Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Anıl Gündüz
12 theses · İstanbul Kent University
Problemli internet kullanımının metakognisyonlar, olumsuz çocukluk çağı yaşantıları, aleksitimi ve dürtüsellik ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı alan yazında birbirinden farklı bağlamlarda incelenmiş olan; problemli internet kullanımı, metakognisyonlar, bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromu (CAS), aleksitimi, dürtüsellik ve olumsuz çocukluk çağı yaşantıları kavramlarının izdüşümünü inceleyip aralarındaki ilişkilerin boyutlarını saptamaktır. Araştırmanın örneklemi farklı illerde yaşayan, yaşları 18-65 arasında değişen 315 kadın ve 210 erkek olmak üzere 525 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada "Young İnternet Bağımlılık Ölçeği, Üstbiliş-30 Ölçeği, Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği, Barratt Dürtüsellik Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği, Bilişsel Dikkat Kilitlenmesi Sendromu Ölçeği ve Sosyo-Demografik Bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler; SPSS paket programı ve AMOS V22 aracılığıyla çözümlenmiştir. Çalışmada demografik bilgilerin frekans dağılımları için betimsel analizler kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkileri incelemek için korelasyon analizi, değişkenlerin problemli internet kullanımının açıklamasına katkısını belirlemek için hiyerarşik regresyon analizi, değişkenlerin problemli internet kullanımı üzerindeki dolaylı etkilerini belirlemek için yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların problemli internet kullanımları ile dürtüsellik düzeyleri, metakognisyonları(üstbilişleri), aleksitimi düzeyleri ve bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromu arasında anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların problemli internet kullanımları ile olumsuz çocukluk çağı yaşantıları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ayrıca katılımcıların olumsuz çocukluk çağı yaşantıları ile dürtüsellik düzeyleri, metakognisyonları(üstbilişleri), aleksitimi düzeyleri ve bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromu arasında anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bununla beraber aleksitimi ve dürtüsellik düzeyleri, metakognisyonlar(üstbilişler) ve bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromunun; birlikte problemli internet kullanımının %34'ünü yordadığı saptanmıştır.
Çocukluk çağında yaşanan travma yaşantılarının evlilik doyumu üzerindeki etkisi: Erken dönem uyum bozucu şemaların aracı rolü
Araştırmanın amacı, çocukluk çağında travma yaşamış kişilerde, bu travmanın yetişkinlik döneminde evlilik doyumu üzerindeki etkisi ve erken dönem uyum bozucu şemaların aracı rolünün olup olmadığını incelemektir. Yapılan araştırmaya Türkiye'nin farklı illerinde yaşayan evli heteroseksüel kadın ve erkekler katılmıştır. Toplam katılan kişi sayısı 304 olmakla beraber, 180'i (%59,2) kadın, 124'i (%40,8) ise erkeklerden oluşmaktadır. Araştırmada, 23 - 69 yaş arası gönüllü yetişkinlerden, Bilgilendirilmiş Onam Formunu onaylamaları istenmiştir. Araştırmanın devamında ise Sosyodemografik Veri Formu, Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 ve Golombok-Rust Evlilik Durumu Envanterini çözmeleri istenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen verilerin analizinde ise SPSS.22 (Statistical Package of Social Sciences) kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; çocukluk çağı travma yaşantılarının evlilik doyumu üzerine direkt, YŞÖ ve ÜBO-30 üzerinden dolaylı olarak etki etmektedir.
