Theses supervised by Doç. Dr. Mehmet Yılmaz
15 theses · İnönü University, Gaziantep University, Fırat University, Gazi University
Kadavra donörlerde standart harvesting tekniği ile modifiye standart harvesting tekniğinin karşılaştırılması
Amaç : Geleneksel olarak, beyin ölümü olmuş hastalar donör olarakkullanılırken, organ alımı için sternotomi ve laparatomi yapılır, ancak sternotomiolmadan da karın içi organların almak mümkündür. Bu çalışmada sternotomi yapılan -yapılmayan, beyin ölümü olmuş donörlerden organ çıkarımını değerlendiripkarşılaştırılacağız.Yöntemler: Şubat 2006 ve Kasım 2011 tarihleri arasında, Turgut Özal TıpMerkezi organ nakli ekibi tarafından 68 beyin ölümü olmuş donörden organ çıkarıldı.Bu kadavralardan organ çıkarım işleminde, standart harvesting tekniği kullanılan(sternotomili) 31 donör grup A, modifiye standart harvesting tekniği kullanılan(sternotomi olmadan) 37 donör grup B olarak tanımlanmıştır. Ortalama yaş, cinsiyet,vücut kitle indeksi (VKİ) ve soğuk iskemi zamanı her iki grupta retrospektif olarakkarşılaştırıldı. Demografik ve klinik parametreleri Student t-testi ve Ki-kare testikullanılarak karşılaştırıldı. Istatistiksel anlamlılık düzeyi p <0.05 olarak belirlendi.Sonuçlar: Organ çıkarımında, % 45.6 (n=31) sternotomili (grup A), % 54.4'ü(n=37) sternotomisiz (grup B) teknik uygulandı. Donörlerin % 53'ü (n=36) erkek ve %47'si (n=32) kadındı. Yaş ortalaması, grup A'da 40.4 ± 3.4 yıl ve grup B'de 52.4 ± 4.6yıl (p <0.02) idi. Donörlerin ortalama VKİ, grup A'da 26.2 ± 0.8 kg/m2, grup B'de 23.9±0.8 kg/m2 idi. Soğuk iskemi için ortalama süreler, grup A'da 127±6.2 dakika ve grupB'de 47.5 ± 1.8 dakika olarak saptandı (p <0.0001).SONUÇ: Beyin ölümü olmuş unstabil donörlerden, toraks içi organlarkullanılmayacaksa, sternotomi yapılmadan organların çıkarılması soğuk iskemi içingeçiş süresini kısaltabilir.
Multipl myelomda hepsidin'in anemi potogenezindeki rolü ve klinik takipteli değeri
Giriş: Multipl myelomda anemi önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Anemi Multipl myelomda (MM) %80 oranında ilk bulgu olabilmektedir. Hepsidin karaciğerde üretilen, yapımı IL-6 tarafından indüklenen kronik hastalık anemisinde başlıca rol oynayan bir akut faz reaktanıdır. Hepsidin demirin bağırsaklardan absorpsiyonunu ve makrofajlardan salınımını engelleyerek anemiye neden olur. Sitokinler birçok hematolojik malign hastalıkta arttığı gibi MM'de de yükselmektedir. MM'de IL-6 düzeyi artmaktadır ve MM'de artan sitokinlerin ve akut faz reaktanlarının bu hastalıktaki görülen anemide önemli role sahip oldukları bilinmektedir. Ancak MM'deki aneminin patogenezi tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu bilgilerden yola çıkarak hepsidinin MM'de görülen anemideki rolünü, sitokinler ile ilişkisini ve hastalık aktivitesindeki değerini belirlemeyi planladık.Yöntem: Çalışmaya yeni tanı almış 29 MM hastası dahil edildi, Tanı esnasındaki serum hepsidin, TNF-alfa, IL-6 düzeyleri ve MM'de prognostik değeri olan hematoljik parametreler (ß2 mikroglobulin, CRP, LDH ve ESH (eritrosit sedimentasyon hızı) ve immunglobulinler) ölçüldü. 