Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Cengiz Karataş

11 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University

DoctorateOpen AccessTR

Lübnan'da Türkçe soyadları

Bu çalışmada belli sınırlandırmalarla Lübnan'da kullanılan, tümüyle ve kısmen Türkçe soyadları incelenmiştir. Lübnan'da resmî tanımlamaya göre otuz bir farklı mezhep grubu bulunmaktadır. Çalışmada bu mezhep grupları içerisinde geçen Dürziler, Süryaniler, Ermeniler, ve Sünnilere ilaveten Sünniler içerisindeki üç alt grup Girit muhacirleri, Türkmenler ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları/ çifte vatandaşlık hakkına sahip olanlar da Türkçe soyadları bakımından kendilerine has özellikler taşıdıklarından ayrı gruplar olarak ele alınmıştır. Bu şekliyle toplamda yedi grup oluşmuştur. Bu gruplara mensup 283.000 kişiye ait soyadı taranmış, tamamen veya kısmen Türkçe olduğu tespit edilen 1.413 soyadı anlam, köken ve yapısı bakımından incelenmiştir. On bir bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde tezin amacı, kapsamı, yöntemi ve alanla ilgili literatür ele alınmıştır. İkinci bölümünde ad bilim alanındaki sınıflandırmalara yer verilmiş ve kişi adlarıyla ilgili tasnif denemesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde genel hatlarıyla çalışma sahası olan Lübnan tanıtılmıştır. 4-10. bölümler arasında yukarıda isimleri geçen gruplara ait Türkçe/karma soyadları incelenmiştir. Bu bölümlerde önce ele alınan grup tanıtılmış, ardından o gruplara ait soyadları anlam, köken ve yapı bakımından ele alınmış, sonunda da o gupların kullanığı soyadları hakkında değerlendirmeler yapılmıştır. Betimleyici yöntemle Lübnan'da kullanılan Türkçe ya da Türkçe bir öge taşıyan soyadlarının genel görünümünün ortaya konulmaya çalışıldığı tezde soyadlarında en çok kullanılan ek ve kelimeler de tespit edilmiştir. Sonuç ve önerilerin yer aldığı on birinci bölümde elde edilen verilerden hareketle çıkarımlar yapılmış ve bazı önerilerde bulunulmuştur. Türkiye ile Lübnan'ın ortak noktalarından biri olan Türkçe veya Türkçe öge taşıyan soyadlarının tespitiyle Lübnan'daki Türkçe soyadlarının yoğun kullanımına ve aynı zamanda iki ülke arasındaki ortak bir ögeye dikkat çekilmiştir. Anahtar Kelimeler: Lübnan, onomastik, soyadları, Türkçe soyadları, karma soyadları.

AdbilimiDilbilgisiDilbilim+3
Ünal Kalaycı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

1990 sonrası Türk şiirinde gerçeklik algıları

Varlığı görme biçimi, ya gerçeklik ya hakikat düzleminde kalınarak mümkün olur. İlki, bir algısal bakış açısına, ikincisi doğrudan kabule denk düşer. Sanat da bu iki yoldan biriyle biçimlenir. Birincisinde sanatın bir araştırma ve kavrama çabasına karşılık geleceği; ikincisinde ise zaten mutlak olanın bilgisine sahip olunduğu düşüncesiyle bir aktarıma, ideal bir yansıtma çabasına girileceği açıktır. Bu çalışmada gerçeklik kavramı merkeze alınmış ve sahici sanatın gerçeklikle ilişkili olması gerektiği savunulmuştur. Bu bağlamda, sanattaki gerçeklik, "estetik dolayımlama", "şahsî tecrübe", "realiteye uygunluk (sahicilik)", "niyet ve bilinç", "tutarlılık" ilkelerine bağlı olarak açıklanmıştır. "Kuşak" meselesi de ele alınan konulardan biridir ve kuşak kavramı yerine "temsil değeri" öne çıkarılmıştır. Ardından, 1990'dan bugüne uzanan süreçteki Türk şiirinin genel seyri araştırılmıştır. Türk şiirinin bu süreci için, "varoluşu sorgulayan, lirik-imgeci", "entelektüel / düşünceyi merkez alan, lirizm karşıtı, metafiziği dışlayan" ve "deneysel / deneysel nitelikli" şiir çizgileri tespit edilmiştir. Ayrıca poetik yönelimler bağlamında "Yeni Hece Şiiri / Yeni Hececi Şiir", "Neo-Epik Şiir", "Deneysel / Somut / Görsel Şiir" değerlendirilmiştir. Tezin ana bölümünde ise "temsil değeri" taşıdığı savunulan on (10) şairin sanatı, Mehmet Kaplan'ın Eklektik Tahlil Yöntemi ile çözümlenmiştir. Çalışmanın temel amacı, şairlerin eserlerindeki gerçeklik algılarını saptamaktır. Anahtar Kelimeler: 1990'larda Türk şiiri, 2000'lerde Türk şiiri, 2010'larda Türk şiiri, gerçek, gerçeklik, hakikat, şahsî tecrübe.