Boşanmış ve hiç evlenmemiş bireylerin evliliğe yükledikleri anlam ile çocukluk çağı olumsuz yaşantılar, benlik saygısı, metakognisyonlar, bilişsel duygu düzenleme statrejileri ve algılanan stres ile ilişkisi
Bu araştırmanın amacı boşanmış ve hiç evlenmemiş bireylerin evliliğe dair tutumlarının; çocukluk çağı olumsuz yaşantılar, benlik saygısı, metagoknisyon, bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve algılanan stres gibi değişkenlerle ilişkisinin incelenmesidir. Bu amaç kapsamında çalışmanın örneklemi İstanbulda yaşayan 272 bireyden oluşmaktadır. Katılımcıların %75,4'ü kadın ve %24,6'sı erkektir. Medeni durum dağılımı %43,4'ü bekâr ve %56,6'sı boşanmış şeklindedir. Katılımcılar ile ilgili verilerin elde edilmesi için Sosyodemografik Bilgi Formu, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (BDDÖ), Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği (ÇÇOYÖ), Üst Biliş Ölçeği 30 (ÜBÖ-30), Evliliğe Yüklenen Anlam Ölçeği (EYAÖ), Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizi ise SPSS 22.0 paket programı yardımıyla yapılmıştır. Çalışmada boşanmış ve bekar katılımcılar arasında bilişsel duygu durum ölçeği zemininde ruminasyon ve bilişsel farkındalık değerleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Bunun yanında engellenmişlik ve risk boyutlarında da anlamlı farklılıklara ulaşılmıştır. Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği'ne göre ulaşılan değerlere bakıldığında ise boşanmış ve bekar katılımcılar arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır.
Covid-19 sürecinin uyku kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi ve bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromu (CAS) bağlamında değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı literatürde birbirinden farklı bağlamlarda incelenmiş olan; Covid-19 süreci, uyku kalitesi ve bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromu (CAS) kavramlarının izdüşümünü inceleyip aralarındaki ilişkilerin boyutlarını saptamaktır. Araştırmanın örneklemi Türkiye'nin farklı illerinde yaşayan, yaşları 18-65 arasında değişen, 183'ü kadın, 64'ü erkek toplam247 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada "Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği, Bilişsel Dikkat Kilitlenmesi Sendromu Ölçeği, Covid-19 Anksiyete Ölçeği, Covid-19 Korkusu Ölçeği, Covid-19 Takıntı Ölçeği ve Sosyo-Demografik bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler; SPSS-22 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Çalışmada sosyo-demografik bilgiler betimsel istatistik analizi ile belirlenmiştir. Değişkenler arasındaki ilişki bağımsız gruplar t testi ve tek yönlü anova analizleri ile incelenmiştir. Covid-19 sürecinin ve bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromunun (CAS) uyku kalitesi üzerine etkisi pearson korelasyon analizi ve hiyerarşik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, katılımcıların uyku kalitesi ile Covid-19 kaygısı ve Covid-19 takıntısı arasında pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki bulunmuştur. Covid-19 korkusu ve ve uyku kalitesi arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Ayrıca bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromu ile Covid-19 kaygısı, Covid-19 korkusu ve Covid-19 takıntısı arasında pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki olduğu bulunmuştur.Oluşturulan hiyerarşik regresyon modeline göre bağımsız değişkenlerin uyku kalitesi varyansının %52'sini açıkladığı bulunmuştur.
