Theses supervised by Doç. Dr. Mehmet Esen
15 theses · Fırat University, Tokat Gaziosmanpaşa University
Faz değiştiren maddelerle duvar ısıl yalıtımının deneysel olarak araştırılması
Bina duvarlarında ısıl yalıtım kabiliyetinin artırılması, düzlem duvarların en büyük güneş ısı kazancını aldığı sıcak ve nemli iklimlerdeki binaların enerji dönüşümünde anahtar bir konudur. Çalışmanın amacı, Türkiye'nin güneydoğusundaki duvar konstrüksiyonunun ısıl performansını iyileştirecek bir duvar ısıl yalıtım alternatifi sağlamaktır. Bu konuda fazla bilgi bulunmamaktadır.Bu amaçla iki adet özdeş test odası tasarlanıp yan yana inşa edildi. Test odalarının duvar üstlerinden biri FDM doldurulmuş polikarbonat şeffaf malzeme ile kaplanmış. Günün tipik açık yaz günlerinde aynı anda güneş ışınımına maruz bırakıldılar. Deneyler klasik tuğla ile örülmüş bir duvara FDM ile yapılan yalıtımın duvar ısıl karakteristiği üzerindeki etkilerini araştırmak için gerçekleştirildi. FDM eklenmiş duvar FDM eklenmemiş duvardan daha iyi bir günlük ısı yalıtım etkisi sergiledi. FDM eklenmiş duvar, dış hava sıcaklığının düştüğü geceleyin daha efektif bir iç ısı koruma sağlayabilmektedir.
Gizli ısı depolamalı iki fazlı termosifon güneş enerjili su ısıtıcısının deneysel olarak araştırılması
Her ne kadar ısıl depolama için su ucuz ve efektif bir depolama ortamı olsa da, depolama yoğunluğunu artırmak ve depolama maliyetini düşürmek için günümüzde diğer depolama ortamı seçenekleri de çalışılmaktadır. Depolama ortamı olarak kalsiyum klorür hekzahidrat (CaCl2.6H2O) içeren gizli ısı depolamalı iki fazlı termosifon güneş enerjili bir su ısıtıcısının ısıl davranışı ve performansı Elazığ ilinin yaz iklim şartlarında deneysel olarak çalışıldı.Bu çalışma, kaynama ve yoğuşmanın süper ısı transfer karakteristiklerini kullanan iki fazlı güneş enerjili termosifon bir su ısıtıcısındaki gizli ısı depolamanın termal performansını deneysel olarak incelemekte ve klasik güneş enerjili su ısıtıcısında bulunan dezavantajları yok etmektedir.Bu çalışmanın amacı, bir gizli ısı depolama ünitesine bağlı iki fazlı termosifon güneş enerjili bir su ısıtıcısının ısıl performansını belirlemektir. Bu amaçla, faz değişimli enerji depolama ünitesine sahip iki fazlı bir termosifon güneş enerjili su ısıtıcısı tasarlanıp imal edildi ve test edildi.Bütün deneylerin sonuçları gösterdi ki, depolama tankında faz değiştiren maddenin (FDM) kullanımı, özellikle gece saatlerinde depo suyu sıcaklığının artışına önemli bir katkı sağlamaktadır.Anahtar Kelimeler: Güneş enerjili su ısıtıcısı, İki fazlı termosifon, Gizli ısı depolama, Faz değiştiren madde (FDM)
Gizli ısı depolamalı tavan ısıl yalıtımın deneysel olarak araştırılması
Tavanın ısıl yalıtım kabiliyetinin artırılması, düzlem tavanların en büyük güneş ısı kazancını aldığı sıcak ve nemli iklimlerdeki binaların enerji dönüşümünde anahtar bir konudur. Çalışmanın amacı, Türkiye'nin güneydoğusundaki tavan konstrüksiyonunun ısıl performansını iyileştirecek bir tavan ısıl yalıtım alternatifi sağlamaktır. Bu konuda fazla bilgi bulunmamaktadır.Bu amaçla iki adet özdeş test odası tasarlanıp yan yana inşa edildi. Test odalarının tavan üstlerinden biri FDM doldurulmuş delikli klasik tuğlalarla örtüldü. Tipik açık yaz günlerinde aynı anda güneş ışınımına maruz bırakıldılar. Deneyler klasik delikli ısı yalıtım tuğlalarına FDM eklemenin tavan ısıl karakteristiği üzerindeki etkilerini araştırmak için gerçekleştirildi. FDM eklenmiş tavan FDM eklenmemiş tavandan daha iyi bir günlük ısı yalıtım etkisi sergiledi. FDM eklenmiş tavan, dış hava sıcaklığının düştüğü geceleyin daha efektif bir iç ısı koruma sağlayabilmektedir.Anahtar Kelimeler: Isı yalıtımı, Pasif soğutma, Gizli ısı depolama, Faz değiştiren madde (FDM), Güneş enerjisi
Güneş ve toprak enerjisi kaynaklı ısı pompasının Elazığ şartlarında konut ısıtması için kullanımının araştırılması
Ülkemizin iklim ve toprak özellikleri, toprak kaynaklı ısı pompası sistemleri için çok uygundur. Ülkelerin, elektrik enerjisi tüketiminin % 25'inden fazlası konutların ısıtılması ve soğutulması masraflarına gitmektedir. Tüketicilerin elektrik talepleri, teknolojinin gelişmesiyle sürekli artmaktadır. Toprak kaynaklı ısı pompaları, toprağın içindeki ısının kararlı değişmesi ve soğuk iklimlerde performansını yüksek seviyede tutması nedeniyle enerjinin kullanımında daha etkili sonuçlar ortaya çıkarır.Yapılacak çalışmada 12 m2 alanındaki deney odası Elazığ şartlarında güneş ve toprak kaynaklı ısı pompası ile ısıtılmıştır. Slinky toprak ısı değiştirgeci borularını yerleştirebilmek için 1 m eninde, 2 m derinliğinde ve 15 m uzunluğunda iki tane çukur kazılmıştır. Slinky borular çukur içine yatay ve dikey olarak yerleştirilerek sirkülasyon pompasıyla su-antifriz karışımı yatay ve dikey slinky toprak ısı değiştirgeçleri içinde dolaştırılmıştır. Topraktan çekilen ısı, ısı pompası vasıtasıyla ısıtılacak ortama atılmıştır. Ayrıca sistem, yerleştirilen 6 adet düzlemsel güneş kollektörü ile güneş kaynaklı olarak da çalıştırılmıştır. Böylece çalıştırılan sistemlerin performansları karşılaştırılmıştır. Ayrıca, sistemlerin ekserji analizleri ile ikinci kanun verimleri hesaplanarak, karşılaştırmalar da yapılmıştır.Ekserji analizi hesaplamalarından bulunan sonuçlar şöyle özetlenebilir: ısı pompasının ünite bazında 0.1 kg/s debili yatay slinky toprak ısı değiştirgeçli(TID) ısı pompası için ekserji verimi %44.8, 0.1 kg/s debili dikey slinky TID ısı pompası için ekserji verimi %43.3, güneş kaynaklı ısı pompası için ekserji verimi %41.1 iken sistem bazında bu değerler sırasıyla %36.7, %35.4 ve % 36.6 olarak hesaplanmıştır.
