Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Deniz Şarlak
10 theses · Haliç University, Maltepe University
Ergenlerde teknoloji bağımlılığının anne-baba tutumları ve duygusal zekâ ile ilişkisi
Bu çalışmanın amacı ergenlerde teknoloji bağımlılığının anne-baba tutumları ve duygusal zekâ ile ilişkiselliğini saptamaktır. Çalışmaya dahil edilen her bir katılımcı kişisel bilgilerini toplamak amacıyla Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği (TBÖ), Bar-On Duygusal Zekâ Ölçeği (Çocuk ve Ergen Formu) ve Anne-Baba Tutum Ölçeğini doldurmuştur. Verilerin analizinde SPSS 22.00 programından yararlanılmıştır. Sonuçlar; % 95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın örneklemini gönüllü 1183 kadın ve 817 erkek olmak üzere toplam 2000 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada teknoloji bağımlılığı ve sosyal ağ kullanma, anlık mesajlaşma, web siteleri kullanma, çevrimiçi oyun oynama ile anne-baba tutumu içerisinde yer alan kabul/ilgi boyutu ve denetim alt boyutlarından alınan puanlar arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Teknoloji bağımlılığı ile duygusal zekâ alt boyutlarından bireyiçi, bireylerarası, uyum, stres yönetimi ve genel ruh hali arasında anlamlı düzeyde ve negatif bir ilişki tespit edilmiştir. Anne-baba tutum ölçeğindeki denetim alt boyutu ile duygusal zekâ pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ek olarak cinsiyet ile duygusal zekâ düzeyleri arasında anlamlı bir farklılaşma saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Anne baba tutumu, duygusal zekâ, ergenlik dönemi, teknoloji bağımlılığı
Evli bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ve problem çözme becerilerinin evlilik doyumu ile ilişkisi
Evlilik doyumunu etkileyen değişkenleri anlamak, bireylerin ihtiyaçlarına uygun terapötik müdahaleler, çift terapileri ve bireysel terapileri tasarlama sürecinde önemlidir. Bu çalışmada, erken dönem uyumsuz şemalar ve problem çözme becerilerinin evlilik doyumu ile arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda rastlantısal olarak seçilen 368 evli bireye Young Şema Ölçeği Kısa Form-3, Evlilikte Sorun Çözme Ölçeği, Evlilik Yaşamı Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Araştırmaya gönüllü 368 evli birey katılmıştır. Katılımcıların %51.9'unu kadın, %41.8'i 31-40 yaş, %80.4'ü çalışmaktadır. Çiftlerin %39.9'unun evlilik süresi 1-5 yıl arasında değişmektedir. Katılımcıların %54.9'u çocuk sahibidir. Evlilik doyumu ile problem çözme becerileri arasında yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Evlilik doyumu ile erken dönem uyumsuz şemalara ait alt boyutlar ve toplam puan arasında negatif yönlü, yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Başarısızlık ve ayrıcalıklık/yetersiz özdenetim şemalarının evlilik doyumu üzerine anlamlı bir etkisi olmadığı görülmüştür. Problem çözme becerileri ile erken dönem uyumsuz şemalara ait toplam puan ve erken dönem uyumsuz şemalara ait alt boyutlar arasında negatif yönlü, yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Başarısızlık ve ayrıcalıklık/yetersiz özdenetim şemalarının problem çözme becerileri üzerine anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Erken dönem uyumsuz şemalara ait duygusal yoksunluk, sosyal izolasyon/güvensizlik ve tehditler karşısında dayanıksızlık şemalarının evlilik doyumuna negatif yönde, anlamlı bir etkisi olduğu saptanmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar ve problem çözme becerilerinin bütün olarak evlilik doyumu üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın, evlilik doyumu ile ilgili yapılacak gelecekteki araştırmalara katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Genç erişkinlerde çocukluk çağı travmaları, yalnızlık ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, genç erişkinlerde çocukluk çağı travmaları, yalnızlık ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışma grubunu Haliç Üniversitesi'nde öğrenim görmekte olan, araştırmaya gönüllü olarak katılan 370 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcıların kişisel bilgilerini toplamak amacıyla Sosyo-Demografik Bilgi Formu, çocukluk çağındaki travmatik yaşantılarını değerlendirmek amacıyla Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, yalnızlık