İnternet oyun bağımlılığının bağlanma stilleri, metakognisyonlar ve çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ile ilişkisinin incelenmesi
Dijital Çağ, bireylerdeki eğlence ve boş zaman etkinlikleri üzerinde önemli değişimlere yol açmıştır. Sanal ortamda tercih edilen etkinlikler arasında dijital oyunlar yer almaktadır. Dijital oyunların gelişimiyle birlikte internet oyun bağımlılığı artış göstermeye başlamıştır. Sanal ortamda en fazla vakit geçiren yaş gruplarındaki yaygınlığı, ilişkili olabilecek faktörler ve oyun bağımlılığının söz konusu olup olmadığının incelenmesi, günümüz koşullarında geliştirilebilecek önleyici çalışmalara katkı sunması beklenmektedir. Bu araştırmada, beliren erişkinlerde internet oyun bağımlılığı, bağlanma stilleri, çocukluk çağı olumsuz yaşantılar, bilişsel dikkat ve üst biliş işlevleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma kapsamında 347 katılımcıya Kişisel Bilgi Formu, İnternet Oyun Bağımlılığı Ölçeği (İOOBÖ), Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği (ÇÇOYÖ), Bilişsel Dikkat Kilitlenmesi Sendromu Ölçeği ve Üst Biliş Ölçeği (ÜBÖ-30) uygulanmıştır. İnternet oyun bağımlılığı, çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, bilişsel dikkat kilitlenmesi ve üst bilişsel işlevler cinsiyet değişkenine göre karşılaştırılmıştır. Ayrıca, katılımcılarda internet oyun bağımlılığı durumunun çocuklukta olumsuz yaşantılar, bilişsel dikkat ve üst biliş işlevleri ile yordayıcı ilişkisi incelenmiştir. Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda, katılımcıların %2,6 oranında internette oyun bağımlılığı bulunmaktadır. Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda, erkeklerin internette oyun bağımlılığı puanları kadınlara kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Öte yandan, kadınlarda, kaçınan bağlanma, çocukluk çağı olumsuz yaşantıarı, bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromu ve üst biliş işlevlerinde sorunlar puan ortalamalarının erkeklere kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Korelasyon bulgularına göre, tüm katılımcılarda, internet oyun bağımlılığı puanları kaygılı bağlanma ile pozitif yönlü ilişkili saptanmıştır. Bununla birlikte, cinsiyete göre değişkenlerin ilişkisi incelendiğinde, kadınların internet oyun bağımlılığı puanları kaygılı bağlanma, çocukluk çağı olumsuz yaşantılar, bilişsel dikkat kilitlenmesi ve üst biliş arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki saptanmıştır. Erkeklerde ise yalnızca kaygılı bağlanma ve internet oyun bağımlılığı pozitif yönlü ve anlamlı ilişkili bulunmuştur. İnternet oyun bağımlılığının yordayıcıları incelendiğinde, tüm katılımcılarda, internet oyun bağımlılığı yordayıcılarının çocukluk çağı olumsuz yaşantılar ve kaygılı bağlanma olduğu ve modelin %20 oranında açıklayıcı olduğu saptanmıştır. Kadınlarda ise, internet oyun bağımlılığının yordayıcısının yalnızca kaygılı bağlanma olduğu ve %18 oranında yordadığı bulunmuştur. Kadınlarda internet oyun bağımlılığının oyun türüne, bağlanma biçimine, çocukluk çağı olumsuz yaşantılarına, bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromu düzeyine ve üst biliş düzeyine göre incelendiğinde, çevrimiçi oyunları tercih eden kaygılı bağlanma biçimine sahip kadınların internet oyun bağımlılığı puanları anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Araştırma bulgularına göre, internet oyunlarını tercih etme durumunun daha önce erkeklerde daha yaygın olduğu bilinmekle birlikte bu çalışmada kadınların lehine artış gösterdiği anlaşılmaktadır. Öte yandan, kadınlardaki internet oyun oynama davranışının erkeklere kıyasla daha fazla psikolojik faktörle ilişkilendirilmesinin, kadın oyunculara yönelik ileri çalışmaların yapılabileceğin ve sonuçların karşılaştırılabileceği düşünülmektedir.
