Theses supervised by Doç. Dr. Önder Sezer

22 theses · Trakya University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Tıp fakültesi öğrencilerinde empati ve duygusal zeka ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinde duygusal zeka ve empati ilişkisinin ve ilişkili faktörlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızın evrenini, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi dekanlığından alınan verilere göre, 1770 tıp fakültesi öğrencisi oluşturmaktadır. Minimum örneklem sayısı, hata payı %5, güven aralığı %95 olarak alınarak 316 kişi olarak belirlenmiştir. Çalışmamıza toplam 411 gönüllü öğrenci katılmıştır. Veriler 69 sorudan oluşan anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Anket formunun ilk 18 sorusu katılımcıların sosyodemografik özelliklerini belirlemeye yönelik sorulardan oluşmaktadır. Ek olarak katılımcılara 31 soru içeren Bilişsel Duygulanımsal Empati Ölçeği, 20 soru içeren Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği Kısa Formu uygulanmıştır. Katılımcıların 233'ü (%56,7) kadın, 178'i (%43,3) erkek ve yaş ortalaması 21,29±2,5 yıl olarak saptanmıştır. Bilişsel Duygulanımsal Empati Ölçeğin'den alınan ortalama puan 90,9±11,02 olarak, Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği Kısa Formun'dan alınan ortalama puan 91,18±15,6 olarak hesaplanmıştır. Çalışmamızda cinsiyet, aylık hane geliri, aile tipi ile Bilişsel Duygulanımsal Empati Ölçeği puanları arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmıştır. Kronik hastalık öyküsü, tıp fakültesi tercih nedenleri ile Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği Kısa Formu arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmıştır. Duygusal zeka ile bilişsel empati arasında pozitif yönlü, duygusal empati arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmıştır. Duygusal zeka ve empatinin birçok bireysel faktöre göre değişiklik gösterdiği görülmektedir. Hasta- hekim iletişimine, sağlık hizmet kalitesine olumlu yönlü katkı sunacağı düşünülen duygusal zeka ve empati becerilerinin gelişimine tıp eğitim müfredatında daha fazla yer verilebilir, gelişiminin önündeki bariyerlerin tespitine yönelik çalışmalar yürütülebilir. Anahtar kelimeler: empati, duygusal zeka, tıp öğrencileri

Hazal Gül Yeşil
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki yaşlılarda kırılganlık ve fiziksel aktivite ilişkisi

Çalışmamızda Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı, 65 yaş ve üzeri bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri ve kırılganlık durumları arasındaki ilişki ile bunları etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi, Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 65 yaş ve üzeri 408 bireyden oluşmaktadır. Veriler, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini ve sağlık ile ilişkili değişkenlerini sorgulayan 12 soru, FRAİL Ölçeği ve Yaşlılar İçin Fiziksel Aktivite Ölçeği'nden oluşan bir anket yardımıyla toplanmıştır. Katılımcıların %54,9'u kadın, %45,1'i erkek olup yaş ortalaması 72,47±6,58 yıl saptanmıştır. FRAİL Ölçeği'ne göre katılımcıların %17,2'si kırılgan, %39,7'si kırılganlık öncesi, %43,1'i dinç bulunmuştur. Yaşlılar İçin Fiziksel Aktivite Ölçeği'nden aldıkları skorların ortalaması 99,45±74,45 olarak hesaplanmıştır. Çalışmamızda Edirne il merkezindeki yaşlılar örnekleminde kırılganlık skoru arttıkça fiziksel aktivite skorlarının azaldığı saptanmıştır (r=-0,557, p<0,001). Dinç olan yaşlılarda fiziksel aktivite skoru anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Yaş, yaşlılık sınıfları, cinsiyet, medeni durum, çocuk sayısı, yaşanılan ailenin yapısı, en uzun süre yaşanılan yer, eğitim düzeyi, çalışma durumu, sosyal güvence, algılanan gelir düzeyi ve alkol kullanımı ile kırılganlık dereceleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Yaş, yaşlılık sınıfları, cinsiyet, yaşanılan ailenin yapısı, eğitim düzeyi, çalışma durumu, sosyal güvence ve alkol kullanımı ile fiziksel aktivite skorları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Sağlık sistemine erişimin ilk noktası olan Aile Hekimliği'nde, kırılganlığa yatkınlığı olan yaşlı nüfusun değerlendirilmesi önemlidir. Bütüncül bir yaklaşım ve kapsamlı değerlendirme ile bireylerin kırılganlıklarını etkileyen faktörler belirlenmeli, bu faktörlere yönelik kişiselleştirilmiş müdahale ve önerilerde bulunularak daha iyi bir sağlık hali, yaşam kalitesi ve fonksiyonellik amaçlanmalıdır. Anahtar kelimeler: kırılganlık, fiziksel aktivite, yaşlılar, birinci basamak, Aile Hekimliği

Sinan Doğru
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Hastanesi'ne başvuran Tip 2 diyabet hastalarında beslenme tutumu ve D vitamini düzeylerinin diyabet regülasyonu ile ilişkisi

Tip 2 diyabetes mellitus, dünya genelinde sıklığı artan, yaşam kalitesini azaltan ve kronik komplikasyonları nedeniyle önemli düzeyde hastalık yüküne yol açan metabolik bir bozukluktur. Hastalığın yönetiminde farmakolojik tedavinin yanı sıra bireylerin beslenme tutumları, fiziksel aktivite düzeyleri ve mikro besin ögeleri açısından durumları glisemik kontrolün sağlanmasında kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışma, tip 2 diyabetes mellitus tanılı bireylerde beslenme tutumu ve D vitamini düzeylerinin glisemik regülasyon ile ilişkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel bir tasarımla yürütülmüştür. Araştırma, 01 Ekim 2024 ile 31 Mart 2025 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Diyabet ve Obezite Polikliniğine başvuran, en az bir yıldır tip 2 diyabetes mellitus tanısına sahip olan ve son üç ay içinde glikozillenmiş hemoglobin, son altı ay içinde serum 25-hidroksivitamin D düzeyi ölçülmüş toplam 323 erişkin birey ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma verileri, sosyodemografik özellikleri, diyabet hastalığının seyrine ilişkin klinik bilgileri ve beslenme alışkanlıklarını içeren anket ile Beslenme Tutum Ölçeği kullanılarak yüz yüze toplanmış; biyokimyasal ölçümler hastane bilgi yönetim sisteminden elde edilmiştir. Katılımcıların ortalama yaşı 60,3±11,1 yıl olup yüzde 52,9'u kadındır. Serum 25- hidroksivitamin D düzeyi ortalaması 23,0±9,8 ng/mL, glikozillenmiş hemoglobin ortalaması yüzde 7,7±1,7 ve açlık glukozu ortalaması 140,4±44,4 mg/dL'dir. Beslenme tutumu ile 25- hidroksivitamin D düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Ayrıca 25-hidroksivitamin D düzeyleri ile glikozillenmiş hemoglobin ve açlık kan şekeri değerleri arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Bu bulgular, serum 25-hidroksivitamin D düzeyinin ve beslenme tutumlarının glisemik regülasyonun önemli belirleyicileri olduğunu göstermekte; birinci basamak sağlık hizmetlerinde tip 2 diyabetin yönetiminde yaşam biçimi temelli bütüncül yaklaşımların güçlendirilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Diabetes Mellitus, Tip 2; Vitamin D; Beslenme Değerlendirmesi; Glisemik Kontrol; Glikozile Hemoglobin; Aile Hekimliği

Zeynep Taşpınar
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde elektronik sigara kullanımının nikotin bağımlılığı üzerine etkisi

