Theses supervised by Doç. Dr. Metin Uçar

15 theses · Hitit University, Kastamonu University

Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği liderlerinin yeni göçmen dalgası politikalarının söylem analizi: Almanya, İngiltere ve Fransa örnekleri

Küreselleşmenin etkisiyle günümüzde Avrupa Birliği gibi ulus üstü siyasi birlikler olarak tanımlanabilecek yapıların ulus devletlerin ürettiği politikaların önüne geçtiği, bir ideal ve amaç uğruna bir araya gelerek politikalar ürettiği görülmektedir. Avrupa Birliği'nin temel değerleri olarak görülebilecek olan "Avrupa Vatandaşlığı" ve "serbest dolaşım hakkı" ulus üstü birliklerin ortaya koyduğu politikaların en etkin örneklerindendir. Bu noktada bu üretilen politikaların ortak ideal çerçevesinde olumlu iklim içinde karşılıklı çıkarlar dahilinde ortaya konulduğu unutulmamalıdır. "Avrupa Vatandaşlığı", "Avrupa İdeali", "serbest dolaşım hakkı", "özgürlük" ve "çok kültürlülük" gibi Avrupa Birliği'nin şiddetle desteklediği olguların Birlik üyesi devletlerin çıkarlarıyla çeliştiği noktada ne tür değişim ve dönüşümlere uğrayacağı önemlidir. Kökeni 1950'lere dayanan Avrupa Birliği, Avro ortak para bölgesi ve serbest dolaşım hakkı gibi ortak politikalar üretse de 1990'larda Avrupa'nın ortasındaki Sırp-Boşnak Savaşı'nda ortak bir dış politika ve güvenlik politikası ortaya koyamamıştır. Bu sürecin hemen ardından dağılan Sovyetler Birliği ülkelerinden ve Orta Doğu'daki istikrarsızlıklardan kaçanlar için Avrupa Birliği'nin Batı kanadı cazibe merkezi olmuştur. Bu nedenle Avrupa Birliği göç konusunda ortak politikalar üretme çabası içerisine girmiştir. Bu noktada göç olgusu Birlik üyesi devletlerin ulusal çıkarlarıyla çelişmeye başlamıştır. Özellikle Avrupa Birliği'nin Yunanistan, Bulgaristan ve İtalya gibi doğu ve güney sınırları üzerinden Birliğe giren göçmenlerin oluşturduğu kargaşa ortamı Birlik içerisinde görüş ayrılıklarına neden olmuştur. Suriye Savaşı'nın ortaya çıkardığı göç dalgasının Avrupa Birliği sınırlarına dayanmasıyla birlikte Avrupa Birliği'ne liderlik eden Almanya, Fransa ve İngiltere'nin iç ve dış politika söylemleri hatta Birliğin öncelik verdiği özgürlük ve çok kültürlü politikalara dair söylemler değişmeye başlamıştır. Liderlerin söylemlerindeki değişiklikler Avrupa Birliği'nin göçmenlere karşı geliştirdiği politikalarda ve hukuksal düzenlemelerde de değişikliklere neden olmuştur. Bu çalışmada Avrupa Birliği'ne yön veren Almanya, Fransa ve İngiltere liderlerinin Suriye Savaşı'nın sonucunda ortaya çıkan göç dalgasına dair 2015-2016-2017 yıllarına ait söylemlerinin analizleri Reuters'in resmi internet sitesinde yayınladığı haberlerin yorumlanması ile yapılmıştır. Liderlerin söylemleri temelde söylem analizi tekniğiyle incelenmiştir. Aynı zamanda içerik çözümlemesi tekniğinden de faydalanılmıştır.

Avrupa BirliğiAvrupa ParlamentosuEleştirel söylem çözümlemesi+7
Abdulhalik Kürşat Arık
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kafkasya'da ve diasporada Çerkes kimliği algısı