Meme kanseri hastası kadınların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası meta-kognitif inançlarının depresyon, anksiyete seviyeleri ve nüks korkusu seviyeleri üzerindeki etkisinin karşılaştırılması
Araştırmanın hedefi meme kanseri hastası kadınların meta-kognisyonlarının depresyon, anksiyete seviyeleri ve kanser nüks korkusu seviyelerine olan etkisini ameliyat öncesinde ve ameliyat sonrasında karşılaştırmak ve değişkenlerin değerleri arasında oluşacak farkı etkileyen faktörleri belirlemektir. Araştırmanın örneklemi İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Meme Hastalıkları ve Cerrahisi Kliniğine başvurup meme kanseri tanısı alan 45 kadın katılımcıdan oluşmaktadır. "Sosyodemografik Veri Formu", "Üst Biliş Ölçeği 30 (ÜSÖ 30)", "Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HAD)" ve "Kanser Nüks Korkusu Envanteri (KNKE)" ile araştırmanın verileri toplanmıştır. Araştırmanın veri analizi yapılırken SPSS 25.0 programı kullanılmıştır. Yapılan analiz sonucunda; ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası dönemde anksiyete, depresyon, üst biliş ve nüks korkusu puanları arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu görülmektedir. Ek olarak ameliyat öncesine kıyasla ameliyat sonrası anksiyete puanında anlamlı derece bir düşme ve KNKE'nin işlevsel bozukluklar alt ölçeği puanında anlamlı derecede bir artış gözlenmektedir. Anksiyete ve işlevsel bozukluklar puanlarındaki anlamlı değişimi etkileyen faktörler ise lojistik regresyon analizi ile açıklanmıştır. Bu çalışmadan elde edilen bulgular geçmişte yapılmış araştırma bulguları eşliğinde tartışılarak açıklanmış ve gelecekte yapılması planlanan araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Üstbilişler, meta-endişe, bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromu, anksiyete, çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve mükemmeliyetçilik ilişkilerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı üstbilişler, meta-endişe, bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromu, anksiyete, çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve mükemmeliyetçilik arasındaki ilişkileri alanda bir ilk olarak incelemektir. 761 yetişkinden (%76.9 kadın; x̄ = 41.57 yaş, ss = 13.30) oluşan örneklem kolayda örnekleme yöntemiyle oluşturulmuştur. Konuyla ilgili değişkenleri değerlendirmek için veri toplama araçları olarak sosyodemografik bilgi formu, Neredeyse Mükemmel Ölçeği-R (NMÖ-R), Üstbiliş Ölçeği-30 (ÜBÖ-30), Meta-Endişe Anketi (MEA), Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği (ÇÇOYÖ), Bilişsel Dikkat Kilitlenmesi Sendromu Ölçeği (BDKSÖ) ve Beck Anksiyete Envanteri (BAE) kullanılmıştır. Çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ile mükemmeliyetçilik ilişkisinde meta-endişe, üstbilişler, bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromu ve anksiyetenin aracı rolü istatistiksel olarak yapısal eşitlik modellemesiyle test edilmiştir. Bulgulara göre, çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, üstbilişler, bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromu, meta-endişe ve anksiyete ile mükemmeliyetçilik arasında anlamlı korelasyon ilişkileri saptanmıştır. Araştırmanın verileriyle iyi uyum gösteren modele göre, çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ile mükemmeliyetçilik ilişkisinde üstbilişlerin aracı rol etkisi gözlemlenmiştir (CMIN=117.11, df=53, CMIN/df=2.21, RMSEA=.08, GFI=.92, CFI=.95). Tahmin edilenin aksine meta-endişe, anksiyete ve bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromu değişkenlerinin anlamlı aracı rol etkisi bulunamamıştır. Özetle, bulgular çocukluk çağı olumsuz yaşantılarının mükemmeliyetçiliğe metakogniyonlar üzerinden etkisini vurgulamaktadır. Bu çalışmayla elde edilen sonuçların ilgili metakognitif terapi literatürüyle tutarlılığı, gelecek araştırmalar için öneriler ve bu araştırmanın sınırlılıkları tartışılmıştır.