Biyogaz, güneş ve toprak enerjisi kaynaklı sera ısıtmasının araştırılması
Bu çalışmada amaç, biyogaz, güneş ve toprak enerjisi kaynaklı sera ısıtmasının Elazığ şartlarında kullanımını araştırmaktır. Bu amaçla biyogaz destekli, güneş enerjili ve yatay helezon (slinky) toprak ısı değiştiricili bir ısı pompası sistemi tasarlanarak kurulmuştur. Sistemin Elazığ iklim şartlarında sera ısıtmasında kullanımı deneysel olarak incelenmiştir.Çalışmada, yenilenebilir enerji kaynaklarından enerjinin elde edilmesi ve sera ısıtmasında kullanımından bahsedilmiştir. Elazığ şartlarında biyogaz, güneş ve toprak enerjisi kaynaklarıyla desteklenen seranın ısıtması gerçekleştirilmiştir. Üretilen biyogazın yakılması ve ısı pompası uygulaması yapılarak ısıtma gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ısı pompası sisteminde kullanılacak elemanların, biyogaz tesisinin tasarım ve imalatları yapılarak, kurulumları yapılmıştır. Söz konusu alternatif enerji kaynaklarıyla ısıtılacak sera kurulmuş, ısı kayıp ve kazançları hesaplanarak seranın gerekli ısıtma yükü belirlenmiştir. Güneşli ve güneşsiz şartlarda sistemlerin performanslarını hesaplamak için, sistemin değişik noktalarından sıcaklık ölçümleri yapılmıştır. Deneysel çalışma sonucundaki verilerle elde edilen değerler ışığında performanslar grafiklerle gösterilmiştir.Bu çalışmada güneş enerjisinin sera ısıtmasında kullanım uygulamalarına da yer verilmiştir. Ancak güneş enerjisinin elde edildiği zamanlar ile yüksek ısıl yüklerin mevcut olduğu zamanlar genellikle birbirine uymadığından güneş enerjisinin kullanımı pek fazla mümkün olmamıştır.Ayrıca toprak altındaki ısı değiştiricisinde dolaşan suya ısı geçişi toprak özelliklerini değiştirmektedir. Bu sebeplerden dolayı toprağın ısıl performansı zamanla azalmaktadır. Özellikle gece saatlerinde ısıl yükler çok fazla artmaktadır. Biyogazla ısıtma sistemi bu gibi durumlarda tek başına veya yardımcı sistem olarak tasarlanmış ve kullanılmıştır.Seranın ısı kayıpları, topraktan ve güneşten alınan ısı miktarları ve ısıl enerji deposunda depolanmış halde bulunan enerji değerleri hesaplanmış ve grafiklerde verilmiştir. Elazığ iklim şartlarında alternatif enerji kaynaklarının kullanımı ile sera ısıtmanın mümkün olduğu tespit edilmiştir.
Toprak kaynaklı ısı pompası sisteminin yollardaki kar ve buzu eritmek için kullanılmasının deneysel ve teorik olarak araştırılması
Kış aylarında güvenli bir yolculuk ve geçiş için özellikle köprü, hastane acilleri ve yokuş gibi bazı kritik bölgelerde oluşan kar birikintisini ve buz oluşumunu önlemek önemlidir. Son zamanlarda kritik yüzeylerdeki kar birikintisini ve buz oluşumunu önlemek için tuzlama, kumlama ve mekaniksel aletleri kullanmaya alternatif bir yöntem, otomatik olarak kontrol edilebilen sulu ve elektrikli kar eritme sistemlerini kullanmaktır. Tuzlama, kumlama ve mekaniksel aletlerin kullanımı yerine bu tür sistemlerin kullanılması ile köprülerin çelik bağlantılarında korozyon oluşumu azaltılabilir ve yolun ömrü artırılabilir.Toprak kaynaklı ısı pompası yardımı ile köprü ve yer örnek blokları üstündeki karın/buzun eritilmesi için deneysel ve sayısal bir çalışma yapılmıştır. Deneysel sistem, yer altındaki ısıdan faydalanarak karın/buzun eritilmesi için dikey tekli tip toprak ısı değiştiricisi, ısı pompası ve köprü/yer bloklarından oluşmaktadır. Fluent 6.2 yazılımıyla, üç boyutlu Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği (HAD) yazılımı kullanılarak sayısal çalışma ile deneysel çalışma kıyaslanmıştır. Sondaj ünitelerinin çalıştırılması durumunda, her 30 m sondaj derinliği için yer bloğunun ortalama yüzey sıcaklığındaki artış 0.5 ºC olurken, köprü bloğunun ortalama yüzey sıcaklığındaki artış 0.4 ºC olarak elde edilmiştir.Bu tür sistemlerin, ülkemizde büyük kazalara neden olan yollardaki kar/buz oluşumunun önlemesi için kullanılması ve bu tür projelerin hükümetler tarafından desteklenmesi gerekir.Anahtar Kelimeler: Toprak kaynaklı ısı pompası, kar, buz, eritme, Fluent, HAD, köprü, yol, deneysel, sayısal.