duygusunu ölçmek amacıyla UCLA Yalnızlık Ölçeği ve öfke ifade tarzlarını belirlemek amacıyla Öfke İfade Tarzı ölçeği veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22.00 programından yararlanılmıştır. Sonuçlar; % 95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Genç erişkinlerin %64.9'u kadın, %35.1'i erkekler oluşturmaktadır. Katılımcıların %31.9'unun 1. Sınıfta olduğu tespit edilmiştir. %24.9'u aile içinde kayıp yaşamışken %75.1'i yaşamamıştır. Katılımcıların %84.9'unun bebeklik/çocukluk dönemi bakımını ailesi üstlenmişken, %12.7'sinin anneannebabaanne ve %2.4'ünün ise bakıcı üstlenmiştir. Genç erişkinlerin çocukluk çağı travma toplam puanı ( ̅=40.65; ss=11.42) olarak tespit edilmiştir. Ayrıca çocukluk çağı travmalarına ait alt boyutlar incelendiğinde; fiziksel istismarın ( ̅=9.04; ss=3.19) en yüksek ve duygusal ihmalin ise ( ̅=6.82; ss=2.31) en düşük alt boyut olduğu belirlenmiştir. Genç erişkinlerin öfke ifade tarzı toplam puanı ( ̅=76.29; ss=14.77) olarak tespit edilmiştir. Ayrıca öfke ifade tarzları ölçeğinin alt boyutları incelendiğinde; sürekli öfke boyutunun ( ̅=21.34; ss=5.88) en yüksek ve öfke dışa vurumunun ise ( ̅=16.74; ss=4.33) en düşük alt boyut olduğu belirlenmiştir. Genç erişkinlerin yalnızlık puanı ( ̅=35.89; ss=9.43) olarak tespit edilmiştir. Genç erişkinlerin çocukluk çağı travmaları çocukluk çağı travmalarının toplam puanında ve fiziksel ihmal alt boyutu hariç diğer tüm alt boyutlarda (cinsel istismar, fiziksel istismar, duygusal ihmal, duygusal istismar ve travmayı küçümseme) erkek katılımcılarda yüksek çıkmıştır (t368=-2.86;p=.004). Genç erişkinlerin çocukluk çağı travmaları ve öfke ifade tarzları arasında pozitif ve anlamlı düzeyde ilişki saptanmıştır. Ek olarak, genç erişkinlerin öfke ifade tarzları ile yalnızlık düzeyleri pozitif ve anlamlı olarak ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, genç erişkinlerin çocukluk çağı travmaları, yalnızlık ve öfke ifade tarzları arasında ilişki saptanmıştır.
Erken dönem uyumsuz şemaları ile depresif belirtiler ve öz-duyarlık arasındaki ilişki
Bu araştırmada erken dönem uyumsuz şemalar ile depresif belirti ve öz-duyarlık arasındaki ilişki incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada Sosyo-Demografik Bilgi Formu,Young Şema Ölçeği Kısa Form-3, Beck Depresyon Ölçeği ve Öz-duyarlık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada, demografik değişkenler için bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans analizi,ayrıca, öz-duyarlık ve erken dönem uyumsuz şemaların demografik değişkenlere göre incelenmesinde çok değişkenli varyans analizi kullanılmıştır. Ek olarak, depresif belirtiler, öz-duyarlık ve erken dönem uyumsuz şemalar arasındaki ilişki pearson korelasyon analizi ile incelenmiştir. Öz-duyarlık ve erken dönem uyumsuz şemaların depresif belirtileri yordamasında ise çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin %69.9'u kadın ve %30.1'i erkektir. Öğrencilerin %66'sı 1. sınıf, %19.5'i 2. sınıf ve %14.5'i ise 3. sınıf olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların %13.7'si aktif olarak bir işte çalışıyorken %86.3'ü çalışmamaktadır. Depresif belirtiler ile öz-duyarlık toplam puanı ve öz-sevecenlik, öz-yargılama, paylaşımların bilincinde olma, izolasyon, bilinçlilik ve aşırı özdeşleşme alt boyutları ile anlamlı düzeyde ve negatif yönde ilişki tespit edilmiştir. Depresif belirtiler ile erken dönem uyumsuz şemalara ait toplam puan ve duygusal yoksunluk, başarısızlık, karamsarlık, sosyal izolasyon/güvensizlik, duyguları bastırma, onay arayıcılık, iç içe geçme/bağımlılık, ayrıcalıklık/yetersiz özdenetim, kendini feda, terk edilme, kusurluluk, cezalandırılma ve tehditler karşısında dayanıksızlık alt boyutları arasında anlamlı düzeyde ve pozitif yönde ilişki tespit edilmiştir. Fakat depresif belirtiler ile yüksek standartlar şemasında anlamlı ilişki belirlenememiştir. Ayrıca erken dönem uyumsuz şemaların toplam puanı ile öz-duyarlık toplam puanı ve öz-sevecenlik, öz-yargılama, paylaşımların bilincinde olma, izolasyon, bilinçlilik ve aşırı özdeşleşme alt boyutları arasında anlamlı düzeyde ve negatif yönde ilişki tespit edilmiştir. Araştırmanın bağımsız değişkenleri bir bütün olarak, depresif belirtileri yordamaktadır.