6 hasta hayatını kaybetmeleri nedeniyle çalışmayı tamamlayamadı. Kalan 23 hastada aynı parametreler 3-4 kür tedavi sonrası yeniden ölçüldü. Bu değerler 25 sağlıklı kontrol grubu verileri ile karşılaştırıldı.Bulgular: MM hastalarında tedavi sonrasındaki serum hepsidin ve IL-6 düzeylerinde anlamlı derecede azalma gördük (sırasıyla; p=0.008 ve p=0.021). Ancak tedavi sonrası değerler bile kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksekti. Serum TNF-alfa'nın tedavi öncesi ve sonrası değerleri arasında ve kontrol grubu ile karşılaştırıldığında gruplar arası analizlerde anlamlı fark bulamadık. Tedavi sonrası hemoglobin değerlerinde anlamlı artış görüldü (p=0.043). Hem tedavi öncesinde hem de tedavi sonrasında IL-6 ve Hepsidin düzeyleri arasında anlamlı ve pozitif yönde korelasyon tespit edildi. Tedavi öncesinde Hb ile hepsidin düzeyleri arasında anlamlı ve negatif yönde korelasyon vardı. Tedavi sonrasında ise bu iki değişken arasında anlamlı korelasyon tespit edilmedi. Bununla beraber tedavi sonrasında Hb düzeyleri anlamlı olarak arttı. MM'da prognostik kriter olarak kullanılan parametreler (LDH, ß2 mikroglobulin, ve CRP) ile hepsidin arasında anlamlı korelasyon tespit edilmedi. MM alt tiplerindeki hepsidin düzeyleri ile bu alt tiplerin kemik iliği plazma hücre oranları arasında anlamlı korelasyon yoktu.Sonuç: MM'da artmış IL-6 düzeyi ile hepsidin arasında anlamlı ilişki bulunmaktadır. İnflamasyonun azalması ile IL-6 ve hepsidin düzeyleri düşmektedir. Hepsidinin inflamasyon ile ilişkili olarak MM'de anemi patogenezinde direkt veya aracı rol oynadığı söylenebilir, Ancak MM'daki bilinen prognostik parametreler (LDH, CRP, ß2 mikroglobulin) ile hepsidin arasında bir ilişki ortaya çıkmamaktadır ancak hepsidinin diğer prognostik kriterler olan IL-6 ve anemi ile anlamlı ilişkisi hasta takibinde bir kriter olarak kullanımı uygun görülebilir. Bununla beraber Hepsidin'in akut faz reaktanı olarak kullanımı speküle edilebilir.Anahtar Kelimeler: Multipl myelom, Serum hepsidin, TNF-?, IL-6 düzeyi
Multipl myelomalı hastalarda XPD, XRCC1 ve XRCC4 gen polimorfizmlerinin klinik parametrelerle ilişkisi ve prognoz üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, Multipl Myeloma'lı hastalarda XRCC1-399, XPD-751, XRCC4 intron3 ve XRCC4-1394 gen polimorfizmleri ile klinik parametrelerin ilişkisi ve prognoz üzerindeki etkileri değerlendirildi. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Hematoloji Bilim Dalında multipl myeloma tanısı konulan 63 hasta dahil edildi. Kontrol grubu olarak hematolojik malignitesi olmayan sağlıklı 70 kişi alındı. XRCC1 kodon 399 gen polimorfizmi dağılımı AA: 25(%39.7), AG: 21(%33.3), GG: 17(%27.0), XPD kodon 751 gen polimofizmi dağılımı AA: 27(%42.8), AC: 25(%39.7), CC: 11(%17.5), XRCC4intron3 gen polimorfizmi dağılımı DD: 1(%1.6), DI: 38(%60.3), II: 24(%38.1), XRCC4-1394 gen polimorfizmi dağılımı TT:14(%22.2), TG:29(%46.0), GG:20(%31.2) oranlarında tespit edildi. XRCC1-399 ve XPD-751 gen polimorfizmleri ile MM arasında ilişki tespit edilmedi. XRCC4 intron3 gen polimorfizminde D alleli (p=0.03) ve DD genotipi (p=0.007) ile XRCC4-1394 geninde TT genotipinin (p=0.04) MM hastalarında kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük olduğu saptandı.Sonuç olarak, XRCC1-399 ve XPD-751 gen polimorfizmi ile MM arasında bir ilişki kurulamayacağı, XRCC4 intron3'de D alleli ve DD genotipinin azalması, XRCC4-1394 genin de ise TT genotipinin azalması ile multipl myelomaya yatkınlığın arttığı düşünüldü.Anahtar kelimeler: Multipl myeloma, XPD , XRCC1, XRCC4
Stiren-butadien-stiren ve gilsonit'in birlikte kullanımının bitümlü sıcak karışımların mekanik özellikleri üzerindeki etkileri