Acil servisten yoğun bakım ünitesine yatan COVİD-19 hastalarında PIRO ve CURB-65 skalasının morbidite ve mortalite üzerine belirleyici etkisinin araştırılması
Giriş ve Amaç: Çin'in Wuhan şehrinde 2019 Aralık'da ortaya çıkan ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11 Mart 2020'de küresel düzeyde pandemi ilan edilmiştir. Covid-19 hastalarının yoğun bakım, servis ya da evde takibine yönelik kararın verilebilmesi için mortalite düzeylerinin ve ihtiyaçlarının hızlıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Skorlama sistemlerinin kullanımı, acil servis ve yoğun bakım hekimlerinin hastaları daha etkili ve hızlı değerlendirmelerine yardımcı olabilir. Bu çalışma Covid-19 hastalarında yoğun bakım ihtiyaçları ve mortalite düzeylerinin belirlenmesinde CURB-65 ve PIRO skalalarının kullanılabilirliğini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metod: Çalışmamızın evren ve örneklemi Amasya Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine başvuran ve yoğun bakıma yatış kararı alınan hastalar oluşturmaktadır. Hastane bilgi sistemi üzerinden alınan verilerle CURB-65 ve PIRO skorları belirlenmiştir aynı zamanda kan parametreleri kaydedilmiştir. Elde edilen veriler SPSS Statistics 22 veri programı ile kaydedildi. Sürekli değişkenlerin normalliği Shapiro-Wilk's testi, varyansların homojenliği de Levene testi ile incelendi. İki grup arasında farklılık için, İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik testi kullanıldı. Nitel değişkenler arasındaki ilişki için Ki-Kare testi kullanıldı. Nicel değişkenler aritmetik ortalama ± standart sapma ve nitel değişkenler sayı ve yüzde biçiminde gösterildi. Nicel değişkenler arasındaki ilişki için pearson korelasyon katsayısı kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya 100 hasta dahil edildi. Hastaların %58'i erkek ve %42'si kadındı. Vefat edenlerin %39'u erkek ve %28'i kadındı. Hastaların %67'si yoğun bakımda vefat etmiştir, %33'ü ise yoğun bakımdan servise alınmıştır. Hastaların yaş ortalamaları 68,93 idi. CURB-65 skoru ortalama 2,52, PIRO skoru ortalama 2,79, Glasgow skoru ortalama 12 idi ve yatış günü ortalaması 14,78 bulunmuştur. Hastaların %40'ında ek hastalık yoktu. %5 hastada nörolojik, %6 hastada kanser (CA), %9 hastada ABY+KBY, %5 hastada KKY, %15 hastada HT, %4 hastada Astım-KOAH ve %16'sında DM+HT vardı. Covid-19 hastalarında vefat eden ve servise nakledilen hastalar arasında yaş yönünden istatistiksel olarak anlamlılık saptanmıştır(p<0,001). CURB-65 ve PIRO Skalaları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,001). CURB 65 ve PIRO skoru vefat edenlerde servise nakil edilen hastalardan anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır (p<0,001). Glasgow Koma Skoru vefat edenlerde servise nakil edilen hastalardan anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır (p<0,05). PLT değeri vefat eden hastalarda servise nakil edilen hastalardan anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır (p=0,001). Sonuç: CURB-65 ve PIRO skoru vefat edenlerde servise nakil edilen hastalardan anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır. Tüm gruplar da CURB-65 ve PIRO arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. CURB-65 ve PIRO skalalarının Covid-19 hastalarının yoğun bakım-servis yatış ve taburculuk kararında ve mortalite belirteci olarak etkili olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Covid-19, CURB-65, PIRO
Aort diseksiyonunda hematolojik parametrelerin prediktif değeri
Giriş ve Amaç: Aort diseksiyonu(AD) hayatı tehdit edici durumlar içerisinde en dramatik ve mortal olanıdır. AD'da klinik çok ani ortaya çıkmakta, doğru tanı ve tedavi yapılmadığı taktirde mortal seyretmektedir. Bu çalışmanın amacı AD tanısı almış hastaların hematolojik parametrelerinin retrospektif değerlendirilip, değerlendirme ile parametrelerdeki değişimlerin hekimleri diseksiyon açısından allert olmaya teşvik edip bu tanıya öncelik vermelerine yardımcı olmaktır. Materyal ve Metot: Retrospektif olan bu çalışmaya Tokat Gaziosmanpaşa Üniversite Hastanesi Acil Servis(AS)'ine Temmuz 2011- Temmuz 2021 tarihleri arasında başvurup AD tanılı 80 hasta dahil edildi. Hastane Enlil HBYS sistemi üzerinden hastaların verileri elde edilerek, hasta sosyodemografik veri toplama formuna kaydedilmiştir. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics Version 22 paket programında yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama ± standart sapma, yüzdelik dağılımlar, bağımlı örneklem t testi, ki-kare testi ve ANOVA testi kullanıldı. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya AD tanısı almış 53'ü erkek(%66,3), 27'si kadın(%33,8) toplam 80 hasta dahil edilmiştir. Yaş ortalaması 58,80'dir. Hastaların hematolojik parametrelerinin istatistiksel analizinde HGB (hemoglobin), LEN( lenfosit) ve EO (eozinofil) değerlerinde anlamlı düzeyde düşüş, WBC (lökosit), NEU (nötrofil) ve MONO (monosit) değerlerinde anlamlı düzeyde yükselme tespit edilmiştir (p<0,05). Vakalar en fazla ilkbahar(%31,3) ve yaz(%28,8) mevsimlerinde görülmüştür. Hastaların %28,8'inde ek hastalığın olmadığı, %25'inde HT(hipertansiyon), %10 ASKH(aterosklerotik kalp hastalığı), %1,3'ünde DM(diabetes mellitus) ve %1,3'ünde KOAH(kronik obstrüktif akciğer hastalığı) olduğu saptanmıştır. Hastaların 57'sinde(%71,3) AD akut gelişmiştir. Vakaların 53'ünde(%66,3) komplikasyon gelişmemiş, 10'unda(%12,5) kardiyak arrest gelişmiştir. AD tanılı hastaların 30'u(%37,5) hastaneye yatırılmış, 28'i(%35) taburcu edilmiş, 11'i(%13,8) sevk edilmiş ve 9'u(%11,3) vefat etmiştir. Sonuç: Çalışmamız hematolojik parametrelerdeki prediktif değişimlerin AD lehine rol oynayabileceğini göstermiştir. AS hekimlerinin hastanın acile başvurudaki hemogram parametreleri ile önceki hemogram parametrelerini karşılaştırarak AD tanısına öncelik verip vermeyeceklerine yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, aort diseksiyonu, hematolojik parametreler
112 sağlık hizmetleri ambulans nakil vakalarının retrospektif analizi
Giriş ve Amaç: Bu çalışma 25/02/2022-15/08/2022 tarihleri arasında 112 ile Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesine getirilen ve TOGÜ' den başka hastaneye sevk olan hastaların başvuru nedenlerini araştırmak için yapılmıştır. Bu çalışmada hangi tanıyla hastaların nakli, ambulansta neler yapıldığı, konulan ön tanı ile hastane tanılarının tutarlılığı, hastanede bekleme süreleri ve sevk nedenleri göz önüne alınmıştır. Bu çalışma, 112 KKM ambulanslarının yanlış kullanımını belirlemek ve eksikliklerin giderilmesi için ışık tutması amacıyla planlanmıştır. Materyal ve Metod: Retrospektif olarak dizayn edilen bu çalışma Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi Acil Servis sarı alandan (ENLİL HBYS sistemi ve hasta dosyaları) ve 112 Komuta Kontrol Merkezi (KKM) kayıtlarından elde edilen veri kayıtları ile gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics Version 22 paket programında yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama ± standart sapma, yüzdelik dağılımlar, bağımlı örneklem t testi, ki-kare testi kullanılmış olup. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Değerlendirmeye alınan 652 hastanın % 50'si erkek ve %50'si kadındı, %33'ü 65 yaş ve üzeriydi. Vakaların başvuru saatleri dikkate alındığında, en çok başvuru %47,2 ile saat 8-16 saatleri arasındaydı. KKM tarafından vakalar ortalama 1-2 dk içerinde ambulans ekiplerine bildirdikleri, ambulans ekiplerinin bu vakalara bulundukları istasyondan ortalama 61-90 sn'de (%40,3) çıktıkları ve ambulans personelinin ortalama 0-10 dk (%57,2) içerisinde vakalara ulaştıkları belirlendi. Vakaların çoğunun (%35,4) evden alındığı saptandı. 112 KKM ambulansta konulan ön tanılara bakıldığında; en çok %22,3 nörolojik hasta grubu, % 22.1 travma hastaları, %17,3 kardiyak hastalar olduğu gözlemlendi. Hastane tanılarına bakınca; en çok %20,9 travma hastaları, %20,1 kardiyak hastalar, % 18,7 nörolojik hasta grubu olduğu gözlemlendi. 1. basamak sağlık kuruluşunda hastaların acilde kalış sürelerine bakıldığında; 0-1 saat kalan hasta sayısı 2 (%4,5), 1-2 saat kalan hasta sayısı 11 (%25), 2-3 saat kalan hasta sayısı 12 (%27,3), 3 saatten daha fazla kalan hasta sayısı 29 (%65,9) idi. 2. basamak sağlık kuruluşunda meydana gelen vakalardaki hastaların acilde kalış sürelerine bakıldığında; 1-2 saat kalan hasta sayısının 9 (%4,2), 2-3 saat kalan hasta sayısının 9 (%4,2), 3 saatten daha fazla acilde kalan hasta sayısının ise 198 (%91,7) olduğu gözlemlendi. En sık yoğun bakım ihtiyacı nedeniyle TOGÜ acil servisten hastaların sevk edildiği gözlendi. Hastaların %48,2'sinin acil serviste en az 3 saat kaldığı ve %48,5'inin ise ayaktan taburcu edildiği gözlemlendi. Sonuç: Çalışma sonuçlarına göre, yaşlı nüfusun artması ile orantılı olarak ambulans hizmetlerinden daha fazla yararlandığı belirlendi. Bu nedenle 112 ambulans ekiplerinin travmalardan daha çok medikal hastalara hizmet verdiği saptandı. 3. Basamak acil servise getirilen vakaların çoğunun rahatlıkla ayaktan başvurabilecek ve ambulans hizmeti gerektirmeyecek hastalar olduğu gözlendi. Bu sebepten ambulans personeline telekonferans doktor bağlantısı ile olay yerinde müdahale ve nakil uygunluğu belirlemede yetki verilmesi veya doktorlu ambulansların sayısının arttırılması, 112 ve hastane personelinin iş yükünü azaltacağı düşünülmektedir.