Bu çalışma ile Trakya Üniversitesi öğrencilerinde elektronik sigara kullanımının nikotin bağımlılığı üzerindeki etkisini, bağımlılığa etki eden faktörleri ve elektronik sigara ile geleneksel sigara arasındaki bağımlılık düzeylerinin karşılaştırılmasını amaçladık. Araştırma, 2024–2025 eğitim-öğretim yılında Trakya Üniversitesi öğrencileri arasında yürütülmüş olup, veri formunu doldurmaya gönüllü 2682 katılımcı örnekleme dahil edilmiştir. Veriler, sosyodemografik özellikler ve tütün ürünleri kullanımına ilişkin soruların yer aldığı 26 soruluk anket ile toplanmış; anket kapsamında sosyodemografik soruları ve tütün ürünü kullanım soruları yanında 6 soruluk Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi ve 6 soruluk Elektronik Sigara Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi uygulanmıştır. Katılımcıların yaşları 17–51 arasında olup, 889'u erkek (%33,1) ve 1.793'ü kadındı (%66,9). Öğrencilerin 1.857'si (%69,2) sağlıkla ilişkili, 825'i (%30,8) ise sağlıkla ilişkili olmayan bölümlerde öğrenim görmekteydi. Katılımcıların 1.778'i (%66,3) herhangi bir tütün ürünü kullanmazken, 855'i (%31,9) sigara, 157'si (%5,9) elektronik sigara, 121'i (%4,5) nargile, 79'u (%2,9) puro ve 15'i (%0,6) pipo kullanmaktaydı. Sigara kullanıcılarının Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi puanlarına göre bağımlılık düzeyi dağılımı hafif (%63,1), orta (%25,7) ve yüksek (%11,2) şeklinde; elektronik sigara kullanıcılarının Elektronik Sigara Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi puanlarına göre bağımlılık düzeyi ise hafif (%77,1), orta (%15,9) ve yüksek (%7,0) olarak belirlenmiştir. Sigara kullanan katılımcılarda cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi, ailede tütün ürünü kullanımı, bölüm türü (sağlık/sağlık dışı), gelir durumu, medeni durum, günlük sigara adedi, günlük alınan nikotin miktarı, sigara kullanım süresi ve sigaraya başlama yaşının nikotin bağımlılığı ile istatistiksel olarak anlamlı ilişkili olduğu görülmüştür. Elektronik sigara kullananlarda ise ailede tütün ürünü kullanılması, günlük alınan nikotin miktarı ve e-sigara kullanım süresi nikotin bağımlılığı ile anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur. Araştırmamızda elektronik sigaranın oluşturduğu nikotin bağımlılığının, geleneksel sigaraya kıyasla daha düşük düzeyde olduğu saptanmıştır. Hem sigara hem de elektronik sigara kullanan dual kullanıcıların, tek ürün kullananlara göre daha yüksek nikotin bağımlılığına sahip oldukları ve nargile, puro, pipo gibi diğer tütün ürünlerini daha sık kullandıkları görülmüştür. Bu bulgular, nikotin bağımlılığını değerlendirirken çoklu tütün ürünü kullanımının dikkate alınmasının önemini ortaya koymakta; bağımlılık yönetiminde kişiye özgü tedavi seçimi açısından değerli bilgiler sunmaktadır.

Berkay Güneş
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki hipertansif erişkinlerde öz bakımın değerlendirilmesi

Hipertansiyon yaygın görülmesi, tedavi edilebilir ve önlenebilir bir hastalık olması nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışmada Edirne il merkezinde yaşan hipertansif bireylerde öz bakım düzeyi ve etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Edirne il merkezindeki 23 aile sağlığı merkezine kayıtlı olan 18 yaş üstü 405 hipertansif hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Sosyodemografik özellikler ve hipertansiyon ile ilgili bilgilerin sorgulandığı sorularla birlikte Hipertansiyon Öz-Bakım Profili'nden oluşan toplam 97 soruluk anket sonucunda araştırmanın verileri elde edilmiştir. Hastalarda görüşme öncesi uygun koşullarda kan basıncı ölçümü yapılmıştır. Katılımcıların 215'i (% 53,1) kadın, 190'ı (% 46,9) ise erkektir. 2019'da yayımlanan Türk Hipertansiyon Uzlaşı Raporu'na göre hem sistolik hem diastolik kan basıncı değerleri hedef kan basıncında olan bireylerin oranı %26,91 olarak belirlenmiştir. Cinsiyet, eğitim seviyesi, meslek grubu, gelir, sigara ve alkol kullanım durumunun hipertansiyon hastalarında öz bakımı etkilediği bulunmuştur. Öz bakımın yaş ve hastalık süresi ile arttığı tespit edilmiştir. Öz bakım davranışları yalnızca bireylerin alışkanlıklarından değil, aynı zamanda motivasyonlarından da etkilenmektedir; bu durum hastaların öz etkililiklerini artırarak sağlık yönetimlerinde daha aktif rol almalarına yardımcı olmaktadır. Aile Hekimliği hipertansiyon yönetiminde öz bakımın etkin sağlanmasında çok önemlidir. Çalışmamızda hedef kan basıncında olan hastaların oranının düşük bulunması da bu konunun daha fazla ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Hastaların öz bakım alışkanlıkları ve yaşam biçimi öncelikli olarak dikkate alınarak hekim ve hasta arasında etkili bir iletişim kurulması, hastaya uygun danışmanlıkların verilmesi, kişi merkezli yaklaşımla diyet ve egzersiz programlarının oluşturulması, düzenli kan basıncı takibinin sağlanması ve hastaların psikososyal boyutlarıyla değerlendirilerek yaşam tarzı alışkanlıklarının kazandırılmasıyla kan basıncının kontrolü sağlanabilir. Anahtar kelimeler: hipertansiyon, özbakım, Aile Hekimliği

Nihal İran Dursun
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki hipertansif erişkinlerde öz bakımın değerlendirilmesi

Hipertansiyon yaygın görülmesi, tedavi edilebilir ve önlenebilir bir hastalık olması nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışmada Edirne il merkezinde yaşan hipertansif bireylerde öz bakım düzeyi ve etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Edirne il merkezindeki 23 aile sağlığı merkezine kayıtlı olan 18 yaş üstü 405 hipertansif hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Sosyodemografik özellikler ve hipertansiyon ile ilgili bilgilerin sorgulandığı sorularla birlikte Hipertansiyon Öz-Bakım Profili'nden oluşan toplam 97 soruluk anket sonucunda araştırmanın verileri elde edilmiştir. Hastalarda görüşme öncesi uygun koşullarda kan basıncı ölçümü yapılmıştır. Katılımcıların 215'i (% 53,1) kadın, 190'ı (% 46,9) ise erkektir. 2019'da yayımlanan Türk Hipertansiyon Uzlaşı Raporu'na göre hem sistolik hem diastolik kan basıncı değerleri hedef kan basıncında olan bireylerin oranı %26,91 olarak belirlenmiştir. Cinsiyet, eğitim seviyesi, meslek grubu, gelir, sigara ve alkol kullanım durumunun hipertansiyon hastalarında öz bakımı etkilediği bulunmuştur. Öz bakımın yaş ve hastalık süresi ile arttığı tespit edilmiştir. Öz bakım davranışları yalnızca bireylerin alışkanlıklarından değil, aynı zamanda motivasyonlarından da etkilenmektedir; bu durum hastaların öz etkililiklerini artırarak sağlık yönetimlerinde daha aktif rol almalarına yardımcı olmaktadır. Aile Hekimliği hipertansiyon yönetiminde öz bakımın etkin sağlanmasında çok önemlidir. Çalışmamızda hedef kan basıncında olan hastaların oranının düşük bulunması da bu konunun daha fazla ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Hastaların öz bakım alışkanlıkları ve yaşam biçimi öncelikli olarak dikkate alınarak hekim ve hasta arasında etkili bir iletişim kurulması, hastaya uygun danışmanlıkların verilmesi, kişi merkezli yaklaşımla diyet ve egzersiz programlarının oluşturulması, düzenli kan basıncı takibinin sağlanması ve hastaların psikososyal boyutlarıyla değerlendirilerek yaşam tarzı alışkanlıklarının kazandırılmasıyla kan basıncının kontrolü sağlanabilir. Anahtar kelimeler: hipertansiyon, özbakım, Aile Hekimliği

Nihal İran Dursun
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki hipertansif erişkinlerde öz bakımın değerlendirilmesi

