Theses supervised by Doç. Dr. Mustafa Öztürk
15 theses · Çukurova University, Fırat University, Aydın Adnan Menderes University, Sakarya University
Sahabe ve Tabiin Döneminde müteşâbih sıfatların yorumu meselesi
Kimi ayet ve hadislerde Allah'a birtakım içkin nitelikler ve fiiller atfedilir ve bu nitelikler ve fiiller zahirî anlam düzeyinde ilâhî aşkınlıkla bağdaşmaz nitelikte gözükür. İslam literatüründe haberî ya da müteşâbih sıfatlar başlığı altında incelenen bu konu geçmişten günümüze birçok tartışmaya ve farklı yoruma konu olmuştur. Bu geleneğin bir devamı olarak biz de söz konusu sıfatların erken dönemlerde ne şekilde anlaşıldığını ortaya koymak üzere çalışmamızın konusunu ?Sahabe ve Tâbiin Döneminde Müteşâbih Sıfatların Yorumu Meselesi? şeklinde belirledik. Bu çerçevede çalışmamızın kapsamını, vech, yed, yemin, nefs, ityân, meci', istivâ, ayn, cenb, fevk, gazab, sûret, kurb, istihzâ, mekr, keyd, kadem, keff, dahk, sâk, kabza, arş, kürsî gibi haberî sıfatlardan söz eden nassların (ayetler ve hadisler) sahabe ve tâbiin tarafından nasıl anlaşıldığını deskriptif bir dil ve üslupla ortaya koymayı planladıkGiriş ve üç bölümden oluşan çalışmamızda ilkin genel manada müteşâbih kavramı ile Allah'ın sıfatları hakkında bilgi verdik. Bunun ardından haberî ya da müteşâbih sıfatlar kavramını irdeledik ve bu çerçevede müteşâbih sıfatların te'vili meselesi üzerinde durduk. Çalışmanın sonraki aşamasında ise ilgili ayet ve hadislerde Allah'a atfedilen müteşâbih/haberî sıfatları kelime ve kavram olarak tasnif edip başlıklandırdık. Ardından klasik tefsir kaynaklarındaki rivayet malzemesinden sahabe ve tabiin ulemasının bu sıfatlarla ilgili yorumlarını tespit etmeye çalıştık. Bu aşamada öncelikle erken dönem tefsir kaynaklarına müracaat ettik. Bu araştırma sonucunda anladık ki, sahabe ve tabiin ulemasının görüşleri mahiyet ve muhteva olarak klasik selefi anlayıştan ziyade müteahhir dönem kelâm ulemasının te'vilci yaklaşımını anımsatmaktadır.
Kur'an'da kelime kader ve ecel kavramlarının tahlili
Kendine has bir kavram dünyası olan Kur'an, miladi yedinci yüzyıldaki Arapçanın dil yapısına göre nazil olmuştur. Bu açıdan nüzul döneminde kullanılan Arapçanın bilinmesi Kur'an'ı anlamada son derece öneme sahiptir. Ayrıca ayetlerin siyak ve sibakı ile kelimelerin asli anlamları mutlak surette dikkate alınmalıdır. Bu çalışmamızda, Ku'an'daki ?kelime?, ?kader? ve ?ecel? kavramlarını yukarıdaki hususlar çerçevesinde etraflıca inceledik. Araştırmamızın konusunu teşkil eden mezkûr kavramları tercih etmemizin sebebi, söz konusu kavramlara Kur'an'daki kullanımının dışında anlamlar yüklendiği yönündeki tespitimizdir.Mesela kader kelimesi, insanın değiştirilemez alın yazısı şeklinde anlaşılmıştır. Çalışmamızda kader kavramının Kur'an'da ?bir şeyi ölçmek, biçmek, belli bir plan dahilinde yapmak? anlamlarında kullanıldığını gördük. Bunun yanında ?Allah'ın ezelde takdir ettiği hüküm? şeklindeki anlamın ?kelime? kavramı tarafından karşılandığını tespit ettik. İncelediğimiz diğer kavram olan ecel, belirli bir sürenin sonunu ifade eder. Bu süre, önceden takdir edildiği için kader ve kelime kavramlarıyla dolaylı da olsa ilişkilidir. Bütün bunların neticesinde şu sonuca vardık ki, Kur'an'daki herhangi bir kelime ayetlerin sebeb-i nüzulüne, Mekki veya Medeni oluşuna göre çok farklı anlamlara gelebilmektedir. Bu itibarla bir kavram Kur'an'da geçtiği her yerde aynı anlama gelmemektedir.Anahtar Sözcükler: Kader, Ecel, Kelime, Ölçü, Ölüm, Süre.