Acil servise başvuran intoksikasyon vakalarının retrospektif değerlendirilmesi
Amaç: İntoksikasyon vakaları, acil servislerde sıkça karşılaşılan acil tıbbi durumlar arasındadır ve halk sağlığını tehdit eden önemli bir sorun oluşturmaktadır. Bu çalışma Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Acil Servis'e başvuran intoksikasyon vakalarının incelenip hangi nedenlerle, ne sıklıkla gerçekleştiğinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Metot: Retrospektif olan bu çalışmaya 01.08.2011- 01.08.2022 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Üniversitesi Acil Servisine başvuran ve Acil Servis I. Basamak Yoğun bakımda tedavi gören intoksikasyon vakaları dahil edilmiştir. Hastane Enlil HBYS sistemi üzerinden hastaların verilerine ulaşılmıştır, hasta sosyodemografik veri toplama formuna kaydedilmiştir. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics Version 22 paket programında yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama ± standart sapma, yüzdelik dağılımlar, bağımlı örneklem t testi, ki-kare testi ve ANOVA testi kullanıldı. p <0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir Bulgular: Çalışmamıza alınan vakaların sayısı 169, bu vakaların 94'ü (%55,6) kadın, 75'i (%44,4) erkek, vakaların maksimum yaşı 85 minimum yaşı 12, yaş ortalaması 34,33 dür. Kadınlarda intoksikasyon vakalarının fazla olması risk grubu olduğunu göstermektedir. Vakaların aylara göre dağılımı incelendiğinde haziran ve kasım ayı %13,6 ile en fazla intoksikasyon vakası görülen aylar olmuştur, en az intoksikasyon vakası görülen ay ise %3,6 ile eylül ayı olduğu görülmüştür. Eski psikiyatri tanısı toplam puan ortalaması ile intoksikasyonda kullanılan ilaç kategorilerinin dağılım oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. (p<0,05) Eski psikiyatri tanısı toplam puan ortalaması ile intoksikasyona sebep olan etken kategorilerinin dağılım oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. (p<0,05) Yatış ayı toplam puan ortalaması ile intoksikasyon sebep olan etken kategorilerinin dağılım oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. (p<0,05) Sonuçlar incelendiğinde, tedavi red veren 17 hasta (%10,1), yatış yapılan 11 hasta (%6,5), yoğun bakım yatışı olan 126 hasta (%74,6), sevk olan 4 hasta (%2,4) ve acilde takip edilip yatış yapılmadan taburcu olan 11 hasta (%6,5) olduğu görülmüştür. Sonuç: İntoksikasyon vakalarının demografik dağılımının genç yetişkinler arasında yüksek olması, genç nüfusun bu tür risklere daha fazla maruz kaldığını göstermektedir. Ayrıca intoksikasyon yönetimi multidisipliner bir yaklaşım gerektiğinden bu konuda diğer branşların da farkındalıklarının artırılması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, İntoksikasyon
Acil servis çalışanlarında tükenmişlik düzeylerinin iş doyumu üzerindeki etkisi
Günümüzde sağlık hizmetleri, toplumların refahı ve yaşam kalitesi için vazgeçilmez bir rol oynamaktadır. Sağlık profesyonelleri, hastaların yaşamını kurtarmak, iyileştirmek ve sürdürmek gibi kritik görevleri üstlenerek toplum sağlığının korunmasına katkıda bulunmaktadırlar. İş doyumu, bir bireyin işini ne kadar tatmin edici bulduğunu ve işini yaparken duygusal olarak ne kadar memnun olduğunu ifade eden bir kavramdır. Ancak, acil servis çalışanları gibi yüksek stres altındaki sağlık personeli için iş doyumu, işteki stres faktörleri ve tükenmişlik düzeyleri tarafından etkilenebilir. Bu çalışmanın temel amacı, acil servis çalışanlarının tükenmişlik düzeylerinin iş doyumları üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmaya 2016 ve 2023 yıllarında Tokat ili merkez ve ilçelerde görev yapan 183 acil servis çalışanı dahil edilmiştir. Katılımcıların demografik verileri toplanmış, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Minnesota İş Doyumu Ölçeğini tamamlamaları istenmiştir. İstatistiksel analizler SPSS 22 programında yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, medyan, minimum ve maksimum gibi ölçümler, bağımsız örneklem t testi, ANOVA esti, Tukey, LSD ve Tamhane's T2 post-hoc testleri kullanılmıştır. Çalışmamızda tüm istatistiksel analizler için kabul edilen anlamlılık düzeyi (Alpha) 0.05 olarak belirlenmiştir. Araştırmaya 92'si erkek, 91'i kadınların oluşturduğu 183 acil servis çalışanı dahil edilmiştir. Araştırmaya katılanların yaş dağılımına bakıldığında; 44'ü 18-25 yaş, 86'si 26-35 yaş aralığında ve 53'ü 36 yaş ve üzerinde olduğu görülmüştür. Yaş, cinsiyet, medeni durum, gelir durumu gibi birçok parametrenin tükenmişlik ve iş doyumu üzerine istatistiksel olarak etkili olduğu saptanmıştır. Mesleğini severek yapmayan acil servis çalışanlarının tükenmişlik düzeyleri daha fazlayken iş doyumları da daha az olarak saptanmıştır. İstatistiksel analiz, tükenmişlik ile iş tatmini arasında negatif bir korelasyon olduğunu ortaya koymuştur. Tükenmişlik düzeyleri, sağlık sektöründe çalışanlar için ciddi bir endişe kaynağıdır ve bu çalışma, acil servis çalışanlarının bu zorlu çalışma ortamında ne kadar etkilendiğini anlamamıza yardımcı olmuştur. Bu tür araştırmalar, acil servisteki sağlık çalışanlarının çalışma ortamını iyileştirebilir ve onlara daha iyi destek sağlanmasına yardımcı olabilir. Çalışmamızın acil servis çalışanlarının sağlık sektöründeki rolünün daha iyi anlaşılması ve gelecekteki çalışmaların yönlendirilmesi için önemli bir temel oluşturacağı kanaatindeyiz.