COVID-19 salgın sürecinde duygusal yeme ile metakognisyonlar, anksiyete ve obsesif inançlar arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı, Covid-19 salgını sürecinde değişen yaşam düzeninden etkilendiği düşünülen bireylerin duygusal yeme davranışları ile metakognisyonları, obsesif inançları, depresyon ve anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmanın örneklemi, Türkiye'nin farklı şehirlerinde yaşayan 18-65 yaş arası 513 kadın ve 118 erkek olmak üzere toplam 631 kişiden oluşmaktadır. Çalışmada yer alan sosyodemografik veri formu, Duygusal İştah Anketi, Covid-19 ile Takıntı Ölçeği, Koronavirüs Anksiyete Ölçeği, Bilişsel Dikkat Kilitlenmesi Sendromu-1 Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Beck Anksiyete Ölçeği, online olarak cevaplanmış, SPSS 26 paket programı ile analiz edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkileri incelemek için korelasyon analizi ve ki-kare testi, grup ortalamalarının istatistiksel farklılığını test etmek için Mann Whitney U ve Kruskal-Wallis H Testleri, farklılık kaynağının tespiti için Tukey HSD Testi, değişkenlerin duygusal iştahın açıklanmasına katkısını belirlemek için çoklu lineer regresyon analizi uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda, Covid-19 virüsüne yönelik anksiyete düzeyi ile kişilerin duygusal durumlarda yeme davranışları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca, olumlu ve olumsuz duygu ve durumlarda yeme davranışları ile BDKS arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunurken, metakognitif inançlar ile sadece olumlu duygu ve durumlarda yeme davranışı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Diğer yandan, olumlu ve olumsuz duygu ve durumlarda yeme davranışları ile kişilerin depresyon ve anksiyete düzeyleri ve Covid-19'a yönelik obsesif inançlar arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.
COVID-19 sürecinin cinsel şikayetler üzerine etkisinin incelenmesi ve Bilişsel Dikkat Kilitlenmesi Sendromu (CAS) bağlamında değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, Covid-19 öncesi ve Covid-19 sürecindeki kadın ve erkek cinsel şikayet skorlarını karşılaştırmak ve literatürde birbirinden farklı bağlamlarda incelenmiş olan; Covid-19 kaygısı, Covid-19 korkusu, Covid-19 takıntısı ve bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromu (CAS) ile cinsel şikayet skorları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın örneklemi Türkiye'nin farklı illerinde yaşayan, yaşları 18-65 arasında değişen, 170'i kadın, 95'i erkek toplam 265 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada "Kadın Cinsel Şikayet Tarama Formu, Erkek cinsel Şikayet Tarama Formu, Covid-19 Anksiyete Ölçeği, Covid-19 Korkusu Ölçeği, Covid-19 Takıntı Ölçeği, Bilişsel Dikkat Kilitlenme Sendromu Ölçeği ve SosyoDemografik bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler; SPSS-22 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Çalışmada sosyo-demografik bilgiler betimsel istatistik analizi ile belirlenmiştir. Değişkenler arasındaki ilişki student t-testi ve pearson korelasyon testi ile incelenmiştir. Bağımsız değişkenlerin cinsel şikayetler üzerine etkisi hiyerarşik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, katılımcıların pandemi öncesi ve pandemi sırası cinsel şikayet skorları arasında anlamlı bir fark gözlemlenmemiştir. Katılımcıların cinsel şikayetleri ile Covid-19 kaygısı, Covid-19 korkusu ve Covid-19 takıntısı arasında anlamlı ve pozitif yönde ilişki bulunmuştur. Ayrıca bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromu ile Covid-19 kaygısı, Covid-19 korkusu ve Covid-19 takıntısı arasında pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki olduğu bulunmuştur. Oluşturulan hiyerarşik regresyon modeline göre bağımsız değişkenlerin kadın cinsel şikayet skorları varyansının %17'sini açıkladığı, erkek cinsel şikayet skorları varyansının %25'ini açıkladığı görülmüştür.