Günümüzde Çerkes nüfusunun büyük bir bölümü yaşanan savaşlar ve sürgünler neticesinde, yaklaşık iki yüz yıldır anavatanları Kuzey Kafkasya'dan farklı coğrafyalarda diasporik bir halk olarak yaşamaktadır. Diasporada farklı siyasi yönetimler altında yaşayan Çerkeslerin kimlik algıları da bulundukları ülkelere ve zamana göre değişebilmektedir. Özellikle en çok Çerkes nüfusunun yaşadığı Türkiye'de, diğer Kafkas halklarıyla iç içe yaşamaları Çerkes kimliği algısında önemli farklılıklar göstermesine neden olmuştur. Buna ek olarak Cumhuriyet sonrası ulus kimlik inşası süreci de uzun bir dönem etnik kimliklerin ifadesini olanaksız kılmıştır. Küreselleşmenin etkisiyle iletişimin ve ulaşımın yaygınlaşması farklı coğrafyalarda yaşayan Çerkesleri bir araya getirmiş ve 2000'li yıllardan sonra Çerkes kimliği konusunda farklı tartışmaları gün yüzüne çıkarmıştır. Yaşanan "Çerkes kimdir?" tartışmaları Kafkas sivil toplum örgütlerinin gündemine de girmiş, dernek ve vakıfların ayrışmasına ve isim değişikliğine kadar gitmiştir. Tezimizde Osmanlı Devleti'nden günümüze Çerkes kimliğinde yaşanan değişiklikler ele alınmış ve günümüzle karşılaştırılmıştır. Ayrıca Çerkeslerin anavatanı olan Kuzey Kafkasya'da ki Çerkes kimliği ile diasporada algılanan Çerkes kimliği karşılaştırılmıştır. Kafkasya'da ve diasporada yaşayan Kafkas toplumunda Çerkes kimliği algısı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu konular araştırılırken nitel araştırma tekniklerinden derinlemesine görüşme tekniği kullanılmış, ayrıca yazılı basın, sivil toplum örgütleri ve sosyal medya hesapları üzerinden inceleme yapılarak tarihsel süreçte ki Çerkes kimliği algısı tespit edilmeye çalışılmış, Çerkes diasporasının en güncel tartışması olan "Çerkes Kimdir?" tartışmalarına cevaplar aranmıştır. Çerkes nüfusunun büyük bir bölümü Türkiye'de yaşadığı için çalışma alanımızın büyük bir bölümü Türkiye'yi kapsamasına karşın Kafkasya ve değişik ülkelerde yaşayan Kafkas kökenli insanlar da çalışma kapsamına alınmıştır. Yapılan araştırmaların sonucunda kimlik algısının kesin çizgilerle çizilmiş bir tarifi olmadığı, zamana, kişiye, siyasi yönetimlere, sosyolojik olaylara göre farklılık gösterebildiği tespit edilmiştir. Tarihi açıdan Çerkeslerin etnik olarak kim olduğu net olsa da, kimlik algısına göre kişiler kendilerini farklı kimliklerde görebilmektedir. Anahtar Kavramlar: Çerkes, diaspora, kimlik, Kafkasya

DiasporaKafkasyaKimlik+2
Mehmet Bingöl
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyo-politik açıdan hemşehri dayanışması: İstanbul'daki Reşadiyeliler örneği

Türkiye'de sanayileşmenin artmasıyla birlikte kırsal alanlardan kentlere yoğun göçler yaşanmıştır. Bu da plansız ve yetersiz kentleşmeyi doğurmuştur. Yoğun göçler sonucunda kentler, artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmışlardır. Kentleşmenin yetersizliği, göçmenler açısından iş bulma, barınma, sağlık, eğitim vb. durumlar açısından çeşitli sorunlar oluşturmuştur. Göçmenler karşılaştıkları bu sorunları çözmek ve kent kimliğine uyum sağlamak amacıyla çeşitli çözüm yolları aramaya başlamışlardır. Bu çözüm yolları formel ya da enformel ilişki ağları olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın konusunu oluşturan hemşerilik de tam da bu dönemlerde önem kazanmış formel olmayan ilişki biçimlerinden biridir. Göç sonrası bir araya gelen gruplar hemşehrilik vasıtasıyla birbirleri arasında sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı canlı tutmaktadırlar. Bu ilişki kente uyum sağlamada oldukça yardımcı olduğu için güncelliğini korumaktadır. Hemşehrilik ilişkilerinin kurulmasıyla sağlanan yardımlaşma ve dayanışma örüntüleri, göçmenlerin kentlerde karşılaştıkları kente uyum sorunlarının giderilmesi hususunda etkili bir faktör olmuştur. Bu faktör ilk başlarda memleketlerinden göç eden bireylerin kente uyumlarını sağladıktan sonra etkisini yitirecek bir tampon mekanizma olarak görülmüştür. Fakat günümüze bakıldığında hemşehrilik olgusunun etkisini yitirmek bir yana, daha da gelişip güçlenerek kent siyasetinde dahi etkili bir güç haline geldiği görülmektedir. Bu tez; bir taraftan hemşehrilik ile ilgili ulusal ve yabancı çalışmaları ele almakta böylece hemşehrilik ile ilgili teorik tartışmalara girmekte ve kavramsal çerçeveyi ortaya çıkarmakta, diğer taraftan da derinlemesine görüşme tekniği ile bir alan araştırması yaparak teori ve alanın örtüşüp örtüşmediğini anlamaya çalışmaktadır. Yabancı literatürde "hemşehri" benzeri kavramların da irdelendiği teorik çerçevede kullanılan yöntemin kapsayıcılığı ile ilk defa Reşadiyeliler bağlamı ile konunun değerlendirilmesinden dolayı da alan araştırmasının özgünlüğü söz konusudur. Her iki açıdan da literatüre bir katkı sunulduğu düşünülmektedir. Anahtar Kavramlar: göç, kentleşme, kentlileşme, hemşehri, hemşehri dernekleri

