Theses supervised by Doç. Dr. Sayime Durmaz

15 theses · Çankırı Karatekin Üniversitesi

DoctorateOpen AccessTR

Avignon Papalığı: 1305-1378

V. Clemens'in bir alternatif olarak küçük Avignon'u seçmesi, XI. Gregorius'a kadar, toplam yedi papanın Roma Kilisesi'ni buradan idare etmesinin yolunu açmıştır. Bu süreçte hüküm süren papalar Roma'ya uğramadan, Roma Kilisesi ve Batı Hıristiyanlık dünyasını Avignon'dan yönetmişlerdir. Hepsi hukuk eğitimi almış olan papalar, Roma Kilisesi'nin politikasını 14. yüzyılın gerçeklerine göre şekillendirmek için uğraş vermişlerdir. Ancak dönem kendi içerisinde pek çok sorunu bünyesinde barındırmaktadır. Bavyeralı Ludwig ile olan mücadeleler, İtalya meseleleri, Yüzyıl Savaşları, veba salgınları, Kilise'nin doktrinel meseleler haricinde ilgilenmek zorunda olduğu ciddi sorunlardan sadece bir kaçıdır. Papalığın İtalyan arenasından uzaklaşması, onun Avignon merkezli yeni dinamikler üzerine Kilise politikası inşa etmesini beraberinde getirmiştir. Birkaç örnek hariç Avignon papaları, Papalığın kalıcı olarak Roma'ya dönmesinin askeri operasyonlar ile mümkün olduğu sonucuna ulaştıklarından bölgeyi şekillendirmede bu politikayı takip etmişlerdir. Diğer Avrupa ulusları ile ilişkiler de birkaç gerilim anı haricinde dostane bir şekilde seyretmiştir. Roma'dan uzakta olmak beraberinde merkezileşme kaygılarını da getirmiştir. Merkezileşme ile özellikle XXII. Ioannes'in titiz gayretleri sonucunda var olan ofislere işlevsellik getirilmiştir. Papalık, Kilise ofisleri ve idari kadronun şekillenmesi adına Avignon papalarına çok şey borçludur. Ancak merkezileşme çabalarının en önemli ayağının etkin vergi ve fon toplama gerçeği olduğu önemli bir husustur. Bu durumda bir kurum olarak Papalık sarayının laiklerin saraylarıyla aynı görünüme kavuşması, halkın Kilise politikalarından soğumasına sebep olmuştur. Anahtar Kelimeler: Papalık, Avignon Papalığı, V. Clemens, Roma, Fransa.

AvrupaDinler tarihiFransa+3
Asiye Abdurrahmanoğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Muînüddin Süleyman Pervâne: Hayatı ve siyaseti

II. Gıyaseddin Keyhüsrev, 1237 senesinde tahta oturmuştur. Sonraki süreçte etkileri de büyük olacak olan "Babai İsyanı" ortaya çıkmıştır. Böylece Moğol ordusu Anadolu'ya yönelmiş ve neticede "Kösedağ Savaşı" yaşanmış, Selçuklu Devleti savaşı kaybetmiştir. Neticede ilk Moğol tabiiyeti yaşanmıştır. 1246'da II. İzzeddin Keykavus,'un yönetimi ilan edilmiş, ancak bu yönetim uzun sürmemiştir. Sultan Rükneddin Kılıç Arslan'ın yönetime tek başına sahip olmak istemesi İzzeddin Keykavus ile mücadele içine girmesine sebep olmuştur. Fakat sonuçta "Üç Kardeş" dönemi 1249-1254 başlatmıştır. II. Alaaddin Keykubad'ın ölümüyle üç kardeş dönemi sonlanmış, böylece süreç "İki Kardeş" (1257-1262) dönemiyle devam etmiştir. Pervâne Muînüddin 'in yönetime tek başına sahip olma isteğiyle yaptıkları iki kardeş döneminin de kapanmasına sebep olmuştur. Böylece Pervâne Devri olarak da adlandırılan süreç başlamıştır. Sultan IV. Rükneddin Kılıç Arslan, 1262 senesinde tek başına tahta oturmuş, ancak 1266 senesinde ölmüştür. Sultan III. Gıyaseddin Keyhüsrev'in tahta çıkmasıyla Pervâne Muînüddin, Türkiye Selçuklu Devleti'nde neredeyse tam bir bağımsızlık yaşamıştır. Vezir Fahreddin Ali gibi kendisine tehdit oluşturabilecek kimseleri bertaraf etmeyi amaçlamıştır. Moğolların kendisine olan güvenlerinin sarsılmasıyla Sultan Baybars ile ittifak oluşturmak için iletişime geçmiş ancak daha sonra bu durumdan vazgeçmiştir. Bu sırada Hatıroğlu Hareketi patlak vermiş ve Anadolu büyük bir dönüm noktasının eşiğine gelmiştir. Hatıroğlu İsyanının güç bela bastırılmasıyla Anadolu'da huzur sağlanmışken Sultan Baybars, Anadolu'ya gelmiş ve Kayseri'yi fethetmiştir. Bu durumun haberini alan Abaka Han, Anadolu'ya gelerek Kayseri ve Erzurum'u yağmalamış, Pervâne Muînüddin'i ise idam ettirmiştir.