Mevlana Muhammed Ali'nin "The Holy Qur'an" adlı meal-tefsiri üzerine bir inceleme
Bu çalışma, Mirza Gulâm Ahmed'in (ö. 1908) kurduğu Kâdiyânîlik (Ahmedîlik) adlı dinî hareketin bir kolu olan Lahor Ahmedîliğinin lideri Mevlana Muhammed Ali Lâhûrî'nin (ö. 1951) The Holy Qur'an with English Translation and Commentary adlı meal-tefsirinin tahlil ve tenkidini içermektedir. Beş bölümden oluşan çalışmanın giriş ya da birinci bölümünde ilkin müellif Muhammed Ali'nin yaşadığı çağ ve çevre ana hatlarıyla betimlenmiş, ardından müellifin hayatı ve eserleri ile Kâdiyânîlik (Ahmedîlik) hareketi hakkında bilgi verilmiştir.İkinci bölümde Muhammed Ali'nin genel çerçevede Kur'an'ı anlama ve yorumlama metodu ortaya konulmaya çalışılmış; ayrıca onun Ulûmu'l-Kur'an'ın belli başlı konularına dair görüşleri de değerlendirilmiştir. Bu bölümdeki tespit ve değerlendirmeler çerçevesinde M. Ali'nin eklektik denebilecek bir meal-tefsir anlayışına sahip olduğu sonucuna varılmıştır.Üçüncü bölümde kıyamet, ahiret ve gaybî varlıklarla ilgili ayetleri yorumlama tarzı irdelenmiştir. Dördüncü bölümde kıssalar ve mucizelerle ilgili ayetleri nasıl anlayıp yorumladığı konusu ele alınmış; beşinci ve son bölümde ise ahkâm (toplumsal düzen ve hukuk) ayetlerine ilişkin yorumları değerlendirilmiştir.Bu üç bölüm kapsamında M. Ali'nin gaybî varlıklar ve gaybî varlık alanlarıyla ilgili ayetleri kimi zaman Bâtınîliğe varacak düzeyde metaforik ve alegorik tarzda yorumladığı, buna karşın kıssaların tefsirinde ağırlıklı olarak rasyonalist, hatta natüralist bir anlayışa dayandığı, toplumsal düzen ve hukukla ilgili ayetlerin yorumunda ise klasik İslam modernizmine özgü apolojik (savunmacı) bir dil ve üslup kullandığı sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Sözcükler: Mevlana Muhammed Ali, Kâdiyânîlik (Ahmedîlik), Meal, Tefsir.
Hz. Ömer'in tefsir rivayetleri
Bu çalışma Kur'an ve tefsir tarihinde çok önemli bir yere sahip olan Hz. Ömer'in tefsirle ilgili rivayetlerinin tematik ve sistematik tasnifini içermektedir. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde ilk olarak Hz. Ömer'in İslam öncesi ve sonrası hayatı, bilhassa halifeliği dönemindeki önemli icraatları ve uygulamaları hakkında bilgi verilmiştir.İkinci bölümde Hz. Ömer'in Kur'an'ın metinleşme tarihindeki belirleyici rolü ve Ulûmu'l-Kur'ân kapsamındaki belli başlı konularla ilgili rivayetlerine yer verilmiştir. Bu bölümdeki rivayetler ışığında Hz. Ömer'in Ulûmu'l-Kur'ân'la ilgili rivayetlerinin ağırlıklı olarak kıraat ve esbâb-ı nüzûl konusuyla ilgili olduğu tespit edilmiştir.Üçüncü bölümde ise önce Hz. Ömer'in ?Muvâfakât-ı Ömer? diye bilinen ve bir bakıma ilâhî vahiyle duygudaşlık (empati) kurmanın beşerî bir imkân olduğunu gösteren rivayetler sunulmuştur. Daha sonra ise zaman ve şartlara göre Kur'an'ın bazı hükümlerini uygulamaması ya da ayetlerde belirtilenden farklı şekilde uygulaması gibi içtihat ve yorumlarıyla ilgili rivayetlere yer verilmiştir. Söz konusu içtihatlarla ilgili rivayetlerden Hz. Ömer'in Kur'an'daki herhangi bir ayetin hükmünü ilga/iptal etmediği, sadece askıya aldığı sonucuna varılmıştır.Bu üç bölüm kapsamında sunulan rivayetlerinden Hz. Ömer'in Kur'an'ın doğru anlaşılması ve yaşanması noktasında olgusal durumu öncelediği sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Hz. Ömer, Tefsir, Yorum, İçtihat, Rivayet, Muvâfakat, Recm Ayeti.
