Theses supervised by Doç. Dr. Özcan Demir
14 theses · Gaziantep University, Fırat University
Okul öncesi (3-6 yaş arası) çocuklar için hazırlanan öğretici nitelikli üç boyutlu bilgisayar oyunlarında sinematografik öğelerin ve grafik tasarım unsurlarının kullanımı
Bu çalışmada, tez yazım sürecinde elde edilen veriler ışığında, okul öncesi dönem çocuklarının bilişsel becerilerine katkı sağlayan ve sinematografik oyun anlatılarını içeren eğitsel oyun tasarımlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın kavramsal çerçevesinin oluşturulmasında literatür taraması yapılmış ve içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Mobil oyun açılış grafiklerinden başlayarak sinematik ve grafik tasarım öğeleri için metin analizi yapılmıştır. Kavramsal çerçeve bölümünde, çocuk gelişimi konusunda uzmanların geliştirdiği yöntemlerden bahsedilmiş, sinematografi ve grafik tasarım alanına ait kavramlar, ilgili tanımlar ile bir sayısal oyun açılış tasarımı, oyun arayüzü tasarımı yapılmıştır. Okul öncesi dönem çocukları için eğitim yöntemlerinden biri olan oyunlarla öğretim, sayısal dünyanın bize sunduğu fırsatlardan biridir. Sayısal çağın içine doğan nesil, sanal dünyayı hem gerçek dünyayı deneyimleyerek hem de dönemin teknolojik araçlarını kullanarak tanımaktadır. Bilgisayar, tablet, akıllı telefon gibi cihazlarda çeşitli oyunlarla eğlenerek vakit geçirirken aynı zamanda öğrenme mümkün olmaktadır. Harcanan zamanı en iyi şekilde değerlendirme fikrine sahip olan mobil uygulamalar, eğitim, öğretim yöntemleri dönüştürülerek uygulama geliştiriciler tarafından sayısal ortama göre hazırlanmaktadır. Bu kapsamda üç boyutlu animasyon serilerine sahip üç mobil oyun bulgular ve yorumlar kısmında analiz edilmek üzere seçilmiştir. "Thomas ve Arkadaşlarının Maceraları!", "Bebek Panda'nın Okul Otobüsü - Araba Sürelim!" ve "Maşa ve Ayı: İyi Geceler!" Adı geçen oyunların ücretsiz bölümleri kapsam dâhilinde incelenmiştir. Eğitim kategorisinde yer alan okul öncesi çocuklar için tasarlanmış mobil oyunlarda sinematografi ve grafik tasarım öğelerinin kullanıldığı görülmektedir. Oyun senaryosuna hizmet eden interaktivite kullanımının sinematik anlatılar tarafından yönlendirildiği, sinematografik öğeler ve grafik tasarım öğelerinin bir arada kullanıldığı ve bu öğelerin okul öncesi çocuklar için hazırlanan mobil oyunların oynanabilirliğinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türk sinemasında yol ve yolculuk temalı filmlerde anlatı kodlarının değişiminin değerlendirilmesi
Yolculuk kavramı, öngörülemeyen olaylarla karşılaşılması nedeniyle bireyin savunmasız kalarak duygu ve düşüncelerinde köklü değişimler yaşamasını mümkün kılmaktadır. Sinema sanatında, yolculuk teması toplumsal ve politik verilerin işlenmesine imkân sağlamaktadır. Türk Sineması'nda yol filmleri niceliksel olarak artarken tarihsel süreçte filmlerin anlatı kodlarının da dönüştüğü değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, 1985-2017 yılları arasında üretilen dört yol filminin anlatı kodlarında oluşan dönüşümler tespit edilerek karşılaştırılması amaçlanmıştır. Böylece otuz iki yıllık süreçte Türk Sineması'nda üretilen yol filmlerinin anlatı bağlamındaki değişimi tespit edilmek istenmiştir. İncelenen dört film, üretim tarihlerine göre kronolojik olarak sıralanarak elde edilen bulgular karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, filmlerde kullanılan anlatı kodlarının zamanla Klasik Anlatıdan Çağdaş Anlatı tekniğine yaklaştığı tespit edilmiştir. Karakter kimliklerinin, diyalogların, mizansenlerin ve sahnelerde kullanılan plastik malzemelerin gerçekçi üslupta kurgulanmaya başlandığı görülmüştür. Gerçekçiliği artan her yapı unsurunun anlatı kodlarındaki öneminin de arttığı ve böylece filmlerin farklı anlam boyutlarında incelenmesinin mümkün kılındığı tespit edilmiştir. Nitekim dört filmin de Monomit Kavramı çerçevesinde ve Vladimir Propp'un tespit ettiği ortak işlevler ile A.J. Greimas'ın eyleyenler örnekçesi yaklaşımlarıyla masalların biçimbilimi açısından incelenmesinin mümkün olduğu görülmüştür. Filmlerin üretim sırasına göre içeriklerinin farklı biçimde şekillendiği gözleminden hareketle kimi analiz unsurlarının olgusal düzeyde ifade edilebileceği tespit edilmiştir. Çalışmada, yol kavramının sinemada yalnızca bir alt tür olarak değil toplumsal sosyal ve kültürel gerçekliği yansıtabilmek için bir araç olarak da kullanıldığı ve tarihsel süreçte örneklerinin arttığı gözlemlenmiştir. Bu bağlamda yapılan incelemenin yol filmlerinin çok boyutlu analizi çalışmalarına zenginlik katacağı ve literatüre katkı sağlayacağı değerlendirilmiştir.