Hipertansiyon yaygın görülmesi, tedavi edilebilir ve önlenebilir bir hastalık olması nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışmada Edirne il merkezinde yaşan hipertansif bireylerde öz bakım düzeyi ve etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Edirne il merkezindeki 23 aile sağlığı merkezine kayıtlı olan 18 yaş üstü 405 hipertansif hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Sosyodemografik özellikler ve hipertansiyon ile ilgili bilgilerin sorgulandığı sorularla birlikte Hipertansiyon Öz-Bakım Profili'nden oluşan toplam 97 soruluk anket sonucunda araştırmanın verileri elde edilmiştir. Hastalarda görüşme öncesi uygun koşullarda kan basıncı ölçümü yapılmıştır. Katılımcıların 215'i (% 53,1) kadın, 190'ı (% 46,9) ise erkektir. 2019'da yayımlanan Türk Hipertansiyon Uzlaşı Raporu'na göre hem sistolik hem diastolik kan basıncı değerleri hedef kan basıncında olan bireylerin oranı %26,91 olarak belirlenmiştir. Cinsiyet, eğitim seviyesi, meslek grubu, gelir, sigara ve alkol kullanım durumunun hipertansiyon hastalarında öz bakımı etkilediği bulunmuştur. Öz bakımın yaş ve hastalık süresi ile arttığı tespit edilmiştir. Öz bakım davranışları yalnızca bireylerin alışkanlıklarından değil, aynı zamanda motivasyonlarından da etkilenmektedir; bu durum hastaların öz etkililiklerini artırarak sağlık yönetimlerinde daha aktif rol almalarına yardımcı olmaktadır. Aile Hekimliği hipertansiyon yönetiminde öz bakımın etkin sağlanmasında çok önemlidir. Çalışmamızda hedef kan basıncında olan hastaların oranının düşük bulunması da bu konunun daha fazla ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Hastaların öz bakım alışkanlıkları ve yaşam biçimi öncelikli olarak dikkate alınarak hekim ve hasta arasında etkili bir iletişim kurulması, hastaya uygun danışmanlıkların verilmesi, kişi merkezli yaklaşımla diyet ve egzersiz programlarının oluşturulması, düzenli kan basıncı takibinin sağlanması ve hastaların psikososyal boyutlarıyla değerlendirilerek yaşam tarzı alışkanlıklarının kazandırılmasıyla kan basıncının kontrolü sağlanabilir. Anahtar kelimeler: hipertansiyon, özbakım, Aile Hekimliği

Nihal İran Dursun
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne merkezinde aile içi şiddet farkındalığının ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

Aile içi şiddet birey, aile ve toplumun tümüne biyolojik, psikolojik ve sosyal açıdan olumsuz etkileri olan önemli bir sorundur. Aile içi şiddete yönelik farkındalığın artması ile şiddetin önlenmesi başta birey ve toplumun sağlığında iyileşme sağlayacaktır. Bu çalışmada Edirne il merkezindeki bireylerin aile içi şiddet farkındalıklarının ve bunu etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız 1 Şubat 2023 ile 31 Mayıs 2023 tarihleri arasında Edirne il merkezindeki Aile Hekimliği birimine kayıtlı 18 yaş ve üzeri, çalışmamıza katılmayı kabul eden 405 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmayı kabul eden tüm hastalar çalışmanın evrenini oluşturmaktadır. Veriler, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, evlilik özelliklerini, aile içi şiddet konusundaki bilgi kaynaklarını, aile içi şiddet sonrası yardım alınabilecek yerleri, aile içi şiddet tecrübelerini, aile içi şiddet sonrasındaki davranış biçimlerini sorgulayan 29 soru ve Aile İçi Şiddet Farkındalık Ölçeği'ne ait 20 soruluk anket ile toplanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 41,48±12,75 olup, Aile İçi Şiddet Farkındalık Ölçeği'nden aldıkları ortalama puan 24,03±4,43 saptanmıştır. Katılımcıların aile içi şiddet farkındalıklarının düşük olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda yaş, cinsiyet, evlilik durumu, evlenme çeşitleri, eşini tanıma süresi, çocuğa sahip olma, evde bakmakla yükümlü olunan birinin bulunması, eğitim durumu, eşinin eğitim durumu ve mesleğin aile içi şiddet farkındalığını etkilediği saptanmıştır. Aile hekimleri hastalarını potansiyel şiddet mağduru veya faili olarak kabul etmeli; hastaları bilgilendirme yapabileceği en erken dönemde aile içi şiddet hakkında danışmanlık vermeli, ve bunu yaparken hastanın evlilik ve ev içi dinamiklerine hakim olarak, etkin bir şekilde gerçekleştirmelidir.

Aile içi şiddet
Eralp Koca
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne merkezinde aile içi şiddet farkındalığının ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

Aile içi şiddet birey, aile ve toplumun tümüne biyolojik, psikolojik ve sosyal açıdan olumsuz etkileri olan önemli bir sorundur. Aile içi şiddete yönelik farkındalığın artması ile şiddetin önlenmesi başta birey ve toplumun sağlığında iyileşme sağlayacaktır. Bu çalışmada Edirne il merkezindeki bireylerin aile içi şiddet farkındalıklarının ve bunu etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız 1 Şubat 2023 ile 31 Mayıs 2023 tarihleri arasında Edirne il merkezindeki Aile Hekimliği birimine kayıtlı 18 yaş ve üzeri, çalışmamıza katılmayı kabul eden 405 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmayı kabul eden tüm hastalar çalışmanın evrenini oluşturmaktadır. Veriler, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, evlilik özelliklerini, aile içi şiddet konusundaki bilgi kaynaklarını, aile içi şiddet sonrası yardım alınabilecek yerleri, aile içi şiddet tecrübelerini, aile içi şiddet sonrasındaki davranış biçimlerini sorgulayan 29 soru ve Aile İçi Şiddet Farkındalık Ölçeği'ne ait 20 soruluk anket ile toplanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 41,48±12,75 olup, Aile İçi Şiddet Farkındalık Ölçeği'nden aldıkları ortalama puan 24,03±4,43 saptanmıştır. Katılımcıların aile içi şiddet farkındalıklarının düşük olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda yaş, cinsiyet, evlilik durumu, evlenme çeşitleri, eşini tanıma süresi, çocuğa sahip olma, evde bakmakla yükümlü olunan birinin bulunması, eğitim durumu, eşinin eğitim durumu ve mesleğin aile içi şiddet farkındalığını etkilediği saptanmıştır. Aile hekimleri hastalarını potansiyel şiddet mağduru veya faili olarak kabul etmeli; hastaları bilgilendirme yapabileceği en erken dönemde aile içi şiddet hakkında danışmanlık vermeli, ve bunu yaparken hastanın evlilik ve ev içi dinamiklerine hakim olarak, etkin bir şekilde gerçekleştirmelidir.

Aile içi şiddet
Eralp Koca
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne merkezinde aile içi şiddet farkındalığının ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

Aile içi şiddet birey, aile ve toplumun tümüne biyolojik, psikolojik ve sosyal açıdan olumsuz etkileri olan önemli bir sorundur. Aile içi şiddete yönelik farkındalığın artması ile şiddetin önlenmesi başta birey ve toplumun sağlığında iyileşme sağlayacaktır. Bu çalışmada Edirne il merkezindeki bireylerin aile içi şiddet farkındalıklarının ve bunu etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız 1 Şubat 2023 ile 31 Mayıs 2023 tarihleri arasında Edirne il merkezindeki Aile Hekimliği birimine kayıtlı 18 yaş ve üzeri, çalışmamıza katılmayı kabul eden 405 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmayı kabul eden tüm hastalar çalışmanın evrenini oluşturmaktadır. Veriler, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, evlilik özelliklerini, aile içi şiddet konusundaki bilgi kaynaklarını, aile içi şiddet sonrası yardım alınabilecek yerleri, aile içi şiddet tecrübelerini, aile içi şiddet sonrasındaki davranış biçimlerini sorgulayan 29 soru ve Aile İçi Şiddet Farkındalık Ölçeği'ne ait 20 soruluk anket ile toplanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 41,48±12,75 olup, Aile İçi Şiddet Farkındalık Ölçeği'nden aldıkları ortalama puan 24,03±4,43 saptanmıştır. Katılımcıların aile içi şiddet farkındalıklarının düşük olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda yaş, cinsiyet, evlilik durumu, evlenme çeşitleri, eşini tanıma süresi, çocuğa sahip olma, evde bakmakla yükümlü olunan birinin bulunması, eğitim durumu, eşinin eğitim durumu ve mesleğin aile içi şiddet farkındalığını etkilediği saptanmıştır. Aile hekimleri hastalarını potansiyel şiddet mağduru veya faili olarak kabul etmeli; hastaları bilgilendirme yapabileceği en erken dönemde aile içi şiddet hakkında danışmanlık vermeli, ve bunu yaparken hastanın evlilik ve ev içi dinamiklerine hakim olarak, etkin bir şekilde gerçekleştirmelidir.