Anadolu SelçuklularıBiyografiMuinüddin Süleyman Pervane+1
İlknur Çakır
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İslamiyet öncesi Hicaz bölgesinde ticari hayat ve İslamiyet'in ticarete katkıları

Taif ile Medine'nin, Mekke ile arasında oluşan bağı ticaret kuruyordu. Bunun başlıca sebebi ise bu iki şehrin tarım, hayvancılık gibi alanlarda gelişmiş olması ve Kureyşlilerin bu ürünleri hem ihtiyaçları için satın alarak hem de ticaret kervanlarına katarak pazarlaması olmuştur. Hususi olarak kurak bir bölge olması sebebiyle üretimin imkânsız kılındığı Mekke'de dışa bağımlı bir ekonomi anlayışının olması beraberinde birçok ticari ilişkilerin kurulması yoluna götürmüştür. Bu durumu İlâf ile açıklamamız mümkündür. Nitekim Mekke' nin bulunduğu coğrafi konumunun yanı sıra içerisinde kutsal mabedin bulunması ticari açıdan gelişme kazanmasında önemli bir yere sahiptir. Hicretten sonra Hz. Muhammed'in Medine'de ortaya koyduğu faaliyetlerinden birisi de ekonomik yönlü olmuştur. Zira içerisinde farklı etnik kimliklerin oluşturduğu ve Yahudilerin ekonomik tahakkümü altında tutulduğu böyle bir toplumun ayakta kalabilmesi için bütün kesimin bağımsız olduğu ve maddi-manevi olarak birbirlerine destek çıktığı yeni bir yapılanmayı gerekli kılıyordu. Yapılan Medine Sözleşmesi ve muâhat uygulaması bu amaca yöneliktir. Bu dönemde müşrikler karşısında Medine ticaret güzergâhı üzerinde var olma gayretinde bulunan İslam birliği, bir tehdit unsuru olarak devam eden Taif ve Mekke ittifakını alt edebilmenin, onların ticaret yollarını kesmekten geçtiğinin farkındaydı. Buna yönelik yapılan gazve ve seriyyeler amacına ulaşmış, müşriklerin kuzeye olan ticaretleri, Müslümanların yollara hâkim olmasıyla sekteye uğramış ve en nihayetinde anlaşma masasına oturmayı kabul etmişlerdi. Mekke'nin fethi sonrası kurulan İslam devleti, ticarette birliği sağlamak adına tek çatı altında hareket etmiş ve ticaretteki büyüme her geçen gün artış göstermiştir.

Cahiliye DönemiHicazTicaret+3
Hamide Özbek
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Orta Çağ temalı filmlerde Kilise imajı

Sinema, ortaya çıktığı andan itibaren çeşitli alanlarda kaynak olarak kullanılmaktadır. Bu alanlardan biri olarak da tarih karşımıza çıkmaktadır. Sinemanın dönemin olaylarına tanıklık etmesi, dönemle ilgili kesitler sunması, tarih için önemli bir kaynak olduğunu gözler önüne sermektedir. Bu çalışma, tarihsel dönem itibariyle Orta Çağ'ı işleyen filmlerde Kilise'nin hangi kavramlar ve temalar üzerinden işlendiğini ortaya koymayı amaçlamıştır. Film, kitap, makale gibi kaynaklardan elde edilen bulgular çerçevesinde bir tarihçi gözüyle dönemin şartları da göz önünde bulundurularak Kilise imajının tarihsel bir dönemde sinema aracılığıyla nasıl ele alındığını ve inşa edildiğini anlamayı hedeflemiştir. Çalışmamızın birinci bölümünde araştırmanın önemi, araştırmanın yöntemi ve kaynaklarına yer verilmiştir. İkinci bölümünde, sinema ve tarih ilişkisi anlatılmış ve bu konuyla alakalı yazarların görüşleri de göz önünde bulundurularak gerekli açıklamalar yapılmıştır. Üçüncü bölümünde kilise kavramına yer verilmiş, kilisenin boyutu, mahiyeti, misyonu ve kilise için kullanılan metaforlardan bahsedilmiştir. Dördüncü bölümünde ise Orta Çağ döneminde geçen kilisenin ön planda olduğu on filme yer verilerek, filmler tarihi kaynaklarda göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir.