BİST'te faaliyet gösteren tamamlayıcı sektörlere ait iki şirketin karşılaştırmalı mali tablolarının analizi: İnşaat ve çimento şirketleri
Günümüzde hemen hemen bütün sektörler doğrudan veya dolaylı olarak birbirini etkilemektedir. Herhangi bir sektörde meydana gelen daralmalar veya genişlemeler diğer sektörlerde aynı veya ters yönlü bir etki ortaya çıkarabilir. Sektörler incelenirken bağlantılı olduğu diğer sektörlerin gelişimleri göz ardı edilirse bu durum sektörlerin doğru analiz edilmesinde problemler doğurur ve yanılgılar ortaya çıkar. Bu tez borsada işlem gören bir inşaat ve çimento şirketlerinin 2017, 2018 ve 2019 yıllarına ait mali tablolarının incelenmesi içerir. Bunun sonucunda mali tablolar analizi yaparak bu sektörler hakkında genel bir kanıya varmayı ve aralarında ki ilişkiyi ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Bu sektörlerin birbirlerini etkileyip etkilemediği veya paralellik gösterip göstermediği incelenmiştir. Ayrıca şirketlerin bu dönemlerde ki istikrarı, ödeme gücü, faaliyetlerinin karlılığı ve sürdürülebilirlikleri hakkında bir yargıya varmak amaçlanmıştır. Bu tez genel olarak mali tablolar analizi ekseninde incelenmiştir. Bu tamamlayıcı iki farklı sektöre ait şirketlerin son üç yılda ki mali tablolarına karşılaştırmalı analiz, trend analizi, dikey analiz ve oran analizi uygulanmış ve bu son üç yılda ki değişimler yorumlanmıştır. Bu yorumlamalar sayesinde bu iki sektörün birbirini etkileyip etkilemediği ortaya çıkarılmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda yapılan çalışma mali tablolar analizini daha derinlemesine kullanmaya ve daha etkin ve verimli analizler yaparak sektörler ve şirketler hakkında daha iyi tespitler sağlamaya imkân sağlamıştır. Bu imkanlar ayrıca bu sektörlerle ilgilenen iç ve dış kullanıcılara da faydalı bilgiler sunmaktadır. Bu bilgiler iç kullanıcılara bu bilgileri kullanarak aksaklıkların giderilmesi ve verimliliğin artması noktasında fayda sağlarken; dış kullanıcılara ise yatırım yapma kararlarında fayda sağlarlar.
Covid-19 korkusunun 112 çalışanlarının stres, depresyon ve anksiyete düzeylerine etkisi: Malatya 112 örneği
Amaç: Bu araştırmada amaç, Covid-19 Korkusunun 112 çalışanlarının stres, depresyon anksiyete düzeylerine etkisi olup olmadığını belirlemektir. 31 Aralık 2019'da Wuhan şehrinde etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakaları ortaya çıkmış, hızla yayılmaya başlamış ve etkenin daha önce insanlarda tespit edilmemiş yeni bir koronavirüs (2019-nCoV) olduğu tespit edilmiştir. Tüm bu yaşananlar, bütün meslek gruplarını ve iş yapma kapasiteleri etkilemiştir. Bundan en çok etkilenen meslek grubu ise hiç şüphesiz sağlık çalışanları olmuştur. İşte bu çalışma pandemiden etkilenen sağlık çalışanlarının etkilenme düzeylerini ortaya çıkarmak için yapılmıştır. Çalışmada veri toplamak için anket yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın örneklem grubunu Malatya 112 çalışanları oluşturmaktadır. Çalışmada 306 kişiden veri toplanmış ancak 9 uç değer olması sebebiyle, 9 uç değer devre dışı bırakılmış 297 kişinin veri analizi yapılmıştır. 177'si (%59,6) Kadın ve 120'si (40,4) Erkek olmak üzere toplamda 297 kişinin veri analizi yapılmıştır. Veri toplanan kişiler unvanlarına göre; 14 Doktor, 134 AABT, 131 ATT, 11 Sürücü ve 7 Diğer personelden oluşmaktadır. Araştırmaya gönüllü olarak katılan katılımcılardan Demografik Sorular, Deptesyon-Anksiyete-Stres Ölçeği ve COVİD-19 Korkusu Ölçeğini doldurmaları istenmiştir. Çalışma kesitsel türde bir araştırmadır. Doldurulan anket analizlerine göre; 112 acil çalışanlarının depresyon düzeyleri orta düzeyde, stres ve anksiyete düzeyleri ise hafif düzeyde ölçülmüştür.