Fibromiyalji hastalarında ağrı düzeylerinin, ağrı felaketleştirme, metakognisyonlar, depresyon ve anksiyete semptomları ile ilişkisinin incelenmesi ve bel ağrısı hastaları ile karşılaştırılması
Literatürde psikolojik bileşenler ile karakterize ağrı ile fizyolojik temelli ağrının psikolojiye ait kavramlar çerçevesinde karşılaştırıldığı oldukça az çalışma bulunmaktadır. Bu araştırmanın amacı Fibromiyalji Sendromu hastaları (FMS), Kronik Bel Ağrısı hastaları (KBA) ve Sağlıklı Kontrol Grubunda (SKG) ağrı şiddeti, depresyon, anksiyete, ağrı felaketleştirme ve metakognisyon ölçeklerinin araştırılması ve karşılaştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemi 18-65 yaş arası 56 FMS, 30 KBA ve 37 SKG olmak üzere toplam 123 kişiden oluşmaktadır. Olgulara Sosyo-Demografik Forma ek olarak Beck Depresyon Envanteri, Beck Anksiyete Ölçeği, Üst Biliş Ölçeği-30, Ağrı Felaketleştirme Ölçeği, Fibromiyalji Etki Anketi ve Vizüel Analog Skala uygulanmıştır. Araştırmanın istatistiği SPSS 22. versiyon kullanılarak değerlendirilmiştir. Dağılım normalliği değerlendirilmiş, gruplar kategorik değişkenler yönünden ki kare yöntemiyle; yaş, gelir ve ölçek skorları gibi sürekli değişkenler yönünden Kruskar Wallis testi kullanılarak karşılaştırılmıştır. Anlamlı farklılık gösteren değişkenlerde post-hoc testler uygulanmış, son olarak ağrı şiddeti ile anlamlı ilişki içerisinde bulunan değişkenlerin karıştırıcı değişkenlerle ve birbirleriyle kontrol edilmesi amacıyla çoklu lineer regresyonlar uygulanmıştır. Araştırma sonucunda her grup için ağrı şiddeti ve ağrı felaketleştirme arasında yalnızca FMS grubunda anlamlı düzeyde ilişki bulunmuştur. Bu bulgu, FMS hastalarında ağrı şiddetinin ağrı felaketleştirmeden diğerlerine göre daha fazla etkilendiğini göstermektedir. Diğer yandan FMS ile SKG arasında işlevsiz metakognisyonlar bazında anlamlı düzeyde farklılık bulunurken, KBA grubunun anlamlı düzeyde farklılığı olmadığı saptanmıştır. Son olarak yapılan regresyon analizleri sonucunda FMS ve KBA grupları birlikte incelendiğinde ağrı şiddeti ile AFÖ "Çaresizlik" alt ölçeği skorlarının bağımsız olarak ilişkili olduğu, FMS grubunda regresyonlar sonucunda anlamlı ilişkide kalan değişken bulunmadığı ve KBA grubunda ÜBÖ-30 "olumsuz metakognitif inançlar" alt ölçeği skorlarının ağrı şiddeti ile bağımsız ilişkili olduğu bulunmuştur.
İnternet oyun oynama bozukluğu ile metakognisyonların, bilişsel duygu düzenlemenin, olumsuz çocukluk dönemi yaşantılarının arasındaki ilişkilerin araştırılması
İnternet oyun oynama bozukluğu, madde kulanım bozukluklarında olan tolerans, aşerme, yoksunluk gibi belirtiler gösteren, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı sınıflama sisteminde, ileri düzey araştırılması önerilen, yeterince kanıt toplanması halinde ana kategoriler içinde değerlendirilmesi mümkün olan tanıların bulunduğu bölüm 3'te yer bulmuştur. Bu çalışmanın amacı literatürde birbirinden bağımsız olarak incelenmiş olan; internet oyun oynama bozukluğu, metakognisyonlar, bilişsel duygu düzenleme ve olumsuz çocukluk çağı yaşantıları kavramlarının arasındaki ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç dahilinde, toplam 577 gönüllü katılımcıya (210 kadın, 367 erkek) ulaşılarak; sosyodemografik form, genel internet kullanım bilgilerine yönelik anket, İnternet Oyun Oynama Bozukluğu Ölçeği -Kısa Form (İOOBÖ9-KF), Üstbilişler Ölçeği-30 (ÜBO-30), Young İnternet Bağımlılığı Testi Kısa Form (YİBT-KF), Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (BDDÖ), Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği (ÇÇOY) ve Semptom Tarama Ölçeği (STÖ-45) verilmiştir. Araştırma verileri, anket uygulaması ile elde edilmiş ve SPSS 26 paket programı aracılığı ile çözümlenmiştir. Anket çalışması 18 – 65 yaş arasındaki internet oyun oynama bozukluğu ile metakognisyonlar, bilişsel duygu düzenleme ve olumsuz çocukluk dönemi yaşantılarının arasındaki ilişkiyi ortaya koymayı hedeflemektedir. Araştırma sonucuna göre internet oyun oynama bozukluğu ile çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, metakognisyonlar, internet bağımlılığı ve bilişsel duygu düzenleme arasında pozitif yönde istatistiksel anlamlı ilişki saptandı.