Aile içi şiddet
Eralp Koca
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntörn ve stajyer doktorlarda internet bağımlılığı, umutsuzluk ve yaşam doyumunun değerlendirilmesi: trakya üniversitesi örneği

İnternet, yaşamın her alanında yerini alıp bireyleri kendine bağımlı hale getirse de internet bağımlılığı tanı ölçütleri henüz net değildir. Bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesindeki intörn ve stajyer doktorlarda 'İnternet Bağımlılığı'nın çeşitli sosyodemografik etkenlerle, 'Umutsuzluk' ve 'Yaşam Doyumu' ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızın örneklemini katılmayı kabul eden Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki 324 öğrenci oluşturmuştur. Veriler 45 sorudan oluşan anket uygulanarak toplanmıştır. Anket formunda katılımcıların sosyodemografik verileriyle ilgili 8 soru bulunmaktadır. Ek olarak 12 soru içeren Young İnternet Bağımlılığı Testi-Kısa Formu, 20 soru içeren Beck Umutsuzluk Ölçeği ve 5 soru içeren Yaşam Doyumu Ölçeği katılımcılara uygulanmıştır. Katılımcıların 191'i (%59,0) kadın, 133'ü (%41,0) erkek ve yaş ortalaması 22,99 ± 1,47 olarak bulunmuştur. Young İnternet Bağımlılığı Testi-Kısa Formu'ndan aldıkları puan ortalaması 30,0±7,5'tir. Ruh hastalığı, depresyonu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan ve ders amacıyla internet kullanmayanların internet bağımlılığı puanı daha yüksek saptanmıştır. Cinsiyet, yaş, sınıf, yaşadığı yer ve gelir durumuyla internet bağımlılığı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ruh hastalığı, depresyonu, anksiyetesi olanlarda daha yüksek düzeyde umutsuzluk; olmayanlardaysa daha yüksek yaşam doyumu saptanmıştır. Ayrıca geliri giderinden az olanların daha az yaşam doyumuna sahip olduğu saptanmıştır. Öğrenciler arasında minimal düzeyde umutsuzluğu olanlar orta ve şiddetli düzeyde umutsuzluğu olanlara göre daha düşük internet bağımlılığına sahip olarak bulunmuştır. Young İnternet Bağımlılığı Testi-Kısa Formu ve Yaşam Doyumu Ölçeği puanları arasında negatif yönlü zayıf bir ilişki saptanmıştır. İnternet bağımlılığının birçok faktörden etkilendiği görülmüştür. Birinci basamak sağlık hizmetleri, bu faktörlere yönelik atılabilecek adımlarla erken tanı ve müdahalede bulunabilir. Bireylerin en yakın temas noktası olan aile hekimleri bu noktada önemli görev üstlenebilir. Anahtar kelimeler: tıp öğrencileri, umutsuzluk, internet, internet bağımlılığı bozukluğu

İrem Ergül Mete
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntörn ve stajyer doktorlarda internet bağımlılığı, umutsuzluk ve yaşam doyumunun değerlendirilmesi: trakya üniversitesi örneği

İnternet, yaşamın her alanında yerini alıp bireyleri kendine bağımlı hale getirse de internet bağımlılığı tanı ölçütleri henüz net değildir. Bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesindeki intörn ve stajyer doktorlarda 'İnternet Bağımlılığı'nın çeşitli sosyodemografik etkenlerle, 'Umutsuzluk' ve 'Yaşam Doyumu' ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızın örneklemini katılmayı kabul eden Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki 324 öğrenci oluşturmuştur. Veriler 45 sorudan oluşan anket uygulanarak toplanmıştır. Anket formunda katılımcıların sosyodemografik verileriyle ilgili 8 soru bulunmaktadır. Ek olarak 12 soru içeren Young İnternet Bağımlılığı Testi-Kısa Formu, 20 soru içeren Beck Umutsuzluk Ölçeği ve 5 soru içeren Yaşam Doyumu Ölçeği katılımcılara uygulanmıştır. Katılımcıların 191'i (%59,0) kadın, 133'ü (%41,0) erkek ve yaş ortalaması 22,99 ± 1,47 olarak bulunmuştur. Young İnternet Bağımlılığı Testi-Kısa Formu'ndan aldıkları puan ortalaması 30,0±7,5'tir. Ruh hastalığı, depresyonu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan ve ders amacıyla internet kullanmayanların internet bağımlılığı puanı daha yüksek saptanmıştır. Cinsiyet, yaş, sınıf, yaşadığı yer ve gelir durumuyla internet bağımlılığı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ruh hastalığı, depresyonu, anksiyetesi olanlarda daha yüksek düzeyde umutsuzluk; olmayanlardaysa daha yüksek yaşam doyumu saptanmıştır. Ayrıca geliri giderinden az olanların daha az yaşam doyumuna sahip olduğu saptanmıştır. Öğrenciler arasında minimal düzeyde umutsuzluğu olanlar orta ve şiddetli düzeyde umutsuzluğu olanlara göre daha düşük internet bağımlılığına sahip olarak bulunmuştır. Young İnternet Bağımlılığı Testi-Kısa Formu ve Yaşam Doyumu Ölçeği puanları arasında negatif yönlü zayıf bir ilişki saptanmıştır. İnternet bağımlılığının birçok faktörden etkilendiği görülmüştür. Birinci basamak sağlık hizmetleri, bu faktörlere yönelik atılabilecek adımlarla erken tanı ve müdahalede bulunabilir. Bireylerin en yakın temas noktası olan aile hekimleri bu noktada önemli görev üstlenebilir. Anahtar kelimeler: tıp öğrencileri, umutsuzluk, internet, internet bağımlılığı bozukluğu

İrem Ergül Mete
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntörn ve stajyer doktorlarda internet bağımlılığı, umutsuzluk ve yaşam doyumunun değerlendirilmesi: trakya üniversitesi örneği

