Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Tuncer
12 theses · Hasan Kalyoncu University
Fiziksel engelli çocuğu olan annelerde stabilizasyon ve solunum egzersizlerinin yorgunluk, kaygı düzeyi, depresyon ve uyku kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, fiziksel engelli çocuğu olan annelerde kor stabilizasyon ve diyafragmatik solunum egzersizlerinin yorgunluk, kaygı düzeyi, depresyon ve uyku kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışmaya 3-14 yaş arası fiziksel engelli çocuk sahibi 43 anne dahil edildi. Kontrol grubundaki annelere (n=20) sadece kor stabilizasyon egzersizleri, çalışma grubundaki annelere (n=23) ise kor stabilizasyon egzersizlerine ek olarak büzük dudak solunumu ile birlikte diyafragmatik solunum egzersizleri eğitimi verildi. Egzersizler 8 hafta boyunca haftada 3 gün olmak üzere uygulandı. Çalışmanın başında ve sonunda yorgunluk düzeyi Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) ile, kaygı düzeyi Spielberger'in Sürekli-Durumluk Kaygı Envanteri (SSDKE) ile ve depresyon düzeyi Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile değerlendirildi. Ayrıca uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ile ve kas-iskelet sistemi ağrı şiddeti Genişletilmiş Nordik Kas-İskelet Sistemi Rahatsızlıkları Anketi (GNKİSRA) ile değerlendirildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, kontrol grubunda yorgunluk ve depresyon düzeylerinde anlamlı bir düşüş, uyku kalitesi düzeyinde ise anlamlı bir artış olduğu görüldü (p<0.05). Ayrıca boyun, sırt, bel, diz ve ayak/ayak bileği ağrı şiddetlerinde de anlamlı bir düşüş bulundu (p<0.05). Ancak kaygı düzeyinde anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Çalışma grubunda ise yorgunluk, kaygı ve depresyon düzeylerinde anlamlı bir düşüş, uyku kalitesi düzeyinde ise anlamlı bir artış olduğu görüldü (p<0.05). Ayrıca boyun, omuz, sırt, dirsek, el/el bileği ve bel ağrı şiddetlerinde de anlamlı bir düşüş olduğu gözlendi (p<0.05). Bu bulgulara göre, kor stabilizasyon egzersizlerine ek olarak uygulanan diyafragmatik solunum egzersizlerinin yorgunluk, kaygı düzeyi, depresyon ve uyku kalitesi üzerinde sadece kor stabilizasyon egzersizlerinin uygulanmasına göre daha etkili olduğu bulundu. Sonuç olarak, engelli çocuklara bakım verenlerin de en az onlar kadar rutin bir rehabilitasyona ihtiyacı vardır. Bu yaklaşım, bakım verenlerin hem fiziksel hem de ruhsal sağlıklarını iyileştirmek adına faydalı olacaktır. Anahtar kelimeler: Kor stabilizasyon, solunum egzersizleri, engelli çocuklara bakım verenler.
Lateral epikondilitli hastalarda farkll fizyoterapi yöntemlerinin etkinliğinin karşılaştırılması
Çalışmamızın amacı, lateral epikondilitli (LE) hastalarda farklı fizyoterapi yöntemlerinin ağrı, kavrama kuvveti, normal eklem hareketi (NEH), hasta memnuniyeti ve fonksiyonel durum üzerindeki erken dönem etkilerinin araştırılması ve birbirlerine göre üstünlüğü belirlemektir. Çalışmamıza 31 kadın (%64,6), 17 erkek (%35,4) toplam 48 hasta katıldı. Hastalar geliş sırası referans alınarak liste randomizasyon yöntemine göre üç gruba ayrıldı. Birinci gruba, soğuk uygulama ve sinir kaydırma egzersizi haftada 5 gün olacak şekilde, toplam 3 hafta ev programı olarak yapıldı. İkinci gruba ev programına ilave olarak haftada 2 seans olmak üzere toplam 5 seans manuel tedavi (MT) (derin friksiyon ve eklem mobilizasyonu) uygulaması uygulandı. Üçüncü gruba da ev programına ilave olarak haftada 2 seans, toplam 3 hafta süresince 5 seans ekstrakorporeal şok dalga tedavisi (ESWT) uygulaması yapıldı. Katılımcıların subjektif ağrı şiddeti Vizuel Ağri Skalasi (VAS), el kavrama kuvveti dinamometre, parmak kavrama kuvveti pinçmetre, normal eklem hareketi (NEH) gonyometre, fonksiyonellik düzeyi Kol, Omuz ve El Sorunları Anketinin Türkçe versiyonu (DASH-T) ve hasta memnuniyeti PSQ-18 ile değerlendirildi. Katılımcıların ölçümleri tedavi öncesi ve 3 haftalık tedavi sonrası yapıldı. Elde edilen veriler değerlendirildiğinde; dirsek fleksiyonda maksimum kavrama kuvveti, parmak kavrama kuvveti, el bileği ulnar ve radial deviasyon açılarında, DASH-T parametreleri ve PSQ-18 de teknik kalite, kişiler arası tutum, iletişim, finansal boyutlar, erişebilirlik ve rahatlık ortalamalarında gruplar arasında