Muhasebe meslek mensuplarının bağımsız denetim alanındaki güncel gelişmelere bakış açıları: Elazığ ili örneği
İşletmeleri giderek büyümesi ile bağımsız denetlemenin giderek artan önemi özellikle gelişmiş veya gelişmekte olan bütün ülkelerde daha fazla değer kazanmaktadır. Muhasebe sistemlerinin karmaşık hale gelmesi ve muhasebe işlemlerinin giderek zorlaşması işletmelerin giderek büyümesi üzerinde bir etki oluşturmaktadır. İşletmelere ilişkin karar vericilerin, bu karışık sistem çerçevesinde karar verebilmelerini daha da güçleştirmektedir. Bu sebepten ötürü işletme yöneticilerinin doğru ve güvenilir bir karar verebilmeleri için işletmenin mali tablolarının vermiş olduğu verilerin gerçeği yansıtması gerekmektedir. Yararlanılan mali tabloların gerçeği yansıtıp yansıtmadığı ise yapılacak denetimle mümkündür. Denetlenme faaliyetlerini yerine getirecek meslek mensuplarının (SM, SMMM, YMM) mesleki tecrübesi, bilgisi ve diğer özellikleri büyük önem arz etmektedir. Yapılacak olan denetlemenin kaliteli ve güvenilir olması, bağımsız denetleyicinin denetleme risklerini en alt seviyeye düşürülmesiyle gerçekleşebilmektedir. Bu çalışmada öncelikle literatür incelemesi yapılarak muhase¬be meslek mensuplarının denetime bakış açılarını ölçmek ve muhasebe meslek mensuplarının bağımsız denetim hak¬kındaki bilgileri-görüşleri, denetim faaliyetlerine hazır olup olmadıkları ile bağımsız denetimin faydalı olup olmayacağı yönündeki sorulara cevap bulunmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada, bağımsız denetim alanındaki değişikliklerle meslek mensuplarının bakış açılarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amacın gerçekleştirilmesi adına sistemin tarihçesi, gelişimi, işleyiş biçimi ve mevzuatı incelenmiştir. Bu amaçla, Elazığ ilinde görev yapan 250 (bağımlı ve bağımsız tespit edilerek meslek mensuplarından) ancak 155 kişiye ulaşılmış ve yüz yüze anket tekniği ile veriler toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 22 programı kullanılmıştır. Ayrıca verileri tespit etmek amacıyla değişkenler arasında t testi ve Tek yönlü (One way) Anova testi yapılarak sonuçlar yorumlanmıştır. Demografik değişken (cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, mezun olunan bölüm, meslekte çalışma yılı ve meslekte çalışma durumu) ile hipotezler arasında belirli bir anlamlılık olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bağımsız Denetim, Muhasebe, Muhasebe Meslek Mensupları ve Bağımsız Denetçi
Sağlık kurumlarında yalın yönetim: Fırat Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı örneği
Rekabetin hızla arttığı günümüzde hem kamu hem özel sektörde yer alan kurumlar eldeki kıt kaynakları verimli bir şekilde kullanarak performanslarını artırmaya yönelmektedir. Kaynakların verimli bir şekilde kullanılması israfın olmaması demektir. İsraf kavramı günümüzde yalın ile ilişkilendirilmektedir. Otomotiv sektöründe vücut bulan yalın kavramı daha sonra imalat sektöründe yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. İmalat sektöründe yapılan yalın üretim çalışmaları ile süreçte israflar belirlenmekte, israfların ortadan kaldırılması için yalın teknikler uygulanmaktadır. Bu sayede müşterilerin değer tanımına uygun ürünler istediği yer ve zamanda sunulmakta, süreçler hızlanmakta, maliyetler düşmekte, üretim miktarı, kârlar, çalışan ve müşteri memnuniyeti artmaktadır. İmalat sektöründe yoğun bir şekilde uygulaması bulunan yalın üretimin hizmet sektöründe karşılığı yalın yönetimdir. Son zamanlarda hizmet sektöründe de uygulanmaya başlayan yalın yönetim çalışmaları sınırlı bir kaynağa ve uygulamaya sahiptir. Hizmetin soyut olması, ölçülememesi, dinamik olması vb. özellikleri yapılan çalışmaların sınırlı olmasına neden olmaktadır. Bu çalışmaların zaman içerisinde artacağı düşünülmektedir. Geleneksel yönetim usullerini terk edip yalın yönetimi benimsemek isteyen kurumların öncelikle kültür değişimini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Yönetimin ve çalışanların da bu değişime inanması gerekmektedir. Bu çalışmada sağlık kurumlarında