KiliselerOrta ÇağSinema
Nilgün Çelik Egi
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

15. yüzyıl Papalık ve İtalya siyasetinde etkin bir aile: Borgialar

Borgia Ailesi, Valensiya kökenli ve Papalık tarihinde önemli yere sahip bir ailedir. Papa III. Callixtus adıyla taç giyen Alfonso Borgia ile Kilise'de ilk kez görülen bu aile; Papalık ve İtalya Tarihi açısından büyük öneme sahip olmasına karşın Hristiyan camiasında, işledikleri iddia edilen günahlarla anılmıştır. Ancak özellikle III. Callixtus'un yeğeni olan ve Papa VI. Alexander adıyla taç giyen Rodrigo Borgia; yalnızca Papalık ve İtalya değil, dünya tarihi açısından önemli bir isimdir. Bu aileyi tartışmalı hâle getiren durum ise Papa VI. Alexander'ın, kardinallik döneminde Kilise kurallarını çiğneyerek yaptığı gizli evlilik ve bu evlilikten dünyaya gelen çocuklarını, papa olduğu dönemde nepotist bir tutumla Kilise ve Papalık Devleti'nde etkin rollere getirmesi olmuştur. Bu sebepten ötürü VI. Alexander'ın çocukları Cesare Borgia ve Lucrezia Borgia ön plana çıkmış, siyasetteki etkinlikleri sebebiyle birçok gayrimeşruluk iddialarının ve ithamlarının hedefi hâline gelmişlerdir. Bu çalışmada amaçladığımız husus Borgia Ailesi'nin edindiği kötü şöhretle beraber ortaya koydukları önemli icraatları da incelemektir.

Meşru olmayan görevlerNepotizmPapalık
Hasan Saburlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Orta Çağ İngilteresi'nde bir hanedanlık mücadelesi: Güller Savaşı (1455-1485)

Plantagenet Hanedanlığının, alt hanelerinden olan York ve Lancaster haneleri, Yüzyıl Savaşlarının akabinde kraliyet tacında hak iddia etmiştir. Mevcut kral VI. Henry'nin yardımcıları ve karısı Anjoulu Margaret tarafından manipüle edilmesi ile otoritesinde sorunlar meydana gelmiştir. VI. Henry yönetiminde Fransa ile süregelen Yüzyıl Savaşları'nın kaybedilmesi ile York Dükü Richard taht iddiası ile ortaya çıkmıştır. Kral'ın rahatsızlığından ötürü meydana gelen otorite boşluğundan istifade eden York Dükü Richard kısa süre de olsa İngiliz tahtının koruyucusu olmuştur. York Dükü'nün varlığından rahatsız olan Kraliçe, VI. Henry üzerindeki etkisini kullanarak York Dükü'nün görevinden alınmasını sağlamıştır. York Dükü'nün unvanını kaybetmiş Lancaster ve York Haneleri arasında yaklaşık 30 sene kadar sürecek bir mücadele dönemi başlamıştır. Taraflar arasında gerçekleşen ilk ciddi iç savaş 1455 yılında başlamış 1485 yılında sona ermiştir. Savaşların sona ermesi iki handenin de uzaktan akrabası olan Henry Tudor'un Güller Savaşı sonuncusu olan Bosworth Field Savaşı'nı kazanması ile sona ermiştir. Henry, iki haneyi birleştirerek kendi yönetimi altında birleştirmiştir. Hanelerin sembolü olan kırmızı ve beyaz gülü kullanarak Tudor Gülünü yeni hanedanlığın sembolü haline getirmiştir. Böylece İngiltere Avrupa siyasetinin şekillenmesi adına önemli bir oyuncu haline gelmiş, İngiliz tarihinin seyri değişmiştir.