Çalışmada, stiren-butadien-stiren (SBS) ve Amerikan Gilsoniti'nin (AG) bitüm modifikasyonunda birlikte kullanımının bitümlü bağlayıcıların reolojik ve bitümlü sıcak karışımların mekanik özelliklerine etkisi araştırılmıştır. Superpave yöntemine göre Şanlıurfa ili için uygun bağlayıcı performans seviyesinin PG 76-10 olduğu belirlenmiştir. Öncelikle sadece SBS ve Amerikan Gilsoniti kullanılarak Şanlıurfa için uygun performans seviyesine sahip modifiye bitümler (PG 76-16) elde edilmiştir. Ardından SBS modifiyeli bitümlerde SBS içeriği azaltılarak yerine farklı oranlarda Amerikan Gilsoniti ilave edilmiştir. Böylece Şanlıurfa için uygun performans seviyesine sahip 3 farklı SBS+Amerikan Gilsoniti içeren modifiye bitüm elde edilmiştir. Saf, 2 tane tek bir katkı içeren (%5 SBS ve %18 AG) ve 3 tane iki farklı katkı içeren (%4 SBS + %6 AG, %3 SBS + %10 AG ve %2 SBS + %13 AG) aynı performans seviyesine sahip bağlayıcılarla karışım numuneleri hazırlanmıştır. Tasarım bitüm içeriklerinde hazırlanan bitümlü sıcak karışım numuneleri üzerinde Marshall stabilite ve akma, nem hasarına karşı dayanım, indirekt çekme rijitlik modülü, indirekt çekme yorulma ve dinamik sünme deneyleri uygulanmıştır. Böylece SBS ve Amerikan Gilsoniti'nin birlikte kullanımının stabilite, nem hasarı, rijitlik, yorulma ve kalıcı deformasyona karşı etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Yapılan deneyler sonucunda katkı kullanımı ile bağlayıcıların reolojik özelliklerinin iyileştiği, bütün katkıların, karışımların stabilite, nem hasarına karşı dayanım, rijitlik, yorulma ömrü ve kalıcı deformasyona karşı dayanımlarını olumlu yönde etkiledikleri belirlenmiştir. Marshall stabilite, Marshall oranı, çekme dayanımı, akma sayısı ve sünme modülü değerleri üzerinde en etkin katkıların %18 AG ve %3 SBS + %10 AG olduğu, rijitlik ve yorulma ömrü üzerinde en etkin katkıların %18 AG, %2 SBS + %13 AG ve %3 SBS + %10 AG kullanımı olduğu, nem hasarına karşı dayanım üzerinde en etkin katkıların %5 SBS, %2 SBS + %13 AG ve %3 SBS + %10 AG olduğu, karışımların elastikiyetini en fazla arttıran katkının %5 SBS kullanımı olduğu belirlenmiştir. Elde edilen bütün sonuçlar dikkate alındığında tek başına SBS veya AG kullanımı yerine SBS ve AG'nin birlikte kullanılmasının daha faydalı olduğu sonucuna varılmıştır.
Investigation of effects of mixing temperature on the resistance to moisture-induced damage and fatigue life of hot mix asphalts
Investigation of Effects of Mixing Temperature on the Resistance to Moisture-Induced Damage and Fatigue Life of Hot Mix Asphalts Highway flexible pavements consist of subbase, base and pavement layers. Bituminous materials are used in the pavement and base layers as binder. Pavement layers can be constructed in various ways, but hot mix asphalts offer utmost durability. Hot mix asphalt pavements are attained through blending bitumen and aggregate at a certain high temperature in a stable plant, transporting the material to the application area and compacting the mixture at a proper temperature and compaction ratio. For the hot mix asphalt to perform well, it is essential to have proper materials, adequate design, efficient manufacture and application. Owing to technical reasons and labour defects, adequate temperature of bitumen and aggregate mixture may not be attained. In this study, mixture samples have been prepared at mixing temperature and 10°C, 15°C ve 20°C lower than the mixing temperature. Samples have been prepared with 5% styrene-butadiene-styrene (SBS) and 18% American Gilsonite (G) modified binders as well as pure binder. Marshall stability and flow, resistance to moisture-induced damage, indirect tensile stiffness modulus and indirect tensile fatigue tests were applied on the mixture samples. As a result of the tests, it was determined that Marshall stability, indirect tensile strength, resistance to moisture-induced damage, stiffness and fatigue lives of mixtures increased with additive usage. Meanwhile, as mixing temperature decreased, so did these levels. Key Words: Bituminous hot mixture, mixing temperature, styrene-butadiene-styrene, American Gilsonite, stiffness.
