve ev hanımı olanlara kıyasla "memur" mesleğinde daha yüksek bulunmuştur (F= 17,936 p<0,001). İstenmeyen gebeliği sonlandırma şekline göre, APTÖ puan ortalamaları istatistiksel olarak farklılık göstermiştir (p=0,013). Sonuç: Çalışmamızda kadınların AP kullanmaya yönelik tutumlarının olumlu ancak yeterli düzeyde olmadığı saptandı. Evlenme yaşı, ilk gebelik yaşı, doğum ve çocuk sayısı, meslek durumu, gelir düzeyi, yaşadıkları ilçe ile AP tutum ölçeği arasında anlamlılık saptandı. Çalışmamızda AP tutumu ve doğurganlık düzeyi arasında negatif yönlü bir ilişki saptandı. İstenmeyen gebeliği kürtaj ile sonlananların, doğum ile sonlananlara göre AP tutumu daha yüksek bulundu. AP danışmanlık ve uygulama hizmetlerinin, doğurganlık çağındaki tüm kadınları ve erkekleri kapsayacak şekilde yaygınlaştırılması ve danışmanlık verilirken çeşitli doğum kontrol yöntemlerinden kişiye en uygun olanı belirlenerek, kişiye özel danışmanlık verilmesi gerekmektedir Anahtar kelimeler: Aile Planlaması, tutum, doğurganlık, kadın
Birinci basamakta takipli kronik obstruktif akciğer hastalığı (KOAH) tanılı hastaların inhaler kullanım becerilerinin değerlendirilmesi: Samsun ili örneği
Amaç: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), dünya genelinde en yaygın morbidite ve mortalite nedenlerinden biri olup, yalnızca bireylerin sağlığı açısından değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal yönden de ciddi bir yük oluşturan kronik bir hastalıktır. Amacımız Samsun ilindeki birinci basamak sağlık kuruluşlarında takip edilen ve daha önce KOAH tanısı konularak inhaler tedavi başlanan hastanın inhaler kullanım becerilerini ve bu becerilerle ilişkili sosyodemografik ve klinik faktörleri analiz etmektedir. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız tanımlayıcı, kesitsel, anket çalışmasıdır. Çalışmamızın evrenini Samsun ilinde ikamet eden, birinci basamakta Aile Sağlığı Merkezlerinde takip edilen KOAH (ICD J44.0-9) girişi yapılan hastalar oluşturmaktadır. Samsun il merkezi ve 9 ilçedeki 158 aile sağlığı merkezi ziyaret edildi. Araştırma kabul ölçütlerine uygun ve araştırmaya katılmayı kabul eden 384 hastanın inhaler cihazı uygulayabilme durumları incelenmiştir. Katılımcılara, sosyodemografik bilgileri ve inhaler tedavileri ile ilgili sorular içeren yüz yüze anket uygulandı. Bulgular: Çalışmanın 384 hastanın %72,4'ünü (n=278) erkekler oluşturmaktadır. Katılımcıların yaş ortalaması 62,4±13,9 yıl olarak bulunmuştur. Genel inhaler kullanım becerisi incelendiğinde, KOAH hastalarının önemli bir kısmının cihazları yeterli düzeyde kullanamadığı saptanmıştır. En yüksek yeterlilik oranı (%93,1) tek doz kuru toz inhaler kullanıcılarda gözlenmiş, en düşük oranlar ise Ellipta (%46,8) ve Ölçülü Doz İnhaler (ÖDİ) (%48,1) kullanıcılarında görülmüştür. Yaş grupları ile inhaler cihaz kullanım becerisi arasında bazı cihaz türlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Özellikle ölçülü doz inhaler (p < 0,001), Diskus (p = 0,002), Turbuhaler (p = 0,008) ve Ellipta (p = 0,027) kullanıcılarında yaş ilerledikçe kullanım becerisi düşmekte; özellikle 80 yaş ve üzeri grupta belirgin azalma gözlenmektedir. Çalışmamızda, eğitim durumu ile inhaler cihaz kullanım becerisi arasında özellikle bazı cihazlar için istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Ölçülü doz inhaler (p < 0,001), Diskus (p < 0,001), Turbuhaler (p = 0,004) ve Ellipta (p = 0,024) kullanıcılarında