İnternet, yaşamın her alanında yerini alıp bireyleri kendine bağımlı hale getirse de internet bağımlılığı tanı ölçütleri henüz net değildir. Bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesindeki intörn ve stajyer doktorlarda 'İnternet Bağımlılığı'nın çeşitli sosyodemografik etkenlerle, 'Umutsuzluk' ve 'Yaşam Doyumu' ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızın örneklemini katılmayı kabul eden Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki 324 öğrenci oluşturmuştur. Veriler 45 sorudan oluşan anket uygulanarak toplanmıştır. Anket formunda katılımcıların sosyodemografik verileriyle ilgili 8 soru bulunmaktadır. Ek olarak 12 soru içeren Young İnternet Bağımlılığı Testi-Kısa Formu, 20 soru içeren Beck Umutsuzluk Ölçeği ve 5 soru içeren Yaşam Doyumu Ölçeği katılımcılara uygulanmıştır. Katılımcıların 191'i (%59,0) kadın, 133'ü (%41,0) erkek ve yaş ortalaması 22,99 ± 1,47 olarak bulunmuştur. Young İnternet Bağımlılığı Testi-Kısa Formu'ndan aldıkları puan ortalaması 30,0±7,5'tir. Ruh hastalığı, depresyonu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan ve ders amacıyla internet kullanmayanların internet bağımlılığı puanı daha yüksek saptanmıştır. Cinsiyet, yaş, sınıf, yaşadığı yer ve gelir durumuyla internet bağımlılığı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ruh hastalığı, depresyonu, anksiyetesi olanlarda daha yüksek düzeyde umutsuzluk; olmayanlardaysa daha yüksek yaşam doyumu saptanmıştır. Ayrıca geliri giderinden az olanların daha az yaşam doyumuna sahip olduğu saptanmıştır. Öğrenciler arasında minimal düzeyde umutsuzluğu olanlar orta ve şiddetli düzeyde umutsuzluğu olanlara göre daha düşük internet bağımlılığına sahip olarak bulunmuştır. Young İnternet Bağımlılığı Testi-Kısa Formu ve Yaşam Doyumu Ölçeği puanları arasında negatif yönlü zayıf bir ilişki saptanmıştır. İnternet bağımlılığının birçok faktörden etkilendiği görülmüştür. Birinci basamak sağlık hizmetleri, bu faktörlere yönelik atılabilecek adımlarla erken tanı ve müdahalede bulunabilir. Bireylerin en yakın temas noktası olan aile hekimleri bu noktada önemli görev üstlenebilir. Anahtar kelimeler: tıp öğrencileri, umutsuzluk, internet, internet bağımlılığı bozukluğu

İrem Ergül Mete
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezinde 20-60 yaş arası kadınlarda meme kanseri önleme davranışlarının değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 20-60 yaş arası kadınların meme kanseri tarama yöntemleri hakkındaki bilgi, tutum ve önleme davranışlarını değerlendirmek, kadınlarda farkındalık geliştirmek, bilgi düzeyini arttırmak ve bu sayede meme kanseri taramalarına olan katılımın artmasını sağlamaktır. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemi Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 20-60 yaş arası 404 kadından oluşmaktadır. Veriler 37 adet sosyodemografik özellikleri ve meme kanseri bilgi ve tutumlarını sorgulayan soru ile Kadının Meme Kanseri Önleme Davranışlarını Etkileyen Faktörleri Belirleme Ölçeği'nden oluşan bir anket ile toplanmıştır. Çalışmamıza katılan kadınların yaş ortalaması 38,19±11,71 olarak saptanmıştır. Kadınların %65,6'sı evli, %47'si üniversite/yüksekokul mezunu, %32,4'ü ev hanımıydı. Kadınların %46'sı fazla kilolu veya obezdi. Kadınların %40,6'sının meme kanseri tanısı almış en az bir tanıdığı vardı. Kadınların %74,5'i kendi kendine meme muayenesi yapmayı bildiğini, %76,5'i en az bir kere yaptığını ifade ederken sadece %8,9'u ayda bir düzenli olarak yaptığını belirtmiştir. Kadınların %44,1'i klinik meme muayenesi yaptırmış, ancak sadece %20,3'ü yılda bir düzenli olarak bu muayeneyi yaptırdığını belirtmiştir. Kırk yaş üstü kadınların %69'u mamografi çektirdiğini bildirmiştir. Kadınların ölçekten aldıkları ortalama puan 121,3±18,6 olarak hesaplanmış olup olumlu olarak değerlendirilmiştir. Kadınların motivasyon puan ortalaması yüksek ama öz bakım puan ortalamasının düşük olduğu saptanmıştır. Yaş ve eğitim düzeyi arttıkça ölçekten daha yüksek puan alınmıştır. Birinci derece akraba veya arkadaşında meme kanseri olmuş tanıdığı olan kadınlar ile meme kanseri hakkında eğitim almış ve tarama davranışlarını düzenli bir şekilde yerine getiren kadınların meme kanserini önlemeye yönelik daha olumlu davranışlar gösterdikleri saptanmıştır. Sonuç olarak kadınların meme kanseri hakkında bilinçlendirilmesi ve taramalara katılımın arttırılması gerekmektedir. Bunun için hekimlerin kadınları bilgilendirmesi, katılımı teşvik eden eğitim programlarının yapılması ve sürekliliğin sağlanması için takip sistemleri oluşturulması gerekmektedir.

Remzi Aylı
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki 18 yaş ve üzeri hipertansiyon hastalarının sağlık kuruluşu tercihleri ve tercih nedenleri

Bu araştırmada Edirne il merkezinde herhangi bir nedenle aile sağlığı merkezine başvuran hipertansiyon hastalarının tedavi izlemlerinde sağlık kuruluşu tercihi ve bu tercihi etkileyen nedenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın kapsamında 330 kişiden veri toplanmıştır. Araştırmaya 18 yaş üzeri, araştırmaya katılmaya gönüllülük gösteren, Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı, hipertansiyon hastası olan bireyler dahil edilmiştir. Psikiyatrik hastalığı olanlar ve iletişimi engelleyecek problemi olanlar hariç bırakılmıştır. Katılımcılara verilen anket formunda sosyodemografik bilgilere yönelik 7 soru ile sağlık kuruluşu tercihleri ve tercih nedenlerine yönelik 32 soru yer almaktadır. SPSS 19 (Statistical Package for the Social Sciences version 19, seri no:10240642) istatistik programı kullanılarak veriler analiz edilmiştir. Katılımcılardan 170'i (%51,05) kadın, 163'ü (%48,95) ise erkektir ve yaş ortalaması 53,33±17,35 yıl olarak saptanmıştır. Katılımcıların eğitim düzeylerinin 81'i (%24,32) ilkokul ve altı, 36'sının (%10,81) ortaokul, 82'sinin (%24,62) lise, 134'ünün (%40,24) üniversite ve üzeri olduğu tespit edilmiştir. Sigara içenlerin oranı %32,43'dir. Egzersiz yapmayanların oranı ise %70,27'dir. Çalışmaya katılanların %49,55'nin devlet hastanesinde, %22,82'si üniversite hastanesinde, %21,92'si özel hastanede ve %5,71'nin aile sağlığı merkezinde tanı aldığı saptanmıştır. Hipertansiyon takibini nerede yaptırdıklarına yönelik soruda katılımcıların %37,54'nün devlet hastanesinde, %24,02'nin özel hastanede, %22,52'nin üniversite hastanesinde, %14,11'nin aile sağlığı merkezinde takip olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda hipertansiyon takibini aile sağlığı merkezinde yaptıran hastaların daha yaşlı ve lise ve altı öğrenim durumuna, özel hastanede ve üniversitede takip olan hastaların ise daha genç ve yüksek lisans ve üstü öğrenim durumuna sahip olduğu saptanmıştır. Aile hekimine başvurunun en yüksek oranı %88,59 ile tansiyon ilaçlarını reçete ettirmektir. Aile hekimine başvurunun en az olduğu durum ise %12,01 ile rapor çıkartmaktır. Katılımcıların hipertansiyonla ilgili aile hekimlerinden beklentileri incelendiğinde, en çok 302 katılımcı (%90,69) "Hekimlerinden ilaçlarının yazılmasını beklediklerini" belirtmiştir. Çalışma neticesinde hastaların takiplerinin her aşamasında farklı sağlık kuruluşlarını tercih etmekte oldukları tespit edilmiştir. Hastaların daha detaylı tetkik, kronik hastalık yönetimi ve rapor çıkarma gibi işlemler için ikinci veya üçüncü basamak sağlık kuruluşlarını seçmeleri, bu merkezlerin daha kapsamlı ekipman ve laboratuvar desteği sunduğu gerçeğine işaret etmektedir. Özetle gelişmiş kaynaklarla donatılmış birinci basamak sağlık hizmetleri, hipertansiyon hastalarının ihtiyaçlarına daha hızlı ve etkin bir çözüm sunabilir. Birinci basamak hizmetlerinin güçlendirilmesi, ikinci ve üçüncü basamakların hasta yükünü hafifletirken, kronik hastalık yönetiminde daha tutarlı ve uzun vadeli çözümler sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: hipertansiyon, hasta tercihi, sağlık kuruluşları, Aile Hekimliği