Çalışan kadınlar ve ev içi emek veren kadınların evlilik doyumu ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişki
Toplumsal ve ekonomik şartların günümüzde değişmesi ile beraber kadınların iş hayatında aktif rol aldığı ve statüsü yüksek işlerde yer aldığı görülmektedir. Kadınların evin dışında da iş hayatında aktif rol alması, toplumsal yaşama katkı sağlamasının yanında, ruhsal yönden farklılıkların olması düşünülmektedir. Bu çalışma, çalışan evli kadınların ve ev içi emek veren kadınların evlilik doyumu ile psikolojik belirtileri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma grubunu Uşak ilinde ikamet eden, 235 çalışan ve 122 çalışmayan olmak üzere toplam 357 kadın oluşturmuştur. Verileri toplamak amacıyla Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Evlilik Uyum Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 20.00 programı aracılığıyla yapılmıştır. Çalışmaya katılan kadınların, %65.8 çalışan ve %34.2 çalışmayandır. Kadınların %38.4'i yaşamının büyük bölümünü büyükşehirde, %42.3'ü şehirde, %11.5'i ilçede, %7.8'i köyde geçirmiştir. Katılımcıların %10.6'sı ilkokul mezunu, %9.5'i ortaokul, %35.3'ü lise, %38.4'ü üniversite ve %6.2'si yüksek lisans ve üstü mezunudur. Çalışmaya katılan kadınların %80.4'ünün psikiyatrik tanısı yoktur. Katılımcıların %89.9'u eşiyle akraba değildir. Çalışmaya katılan bireylerin%75.1'i çocuk sahibi, %24.9'unun ise çocuğu yoktur. Çalışmaya katılan bireylerin %39.8'i eş şiddetine maruz kalmakta, %60.2'si maruz kalmamaktadır. Elde edilen bulgulara göre fobik anksiyete ve kişiler arası duyarlılık değişkenleri ile yaşamın büyük çoğunluğunun geçtiği yer arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p>0.05). Çalışan kadınların depresyon puanları ev içi emek veren kadınların puanlarına göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Araştırma sonuçlarına göre çalışan kadınların depresyon düzeylerini artıran nedenin iş hayatındaki yaşanan olaylar olabileceği ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Aile içi şiddet ve çocuk sahibi olma değişkenleri ile evlilik uyumu arasında ise, anlamlı bir farklılık olduğu gözlemlenmiştir. Evlilik doyumu ve psikolojik belirtilerin eğitim durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Evlilik doyumu ile psikolojik belirtiler arasında negatif yönlü düşük düzeyde ilişki vardır (p<0.01).
Bilişsel çarpıtmaların Koronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) korkusu ve depresyon düzeyleri üzerine etkisi
Koronavirüs Hastalığı 2019 virüsünün ortaya çıkış nedeninin tam olarak bilinememesi, virüsün kontrol altına alınamaması ve dünyadaki tüm bireylerinin potansiyel risk altında olması salgını küresel bir travmaya dönüştürmüştür. Artan depresyon, kaygı, bilişsel çarpıtmalar, sağlık anksiyetesi, yalnızlık, sosyal izolasyon, damgalama ve finansal zorluklar ile değişen iş ve çalışma koşulları gibi birçok sonucu beraberinde getirmektedir. Bu araştırmada bilişsel çarpıtmaların koronavirüs hastalığı 2019 korkusu ve depresyon düzeyleri üzerine etkisi incelenmiştir. Çalışma grubunu İstanbul ilinde ikamet eden 20-45 yaş arasında 308 kişi oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, Koronavirüs bilgi formu, Koronavirüs 19 Fobisi Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 22.0 programı aracılığıyla yapılmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde kategorik değişkenler için frekans analizi, ölçek ve alt boyut toplam puanlarının dağılımı için betimleyici istatistik, ölçek ve alt boyutlar arası ilişkinin incelenmesinde Pearson Korelasyon Analizi, iki ortalama arası farkın incelenmesinde Bağımsız Örnek t-Testi, üç veya daha fazla ortalama arası farkın incelenmesinde Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve regresyon analizi kullanılmıştır. Parametrelerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov Smirnov testi ile değerlendirilmiştir. Sonuçlar; % 95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin sosyo-demografik özelliklerine göre dağılımı incelediğinde, çoğunluğunun kadın, bekar, üniversite mezunu, aktif çalışan, pandemi döneminde çalışmamayan ve gelir düzeyi 0-1400 TL düzeyinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan hipotez analizleri bulgularına göre cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, kronik hastalık durumu, covid geçirme durumu, ailede covid teşhisi durumu, risk grubu yakını olma durumu değişkenleri ile korona virüs 19 korkusu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. Ancak gelir durumu, daha önce salgın hastalığa yakalanma