İskemik inme tanısı alan hastalarda D dimer laktat ve hemogram parametrelerinin tanı ve mortalite üzerine etkisi
Giriş ve Amaç: İnme, Dünya Sağlık Örgütüne göre; vasküler nedenler dışında bir nedene bağlı olmayan, fokal veya global serebral bozukluğa yol açan, 24 saat veya daha uzun sürebilen ve ölümle sonuçlanabilen klinik bir durumdur. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre iskemik inme, iskemik kalp hastalıklarından sonra en ölümcül 2. hastalıktır. Akut iskemik inme tedavisindeki birinci hedef perfüzyonun tekrar sağlanmasıdır. Böylece hem rekürrens engellenir hem de mortalite ve morbidite azaltılmaya çalışılır. İnmede reperfüzyonun sağlanması için erken tanı çok önemlidir. Yaptığımız çalışmanın amacı; acil servisimize akut iskemik inme ile başvuran hastaların başvuru esnasında ölçülen D-dimer, laktat, WBC/MPV, PLT/LENFO, NEU/LENFO, EO, BAZ, MON, PDW, MPV değerlerinin bu hastalar için erken tanıda ve mortaliyi öngermede öneme sahip olup olmadığını araştırmaktır. Materyal ve Metod: Çalışmanın örneklemini TOGÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisi'ne 01 Temmuz 2024-20 Mart 2025 tarihleri arasında başvuran ve iskemik inme tanısını alan hastalar (100 hasta) ile, 01 Temmuz 2024-20 Mart 2025 tarihlerinde iskemik inme ön tanısı ile başvuran ve görüntüleme alınıp iskemik inmenin dışlandığı kontrol grubu hastaları (100 hasta) oluşturmuştur. Toplam vaka sayısı 200'dür. Veriler elde edilirken, çalışma gruplarının genel özellikleri ile ilgili bilgi vermek amacı ile tanımlamak için analiz oluşturulmuştur. Devamlı değişkenlerle ilgili veriler ortalama±standart sapma olarak; kategorik değişkenlere ilişkin verilerdeyse n (%) şeklinde verilmektedir. Nicel değişken yönünden grupların arasındaki ortalamaları karşılaştırırken normal dağılan veri amacıyla İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik testi ve Tek Yönlü Varyans Analizinden normal olmayan veri için ise Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis'den faydalanılmıştır. Nitel değişkenler arasındaki ilişkinin varlığı veya yokluğunu değerlendirmek amacıyla ise çapraz tablolardan ve ki-kare testinden yararlanılmışdır. İnme üzerinde D-dimer ve Laktat değişkenlerini değerlendirmek için ROC analizi yapıldı. p değerleri 0.05'den daha az olarak hesaplandığında istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Yapılan bu analizlerde mevcut istatistik yazılımı kullanılmıştır (SPSS 22.0 Chicago, IL, USA). v Bulgular: Hastaların %50' si iskemik inme tanılı, %50'si normal idi. %55,5' ü kadın, %44,5 erkekti. Toplam hastaların yaş ortalaması 67,02 iken erkeklerde 66,04 kadınlarda 68,24'dü. Hastalar kıyaslandığında D-dimer ve laktat değerlerinde anlamlı fark saptandı (p<0,05). Sonuçlar: Çalışmamızda iskemik inmeli hastaların %54' ünün erkek %46' sının kadın olduğu görüldü. Çalışmamızda iskemik inme tanısı konulan hastalarda risk faktörleri arasında en sık hipertansiyon görüldü. İnme nedeni ile başvuruların en çok sonbahar ve kış aylarında olduğu görüldü. Başvuruların en sık saat 12:01 ile 18:00 arasında olduğu görüldü. Hastalarda başvuruların en sık saat 12:01 ile 18:00 arasında olduğu görüldü. Hastalarda iskemik inme bölgesinin en az ponsda olduğu görüldü. Acil servise iskemik inme nedenli başvurular arasında ölüm oranının %27 olduğu görüldü. Acil servise iskemik inme nedenli başvuraların kontrol ve hasta grupları karşılaştırıldığında, hasta grubunun D-dimer ortalamasının 1[0,5-2,04] olduğu tespit edildi. Hastalarda D-dimer değerinin, exitus olan iskemik inme hastalarında, sağlıklılara ve sekel kalan hasta grubuyla kıyaslandığında daha yüksek olduğu tespit edildi. Yapılan ROC analizi sonucunda D-dimer değeri 0,70 ve üzeri en iyi kesim noktası olarak belirlenmiş olup üstü iskemik inme riski için anlamlı olduğu tespit edildi. Başvurularda laktat değerlerine bakıldığında, kontrol ve hasta grupları karşılaştırıldığında, hasta grubunun laktat ortalamasının 2,01±0,95 olduğu tespit edildi. Başvurularda laktat değerlerine bakıldığında, exitus olan iskemik inme hastalarında, sağlıklılara ve sekel kalan hastalar ile kıyaslandığın daha yüksek olduğu tespit edildi. Yapılan ROC Analizi sonucunda laktat değeri 1,035 ve üzeri en iyi kesim noktası olarak belirlenmiş olup üstü iskemik inme riski için anlamlı olduğu tespit edildi. İnme nedenli başvuruların monosit değerlerinde cinsiyete göre anlamlı farklılık görülmüş olup; monosit değerinin erkeklerde kadınlara oranla daha yüksek olduğu tespit edildi. Başvurularda lökosit değerlerinde eksitus olanlarda lökosit değeri 11,6±6,7 olarak saptanmış olup diğer gruplardan anlamlı yüksek olduğu tespit edildi. Başvurularda nötrofil değerinin exitus olan iskemik inme hastalarında, sağlıklılara ve sekel kalan hastalara göre daha yüksek olduğu tespit edildi. Başvurularda MPV değerinin sekel kalan iskemik inme hastalarında, sağlıklılara göre kıyaslandığında daha yüksek olduğu tespit edildi. vi Anahtar kelimeler: iskemik inme, D-dimer, laktat, hemogram parametreleri, karşılaştırma.