yalın yönetimin uygulanabilirliği araştırılmıştır. Çalışmanın uygulama alanı olarak Fırat Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı seçilmiştir. Öncelikle Genel Cerrahi Anabilim Dalı ayaktan ve yatan hasta ile çalışanlarının memnuniyet düzeyleri belirlenmiştir. Daha sonra sağlık kurumlarında yapılan değer akışı haritalama çalışmaları incelenmiş yalın yönetim ve yalın teknikler üzerine araştırma yapılmıştır. Yalın yönetimi uygulamak isteyen sağlık hizmeti sunan kurumların öncelikle hizmet sundukları kişilerin değer tanımlarını doğru belirlemesi gerekmektedir. Değer tanımı ile kastedilen hizmet sunulanın hizmetten beklediği ile algıladığının aynı olmasıdır. Sağlık kurumlarından hizmet alanlar öncelikli olarak hastalıklarının doğru teşhis edilmesini, ihtiyaç durumunda doğru tedavinin uygulanmasını ve bu teşhis ve tedavi süreçleri arasında beklememeyi, güler yüzlü ve ilgili personel ile karşılanmayı, temiz ve ferah bir ortamda hizmet almayı istemektedirler. Bekleme 7 israf türünden biridir. Bu israfların belirlenmesine yönelik yalın yönetim tekniklerinden değer akışı haritalama kullanılan görsel bir araçtır. Bu doğrultuda Genel Cerrahi Polikliniği ayaktan hastalarından belirlenen hizmet ailelerine yönelik mevcut ve gelecek durum değer akışı haritaları çizilmiştir. Değer akışı haritalama ile bilgi ve materyal akışı görsel olarak sunulmuştur. Mevcut durum değer akışı haritaları ile israf noktalarının belirlenmesi daha görünür olmaktadır. Ayrıca katma değer yaratan ve katma değer yaratmayan süreler tespit edilmektedir. İsrafların belirlenmesinin ardından bu israfları ortadan kaldıracak yalın çözüm önerileri geliştirilmiştir. Geliştirilen yalın çözüm önerileri doğrultusunda gelecek durum değer akışı haritaları çizilmiş ve bu öneriler haritalarda gösterilmiştir. Bu önerilerin uygulanması ile beklemelerin ve maliyetlerin azalacağı, verimliliğin, kârın, performansın ve hasta-çalışan memnuniyetinin artacağı düşünülmektedir.
Bakü fon borsasının gelişimi ve finans sektörüne etkileri
Azerbaycan`da ilk borsa 1886 yılında kurulmuş ve Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında komünizm yönetimin kararı ile birkaç yıl askıya alınmış, 1922-1930`lu yıllarda yeniden faaliyetini devam ettirmiş, fakat 1930`lu yıllarda yeniden kapatılmıştır. Sonraki yıllarda, Sovyet ekonomik yönetim sisteminde borsa mevcut olmamıştır. Bağımsızlık yıllarında Azerbaycan`da borsalar yeniden kurulmuştur. Günümüzde Bakü Fon Borsası (BFB), BBDB - Bakü Bankalararası Döviz Borsası, Azerbaycan Ticaret Borsası, Azerbaycan Hammade ve Emtia Borsası, Emek Borsası gibi borsalar mevcuttur. 15 Şubat 2000 tarihinde Bakü Fon Borsası kurulmuştur. Borsa`nın tesisçileri 18 büyük banka ve finans kurumlarıdır. Bu kurumlar içinde İstanbul Menkul Kıymetler Borsası da bulunmaktadır. Bakü Fon Borsası`nda ilk aliş-satış işlemleri 1 Eylül 2000 tarihinde gerçekleştirilmiş ve ülkede örgütlü kıymetli kağıtlar piyasasının kurumları oluşturulmuştur. Önde giden finans kurumlarının katılımı ve %100 özel sermaye ile tesis edilen Bakü Fon Borsası`nın çalışmaları, Milli Depozito Merkezi`nin yeniden oluşturulması, ülkede menkul kıymetler pazarı aracıları – broker ve diler kurumlarının oluşturulması, kıymetli kağıtlar piyasasının gelişimi yönünde atılmış en ciddi adımlar sayılabilir. Hisse senedi piyasalarında devlet iç borçlanma senetlerinde repo/karşı repo işlem hacmi de arttı. 2020 yılında şirket tahvili ile repo/karşı repo işlemleri 2017 yılına göre iki katına çıkarak 36 milyon manat olarak gerçekleşti. 2020 yılında repo/karşı repo işlemlerinin %90`ı devlet tahvillerine düştü. 2018 yılında Bakü Fon Borsası`nda döviz bazlı, emtia bazlı türev finansal enstrümanlar üzerinden türev finansal enstrümanlar platformunda toplam 7.4 milyar manat, toplam 1.03 milyar manat hacimli alım satım işlemleri gerçekleştirilmiştir. 2022`de Bakü Fon Borsası`nda menkul kıymet işlemlerinin toplam hacmi 14.9 milyar manat olarak gerçekleşmiştir. Anahtar Kelimeler: Borsa, Bakü Fon Borsası, Hisse senedi, Kıymetli kağıtlar piyasası, Repo.