GöçlerHemşehrilikHemşehrilik dernekleri+6
Alperen Şahin
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel kadın imgesinden kamusal alan tecrübelerine başörtülü kadın

Bu tez Türk modernleşme hareketinin tartışmalı görünümlerinden biri olan "başörtülü kadın"ın kamusal alana katılma sürecini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın bu amacı doğrultusunda ilk modernleşme hareketlerinin başladığı Osmanlı son döneminden 2000'li yıllara kadar geçen sürede yaşanılanlar dönemlere ayrılarak incelenmiştir. İncelemeler sonucunda görülmüştür ki başörtülü kadınların kamusal alanda var olma talepleri yalnızca laik bloğa karşı olmamış dindar hatta İslamcı erkeklere karşı da olmuştur. Bu konuda pek çok tartışma ve çatışma yaşanmıştır. Laik blokmodern toplum yapısını tehdit ettiği gerekçesiyle başörtülü kadını kamusal alanın dışında tutmak istemiştir. Dindar erkekler ise Müslüman bir kadının fıtratına en uygun olanın geleneksel roller (anne ve eş olarak kadın) olduğunu gerekçe göstermişler, yani dinsel gerekçelerle, başörtülü kadının kamusal alanda bulunmasına karşı bazı çekinceler öne sürmüşlerdir. 1980'li yıllarda başörtüsü yasaklarına karşı düzenlenen eylemlerle laik bloğun karşısına çıkmış olan "ikinci nesil örtünen kadınlar", 1990'lı yıllarda İslamcı siyasetin erkekleri ile karşı karşıya gelmişlerdir. 1980'lerde İslamcı hareketin tepkisel tavrının içinde ilerleyen ikinci nesil örtünen kadınlar, 1990'lı yıllarda İslamcı erkeklerin "denetiminden" kurtularak daha sivil bir söylem ortaya çıkarmışlardır. İslamcı erkeklerin kendilerine sundukları geleneksel roller eleştirel bir sorgulama ile ele alınmış; bu rollerin İslam'dan değil ataerkil geleneklerden kaynaklandığı vurgulanmıştır. İslamcı erkekleri eleştirmekten çekinmeyerek bu rolleri reddeden kadınlar, "tebliğ" ve "dava" gibi toplumsal kaygılardan uzaklaşarak daha çok kendileri üzerine düşünmeye başlamışlardır. Nitekim özel ve kamusal alanda karşılaşılan sorunları konuşmak adına pek çok platformun kurulup, konferans ve seminerin düzenlenmesi bu dönüşümün önemli bir göstergesidir

Baş örtüsüDindarlıkKadın imajı+6
Şeymanur Bolat
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Oryantalist resimlerde ötekinin temsili olarak Türk imgesi