eğitim düzeyi yükseldikçe yeterli kullanım becerisi oranının da arttığı belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, yerleşim yeri cihaz kullanım becerisi üzerinde anlamlı bir değişken olarak öne çıkmaktadır. Özellikle ölçülü doz inhaler (p < 0,001), Diskus (p = 0,002) ve Turbuhaler (p = 0,003) kullanıcılarında kentsel bölgede yaşayan bireylerin, kırsal bölgede yaşayanlara kıyasla cihazı daha doğru ve yeterli teknikle kullandıkları saptanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, 7 özellikle ölçülü doz inhaler (p < 0,001), Diskus (p = 0,001) ve Turbuhaler (p = 0,002) kullanıcılarında cihazı uzun süredir kullanan bireylerin kullanım becerisinin anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Hastaların %92,7'si inhaler ilaçlarını aile hekimine yazdırmasına rağmen, yalnızca %31,2'si kullanım sorunlarında aile hekimine başvurduğu saptandı. Ölçülü doz inhaler kullanım yeterliliğini etkileyen en güçlü faktörler olarak:40–59 yaş grubu olmak, inhaler ilaçları düzenli kullanmak ve bazı cihazlarda hastalığın uzun süredir devam etmesi olarak bulundu (Odds Ratio = 3,3, p<0,001), (Odds Ratio = 2,3, p=0,010), (Odds Ratio = 2,2, p < 0,001). Kuru toz inhaler cihazını düzenli kullanan bireyler ve 40-59 yaş grubundaki bireyler, yeterli seviyeye ulaşmada anlamlı bir avantaja sahiptir (Odds Ratio = 3,1; p < 0,001), ( Odds Ratio = 2,2, p = 0,045). 40–59 yaş grubundaki bireyler, düzenli inhaler kullananımı, hastalık süresi 36 ay ve üzeri olması Diskus kullanım becerisini yeterli seviyeye taşımada önemli etkenlerdendir (Odds Ratio = 2,5; 95% CI: 1,4 – 4,5; p = 0,003), (Odds Ratio = 2,7; 95% CI: 1,5 – 5,1; p = 0,002), (Odds Ratio = 4,9, p = 0,003). Sonuç: Hastaların inhaler cihaz kullanımında çeşitli düzeylerde yetersizlikler yaşadığı, özellikle solunuma dayalı teknik adımlarda hata oranlarının yüksek olduğu saptanmıştır. Hastaların büyük çoğunluğu ilk inhaler cihaz eğitimini sağlık çalışanından almasına rağmen kullanım hatalarının yüksek olması sağlık çalışanlarının hasta eğitimi konusunda dikkatli olmaları ve bu eğitimlerin belli aralıklarla tekrarlanması gerektiğini düşündürmektedir. Hastaların çoğu inhaler ilaçlarını aile hekimine yazdırsa da cihaz kullanımıyla ilgili sorunlarda aile hekimine başvurma oranı düşüktür. Bu durum, birinci basamak sağlık hizmetlerinde inhaler eğitiminin güçlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: KOAH, İnhaler, Aile Hekimliği
Onkoloji hastalarına bakım verenlerin kan bağışı ve organ bağışı hakkındaki tutumlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın temel amacı, onkoloji hastalarına bakım veren bireylerin kan bağışı ve ölüm sonrası organ bağışı konularındaki tutumlarını kapsamlı bir şekilde değerlendirmek, bu tutumları etkileyebilecek sosyodemografik ve diğer ilişkili faktörleri ortaya koymaktır. Bu sayede, bu özel grupta bağış oranlarının artırılmasına yönelik potansiyel müdahale alanlarının belirlenmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, kesitsel bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji polikliniklerine 01.01.2025-01.04.2025 tarihleri arasında başvuran, 18 yaş ve üzeri 392 onkoloji hastasının bakım verenleriyle yürütülmüştür. Katılımcılardan veri toplamak amacıyla, sosyodemografik özelliklerini içeren bir bilgi formu, Ölüm Sonrasına Yönelik Organ Bağışı Tutum Ölçeği ve Kan Bağışı Tutum Ölçeği olmak üzere toplam 57 soruluk anket formu bakım verenlere yüz