Nakit yönetimi: Azerbaycan üzerinde uygulanması
Genel olarak, nakit yönetimi hem küçük ölçekli hem de büyük ölçekli şirketlerde çok önemli bir konudur. Bunun nedeni, piyasa ekonomisinde prestij veya büyük bir paya sahip olmak ve herhangi bir krizden kurtulmak için şirketlerin nakitlerini en iyi şekilde yönetmeleri gerektiğidir. Ne yazık ki, bugün Azerbaycan'da bazı karlı şirketler de dahil olmak üzere birçok şirket uygunsuz nakit yönetiminden muzdariptir ve bu nedenle birçok zorlukla karşılaşmaktadır. Bununla birlikte, burada çok fazla kar elde edemeyen ancak likiditeyi uygun şekilde kontrol edebilen bazı şirketler de var. Araştırmada ağırlıklı olarak tez çalışmaları, makaleler, kitaplar, resmi raporlar, özel iletişim ve diğer internet kaynakları kullanılmıştır. Bu tez, Azerbaycan şirketlerinde nakde ilişkin konuları, 50 şirketin bakiyesini gözden geçirerek analiz etmeye çalışmaktadır. Analiz, bu şirketlerdeki neredeyse tüm finansal konuları kapsadığı için elde edilen bilgiler, genel parasal durumlarını, net karlarını vb. göstermeye yardımcı olur. Kısacası likidite ve nakit yönetiminin şirketlerin kaderini belirlediğini söyleyebiliriz. Ayrıca, mevcut tezde kar ve nakit arasındaki fark, bir nakit yönetimi planının hazırlanması süreci veya sağlam nakit yönetimi sağlama aşamaları gibi diğer bazı hususlardan da bahsedilmektedir. Sonuç olarak, tez zorluklardan nasıl kaçınılacağını veya nakit yönetimi ile ilgili zorlukların nasıl üstesinden gelineceğini göstermektedir.
E-sağlık okuryazarlığı düzeyinin kamu çalışanlarının siberkondri düzeyine etkisi: Malatya ili örneği
Günümüzde, sağlık sisteminin karmaşık yapıdaki sağlık bilgilerini anlamak, kullanmak ve sağlık hizmeti sunan veya üreten sunucular ile etkili bir iletişim kurulabilmesi için sağlık okuryazarlığı becerisine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bakımdan sağlık okuryazarlığı, genel okuryazarlık becerilerine ek olarak sağlık hususlarını da bağlayan bilgileri de içeren bir kavram olarak görülmektedir. Bu sebeple sağlık okuryazarlığı; kişinin eğitim düzeyinden veya genel okuma becerisinden ayrı bir biçimde okumak, dinlemek, incelemek, kararlaştırmak ve bu kabiliyetlerin sağlık hususunda kullanabilmesi gibi becerileri de kapsamaktadır. Sağlığın daha da önem kazandığı son dönemlerde internette yer alan bilgi çeşitliliği, sağlık okuryazarlığının doğru şekilde icra edilmesinin değerini daha da artırmıştır. Bireylerin herhangi bir sağlık problemi ile ilgili önlemlerini, tanısını, tedavi yöntemlerini internette araştırması e-sağlık okuryazarlığını ortaya çıkarmıştır. İnternetten sağlık bilgisi aramanın olumsuz bir sonucu olarak yeni dönemin hastalıklarından "siberkondri" kavramını gündeme getirmiştir. Mesleklerinden ötürü sürekli dijital teknolojileri ve interneti kullanan kamu çalışanlarının internetten daha fazla sağlık bilgisi arama davranışında bulunabileceği varsayıldığında, bu çalışmada amaç e-sağlık okuryazarlığı düzeyinin kamu çalışanlarının siberkondri düzeyine olan etkisi incelenmektedir. Çalışmada kullanılacak olan veriler, 401 kişi üzerinde anket yöntemi elde edilmiştir. Bu çalışmada elde edilen veriler lisanlı SPSS 25 paket programı ile analiz edilmiştir. Güvenilirlik için iç tutarlılık katsayısı Cronbach's Alpha test istatistiğinden yararlanılmıştır. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken değişkenlerin normal dağılımdan gelmeleri nedeniyle t ve ANOVA testinden yararlanılmıştır. ANOVA testinde farklılık olması durumunda varyansların homojenliği varsayımı dikkate alınarak Tukey testi ile farklılıklar hesaplanmıştır. Sürekli değişkenler arasında ilişkilere bakılırken pearson korelasyon testlerinden ve regresyon analizinden yararlanılmıştır. Çalışmada elde edilen analiz sonucuna göre, kamu çalışanlarının e-sağlık okuryazarlığı düzeylerinin siberkondri ciddiyet düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür.
Uluslararası muhasebe eğitim standartlarının (IES2) uygulanabilirliliği açısından işletme bölümü müfredatlarının incelenmesi
Muhasebe eğitimi bir mesleki eğitim biçimini temsil eder ve bu eğitimin temel amacı, bireylere ilgili meslekte gerekli bilgi ve becerileri kazandırmaktır. Bu beceri ve bilgiler, genellikle öğrencilere ders programları sayesinde aktarılmaktadır. Günümüz rekabet şartlarına uyum sağlamak adına küreselleşme, pek çok sektörü değişime zorlamaktadır. Bu değişim, kaçınılmaz bir şekilde muhasebe eğitimini her düzeyde etkilemektedir. Standartlar, finansal tablolardaki varlık ve yükümlülükleri en doğru ve şeffaf şekilde yansıtmayı temel alarak oluşturulmaktadır. Firmalar, uluslararası standartlara uyumlu olarak finansal durumun aktarımını sağladıklarında, yükümlülüklerini ve varlıklarını bir finansal dil kullanarak ifade edebilme imkanına sahip olmaktadır. Bu araştırmada uluslararası muhasebe standartlarından eğitim standardı olan IES2 çalışma konusu olarak seçilmiştir. IES2'nin işletme bölümlerinde uygulanılabilir olmasına bakılmıştır. Buna bakılırken üniversitelerin işletme bölümlerine yerleşme puanları baz alınmıştır. Yerleşim sırası ilk 25 de olan üniversite ile son 25 de olan üniversiteler seçilmiştir. Daha sonra bu üniversitelerin ders programlarından muhasebe ve finansman alanındaki, işletmecilik alanındaki ve teknoloji alanındaki IES2'de belirlenen ders içeriklerine bakılmıştır. Muhasebe ve finansman alanında okutulması gereken 19 ders, işletmecilik alanında 20 ders ve teknoloji alanında 4 ders vardır. Üniversitelerin kendi sitelerindeki ders programları içeriğinden bu derslerin olup olmadığına, seçmeli veya zorunlu olduğuna bakılmıştır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası muhasebe standartları, IES.