Filler olarak kireç kullanımının modifiye bitümlerle hazırlanan karışımların performansına etkisinin incelenmesi
Bu tez çalışmasında filler olarak %2 oranında kireç kullanımının saf ve modifiye bitümlerle hazırlanan bitümlü sıcak karışımların performansı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışmada, bitüm katkı maddesi olarak stiren-butadien-stiren (SBS), İran Gilsoniti (IG) ve Amerika Gilsoniti (AG) kullanılmıştır. Yapılan Superpave bağlayıcı deneyleri sonucunda bitüm ağırlığınca SBS'ten %4.0, Amerika Gilsoniti'nden %11.0 ve İran Gilsoniti'nden %10.0 oranlarında kullanılmasına karar verilmiştir. Kireç içermeyen karışımlar için tasarım bitüm içerikleri Supepave yöntemine göre belirlenmiştir. Kireç içeren karışımlarda bağlayıcı türüne göre kireç içermeyen karışımlar için belirlenen bitüm içerikleri kullanılmıştır. Hacimsel analiz sonucunda hem kireç içeren hem de kireç içermeyen karışımların şartname kriterlerini sağladığı belirlenmiştir. Karışım numuneleri üzerinde Marshall stabilite ve akma, nem hasarına karşı dayanım (kalıcı Marshall stabilitesi ve çekme dayanımı oranı), indirekt çekme rijitlik modülü, tekerlek izi dayanımı ve indirekt çekme yorulma deneyleri uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlardan hem kireç hem de bitüm katkı maddelerinin kullanımı ile karışımların stabilitelerinin, nem hasarına karşı dayanımlarının, rijitliklerinin, kalıcı deformasyona karşı dayanımlarının ve yorulma ömürlerinin arttığı tespit edilmiştir. Filler olarak kireç kullanımının bitüm katkı maddesi olarak SBS, IG ve AG kullanımı kadar etkin olmadığı belirlenmiştir. Nem hasarına karşı dayanım bakımından en etkin katkının SBS olduğu, stabilite, rijitlik, kalıcı deformasyona karşı dayanım ve yorulma açısından ise Amerika Gilsoniti olduğu tespit edilmiştir.
Malathion insektisitinin Poecilia reticulata (Peters, 1859) üzerindeki akut toksik etkisi
Bu çalışmada tarımsal faaliyetler sonucu sucul ekosisteme toksik kirletici olarak ulaşan malathion insektisitinin Poecilia reticulata (Peters, 1859) üzerinde 96 saatlik LC50 değerinin saptanması amaçlanmıştır. Denemelerde toplam 204 Poecilia reticulata bireyi kullanılmıştır. Bu çalışmada akut toksisite deneylerinden statik yöntem kullanılmıştır. Ayrıca malathion insektisitinin her bir konsantrasyonunda Poecilia reticulata bireylerindeki davranış değişiklikleri tespit edilmiştir. Malathion denemesinden elde edilen bulgular üç farklı yöntemle değerlendirilmiştir. 96 saatlik LC50 değeri EPA nın geliştirdiği Probit Analiz yöntemine göre 19,459 ppm; Trimmed-Spearman Karber metoduna göre 20,91 ppm ve Behrens-Karber metoduna göre ise 22,125 ppm olarak hesaplanmıştır.Anahtar Kelimeler: Malathion, Poecilia reticulata, LC50, akut toksisite
Ekoloji ünitesinin öğrenilmesinde proje tabanlı öğrenme yönteminin öğrenci başarısına etkisi (İstanbul ili örneği)
Bu araştırmada ?Ekoloji ünitesinin öğrenilmesinde proje tabanlı öğrenme yönteminin öğrenci başarısına etkisi (İstanbul ili örneği)? üzerinde durulmuştur.Araştırma deneysel olup; 2006?2007 Eğitim-Öğretim yılı 1. döneminde İstanbul ilinde özel bir lise ve İstanbul ilinde bir devlet lisesi öğrencileri ile yürütülmüştür. Proje yöntemi uygulayan İstanbul ilinde özel bir lise deney grubu, klasik yöntem uygulayan İstanbul ilinde bir devlet lisesi ise kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Bu liselerin 10. sınıflarından 30' ar öğrenci rastgele örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Ekoloji konusu kontrol grubunda klasik yöntemlerle işlenirken, deney grubunda Proje Yöntem'ine uygun olarak hazırlanan ders planı kapsamında işlenmiştir.Araştırmaya katılan öğrencilere ders işlenmeden önce ön test uygulanmış ve çevre konusu hakkında ne kadar ön bilgiye sahip oldukları ve gruplar arasındaki hazır bulunuşluk seviyelerinin eşit olup olmadığı saptanmıştır. Sonrasında her iki grubun biyoloji öğretmenleri yöntemleri doğrultusunda hazırladıkları planlarına göre ?Ekoloji? konusunu işlemiştir. Konunun iki grupta da öğrenilmesinden sonra son test uygulanmıştır.Kontrol ve deney gruplarındaki öğrencilerin ders sonucundaki akademik başarılarının karşılaştırılması bağımsız t- testi ile yapılmıştır. Proje Yöntem'ine göre yapılan öğretim ile klasik yönteme göre yapılan öğretim arasında öğrencilerin akademik başarıları bakımından deney grubu lehine anlamlı bir farklılık bulunmuştur.