Bu tez, Oryantalist ressamların eserlerine konu olarak seçtikleri Türk/Osmanlı imgesini nasıl betimlediklerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Varlığı Doğu ile Batının varlığı kadar eskiye dayandırılabilecek Oryantalizm disiplini, temelde Doğu ve Batı dünyaları arasında hüküm sürdüğü düşünülen bir hâkimiyet mücadelesi ve çatışma üzerine kurulmuştur. Bugün kullanılan anlamda Oryantalizm/Şarkiyatçılık çalışmaları, başlangıçta Doğu ve İslam dünyasını keşfetme amaçlı akademik bir disiplin olarak ortaya çıksa da zamanla değişikliğe uğramış ve Oryantalistlerin seyahatnamelerdeki yazıları yanında yaptıkları resimlere de yansımıştır. Oryantalist resimler, önceleri batının doğuyu keşfetme aracı olarak kullanılsa da zaman içerisinde doğuya gitmeden ve doğuyu görmeden resimlerde "hayali bir doğu" imajı yaratılmıştır. Yaratılan hayali doğu içerisinde Oryantalist sanatçılar tarafından sosyal yaşam içerisinde sıklıkla ele alınan konuların başında gelen Türk imajı, sosyal bir gerçekliği temsil ederken sanatçıların bilinçaltı yaklaşımlarına bağlı olarak yeni bir gerçeklik olarak ortaya çıkmıştır. Batılı sanatçının kendi öznel tavırları üzerinden yaratılan bu imajlar, özne ve nesne ya da "merkez" ve "öteki" olarak iki farklı temsilin var olması üzerine inşa edilmiştir. Oryantalizmin söylem ve pratiğinin Türk imajı üzerinden ele alındığı bu konu öncelikle kavramsal açıdan ele alınmış daha sonra tespit edilen resimler irdelenmeye çalışılmıştır. Özellikle oryantalist resimlerde bir ötekileştirme olarak ele alınan ve tasvir edilen Türkler "Barbar/Korkunç, Tembel/aylak, Cahil, Müslüman, Şehvetli/kösnül olarak sınıflandırılmış ve Said'in örtük oryantalizm felsefi düşüncesi kapsamında analiz edilmiştir. Yapılan analizlerde Oryantalist resimler içerisinde tasvir edilen Türk imajının Batı'da olumsuz şekilde oluşmasına ve yerleşmesine neden olduğu anlaşılmaktadır.

OryantalistOryantalizmResim sanatı+5
Kimray Baş
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Katılımlı sanatlarda estetik deneyim ve anlam üretme süreci

Sanatın geçirmekte olduğu değişim ve dönüşümlerle birlikte estetik deneyim ve anlam üretme süreci de sorgulanan, yeni anlamlar yüklenen kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Sanattaki farklı, yeni anlatım biçimleri bu kavramların yeniden irdelenmesini, değişik açılardan ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Günümüzde oldukça rağbet gören katılımlı sanat için de aynı durum söz konusudur. Katılımlı sanat izleyicinin rolünün değiştiği, pasif halden aktif hale geçtiği, sanatçı ile birlikte eserin üretimine dâhil olduğu, müdahale edebildiği ya da maruz kaldığı, yaşadığı bu deneyim sonucunda anlamlar ürettiği bir sürece işaret etmektedir. Bu süreçte yaşanan estetik deneyim, geleneksel olarak ele alınan estetik deneyimden farklı bir deneyime karşılık gelmektedir. Biçimci ve saf güzelliğe dayalı geleneksel bir deneyim yerini katılıma ve yaratmaya dayalı bir deneyime bırakmıştır. İzleyici artık katılımcı olmakta ve eser üzerinde daha çok etkisi bulunmaktadır. Bu katılım hali de deneyimin farklı boyutlarını ortaya çıkarabilmektedir. Bu araştırmada katılımlı sanatlarda yaşanan estetik deneyimin ve anlam üretme sürecinin nasıl gerçekleştiği araştırılarak hangi bileşenlerden oluştuğu yani katılımla birlikte yaşanan estetik deneyim ve anlam üretme sürecinin özü yakalanmaya çalışılmıştır. Bunun için amaçlı örneklem yöntemi kullanılmış ve iki farklı grupla, sanat eğitimi almakta olan üniversite öğrencileri ve halktan katılımcılardan oluşan toplamda 44 katılımcı ile katılımlı bir sanat etkinliği gerçekleştirilmiştir. Etkinlik sonrasında yarı yapılandırılmış görüşme formu eşliğinde katılımcılarla görüşmeler yapılarak yaşamış oldukları bu deneyimle ilgili görüşleri alınmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olan fenomenolojik yöntem kullanılmış, görüşmeler analiz edilirken katılımcıların görüşlerini ön plana almak amacı ile betimleyici fenomenoloji tercih edilmiştir. Araştırma sonucunda katılımlı sanatlarda yaşanan estetik deneyimin; düşünce oluşturması, sorgulamaya sevk etmesi, bireye katkı sağlaması gibi açılardan bilişsel, iyi hissettirme, keyif alma, merak uyandırma, farklı, ilginç olma gibi açılardan duygusal, deneyimin bir parçası olunması, harekete geçirmesi, etkili olması gibi açısından eylemsel, toplumsal etkileşim sağlaması, farkındalık yaratması gibi açılardan da sosyal bir yapıya sahip olduğu görülmüştür. Anlam üretme sürecine bakıldığında ise katılımcıların deneyim esnasında seçtikleri konular, bunlarla ilgili ifadeler farklı olsa da, bu anlamda çoğul anlamlar ortaya konsa da anlam üretirken hem bilişsel hem de duygusal bir süreç söz konusu olmuş ve sosyal içerikli anlamlar üretmişlerdir. Katılımcılar bu anlamları üretilirken özellikle iki çıkış noktası üzerinde durmuşlar, toplumsal sorunlarla ilgili mesaj vermeye yönelik anlamlar ve kendi yaşantısından kaynaklı anlamlar ortaya koymuşlardır. Araştırmada yer alan iki farklı grup arasında yani sanat eğitimi almakta olan üniversite öğrencileri ile halktan katılımcılar arasında deneyimi ifade etmede ve anlam üretmede, seçtikleri konularda farklılıklar olsa da özünde aynı çıkış noktalarına yöneldikleri, görüşlerinin aynı bileşenlere işaret ettiği görülmüştür. Bu araştırma sonuçlarının farklı katılımcı grupları ile farklı yerlerde nasıl sonuçlar vereceği ise araştırmaya açık bir yan olarak önerilmektedir.