Girişimcilerin banka kredilerine bakış açılarının incelenmesi: Elazığ ili örneği
Girişimcilerin Banka Kredilerine Bakış Açılarının İncelemesi: Elazığ İl Örneği" başlıklı çalışmamızda Elazığ il sınırları içerisinde faaliyet gösteren 320 işletmenin banka kredileri hakkında görüşleri alınmış, kredi kullanımlarının ne sıklıkta ve miktarda yapıldığı ve kredi kullanımına yaklaşımları incelenmeye çalışılmıştır. Yapılan çalışmada katılımcılara 36 soru yöneltilmiş girişimcilerin banka kredilerine karşı beklenti ve tepkileri analiz edilmek istenmiştir. Örneklemden elde edilen veriler Tukey ve Game-Howell testleri ile analiz edilmiştir. Örneklemi oluşturan işletmelerin %23,8'i mikro ölçekli, %27,2'si küçük ölçekli, %40,9'u orta ölçekli ve %8,1'i büyük ölçekli işletmelerden oluşmaktadır. Hizmet, ticaret, üretim, inşaat-taahhüt alanlarında faaliyet gösteren işletmelerden oluşturulan örneklemin %20,3'ü kadın, %79,7'si erkek katılımcılardan oluşmuştur. Analizler sonucunda girişimcilerin finansman sorununun büyük bir bölümünün ticari, katılım, yatırım ve kalkınma bankaları tarafından karşılandığı görülmüştür. Ayrıca banka kredilerine ulaşma zorluklarının işletmelerin büyüklüklerine, faaliyet sürelerine, kuruluş türlerine, sermaye miktarlarına, cirolarına göre farklılık gösterdiği sonucuna da ulaşılmıştır. Girişimcilerin banka kredilerine ulaşma sürecinde kredinin teminatı, kredinin maliyeti, kredi limitlerinin düşük kalması gibi sorunlar yaşadıkları gözlemlenmiştir. Kamu ve Özel bankaların girişimcilerle olan kredi ilişkilerinde yaşanan zorluk ve kolaylıklar incelenmeye çalışıldı. Nicel bir çalışma yöntemiyle hazırlanan bu çalışma girişimcilerin ekonomik faaliyetlerde ihtiyaç duydukları kredi teminlerinin karşılanması, üretim, ticaret ve bankacılık ilişkisinin ne düzeyde olduğunu belirli bir örneklem üzerinden analiz etmeyi amaçlamaktadır.
Finansal okuryazarlık ve finansal dijitalleşme ilişkisi: Z kuşağı üzerine bir araştırma
Okuryazarlık kavramı, akla gelen ilk anlamıyla bir dili okuyabilme ve yazabilme yeteneğine sahip olmak olarak tanımlanmakta olup günümüzde farklı anlamlar da kazanmıştır. Bunlardan bazıları; medya okuryazarlığı, dijital okuryazarlık ve finansal okuryazarlık olarak ifade edilmektedir. Kişilerin finansal karar verme sürecinde finansal bilgiye ulaştığı, yorumladığı ve elde ettiği sonuçları davranışa dönüştürme sürecini finansal okuryazarlık olarak tanımlayabiliriz. Günümüzde finansal araçların sayısında yaşanan artış, niteliklerde meydana gelen karmaşık yapılar ve piyasalarda sürekli bilgi akışının gerçekleşmesi sebebiyle bilgi seviyesinin sınırlı olması sonucunda yatırım kararlarının da rasyonel bir biçimde verilmesi mümkün olmamaktadır. Bu sebeple günümüz koşullarında finansal okuryazarlık için kişilerin daha çok teknik bilgiye sahip olması gerekmektedir. Gerekli olan bilgilere ulaşma noktasında dijital platformların kullanımı, öğrenme sürecini kısaltırken daha hızlı karar verilmesine imkân tanımaktadır. Finansal okuryazarlık kavramını finansal sistem içerisinde ele aldığımızda; finansal bilgi, finansal davranış ve finansal tutum gibi bileşenlere sahip olduğu görülmektedir. Ayrıca finansal okuryazarlık sürecinde sergilenen davranışların dijitalleşmeyle olan ilişkisi de giderek önem kazanmaktadır. Bireylerin finansal okuryazarlık düzeyleri üst seviyede olsa da dijital platformların kullanımı konusunda yetersiz bilgi düzeyine sahip olunması, finansal dijitalleşmenin finansal okuryazarlığı artırmasının önünde bir engel olarak görülmektedir. Çalışmada finansal okuryazarlık ve finansal dijitalleşme kavramları arasındaki ilişki incelenmiş olup Z kuşağı bireylerine uygulanmış olan anket çalışmasından elde edilen veriler, yapısal eşitlik modeli kurularak analiz edilmiş ve kurulan hipotezler sınanmıştır. Yapılan analize göre Z kuşağı bireylerin finansal okuryazarlık ve finansal dijitalleşme düzeylerinin cinsiyete göre anlamlı bir farklılık gösterdiği ulaşılan sonuçlardan biridir. Ayrıca Z kuşağı bireylerin çocukken çalışma durumlarının finansal okuryazarlık ve finansal dijitalleşme düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık olmaması dikkat çekici sonuçlardan biri olmuştur.