Lancaster DönemiPlantagenetTudorlar Dönemi
Sabiha Sarıkaya
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Endülüs'teki İslam medeniyetinin Avrupa'ya etkisi

Endülüs'ün İslam Medeniyeti, Avrupa'ya pek çok alanda derinlemesine etkide bulunmuştur. Kültürel mirası, sanat, bilim, felsefe ve müzik alanlarında yarattığı izlerle Avrupa'nın estetik anlayışını zenginleştirmiştir. Endülüs'ün çeşitli kültürlerin buluşma noktası olması, Avrupa'nın kendi kimliğini bulmasına katkıda bulunmuş ve kültürel çeşitlenmeyi teşvik etmiştir. Tıp ve bilimdeki etkisi, İbn Sina ve İbn Rüşd gibi önemli hekimlerin eserleri aracılığıyla belirgin hale gelmiştir. Bu hekimlerin bilimsel gelişmelere öncülük etmesi, Avrupa'da tıp alanında bir dönüşüm başlatmış ve bu alanda yeni bakış açıları getirmiştir. Felsefî katkılar, özellikle İbn Rüşd'ün Aristoteles yorumlarıyla skolastik düşünceyi etkilemiş ve Rönesans döneminde Avrupa'da büyük bir etki yaratmıştır. Bu felsefî düşüncenin yayılması, Avrupa'nın entelektüel evrimine öncülük etmiş ve Avrupa'ya yeni düşünsel ufuklar açmıştır. Sanat, mimarî ve kültürel etkileşim, Endülüs'ün görsel estetiğini Avrupa'ya taşımıştır. Endülüs'ün zengin kültürel mirası, Avrupa'nın kendi estetik anlayışını şekillendirme sürecine önemli bir katkıda bulunmuştur. Bu etkileşim, Avrupa'nın sanatsal ve mimari zenginliğini artırmıştır. Müzik kültürü, Doğu etkileriyle zenginleşmiş ve Avrupa müziği üzerinde derin izler bırakmıştır. Hem saray kültüründe sofistike eserlerle hem de halk arasında coşkulu melodilerle yaşayan müzik, kültürel çeşitlenmeye önemli bir katkıda bulunmuştur. Toplumsal etkileşim ve entegrasyon, Endülüs'te çeşitli kültürleri bir araya getirerek toplumsal uyumu teşvik etmiştir. Bu etkileşim, Avrupa'nın kendi kimliğini oluşturmasında önemli bir faktör olmuş ve çeşitli kültürlerin bir arada yaşamasını sağlamıştır. Endülüs'ün İslam medeniyeti, Avrupa'nın kültürel ve entelektüel evrimine derin etkiler bırakarak uzun vadeli bir değişimi tetiklemiştir. Bu etkileşim, Avrupa'nın kendi benzersiz kimliğini oluşturmasında kilit bir rol oynamıştır.

Endülüs
Esra Acar
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Erken dönem Bizans İmparatorluğu'nun dış politikası (330-717)

Erken dönem Bizans İmparatorluğu, MS. IV. yy. ile VII. yy. arasındaki dönemi kapsar ve bu dönem Roma İmparatorluğunun bölünmesiyle devam eder. Bu dönemde Bizans'ın dış politikası birçok faktörün etkisi ile şekillenmiş ve farklı stratejilerin uygulanmasına neden olmuştur. Erken dönem Bizans'ın dış politikasının temel amaçlarından biri, imparatorluğun sınırlarını korumak ve toprak bütünlüğünü sağlamak olmuştur. Bizans, doğu ve batıda çeşitli düşmanlar ile özellikle Sasani ve barbar kavimler ile mücadele etmek durumunda kalmıştır. Sasani imparatorluğu, Bizans'ın en büyük rakibi olmuş ve sık sık savaşa neden olmuştur. Bu savaşlar imparatorluğun askeri gücünü ve ekonomik kaynaklarını zorlamış ancak bazı dönemlerde Bizans'ın zaferleri ile sonuçlanarak yeni toprak kazanımları sağlanmıştır. Aynı dönemde barbar kavimlerin akınları da Bizans için önemli bir zorluk teşkil etmiştir. Gotlar, Vandallar, Lombardlar, Hunlar gibi kavimler, romanın zayıf olduğu dönemleri fırsat bilerek sınırlarına yönelmiştir. Bu gruplarla başa çıkmak amacı ile Bizans askeri önlemler almakla kalmamış, aynı zamanda diplomatik yollarla da ilişkileri geliştirmeye çalışmıştır. İttifaklar yapmak, çeşitli kavimlerle barış antlaşmaları imzalamak gibi yöntemler, dış politikada önemli bir yer tutmuştur. Bu stratejik diplomasi Bizans'ın sınırlarını korumak ve belirli bir denge sağlamak amacıyla etkin bir şekilde kullanılmıştır. Diğer yandan dönemin en dikkate değer faktörlerinden biri de Hristiyanlığın güçlenmesidir. I. Konstantin'in Hristiyanlığı resmi din olarak kabul etmesiyle, bu inanç sistemi Bizans'ın iç ve dış ilişkilerini önemli ölçüde etkilemiştir. Hristiyanlığa geçiş, sadece dini bir dönüşüm değil aynı zamanda siyasi bir strateji olarak da değerlendirilmiştir. Bizans imparatorluğu, Hristiyan topluluklarla iş birliği yaparak düşmanlarına karşı dayanışma sağlama yoluna gitmiştir. Dini birleştirici bir unsur olarak Hristiyanlık, dış politikanın temel taşlarından biri haline gelmiştir. Bu durum hem Bizans'ın iç huzurunu arttırmış hem de komşu Hristiyan devletlerle ilişkilerini güçlendirmiştir.