durumu ve salgın sebebiyle yakın kaybı durumu ile korona virüs korkusu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Cinsiyet, medeni durum, gelir durumu değişkenleri ile depresyon ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Buna karşın depresyon puan ortalaması ile eğitim durumu, kronik hastalık durumu, daha önce covid geçirme durumu, ailede covid teşhisi durumu, daha önce salgın hastalığa yakalanma durumu, risk grubu yakını olma durumu, salgında yakın kaybı durumu grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu ve gelir durumu değişkenleri ile bilişsel çarpıtma ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Buna karşın kronik hastalık, daha önce covid geçirme durumu, ailede covid teşhisi, daha önce salgın hastalığa yakalanma, risk grubu yakını olma durumu ve salgın sebebiyle yakın kaybı durumları ile bilişsel çarpıtma ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilememiştir. Depresyon değişkeninin bilişsel çarpıtma ve koronavirüs korkusunu yordadığı tespit edilmiştir.
Yetişkin bireylerde COVID-19 korkusu ve sağlık anksiyetesinin duygusal yeme davranışı üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı yetişkin bireylerde COVID-19 korkusu ve sağlık anksiyetesinin duygusal yeme davranışı üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışma kesitseldir. İlişkisel tarama modeli kullanılmıştır ve betimsel bir çalışmadır. Örneklem Mart 2021 – Mayıs 2021 arasında oluşturulmuştur. Veri toplama araçları olarak; Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Koronavirüs Bilgi Formu, Koronavirüs 19 Fobisi Ölçeği (C19P-S), Sağlık Anksiyetesi Ölçeği (SAÖ) ve Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği (TDYÖ) kullanılmıştır. Araştırmaya Kocaeli ilinin İzmit ilçesinde ikamet eden ve bilgilendirilmiş onamı alınan 803 gönüllü katılımcı dahil edilmiştir. Bireylerin sosyo-demografik değişkenlerine göre ölçek puanları arasındaki farklar incelendiğinde, yetişkin bireylerin C19P-S puanlarının yetişkinlerin cinsiyet, medeni durum, kendini kilolu olarak görme durumu, pandemi sürecinde evde yemek yeme davranışı artma durumu ve koronavirüs ile ilgili bilgileri takip etme sıklıklarına göre, SAÖ puanlarının yetişkinlerin cinsiyet, yaş, pandemi sürecinde evde yemek yeme davranışı artma durumu, psikiyatrik rahatsızlık durumu ve kronik hastalık durumlarına göre, TDYÖ puanlarının yetişkinlerin cinsiyet, yaş, medeni durum, BKİ, kendini kilolu olarak görme durumu, pandemi sürecinde evde yemek yeme davranışı artma durumu, psikiyatrik rahatsızlık durumu ve koronovairüs ile ilgili bilgileri takip etme sıklıklarına göre anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Ölçekler ve alt boyutlar arasındaki ilişki incelenmiş, yetişkinlerin C19P-S puanları ile SAÖ puanları arasında, TDYÖ puanları ile SAÖ puanları arasında ve C19P-S puanları ile TDYÖ puanları arasında anlamlı korelasyon bulunmuştur. C19P-S puanları ve SAÖ paunlarının TDYÖ puanları üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda, C19P-S ve SAÖ'nin tüm alt boyut ve toplam puanlarının TDYÖ puanları üzerinde istatistiksel olarak etkisinin olduğu bulunmuştur. Bu araştırmanın bulgularının ilgili literatüre önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Çocukluk çağı travmaları ile obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın rolü
Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağı travmaları ile obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın düzenleyici rolünü incelemektedir. Çalışma, yaşları 20-65 arasında değişen 610 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulgularında, çocukluk çağı travmalarının psikolojik sağlamlık ile negatif yönde ve obsesif kompulsif belirtiler ile pozitif yönde ilişkili ve psikolojik sağlamlığın obsesif kompulsif belirtiler ile negatif yönde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Çocukluk çağı travmalarının psikolojik sağlamlık ile obsesif kompulsif belirtiler üzerinde, psikolojik sağlamlığın da obsesif kompulsif belirtiler üzerinde yordayıcılığı saptanmıştır. Duygusal istismar ve cinsel istismarın obsesif kompulsif belirtileri yordadığı tespit edilmiştir. Demografik özelliklere ait farklılıklar incelendiğinde çocukluk çağı travmaları ve obsesif kompulsif belirtiler toplam puanlarının cinsiyete göre anlamlı olarak farklılaştığı ve obsesif kompulsif belirtiler toplam puanlarının yaşa göre anlamlı olarak farklılaştığı saptanmıştır. Çocukluk çağı travmaları ile obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın düzenleyici rolü olduğu belirlenmiştir.