FenomenolojiKatılımcı sanatÇağdaş sanat
Sezen Aksu
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş Türk resim sanatında grotesk portreler

Varlıkların sıra dışı (absürt) özelliklerle yeniden tasviri ile dünyaya ait olmayan bir olgu haline getirilme sanatı olarak bilinen grotesk; bir varlık olarak insan bedeni ve yüzünü konu olarak ele alan ve izleyicide aynı anda hem garip bir şekilde rahatsız edici bir duyguyu hem de şefkatli bir acımayı uyandıran bir betimleme biçimidir. Grotesk bu yönüyle tüm ulusların antik mitolojisinde, kültüründe ve sanatında yaygın olarak kullanılan sıra dışı bir ifade tarzıdır. Bu çalışmada 1960 sonrası çağdaş Türk resim sanatında bir varlık olarak insan yüzünü konu alan ve grotesk bir tarzda betimlenen portreler ile bunları üreten sanatçıların araştırılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda sanatçılar tarafından konu olarak ele alınan insan yüzünün betimlenmesinde güzellik anlayışını manipüle etmenin nasıl mümkün olabileceği incelenmiş ve bu kapsamda ele alınan sanatçıların portre çalışmaları ironi, kitsch, abartı, kara mizah, sıra dışı (absürt), korku, tekinsizlik, fantastik, tuhaflık, çirkinlik, motif ve süslemecilik başlıkları altında sınıflandırılmıştır. Sınıflandırılan sanatçı ve resimleri çirkinin estetiği açısından incelenmiştir. Tespit edilen başlıklar, grotesk sanat tarzının, çağdaş Türk resim sanatında eleştirel bir yaklaşımla kendini ifade etmenin bir yolu olduğunu göstermekte ve bu yönüyle farklı bir estetik algı önermektedir.

Türk resim sanatı
Leyla Sezer
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Çağdaş sanatta öz-referans

Bu araştırma, çağdaş sanat uygulamalarında "öz-referans" kavramının rolünü ve işleyişini felsefi bir perspektiften incelemeyi amaçlamaktadır. Çağdaş sanat, özellikle yirminci yüzyılın sonlarından itibaren, geleneksel anlam üretme biçimlerini sorgulamış ve sanatın anlamının izleyiciyle birlikte inşa edilen bir süreç olduğunu vurgulamıştır. Öz-referans, sanat eserlerinin kendi içindeki referanslarla, sanatın doğasına ve anlamına dair sorular sorması ve izleyiciyi bu sorgulamalara dahil etmesi yönleriyle önemli bir işlev taşımaktadır. Bu araştırma, öz-referans kavramının çağdaş sanatın anlam üretme süreçlerinde nasıl bir işlev üstlendiğini açıklığa kavuşturmayı hedeflemektedir. Araştırma; Jean Baudrillard, Nicolas Bourriaud, Hal Foster, Arthur Danto ve Jacques Derrida gibi önemli teorisyenlerin teorilerini kullanarak çağdaş sanat eserlerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Baudrillard'ın "simülasyon" ve "hiper-gerçeklik" teorisi, Bourriaud'nun "ilişkisel estetik" teorisi, Foster'ın "neo-avangardizm" teorisi, Danto'nun "sanatın sonu" teorisi ve Derrida'nın postyapısalcı teorileri, sanat eserlerinin öz-referans üzerinden nasıl anlam ürettiğini ve izleyiciyle nasıl bir ilişki kurduğunu ortaya koyacaktır. Bu bağlamda araştırma, çağdaş sanat eserlerinde öz-referansın nasıl işlediğini inceleyecek, sanatçının eserdeki anlam üretme sürecini ve izleyicinin bu sürece nasıl dahil olduğunu felsefi bir düzeyde çözümleyecektir. Araştırma ayrıca, sanat eserlerinin enstalasyon, video sanatı ya da performans gibi farklı disiplinlerdeki anlam yapılarını ele alarak çağdaş sanatın estetik ve anlam üretme biçimlerine dair bir anlayış geliştirecektir.