anlamlı fark bulunmadığı gözlendi (p>0.05). Manuel tedavi grubunda diğer gruplara göre tedavi sonrasi, VAS değerleri daha düşük olduğu ve hasta memnuniyeti parametreleri açısından sağlık hizmeti sunan ile geçirilen zaman ortalaması skorunun daha yüksek olduğu görüldü. Ayrıca dirsek ekstansiyonda maksimum kavrama, dirsek ekstansiyonda ağrısız kavrama ve dirsek fleksiyonda ağrısız kavrama kuvvetlerinin artışının, el bileği ekstansiyonu ve el bileği fleksiyonu NEH artışının, PSQ-18 genel memnuniyet ortalaması skorunun MT grubunda, ESWT uygulanan gruba göre daha fazla olduğu tespit edildi (p<0.05). Çalışmamızda LE hastalarında manuel tedavi uygulamasının sinir kaydırma egzersizleriyle birlikte uygulanmasının daha etkili olduğu sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Tenisçi dirseği, ev programı (soğuk uygulama ve sinir kaydırma egzersizi), manuel tedavi, ESWT
Hamstring esnekliğinin değerlendirmesinde yeni bir ölçme yaklaşımı: İzole hamstring esneklik testi
Yasin Talu, Hamstring Esnekliğinin Değerlendirmesinde Yeni Bir Ölçme Yaklaşımı: "İzole Hamstring Esneklik Testi", Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2019. Bu çalışmanın amacı, hamstring esnekliğinin değerlendirmesinde yeni bir ölçme yaklaşımı olarak "İzole Hamstring Esneklik Testi"nin (İHET) geçerlilik ve güvenirliğinin belirlenmesidir. Çalışmamıza 35 kız (%46,6), 40 erkek (%53,3) toplam 75 birey katıldı. Gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden, ilgili evrende basit olasılıklı rastlantısal örnekleme yöntemine göre seçilen 105 birey arasından, 18-25 yaşları arasında, Beighton Horan ve Eklem Mobilite İndeksi skorlarına göre normal kabul edilen 75 birey şeçildi. Bireyler İzole Hamstring Esneklik Testi'nin geçerlilik güvenirliği için 1. ve 3. günlerde değerlendirildi. Ayrıca İzole Hamstring Esneklik Testinin uygulanabilirliğini belirlemek amacıyla, 75 birey içinden Aktif Diz Ekstansiyon Testine göre diz ekstansiyonu limitli 31 birey saptandı ve bu bireylere hamstringe yönelik 8 haftalık germe egzersizleri ev programı olarak veridi. Ev programı süresi içerisinde çeşitli sebeplerden dolayı 4 birey çalışmadan çıkarıldı ve ev programı ile takip süreci toplam 27 birey ile tamamladı. Bireylerin yaş, boy, vücut ağırlığı gibi demografik bilgileri alındıktan sonra, 1. gün kas kuvveti ve hamstring esneklik testleri (Otur-Uzan Test, Aktif Diz Ekstansiyon Testi, İzole Hamstring Esneklik Testi) uygulandı. Geçerlik güvenirlik protokolü için 3. gün İzole Hamstring Esneklik Testi tekrarlandı. 8. hafta sonunda ise İzole Hamstring Esneklik Testi'nin uygulanabilirliğini belirlemek amacıyla ölçümler tekrarlandı. Çalışmanın sonucunda, bireylerin Aktif Diz Ekstansiyon testi sonucunda limitli veya limitsiz oluşlarına göre kız ve erkeklerin kendi içinde manual kas testi skorları arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu (p<0.05). Çalışmamızda bireylerin 1. ve 3. gün ölçümleri arasında yüksek düzeyde pozitif korelasyon olması zamana bağlı ölçümlerde değişmezlik olduğunu gösterdi. İzole Hamstring Esneklik Testi için test-tekrar test güvenirliğine göre testimiz yüksek güvenirliğe sahip bulundu (ICC:0.993). Ayrıca, İzole Hamstring Esneklik Testi ile Otur-Uzan arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı ilişki olduğu bulunurken (p<0.05); İzole Hamstring Esneklik Testi ile Aktif Diz Ekstansiyon Testi arasında ise herhangi bir ilişki saptanmadı (p>0.05), böylece İzole Hamstring Esneklik Testi geçerli bulunmadı. Testler arası uyum saptanmadı. Bireylerin zamana karşı İzole Hamstring Esnek Testi, Otur-Uzan Test ve Aktif Diz Ekstansiyonu Testi ölçümleri karşılaştırıldığında her üç testte de egzersiz öncesi ve sonrası arasında anlamlı olarak azalmıştır (p<0.05). İzole Hamstring Esneklik Testi'nin bireylerin hamstring esnekliğini belirlemede güvenilir; ancak geçerli olmadığı bulundu. Geliştirdiğimiz bu test hamstring esnekliği hakkında bilgi verir, alternatif bir test olarak önerilebilir. Normalizasyon için daha ileriki çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Hamstring, Esneklik, Germe
Tekerlekli sandalye kullananlarda üst ekstremite ve skapular kasları kuvvetlendirme egzersizlerinin baş, boyun ve omuz postürü, fonksiyonel kapasite ve yorgunluğa etkisinin incelenmesi.