H. 931 (M. 1524 - 1525) tarihli ve 125 Numaralı Halep İcmal Defteri
Urartular Döneminde Elazığ
Van sancağı
Finansal sıkıntı maliyetleri ve işletmelerde yeniden yapılandırma: Borsa İstanbul'da bir uygulama
Bu çalışmada şirketlerin iflas sürecinde tasfiye yoluna mı başvurdukları yoksa yeniden yapılandırma yöntemlerine mi yöneldiklerine ilişkin kararları incelenmiş ve analiz edilmiştir. Bu analiz yapılmadan önce finansal sıkıntı kavramının ne olduğu, türleri, nedenleri, sonuçları ile ilgili konular ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise BİST (Borsa İstanbul)?de işlem gören işletmelerin yeniden yapılandırılmasına ilişkin veriler incelenmiştir. BİST?de işlem gören şirketlerin 2008-2012 yıllarına ilişkin verileri kullanılarak finansal yeniden yapılandırma uygulamaları hakkında kamuya yapılan bildirimlerin hisse senedi getirileri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bildirimlerin firma değerine olan etkisini ölçmek için anormal getiri ve kümülatif getiriler hesaplanmış olup, olay etüdü yönteminden yararlanılmıştır.
Tekstil sektöründeki KOBİ'lere yönelik alternatif finansman teknikleri: Gaziantep işletmeleri üzerine bir uygulama
Günümüz ekonomisinde işletmelerin büyük çoğunluğunu KOBİ'ler oluşturmakta ve bu işletmelerin ekonomiye olan katkıları ise azımsanmayacak boyuttadır. Gelişmekte olan birçok ülkede üretimin ve istihdamın önemli bölümünü KOBİ'ler sağlamakta, ancak KOBİ'lerin kullanımlarına sunulan teşvikler ile finansman kaynaklarının kısıtlı olması ve kredi olanaklarının yetersizliği nedeniyle başta finansman sorunu olmakla birlikte birçok sorunla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu çalışmada KOBİ'lerin karşılaştıkları başlıca sorunlara çözüm önerisi niteliğinde alternatif finansman yöntemleri ele alınmakta ve KOBİ'lere sağlayacağı faydalar üzerinde durulmaktadır. Bunlara ilave olarak Gaziantep ilinde yer alan ve belli bir kapasiteye sahip tekstil sektöründeki KOBİ'ler üzerine bir anket çalışması uygulanmıştır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, öncelikle KOBİ'lerin tanımları, özellikleri, avantajları, dezavantajları, KOBİ'lerin dünya ekonomilerindeki yeri ve önemi ile Türkiye ekonomisindeki yeri ve önemi, temel sorunları, başlıca finansman sorunları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Türkiye'deki KOBİ'lerin finansman sorunlarına karşı kullanılabilecek alternatif finansman yöntemleri, bu yöntemlerin başlıca avantaj ve dezavantajları, temel özellikleri, işleyişleri, ekonomiye olan katkıları anlatılmaktadır. Üçüncü bölümde, Gaziantep organize sanayi bölgesinde bulunan ve tekstil sektöründe faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansman sorunları ve bunların kullandığı alternatif finansman yöntemleri üzerine bir uygulamaya yer verilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden anket tekniği uygulanmış ve elde edilen veriler istatistiki olarak değerlendirilerek analiz edilmiştir. Sonuç olarak Gaziantep bölgesinde bulunan tekstil firmalarının alternatif finansman yöntemleri hakkında yeterli seviyede bilgi sahibi olmadıkları ve bu nedenle alternatif finansman kullanma eğilimde olmadıkları gözlemlenmiştir.