Hilal Baran
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki 18 yaş ve üzeri hipertansiyon hastalarının sağlık kuruluşu tercihleri ve tercih nedenleri

Bu araştırmada Edirne il merkezinde herhangi bir nedenle aile sağlığı merkezine başvuran hipertansiyon hastalarının tedavi izlemlerinde sağlık kuruluşu tercihi ve bu tercihi etkileyen nedenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın kapsamında 330 kişiden veri toplanmıştır. Araştırmaya 18 yaş üzeri, araştırmaya katılmaya gönüllülük gösteren, Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı, hipertansiyon hastası olan bireyler dahil edilmiştir. Psikiyatrik hastalığı olanlar ve iletişimi engelleyecek problemi olanlar hariç bırakılmıştır. Katılımcılara verilen anket formunda sosyodemografik bilgilere yönelik 7 soru ile sağlık kuruluşu tercihleri ve tercih nedenlerine yönelik 32 soru yer almaktadır. SPSS 19 (Statistical Package for the Social Sciences version 19, seri no:10240642) istatistik programı kullanılarak veriler analiz edilmiştir. Katılımcılardan 170'i (%51,05) kadın, 163'ü (%48,95) ise erkektir ve yaş ortalaması 53,33±17,35 yıl olarak saptanmıştır. Katılımcıların eğitim düzeylerinin 81'i (%24,32) ilkokul ve altı, 36'sının (%10,81) ortaokul, 82'sinin (%24,62) lise, 134'ünün (%40,24) üniversite ve üzeri olduğu tespit edilmiştir. Sigara içenlerin oranı %32,43'dir. Egzersiz yapmayanların oranı ise %70,27'dir. Çalışmaya katılanların %49,55'nin devlet hastanesinde, %22,82'si üniversite hastanesinde, %21,92'si özel hastanede ve %5,71'nin aile sağlığı merkezinde tanı aldığı saptanmıştır. Hipertansiyon takibini nerede yaptırdıklarına yönelik soruda katılımcıların %37,54'nün devlet hastanesinde, %24,02'nin özel hastanede, %22,52'nin üniversite hastanesinde, %14,11'nin aile sağlığı merkezinde takip olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda hipertansiyon takibini aile sağlığı merkezinde yaptıran hastaların daha yaşlı ve lise ve altı öğrenim durumuna, özel hastanede ve üniversitede takip olan hastaların ise daha genç ve yüksek lisans ve üstü öğrenim durumuna sahip olduğu saptanmıştır. Aile hekimine başvurunun en yüksek oranı %88,59 ile tansiyon ilaçlarını reçete ettirmektir. Aile hekimine başvurunun en az olduğu durum ise %12,01 ile rapor çıkartmaktır. Katılımcıların hipertansiyonla ilgili aile hekimlerinden beklentileri incelendiğinde, en çok 302 katılımcı (%90,69) "Hekimlerinden ilaçlarının yazılmasını beklediklerini" belirtmiştir. Çalışma neticesinde hastaların takiplerinin her aşamasında farklı sağlık kuruluşlarını tercih etmekte oldukları tespit edilmiştir. Hastaların daha detaylı tetkik, kronik hastalık yönetimi ve rapor çıkarma gibi işlemler için ikinci veya üçüncü basamak sağlık kuruluşlarını seçmeleri, bu merkezlerin daha kapsamlı ekipman ve laboratuvar desteği sunduğu gerçeğine işaret etmektedir. Özetle gelişmiş kaynaklarla donatılmış birinci basamak sağlık hizmetleri, hipertansiyon hastalarının ihtiyaçlarına daha hızlı ve etkin bir çözüm sunabilir. Birinci basamak hizmetlerinin güçlendirilmesi, ikinci ve üçüncü basamakların hasta yükünü hafifletirken, kronik hastalık yönetiminde daha tutarlı ve uzun vadeli çözümler sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: hipertansiyon, hasta tercihi, sağlık kuruluşları, Aile Hekimliği

Hilal Baran
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezindeki 18 yaş ve üzeri hipertansiyon hastalarının sağlık kuruluşu tercihleri ve tercih nedenleri

Bu araştırmada Edirne il merkezinde herhangi bir nedenle aile sağlığı merkezine başvuran hipertansiyon hastalarının tedavi izlemlerinde sağlık kuruluşu tercihi ve bu tercihi etkileyen nedenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın kapsamında 330 kişiden veri toplanmıştır. Araştırmaya 18 yaş üzeri, araştırmaya katılmaya gönüllülük gösteren, Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı, hipertansiyon hastası olan bireyler dahil edilmiştir. Psikiyatrik hastalığı olanlar ve iletişimi engelleyecek problemi olanlar hariç bırakılmıştır. Katılımcılara verilen anket formunda sosyodemografik bilgilere yönelik 7 soru ile sağlık kuruluşu tercihleri ve tercih nedenlerine yönelik 32 soru yer almaktadır. SPSS 19 (Statistical Package for the Social Sciences version 19, seri no:10240642) istatistik programı kullanılarak veriler analiz edilmiştir. Katılımcılardan 170'i (%51,05) kadın, 163'ü (%48,95) ise erkektir ve yaş ortalaması 53,33±17,35 yıl olarak saptanmıştır. Katılımcıların eğitim düzeylerinin 81'i (%24,32) ilkokul ve altı, 36'sının (%10,81) ortaokul, 82'sinin (%24,62) lise, 134'ünün (%40,24) üniversite ve üzeri olduğu tespit edilmiştir. Sigara içenlerin oranı %32,43'dir. Egzersiz yapmayanların oranı ise %70,27'dir. Çalışmaya katılanların %49,55'nin devlet hastanesinde, %22,82'si üniversite hastanesinde, %21,92'si özel hastanede ve %5,71'nin aile sağlığı merkezinde tanı aldığı saptanmıştır. Hipertansiyon takibini nerede yaptırdıklarına yönelik soruda katılımcıların %37,54'nün devlet hastanesinde, %24,02'nin özel hastanede, %22,52'nin üniversite hastanesinde, %14,11'nin aile sağlığı merkezinde takip olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda hipertansiyon takibini aile sağlığı merkezinde yaptıran hastaların daha yaşlı ve lise ve altı öğrenim durumuna, özel hastanede ve üniversitede takip olan hastaların ise daha genç ve yüksek lisans ve üstü öğrenim durumuna sahip olduğu saptanmıştır. Aile hekimine başvurunun en yüksek oranı %88,59 ile tansiyon ilaçlarını reçete ettirmektir. Aile hekimine başvurunun en az olduğu durum ise %12,01 ile rapor çıkartmaktır. Katılımcıların hipertansiyonla ilgili aile hekimlerinden beklentileri incelendiğinde, en çok 302 katılımcı (%90,69) "Hekimlerinden ilaçlarının yazılmasını beklediklerini" belirtmiştir. Çalışma neticesinde hastaların takiplerinin her aşamasında farklı sağlık kuruluşlarını tercih etmekte oldukları tespit edilmiştir. Hastaların daha detaylı tetkik, kronik hastalık yönetimi ve rapor çıkarma gibi işlemler için ikinci veya üçüncü basamak sağlık kuruluşlarını seçmeleri, bu merkezlerin daha kapsamlı ekipman ve laboratuvar desteği sunduğu gerçeğine işaret etmektedir. Özetle gelişmiş kaynaklarla donatılmış birinci basamak sağlık hizmetleri, hipertansiyon hastalarının ihtiyaçlarına daha hızlı ve etkin bir çözüm sunabilir. Birinci basamak hizmetlerinin güçlendirilmesi, ikinci ve üçüncü basamakların hasta yükünü hafifletirken, kronik hastalık yönetiminde daha tutarlı ve uzun vadeli çözümler sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: hipertansiyon, hasta tercihi, sağlık kuruluşları, Aile Hekimliği