Bu çalışma, tekerlekli sandalye kullananlarda üst ekstremite ve skapular kasları kuvvetlendirme egzersizlerinin baş, boyun ve omuz postürü, fonksiyonel kapasite ve yorgunluğa etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışma Hatay ilinin Reyhanlı ilçesinde bulunan bir özel fizik tedavi merkezinde yürütüldü. Çalışmamıza spinal kord yaralanmaları T6-T12 seviyelerinde, 20-35 yaş aralığında olan, savaş mağduru 24 gönüllü erkek hasta dahil edildi. Bireyler basit rastgele yöntemlerle iki gruba ayrıldı. Klasik eğitim grubu hastalarına (n=12) üst ekstremite kuvvetlendirme egzersizleri ve çalışma grubu (n=12) hastalarına üst ekstremite egzersizlerine ek olarak skapular kuvvetlendirme egzersizleri verildi. Egzersizler 4 hafta boyunca, haftada 3 gün olmak üzere uygulandı. Çalışmanın başında bireylerin demografik bilgileri alınarak baş, boyun ve omuz postür ölçümleri, kas kuvveti ve el kavrama kuvveti ölçümleri, Tekerlekli Sandalye Kullananlarda Omuz Ağrı İndeksi (TSKOAİ), Boyun Özürlülük İndeksi (BÖİ) değerlendirmeleri yapıldı. Ayrıca yorgunluk düzeyi Yorgunluk Siddet Ölçeği (YŞÖ) ile, fonksiyonellik düzeyleri Fonksiyonel Bağımsızlık Düzeyi Ölçeği (FBD) ile, uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ile, depresyon düzeyi Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile ve yaşam kalitesi Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği (DSÖ-YK)-kısa formu ile değerlendirildi. Değerlendirmeler 4 haftalık egzersiz eğitimi sonunda tekrarlandı ve sonuçlar uygun istatistik programı ile analiz edildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, çalışma grubunda boyun ve omuz posturünde düzelme, kassal kuvvet değerlerinde artış, omuz ağrı, boyun özürlülük ve yorgunluk şiddet düzeylerinde anlamlı düşüş olduğu görüldü (p<0.05). Ayrıca fonksiyonel bağımsızlık ve yaşam kalitesi skorları eğitim sonrası çalışma grubunda gelişme gösterdiği görüldü (p<0.05). Uyku kalitesi ve depresyonda ise anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Sonuç olarak, üst ekstremite kuvvetlendirme egzersizlerine ek olarak uygulanan skapular kaslara kuvvetlendirme egzersizlerinin, boyun ve omuz posturünde, kassal kuvvet değerlerinde, omuz ağrı, boyun özürlülük, yorgunluk şiddet düzeylerinde, fonksiyonel bağımsızlık ve yaşam kalitesi skorları sadece üst ekstremite egzersizlerinin uygulanmasına göre daha etkili olduğu bulundu.
Lumbar disk hernisi olan hastalarda kinezyo bantlama ve manuel terapi etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışma lumbar disk hernisi olan hastalarda Kinezyo Bantlama ile Manuel Terapi'nin ağrı, günlük yaşam aktivitesi, özürlülük, kas kısalığı, normal eklem hareket açıklığı, depresyon ve anksiyete düzeyleri üzerine etkilerini karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya, Şanlıurfa M. Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi ünitesine, lumbar disk hernisi tanısı ile gelen 20-50 yaşları arasında, çalışmaya katılmayı kabul eden 60 gönüllü hasta alındı. Hastalar basit rastgele yöntemlerle Klasik Fizik Tedavi (KFT)(n=20), Kinezyo Bantlama (KB) (n=20) ve Manuel Terapi (MT) (n=20) olmak üzere üç gruba ayrıldı. KFT grubuna haftada 5 seans, 3 hafta boyunca hotpack, TENS, ultrason ve ev egzersizi programı uygulanırken, KB grubuna KFT'ye ek olarak haftada 2 seans, 3 hafta boyunca toplam 6 seans KB uygulandı. MT grubuna ise, KFT uygulamasına ek olarak haftada 2 seans, 3 hafta boyunca toplam 6 seans MT uygulandı. Çalısmaya katılan hastaların ağrı şiddeti, Vizuel Ağrı Skalası ve McGill Melzack Ağrı Soru Formu ile ölçüldü. Fonksiyonel Bel Ağrı Skalası, Nottingham Sağlık Profili, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, kas kısalığı ve normal eklem hareket açıklığı ölçüm ve değerlendirmeleri tamamlandı. Ölçüm ve değerlendirmeler 3 haftalık tedavi sonunda tekrarlandı ve sonuçlar uygun istatistik programı ile analiz edildi. Çalışmanın sonucunda ağrı, günlük yaşam aktiviteleri, depresyon ve anksiyete düzeylerinde ve normal eklem hareket açıklıklarında her üç grupta tedavi sonrası iyileşme olduğu bulundu (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada, günlük yaşam aktiviteleri, özürlülük ile depresyon düzeyleri ortalama skorunun MT grubunda daha etkili gelişme gösterdiği bulundu (p<0.05). Tedavi sonrası, normal eklem hareket açıklığında artış, kas kısalığı ve anksiyete düzeyleri değerlerine bakıldığında, KB ve MT grupların birbirlerine üstünlüğünün olmadığı bulundu (p>0.05). Ancak, KB ve MT gruplarının, KFT grubuna göre daha etkili olduğu bulundu (p<0.05). Sonuç olarak 3 hafta tedavi sonrası ağrı, özürlülük, günlük yaşam aktiviteleri, depresyon düzeyleri üzerinde MT programı daha etkili bulunurken, kas kısalığı, normal eklem hareket açıklığı limitasyonu ve anksiyete düzeyleri üzerinde MT ile KB programlarının birbirlerine göre üstünlüklerinin olmadığı tespit edildi. Çalışmamızda MT uygulamalarının KFT programı ile birlikte lumbar disk hernisi olan hastalarda daha etkili olacağı sonucuna varıldı.