1990 sonrasıEpik şiirGerçeklik+3
Aydoğan Kara
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni Türk edebiyatı tahkiyeli metinlerinde Çingeneler

Yeryüzünde neşet ettikleri bilinen ilk zamanlardan, son yüzyıla değin süregelen göçler ile geniş coğrafyalara yayılan ve farklı milletlerle karşılaşan Çingeneler, toplumlar tarafından daima "yabancı, öteki, dokunulmaz, dışarıdaki" gibi yerleşik algılara maruz kalmışlardır. Sosyal kimliklerin farklı ülkelerde etnik köken, lisan veya din üzerinden belirlenmesine mukabil, Çingeneler dışa çoğunlukla kapalı sosyal hayatları ve kendilerine has yaşayış tarzlarıyla kimliklerini korumuşlar ve kendilerini bu farklılıkları üzerinden –yani ötekilik üzerinden- var etmişlerdir. Özellikle dini açıdan, girdikleri toplumun yaygın inançlarına uyum sağlamış gözüken Çingeneler, özde her türlü otoriteden ayrı, "özgür" bir tavır sergilemişlerdir. Geniş bir coğrafyaya yayılmalarından ötürü kendi aralarında yaşayış tarzı itibariyle çeşitli farklılıklara rastlansa da; doğuştan getirdikleri bir takım maharetleri ve sahip oldukları özgür ruhu hiç bırakmamaları, seçtikleri mesleklerde ve göçebe yaşamlarında ortak paydalar oluşturmuştur. Çingeneleri konu alan anlatıların karakteristiğinde, toplumdan yalıtılmış şekilde, göçebe yaşayan Çingenelerin, kendilerinden olmayan insanlarla karşılaşması ve diyaloğa girmesi bulunur. Aradaki etkileşim arttığında, toplum içindeki yerleşik ön yargılar kendini hissettirmeye başlar. Bu tavırların izlerini, yazarların dilinde ve eserlerin içindeki anlatıcılarda, karakterlerin davranışlarında gözlemek mümkündür. Yeni Türk Edebiyatı roman ve hikayelerine bakıldığında doğrudan Çingeneleri konu edinen yaklaşık otuz eser görülür. Bu eserlerin ekserisinde toplumumuzun Çingenelere olan hakim bakış açılarına, genelde olumsuz taraflarıyla, farklı dozlarda yer verilir. Bazılarında olumlu bir tavır sergilenirken, çok az bir kısmı okurda tarafsız bir izlenim uyandırır. Ahmet Mithat Efendi'nin 1886'da yazdığı Çingene romanından, Berna Durmaz'ın 2013 yılında yayımlanan Bir Fasit Daire adlı öykü kitabına kadar, yaklaşık yüz otuz yıllık dönemde yazılmış otuz eserin incelenmesi, Türk edebiyatında ve toplumunda Çingenelere olan tavrı bütüncül bir bakış açısıyla görmeye imkan verecektir. Anahtar Kelimeler: Çingeneler, Yeni Türk Edebiyatı, Öteki, Göçebelik

Edebi eserlerEdebi metinlerGöçebelik+5
Abdullah Ömer Kiracı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Türk edebiyatında bir izlek olarak ölüm (1839-1923)