Yoğurt üretiminde transglutaminaz kullanımının tespiti için hızlı analiz yöntemi geliştirilmesi
Yoğurt, sütte bulunan laktozu laktik aside dönüştüren bakteriler kullanarak sütün fermantasyonu ile oluşan pıhtıdır. Laktik asit fermantasyonu sonucunda süt proteinleri koagüle olur ve yoğurda kendine özgü dokusunu ve asidik özelliğini kazandırır. Dünya genelinde yaygın olarak tüketilen yoğurt, insan sağlığının korunması ve sindirim sistemi sorunlarını giderme gibi çeşitli iyileştirici etkiler ile ilişkilendirilmiştir. Yoğurt üretiminde, sıcaklık ve diğer fiziksel faktörlerin etkisiyle protein ağındaki suyun ayrılması önemli bir sorun oluşturmaktadır. Bu sorunu çözmek için yoğurda mTGaz enzimi eklenebilmektedir. mTGaz, hidrofilik protein bağlarının etkileşimini teşvik ederek jelin su tutma kapasitesini artırır ve bu da yoğurt jelinin dayanıklılığını ve viskozitesini iyileştirmektedir. Transglutaminaz enzimi transferaz ailesinin bir üyesidir. Transglutaminaz, bir peptid bağlı glutamin kalıntısının γ-karboksiamid grubu ile lizin amino grubu dahil çeşitli primer aminler arasındaki bir açil transfer reaksiyonunu katalize eder. Bu da proteinler, peptitler ve primer aminler arasında kovalent çapraz bağ oluşturur. Mikrobiyal transglutaminaz, ABD, Kanada, Japonya, Brezilya ve Çin gibi birçok ülkede gıda üretiminde yasal olarak kullanılmaktadır. Genellikle güvenli kabul edilen (GRAS) transglutaminaz enzimi, Avrupa Birliği'nde gıda işleme yardımcı maddesi olarak onaylanmıştır ve süt ürünleri üretiminde içerik listesinde belirtilmeden kullanılabilmektedir. Başlangıçta hayvan dokularından elde edilen transglutaminaz, günümüzde genellikle mikrobiyal kaynaklardan elde edilmektedir. Son yıllarda yoğurt üretiminde mikrobiyal transglutaminaz enziminin kullanımı, ürünün kıvamı, yapısal dayanıklılığı, su tutma kapasitesi ve genel kalite özelliklerini geliştirmesinden dolayı artış göstermektedir. Mikrobiyal transglutaminaz, yoğurda iki yöntemle eklenir: Birinci yöntemde, enzim sütün içine eklenir ve ardından sütün sıcaklığı, enzimin etkinliğinin duracağı noktaya yükseltilerek inaktive edilir. Daha sonra starter kültürü eklenir. İkinci yöntemde ise mTGaz aktivitesi durdurulmadan, aynı anda starter kültürüyle birlikte sütün içine eklenir. Şu ana kadar süt ürünlerinde kullanılan transglutaminaz (mTGaz) enziminin varlığını veya miktarını güvenilir bir şekilde tespit edebilecek herhangi bir spesifik yöntem mevcut değildir. Bu çalışmanın amacı yoğurttaki transglutaminazın kullanımını, durumunu (aktif veya inaktif) ve konsantrasyon seviyelerini tespit edebilecek hızlı, uygun ve güvenilir bir modelin IR spektroskopisi kullanılarak geliştirilmesidir. Bu çalışma yoğurtta mikrobiyal transglutaminaz kullanımının tespitine yönelik literatürdeki ilk çalışma olacaktır. Bu çalışmada, yoğurt örnekleri orta ve yakın kızılötesi spektroskopisi ile analiz edilmiştir. Deneysel yoğurtlarda iki farklı mikrobiyal transglutaminaz enziminin konsantrasyon seviyeleri test edilmiştir. Bu konsantrasyon seviyeleri, 1 ünite ve 2 ünite olmak üzere belirlenmiş ve her iki konsantrasyon seviyelerinin, yoğurtlar üzerinde oluşturduğu farklı etkiler analiz edilmiştir. Yoğurtta bulunan mikrobiyal transglutaminaz enziminin durumunu aktif veya inaktif olarak tespit edebilmek amacıyla üretilen örneklerinin yarısında enzim ısıl işlem ile inaktive edilmiştir. Hem yakın kızılötesi (NIR) spektroskopisi hem de orta kızılötesi (MIR) spektroskopisi