Karpal tünel sendromlu bireylerde median sinir mobilizasyonu, manuel tedavi teknikleri ve ekstrakorporeal şok dalga tedavisinin etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışma, Karpal Tünel Sendromlu (KTS) hastalarda farklı fizyoterapi yöntemlerinin ağrı, kas kuvveti, normal eklem hareketi (NEH), semptom şiddeti, fonksiyonellik düzeyleri ve yaşam kalitesi (SF-36) üzerindeki erken dönem etkilerinin araştırılması ve birbirlerine göre üstünlüğünün değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışmamıza 25-60 yaş aralığında olan 69 kadın (%92), 6 erkek (%8) toplam 75 hasta dahil edildi. Hastalar kayıt sırasına göre, randomize olarak üç gruba ayrıldı. Birinci gruba (n=25), ev programı uygulandı. Bu program median sinir mobilizasyonu ve egzersizleri içermekte ve haftada 3 gün olacak şekilde toplam 4 hafta uygulandı. İkinci gruba (n=25) ev programına ek olarak haftada 3 gün 4 haftadan oluşan toplam 12 seans yumuşak doku ve eklem mobilizasyonu içeren manuel tedavi (MT) uygulandı. Üçüncü gruba (n=25) da ev programına ek olarak haftada 3 gün 4 hafta, toplam 12 seans Ekstrakorporeal Şok Dalga Tedavisi (ESWT) uygulaması yapıldı. Katılımcıların subjektif ağrı şiddeti Vizuel Ağrı Skalası (VAS) ile, kas kuvveti manuel kas testi ile, normal eklem hareketi (NEH) gonyometre ile, semptom siddeti ve fonksiyonellik düzeyleri Boston Karpal Tünel Sendromu Anketi (BKTSA) ve Cochin El Fonksiyon Anketi (CEFA) ile ve yaşam kalitesi SF-36 ile değerlendirildi. Katılımcıların ölçümleri tedaviden önce ve 4 haftalık tedaviden sonra yapıldı. Tedavi sonrası yapılan değerlendirmeler sonucunda MT ile ESWT gruplarında istirahat ve aktivite ağrılarında anlamlı bir düşüş bulunurken (p<0.05), gruplar arasında bir fark bulunmadı (p>0.05). Ancak her iki grubun ağrı değerlerinin, ev programı grubuna göre, tedavi sonrası değerlendirmede anlamlı olarak düştüğü görüldü (p<0.05). Her üç tedavi grubunda tedavi sonrası, duyu, el ve bilek normal eklem hareketi, kas kuvveti ve fonksiyonellik düzeylerinde anlamlı artış tespit edildi (p<0.05). Hastaların semptom şiddetinde azalma ve fonksiyonellik düzeylerindeki artış, MT ile ESWT gruplarında, ev egzersiz grubuna göre anlamlı bulunurken (p<0.05), MT ile ESWT grupları arasındaki farkın anlamlı olmadığı görüldü (p>0.05). MT ile ESWT uygulamalarının ev programı ile birlikte KTS olan hastalarda ağrı, kas kuvveti, normal eklem hareketi, fonksiyonellik düzeyleri ve yaşam kalitesi üzerinde 4 hafta sonrası birbirlerine göre üstünlüğünün olmadığı tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Karpal Tünel Sendromu, Egzersiz, Manuel Tedavi, Ekstrakorporeal Şok Dalga Tedavisi.