yüze uygulanmıştır. Ölçek puanları ile katılımcıların kategorik verileri arasında anlamlı farklılık olup olmadığını belirlemek üzere nonparametrik testlerden Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis-H testi uygulanmıştır. Gruplar arasında anlamlı fark çıkması durumunda Bonferroni düzeltmesi yapılmış, anlamlılığın hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için post-Hoc testi yapılmıştır. Varyansın homojen dağılmaması ve örneklem sayılarının eşit olmamasından dolayı Post-Hoc testi analiz için Games-Howell testi seçilmiştir. Kategorik değişkenler arası ilişkilerin anlamlı olup olmadığını belirlemek için Pearson Chi-Square Testi kullanılmıştır. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamız 392 onkoloji hastasının bakım vereniyle gerçekleşmiştir. Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 41,2±12,3 yıl olarak bulunmuştur. Katılımcıların %66,3'ü (n=260) kadın, %73,5'i (n=288) evli ve %34,2'si (n=134) üniversite mezunudur. Ölüm Sonrasına Yönelik Organ Bağışı Tutum Ölçeği genel puan ortalaması 4,0±0,6 iken, Kan Bağışı Tutum Ölçeği genel puan ortalaması 3,9±0,5 olarak saptanmıştır. Ancak, bu olumlu genel tutuma rağmen, katılımcıların %60,7'si (n=238) organ bağışında bulunmayı düşünmediğini belirtirken, %58,7'si (n=230) ise hayatları boyunca hiç kan bağışında bulunmadığını ifade etmiştir. Organ bağışı tutumlarının; yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim seviyesi ya da dini inanç varlığıyla anlamlı bir ilişkisi bulunamamıştır. Fakat organ bağışında bulunma düşüncesinin; gençlerde (p=0,008), bekarlarda (p=0,009), üniversite mezunlarında (p<0,001) ve yakın çevrede organ bağışı deneyimi olanlarda (p=0,013) anlamlı olarak daha olumlu olduğu bulunmuştur. Organ bağışında bulunmayı düşünenlerin organ bağışı tutumlarının istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha olumlu olduğu bulunmuştur (p<0,001). Kan bağışına yönelik tutumların ise 55 yaş ve üzerinde (p<0,001), erkeklerde (p=0,015), evlilerde (p<0,015), dini inancı olanlarda (p=0,002), daha önceki kan bağışı deneyimi olanlarda (p<0,001) istatistiksel olarak daha olumlu olduğu görülmüştür. Sigara kullanma süresi 20 paket/yıldan daha fazla olanlarda (p<0,001) istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir tutum görülmüştür. Fiili kan bağışında bulunma durumunun ise erkeklerde (p<0,001), sigara kullananlarda (p=0,047) ve 20 paket/yıldan daha fazla sigara kullananlarda (p=0,007) istatistiksel olarak daha fazla olduğu görülmüştür. Her iki ölçeğin genel tutum puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü bir korelasyon bulunmaktadır (p<0,001, r=0,41). Sonuç: Çalışma sonucunda, onkoloji hastalarına bakım verenlerin kan ve organ bağışına karşı olumlu bir tutuma sahip olduğu bulunmuştur. Fakat olumlu tutumların fiili bağış davranışına dönüşmesi önünde önemli engellerin bulunduğu tespit edilmiştir. Bilgi eksikliği, özellikle beyin ölümü ve bağış süreci gibi konularda yetersiz bilgi, bağışla ilgili çeşitli kişisel ve toplumsal kaygılar bu engellerin başında gelmektedir. Onkoloji hastalarına bakım verenler gibi sağlık sistemiyle iç içe olan kişilere doğru bilgilendirme yapılabilir. Kişilerin bağış sürecine engel olan kaygıları giderilebilir. Anahtar Sözcükler: Onkoloji, Bakım Verenler, Organ Bağışı, Kan Bağışı, Tutum
Bir üniversite hastanesi hekimlerinin malpraktis korkuları ile mesleki doyumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Amaç: Malpraktis, hekimlerin tıp alanında uyguladıkları herhangi bir uygulama neticesinde hastanın zarara uğramasıdır. Malpraktis korkusu ise hekimlerin mesleklerini icra ederken haklarında malpraktis davası açılma olasılığından kaynaklanan korku olarak tanımlanmaktadır. Çalışmamızda hekimlerin malpraktis korku düzeylerinin, malpraktis korkusu ve mesleki doyumu etkileyen çeşitli faktörlerin, malpraktis korkusu ile mesleki doyum arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız kesitsel ve tanımlayıcı nitelikte bir çalışma olup 01.05.2024- 31.07.2024 tarihleri arasında Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapmakta olan 281 hekim ile yürütülmüştür. Sosyodemografik veriler, malpraktis korku ölçeği (MKÖ) ve mesleki doyum ölçeğinden (MDÖ) oluşan toplam 42 soruluk anket formu hekimlere yüz yüze uygulanmıştır. Çalışmada veri analizi için IBM SPSS 26.0 paket programı kullanılmıştır. Ölçek puanları ile katılımcıların sosyodemografik verileri arasında anlamlı farklılık olup olmadığını belirlemek için Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis-H testi uygulanmıştır. Gruplar arasında anlamlı fark çıkması durumunda, anlamlılığın hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için post-Hoc testi yapılmıştır. Varyansın homojen dağılmaması ve örneklem sayılarının eşit olmamasından dolayı Post-Hoc testi analiz için Games- Howell testi seçilmiştir. Kategorik değişkenler arası ilişkiler için Pearson Chi-Square Testi kullanılmıştır. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: 281 hekimin dahil edildiği çalışmamızda hekimlerin %62,3'ü (n=175) 25-35 yaş grubundaydı. Hekimlerin MKÖ puan ortalaması 22,67±5,45 olarak bulundu. Hekimlerin %75,4'ü (n=212) yüksek seviye malpraktis korkusuna, %13,5'i (n=38) orta seviye malpraktis korkusuna sahipti. Katılımcıların %28,5'i (n=80) tıbbi hata veya malpraktis konusunda eğitim almış, %71,5'i (n=201) eğitim almamıştır. Katılımcıların MKÖ ortalaması ile tıbbi hata veya malpraktis eğitim durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (Z=-2,375 p=0,018). Katılımcıların %13,5'i (n=38) herhangi bir malpraktis davasına dahil olmuştur. Katılımcıların MKÖ ortalaması ile malpraktis davasına dahil olma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (Z=-2,736 p=0,006). Katılımcıların %26,7'sinin (n=75) hakkında malpraktis iddiası ile şikayetçi olunmuştur. Katılımcıların MKÖ ortalaması ile hakkında malpraktis iddiasıyla şikayet olma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (Z=-4,032 p<0,001). Katılımcıların %86,5'i (n=243) tıbbi kötü uygulamaya dair zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmıştır. Hekimlerin MDÖ ortalama puanı 65,57±11,05 olarak bulunmuştur. Katılımcıların MDÖ ortalaması ile meslek yılı ve ünvan grupları arasında ix istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (sırayla p=0,003, p=0,004 ). Katılımcıların MKÖ ortalaması ile meslek yılı, ünvan ve uzmanlık branşı grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (sırayla p=0,033, p=0,003, p=0,001). Katılımcıların MKÖ puanı ile MDÖ puanı arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=-0,225 p<0,001). Sonuç: Hekimlerin çoğunda malpraktis korkusu yüksekti. Malpraktis iddiasıyla şikayette bulunulma oranı mapraktis davası açılma oranından daha yüksekti. Hekimlerin çoğunun malpraktis konusunda eğitim almadığı bulundu. Malpraktis davasına dahil olan, malpraktis iddiasıyla şikayet edilen ve malpraktis hakkında eğitim almayan hekimlerin malpraktis korkusu yüksekti. Hekimlerin meslek yılı ve ünvanın artmasıyla malpraktis korkularının azaldığı, mesleki doyumlarının arttığı tespit edildi. Hekimlerin malpraktis korkusu arttıkça mesleki doyumları azalmaktaydı. Anahtar Kelimeler: Hekim, Malpraktis, Malpraktis korkusu, Mesleki doyum