için, sınıf analojisinin yumuşak bağımsız modellemesi (SIMCA) ve kısmi en küçük kareler diskriminant analizi (PLS-DA) yaklaşımları, aktif mikrobiyal transglutaminaz enzimi içeren yoğurt örneklerinden kontrol örneğini ve enzimin aktif ve inaktiflik durumunu sınıflandırabilmiştir. Ancak SIMCA ve PLS-DA yaklaşımları hem NIR, hem de MIR spektroskopisi için enzim konsantrasyonunu ayırt edememiştir. Makine öğrenimi analizleri, yoğurt örneklerindeki mikrobiyal transglutaminaz enziminin varlığı, aktif veya inaktif durumunu ve konsantrasyon seviyelerini başarılı bir şekilde tespit etmiştir. Sonuç olarak, yoğurtta mikrobiyal transglutaminaz enziminin kullanımı ve aktif veya inaktif durumu, kullanılan tüm kemometrik yaklaşımlarla birlikte NIR spektroskopisi ve MIR spektroskopisi MIR kullanılarak başarılı bir şekilde tespit edilmiştir. Makine öğrenimi analizleri ise, sınıf analojisi SIMCA ve PLS-DA modelleriyle karşılaştırıldığında yoğurtlarda tespit edilen enzim konsantrasyon seviyelerinin ayırt edilmesi konusunda üstün bir performans göstermiştir. Makine öğrenimi modelinin üstün performansı, verilerdeki karmaşık ve doğrusal olmayan ilişkileri ele alma yeteneğine dayandırılabilir. Bu durum, modeli farklı konsantrasyon seviyelerine daha uyumlu hale getirerek, özellikle enzim seviyelerinin kontrolü ve tutarlı ürün kalitesinin sağlanması açısından yoğurt üretim süreçlerinin iyileştirilmesi için önemli bir fırsat sunmaktadır.
Avrupa Birliği'nin rusya'ya yönelik ekonomik yaptırımları'nın rus dış politikası üzerindeki etkileri: 2014-2022
Son on yılda Rus dış politikası, Avrupa Birliği ve ABD'nin Ukrayna'daki olaylara tepki olarak uyguladığı ekonomik yaptırımların etkisiyle birtakım değişikliklere uğramıştır. Ekonomik ve siyasi alanları ilgilendiren yaptırımlar, uluslararası arenada etkisini giderek hissettirerek Rusya'nın Batı dünyası dışındaki ekonomik, politik ve diplomatik stratejilerine de tartışmaya açık etkiler oluşturmuştur. Bu noktadan hareketle, yaptırımların Rusya'nın dış politika mecraları üzerindeki etkilerini incelemek Rusya'nın farklı yönetimsel alanları üzerindeki uygulamalarını da anlamamıza fırsat oluşturacaktır. Nitekim, Avrupa Birliği tarafından uygulanan ekonomik yaptırımlar, Rus dış ticaret gelirlerinin beslendiği çeşitli sektörlere baskı uygulayarak özellikle enerji, hizmet sektörü ve tarım alanlarında ilk olarak yansımalarını bulmuştur. Karşılıklı yaptırım denemeleri Rus dış politika ve küresel toplumla etkileşim stratejilerini hatırı sayılır ölçüde etkileyerek yeni konsept uygulamalarını devreye sokmuştur. Kırım'ın 2014'te Rusya tarafından ilhak edilmesi ve Doğu Ukrayna'da ayrılıkçı şiddet olaylarının yoğunlaşması gözlerinin Birleşmiş Milletler Teşkilatı üzerinde yoğunlaşmasına yol açmıştı. Ne var ki BM, genel kurulda veto yetkisi bulunan ve nükleer silahlara sahip olan Rusya'ya herhangi bir askeri müdahalede bulunamamıştır. Avrupa'nın doğusunda ve Karadeniz'in kuzeyinde cereyan eden bu olağanüstü gelişmeler Avrupa Birliği sınırlarında güvenlik açığı ortaya çıkarmıştır. Fiziki bir müdahalede bulunamayan Brüksel, Washington ile hareket ederek ve kısmen de küresel arenada prestijini korumak amacıyla ekonomik yaptırım kozunu kullanmak istemiştir. Araştırmada yaptırımların Rus dış politikasına etkisi ekonomik, politik ve diplomatik açılardan ele alınmaktadır. Böylece Rusya'nın dış politikasındaki ana eğilimleri ve gelecek perspektifleri eleştirel bir bakış açısıyla irdelenmiştir.