Çağdaş sanat
Aysun Aydın
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Güncel sanat uygulamalarında kendilik stratejileri

Bu tez, sanatçıların otoetnografik bir yaklaşımla ele aldıkları kendilik kavramının sanatsal bir strateji olarak çağdaş sanat pratiğine nasıl dönüştüklerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Yapılan araştırmada, kendilik kavramı ile ilgili olarak çok sayıda sanatçı ve üretiminin olması nedeniyle farklı disiplinden birer sanatçı seçilmiş ve kendiliği bir strateji olarak ele alan en önemli eserleri üzerinden irdelenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda, kendilik stratejisi olarak seçilen kimlik, cinsiyet, otobiyografi, otoetnografi, beden ve nesne kavramları bağlamında ele alınmış ve performans, enstalasyon, video, fotoğraf, famaj, gibi çağdaş sanat pratikleri çerçevesinde kavramsal bir yaklaşımla analiz edilmeye çalışılmıştır. Ele alınan sanatçı ve eserleri literatür taraması ve doküman incelemesi yöntemiyle elde edilmiştir. Elde edilen verilerde sanatçıların Modern dönemde kendilerini temsil etme yaklaşımındaki biçimsel ve estetik ifade biçimi yerine çağdaş sanat pratikleri içerisinde yeni bir temsil biçimi olarak "sunum" nesnesine çevirdikleri tespit edilmiştir. Kendilik stratejisi doğrultusunda kendisini keşfetmek için bir otobiyografi yaklaşımı benimseyen bu araştırma, yeni bir kimlik geliştirme süreci olarak geçişken bir otobiyografik hikâye anlatımı hakkında yeni bilgilerin geliştirilmesi ve kurgulanması için bir deneme alanı olarak görülmesi gereğini önermektedir.

Güncel sanatKendilikModern sanat+2
Sedanur Gür
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu ve Batı sanatında özne-nesne estetiği açısından portre geleneği

İnsanlık tarihi ile birlikte kendi iç gerçekliğini nesnelleştirmek için dış gerçekliğe başvuran insanoğlu, dış gerçekliğin görünen kısmı için kendi yüzünü betimleme eylemi olarak portre yapmaya yönelmiştir. Sanatın tarihi boyunca sanatçılar tarafından en çok ele alınan ve betimlenen bir konu olan portre, insanın temsili olarak, coğrafyalar arasında da farklı algı ve biçimlendirmelere neden olmuştur. Biçimlendirmedeki bu farklılıklar öznel ve nesnel yaklaşım açısından ele alındığında toplumların kültürel, dini, sosyal ve felsefi yapılarının belirleyici bir rol oynadığı görülmektedir. Bu çalışma, doğu ve batı olarak ayrılan coğrafyalarda, algılama biçimlerine bağlı olarak değişen ve betimlenen portre geleneğine odaklanmaktadır. Bu kapsamda tez, Doğu ve Batı sanatı içerisinde kendi geleneklerinden uzaklaşmadan, kendine özgü üretim içerisinde ele alınan portrelerin benzerlik ve farklılıkların irdelenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda doğu ve batılı sanatçıların yapmış oldukları portreler özne-nesne estetiği açısından analiz etmeye çalışılmıştır. İncelenen eserler, literatür taraması ve doküman incelemesi yöntemiyle elde edilmiştir. Doğu ve batı coğrafyasının çok geniş olması nedeniyle yakın doğu ve Avrupa sanatından seçilen birer örnek üzerinden incelenmiştir. Elde edilen verilerde sanatçı ve eserlerinin doğu ve batı arasında görme ve betimleme anlayışlarında benzer ve farklılıklar olduğu görülmüştür. Konu kapsamında yapılan bireysel uygulamalar, sanatın bir ayrım ya da kutuplaşma değil, Doğu ve Batı'nın bir sentezi olarak insanlığın ortak değerlerine katkı sağlaması gerektiğini öngörmektedir.