Hilal Baran
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezinde 20-60 yaş arası kadınlarda meme kanseri önleme davranışlarının değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 20-60 yaş arası kadınların meme kanseri tarama yöntemleri hakkındaki bilgi, tutum ve önleme davranışlarını değerlendirmek, kadınlarda farkındalık geliştirmek, bilgi düzeyini arttırmak ve bu sayede meme kanseri taramalarına olan katılımın artmasını sağlamaktır. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemi Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 20-60 yaş arası 404 kadından oluşmaktadır. Veriler 37 adet sosyodemografik özellikleri ve meme kanseri bilgi ve tutumlarını sorgulayan soru ile Kadının Meme Kanseri Önleme Davranışlarını Etkileyen Faktörleri Belirleme Ölçeği'nden oluşan bir anket ile toplanmıştır. Çalışmamıza katılan kadınların yaş ortalaması 38,19±11,71 olarak saptanmıştır. Kadınların %65,6'sı evli, %47'si üniversite/yüksekokul mezunu, %32,4'ü ev hanımıydı. Kadınların %46'sı fazla kilolu veya obezdi. Kadınların %40,6'sının meme kanseri tanısı almış en az bir tanıdığı vardı. Kadınların %74,5'i kendi kendine meme muayenesi yapmayı bildiğini, %76,5'i en az bir kere yaptığını ifade ederken sadece %8,9'u ayda bir düzenli olarak yaptığını belirtmiştir. Kadınların %44,1'i klinik meme muayenesi yaptırmış, ancak sadece %20,3'ü yılda bir düzenli olarak bu muayeneyi yaptırdığını belirtmiştir. Kırk yaş üstü kadınların %69'u mamografi çektirdiğini bildirmiştir. Kadınların ölçekten aldıkları ortalama puan 121,3±18,6 olarak hesaplanmış olup olumlu olarak değerlendirilmiştir. Kadınların motivasyon puan ortalaması yüksek ama öz bakım puan ortalamasının düşük olduğu saptanmıştır. Yaş ve eğitim düzeyi arttıkça ölçekten daha yüksek puan alınmıştır. Birinci derece akraba veya arkadaşında meme kanseri olmuş tanıdığı olan kadınlar ile meme kanseri hakkında eğitim almış ve tarama davranışlarını düzenli bir şekilde yerine getiren kadınların meme kanserini önlemeye yönelik daha olumlu davranışlar gösterdikleri saptanmıştır. Sonuç olarak kadınların meme kanseri hakkında bilinçlendirilmesi ve taramalara katılımın arttırılması gerekmektedir. Bunun için hekimlerin kadınları bilgilendirmesi, katılımı teşvik eden eğitim programlarının yapılması ve sürekliliğin sağlanması için takip sistemleri oluşturulması gerekmektedir.

Remzi Aylı
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne il merkezinde 20-60 yaş arası kadınlarda meme kanseri önleme davranışlarının değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 20-60 yaş arası kadınların meme kanseri tarama yöntemleri hakkındaki bilgi, tutum ve önleme davranışlarını değerlendirmek, kadınlarda farkındalık geliştirmek, bilgi düzeyini arttırmak ve bu sayede meme kanseri taramalarına olan katılımın artmasını sağlamaktır. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemi Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 20-60 yaş arası 404 kadından oluşmaktadır. Veriler 37 adet sosyodemografik özellikleri ve meme kanseri bilgi ve tutumlarını sorgulayan soru ile Kadının Meme Kanseri Önleme Davranışlarını Etkileyen Faktörleri Belirleme Ölçeği'nden oluşan bir anket ile toplanmıştır. Çalışmamıza katılan kadınların yaş ortalaması 38,19±11,71 olarak saptanmıştır. Kadınların %65,6'sı evli, %47'si üniversite/yüksekokul mezunu, %32,4'ü ev hanımıydı. Kadınların %46'sı fazla kilolu veya obezdi. Kadınların %40,6'sının meme kanseri tanısı almış en az bir tanıdığı vardı. Kadınların %74,5'i kendi kendine meme muayenesi yapmayı bildiğini, %76,5'i en az bir kere yaptığını ifade ederken sadece %8,9'u ayda bir düzenli olarak yaptığını belirtmiştir. Kadınların %44,1'i klinik meme muayenesi yaptırmış, ancak sadece %20,3'ü yılda bir düzenli olarak bu muayeneyi yaptırdığını belirtmiştir. Kırk yaş üstü kadınların %69'u mamografi çektirdiğini bildirmiştir. Kadınların ölçekten aldıkları ortalama puan 121,3±18,6 olarak hesaplanmış olup olumlu olarak değerlendirilmiştir. Kadınların motivasyon puan ortalaması yüksek ama öz bakım puan ortalamasının düşük olduğu saptanmıştır. Yaş ve eğitim düzeyi arttıkça ölçekten daha yüksek puan alınmıştır. Birinci derece akraba veya arkadaşında meme kanseri olmuş tanıdığı olan kadınlar ile meme kanseri hakkında eğitim almış ve tarama davranışlarını düzenli bir şekilde yerine getiren kadınların meme kanserini önlemeye yönelik daha olumlu davranışlar gösterdikleri saptanmıştır. Sonuç olarak kadınların meme kanseri hakkında bilinçlendirilmesi ve taramalara katılımın arttırılması gerekmektedir. Bunun için hekimlerin kadınları bilgilendirmesi, katılımı teşvik eden eğitim programlarının yapılması ve sürekliliğin sağlanması için takip sistemleri oluşturulması gerekmektedir.

Remzi Aylı
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarında tükenmişlik ve evcil hayvan sahiplenme ilişkisi

ÖZET Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarında tükenmişlik ve evcil hayvan sahiplenme ilişkisinin araştırıldığı çalışmamıza gönüllü olarak farklı unvan ve branşlarda 240 hekim katılmıştır. Katılımcılardan sosyodemografik veri formu, Lexington Evcil Hayvanlara Bağlanma Ölçeği (LEHBÖ) ve Maslach Tükenmişlik Envanteri (MTE)'nin olduğu anket yardımıyla veriler toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis Testi, Spearman Korelasyon Testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Katılımcıların %54,2'si (n=130) kadın, %45,8'i (n=110) erkektir. Katılımcıların yaş ortalamaları 31,78,5 (min=24, max=66) yıl olarak saptanmıştır. MTE yönünden medeni durum, kiminle yaşadığı, çocuk sahibi olma durumu, ünvan, sigara ve alkol kullanım durumuna göre anlamlı farklılıklar saptanmıştır. LEHBÖ yönünden cinsiyet, medeni durum, kiminle yaşadığı, çocuk sahibi olma durumu, alkol ve sigara kullanım durumuna göre anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Araştırma sonuçları, cinsiyetin tükenmişlik üzerinde bir etkisi olmadığını, evliliğin tükenmişlik üzerinde azaltıcı bir etkisi olduğunu göstermiştir. Bu bulgu, eş desteğinin stres ve tükenmişlikle başa çıkmada önemli bir faktör olduğunu işaret etmektedir. Ayrıca, tek başına yaşamanın duyarsızlaşma üzerindeki olumsuz etkisi, sosyal ilişkilerin psikolojik sağlık üzerindeki önemini vurgulamaktadır. Çocuk sahibi olmanın da tükenmişlik üzerinde olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir; bu da aile yapısının ve sorumlulukların bireylerin tükenmişliği üzerinde pozitif etkileri olabileceğini göstermiştir. Ekonomik ve profesyonel faktörlerin, özellikle gelir durumu ve mesleki branşın, tükenmişlik üzerinde doğrudan bir etkisi olmadığı görülmüştür. Bu durum, tükenmişliğin daha çok kişisel ve sosyal faktörlerle ilişkili olduğunu göstermektedir. Sigara ve alkol kullanımının tükenmişlikle bağlantılı bazı altboyutlar üzerinde etkili olduğu saptanmış, bu da kötü alışkanlıkların tükenmişlik ile bağlantısını ortaya koymuştur. Evcil hayvan sahipliğinin ise tükenmişlik üzerinde doğrudan bir etkisi saptanmamıştır. Literatürde farklı sonuçlara ulaşan çalışmalar nedeniyle daha büyük örneklem ve meslek gruplarında bu durumu araştıran çalışmalara ihtiyaç vardır. Sonuç olarak, bu çalışma, tükenmişlikle mücadelede bireysel ve sosyal faktörlerin önemini vurgulamakta ve sağlık profesyonellerinin tükenmişlik düzeylerini azaltmaya yönelik müdahalelerin tasarımında bu faktörlerin dikkate alınması gerektiğini göstermektedir. Sosyal destek, iş-yaşam dengesi ve sağlıklı yaşam tarzı seçimleri, tükenmişliği azaltmada kritik öneme sahiptir. Bu bulgular, sağlık sektöründe çalışanların sağlığını korumak ve geliştirmek için kapsamlı stratejiler geliştirilmesine katkıda bulunabilir. Anahtar kelimeler: tükenmişlik, evcil hayvanlar, doktorlar