Bruksizme bağlı miyofasyal temporomandibular disfonksiyonu olan hastalarda manuel tedavi ile splint tedavisinin etkinliğinin araştırılması
Bu çalışma, bruksizme bağlı miyofasyal temporomandibular disfonksiyonu (M-TMD) olan kadın hastalarda, manuel tedavinin temporomandibular ağrı, eklem açıklığı, çenenin fonksiyonellik düzeyi, uyku kalitesi, yorgunluk, boyun özürlülük ve hasta memnuniyeti üzerine etkisini incelemek ve splint tedavisi ile etkinliğini karşılaştırmak amacıyla planlandı. Çalışmamıza Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ve Türkoğlu Dr. Kemal Beyazıt Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi diş polikliniğine başvuran ve bruksizme bağlı M-TMD tanısı alan, 18-50 yaş arası 29 kadın hasta dahil edildi. Bireyler basit rastgele örnekleme yöntemi ile Manuel Tedavi (MT) (n=15) ve Splint Tedavi (ST) (n=14) olarak iki gruba ayrıldı. ST grubuna diş hekimi tarafından planlanan statik splinte ek olarak ev egzersizi ve hasta eğitimi verildi ve splinti bir ay süre ile kullanmaları istendi. MT grubuna ise, kraniyal ve servikal mobilizasyonları da içeren kapsamlı bir manuel tedavi programına ek olarak aynı ev egzersizi ve hasta eğitimi verildi. MT, haftada 2 seans 45 dk süreyle, toplam 8 seans uygulandı. Olguların tedavi öncesi demografik bilgileri alınarak, postür, servikal ve temporomandibular eklem hareket açıklığı, ağrı şiddeti, tetik nokta hassasiyeti değerlendirildi. Tüm bireyler ayrıca fonksiyonellik düzeyi Çene Fonksiyon Kısıtlılık Skalası (ÇFKS), uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), boyun özürlülük seviyesi Boyun Özürlülük İndeksi (BÖİ), yorgunluk düzeyi Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ), baş ağrısı düzeyi Baş Ağrısı Etki Testi (HİT-6) ve hasta memnuniyeti PSQ-18 ile değerlendirildi. Değerlendirmeler 4 hafta sonunda tekrarlandı ve uygun istatistik programı ile analiz edildi. Her iki grubun kendi içinde tedavi öncesi ve tedavi sonrası verileri karşılaştırıldığında, çene, baş ve boyun ağrıları, tetik nokta hassasiyeti, servikal ve temporomandibular eklem açıklığı, yorgunluk düzeyi ile uyku kalitesinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. (p<0.05). Tedavi sonrası gruplar birbiri ile kıyaslandığında tüm değerlendirme parametrelerinde MT lehine anlamlı fark bulundu (p<0.05). PSQ-18 ölçümlerinde, genel memnuniyet ortalaması, kişilerarası tutum, sağlık hizmetleri skor ortalaması ile genel memnuniyet total puanının MT grubunda anlamlı olarak daha yüksek olduğu görüldü (p<0.05). Sonuç olarak, bruksizme bağlı miyofasyal temporomandibular disfonksiyonu olan hastalarda servikal ve kraniyal mobilizasyonları içeren manuel tedavi yönteminin daha etkili olduğu görüşündeyiz. Splint tedavisi ile manuel tedavi programının birlikte uygulanmasının tedavi etkinliğini arttıracağı düşünülmektedir.
COVID-19 pandemi sürecinde romatizmal hastalarda telerehabilitasyonun etkinliğinin araştırılması
Bu çalışma COVID-19 pandemi sürecinde romatizmal hastalarda telerehabilitasyonun etkinliğinin araştırılması amacıyla yapıldı. Hastalar egzersiz grubuna katılmayı kabul etme durumlarına göre egzersiz grubu ve kontrol grubu olarak ikiye ayrıldı. Çalışmaya başlamadan önce hastaların günlük yaşam aktiviteleri Sağlık Değerlendirme Anketi (Health Assessment Questionnaire-HAQ) ile, anksiyete ve depresyon seviyeleri Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (Hospital Anxiety and Depression Scale-HADS) ile, biyopsikososyal durumları Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı Biyopsikososyal Ölçeği (BETY-Biopsychosocial Questionnaire-BETY-BQ) ile değerlendirildi. Egzersiz grubu (n=23) Whatsapp uygulaması aracılığı ile grup olarak telerehabilitasyon BETY seanslarına katıldı. Kontrol grubu (n=12) ise ilaç tedavisi ile takip edildi. Egzersiz grubundaki hastalara 8 hafta boyunca, haftada 3 gün fizyoterapist eşliğinde BETY telerehabilitasyon tedavisi verildi. 8 haftanın sonunda tüm anketler her iki grup için tekrarlandı. Grup içi etkinliğe bakıldığında egzersiz grubunda HADS anksiyete ve depresyon alt parametrelerinde iyileşme görüldü (p<0.05). BETY-BQ skorunda her iki grupta da iyileşme görüldüğü, ancak değişimlerin istatistiksel anlamda bir fark yaratmadığı görüldü (p>0.05). HAQ skoru kontrol grubunda kötüleşirken egzersiz grubunda iyileştiği, ancak değişimlerin istatistiksel anlamda bir fark yaratmadığı görüldü (p>0.05). Kontrol grubunda HADS anksiyete skorunun iyileşirken, HADS depresyon skorunun kötüleştiği ve bu değişimlerin istatistiksel anlamda bir fark yaratmadığı görüldü (p>0.05). Çalışmanın sonucunda BETY telerehabilitasyon yaklaşımının COVID-19 pandemi süreci gibi durumlarda, tedavi için kliniklere gidemeyen ve fiziksel inaktiviteye eğilimi artan romatizmalı hastalar için bir alternatif olduğu görüşüne varıldı. Biyopsikososyal yaklaşımların uzaktan uygulanması zor olmasına rağmen BETY'nin telerehabilitasyon ile anksiyete ve depresyon seviyelerinin iyileştirilebildiği, biyopsikososyal durumlarının ve yaşam kalitelerinin korunabildiği görüldü. Farklı telerehabilitasyon yöntemleriyle karşılaştırmalı çalışmaların yapılmasının ve uzun dönem takip sonuçlarının araştırılmasının çalışmanın değerini arttıracağı sonucuna varıldı.