Batı sanatıDoğu sanatıPortre+3
Nilüfer İlhan
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Güncel sanat pratiğinde famaj

20. yüzyılın ikinci yarısından sonra postmodern düşünce ekseninde ortaya çıkan yeni paradigmalar, birçok alanda olduğu gibi sanatta da kırılmalara neden olmuştur. Sanatın yaratıcısı, nesnesi ve alıcısı; geleneksel olan yaklaşımla beraber yeni durum ve temsil biçimlerine yönelmeye başlamıştır. Çok sesliliğin ve çok kültürlülüğün alabildiğince kendini hissettirdiği bu dönemde, öncesinde görünmez olan değişik kültürler, inançlar, azınlıklar ve ötekileştirilenler görünür hale gelmiştir. Böylesi bir ortamda katı eril tahakkümün sınırlarının kısmen de olsa aşıldığı, feminist savunular temelinde sanat ortamında yeni biçimler ortaya çıkmaya başladığı görülmektedir. "Güncel Sanat Pratiğinde Famaj" adlı bu tez, postmodern dönemde kadın ürünlerinin ve emeğinin sanatsal üretimdeki temsilini ele almayı ve irdelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, tarih boyunca yaratıcı bağlamda kadın kimliğini, ev içi özel alanlardaki elişlerini, süsleme teknikleri vb. üretimlerini bir strateji olarak ele almayı da hedeflemektedir. Özellikle çağdaş sanattaki kolaj tekniği ile yapılan kadınlara ait bu üretimleri feminist bir yaklaşımla ele alarak famaj olarak sınıflandırır ve bu bağlamda üretilmiş eser ve sanatçıları örneklerle somutlaştırmaya çalışır. Bu kapsamda, üretim bileşenlerini, kimlik, cinsiyet, mahrem ve biyografik bir yaklaşımla ele alıp sanatsal bir temsile dönüştürürken yeni bir kavramsal okuma önerir.

FamajFeminist sanatGüncel sanat+1
Nilay Özdinç
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş sanatta bir metafor olarak el imgesi

Bu çalışma; başlangıcından günümüze kadar sanatta ele alınan ve çok sayıda sanatçının eserine konu olan 'el' imgesinin Modern dönem sonrası sanatında ortaya çıkan yeni yaklaşımlarla nasıl temsil edildiğini konu edinmektedir. Konu kapsamında; 1960 sonrası çağdaş sanatta ortaya çıkan temsiliyet bağlamında 'el'in bir metafor olarak ele alınması ve farklı disiplinlinler içinde sunulmasının tespiti önem taşımaktadır. Bu kapsamda el, bir temsil aracı olarak kavramsal bir yaklaşımla geleneksel temsil biçimlerinin dışında farklı malzeme ve teknilerle bir metafor olarak çağdaş sanat pratiği içinde nasıl sunulduğunun tespit edilmesi ve araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda yapılan eserler, yazılı ve basılı kaynaklardan nitel tarama yöntemi ile elde edilmiştir. Tarama sonunda çok sayıda sanatçının konu kapsamında 'el'e çok farkı anlam ve kavram yüklediği ve bir metafor olarak betimlediği tespit edilmiştir. Tespit edilen eserler ele aldığı metaforlara göre sınıflandırılarak dönemlere göre incelenmiş ve değerlendirmesi yapılmıştır. Yapılan değerlendirme sonucunda 'el' imgesinin kavramsal düzeyde yeni bir temsil anlayışı ile sunulduğu görülmüştür.

ElGüncel sanatMetafor+2
Ümmühan Yıldız
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş sanatta kuir soyutlamalar