E-öğrenme ile ilgili hazır bulunuşluk, memnuniyet ve engel faktörlerinin ilişkisel analizi
E-öğrenme yükseköğretimde giderek daha yaygın ve önemli hale gelmiştir. E-öğrenme erişebilirlik, çeşitlilik ve esneklik gibi bir çok fayda sunarken, iletişim sorunları, teknolojik sorunlar, izolasyon, dikkat dağınıklığı ve derslerden kopma gibi pek çok zorluğu da beraberinde getirmektedir. Bu durum, e-öğrenme sistemine ilişkin memnuniyet olgusunu ön plana çıkarmaktadır. E-öğrenme ortamlarındaki memnuniyet birçok faktörden etkilenebilmektedir. Bazı faktörler memnuniyeti arttırıcı ya da azaltıcı olabilmektedir. Örneğin, dijital teknolojilere yönelik olumlu bir tutuma ve yüksek teknoloji bilgisine sahip öğrencilerin e-öğrenmeye daha kolay adapte olabilecekleri söylenebilir. Benzer şekilde erişilen yazında e-öğrenmeye hazır bulunuşluğun memnıuniyeti etkilediğini belirten çalışmalarda yer almaktadır. Ayrıca bazı araştırmacılar, e-öğrenmenin ortaya çıkardığı zorlukların öğrencilerin e-öğrenmeye hazır olmaları ve öğrencilerin e-öğrenmeye duydukları memnuniyetle ilişkili olabileceğini vurgulamaktadırlar. Bu bağlamda araştırmanın temel amacı, muhasebe eğitimi alan öğrencilerin e-öğrenme hazır bulunuşluk düzeylerinin e–öğrenme memnuniyet üzerindeki etkisinde e-öğrenme engelin düzenleyicilik etkisinin belirlenmesidir. Araştırma evrenini; Elazığ Fırat Üniversitesi, İktisadi ve İdari Birimler Fakültesi (İ.İ.B.F) ve Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu'nda eğitimine devam etmekte olan, en az iki kez olmak üzere e-öğrenmeyle muhasebe dersi almış lisans ve önlisans öğrencileri oluşturmaktadır. Örneklemi ise, evreni temsil eden rastgele seçilmiş 420 öğrenci oluşturmaktadır. Anket yöntemi ile elde edilen veriler, SPSS-22 programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde; betimleyici istatistikler, geçerlilik (faktör) ve güvenilirlik (cronbach alpha) analizi, Bağımsız t testi, tek yönlü varyans analizi (Anova), korelasyon analizi, regesyon analizi ve düzenleyicilik etki modeli için Hayes Process Makrosu yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmada, muhasebe eğitimi alan öğrencilerin e-öğrenme hazır bulunuşluk algı seviyelerinin (β=31,407: p<0,05) e-öğrenme memnuniyet değişkeni üzerinde pozitif düzeyde anlamlı bir etkisi olduğu saptanmıştır. Ayrıca araştırmada, muhasebe eğitimi alan öğrencilerin e-öğrenme engel algı seviyelerinin (β= -0,275: p<0,05) e-öğrenme memnuniyet değişkeni üzerinde negatif düzeyde anlamlı bir etkisi olduğu saptanmıştır. Buna karşın muhasebe eğitimi alan öğrencilerin e-öğrenme hazır bulunuşluk algı seviyelerinin e-öğrenme engel üzerinde anlamlı bir etksinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada, e-öğrenme hazır bulunuşluğun e–öğrenme memnuniyet üzerindeki etkisinde e-öğrenme engelin düzenleyici etkisi olduğu saptanmıştır. E-öğrenme engelin düşük düzey memnuniyet durumu, orta düzey memnuniyet durumu ve yüksek düzey memnuniyet durumundaki etkileri incelendiğinde, düşük düzey e-öğrenme engel durumunda e-öğrenme hazır bulunuşluk ve e–öğrenme memnuniyet arasında 0,288 etki seviyesinde pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Orta düzey e-öğrenme engel durumunda, hazır bulunuşluk ve e–öğrenme memnuniyet arasında 0,170 etki seviyesinde pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Fakat e-öğrenme engelin yüksek düzeyde olduğu durumda ise, e-öğrenme hazır bulunuşluk ve e–öğrenme memnuniyet arasında anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak araştırmada, e-öğrenme engel seviyesi arttıkça, e-öğrenme hazır bulunuşluk düzeyinin e-öğrenme memnuniyete yönelik olumlu etkisinin de azalacağı tespit edilmiştir. Ayrıca araştırmada, e-öğrenme hazır bulunuşluk algı düzeylerinin yüksek olduğu ancak e-öğrenme engel ve e-öğrenme memnuniyet algı düzeylerinin orta olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Algılanan örgütsel kronizm ile etik liderlik ve psikolojik sermaye ilişkilerinin hastane çalışanları üzerine örneklem incelenmesi