Temporomandibular eklem disfonksiyonuna eşlik eden oral evre yutma bozukluğunda miyofonksiyonel tedavi etkinliğinin araştırılması
Bu çalışma temporomandibular eklem disfonksiyonuna (TMD) bağlı oral evre yutma bozukluğu (Oral disfaji = OD) olan bireylerde uygulanan manuel tedaviye ek olarak dil kuvvetlendirme egzersizlerinin etkisinin araştırılması amacıyla planlandı. Çalışmamıza Şanlıurfa Viranşehir Devlet Hastanesi diş polikliniğine başvuran ve TMD'ye bağlı OD tanısı alan, 18-65 yaş arası, dahil edilme kriterlerine uyan ve tedaviyi tamamlayan 44 birey dahil edildi. Bireyler kapalı zarf usulü basit randomizasyon yöntemi ile kontrol grubu (n=12), manuel tedavi (MT) grubu (n=15) ve orofasyal miyofonksiyonel tedavi (OMT) grubu (n=17) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Kontrol grubuna fizyoterapist tarafından düzenlenen ev egzersizi ve hasta eğitimi verildi. Bireylerden 10 hafta boyunca haftada 3 gün yapmaları istendi. MT grubuna aynı ev egzersizi ve hasta eğitimi ile birlikte temporomandibular eklem ve servikal bölgeyi içeren kapsamlı bir tedavi programı uygulandı. OMT grubuna ise ev egzersizi, hasta eğitimi ve MT'ye ek olarak dil kuvvetlendirme protokollerini içeren tedavi programı uygulandı. MT ve OMT gruplarına 10 hafta, haftada 2 seans, 30-45 dk süreyle 20 seans tedavi uygulandı. Tedavi sonrası 3. ayda ulaşılabilen 28 bireyin değerlendirmeleri tekrar alındı. Hastaların problemlerini ve tedavi sonrası iyileşmeyi değerlendirmek için Temporomandibular Rahatsızlıklar Araştırma Teşhis Kriterleri (TMR/ATK) Klinik Muayene Formu, baş postürü değerlendirme, Çenenin Fonksiyon Kısıtlanma Skalası-20 (ÇFKS-20), 100 ml su yutma testi (SYT), Yeme Değerlendirme Aracı (EAT-10), dil kuvvet ve endurans ölçümü, Yutma Yaşam Kalitesi Anketi (YYKA) ve Boyun Özür İndeksi (BÖİ) kullanıldı. Her üç grubun kendi içinde tedavi öncesi, tedavi sonrası ve 3. ay verileri karşılaştırıldığında, üç grupta da ağrı şiddeti, baş postürü, mandibula hareket açıklığı, çene fonksiyonelliği ve boyun özür seviyelerinde iyileşme görüldü (p<0.05). Kontrol grubunda yutma fonksiyonuna yönelik değerlendirmelerde gelişme görülmedi (p>0.05). MT grubunda yutma fonksiyonuna yönelik olan yalnızca SYT ve EAT-10 verilerinde iyileşme gözlendi (p<0.05). OMT grubunda SYT, EAT-10, YYKA ile dil kuvvet ve endurans verilerinin tamamında gelişme olduğu belirlendi (p<0.05). Tedavi sonrası gruplar birbiri ile karşılaştırıldığında, ağrı ve disfaji semptomlarında azalma ile çene fonksiyonelliği ve yutma yaşam kalitesi parametrelerinde en fazla artışın OMT grubunda görüldüğü tespit edildi (p<0.05). Sonuç olarak bu çalışmada ev egzersizleri ve MT'ye ek olarak dil kuvvetlendirme egzersizleri içeren OMT'nin yutma güçlüğünü azaltmada ve yutmaya bağlı yaşam kalitesini geliştirmede yalnızca MT ve egzersizlere göre daha üstün olduğu görüldü. Dolayısıyla, TMD'ye bağlı OD'si olan bireylerde OMT yaklaşımının ilave edilmesi önerilebilir.