Fen ve teknoloji dersi etkinliklerinin benimsenme ve uygulanma düzeyinin öğretmen görüşlerine göre incelenmesi
Milli Eğitim Bakanlığı, yapılandırmacı öğrenme anlayışına göre yeniden şekillendirdiği öğretim programlarını 2005 ? 2006 eğitim öğretim yılından itibaren ülkemizde tüm ilköğretim okullarının birinci kademesinde uygulamaya geçirmiştir. Takip eden yıllarda da diğer öğretim kademelerinde yapılandırmacı öğrenme anlayışına uygun programlara geçilmesi planlanmıştır. Yeni programların, dayandığı ilkelerin ve etkinliklerde uygulanmasını öngördüğü öğrenme yaklaşımlarının uygulamadaki etkililiğinin, benimsenme ve uygulanma düzeyinin araştırılması gerekmektedir.Bu araştırma, Fen ve Teknoloji dersi programındaki öğretim etkinliklerinin benimsenme ve uygulanma düzeyini, öğretmenlerin programı uygularken karşılaştıkları sorunları tespit etmeye çalışmak için yapılmıştır. Araştırmada betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın verilerini toplamak amacıyla ?Fen Ve Teknoloji Dersinde Yapılabilecek Etkinlikler ve Karşılaşılan Sorunlar Anketi?, Türkiye evrenini temsilen 14 il merkezindeki 70 ilköğretim okulunda çalışan 455 öğretmene uygulanmıştır. Öğretmenlerden elde edilen veriler SPSS 10.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Öğretmenlerin mesleki ve kişisel bilgilerine ait verilerin analizinde, frekans ve yüzde hesaplamaları kullanılmıştır. İki, üç ve daha fazla gruplu değişkenlerin analizlerinde, öğretmen görüşleri arasında anlamlı bir farklılık bulunup bulunmadığını tespit etmek için t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve varyans analizinde farklılığın belirlendiği durumlarda bu farklılığın hangi gruplar arasında gerçekleştiğini ortaya koyabilmek amacıyla Tukey testi uygulanmıştır. Araştırmada anlamlılık düzeyi 0.05 olarak kabul edilmiştir.Araştırmada şu sonuçlar elde edilmiştir:?Öğretmenlerin mezun oldukları fakülteler, eğitim düzeyleri, yaş grupları, mezun oldukları bölüm ve ders verdikleri öğrencilerin sosyo-ekonomik durumu ve okuttukları sınıfların mevcudu değişkenlerine göre, Fen ve Teknoloji dersi etkinliklerini benimseme durumları açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamış, uygulama durumları açısından gruplar arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur.?Öğretmenlerin kıdem durumu ve cinsiyet değişkenlerine göre, Fen ve Teknoloji dersinde yer alan etkinlikleri benimseme durumları ve uygulama durumları açısından gruplar arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur.