Dış politika
İlayda Sarı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Outremer'de siyasi evlilikler

Kudüs'ün Müslümanların elinde olmasına reaksiyon olarak 1099'da Papa Urbanus tarafından Haçlı Seferleri tertip edildi. Haçlı Seferlerinin ana sebebinin Kudüs'ün Müslümanlar tarafından ele geçirilmesi olmadığı muhakkaktır. Avrupa kendi içinde yaşadığı siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel yıkımı ve daha da önemlisi siyasi hesaplaşmaları bir başka sahaya taşımak istemiştir. Bu sebeple ki kilise, egemen güç olduğunun kanıtı olarak büyük sefere, büyük kitlelere liderlik yapmak istemiştir. Bu istekte Urbanus'un şahsında filizlenmiştir. Papa Urbanus'un çağrısı ve Aleksious'un yardım talebiyle halktan Haçlılar, Kudüs'ün kurtarılması maksadıyla yollara düşmüşlerdir. Latin Doğu Müslüman iç meselelerinden ve çürümüşlüğünden faydalanılıp kuruldu ve daima Batı yardımına muhtaç bir yapıda oldu. Bu sebeple Latin Doğu'nun yönetimi için iyi bir lider hayati öneme sahipti. Ancak Kudüs'te ve Antakya'da öyle dönemler oldu ki, hanedanı devam ettirecek her hangi bir varis ortada kalmadı. Hanedanın erkek çocuk sahibi olamaması, hastalık, özellikle cüzzam sebebiyle, Outremer zaman zaman 'kral' krizi yaşadı. Bu hayati durumda kraliyet kadınlarının-kızlarının varlığı çok önemliydi. Yönetimsel boşluğun yaşanmaması, tahtın devamlılığı açısından, erkek varis yokluğunda kadınlara evlilik vazifesi yüklenmiş ve bu sayede krallığın bir lidere kavuşturulması amaçlanmıştır. Kadının siyasi yönden kullanımı Melisende ile başlamış ve XII. yüzyılın sonuna doğru bir silsile halinde devam etmiştir. Erkek aday bulunmadığı durumlarda kraliyet kadınlarına erken yaşlardan itibaren kral olma vasfına sahip bir eş bulunması hep gerekli görülmüştür. Çünkü Outremer'in siyasi zemini, dış tehditlerin hızlanarak artması, 'kadın lider' kavramını olanaksızlaştırmıştır. Bu sebeple asıl variseden tahtın devamı için beklenen tek davranış evlenmesidir. Hatta bazı zamanlarda bu soylu kadınlar politik gerekçelerle eşten ayrılmaya, peş peşe evlilikler yapmaya zorlanmışlardır. Rolleri bu kadar kilit olmasına rağmen Outremer kraliyet kadınlarının bazıları, tahta giden yolda araçsal öge olmaktan daha öteye gidememişlerdir. Outremer kraliyet kadınına dönemin şartları, krallık için evlilik yoluyla katkıda bulunma imkânı vermişti. Çalışmamızda bahsi geçen altı kraliyet kadını, krallığın yok olma yoluna girdiği dönemlerde, evlilik bağıyla krallığa yeni bir hareket getirmişlerdir. Sibylle'den sonra ismi geçen kraliyet kadınları her ne kadar siyasi bir görev üstlenmeselerde, kendilerine eş olarak seçilen adaylar Latin Doğu'nun savunmasında uzun yıllar hizmet etmişlerdir.