Çocuklarda fiziksel aktivite düzeyi ve uyku alışkanlıklarının bruksizme etkisi
Bu çalışmadaki amacımız, çocuklarda görülen bruksizmin nedenleri, risk faktörleri, fiziksel aktivite, uyku ve oral alışkanlıklarının bruksizm üzerine etkisinin belirlenmesi, eğitim ve egzersiz programının etkinliğinin ölçülmesi ve çocuklarda koruyucu tedavi yaklaşımlarının oluşturulmasıdır. Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Kliniğine başvuran her iki cinsiyetten 6-13 yaş arasındaki bruksizm'i olan 82 çocuk değerlendirildi. 82 çocuk içinden eğitim grubuna katılmayı kabul eden 37 çocuk ve ebeveynleri eğitim ve egzersiz programına dahil edildi. Bu program dahilinde, fiziksel aktivite, uyku hijyeni, uyku ve oral alışkanlıklar konularında eğitim ve çene, baş ve boyun bölgeleri ile ilgili egzersizler öğretildi. Çocuklar eğitim ve egzersiz programı öncesi ve 8 hafta sonrası değerlendirildi. Ağrı şiddeti, temporomandibular eklem ve servikal bölge hareket açıklığı, uyku ve uyanıklık bruksizm varlığı tespit edildi. Fiziksel aktivite düzeyleri Fiziksel Aktivite Anketi (FAA) ile, uyku alışkanlıkları Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi (ÇUAA) ile ve oral alışkanlıkları Oral Alışkanlıklar Anketi (OAA) ile değerlendirildi. Değerlendirmeler sonucunda temporomandibular eklem (TME), çiğneme kasları ve baş ağrısı ile tek taraflı çiğnemenin yaygın olduğu bulundu. Eğitim ve egzersiz programı sonrasında, ağrı şiddetinde azalma, temporomandibular ve servikal eklem hareket açıklığında anlamlı artma görüldü (p<0.05). Program sonrası uyku ve uyanıklık bruksizminin eğitim öncesine göre anlamlı derecede azaldığı tespit edildi (p<0.05). Fiziksel aktivite düzeyi ile uyku alışkanlıkları bruksizm oluşmasında etkili bulunmazken (p>0.05), oral alışkanlıkların bruksizm oluşmasında etkili olduğu bulundu (p<0.05). Eğitim ve egzersiz programı sonrası uyku alışkanlıklarından yatma zamanı direnci ve uyku süresi değerlerinin olumlu yönde değiştiği tespit edildi (p<0.05). Eğitim ve egzersiz programı sonrası çocukların oral alışkanlıklarının olumlu yönde değiştiği saptandı (p<0.05). Sonuç olarak, uyku hijyeni, uyku ve oral alışkanlıklar üzerine verilen eğitim ve egzersiz programının uyku ve uyanıklık bruksizminin kontrolünde etkili olduğu ve oral alışkanlıkları azalttığı görüldü. Çalışmamızda bruksizmin kontrolüne yönelik çocukların ve ebeveynlerin fiziksel aktivite, oral ve uyku alışkanlıkları hakkında eğitilmesi ve egzersiz programlarının verilmesinin koruyucu tedavi yaklaşımı olarak uygun olacağı görüşüne varıldı. Gelecekte çocuklardaki bruksizmin kontrolü için daha uzun süreli ve kontrol grubu oluşturularak yapılan çalışmalara ihtiyaç vardır.
Non-spesifik kronik bel ağrılı hastalarda uyku hijyeni, solunum ve stabilizasyon egzersizlerinin ağrı, uyku kalitesi ve kaygı düzeyi üzerine etkisi
Bu çalışma non-spesifik kronik bel ağrısı olan bireylere verilen uyku hijyeni eğitimi, solunum egzersizleri ve kor stabilizasyon egzersizlerinin ağrı, uyku kalitesi ve kaygı düzeyi üzerine olan etkilerini araştırmak ve kor stabilizasyon eğitimine ek olarak verilen uyku hijyeni eğitimi ve solunum egzersizlerinin sözü geçen parametreler üzerine ek bir katkı sağlayıp sağlamadığını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda dahil edilme kriterlerine uyan non-spesifik kronik bel ağrılı bireyler, basit rastgele yöntemlerle üç gruba ayrıldı. 1.grup TENS ve yüzeyel ısı uygulanan klasik fizyoterapi grubu (KFT), 2. grup TENS, yüzeyel ısı ve stabilizasyon egzersizleri uygulanan lumbar stabilizasyon egzersizleri grubu (LSE) ve 3. grup, TENS, yüzeyel ısı, stabilizasyon-solunum egzersizleri ve uyku hijyeni eğitimi uygulanan uyku hijyeni solunum egzersizleri grubudur (UHSE). LSE ve UHSE grubu toplam 3 haftalık tedavi ve egzersiz aldılar. Ağrı şiddeti 9 ayrı bölgeden (boyun, omuz, sırt, dirsek, el/el bileği, bel, kalça, diz, ayak bileği) Vizüel Ağrı Skalası ve McGill Melzack ağrı soru formu ile, özürlülük Oswestry Özürlülük İndeksi, uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ve Stop-Bang anketi, uykululuk Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ), yorgunluk Yorgunluk Şiddet Ölçeği ve kaygı Spielberger'in Sürekli-Durumluk Kaygı Envanteri (STAİ) ile değerlendirildi. Değerlendirmeler başlangıçta, 3 haftalık tedavi sonrasında ve 8. haftada yapıldı. Başlangıca göre eğitim sonrası LSE ve UHSE gruplarında ağrı ve engelliliğin KFT grubuna göre anlamlı düzeyde azaldığı (p<0.05); ancak bu grupların birbirleri arasında fark olmadığı bulundu. PUKİ skorlarında gruplar arası karşılaştırmada LSE ve UHSE gruplarının uyku kalitesini artırmada KFT grubuna göre daha etkili olduğu (p<0.05); ancak birbirlerine üstünlüklerinin olmadığı tespit edildi (p>0.05). Eğitim başlangıcına göre eğitim sonrası değerlendirmelerde UHSE grubu uykululuk skorlarını azaltmada etkili bulunurken (p<0.05), KFT ve LSE grupları EUÖ skorlarını azaltmada etkili bulunmadı (p>0.05). STAİ durumluk değerlerindeki azalma, KFT grubunda tüm karşılaştırma zamanlarında anlamlı bulunmazken (p>0.05), LSE ve UHSE gurubunda eğitim sonrası anlamlı bulundu (p<0.05). Sonuç olarak, LSE ve UHSE grubu 3 ve 8. haftalık periyotta ağrı, uyku kalitesi ve kaygı seviyelerini düzeltmede KFT grubuna göre anlamlı sonuçlar verdi (p<0.05). LSE ve UHSE grubu kısa dönemde uyku kaygı ve ağrı seviyelerini düzeltmede birbirine üstün değildi (p>0.05). Gelecekte nonspesifik kronik bel ağrılı bireylerde farklı tedavi yöntemleriyle karşılaştırmalı çalışmaların yapılmasını ve tedavi programlarına solunum egzersizleri ve uyku hijyeni eğitiminin eklenmesini önermekteyiz.