Bu tezde ölüm kavramının Tanzimat'tan Cumhuriyet'e kadar olan süreçte Türk edebiyatına yansıması incelenmiştir. Farklı edebi dönemlerde, yaşanan sosyolojik, psikolojik, siyasi değişimlere göre ölüm temasının gösterdiği farklılıklar tespit edilmiştir. Roman, hikaye, tiyatro ve şiir türlerinde, eserlerde ölümü orijinal bir şekilde ele alabilen sanatçılardan yararlanılarak sonuçlara ulaşılmıştır. Tanzimat dönemi, birinci nesil ve ikinci nesil olarak ayrı ayrı incelenmiş, Tanzimat öncesinde Akif Paşa'nın yenilik ışığına da gerekli önem verilmiştir. Servet-i Fünun dönemi incelenirken, ölüm temasına farklı bir bakış açısı getiremeyen Fecr-i Ati dönemi incelenmemiştir. Ne Servet-i Fünun edebiyatında, ne de Fecr-i Ati edebiyatında yer almayan sanatçılar, bağımsız olmalarının da verdiği fikir özgürlüğü ile tezde önem teşkil etmiştir. Devamında ise Milli edebiyat döneminden tek bir sanatçı, Halide Edip, ön plana çıkartılarak tez sonuçlandırılmıştır.

Servet-i Fünun edebiyatıTanzimat edebiyatıTema+2
Selin Hızarcı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Asaf Hâlet Çelebi'nin şiirlerinde temel estetik unsurlar

Sanatçı var olduğu dünyada bir iz bırakmak, alımladığı şeylere yeni bir anlam katmak ve yüklerinden kurtulmak için kendisine yeni bir dünya yaratır. Bu dünyada yarattığı sanat eseri onun hayata karşı bir manifestosudur. Ortaya çıkan bu sanat eserini algılamak, incelemek, ona değer katmak ise belli bir sanatsal bilgi birikimini gerektirir. Ortaya çıkan her nesne sanat eseri olarak kabul edilmez ya da bazı sanat eserlerinin güzellik algısı çağının ötesine geçemez. Bu noktada Estetik bilimi ortaya çıkar. Bu sebeple sanata ve sanatçıya değer vermemizi sağlayan estetik bizim için oldukça önemlidir. Estetik, sadece güzelin ilgi alanlarıyla ilgilenen bir bilim değildir. İnsanın modern dünyada yarattığı ve sanata yansıttığı bütün değerlerin bilimidir. Bu nedenle bir heykeltıraş için incelik, bir ressam için derinlik, bir müzisyen için tını ne ifade ediyorsa, bir şair için de dil aynı şeyi ifade etmektedir. Şair estetiksel olanı özümseyerek nitelikli olanı güzelleştirir. Batı'yı taklit etmek yerine kendi kültürümüzden ve Doğu kaynaklarından beslenen Asaf Hâlet Çelebi, şiirlerinde mistisizmi, Budizm'i, Hint kaynaklarını ve Asya inançlarını sıkça kullanmıştır. Sezgi şairi olarak adlandırabileceğimiz Çelebi şiirleri ile soyut bir âlemin kapılarını açmıştır. Şiirlerinin arka planında oluşturduğu masalsı atmosfer, kelimelerinin etkileyici gücü ve okuyucunun şuurunda oluşturduğu ahenk ile sanatına çok farklı bir boyut katmıştır. Şiirlerine eklediği formül niteliğindeki alıntılar, okuyucunun zihninde bir resim çizmektedir. Asaf Hâlet Çelebi'nin şiirleri güzel, çirkin, iyi, kötü, korkunç, acı gibi pek çok kavramı içerisinde barındırmaktadır. Bu çalışma Asaf Hâlet Çelebi'nin şiirlerini estetik açıdan incelemeyi amaçlar. Şairin şiirinde kullandığı derinlikli yapı ve arka planda kalan zengin içerik bu konunun seçilmesinde etkili olmuştur. Estetik bilimine derinlikli bir bakış sağlamamız için ilk önce sanatı ve sanatçıyı anlamlandırmamız gerekir. Bu bağlamda ilk olarak sanatın ve sanatçının tanımı verilmeye çalışılmıştır. Sanat ve sanatçıdan hareketle estetik bilimin doğuşu ve düşünürlerin bu konudaki fikirleri açıklanmıştır. Sanat eserinin ortaya çıktığı mekânın ve zamanın etkisi oldukça önemlidir. Bu sebeple Türk edebiyatına tesir eden estetik düşüncesine de yer verilmiştir. Bütün bu bağlamlardan hareketle Asaf Hâlet Çelebi'nin şiirleri estetik açıdan incelenmiştir. Anahtar Kavramlar: Asaf Hâlet Çelebi, Estetik, Sanat, Sanatçı, Şiir, Güzel, Çirkin, Sezgi.

EstetikGüzellikTürk şiiri+3
Ümran İşler
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bir aydın olarak Cemil Meriç'in edebi dünyası

Cemil Meriç, düşünce hayatımızın önemli entelektüellerindendir. "Kendimizi tanımak, irfanın varabileceği en yüksek merhale." sözünü pratik olarak bütün hayatında görmek mümkündür. "Ben hiçbir hizbe dâhil değilim, hakikate bağlıyım" diyen Cemil Meriç ile ilgili bugüne kadar birçok makale, tez ve kitap yazılmıştır. Bu çalışmalar, genellikle sosyoloji alanıyla ilgilidir. Günümüzde Cemil Meriç deyince akla gelen, Cemil Meriç'in sosyolog tarafıdır. Ancak onun kitaplarında, yazılarında, sohbetlerinde, sosyolojinin yanı sıra edebiyatla ilgili düşünceleri de oldukça fazladır. Bu tezimizde Cemil Meriç'in edebiyata ve edebiyat türlerine ait düşüncelerini irdeledik. Bunu yaparken kelimelerin muhteviyatı ve anlam dünyasını, aydın ve entelektüel sorgulamalarını da çalışmamıza dâhil ettik. Dil ve medeniyet ilişkisine ait fikirlerini sorguladık. Sosyal bilimler iç içe geçtiğinden, edebiyata ait düşüncelerini irdelerken onun sosyolojiye ait düşüncelerine de temas ettik.

DilEdebiyatEntelektüel+4
Akif Şanlı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türk edebiyatında Kırım ve Kırım Türkleri

Kırım, gerek tarihi gerek kültürel bağlamlarda önemli bir coğrafyadır. Türk tarihinde önemli bir yere sahip bu olan bu bölge, bütün dönemlerde stratejik önemini korumaktadır. Kırım'ın Türk dünyasında gelişen "medenî uyanış" hareketlerinin öncülüğünü üstlenmesi; Türklük şubeleri ile olan ilişkileri ve fikrî hayata olan katkıları önem arz etmektedir. Kırım Hanlığı devrinden itibaren; Kırım'ı ve Kırım Türklerinin tarihini etkileyen tüm siyasi ve sosyal olaylar, tüm toplumlarda olduğu gibi bu topraklarda yaşayan ve aynı milletten olan sanatçılarım da sanatının seyrini değiştirmiştir. Kırım'ın tarihi süreçleri göz önünde bulundurularak, Kırım Hanlığı ve Osmanlı İmparatorluğunun dönemlerinden başlamak üzere Kırım Türklerinin yaşamış olduğu göçler, sürgünler ve politik sorunlar öncelikli olarak konu edilmiştir. Kırım Türklerine karşı uygulanmış olan politikaların sebep ve sonuçlarını geniş kapsamlı bir şekilde değerlendirmek adına, Türkiye ve Kırım sahasında neşredilmiş olan eserler bir arada değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk safhasında öncelikli olarak, "Kırım ve Kırım Türklerinin Tarihine Genel Bir Bakış" bölümüne yer verilmiştir. Roman, öykü ve şiirlerin ana izleğini oluşturan kavramların daha iyi bir şekilde anlaşılması için geniş bir tarihsel perspektife yer verilmiştir. Gerek Emel Kırım Vakfı arşivinde yer alan bibliyografya gerek Kırım hakkında hazırlanmış olan sınırlı akademik kaynaklardan faydalanılmıştır. Tez çalışmamız Giriş ve dört bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde akademik bir çalışmanın gerekleri olan çalışmanın amacı ve yöntemi belirlenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde; "Kırım ve Kırım Türklerinin Tarihine Genel Bir Bakış" vurgulanmıştır. Bu bölümde 1441 Kırım Hanlığı, Kırım ve Osmanlı İmparatorluğu ile olan ilişkiler, Rus Çarlığı ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği döneminde Kırım'ın durumu yansıtılmıştır. İkinci bölümde; tez çalışmasında "Kırım ve Kırım Türklerinin Tarihini Edebiyatın Penceresinden Okumak" bölümüne yer verilmiş; roman ve hikâyelerin muhtevaları değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde; ilk bölümde muhtevası verilmiş olan roman ve hikâyeler, siyasal ve sosyal bağlamlarda incelenmiştir. Dördüncü bölüm; Kırım ve Kırım Türkleri hakkında Türkiye'de ve Türkiye dışında neşredilmiş olan olan şiirlerin tahlili gerçekleştirilmiştir. Sonuç kısmında ise tezde elde edilmiş olan bulguların değerlendirilmesi, Kırım ve Kırım Türklerinin tarihî süreç içerisindeki genel durumları ve bunun edebî eserlere hangi ölçütlerle yansıtıldığı ifade edilmiştir.

KırımKırım Türkleri
Ezgisu Demirel
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

II. Meşrutiyet Dönemi romanında mizah

Bu çalışma başta askerî olmak üzere, siyasal, toplumsal ve kültürel alanda ciddi değişimlerin yaşandığı II. Meşrutiyet döneminde kaleme alınan romanlarda mizahi unsurları tespit etme ve bu mizahi unsurları oluşum biçimlerine göre sınıflandırma çabasını içermektedir. Bu çalışmanın amacı ise mizahın sadece dergi ve gazete köşelerinde bir karikatürden ibaret olmadığını, bünyesinde yıkıcı bir eleştiri gücünü taşıyarak romanda anlatım tekniği olarak da var olabileceğini göstermeye çalışmaktır. Bu bağlamda çalışmanın giriş kısmında mizahın unsurları tespit edilerek mizahın gülme, edebiyat, toplum ve dil ile ilişkisi ele alındı. Ayrıca çalışmada, II. Meşrutiyet dönemi romanı incelemeye tabi tutulduğu için bu dönemin siyasi, sosyal ve kültürel alanda yaşananlar genel bir çerçeve etrafında ifade edilmeye çalışıldı. II. Meşrutiyet dönemi siyasal yapısı gereği dönemin edebiyatının genel çerçevesi verilirken dönemin düşünsel ve siyasal akımları göz önünde tutuldu. İlk bölümde ise John Morreall'ın Gülmeyi Ciddiye Almak, Henry Bergson'un Gülme ve Sigmund Freud'un Espri Sanatı adlı eserlerinden hareketle gülme kuramları ele alındı. Burada ayrıca mizahın kavramsal tanımı, iyileştirici gücü ve türlerine (ironi, parodi ve satir) yer verildikten sonra Türk edebiyatındaki tarihi serüveni hakkında genel bilgilere yer verildi. Çalışmanın özgün tarafını oluşturan ve II. Meşrutiyet dönemi romanındaki mizahi unsurların tespitini içeren ikinci bölümde ise mizahın dil dizgesiyle oluşan biçimlerine ve bir eleştiri aracı olarak mizahin satir adı altında II. Meşrutiyet dönemi romanındaki yerine değinildi. Burada satirin ele aldığı konular tek tek incelenmeye çalışıldı. Sonuç olarak bu çalışmayla birlikte gelinen nihai hedefte mizahın "gülmece", "yergi" ve "zekâ" gibi vazgeçilmez unsurların birleşimiyle ortaya çıkmış güçlü bir anlatım tekniği olduğunun üzerinde duruldu. Dolayısıyla yıkımların, çözülmelerin ve yozlaşmaların arttığı II. Meşrutiyet döneminde romancılar, mizahın güçlü ve yıkıcı söyleminden yararlanmayı ihmal etmedikleri sonucuna varıldı.

Meşrutiyet IIMizahOsmanlı Devleti+2
Mehmet Yalçınkaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hüseyin Nihal Atsız romanlarında şahıs kadrosu

Tarih ve edebiyat birbirini tamamlayan ve birbirinden beslenen iki alandır. Bu iki alanın da konusu insandır. İnsanoğlunun yaşam serüveni zamanın içinde harmanlanarak tarihi oluşturmuş, bu geçmiş serüvenlerin estetik hazza dönüştürmesiyle de edebiyat-tarih ilişkisi başlamıştır. Tarihi süreç içerisinde yaşanan savaşlar, barışlar, antlaşmalar, insana ait bütün durumlar edebiyatın kaynağı olmuştur. Her edebiyat anlatısı, tarihin dönemlerine ve çağa büyük ölçüde ayna tutar. Türk edebiyatı içerisinde tarihi romanlar sıkça kullanılan bir roman türüdür. Tarihi roman, geçmişte belirli bir dönemde gerçekleşmiş olayların, yaşantıların, belirgin önemli kişilerin hayat hikâyelerinin, tarihi gerçekçiliğe bağlı kalınarak, romancı hayal gücünde zenginleştirilip yeniden üretildiği metindir. Türk tarihi içerisinde yazarlara ve şairlere bolca ilham verecek kahramanlık olayları mevcuttur. Bu durum, güçlü bir hamaset edebiyatımızın oluşmasını sağlamıştır. Milli şuuru geliştirmek, milli kültürü öğretmek, Türk gençlerinin neler başarabileceğini göstermek için şair ve yazarlar epik ve tarihi konulara sıkça yer vermiştir. Metinlerinde, her zorluğa göğüs geren olağanüstü özelliklere sahip kahramanlar üretmiştir. Bu kahramanları Türk mitolojik dönemlerinden itibaren görmeye başlarız. Türkler; kimi zaman hürriyeti için mücadele etmiş, demir dağı eritmiş(Ergenekon Destanı), kimi zamansa Tanrısal bir kuvvetle doğmuş ve cihan hâkimiyeti fikrinin doğmasını sağlamıştır.( Oğuz Kağan Destanı)Sadece kahramanların özellikleri değil, sosyal hayat kuralları, geçiş dönemi(doğum, evlenme, ölüm) gibi pratikler de gelecek nesle aktarılmıştır. Bu bağlamda anlatımlar; gelecek kuşakların belleğine Türk kültürünü benimsetmek ve gelecek kuşaklara ışık tutmak görevini üstlenmiştir. Bir metnin orijinal ve ilgi çekici olması için, şair ve yazarlarn sembollere yer verir. Sembol kavramı her yazar için farklılık göstermektedir. Metinler de anlam okuyucuya, semboller aracılığı ile verilebileceği gibi birtakım mekân ve örüntülerle de verilebilir. vi Eseri aslına uygun aktarabilmek ve kendi çerçevesi içinde konumlandırabilmek için esere ve yazıldığı döneme ilişkin bilgileri vermek gerekir. Böylece eserde gözetilen amaçları, esere şekil veren ilkeyi anlamlandırmak kolaylaşmaktadır. Kısacası eseri daha iyi anlamak için yazıldığı çağın önemli olaylarını ve dünya görüşünü bilmek gerekir. Bu çalışmada; edebiyatçı ve tarihçi kişiliği ile bilinen, günümüzde de halen etkisini devam ettiren Türkçülük/Turancılık hareketinin liderlerinden Hüseyin Nihal ATSIZ'ın tüm romanlarını inceledim. Şahıs dünyasına eğilerek, şahıs kadrosunun Türk tarihinden ne kadar etkilendiği ve hangi Türk sembollerini yansıttığını gösterdim. İncelememdeki amaç, H. Nihal Atsız'ın romanlarında süregelen Türk tarihini ve imgelerini ayrıntılı aktarmaktır. Atsız'ın fikri yapısını temel alarak eserlerini algılamaktır. Böylece Türkçülük düşüncesinin edebiyata tarihsel dokunuşları olgusu ölçeğinde Atsız'ın konumunu daha iyi anlamaya ve anlatmaya çalıştım. Çalışmamda yazarın sırasıyla; Bozkurtların Ölümü, BozkurtBozkurtlar Diriliyor, Deli Kurt, Ruh Adam, Dalkavuklar Gecesi ve Z Vitamini, romanları başlangıç noktası alınarak incelenmiş; şahıs kadrosu, mekân tasvirleri, tarihi sıra ile tarihi olayların ortak yönleri tespit edilmiştir. Türk milli kültürünün ve Türk sembollerinin romanda yer alış şekline değinilmiştir. Romanların inceleniş sırasında Türk tarih kronolojisi temel alınmıştır.

Atsız, Hüseyin NihalEdebi eserlerMilli kültür+4
Banu Damla Çağlayan Tan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk edebiyatında Gürcü imgesi

Bu çalışmada Türk Edebiyatında Gürcü İmgesi ele alınmaktadır. İmge, edebiyat türleri içerisinde vazgeçilmez bir olgudur. Bir toplumda belli fikir, düşünce, olgu ve kavramların oluşmasında o topumun edebiyatındaki imgelerle doğrudan bir bağ bulunmaktadır. Türk ve Gürcü milletler tarih boyunca yakın coğrafyalarda yaşamaları sebebiyle kültürel, dinsel, toplumsal, sanatsal gibi birçok hususta karşılıklı alışverişte bulunmuşlardır. Doğal olarak tarihi süreç içerisinde her iki toplumda karşı toplum hakkında bazı fikirler ve düşünceler şekillenmiştir. Şüphesiz bu fikirlerin hayat bulduğu alanlardan bir tanesi de edebiyattır. Çünkü edebiyat, bir toplumun zihninde uzun bir zaman sürecinde oluşan fikirlerin dışa yansıdığı bir sanat çeşididir. Bu bağlamda Türk toplumunda tarihi süreç içerisinde oluşan Gürcü imgesinin araştırılabileceği en önemli merci edebiyat olacaktır. Bu çalışma, Türk Edebiyatının iki önemli çeşidi olan roman ve gezi yazısı türünde Gürcü imgesini incelemektedir. Bu incelemenin, tarihi süreç içerisinde Türk toplumun hafızasında Gürcüler hakkında oluşan yargıların ortaya çıkarması ve iki toplum arasındaki etkileşimi güçlendirmesi amaçlanmaktadır.

Gezi edebiyatıGürcülerKültürel etki+5
Sopıko Tsulukıdze
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tanzimat'tan Cumhuriyete tahkiyeli metinlerde dilencilik

Geçmişten bugüne dilencilerin ortaya çıkmasında savaşlar, göçler, salgınlar ve bunların getirdiği ekonomik sorunlar etkili olmuştur. Başlarda dilenciler Tanrının özel kulları olarak görülürken kimi dilencilerin saldırgan tutumlarıyla insanlara ve insanların mülküne verdikleri zarar neticesinde algı değişmiş, tehlikeli görülmeye başlanmıştır. Bu algının değişmesiyle dilenciler toplum içinde ötekileştirilen kesimin bir parçası olmuştur. Bu algıdan dolayı dilenciler pek çok toplumda bir sorun olarak görülmüş ve dilencilikle baş etmek için çeşitli çözüm arayışları sürmüştür. Dilencilerin ortaya çıkmasında ve çoğalmasında temel etkenlerden biri olan yoksullukla da mücadele edilmiştir. Kimi dilenciler için dilencilik, yaşama tutunmak için tek çare olarak görülmüşken kimileri için bir yaşam biçimi ve meslektir. Dilenciler, yaşamlarının bir parçası olan dilencilik için çeşitli hileler geliştirmişler ve özel dilenme zamanları ve mekanları tercih etmişlerdir. Sosyal yaşamda artan dilenci sayısı, toplumları çeşitli çözüm yolları arayışına yöneltmiştir. Ancak dilencilerin dilenirken insanların dinî inanç, merhamet, acıma gibi hassasiyetlerini kullanarak aldıkları sadakalardan ve yoksulluğun önlenememesinden dolayı dilenciler bugün dahi varlıklarını sürdürmeye devam etmiştir. Toplumun bir parçası haline gelen dilencilik, pek çok yazar tarafından edebi eserlerde işlenmiştir. Bu eserler, dönemin sosyolojik yönü ve toplumun içinde yaşam mücadelesi veren bu kesimin hayatı nasıl algıladıkları hakkında ipuçları verir. Eserlerde kimi zaman fon karakterlerin kimi zaman da ana karakterlerin dilendiğini görürüz. Yazarlar, toplumun parçası olan bu grubu eserlerinde işleyerek onları ve yaşamlarını anlamamıza katkı sağlamışlardır. Edebi eserlere; dilencilerin yaşamları, toplumun dilencilere ve dilencilerin insanlara karşı tutumu, dilenci gruplarının farklılıkları ve hileleri, cinsiyet ve yaşın dilenciliğe etkisi, yazarın dilencilere karşı bakışı gibi pek çok özellik yansımıştır. Böylece eserler, dilencilerin hayatlarını çeşitli yönleriyle anlamamıza imkan vermiştir. Anahtar Kelimeler: Dilencilik, dilenci özellikleri, yoksulluk.

DilencilerDilencilikEdebi eserler+3
Meryem Köse
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00

Other supervisors