Çevre eğitimindetatlısu ekosistemleri konusundaki temel kavramların üniversite öğrencileri tarafından algıllanma düzeyleri
Bu çalışma, öğretmenlik programlarında öğrenim gören üniversite öğrencilerinin tatlısu ekosistemleri konusundaki kavram bilgi düzeylerini ve çevreye yönelik tutumlarını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evreni; üniversitelerin eğitim fakültelerinde sınıf öğretmenliği, biyoloji eğitimi ve fen bilgisi eğitimi anabilim dallarında öğrenim gören üniversite öğrencilerinden oluşmaktadır. Örneklemi ise; Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi'nde, Fen Bilgisi Eğitimi Anabilim Dalı III. ve IV. sınıf, Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı II. ve III. sınıf, Biyoloji Eğitimi Anabilim Dalı IV. ve V. sınıf öğrencilerinden 287 öğrenci oluşturmaktadır.Çalışmanın örneklemini oluşturan gruba 2006-2007 bahar döneminde çevre tutum ölçeği ve kavram bilgi testi birlikte uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programında analiz edilmiş ve elde edilen bulgular doğrultusunda şu sonuçlara ulaşılmıştır:-Üniversite öğrencilerinin çevreye yönelik tutumları öğrenim gördükleri anabilim dallarına, bulundukları sınıflara göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir.-Öğrencilerinin çevreye karşı tutumlarının cinsiyetlerine göre manidar olarak değiştiği, kız öğrencilerin çevreye yönelik tutumlarının erkek öğrencilere göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.-Öğrencilerin tatlısu ekosistemleri konusundaki kavram bilgi düzeyleri anabilim dallarına ve öğrenim gördükleri sınıflara göre önemli derecede farklılaşmaktadır.-Cinsiyet değişkeninin tatlısu ekosistemleri konusundaki kavram bilgi düzeylerini belirlemede etkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.-Öğrencilerin çevreye karşı tutumları ile kavram bilgi düzeyleri arasında orta düzeyde ve pozitif yönlü bir ilişki bulunmaktadır.Anahtar Kelimeler: Çevre bilimi, Çevre tutumu, Tatlısu ekosistemleri
Milli edebiyat dönemi çocuk şiirlerinde geçen iletilerin sınıflandırılması (1911-1923)
Milli Edebiyat Dönemi çocuk şiirlerinde geçen iletilerin sınıflandırıldığı bu çalışmada öncelikle alanyazın ile ilgili kaynak temin edilmiştir. Çalışmayla ilgili temin edilen bu kaynaklar çeşitli yönlerden ele alındıktan sonra bu kaynakların Milli Edebiyat Dönemi çocuk şiirlerinde geçen iletiler açısından incelenmesine karar verilmiştir. İlk aşamada çalışmanın üst kuramı olan iletiler ve bu iletilerin sınıflandırılması üzerinde durulmuştur. Daha sonra Milli Edebiyat Dönemi şiiri ve bu şiirleri yazan şairler hakkında bilgiler verilmiştir. Bunun yanı sıra Milli Edebiyat Döneminde çocuklar için yazılmış şiirlerin sınıflandırılması yapılarak bu şiirlerde geçen iletiler belli başlıklar altında açıklanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular sonucunda Milli Edebiyat Dönemi çocuk şiirlerinin iletiler açısından zengin olduğu tespit edilmiştir. Dönemin şartlarına bağlı olarak şairlerin içinde bulunduğu millî duygu farklı iletiler şeklinde şiirlere yansımıştır. Çalışmada; Alaettin Gövsa, Ali Ulvi Elöve, Ali Ekrem Bolayır, Ziya Gökalp, Tevfik Fikret, Mehmet Akif Ersoy, Aka Gündüz ve Mehmet Emin Yurdakul'un çocuklar için kaleme aldığı şiirler incelenmiştir. İnceleme sonucunda şiirler; kişisel, toplumsal, ulusal, dini, ahlaki, evrensel, ekonomik ve diğer iletiler yönünden sınıflandırılmıştır. Tezin bulgular bölümünde iletilerin sınıflandırılması tablolarla gösterilmiştir. Kaynak taramasına dayanan bu çalışma, nitel araştırma modellerinden doküman incelemesine dayanır. Anahtar Kelimeler: İleti, İletilerin Sınıflandırılması, Milli Edebiyat Dönemi, Çocuk Şiirleri.
Yabancılara Türkçe öğretiminde çizgi film kullanımına ilişkin öğretici görüşlerinin incelenmesi
Yabancı dil olarak Türkçe öğreticilerinin Türkçe öğretim yöntemleriyle ilgili görüşlerinin ele alındığı bu araştırmada amaç, yabancılara Türkçe öğretiminde çizgi filmin kullanımına ilişkin öğretici görüşlerini incelemektir. Araştırma, nitel araştırma deseni olan basit betimsel analiz desenine dayanmaktadır. Bu desen bağlamında araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden görüşme tekniği kullanılmıştır. Bu form "Google form" ile öğreticilere gönderilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu Şanlıurfa'da "Çocukların Türk Eğitim Sistemine Entegrasyonun Desteklenmesi Projesi" (PICTES) kapsamında Geçici Eğitim Merkezlerinde ve Halk Eğitim Merkezlerinde çalışan 45 öğreticidir. Araştırma basit betimsel analiz özelliği taşıdığı için 45 öğreticinin görüşüyle sınırlıdır. Bu öğreticilerin 26'sı kadın, 19'u erkektir. Bu araştırmanın örneklemi sistematik örneklemdir. Araştırmada, öğretici görüşleri "Ö1, Ö2, Ö3…" şeklinde kodlanmıştır. Görüşleri incelenen 45 öğretici, yabancılara Türkçe öğretiminde çizgi film kullanımının Türkçe öğretimine katkı sağladığına, öğrenme sürecini eğlenceli hale getirdiğine ve çizgi filmlerin kültür aktarımında önemli rol oynadığına değinmiştir. Bunun yanı sıra öğreticiler, yabancılara Türkçe öğretiminde kullanılacak çizgi filmlerin dil açısından açık ve anlaşılır, kültürel unsurları ve değerleri içeren, olumsuz içerik bulunmayan ve sadece eğlenceye dayanmayan özellikte olması gerektiğini belirtmiştir.