İnsani diplomasi türü olarak Türk işbirliği ve koordinasyon ajansı'nın Afganistan'daki faaliyetleri ve Türkiye-Afganistan ilişkilerindeki rolü
Bu çalışma, halkla ilişkiler bağlamında Türkiye'nin en önemli insani diplomasi uygulayıcısı olarak TİKA'nın Afganistan'da ne tür sosyo-kültürel ve ekonomik faaliyetleri olduğunu tespit etmek amacıyla hazırlanmıştır. Disiplinler arası bir kavram olarak yakın dönemde ortaya çıkan ve üzerinde yeni yeni akademik çalışmaların yapılmaya başlandığı insani diplomasi uygulayıcısı TİKA'nın, uluslararası ilişkiler ve halkla ilişkiler ortak araştırma alanıyla Afganistan coğrafyasında üstlendiği sorumluluk yayımlanan resmi veriler ışığında incelenmiştir. 1991 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ortaya çıkan uluslararası sistemde özellikle doğu coğrafyalarında kurumsal yapıya geçişin gerekliliği daha net olarak hissedilmiştir. Türkiye böylesi bir konjonktürde Avrasya'da bulunan Türk ve Müslüman topluluklara yönelik stratejik bir dış politika konsepti geliştirilmiştir. Nitekim Türkiye'nin kendi yumuşak güç potansiyeline katkı sağlayan kültürel zenginlikleri tespit edip araştırmak ve ortak bir bağ kurarak dış politika enstrümanlarını Afganistan coğrafyasında kuvvetlendirmek elzem hale gelmiştir. Bu sürecin Türk dış politikasına nasıl katkı sağladığı sorunu bir yönüyle "yumuşak güç" kavramının irdelenmesiyle izah edilebilir. Bu düşünceden hareketle literatüre yumuşak güç kavramını kazandıran Joseph S. Ney'in ileri sürdüğü perspektifin analizi oldukça önemlidir. Nitekim günümüz uluslararası sisteminde başarılı devletler, yumuşak güç uzuvlarının uluslararası ilişkilerdeki yerini, etkisini ve önemini daha fazla dikkate alarak faaliyetlerini arttırma çabasındadır. Türkiye de bu ülkeler gibi yumuşak güç unsurunu ülke çıkarları adına Afganistan bölgesinde kullanmaktadır. Uluslararası ilişkiler disiplininde sıkça bahsedilen "yumuşak güç" kavramı bu çalışmada Türkiye'nin sahip olduğu tarihsel ve kültürel birikimiyle mevcut unsur ve potansiyeli göz önüne alarak ele alınmaktadır. Başka bir ifadeyle bu çalışmada Türk dış politikasında Afganistan'a yönelik hangi uluslararası koşullarda yumuşak güç politikası yürütüldüğü sorusuna cevap aranmaktadır. 2004- 2014 yılları arasındaki uluslararası değişimler ve bölgesel gelişmeler ışığında Türkiye'nin Afganistan'a yönelik genelinde yumuşak güç özelinde ise TİKA faaliyetleri nitel araştırma yöntemleri kullanılarak incelenmiştir.