EvlilikHaçlı Seferleri IIHaçlılar
Asiye Abdurrahmanoğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Fransız devrimi dönemi devrimci kadın kimliği

Dünyadaki tüm kadınlar haklardan yararlanmak ve özgürleşmek için önemli mücadeleler vermiş, kanlı çarpışmalar içinde bulunmuşlardır. Toplumdaki cinsiyetçi anlayışın değişmesi, kadın ve çocukların uğradığı haksızlıkların düzenlenmesi ve duyarlılığın sağlanması için birtakım düzenlemeler yapılmaya çalışılmıştır ve çalışılmaktadır. Tamamıyla eşitlikçi toplumsal teşkilatlanmaya yönelik atılması gereken daha birçok adım bulunmaktadır. Geçmişten başlayıp XX. yüzyıla gelene dek çok az insan dışında kimse kadınların da erkeklerle aynı özgürlüğü ve eşitliği yaşamaları gerektiğine inanmamıştır. Devrim sürecinde de kadınlar bu talepleriyle gündeme gelmişler fakat yine tüm talepleri geri çevrilmiştir. "Öteki cins" olmayı kabul etmeyip kendi benlikleriyle var olma mücadelesi vermişlerdir. Bu çalışma geçmişten günümüze yok sayılan, göz ardı edilen, arka plana itilen özgürlük ve varoluş mücadelesinin Fransız Devrimi dönemindeki yansımalarını gün yüzüne çıkartması ve hatta asıl motivasyon kaynağının kadın oluşunu ortaya koyması yönüyle önem arz etmektedir. Fitilini ateşlediği bu özgürlük mücadelesini topluma mal etmeyi başarmasına karşın kadın, mücadelesinin sonunda insan bile kabul edilmemiş ve yok sayılmıştır. Tarihi açıdan kadının Fransız Devrimi'ndeki rolünü ortaya koyan bu araştırmayla, kadın çalışmalarına katkıda bulunulması arzulanmaktadır.

DevrimcilerFransız İhtilaliKadın hareketleri+3
Esra Ericekli
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Fransa Kralı IX. Louis Dönemi (1226-1270)

Bu çalışma Fransa tahtına on iki yaşında çıkan IX. Louis'in hayatı ve döneminde yaşanan olayları birçok açıdan ele almak amacı ile hazırlanmıştır. IX. Louis 25 Nisan 1214'de dünyaya gelmiştir. Taç giydiği 1226 yılından ölüm yılı olan 1270'e kadar Fransa için iyi bir hükümdar olmuştur. Halkına ve tanrıya karşı beslediği büyük sevgi uğruna birçok kez ölüm tehlikesi atlatmıştır. Bu da Fransız toplumunun krallarına olan sevgisini ve saygısını daimi kılmıştır. Haçlı seferlerindeki başarısızlıkları dahi Kralın toplumun gözündeki değerine etki etmemiştir. Çünkü kral her koşulda halkının iyiliğini istemiş ve bu amaçla bir çok çalışma yapmıştır. Yayınladığı fermanlar ve adil yönetim şekli ile ülkesinin modern Fransaya evrilmesinde önemli rol oynamıştır. Ard arda iki Haçlı seferi gerçekleştiren kral ilk Seferdeki yenilgisinin ardından utanarak pes etmemiş Avrupa kralları arasından bu inanç ve dirayeti sayesinde sıyrılabilmiştir. Düşmanı olan Müslümanları dahi dürüst davranışları ile etkileyebilmiştir. Tanrı'nın emirlerine sonuna kadar itaat etmesi sebebiyle tarihte Dindar Louis olarak anılan bu Kral'a ölümünden sonra Papa IV. Martin ve kardinaller tarafından hak ettiği şekilde Azizlik unvanı verilmiştir. IX. Louis'in erken dönem hayatı ve isyanları haricinde çalışmamızın önemli bir kısmını ele alan Haçlı seferleri konusunda Türkçe'ye çevrilmiş ya da yazılmış pek çok kaynak olsa da IX. Louis'in VII. ve VIII. Haçlı Seferi konularına çok az bir kısım yer verilmiştir. Ayrıca IX. Louis dönemi hakkında yabancı birçok eser bulunmasına karşı Türkçe bir çalışma mevcut değildir. Yapılan bu çalışmanın bu iki konu ile ilgili araştırmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu sebeple araştırmada çok az bir miktar Türkçe kaynaktan faydalanmakla beraber daha çok yabancı ana kaynaklardan ve araştırma eserlerden yararlanılmıştır. Hazırlanan bu çalışma özgünlüğü açısından Türk araştırmacılar için bir kaynak olarak literatüre katkı sağlayacaktır.