Ayça Yılmaz
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarında tükenmişlik ve evcil hayvan sahiplenme ilişkisi

ÖZET Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarında tükenmişlik ve evcil hayvan sahiplenme ilişkisinin araştırıldığı çalışmamıza gönüllü olarak farklı unvan ve branşlarda 240 hekim katılmıştır. Katılımcılardan sosyodemografik veri formu, Lexington Evcil Hayvanlara Bağlanma Ölçeği (LEHBÖ) ve Maslach Tükenmişlik Envanteri (MTE)'nin olduğu anket yardımıyla veriler toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis Testi, Spearman Korelasyon Testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Katılımcıların %54,2'si (n=130) kadın, %45,8'i (n=110) erkektir. Katılımcıların yaş ortalamaları 31,78,5 (min=24, max=66) yıl olarak saptanmıştır. MTE yönünden medeni durum, kiminle yaşadığı, çocuk sahibi olma durumu, ünvan, sigara ve alkol kullanım durumuna göre anlamlı farklılıklar saptanmıştır. LEHBÖ yönünden cinsiyet, medeni durum, kiminle yaşadığı, çocuk sahibi olma durumu, alkol ve sigara kullanım durumuna göre anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Araştırma sonuçları, cinsiyetin tükenmişlik üzerinde bir etkisi olmadığını, evliliğin tükenmişlik üzerinde azaltıcı bir etkisi olduğunu göstermiştir. Bu bulgu, eş desteğinin stres ve tükenmişlikle başa çıkmada önemli bir faktör olduğunu işaret etmektedir. Ayrıca, tek başına yaşamanın duyarsızlaşma üzerindeki olumsuz etkisi, sosyal ilişkilerin psikolojik sağlık üzerindeki önemini vurgulamaktadır. Çocuk sahibi olmanın da tükenmişlik üzerinde olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir; bu da aile yapısının ve sorumlulukların bireylerin tükenmişliği üzerinde pozitif etkileri olabileceğini göstermiştir. Ekonomik ve profesyonel faktörlerin, özellikle gelir durumu ve mesleki branşın, tükenmişlik üzerinde doğrudan bir etkisi olmadığı görülmüştür. Bu durum, tükenmişliğin daha çok kişisel ve sosyal faktörlerle ilişkili olduğunu göstermektedir. Sigara ve alkol kullanımının tükenmişlikle bağlantılı bazı altboyutlar üzerinde etkili olduğu saptanmış, bu da kötü alışkanlıkların tükenmişlik ile bağlantısını ortaya koymuştur. Evcil hayvan sahipliğinin ise tükenmişlik üzerinde doğrudan bir etkisi saptanmamıştır. Literatürde farklı sonuçlara ulaşan çalışmalar nedeniyle daha büyük örneklem ve meslek gruplarında bu durumu araştıran çalışmalara ihtiyaç vardır. Sonuç olarak, bu çalışma, tükenmişlikle mücadelede bireysel ve sosyal faktörlerin önemini vurgulamakta ve sağlık profesyonellerinin tükenmişlik düzeylerini azaltmaya yönelik müdahalelerin tasarımında bu faktörlerin dikkate alınması gerektiğini göstermektedir. Sosyal destek, iş-yaşam dengesi ve sağlıklı yaşam tarzı seçimleri, tükenmişliği azaltmada kritik öneme sahiptir. Bu bulgular, sağlık sektöründe çalışanların sağlığını korumak ve geliştirmek için kapsamlı stratejiler geliştirilmesine katkıda bulunabilir. Anahtar kelimeler: tükenmişlik, evcil hayvanlar, doktorlar

Ayça Yılmaz
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarında tükenmişlik ve evcil hayvan sahiplenme ilişkisi

ÖZET Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarında tükenmişlik ve evcil hayvan sahiplenme ilişkisinin araştırıldığı çalışmamıza gönüllü olarak farklı unvan ve branşlarda 240 hekim katılmıştır. Katılımcılardan sosyodemografik veri formu, Lexington Evcil Hayvanlara Bağlanma Ölçeği (LEHBÖ) ve Maslach Tükenmişlik Envanteri (MTE)'nin olduğu anket yardımıyla veriler toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis Testi, Spearman Korelasyon Testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Katılımcıların %54,2'si (n=130) kadın, %45,8'i (n=110) erkektir. Katılımcıların yaş ortalamaları 31,78,5 (min=24, max=66) yıl olarak saptanmıştır. MTE yönünden medeni durum, kiminle yaşadığı, çocuk sahibi olma durumu, ünvan, sigara ve alkol kullanım durumuna göre anlamlı farklılıklar saptanmıştır. LEHBÖ yönünden cinsiyet, medeni durum, kiminle yaşadığı, çocuk sahibi olma durumu, alkol ve sigara kullanım durumuna göre anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Araştırma sonuçları, cinsiyetin tükenmişlik üzerinde bir etkisi olmadığını, evliliğin tükenmişlik üzerinde azaltıcı bir etkisi olduğunu göstermiştir. Bu bulgu, eş desteğinin stres ve tükenmişlikle başa çıkmada önemli bir faktör olduğunu işaret etmektedir. Ayrıca, tek başına yaşamanın duyarsızlaşma üzerindeki olumsuz etkisi, sosyal ilişkilerin psikolojik sağlık üzerindeki önemini vurgulamaktadır. Çocuk sahibi olmanın da tükenmişlik üzerinde olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir; bu da aile yapısının ve sorumlulukların bireylerin tükenmişliği üzerinde pozitif etkileri olabileceğini göstermiştir. Ekonomik ve profesyonel faktörlerin, özellikle gelir durumu ve mesleki branşın, tükenmişlik üzerinde doğrudan bir etkisi olmadığı görülmüştür. Bu durum, tükenmişliğin daha çok kişisel ve sosyal faktörlerle ilişkili olduğunu göstermektedir. Sigara ve alkol kullanımının tükenmişlikle bağlantılı bazı altboyutlar üzerinde etkili olduğu saptanmış, bu da kötü alışkanlıkların tükenmişlik ile bağlantısını ortaya koymuştur. Evcil hayvan sahipliğinin ise tükenmişlik üzerinde doğrudan bir etkisi saptanmamıştır. Literatürde farklı sonuçlara ulaşan çalışmalar nedeniyle daha büyük örneklem ve meslek gruplarında bu durumu araştıran çalışmalara ihtiyaç vardır. Sonuç olarak, bu çalışma, tükenmişlikle mücadelede bireysel ve sosyal faktörlerin önemini vurgulamakta ve sağlık profesyonellerinin tükenmişlik düzeylerini azaltmaya yönelik müdahalelerin tasarımında bu faktörlerin dikkate alınması gerektiğini göstermektedir. Sosyal destek, iş-yaşam dengesi ve sağlıklı yaşam tarzı seçimleri, tükenmişliği azaltmada kritik öneme sahiptir. Bu bulgular, sağlık sektöründe çalışanların sağlığını korumak ve geliştirmek için kapsamlı stratejiler geliştirilmesine katkıda bulunabilir. Anahtar kelimeler: tükenmişlik, evcil hayvanlar, doktorlar

Ayça Yılmaz
Trakya University
2024
00

Other supervisors