Öz eleştirel ruminasyon, yaşantısal kaçınma, duygu düzenleme güçlüğü ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Çalışmada öz eleştirel ruminasyon, yaşantısal kaçınma, duygu düzenleme güçlüğü ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın verileri; Demografik Bilgi Formu, Öz Eleştirel Ruminasyon, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Çok Boyutlu Yaşantısal Kaçınma ve Kısa Semptom Envanteri kullanılarak toplanmıştır. Araştırmaya, yaşları 18-25 arasında değişen, 285 kadın ve 225 erkek toplam 510 gönüllü katılımcı katılmıştır. Katılımcıların öz eleştirel ruminasyon, duygu düzenleme güçlüğü ve psikolojik belirtiler ile cinsiyet, yaş grubu, öğrenim görülen bölüm ve ekonomik düzey arasında anlamlı farklar belirlenmiştir. Katılımcıların yaşantısal kaçınma düzeyi ile cinsiyet, öğrenim görülen bölüm ve ekonomik düzeyarasında anlamlı farklar ortaya konulmuşken yaşantısal kaçınma ile yaş grubu arasında anlamlı bir sonuca varılmamıştır. Ek olarak, katılımcıların öz eleştirel ruminasyon ile depresyon, anksiyete ve olumsuz benlik arasındaki ilişkide, yaşantısal kaçınmanın kısmi aracı; öz eleştirel ruminasyon ile somatizasyon ve hostilite arasındaki ilişkide ise yaşantısal kaçınmanın tam aracı rolü olduğu belirlenmiştir. Son olarak katılımcılarda öz eleştirel ruminasyon ile depresyon, anksiyete, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostilite arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün kısmi aracı rolü olduğu ortaya konulmuştur.
Diyabet hastalarının algılanan sosyal destek düzeyinin psikolojik sağlamlık ve hastalık algısı ile ilişkisi
Bu araştırmanın temel amacı, diyabet hastalarında algılanan sosyal destek düzeyinin psikolojik sağlamlık ve hastalık algısı ile ilişkisinin değerlendirilmesidir. Araştırmanın alt amaçlarında ise algılanan sosyal destek, psikolojik sağlamlık ve hastalık algısının demografik değişkenlere göre kıyaslanması yer almaktadır. İlgili amaçlar kapsamında, bu çalışmanın yürütülmesinde ilişkisel tarama modeli tercih edilmiştir. Araştırmanın evrenini, tip II diyabet hastaları oluştururken örneklem grubunu ise evren içinden kartopu tekniğiyle seçilen 563 kişi oluşturmuştur. Araştırma kapsamında, Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Kısa Hastalık Algısı Ölçeği katılımcılara uygulanmıştır. Toplanan verilerin analizinde, SPSS-25 istatistik programı tercih edilmiş olup bağımsız gruplar t testi, anova ve pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonunda, diyabet hastalarının algılanan sosyal destek, psikolojik sağlamlık ve hastalık algısı düzeylerinde cinsiyet, yaş grubu, medeni durum ve diyabet dışında kronik bir rahatsızlık olma durumuna göre anlamlı sonuçlar bulunmuş iken diyabet tanısı sonrasında geçen süre bağlamında anlamlı bir sonuç edinilememiştir. Ayrıca, diyabet hastalarında algılanan sosyal destek düzeyinin psikolojik sağlamlık ile pozitif yönde; hastalık algısı ile de negatif yönde anlamlı ilişkisi bulunmuştur. Ayrıca, psikolojik sağlamlığın hastalık algısıyla arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.