Rasim Özdenören`in roman ve hikâyelerinin değerler eğitimi açısından incelenmesi
Toplumsal yapıların sürekliliğini sağlayan en önemli unsurlardan biri değerlerdir. Bu açıdan değerlerin birçok ülkenin eğitim programlarında işlenmesi önem arz etmektedir. Son yıllarda Millî Eğitim Bakanlığının öğretim programlarında değerleri ön plana çıkarması ile değerler eğitiminin önemi daha da artmıştır. Edebî eserler, değerler eğitimi hususunda önemli bir unsur haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı Rasim Özdenören`in roman ve hikâyelerinde değerlerin ne sıklıkta işlendiğini, değerlerin hangi şekillerde ele alındığını tespit etmektir. Bu çalışmada nitel araştırma desenlerinden temel nitel araştırma kullanılmıştır. Rasim Özdenören`in Hastalar ve Işıklar, Çözülme, Çok Sesli Bir Ölüm, Çarpılmışlar, Uyumsuzlar, Denize Açılan Kapı, Kuyu, Ansızın Yola Çıkmak, İmkânsız Öyküler, Hışırtı, Toz, İlk Öyküler ve Kör Pencereler adlı hikâye kitapları ile Gül Yetiştiren Adam adlı romanı bu çalışmada ele alınmıştır. Çalışmanın sonucunda incelenen eserlerde 13 değer tespit edilmiştir. Bu değerler şunlardır: Alçak gönüllülük, cömertlik, çalışkanlık, dostluk, dürüstlük, merhametli olma, misafirperverlik, nezaketli olma, sabırlı olma, saygı, sevgi, sorumluluk, yardımseverlik. Rasim Özdenören`in incelenen eserlerinde en çok sevgi (33), en az alçak gönüllülük (1) değerlerine rastlanılmıştır. Rasim Özdenören`in roman ve hikâyelerinin değerler açısından zengin olduğu görülmektedir. Özdenören`in eserleri değerler eğitimi bağlamında kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Rasim Özdenören; Değer; Değerler eğitimi; Türk hikâye ve romanı.
Canlı vercili karaciger naklinden sonra gelişen hepatik venöz çıkım darlığı
AMAÇ: Canlı vericili karaciğer nakli (CVKN) sonrası görülen önemli komplikasyonlardan biri hepatik venöz çıkım darlığı (HVÇD)'dır. HVÇD gelişme riskini minimize etmek için çeşitli venöz rekonstruksiyon modelleri geliştirilmiştir. Teknik gelişmelere rağmen HVÇD gelişen olgulara ne zaman ve nasıl yaklaşılması gerektiği konusundaki karmaşa hala devam etmektedir. Bu çalışmada CVKN sonrası HVÇD gelişen olgulara yaklaşımımızı paylaşmayı amaçladık. GEREÇ ve YÖNTEM: Kasım 2007 ile Nisan 2014 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalında CVKN yapılan 1011 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi. Nakil sonrası HVÇD gelişen 35 hastanın demografik, klinik ve radyolojik verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Altta yatan sebepler gözönünde bulundurularak nakil sonrası ilk 30 gün içinde gelişen venöz darlıklar erken dönem HVÇD, 30. günden sonra ortaya çıkan darlıklar ise geç dönem HVÇD'ı olarak tanımlandı. HVÇD'nın tanısında karaciğer fonksiyon testleri, Doppler ultrasonografi ve dinamik bilgisayarlı tomografiden yararlanıldı. Ayrıca konvansiyonel venografi ile hem HVÇD tanısı doğrulandı hemde gerekli girişimsel tedavi yapıldı. BULGULAR: Yaşları 1 ile 61 yıl arasında değişen (32.5±20.3 yıl) 22'si erkek ve 13'ü kadın olmak üzere toplam 35 (%3.46) hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların 24'ü erişkin [yaş: 18-61 (44.1) yıl, MELD