Samsun ili Aile Sağlığı Merkezleri'nde çalışan aile hekimlerinin Human Papilloma Virüs (HPV) aşısı ile ilgili bilgi düzeyi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Amaç: Human Papilloma Virüs (HPV); epitel bölgeye tropizma gösterip benign cilt lezyonlarından anogenital bölge ve baş-boyun bölgesi kanserlerine kadar değişen spektrumda hastalıklara neden olabilmektedir. Bu hastalıklar içinde önemli olarak en sık karşımıza çıkan serviks kanseridir. Ülkemizde serviks kanseri kadınlarda görülen en sık dokuzuncu kanser olup jinekolojik kanserler içinde ise üçüncü en sık görülen kanserdir. HPV enfeksiyonunu önlemek için üretilen içindeki HPV genotiplerine göre değişen üç tip aşı bulunmaktadır. Bu çalışmada Aile Sağlığı Merkezleri'nde (ASM) görev yapan aile hekimlerinin HPV aşısı hakkındaki bilgi düzeyleri, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi ve çıkan verilerin literatüre kazandırılması amaçlanmıştır. Gereç Yöntem: Çalışma, 01.12.22-31.12.22 tarihleri arasında Samsun'da Aile Sağlığı Merkezleri'nde görev yapan aile hekimleri ile yapılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik özellikler, HPV ile ilgili bilgi soruları, serviks kanseri ve taraması ile ilgili bilgi soruları, HPV aşıları ile ilgili bilgi soruları ve HPV aşısı tutum ve davranışları ile ilgili sorular içeren 56 soruluk anket yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Veri analizi SPSS 26.0 paket programı ile yapılmış olup, istatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırma toplam 230 aile hekimi ile tamamlanmıştır. Hekimlerin %68,7'si erkek, %83'ü evli ve %35,2'sinin 15 yılın üzerinde aile hekimi olduğu saptanmıştır. HPV ile ilgili bilgi sorularına ortalama verilen doğru cevap %69,5 olarak bulunmuş olup hekimlerin sosyodemografik özellikleri ile ilişki olmadığı görülmüştür. Serviks kanseri ve taraması ile ilgili bilgi sorularına ortalama verilen doğru cevap %67,2 olarak bulunmuş olup cinsiyet ve yaş ile istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir. 56 yaşın üzerindeki hekimlerin doğru cevap sayılarının azaldığı görülmüştür (p=0,027). Kadın hekimlerin doğru cevap ortalaması erkek hekimlere göre yüksek bulunmuştur (p=0,03). HPV aşıları ile ilgili bilgi sorularına ortalama verilen doğru cevap %71,7 olarak bulunmuş olup 35 yaşın altındaki hekimlerin, 10 yılın altında hekimlik yapanların, 5 yıl ve altında aile hekimliği yapanların, hastalarına aşıyı önerenlerin doğru cevap sayılarının arttığı görülmüştür (sırayla p=0,001, p<0,001, p=0,03). Aşıyı öneren aile hekimlerinin önermeyen aile hekimlerine göre HPV aşısı ile ilgili bölüme verdiği doğru cevap sayı ortalamalarının yüksek olduğu görülmüştür (p=0,044). HPV aşısı olan %1,7 aile hekimi olup hepsi kadındır. Aile hekimlerinin %17,4'ü aşı ile ilgili yeterli bilgiye sahip olduğunu söylemiş,%83,9'u aşının rutin programa alınmasını istemiş, %68,3'ü aşıyı önermiştir. Aile hekimlerinin en sık HPV aşısını önermeme nedeni %79,5 ile aşının Sağlık Bakanlığı ulusal bağışıklama programında olmaması ve %63 ile aşının maliyeti olarak