Acil servis sağlık çalışanlarının yanıklı hasta yönetimine ilişkin bilgi düzeyleri
Giriş ve Amaç: Yanık travmaları morbidite ve mortalitesi oldukça yüksek, acil müdahale gerektiren durumlardır. Yanık travmalı hastalara ilk 24 saat içindeki yapılan müdahaleler hastaların prognozunu önemli oranda etkiler. Bu çalışma acil servis sağlık çalışanlarının yanık travmalı hasta yönetimine ilişkin bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Metaryal ve Metot: Tanımlayıcı tipte olan bu çalışma Tokat Gaziosmanpaşa Üniversite Hastanesi Acil servisine 31 Mart 2024 – 31 Ağustos 2024 tarihleri arasında gönüllü olarak çalışmaya katılan 117 sağlık çalışanı dahil edildi. Veriler sosyodemografik veri formu kullanılarak toplandı. Veriler IBM SPSS 22 İstatistik (IBM SPSS, Türkiye) yazılımı kullanılarak analiz edildi. Veriler tanımlayıcı istatistiksel yöntemler (minimum, maksimum, ortalama, standart sapma, ortanca, frekans) kullanılarak analiz edildi. Bağımsız örneklerin değerlendirilmesi için Student's t testi kullanıldı. P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya toplam 117 sağlık çalışanı 57 erkek (%48,7) ve 60 kadın (%55,6) olmak üzere, doktor 55 (%47,0), hemşire 43 (%36,8), paramedik 19 (%16,2) dahil edilmiştir. Araştırmaya katılanlarda alınan puan ortalamasının 66,75 olduğu en düşük puanın 30 olduğu en yüksek puanın 85 olduğu saptandı. Yanıklı hastada ilk müdahale hususunda kendini yeterli hisseden 61 (%52,1) kişi, hissetmeyen 56 (%47,9) kişi olduğu tespit edilmiştir. Meslekte çalışma yılı 6 ay-1yıl (70,44±15,29) olanlarla 2-5 yıl (71,43±11,62) olanların 6 yıl ve üzeri (62,58±18,52) çalışma yılı olanlara göre daha başarılı olduğu saptandı (p<0,05). Doktorların (75,18±10,71) puan ortlamasının diğer hemşire (58,49±15,91) ve paramediklere (61,05±11,85) göre daha yüksek olduğu saptandı(p<0,05). Sonuç: Acil serviste görev yapan sağlık çalışanlarının yanık vakalarına ilişkin bilgi düzeyinin düşük olduğu saptandı. Acil servis gibi özellikli bir alanda çalışan sağlık çalışanlarının, yanıkta hasta yönetimine ilişkin bilgilerini güncel tutmalarının gerekli olduğu, kendilerini geliştirmeye yönelik yanıkla ilgili faaliyetlere katılmaları ve çalıştığı kurumlarda da yanıklı hasta yönetimine ilişkin eğitimleri düzenli aralıklarla tekrarlamaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yanık, Acil Servis, Bilgi Düzeyi, Tedavi Yaklaşımı
Acil servise göğüs ağrısı ile gelen hastalarda NT-proBNP'nin miyokard infarktüsünü öngörmede prediktif değeri
Akut koroner sendrom (AKS) dünya çapında önde gelen mortalite nedenidir ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)'nün tahminine göre her yıl 17,9 milyon can kaybına sebep olmaktadır ve bu ölümlerin üçte biri 70 yaşın altındaki bireylerde erken yaşta meydana gelmektedir. AKS hastane yönetimi, zamanın kritik olduğu bir acil kardiyovasküler süreçtir ve multidisipliner, protokole dayalı bir yaklaşım gerektirir. Hastane süreci, erken tanı, hemodinamik stabilizasyon, uygun reperfüzyon stratejisinin seçimi ve komplikasyonların önlenmesi üzerine yapılandırılmıştır. AKS tanısında klinik, laboratuvar ve elektrokardiyografi (EKG) temel taşları oluşturur. Laboratuvar değerleri olarak kreatin kinaz ve troponin çok yaygın kullanılmaktadır. Bu araştırma Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Acil Servisi'ne göğüs ağrısı ile başvuran hastaların NT-proBNP'nin miyokard infarktüsünü öngörmede prediktif değerini araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma tanımlayıcı retrospektif tipte bir çalışma olarak planlanmıştır. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Acil Servisine 01.01.2019- 01.01.2024 tarihleri arasında göğüs ağrısı ile başvuran ile başvuran vakalar arasından hasta ve kontrol grubu olmak üzere iki ayrı grup seçilmiştir. Akut miyokard infarktüsü (AMI) tanısı alan kardiyak enzimler ve NT-proBNP çalışılmış vakalar hasta grubu olarak, göğüs ağrısı ile gelen kardiyak enzimler ve NT-proBNP çalışılmış sağlıklı bireyler ise kontrol grubu olarak seçilmiştir. Takip edilen olgular retrospektif olarak incelenmiştir. Troponin değeri 100 ve üzeri olan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma gruplarının genel özellikleri hakkında bilgi vermek amacı ile tanımlayıcı analizler yapılmıştır. Sürekli değişkenlere ait veriler ortalama±standart sapma şeklinde; kategorik değişkenlere ilişkin veriler ise n (%) şeklinde verilmektedir. Normal dağılan nicel değişkenlerin gruplar arasındaki ortalamalarını karşılaştırırken İki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi ve tek yönlü varyans analizinden yararlanılmaktadır. Normal dağılmayan nicel değişkenlerin gruplar arasındaki dağılımlarını karşılaştırırken Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testinden yararlanılmaktadır. Nitel değişkenler arasındaki ilişki olup olmadığını değerlendirmek için çapraz tablolardan ve pearson ki-kare testinden yararlanılmaktadır. Nicel değişkenler arasındaki korelasyon için Spearman korelasyon katsayısı