Skoru: 8-50 (19.3) GWRW: %1.1 (% 0.8-1.9)] ve 11'i pediatrik [yaş: 1-17 (8.0) yıl, PELD Skoru: 2-41 (22.4) GWRW: %1.6 (% 0.78-3)] yaş grubundandı. Hastalarda karaciğer naklinden ortalama 205.7±264 gün (aralık: 14 – 1440 gün) sonra HVÇD ile uyumlu bulgular gelişti. Hastaların 8'inde post-transplant erken dönemde (≤30 gün) HVÇD gelişirken 27 hastada ise geç dönemde (>30 gün) HVÇD gelişti. Hastalara ortalama 1.5 ± 1.1 (aralık:1-6) kez balon anjioplasti yapıldı. Balon anjioplasti yapılan 4 hastaya (2 erişkin, 2 pediatrik) aynı seansta genişleyebilir stent yerleştirildi. Anjioplasti sonrası 51 ile 2310 günlük takip sürecinde 24 (%68.6) hastada HVÇD ile ilgili belirtiler tamamen gerilerken 11 (%31.4) hastada HVÇD ile klinik tabloda düzelme olmadı. Klinik t ablosu düzelmeyen hastaların 9'u greft yetmezliğinden, 2'si retransplantasyondan sonra kaybedildi. Özetle post-transplant erken dönemde HVÇD gelişen olguların % 62,5'inde mortalite gelişirken post-transplant geç dönemde HVÇD gelişen olguların ise % 22,2'sinde mortalite gelişti. SONUÇ: CVKN sonrası HVÇD oranlarımız (%3.46) literatürde yayınlanan oranlardan daha düşüktür. Bu durum hepatik venöz drenaj için kullandığımız geniş ağızlı venöz anastomoz modeli ile yakından ilişkilidir. HVÇD gelişen olgulara yaklaşımda öncelik anjiografik tanı araçlarına verilmelidir. Anahtar Kelimeler: Karaciğer nakli, Venöz rekonstrüksiyon, Hepatik venöz çıkım darlığı, Balon anjioplasti
Lantanyum (La) katkılı çinko oksit (ZnO) filmlerin büyütülmesi ve karakteristiklerinin incelenmesi
Bu çalışmada, çeşitli oranlarda (%0, %1, %2, %4 ve %5 (%at.)) La (Lantanyum) katkılı Çinko Oksit (ZnO:La) ince filmleri cam ve n-Si alttaşlar üzerinde kimyasal püskürtme yöntemi ile elde edimiştir. Elektriksel ölçümler için ZnO:La filmlerinin üzerine Au (Altın) kontaklar termal buharlaştırma yöntemi ile büyütülmüş ve Schottky tipi aygıtlar (Au/ZnO:La/n-Si/Al) elde edilmiştir. X-ışını kırınım desenlerinden (XRD) filmlerin bazı yapısal parametreleri hesaplanmış ve filmlerin hegzagonal wurtzite kristal yapıya sahip oldukları tespit edilmiştir. ZnO:La filmlerin optik özellikleri UV spektroskopisi ile 350 nm-800 nm dalgaboyu aralığında incelenmiş ve filmlerin 3.12-3.30 eV arasında Eg (yasak bant aralığı) değerlerine sahip oldukları tespit edilmiştir. Filmlerin yüzey morfolojileri AFM (Atomik Kuvvet Mikroskobu) ve SEM (Taramalı Elektron Mikroskobu) analizleri ile incelenmiştir. Ayrıca elde edilen Schottky diyotlarının I-V (akım-gerilim) ve C-V (kapasite-gerilim) ölçümleri alınmıştır. Diyotların I-V ölçümlerinden n (idealite faktörü) ve (engel yüksekliği) gibi karakteristik diyot parametreleri TE (termiyonik emisyon) teorisi dikkate alınarak hesaplanmıştır. Ayrıca, ve (seri direnç) değerleri Norde fonksiyonu kullanılarak elde edilmiştir. Farklı oranlarda La katkılanmış diyotların 100, 200, 500 ve 1000 kHz frekanslarda C-V ölçümleri alınmıştır. 1/C2-V grafiğinden engel yüksekliği, (fermi enerji seviyesi), (taşıyıcı yoğunluğu) ve (difüzyon potansiyeli) gibi diyot parametreleri elde edilmiştir. Tüm sonuçlar ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiştir.