Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Burcu Sevim
12 theses · İstanbul Kent University
Bağlanma Stilleri ve Benlik Saygısının Obsesif Kompulsif Özellikler ile İlişkisi
Bu çalışmanın amacı yetişkin bağlanma stilleri, benlik saygısı ve obsesif kompulsif semptomlar arasındaki ilişkileri Türk örnekleminde incelemektir. 444 katılımcı ile yapılan çalışmada benlik saygısı, obsesif kompulsif semptomlar ve yetişkinlerde bağlanma stilleri sırasıyla Rosenberg Benlik Saygısı Envanteri, Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II uygulanarak ölçülmüştür. Ek olarak katılımcılara demografik sorular ve Beck Depresyon Envanteri de uygulanmıştır. Araştırma beş varsayım üzerine yürütülmüştür. Birincisi obsesif kompulsif semptomlar arttıkça benlik saygısının azalacağıdır. İkinci varsayım güvensiz bağlanma stili olan bireylerde düşük benlik saygısının daha çok gözlemleneceğidir. Üçüncü varsayım güvensiz bağlanma stillerinde obsesif kompulsif semptomların daha sık görüleceğidir. Dördüncü varsayım ise benlik saygısının bağlanma ve obsesif kompulsif semptomlar arasında aracı değişken rolü göreceğidir. Beşinci varsayım güvensiz bağlanmanın obsesif kompulsif semptomları ve benlik saygısını yordayacağıdır. Çalışmalardan elde edilen verilerle yapılan korelasyon analizinde kaygılı bağlanma ve korkulu bağlanma arttıkça obsesif kompulsif semptomların da arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Ek olarak kaygılı bağlanma ve obsesif kompulsif semptomlar arttıkça benlik saygısının düştüğü gözlemlenmiştir. Kaçınmacı bağlanmayla obsesif kompulsif semptomlar ve benlik saygısı arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ayrıca, yapılan regresyon analizi sonucunda, güvensiz bağlanmanın obsesif kompulsif semptomları ve benlik saygısını yordadığı sonucu elde edilmiştir. Benlik saygısının bağlanma stilleri ve obsesif kompulsif semptomlar arasındaki ilişkide aracı değişken olup olmadığını araştırmak için yapılan çoklu regresyon analizi sonucunda benlik saygısının aracı rolü gözlemlenmemiştir. Araştırmadan elde edilen bulguların ışığında ve literatürdeki araştırmalar dikkate alınarak obsesif kompulsif semptomlar, yetişkinlikte bağlanma stilleri ve benlik saygısı arasındaki olası ilişkiler tartışılmış, bu bulguların kuramsal ve uygulamadaki katkıları değerlendirilmiş, araştırmanın sınırlılıkları belirtilmiş ve geleceğe yönelik çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinde erken dönem uyumsuz şemaların yalnızlık, umutsuzluk ve depresif belirtiler ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinde, erken dönem uyumsuz şemaların yalnızlık, umutsuzluk ve depresif belirtiler üzerindeki etkisi incelenmiştir. Ek olarak, erken dönem uyumsuz şemalar, depresif belirtiler, yalnızlık, umutsuzluk ve bazı sosyodemografik değişkenlerin ilişkisi de ortaya konmuştur. Çalışmanın örneklemini 727'si kadın, 349'u erkek olmak üzere toplam 1076 kişi oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında, Young Şema Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, UCLA Yalnızlık Ölçeği ve Beck Umutsuzluk Ölçeği kullanılmıştır. Veriler, katılımcı gönüllülüğü esas alınarak Google Forms ile toplanmıştır. Araştırmada, katılımcıların çeşitli demografik özelliklerine ve verdikleri bilgilere göre dağılımlarını belirlemek üzere betimsel istatistiklerden yararlanılmıştır. Ayrıca, araştırmanın değişkenleri arasındaki ilişkilerin belirlenebilmesi için Bağımsız Örneklem T-Testi, Anova, Manova, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre erken dönem uyumsuz şemalar ile depresif belirtiler, yalnızlık ve umutsuzluk arasında anlamlı ve pozitif ilişki tespit edilmiştir. Ek olarak, kadınların yüksek standartlar ve kendini feda etme şemalarında erkeklerden daha yüksek puanlar aldığı belirlenmiştir. Diğer yandan, erkeklerin duygusal yoksunluk, kusurluluk, sosyal izolasyon şemalarında kadınlara göre daha yüksek puanlar aldığı görülmüştür. Ayrıca, erkeklere göre kadınların daha fazla depresif belirti gösterdiği, kadınlara göre erkeklerin daha fazla yalnızlık yaşadığı görülmüştür. Umutsuzlukta ise, cinsiyet açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Umutsuzluk ve yalnızlıktaki artışın, depresif belirtilerdeki artışı yordadığı da araştırmanın bulguları arasındadır. Elde edilen bulgular doğrultusunda veriler yorumlanmış ve ilgili literatür doğrultusunda tartışılmıştır.
Evli ve yetişkin bireylerin erken dönem uyumsuz şemalarının ilişkiye dair inançları ve bilişsel çarpıtmalarının evlilik uyumuna etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, evli bireylerin erken dönem uyum bozucu şemaları, ilişkiye dair inançları ve bilişsel çarpıtma düzeylerinin evlilik uyumu ile ilişkileri incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde yaşayan, gönüllü olarak katılan 270 kadın 187 erkek olmak üzere toplam 457 evli bireyden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak, Kişisel Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği-Kısa Form 3, Evlilikte Uyum Ölçeği, Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği ve İlişkilerde İnanç Envanteri kullanılmıştır. Verilerin analizlerinde SPSS-22 programı kullanılmıştır. Analizler sonucunda, evli bireylerinin evlilik uyumlarının aylık gelirine, evlilik süresine, çocuk sayısına ve evlenme biçimine göre anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmüştür. Evli bireylerin evlilik uyumları cinsiyetlerine, eğitim durumuna, meslek değişkenine, yer değişkenine, evlilik yaşına, aile türüne göre anlamlı düzeyde farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Analizler sonucunda, evli bireylerde evlilik uyumu ile erken dönem uyum bozucu şemalar ve bu şema boyutları arasında negatif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki tespit edilmiştir. Sadece evlilik uyumu ile yüksek standartlar boyutu arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Evlilik uyumu ile ilişkiye dair inançlar ve bu inançlara ait çaresizlik boyutu arasında negatif yönde ve anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Evlilik uyumu ve bilişsel çarpıtmalar zihin okuma boyutu arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Evlilik uyumu ve bilişsel çarpıtmalara ait diğer alt boyutlar arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Analiz sonucunda, araştırmanın bağımsız değişkenleri bir bütün olarak, evlilik uyumunu yordamaktadır.
Erken dönem uyumsuz şemaların ve şema modlarının saldırganlık türleri üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Şiddet olgularının önlenmesinde, şiddete neden olan faktörlerin incelenmesinin oldukça önemli olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı saldırganlık eğiliminin yeni nesil terapi ekollerinden Şema Terapi kavramları olan Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ve Şema Modları bağlamında incelenmesidir. Araştırma 18 yaş ve üzeri 340 katılımcı ile gerçekleştirilmiş olup veriler çevrimiçi ortamda toplanmıştır. Young Şema Ölçeği Kısa Form, Şema Mod Envanteri, Buss Perry Saldırganlık Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Veriler SPSS 20 programında analiz edilmiştir. Araştırmanın değişkenleri arasındaki ilişki tek yönlü çok değişkenli varyans analizi (MANOVA), Pearson Korelasyon Analizi ve Adımsal (Stepwise) Regresyon Analizi uygulanmıştır. Verilerin analizi % 95 güven düzeyinde gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda erken dönem uyumsuz şemaların ve şema modlarının saldırganlığı yordadığı ve saldırganlığın farklı türlerinde farklı şemaların ve şema modlarının etkili olduğu görülmüştür. Bununla beraber cinsiyet, yaş ve eğitim durumu ile araştırma değişkenleri arasında ilişki bulunmuştur. Araştırma verileri, litaratürdeki mevcut çalışmalar ve kavramsal perspektif ışığında değerlendirilmiş ve gelecekteki araştırmalara dair öneriler sunulmuştur.
Kişilik özelliklerinde erken dönem uyumsuz şemalar ve bağlanma stillerinin karşılaştırılması
Yapılan araştırmada kişilik özellikleri ile erken dönem uyumsuz şemalar ve bağlanma stilleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca demografik değişkenlere göre farklılık durumlarının da incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmanın örneklemini internet erişimi olan ve yaşları 18-65 arasındaki 350 katılımcıdan oluşturmaktadır. Araştırmaya katılmaya gönüllü olan bireylere Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği, Yakın İlişkide Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II) ve Temel Kişilik Özellikleri Envanteri uygulanmıştır. Pandemi nedeniyle örneklem grubuna internet ortamı üzerinden ulaşılmıştır. Bu araştırmada kişilik özelliklerinde erken dönem uyumsuz şemalar ve bağlanma stillerinin karşılaştırılmasına yönelik analizler SPSS 21 programıyla gerçekleştirilmiştir. İlk olarak kayıp ve uç değer analizleri gerçekleştirilmiş ve 3 katılımcının verileri araştırmadan çıkarılmıştır. Yapılan normallik testi sonucunda basıklık ve çarpıklık değerlerinin ise -2 ile +2 değerlerinin içinde olduğu bu nedenle verilerin normal dağılım gösterdiği anlaşılmıştır. Demografik değişkenlere yönelik analizler frekans analiziyle incelenirken, değişkenler arasındaki ilişki ise MANOVA, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu ve Çoklu Regresyon analiziyle incelenmiştir.Araştırma sonucunda duyguları bastırma, sosyal izolasyon, başarısızlık, boyun eğicilik ve duygusal yoksunluğun, dışadönüklüğü yordadığı belirlenirken; başarısızlık, yetersiz özdenetim, sosyal izolasyon, yüksek standartlar ve duygusal yoksunluğun, sorumluluğu yordamaktadır. Duyguları bastırma, kendini feda etme ve karamsarlık nörotisizmi ve uyumluluğu yordarken; başarısızlık, boyun eğicilik, dayanıksızlık ve haklılığın, deneyime açıklığı yordamakta; onay arama ve kendini feda etmenin, negatif değeri yordamaktadır. Ayrıca kaygılı ve kaçıngan bağlanmanın, sorumluluğu yordadığı tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar tartışılmış olup önerilerde bulunulmuştur.
Erken dönem uyumsuz şemalar ile psikolojik belirtilerin ruminatif düşünme biçimi üzerindeki etkileri
Bu çalışmanın amacı bireylerin erken dönem uyum bozucu şemaları ile psikolojik belirtilerinin ruminatif düşünme biçimini yordayıp yordamadığını belirlemektir.Erken dönem uyumsuz şemalar çocukluk ve ergenlik yıllarında gelişen, yaşam boyunca karmaşık bir hal alarak devam eden, duygu, biliş, hatıralar ve bedensel duyulardan oluşan, kişiler arası ilişkilerde ortaya çıkan zihinsel kavramlardır (Young,1994). Psikopatoloji ruhsal yapıdan ayrı düşünülemez. Gelişimin erken dönemlerinde yaşanan travmatik deneyimler bilinçten (»bastırılma«) ile elenir ve bunlar artık istemli olarak »bilinç dışından« çağrılamaz. Yaşamsal bir savunma mekanizması olan bastırma ile geri plana itilen bu deneyimler şiddetli ruhsal yaralara sebep olursa iyileşmez ve işlenemez. Bastırılan travmalar etkilerini muhafaza ederler ve başka bir biçimde ve başka bir zamanda ruhsal rahatsızlık olarak ortaya çıkabilirler. Bastırılan bu travmatik deneyimler dinamik güçleri ve etkilerini muhafaza ederler ve daha sonra başka biçimlerde, ruhsal hastalıkların semptomları olarak ortaya çıkabilirler. Asıl neden yani, başlangıçtaki ruhsal yaralanma bilince getirilemez, hatırlanamaz. Bilinçle algılanan sadece ortaya çıkan semptomun verdiği sıkıntıdır (Freud, 1953). Alan yazında, özellikle şemaların çeşitli psikopatolojilerle arasındaki ilişki kapsamlı bir şekilde tartışılmış ve kuramsal olarak ortaya konulmuştur. Ruminasyon kavramı genel olarak tekrarlayıcı düşünmeyi ifade etmektedir (Rippere, 1977). Çalışmalar, ruminatif düşünme tarzının, depresyonla olan ilişkisini vurgulamaktadır. Ruminatif düşünme tarzı; depresif duygudurum ve nedenleri üzerine tekrarlayan düşünmeyi içerir ve bu bir kısır döngü içerisinde olumsuz duygudurumun ve depresif belirtilerin katlanarak artmasına sebep olur. Bu çalışmanın öncelikli amacı ruminatif düşünme biçimi ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide erken dönem uyumsuz şemaların etkisi incelemektir. Bu bağlamda, öne çıkan şemaların içerikleri, özellikleri ve bu şemaların yetişkinlikteki düşünce ve davranış örüntülerine yansımaları derinlemesine ele alınacaktır. Araştırma ilişkisel tarama modelinde yapılan bir çalışmadır. Bu araştırmada izlenecek prosedür literatür taraması yapılarak konuyla ilgili kapsamlı araştırma yapılıp tüm bilgiler toplanacaktır. Veri toplamak için katılımcılara Ruminatif Düşünce Biçimi Ölçeği (RDBÖ), Young Şema Ölçeği Kısa Form (YŞÖ-3) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulanacaktır. Çalışmanın örneklemi üniversite öğrencilerinden rastgele örnekleme yöntemine göre seçilerek gönüllü bireylerden oluşacaktır. Elde edilecek değişkenler korelasyon analizi uygulanarak SPSS ortamında analiz edilecektir. Ruminatif düşünme biçimi ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide erken dönem uyumsuz şemaların aracı rolü incelenecektir. Elde edinilen veriler SPSS 22.0 programı eşliğiyle analiz edilecektir. İstatistiksel incelemeler ve yorumlamalar; p < .05 anlamlılık düzeyine göre değerlendirilecektir.
Yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar, romantik ilişkilerindeki bağlanma stilleri, ilişki doyumları ve başa çıkma biçimleri arasındaki ilişki
Erken dönem uyumsuz şemalar çocukluk veya gençlikte ortaya çıkar, bireyin belli bir derecede işlevselliğini bozar ve yaşamın erken döneminde karşılaşılan olumsuz deneyimler sonucu oluşur. Bağlanma Kuramı'na göre bağlanma, bebeklik döneminde bebek ve birincil bakım vereninin geliştirdiği duygusal bağ olarak tanımlanmıştır. Birincil bakım veren kişinin bebeğin ihtiyaçlarını karşılayabilme/karşılayamama durumuna göre farklı bağlanma stilleri oluşmaktadır. İlişki doyumu, ilişki içinde ihtiyaçların karşılıklı olarak karşılanması, ilişki içinde olumlu duyguların yer alması şeklinde tanımlanmıştır. Bireylerin erken dönem uyumsuz şemalar ile baş etmesi için 3 ayrı baş etme biçimi bulunmaktadır, aşırı telafi, teslim ve kaçınma. Bu araştırmanın amacı, yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar, romantik ilişkilerdeki bağlanma stilleri, ilişki doyumu ve başa çıkma biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma toplamda rastgele seçilen 18 yaş ve üzeri 356 kadın, 104 erkek olmak üzere toplam 460 bireyden oluşmaktadır. Katılımcılara çevrim içi ortamda sosyodemografik bilgi formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form (YŞÖ-KF3), Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II (YIYE II), İlişki Doyum Ölçeği (İDÖ), Young Telafi Ölçeği (YTÖ) ve Young Rygh Kaçınma Ölçeği (YR-KÖ) araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Katılımcılara uygulanan ölçeklerden elde edilen veriler SPSS-22 (Statistical Package For Social Sciences) istatistik paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Kullanılan analizler Pearson Korelasyon analizi, Çoklu Regresyon analizi, Bağımsız Gruplar T Testi, Tek Yönlü ANOVA analizi ve MAVOVA analizi kullanılmıştır. Yapılan analizlere göre ilişki doyumu, erken dönem uyumsuz şemalar ve başa çıkma biçimleri ile negatif yönlü bir ilişkiye sahiptir, bağlanma stillerinden kaçınmacı bağlanma stili ile pozitif yönlü bir ilişkiye sahipken kaygılı bağlanma stili ile negatif yönlü bir ilişkiye sahiptir. yaş grubu, ilişki durumu, ilişki süresi, erken dönem uyumsuz şemalar, başa çıkma biçimleri ve bağlanma stillerinin ilişki doyumu üzerinde anlamlı etkisi vardır. İlişki doyumu ile cinsiyet, yaşanılan yer, eğitim durumu arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Fakat ilişki doyumu ve yaş grubu, ilişki durumu ve ilişki süresi arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Erken dönem uyumsuz şemalar ile cinsiyet, yaş grubu, eğitim durumu, ilişki durumu ve ilişki süresi arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Fakat erken dönem uyumsuz şemalar ve yaşanılan yer değişkeni arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Başa çıkma biçimleri ile cinsiyet, yaş grubu, eğitim durumu, ilişki durumu ve ilişki süresi arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Fakat başa çıkma biçimleri ve yaşanılan yer değişkeni arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bağlanma stilleri ile cinsiyet, yaş grubu, yaşanılan yer ve eğitim durumu arasında anlamlı farklılıklar bulunmazken, ilişki durumu ve ilişki süresi ile arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur.
Romantik ilişki inançları ve romantik ilişki doyumunun erken dönem uyumsuz şemalar açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı erken dönem uyumsuz şemaların ilişki inancı ve ilişki doyumunu nasıl etkilediği ve hangi şemaların aracı rol oynadığını incelemektir. Çalışmanın örneklemi 313 kız, 144 erkek olmak üzere toplam 457 kişiden oluşmaktadır. Bu kişilerin 210'u sevgili, 38'i nişanlı, 209'u ise evlidir. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği- KF3, İlişki İnançları Ölçeği ve İlişki Doyumu Ölçeği online uygulanmıştır. İlk olarak ilişki doyumu ve demografik ilişki incelenmiştir. Bağımsız gruplar t testi ve tek yönlü anova uygulanmıştır. Bu değerlendirme doğrultusunda romantik ilişki türü ve ilişki süresinde anlamlı bir fark gözlenmiştir. İlişki inançlarının demografik değişkenlere göre incelenmesinde manova analizi kullanılmıştır. Cinsiyet, yaş, eğitim ve ilişkisi süresine ilişkin değerlendirmelere bakıldığında anlamlı bir fark tespit edilmiştir. İlişki doyumu, ilişki inançları ve erken dönem uyum bozucu şemalar arasındaki ilişki pearson korelasyon ile değerlendirilmiştir. İlişki doyumunun ilişki inançları arasındaki ilişkiye bakıldığında birbirimize karşı tamamen açık ve dürüst olmalıyız ve romantik idealizm alt boyutlarının birbirlerini pozitif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar ile ilişki doyumu arasındaki ilişki incelendiğinde erken dönem uyumsuz şemalardan alınan puanlar arttıkça ilişki doyumunun azaldığı görülmektedir. Diğer önemli bir sonuç ise başarısızlık şeması hariç diğer tüm şemalar ilişki inançlarını pozitif yönde etkilemektedir. Araştırmanın sonuçları ilgili literatürler ışığında tartışılmış, alanyazına katkıları ve kısıtlılıklarına yönelik bilgilendirmeler yapılmıştır.
Narsisistik kişilik özelliğinin mizah tarzları ve baş etme ile ilişkisi
Fransızcadaki "narcissisme" sözcüğünden Türkçeye geçen narsisizm, "özseverlik" anlamında kullanılmaktadır. Kişilik bozukluklarındaki karakteristik özellikler, başa çıkma stratejilerine de yansımaktadır. Kişilik bozukluklarının sosyal destek istemekten kaçınması da yine bir başa çıkma stratejisi olarak görülmektedir. Büyüklenmeci narsisizm, uyumlu mizah (katılımcı mizah) kullanımı ile ilişkiliyken kırılgan narsisizm, uyumsuz mizah (kendini yıkıcı mizah ve saldırgan mizah) kullanımı ile ilişkilidir. Bu mizah biçimleri narsisizmin patolojik biçimleri ile baş etme arasındaki ilişkilere aracılık etmektedir. Narsisistik kişilik özelliğinin mizah tarzları ve baş etme ile ilişkisinin araştırıldığı bu tezdeki amaç, narsisist özellikleri yüksek düzeyde olan bireylerin mizah tarzlarının baş etmeyle olan ilişkisini literatüre sunmaktır. Bu ilişkiye irdelemek için Kişisel Bilgi Formu; Young Telafi Ölçeği; Young Kaçınma Ölçeği; Narsistik Kişilik Envanteri; Kırılgan Narsisizm Ölçeği (KNÖ); Mizah Tarzları Ölçeği kullanılmış, daha sonra veriler, SPSS 20.0 programında analiz edilmiştir. Çıkan sonuçlar ise tartışılarak araştırma sonlandırılmıştır. Araştırmadan çıkan sonuçlara göre, narsisizmin baş etme ve mizah stilleri ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu analize ek olarak erkek katılımcıların saldırgan mizah ve kendini yıkıcı mizah tarzları kullanımı, kadın katılımcılara göre daha yüksek bulunmuştur. asilik ve manipülatif olma, kadınlara göre daha yüksek bulunmuştur. psikosomatizm, sosyal çekilme, aktiviteyle zihinden uzaklaşma kadınlar yüksekken; hissizlik, duyguları bastırma erkekler daha yüksektir. Tüm mizah çeşitlerinin kullanımında bekarlar, diğer medeni durumdakilere göre yüksektir. Young Telafi Ölçeği'ne göre boşanmış olanlar, evli olanlara göre aşırı bağımsızlıkta daha yüksek orandadır. Young Telafi Ölçeği'ne göre lise mezunları, manipülatif olma, kendine yönelimlilik; Young Kaçınma Ölçeği'ne göre ise lise mezunları, sıkıntıyı yok sayma, sosyal çekinme ve hissizlik, duyguları bastırma alt boyutunda yüksek lisans mezunlarından daha yüksek bulunmuştur. Bireylerin Kırılgan Narsisizm skoru arttıkça Kendini Geliştirici Mizah kullanım skoru azalmakta veya Kendini Geliştirici Mizah kullanımı arttıkça Kırılgan Narsisizm kullanım skoru azalmaktadır.
Erken dönem uyum bozucu şemalar ve eşe yönelik kişilerarası şemaların romantik ilişki ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtilerle ilişkisi
Güncel araştırma, en az 6 ay süren romantik ilişkisi olan bireylerde, erken dönem uyum bozucu şemalar ve eşe yönelik kişilerarası şemalar ile romantik ilişki ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Evli, sözlü-nişanlı ya da sevgilisi olan 400 katılımcıya internet üzerinden seçkisiz atama yöntemiyle ulaşılmıştır. Araştırma değişkenlerinin ölçülmesi için Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3), Kişilerarası Şema Ölçeği (Arkadaş Formu), Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonları Ölçeği ve Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirti Ölçeği ve demografik bilgi formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25.0 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Envanterlerden alınan puanların birbirleriyle ve yaş, ilişki süresi, ilişkiden duyulan memnuniyet düzeyi gibi sosyodemografik değişkenlerle olan ilişkilerini incelemek amacıyla Pearson korelasyon katsayıları hesaplanmıştır. Envanterlerden alınan puanların katılımcıların cinsiyetlerine ve ilişki durumlarına göre değişip değişmediğini belirlemek için için tek yönlü MANOVA uygulanmıştır. Araştırma bulguları, erken dönem uyum bozucu şemalar ve kişilerarası şemalar ile romantik ilişki ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler arasında pozitif ve negatif yönlü anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, araştırma değişkenlerinin cinsiyet, yaş, ilişki durumu, ilişki süresi ve ilişkiden duyulan memnuniyet düzeyi gibi sosyodemografik değişkenlere göre farklılaştığı görülmüştür. Araştırma bulguları ilgili literatür ışığında tartışılmıştır.
Kişilerarası duygu düzenleme stratejileri, stresle başa çıkma tarzları ile kaygı ve depresyon arasındaki ilişkiler
Depresyon ve kaygı, dünya genelinde en yaygın görülen ve bireylerin hayatını büyük ölçüde zorlaştıran, birçok psikolojik (ruminasyon, kaçınma, anhedoni vb.) ve fiziksel semptoma (psikosomatik ağrılar, nefes almada güçlük, endokrin sistem rahatsızlıkları vb.) yol açan psikopatolojilerdir. Geçmiş çalışmalar benzer yaşam olaylarına maruz kalan her kişide depresyon ve kaygı semptomlarının görülmediğini, depresyon ve kaygı düzeyinin kişilerin kullandığı stresle başa çıkma tarzlarına (kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım, boyun eğici yaklaşım, çaresiz yaklaşım ve sosyal destek arama yaklaşımı) ve faydalandıkları kişilerarası duygu düzenleme stratejilerine (olumlu duyguları arttırma, yatıştırılma, bakış açısı edinme ve sosyal model alma) göre farklılaştığını göstermiştir. Güncel araştırmada, kişilerarası duygu düzenleme stratejileri ve stresle başa çıkma tarzları ile depresyon ve kaygı düzeyi arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla, 18-68 yaş aralığında toplam 479 katılımcıdan (324 kadın, 155 erkek) Kişilerarası Duygu Düzenleme Ölçeği (KDDÖ), Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇÖ), Beck Kaygı Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılarak veri toplanmıştır. Değişkenlerin birbirleriyle olan ilişkisini belirlemek için korelasyon analizi, kişilerarası duygu düzenleme stratejilerinin ve stresle başa çıkma tarzlarının kaygı ve depresyon düzeyine göre değişimini belirlemek için çok değişkenli varyans analizi yapılmıştır. Araştırma bulguları, yüksek depresyon ve kaygı düzeyi olan kişilerin stresle başa çıkmada duygu-odaklı yaklaşımları daha fazla kullandıkları ve yüksek kaygı düzeyine sahip olan kişilerin duygu düzenlemede bakış açısı edinme, sosyal model alma ve yatıştırılma stratejilerini daha fazla kullandıklarını göstermiştir. Bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartılmış, güncel araştırmanın sınırlılıkları belirtilmiş ve gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Yetişkinkinlerde erken dönem uyumsuz şemalar ve kişilik özelliklerinin KOVID-19 korkusu ve belirsizliğe tahammülsüzlük üzerindeki etkisinin incelenmesi
Araştırmada yetişkinlerde erken dönem uyumsuz şemalar ve kişilik özelliklerinin Kovid-19 korkusu ve belirsizliğe tahammülsüzlük üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Örneklem 18 yaş ve üzeri bireylerden oluşmaktadır. Katılımcılara kişisel bilgi formu, Young Şema Ölçeği Kısa formu, Temel Kişilik Özellikleri Ölçeği, Kovid-19 Korkusu Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği anket şeklinde internet aracılığıyla uygulanmıştır. Verilerin SPSS 22.0 programı ile analizi yapılmıştır. Yorumlar ve incelemeler p< .05 anlamlılık düzeyi ile değerlendirilmiştir. Demografik özelliklere ve verilen bilgilere göre frekans analizleri yapılmıştır. Değişkenler arası ilişki tespiti için MANOVA, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi, Çoklu Regresyon Analizi yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, Kovid-19 korkusu ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün sosyo demografik değişkenlere göre farklılaştığı bulunmuştur. Erken dönem uyumsuz şemalar ile belirsizliğe tahammülsüzlük ve Kovid-19 korkusu arasında pozitif yönde ilişki vardır. Kendini feda etme şeması uyumluluk kişilik özelliği ile pozitif yönde bir ilişkilidir. Erken dönem uyumsuz şemalar ve kişilik özellikleri Kovid-19 korkusunu yordamaktadır. Erken dönem uyumsuz şemalar ve kişilik özellikleri belirsizliğe tahammülsüzlüğü yordamaktadır. Sonuçlar bulgular doğrultusunda tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.