kullanıldı. p değerleri 0.05'den küçük hesaplandığında istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Hesaplamalarda hazır istatistik yazılımı (SPSS 22.0 Chicago, IL, USA) kullanılmıştır. Sosyodemografik veriler (yaş, cinsiyet vb.), ICD 10 tanıları, kardiyak enzimler (kütle CK MB, troponin vb.), NT-proBNP, kan parametreleri (Hgb, Plt, MPV, N/L, Plt/L oranları vb.) analiz edilmiştir. Çalışmamıza; AKS tanısı ile başvuran ve anjiyo raporları ile koroner patolojisi doğrulanan toplam 405 hasta dahil edilmiştir. Vakalar %63 (255) erkek, %37 (150) kadın hastadan oluşmaktaydı. NT-proBNP değerleri karşılaştırıldığında RCA ve CX 'e göre RCA+CX lezyonu olanlarda anlamlı yüksek saptandı (p < 0.05). NT-proBNP değerleri kadınlarda 5176 (1494-13678), erkeklere 2505 (569,8-11064) göre daha yüksek saptanmıştır (p < 0.05). NT-proBNP ile troponin arasında pozitif ilişki vardır ve istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,001). Çalışmamızda inmeli hastaların %63' ünün erkek %37' sinin kadın olduğu görüldü. Çalışmamızda AKS tanısı konulan hastalarda risk faktörleri arasında en sık hipertansiyon görüldü. Çalışmaya dahil edilen AKS tanılı 405 hastadan, %19,5 (79) hastada herhangi bir koroner arter patolojisi saptanmamıştır. Tek damar patolojileri içerisinde en fazla %23,5 (95) ile LAD lezyonu görülürken en az CX %13,6 (55) lezyonu görülmüştür. RCA+CX tıkanıklığı %10,9 (44) olarak saptanırken, çoklu damar tıkanıklığı olan hastaların oranı %18,0 (73) olarak saptanmıştır. Toplam hastaların %1,5'inde herhangi bir ek hastalık saptanmamıştır. Tek başına hipertansiyon (HT) %7,7, koroner arter hastalığı (KAH) %16,3 saptanırken, HT+KAH %25,9, HT+DM (diyabetüs mellitüs) %9,1, HT+DM+KAH %13,8 ve diğerleri ise %25,7 olarak saptanmıştır. NT-proBNP değerleri karşılaştırıldığında RCA ve CX 'e göre RCA+CX lezyonu olanlarda anlamlı yüksek saptandı. AK'de kreatinin değerleri LAD lezyonu olanlarda RCA tıkanıklığı olanlara göre daha yüksek saptandı. CK- MB kütle 'ye bakıldığında lezyonu olamayanlarda RCA ve birden çok damar tıkanıklığı olanlara göre daha düşük saptandı. CRP / LYM oranına bakıldığında koroner lezyon saptanmayanlarla, LAD, RCA ve CX lezyonu olanlara göre oran daha yüksek saptandı. Troponin / Kreatinin oranına bakıldığında RCA+CX lezyonu olanlarda, birden fazla damar tıkanıklığı olanlara göre daha yüksek saptandı. CRP'ye bakıldığında lezyon saptanmayanlarda LAD, RCA ve CX tıkanıklığı olanlara göre yüksek saptandı. NT-proBNP değerleri kadınlarda 5176 (1494-13678), erkeklere 2505 (569,8-11064) göre daha yüksek saptanmıştır. NT-proBNP ile troponin, yaş, MPV, PDW, P-LCR, RDW –SD, kalsiyum, nötrofil, kreatinin, CK –MB kütle, NE / LYM, PLT / LYM, CRP / LYM, TROP / KREA, WBC, eozinofil ve bazofil arasında ilişki saptanmıştır.
Pandemi ve pandemi dışı birimlerdeki sağlık çalışanlarında COVİD-19'un psikolojik etkileri
Giriş ve Amaç: Aralık 2019'da Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan Covid-19, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11 Mart 2020' de küresel pandemi ilan edilmiştir. Pandemi servislerinde uzun nöbetler, artan temas riski, yakınlarına bulaştırma korkusu ve salgının mortalitesinin yüksek olması, sağlık çalışanlarında stresi artırmış, fiziksel ve psikolojik sorunların oluşmasına neden olmuştur. Bu çalışmada, sağlık çalışanlarında Covid-19'un psikolojik etkilerini değerlendirmek amaçlandı. Materyal ve Metod: Çalışmanın evren ve örneklemini Sivas Numune Hastanesi'nde 55 pandemi dışı ve 55 pandemi servisinde çalışan gönüllü katılımcılar oluşturmuştur. Gönüllülere Koronavirüs Anksiyete Testi (CAS), Uykusuzluk Şiddet İndeksi ve Hasta Sağlığı Anketi-9 (PHQ-9) uygulanmıştır. Veriler SPSS-22 programı kullanılarak kaydedilmiştir. İstatistiksel yöntem olarak İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik testi ya da Tek Yönlü Varyans Analizinden ve Pearsonki-kare testlerinden faydalanıldı. Bulgular: Katılımcıların %49,1'i evli, %50,9'u bekardı. %40 katılımcı çocuk sahibi iken %60 katılımcı değildi. Katılımcıların %6,4'ü lise, %67,3 üniversite, %11,8 yüksek lisans mezunuydu. Çalışma süresi; 0-4 yıl %48,2, 5-9 yıl %21,8, 10 yıl ve üzerinde %30'du. CAS ölçeğinden 0-8 puan %93,6 ve 9 ve üzeri %6,4'tü. Uykusuzluk Şiddeti İndeksi değerlendirildiğinde 0-7 puan %52,7, 8-14 puan %32,7, 15-21 puan %9,1, 22-28 puan %5,5'ti. Sağlık Anketinde; 0-4 puan %30,9, 5-9 puan %31,8, 10-14 puan %18,2, 15-19 puan %7,3, 20-27 puan ise %11,8'di Sonuçlar: Pandemi servisinlerinde çalışanların %85,7'sinde, pandemi dışı servislerde %14,3'ünde şiddetli depresyon saptandı. CAS ölçeği yüksek olanların uyku problemleri fazlaydı. Uykusuzluk Şiddet İndeksi yüksek olanların hepsi pandemi servisi çalışanlarıydı. PHQ-9'da orta derece ve şiddetli depresyona sahip olanların çoğunluğunun pandemi servisinde çalıştığı saptandı. Pandemideki sağlık çalışanları psikolojik olarak desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Pandemi, Sağlık Çalışanları, Covid-19, Depresyon, Uykusuzluk, Anksiyete