İnsan kaynağı, örgütsel yapıların sahip olduğu önemli sermaye türlerinden birdir. Kurumlar, hedeflerine ulaşmak için yüksek bağlılık düzeyine sahip insan gücüne ihtiyaç duymaktadır. Ancak kayırmacılık ve alt dalı olan kronizm, örgütlerin gelişimini tehdit eden, örgütlerin belirlenen hedeflere ulaşmalarını geciktiren veya engelleyen etik dışı olguların başında gelmektedir. Toplum sağlığının temel alındığı sektörlerde özellikle sağlık kurumlarında karşılaşılan kayırmacı davranışlar, sağlık çalışanlarının psikolojik sermayesini olumsuz yönde etkileyebilir. Rekabet sadece teknolojik gelişmelerle değil aynı zamanda insan kaynakları yönetimiyle de şekillenmektedir. İşletmeler, sadece makinelerin ve sistemlerin verimliliğine dayanarak değil çalışanların psikolojik kapasitelerini geliştirerek rekabet avantajı elde etmeye de odaklanmaktadır. İnsanlar, organizasyonların en önemli sermayesini temsil ettiği için psikolojik sermaye, bireylerin güçlü yanlarına odaklanan bir yaklaşım sunmaktadır. Kurumlar çalışanların psikolojik sermayelerini güçlendirmek amacıyla farklı stratejilere başvurarak, çalışan motivasyonunu ve üretkenliğini artırabilmektedir. Ancak bu süreçte bireyler kadar örgüt kültürünün ve liderlik tarzının da dikkate alınması gerekmektedir. Kronizm ve etik olmayan liderlik, psikolojik sermayenin gelişimini engelleyebilmekte ve çalışanların motivasyonunu azaltabilmektedir. Bu nedenle bir örgütün sürdürülebilir rekabet avantajı elde edebilmesi için etik liderlik aracılığı ile oluşturulan adil bir çalışma ortamı sağlanması önemlidir. Bu çalışma, hastanelerde görev yapan sağlık personelinin kronizm algıları ile psikolojik sermaye ve etik liderlik bağlılıkları arasındaki ilişkiyi anlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın temel amacını destekleyen alt hedefler, farklı sağlık meslek gruplarının kronizm algısı, psikolojik sermaye ve etik liderlik alanındaki farklılıkları ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Araştırmanın evreni Elazığ ilinde faaliyet gösteren kamu hastanelerinde çalışan sağlıkçılar oluşturmaktadır. Kolayda örneklem yöntemi ile 369 çalışana anket uygulanmıştır ve elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Çalışmanın veri analizleri IBM SPSS Statistics 22 (SPSS Inc., Chicago, IL) ve aracılık etkisinin incelenmesi için AMOS v21 programında uygun istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. Araştırmada demografik sorular, Kronizm Ölçeği, Psikolojik Sermaye Ölçeği ve Etik Liderlik Ölçeğine ilişkin DFA yapılarak ölçeklerin geçerlilikleri incelenmiştir. Ölçekler arasındaki ilişkiyi incelemek için yapısal eşitlik modeli uygulanmıştır. Ayrıca güvenirlik analizleri yapılarak Cronbach Alpha katsayıları hesaplanarak kullanılan bu ölçeklerin geçerli ve güvenilir olduğu saptanmıştır. Araştırma kapsamında yer alan sağlık çalışanlarının; yaş, eğitim düzeyi, görev birimleri, meslekteki tecrübe, mevcut birimdeki görev süresi gibi demografik özelliklerinde anlamlı bir farklılık oluşmamıştır. Gelir düzeyi ve yönetici olup olmama düzeylerine göre etik liderlik bağlamında anlamlı bir farklılık belirlenmiştir. Araştırma bulgularına göre hastane çalışanlarının kronizm algılarının psikolojik sermaye düzeyleri arasında pozitif ve anlamlı düzeyde etkisinin olduğu belirlenmiştir. Analiz sonuçlarına göre kronizmin, psikolojik sermaye alt ölçeklerini( öz yeterlilik, umut, iyimserlik ve dayanıklılık ) olumlu yönden etkisi bulunurken; kronizm ile etik liderlik arasında negatif anlamlı bir sonucun çıktığı belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Etik Liderlik, Kronizm, Psikolojik Sermaye