Bu çalışma, toplumda artık adını daha sık duyduğumuz kuir kavramını ve bu kavramın sanat üzerinden gelişimini incelemektedir. Kuir kavramı için birçok tanım yapılmış olsa da bugün hala tartışmaları sürmektedir. Kuir kavramı, normların ötesindedir ve davranışa, bedene, cinsiyete, söyleme ve politikaya farklı bir anlam vererek yeni bakış açıları kazandırır. 1960'lı yıllardan günümüze kadar süregelen Çağdaş Sanat'ta birbirinden farklı yaklaşımlar ele alınmıştır, bunlardan birisi de kuir kavramıdır. Genellikle direkt şeffaf bir şekilde gördüğümüz ve anladığımız kuir kavramının aslında Soyut Sanat'ta da yerinin olduğu görülmelidir. Temsilleri doğrudan vermek istemeyen, sanatta bir farklılık arayan, toplumdan bir kaçış olarak ifade edilen soyut sanat, kuir teorinin tam orta noktası olmuştur. Bu çalışma, sanatçıların kendi kimliklerinin, yönelimlerinin, kendi benliklerinin bir temsili olarak çağdaş sanatta soyutlamalarla cinsiyetsiz kimliğe nasıl dönüştüğünü göstermektedir.

LGBTQModern sanatModern sanat akımları+3
İrem Bahçecioğlu
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

1980-2020 yılları arası resim sanatında gerçeklik arayışı

Resim sanatının tarihi, gerçeklik arayışının da tarihidir. Gerçekliğin arandığı yer ise zamanın sosyal, kültürel ve felsefi yapısına göre şekil alarak resimsel temsillerde anlamını bulur. 20. yy, gerçek ve gerçeklik kavramlarına yüklenen nesnellik, değişmezlik ve algılayan bir zihinden bağımsız oluşunun vurgulandığı yaklaşımların kırılmaya başlandığı bir dönemdir. 21. yüzyıl ise bu yaklaşımların bütünüyle değişime uğradığı ve yeni bir gerçeklik arayışının yaşandığı dönem olmuştur. Bu dönem sanatçıları gerçeği aramada ortaya koydukları yeni yaklaşımlarda, geleneksel temsil anlayışı yerine seçtikleri nesne ya da kullandıkları malzeme ile yeni bir gerçeklik oluşturmaya çalışmışlardır. Yüzyıllar boyu gerçekliği dışsal görüntülerin taklitlerinde arayan resim yaklaşımlarına alternatif olarak; 1980-2020'li yıllarda gerçekliğin çok farklı biçimlerde ele alındığı görülmektedir. Bu tezde; belirlenen zaman dilimi içerisinde gerçekliğin nerede ve nasıl arandığı araştırılmış ve dönem sanatçılarının Foto Gerçekçi, Yeni Dışavurumcu, Yeni Gerçekçi ve Sanal Gerçekçi uygulamalarla gerçekliği bir üst gerçeklik olarak ele aldıkları tespit edilmiştir.

GerçeklikResim sanatıResimler
Turgay Özdinç
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Modern sanatta ifade aracı olarak portre (Psikanalitik bir yaklaşım)

Bu çalışma başlangıcından günümüze kadar birçok sanatçının eserine konu olan portre çalışmalarının, modern dönemde yapılmış olan belli başlı örneklerinden hareketle sanatçının bilinçaltı ile olan ilişkisini sorgulamak ve bunun bir ifade olarak portre çalışmalarına nasıl yansıdığını araştırmayı amaçlamıştır. 19. Yüzyılın ikinci yarısından sonra ortaya çıkan modern sanat anlayışında, sanatçının dış gerçeklikten iç gerçekliğe yönelmesi ile temsil anlayışı diğer alanlarda olduğu gibi portre çalışmalarında da ifadeciliği ön plana çıkarmıştır. Bu yaklaşım ile modern döneme kadar taklit olarak tasvir edilen yüzün, sanatçının geçmiş yaşantısına bağlı olarak bilinçaltı unsurları, sanatçıların farklı üslup ve anlayışlarda çalışmalar üretmesine neden olmuştur. Bu doğrultuda sanatçıların yapmış oldukları portre çalışmaları yazılı ve basılı kaynaklardan nitel tarama yöntemi ile elde edilmiş ve tarama sonunda tespit edilen sanatçı ve portre çalışmaları algısal farklılıklara göre sınıflandırılarak dönemlere göre incelenmiş ve Freud'un psikanalitik çözümleme yaklaşımı ışığında analiz edilmeye çalışılmıştır. Psikanalitik yöntem ile yapılan değerlendirme sonucunda portre çalışmalarının, sanatçının bilinçaltına bağlı olarak özgün bir yaklaşım ortaya koydukları görülmüştür. Böylece portrenin sadece bireyin temsili ve taklidine değil aynı zamanda sanatçının bir ifade aracına nasıl dönüştüğü de ortaya konulmuştur.

Modern sanatModern sanat akımlarıPortre+5
Selcan Kethüdaoğlu
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Other supervisors