Dejeneratif servikal hastalıklarda egzersiz, manuel tedavi ve telerehabilitasyon destekli tedavinin ağrı, anksiyete ve yaşam kalitesi üzerine etkinliğinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, servikal dejeneratif hastalarda egzersiz programı, manuel terapi ve telerehabilitasyon destekli tedavinin ağrı, anksiyete ve yaşam kalitesi üzerine etkinliğinin karşılaştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya, dejeneratif servikal problemi olan araştırma kriterlerine uyan toplam 75 gönüllü dahil edildi. Altı aylık takip sonunda toplam 66 katılımcı ile çalışma tamamlandı. Hastalar basit rastgele randomizasyon yöntemiyle ev egzersiz grubu (EG) manuel terapi (MT) grubu ve telerehabilitasyon (TR) grubu olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Tüm hastalara egzersizler başlangıçta yüz yüze gösterilerek, öğretildi. EG hastalarına 8 hafta boyunca haftada 5 gün servikal stabilizasyon, gevşeme ve germe egzersizleri, MT grubunda yer alan hastalara 8 hafta boyunca haftada 2 gün servikal, torakal mobilizasyon uygulandı ve EG da verilen egzersizleri evde yapmaları istendi. TR grubu hastalarına 8 hafta boyunca haftada 2 gün fizyoterapist eşliğinde telerehabilitasyon destekli egzersizler ve aktif mobilizasyonlar yanında EG da verilen egzersizleri evde yapmaları istendi. Tedavi öncesi ve sonrası, kontrol 3. ve 6.aylar da hastaların ağrı (Vizüel ağrı skalası (VAS) ve McGill ağrı indeksi), basınç ağrı eşiği, kas kuvveti, el kavrama kuvveti, skapular diskinezi, boyun özürlülüğü, servikal ve omuz eklem hareket açıklıkları, baş postürü, skapular diskinezi, kutu-blok el beceri testi, Nottingham sağlık profili yaşam kalitesi, anksiyete ve hasta memnuniyet düzeyleri hastalar kliniğe çağırılarak fizyoterapist tarafından değerlendirildi. Elde edilen bulgular, her üç grupta da ağrı, boyun özürlülük, anksiyete duyarlılığı, EHA, üst ekstremite kuvveti, basınç ağrı eşiği, skapular diskinezi parametrelerinde anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). McGill ağrı indeksinde TR ve MT grubunda anlamlı azalma varken (p<0,05); EG da anlamlı bir farklılık görülmedi (p>0,05). Ağrı azalması MT grubunda tedavi bitiminde, TR grubunda ise tedavi sonrası 3. ve 6. ayda görüldü. Baş postüründe düzelmenin sadece TR grubunda anlamlı olduğu görüldü (p<0,05). Basınç ağrı eşiği tüm gruplarda anlamlı artarken (p<0,05), en fazla artış MT grubunda bulundu. Hasta memnuniyet ortalaması en yüksek MT grubunda (p<0,05), en düşük EG grubunda olduğu tespit edilirken, TR ile MT grupları arasında fark bulunmadı (p>0,05). Çalışma sonucunda dejeneratif servikal hastalıkta egzersiz, servikal ve torakal mobilizasyon ve telerehabilitasyon destekli aktif mobilizasyon tedavilerinin etkili olduğunu görüldü. Hastaları takibi ve uzun dönem etkileri göz önüne alındığında pandemi, ulaşım problemi gibi problemlerin varlığında telerehabilitasyon destekli aktif manuel tedavi ve egzersiz uygulamasının rehabilitasyon programlarının içerisine dahil edilebileceği sonucuna varıldı.