saptanmıştır. Bunları takip eden en önemli neden %53,4 ile aile hekimlerinin kendilerini aşı ile ilgili yeterli bilgi ve tecrübeye sahip görmemesidir. Sonuç: Aşılama oranlarının artmasında en önemli faktörlerden biri olarak hekim önerileri bulunmaktadır. Ülkemizde birincil koruma kapsamında olan aşılama hizmetleri birinci basamak sağlık hizmetleri kapsamında aile hekimleri tarafından verilmektedir. Aşı önermeyi etkileyen en önemli faktörler aşının rutin programda olmaması, aşının maliyeti ve aile hekimlerinin bilgi ve tecrübe eksikliğidir. Aile hekimlerinin HPV aşısı hakkındaki bilgi eksikliklerinin giderilmesi için hizmet içi eğitimler verilmeli aşının rutin aşılama programına girmesi sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimi; Human Papilloma Virüs; HPV Aşıları; Tutum
Samsun ilindeki aile hekimliği asistanlarının periyodik sağlık muayeneleri hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Sağlığın korunması ve iyileştirilmesi olarak özetlenebilecek koruyucu sağlık hizmetlerinin, periyodik sağlık muayeneleri ile geliştirilmesi amaçlanmıştır. Periyodik sağlık muayenesi (PSM); kişileri, yaşadıkları toplumdaki mortalite ve morbiditeyi en çok etkileyen rahatsızlıkların risk faktörlerine yönelik, kişinin cinsiyet ve yaş gruplarına göre kanıta dayalı olarak muayene ve tarama testlerinin gerçekleştirilmesi, danışmanlık ve hasta eğitimi faaliyetleri ile bağışıklamayı da kapsayan hizmet sunumudur. Çalışmamızın amacı Samsun ilinde görev yapan ve ileride birinci basamak sağlık hizmetlerini yürütecek olan aile hekimliği asistanlarının, Sağlık Bakanlığının "Aile hekimliği uygulamasında önerilen periyodik sağlık muayeneleri ve tarama testleri" rehberine yönelik bilgi düzeylerini belirlemek ve bu konunun toplum sağlığı açısından önemini ve gerekliliğini vurgulamaktır. Gereç Yöntem: Analitik, kesitsel nitelikte planlanmıştır. Çalışmamızın evrenini Samsun ilinde çalışan 114 tam zamanlı aile hekimliği uzmanlığı (AHU), 23 sözleşmeli aile hekimliği uzmanlığı (SAHU) olmak üzere toplam 137 aile hekimliği asistanı oluşturmaktadır. Veriler, 2015 yılında yayınlanan Sağlık Bakanlığının "Aile hekimliği uygulamasında önerilen periyodik sağlık muayeneleri ve tarama testleri" adlı kılavuzdaki öneriler doğrultusunda, bu çalışmanın araştırıcıları tarafından literatürden yararlanılarak hazırlanmış olan veri toplama formundan elde edilmiştir. Veri toplama formumuzda ilk 14 soru, katılımcıların sosyodemografik özellikleri ilgili olup devamındaki 65 soru PSM hakkındadır. Çalışmada veri analizi için SPSS (Statistical Packet for The Social Science) 25.0 paket programı kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Kolmogorov-Smirnov testi, Spearman korelasyon analizi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Games-Howell Post-Hoc testi, chi square test kullanılmıştır. Tüm analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda 137 kişilik evrende; 97 AHU, 21 SAHU asistanı olmak üzere toplamda 118 kişiye ulaştık. Katılımcıların %82,2'si (n= 97) AHU asistanı olup %17,8'i (n= 21) SAHU asistanıdır. Hekimlerimizin yaş ortalaması 30,58'dir. Hekimlerin %55,9'u (n= 66) kadın %44,1'i (n= 52) erkektir. Hekimlerin %41,5'i (n= 49) aile sağlığı merkezinde (ASM) çalışmış olup %58,5'i (n= 69) hiç ASM'de çalışmamıştır. PSM toplam bilgi puanında hekimlerin ortalaması 65 puan üzerinden 51,72±6,11'dir. PSM toplam bilgi puanı ile AHU asistanlarının aile hekimliği