FransaHaçlı seferleriLouis IX
Büşra Gerz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Selçuklu Devleti'nde sosyal yapının dinamikleri

Bu tez çalışması, Anadolu'ya göç eden Türkmenlerin Orta Asya'dan getirmiş oldukları âdetlerini, geleneklerini, aile yapısını, inançlarını ve Anadolu'yu Türkleştirme- İslamlaştırma konusunda büyük katkıları olan Ahî Teşkilatı, Anadolu velileri, mutasavvıflar gibi gönül erlerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma hazırlanırken, esas çağdaş kaynaklar ile konuyla ilgili yerli ve yabancı araştırma eserlerinden faydalanılmıştır. Moğol istilasından kaçarak akın akın Büyük Selçuklu Devleti topraklarına kaçan Türkmenler, siyasi ve ekonomik sebeplerle Anadolu'ya sevk edilmiştir. Anadolu'ya gönderilmekle Büyük Selçuklu Devleti bu kadar insanı ülkesine yerleştirmekten kurtulmuştur. Diğer taraftan da Türkmenlerin kalabalık bir şekilde Anadolu'ya girmesi Anadolu'yu fethetmelerini kolaylaştırmış ve Anadolu'yu Müslüman-Türk yurdu hâline getirmelerini sağlamıştır. Anadolu'ya gelen Türkmenler ile Anadolu'da yaşayan yerleşik halk arasında sık sık sürtüşmeler yaşandığı için devlet ile Türkmenler karşı karşıya gelmiştir. Bu sebepledir ki Türkmenler, hem yerli halka hem de arkalarından gelen Moğollara karşı örgütlenmek zorunda kalmışlardır. Ahî Teşkilatı, bu örgütlenmeyi tesis etmiş ve Türkmenlere; uyum, yerleşim, eğitim ve meslek edinme konularında yardımcı olmuştur. Bu çabalar sonrası Hristiyan halkın elinde olan tarım ve ticaret Türkmenlerin eline geçmeye başlamış ve zamanla Türkmenler ekonomide söz sahibi olmuştur. Ayrıca eğitim ve sağlık problemlerinin çözümü ile sosyal yardımlar hususunda vakıf sisteminin çok büyük katkıları olmuştur.

AhilerAhilikAnadolu Selçukluları+4
Müzeyyen Karakaş
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklu ve Abbasi hanedan evliliklerindeki çeyizlerin siyasi ve ekonomik boyutu

Kuruluşunun ardından siyasi hâkimiyetini diğer devlet ve hanedanlar arasında güçlendirmeyi amaçlayan Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, hanedanlar arası yapılan siyasi evliliklere büyük önem vermişti. Bu nedenle Selçuklu Sultanları, Abbasi Hilafeti ile aralarındaki iyi ilişkileri güçlendirmek ya da kötü ilişkileri düzeltmek amacıyla birçok kez evliliği siyasi bir araç olarak kullanmış ve bu yolla aralarındaki ilişkileri düzenlemeye çalışmışlardır. Selçuklu-Abbasi arasındaki ilişkileri düzenlemek adına ilk adım Sultan Tuğrul'un yeğeni Hatice Arslan Hatun ile Halife el-Kaim Biemrillah'ın evlilikleriyle atılmıştır. İlerleyen süreçlerde de sıklıkla Selçuklu sultanları ve Abbasi halifeleri evlilikler üzerinden bir takım hedeflerini gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Bu hedefler içerisinde Hatunların getirmiş oldukları çeyizlerin de büyük bir payı vardır. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in Halife el-Kaim Biemrillah'ın kızı Seyyide Hatun ile evlenirken çeyiz olarak Altuncan Hatun'dan kalma verimli arazilerin ikta olarak, ayriyeten 300.000 nakit altın dinarın verilmesi çeyizin ekonomik boyutunu gözler önüne sermeye yeterlidir. Ayrıca çeyizler üzerinden kaynaklarda incelemeler yapıldığında çeyizler üzerinden yaşanan bir takım olayların ilişkileri etkilediği dikkati çekmektedir. Bu nedenle çeyiz konusunun araştırılması önem arz etmektedir.