Soğuk savaş sonrasında Avrupa Birliği ve Rusya ilişkilerinde Belarus jeopolitiği'nin önemi: Enerji faktörü
Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan yeni güvenlik ikliminde, Doğu Avrupa Jeopolitiğinin üstlendiği rol araştırılıp ortaya konulmaya çalışılacaktır. Rusya'nın NATO genişlemesi karşısında uygulamak istediği politika askeri, ekonomik önlemler analiz edilecektir. Avrupa Birliği'nin yumuşak güç uygulaması ve kültür nakli konuları tarihsel süreç içerisinde gözden geçirilecektir. Soğuk Savaş sonrası dönemde, Avrupa Birliği ve Rusya arasında jeopolitik öneme sahip Belarus'un, Batı ve Doğu arasında ekonomik ilişkilerde ve enerji alanında, transit geçiş yolu üzerinde olmasından dolayı önemli bir aktör olup olamayacağı araştırılacaktır. Enerjinin tedariki kadar, güvenli ve ekonomik olarak taşınması enerji alanında en önemli faktörlerdendir. Belarus, Avrupa Birliği ve Rusya arasında enerji alanında alternatif Kuzey ve Güney boru hatları projelerine rağmen halen önemli bir yer tutmaktadır. Belarus ekonomik anlamda ve politik anlamda Rusya ile mi yakınlaşacak yoksa Avrupa Birliği'ne mi yakın duracaktır konusu araştırılacaktır, diğer bir alternatif olarak, bağımsızlık özelliğini koruyarak, Batı ve Doğu arasında dengeli bir politika mı izleyecektir konusu incelenecektir. Ekonomik anlamda Rusya'ya ihtiyaç duyan Belarus gelecekte Rusya ile bütünleşip entegre mi olacaktır, yoksa Avrupa Birliği ile Rusya arasında jeopolitik avantajını kullanarak, güçlü bağımsız bir Devlet olarak mı politikalarını şekillendirecektir? Bu anlamda Belarus dünya dengeleri in yeniden şekillenmesi açısından major öneme sahip ülkelerden biri olma konumundadır. Soğuk Savaş sonrası dönemde, Avrupa Birliği ve Rusya arasında jeopolitik öneme sahip Belarus'un, Batı ve Doğu arasında ekonomik ilişkilerde ve enerji alanında, transit geçiş yolu üzerinde olmasından dolayı önemli bir aktör olup olamayacağı araştırılacaktır. Enerjinin tedariki kadar, güvenli ve ekonomik olarak taşınması enerji alanında en önemli faktörlerdendir. dış politikaları bağlamında Klasik Avrasyacılık, ve Yeni Avrasyacılık kavramları incelenerek Belarus üzerindeki etkileri ortaya ve Rusya, Avrupa Birliği ve Belarus politikalarını nasıl şekillendireceği, enerji konusunu da içeren politikaları ortaya konulmaya çalışılacaktır.
Sürdürülebilirlik endeksinin firmaların hisse senedi değerine ve karlılığına etkisinin incelenmesi: Bist 100 endeksindeki firmalar üzerine bir araştırma
Şirketler, toplumsal ihtiyaçları gidermek için yürüttükleri faaliyetleri sonucu olumsuz sosyal ve çevresel etkiler yaratabilmektedir. Ortaya çıkan bu etkileri azaltmak ve ekolojik, sosyal, ekonomik düzenin uyumunu korumak için de çeşitli girişimlerde bulunmaktadır. Sürdürülebilirlik adı altındaki bu girişimler sosyal paydaşlarla olan her türlü etkileşimi kapsamakta ve literatürde gittikçe daha fazla yer almaktadır. Yaşanan gelişmelerden aynı zamanda finansal piyasalar da önemli derecede etkilenmektedir. Bu bağlamda, yatırımcılara sürdürülebilir şirketleri değerlendirme fırsatı vermek için menkul kıymet borsalarında sürdürülebilirlik endeksleri oluşturulmuştur. Türkiye'de de Borsa İstanbul A.Ş. tarafından BİST Sürdürülebilirlik Endeksi piyasaya sürülmüştür. Bu çalışmada, BİST Sürdürülebilirlik Endeksi'ne dahil edilen firmaların endekse dahil edildikten sonra hisse senedi değerlerinde ve karlılık düzeylerinde meydana gelen değişim ampirik olarak incelenmiştir. 2014-2016 yılları arasında endekste işlem gören 42 firmanın finansal verileri kullanılmıştır. Analizler yatay kesit verilerini ve zaman serisi verilerini içerdiği için panel veri analiz tekniklerinden yararlanılmıştır. Çalışmanın bulguları, sürdürülebilirlik endeksine dahil olmanın firmaların finansal performans göstergeleri üzerinde herhangi bir etkisinin bulunmadığını ortaya koymuştur. Ayrıca elde edilen sonuçlar, payları endekste işlem görmesine rağmen endeks şirketlerinin bu durumdan ekonomik fayda sağlayamadığını göstermiştir.