asistanlığında geçirdikleri yıl arasında düşük düzey pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (rho= 0,243 p= 0,016). Yaşı 40 yaş üstü olan hekimlerin (n= 9) diğer gruplara kıyasla PSM toplam bilgi puanı daha yüksek bulunmuştur (p= 0,047). Çalışmamızda hekimlerin, hekimlik yaptıkları yıl ile PSM toplam bilgi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p= 0,032). PSM toplam bilgi puanı ile ilgili rehberi okuma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (KW= 9,341 p= 0,025). ASM'de çalışma deneyimi daha fazla olan (6 yıl ve üzeri) hekimlerin PSM toplam bilgi puanı diğer gruplara göre yüksek bulunmuştur (p= 0,015). Asistanlık tipi SAHU olanların (n= 21) AHU olanlara (n= 97) kıyasla PSM toplam bilgi puanları daha yüksek bulunmuştur (Z= -2,481 p= 0,013). Sonuç: Aile hekimlerinin PSM hakkındaki bilgi düzeylerinin yeterliliği, koruyucu sağlık hizmetleri adına önem arz eder. İlgili rehberi okuma durumunun, meslekteki tecrübe ve pratiğin, ASM'de çalışma deneyiminin, AHU asistanlığında geçirilen sürenin PSM bilgi düzeyi üzerinde olumlu etkisi olduğunu saptadık. PSM'nin sahada standardize edilmesi adına bulgularımızın, aile hekimliği asistan eğitiminin gelecekteki güncellemelerinde ve eğitim içeriğindeki önceliklendirmede pay sahibi olmasını diliyoruz. Anahtar kelimeler: Periyodik sağlık muayenesi, Aile hekimliği, Koruyucu sağlık hizmetleri, Bilgi düzeyi
Pediatri polikliniklerine başvuran 0-14 yaş arası çocuğuolan annelerin sağlık okuryazarlık düzeyi ve aşı tereddüdü
Amaç: Çalışmamızda Pediatri polikliniklerine başvuran 0-14 yaş arası çocuğu olan annelerin sağlık okuryazarlık düzeyi ve aşı tereddüdünü etkileyen çeşitli durumlar ile sağlık okuryazarlık düzeyi ile aşı tereddüdü arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız kesitsel ve tanımlayıcı nitelikte bir çalışma olup, 01.05. 2024- 31.07. 2024 tarihlerinde Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Pediatri polikliniklerine başvuran 0-14 yaş arası çocuğu olan 383 anne ile yürütülmüştür. Sosyodemografik özellikler, aşı tutumu, Avrupa Sağlık Okuryazarlığı (SOY) Ölçeği Kısa Formu ve Aşı Tereddüdü Ölçeği sorularından oluşan 52 soruluk anket formu annelere yüz yüze uygulanmıştır. Çalışmada veri analizi için IBM SPSS 26.0 paket programı kullanılmıştır. Ölçek puanları ile katılımcıların sosyodemografik verileri arasında anlamlı farklılık olup olmadığını belirlemek için Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis-H testi uygulanmıştır. Gruplar arasında anlamlı fark çıkması durumunda, anlamlılığın hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için post-Hoc testi yapılmıştır. Varyansın homojen dağılmaması ve örneklem sayılarının eşit olmamasından dolayı Post-Hoc testi analiz için Games- Howell testi seçilmiştir. Kategorik değişkenler arası ilişkiler için Pearson Chi-Square Testi kullanılmıştır. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: 383 katılımcının SOY ölçeği puanı ortalaması 30,40±11,27 bulunmuştur. Annelerin %31,6'sı (n=121) yeterli SOY seviyesinde, %26,9'u (n=103) yetersiz SOY, %26,9'u (n=103) sorunlu-sınırlı SOY, %14,6'sı (n=56) mükemmel SOY seviyesinde idi. Katılımcıların SOY düzeyi ile eğitim durumu, meslek, gelir durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0,001). Katılımcıların SOY düzeyi ile aşılanma durumu, ücretli aşılar olduğunu bilme ve yaptırma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Katılımcıların aşı