AbbasilerAbbasiler DönemiEkonomik etki+6
Elif Harmancı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklu sultanlarının gayrimüslim kadınlarla evlilikleri ve bu evliliklerin Selçuklu din politikasına yansımaları

Selçuklu sultanları siyasi ilişki kurduğu devletler ile akrabalık bağı oluşturarak gayrimüslim kadınlar ile evlenmişlerdir. Bu evliliklerin amacı devletlerarasındaki ilişkileri güçlü tutmak, herhangi bir şekilde gelecek olan tehlikeyi bertaraf etmek, sınırları genişletmek ve bozulan politik ilişkileri düzeltmektir. Nitekim bu sebeplerle yapılan evliliklerdeki ana unsuru kadın oluşturmuştur. Selçuklu Devleti'nde de görülen bu siyasi evlilikler hanedanlar arası gerçekleştirildiği gibi hanedan dışından da gerçekleştirilmiştir. Özellikle sultanların gücüne güç katmak ve hükümdarlığının İslam dünyasınca onaylanması açısından halife ile akrabalık kurma teşebbüsleri Selçuklu Devleti açısından önemli rol oynamaktadır. Daha sonraları bu tür evlilikler İslamiyet'in dışına taşmış olup Selçuklu sultanları gayrimüslim kadınlar ile de evlenmişlerdir. Bu durum haliyle devletin din politikasına da etki etmiştir. Biz bu çalışmamızda hükümdarların gayrimüslim kadınlar ile olan evliliklerinin neticesinde sultanların Hıristiyanlığa temayül gösterip göstermediklerine, gayrimüslim halka karşı yaklaşımlarına ve Selçuklu Devleti'nin bu doğrultuda uyguladığı politikayı ele aldık.

Din politikasıEvlilikGayrimüslimler+5
Tuğba Özdemir
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İngiliz uluslaşma sürecinde erken Plantagenetler (1154-1216)

Plantagenetler, 1154-1485 yılları arasında yaklaşık üç buçuk asır boyunca İngiltere'yi yönetmiş olan bir hanedandır. Kıyafetine taktığı Batı Avrupa'ya özgü bir tür süpürgeotu (plant-genista) ile hanedana ismini veren Anjou Kontu V. Geoffrey Plantagenet'ın, İngiltere Kralı I. Henry'nin kızı olan karısı Matilda'dan doğan ilk oğlu II. Henry, 1154 yılında İngiltere tahtına çıkarak Plantagenet Hanedanının kurucusu olmuştur. II. Henry 1154-1189 yılları arasında İngiltere ile birlikte, babasından miras aldığı Anjou ve Maine ve Norman atalarından miras kalan Normandiya'yı da içeren geniş bir coğrafyada hüküm sürmüştür. Henry'nin, Fransa Kralı VII. Louis'den boşanan Akitanya Düşesi Eleanor ile yaptığı evlilik yoluyla elde ettiği Akitanya Dukalığı da eklenince, bugün Angevin İmparatorluğu olarak anılan devletin haritası ortaya çıkmaktadır. Erken Plantagenetler olarak tanımlanan II. Henry ve oğulları I. Richard (Aslan Yürekli) ve John (Yurtsuz), 1154-1216 yılları arasında bu devleti yönetmişlerdir. II. Henry, miras, evlilik ve savaşlar yoluyla elde ettiği devleti bir imparatorluğa dönüştürürken, özellikle hukuki ve idari alanda yapmış olduğu reformlarla İngiltere'nin anayasal sisteminin ve Ortak Hukuk'un gelişmesine büyük katkılarda bulunmuştur. Henry'nin oğlu I. Richard katılmış olduğu III. Haçlı Seferi ile ön plana çıkarken, küçük oğlu John, hem İngiltere'nin kıtadaki topraklarını kaybetmesiyle hem de ilk anayasal metin olan Magna Carta'yı imzalamasıyla tanınmaktadır. Erken Plantagenetlerin, İngiltere'nin devlet ve yönetim sistemine yaptıkları katkıların yanı sıra İngiliz ulusunun ve modern İngilizcenin şekillenmesinde önemli etkileri olmuştur. Anahtar Kelimeler: Plantagenet Hanedanı, Angevin İmparatorluğu, II. Henry, I. Richard, Yurtsuz John.

Haçlı Seferleri IIIMagna CartaMillileşme+4
Gökmen Günay Gökbayır
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Other supervisors