Metakognisyonların, olumsuz çocukluk yaşantılarının, dürtüselliğin, bilişsel dikkat kilitlenmesi sendromunun DEHB ile sosyal medya ve internet bağımlılığı ile ilişkisi üzerine etkisi
Literatür incelendiğinde problematik internet kullanımının henüz bütünüyle kabul edilmiş ve geçerli tanılayıcı kriterleri yoktur (Li, O'Brien, Synder, Howard, 2016). Li, O'Brien, Synder, Howard (2016) literatürdeki bu boşluğun dolması için DSM-V'te bulunan madde kullanım bozukluğu, kumar bağımlılığı ve internet oyun bağımlılığı kriterlerinin birleştiği bir yöntem izleyerek problematik internet kullanımın belirtilerini ve semptomlarını oluşturmuştur. Bu çalışmanın amacı metakognisyonların, dürtüselliğin ve çocukluk çağı olumsuz yaşantılarının, bilişsel dikkat kitlenmesi sendromunun internet ve sosyal medya bağımlılığı ile DEHB arasındaki ilişki üzerine etkisini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda Metakognisyon-30 (MCQ-30), Bilişsel Dikkat Kitlenmesi Sendromu ( Cas-1), Baratt Dürtüselliği Ölçeği Kısa Formu , Young İnternet Bağımlılığı ölçeği Kısa Formu( YİBÖ-KF), Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği( SMBÖ), Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği, Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Ölçeği Kendi Bildirim Ölçeği ( ASRS) ölçekleri internet ve sosyal medya kullanan 18 yaş üstü 502 katılımcıya (382 kadın, 120 erkek) internet aracılığıyla gönderilmiştir. Anket sonuçları SPSS-22 programı ile ve AMOS-24 paket programı aracılığı ile çözümlenmiştir.Araştırmanın amacı 18-65 yas arası bireylerde internet bağımlılığı ve sosyal medya bağımlılığı ile DEHB arasındaki ilişkiyi bulmak ve metakognisyonların, bilişsel dikkat kitlenmesi sendromunun, dürtüselliğin, çocukluk çağı olumsuz yaşantılarının bu ilişki üzerine etkisini araştırmaktır. Bu araştırmada çocukluk çağı olumsuz yaşantılarının metakognisyonlar ve dürtüsellik üzerinden ve doğrudan ASRS üzerine etkisi olduğu, çocukluk çağı olumsuz yaşantılarının metakognisyonlar, bilişsel dikkat kitlenmesi sendromu, dürtüsellik üzerinden ve doğrudan sosyal medya bağımlılığı üzerine etkisi olduğu, çocukluk çağı olumsuz yaşantılarınını bilişsel dikkat kitlenmesi sendromu ve dürtüsellik üzerinden ve doğrudan internet bağımlılığı üzerine etkisi olduğu, internet bağımlılığının metakognisyonlar , dürtüsellik üzerinden ve doğrudan ASRS üzerine etkisi olduğu ortaya konmuştur