tereddüdü ile eğitim durumu, meslek, gelir durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001). Katılımcıların aşı tereddüdü ile katılımcıların çocuklarının aşılanma durumu, uygulanma şekli, ücretli aşıları bilme ve yaptırma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0,001). Aşı Tereddüdü Ölçeği Puanı ile Avrupa SOY Ölçeği Puanı arasında pozitif yönlü, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0,377 p<0,001). Sonuç: Annelerin SOY düzeyi sınırlı idi. Eğitim düzeyi yüksek olan, çalışan ve gelir düzeyi asgari ücretin üzerinde bulunan annelerin SOY düzeylerinin daha yüksek olduğu ve aşı tereddüdlerinin daha az olduğu tespit edildi. Annelerin gündemi çoğunlukla intenet/sosyal medyadan takip ettiği; aşı ve sağlıkla ilgili bilgileri de en çok hekimlerden aldığı saptandı. Annelerin SOY düzeyi arttıkça aşı tereddüdünün azaldığı gözlemlendi. Annelerin sağlık okuryazarlığını geliştirecek çalışmaların yapılması son derece önem taşımaktadır. Aile hekimlerinin hastalarla olan iletişimdeki rolü göz önüne alındığında, bireylerin aile hekimlerinden alacakları bilgilerle sağlık okuryazarlıklarının artacağı ve böylece toplumda bulunan aşılama konusundaki çekincelerin azalacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Anne, Aşı, Aşı Tereddüdü, Çocuk, Sağlık Okuryazarlığ
Bir aile sağlığı merkezine kayıtlı 65 yaş ve üzeri hastalarda depresif belirtilerin değerlendirilmesi
Amaç: Yaşlılarda depresif belirtiler sıklıkla görülebilmektedir. Bu durum 1.basamakta hizmet veren aile hekimleri için de önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışma bir aile sağlığı merkezine kayıtlı 65 yaş ve üzeri hastalarda depresif belirtilerin değerlendirilmesi amacıylayapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel tiptedir ve bir aile sağlığı merkezine kayıtlı 65 yaş ve üzerinde olan 350 kişi üzerinde yapılmıştır. Örneklem grubu olarak Samsun ili Salıpazarı ilçesinde bulunan Salıpazarı Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 65 yaş ve üzeri kişiler alınmıştır. Örnekleme alınan yaşlılara sosyodemografik değişkenlerin olduğu sorular ve Geriatrik Depresyon Ölçeğini içeren bir anket uygulanmıştır. Bulgular: Çalışma kapsamına alınan yaşlıların %57,4'ü kadındır. Katılımcıların %63,7'si 65-74 yaş aralığında olup ortalama yaş 72,65±6,6'dır. Katılımcıların %46,9'u okuryazar değildir. Katılımcıların %74,9'u evlidir. Katılımcıların %79,1'i köyde yaşamaktadır. Katılımcıların %6,6'sı yalnız yaşamaktadır. Katılımcıların %82,2'sinin sosyal güvencesi bulunmaktadır. Katılımcıların %86,6'sının gelir durumu 8864 TL'den azdır. Katılımcıların %14,9'unun psikiyatrik hastalık tanısı bulunmaktadır. Katılımcıların 22,6'sı psikiyatrik ilaç kullanmıştır. Depresif belirtilerin görülme sıklığı; okuryazar olmayanlarda, bekar veya dul olanlarda, evinde kendine ait odası bulunmayanlarda, sosyal güvencesi olmayanlarda, psikiyatrik hastalık tanısı olanlarda ve psikiyatrik ilaç kullanım öyküsü olanlarda artmaktadır. Cinsiyet, yaş, evde birlikte yaşanılan kişi sayısı ve aylık gelir durumu ise depresif belirtilerin görülme sıklığını etkilememektedir. Sonuç: Aile sağlığı merkezine kayıtlı 65 yaş ve üzeri yaşlılar aile hekimine başvurduklarında depresif belirtiler açısından değerlendirilmeli ve bu gruba yönelik koruyucu, tedavi edici ve rehabilite edici sağlık hizmetlerinin kapsamı genişletilmelidir. Anahtar Kelimeler: aile sağlığı merkezi, depresyon, yaşlılar