Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Akif Fidan
10 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University
Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'dan II. Meşrutiyet'e kadar Osmanlı batılılaşma dönemi eğitimi ve yeni eğitim kurumları
"Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyun'dan II. Meşrûtiyet'e kadar Osmanlı Batılılaşma Dönemi Eğitimi ve Yeni Eğitim Kurumları" konulu araştırma ile 19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde oluşturulan çağdaş yeni eğitim kurumlarına değinilmiş ve eğitim-öğretim faaliyetlerine yer verilmiştir. Araştırmamızın temel amacı 19. yüzyılda, Osmanlı Devleti'ndeki yeni eğitim kurumlarının hangi ihtiyaçlara binaen kurulduğunu, niteliklerinin neler olduğunu ele almaktır. I. Abdülhamid döneminden I. Meşrûtiyet'in sonuna kadar olan zaman aralığında eğitim alanında önemli gelişmeler olmuştur. Bu yüzyılda devletin genel eğitimi uygar ve çağdaşlıktan uzak kalarak, devrin ihtiyaçlarına cevap vermede yetersiz kalınca modernleşme yönünde atılımlar yapılmış ve bu girişimler, 19. yüzyıldan itibaren ivme kazanmıştır. Bu amaca yönelik olarak tesis edilen okullar tanıtılırken kronolojik sıralama dikkate alınmıştır. Bu çalışmanın genel amacı ise I. Abdülhamid döneminden II. Meşrûtiyet dönemine kadar açılan okulları modernleşme açısından incelenmesinin sağlanmasıdır. Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyıl Batılılaşma sürecini bir de eğitim kurumları açısından incelemek istenilmektedir. Önceki yıllarda açılan eğitim kurumlarının, daha sonraki dönemlerde açılan eğitim kurumlarına pek çok katkısı bulunmaktadır. II. Mahmud döneminde açılan Mekteb-i Harbiye-i Şâhâne (1835), günümüzde Milli Savunma Üniversitesi bünyesinde Kara Harp Okulu adıyla eğitimine devam etmektedir. Bunun dışında Sultan Abdülmecid döneminde kurulan Mekteb-i Mülkiye-i Şâhâne (1858) de, günümüzde Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin temelini oluşturmaktadır. Örnek olarak verilen bu eğitim kurumları günümüzde de eğitim faaliyetlerine devam etmektedir.
Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'dan II. Meşrutiyet'e kadar Osmanlı batılılaşma dönemi eğitimi ve yeni eğitim kurumları
"Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyun'dan II. Meşrûtiyet'e kadar Osmanlı Batılılaşma Dönemi Eğitimi ve Yeni Eğitim Kurumları" konulu araştırma ile 19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde oluşturulan çağdaş yeni eğitim kurumlarına değinilmiş ve eğitim-öğretim faaliyetlerine yer verilmiştir. Araştırmamızın temel amacı 19. yüzyılda, Osmanlı Devleti'ndeki yeni eğitim kurumlarının hangi ihtiyaçlara binaen kurulduğunu, niteliklerinin neler olduğunu ele almaktır. I. Abdülhamid döneminden I. Meşrûtiyet'in sonuna kadar olan zaman aralığında eğitim alanında önemli gelişmeler olmuştur. Bu yüzyılda devletin genel eğitimi uygar ve çağdaşlıktan uzak kalarak, devrin ihtiyaçlarına cevap vermede yetersiz kalınca modernleşme yönünde atılımlar yapılmış ve bu girişimler, 19. yüzyıldan itibaren ivme kazanmıştır. Bu amaca yönelik olarak tesis edilen okullar tanıtılırken kronolojik sıralama dikkate alınmıştır. Bu çalışmanın genel amacı ise I. Abdülhamid döneminden II. Meşrûtiyet dönemine kadar açılan okulları modernleşme açısından incelenmesinin sağlanmasıdır. Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyıl Batılılaşma sürecini bir de eğitim kurumları açısından incelemek istenilmektedir. Önceki yıllarda açılan eğitim kurumlarının, daha sonraki dönemlerde açılan eğitim kurumlarına pek çok katkısı bulunmaktadır. II. Mahmud döneminde açılan Mekteb-i Harbiye-i Şâhâne (1835), günümüzde Milli Savunma Üniversitesi bünyesinde Kara Harp Okulu adıyla eğitimine devam etmektedir. Bunun dışında Sultan Abdülmecid döneminde kurulan Mekteb-i Mülkiye-i Şâhâne (1858) de, günümüzde Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin temelini oluşturmaktadır. Örnek olarak verilen bu eğitim kurumları günümüzde de eğitim faaliyetlerine devam etmektedir.
Siyasi, dini, maarif ve sosyo-kültürel yönleriyle Cerîde-i Sûfiyye dergisi
II. Meşrutiyet dönemiyle değişen içtimai hayat ve dini meselelere yaklaşım konularında, Osmanlı içtimai yapısının temel dinamikleri arasında yer alan tarikat erbabı ve tekke mensuplarının siyasi , sosyal hamleleri ve bilhassa fikirlerine ilişkin yazılar, dönemin tasavvufî dergilerinden biri olan Cerîde i Sûfiyye (C.S.) üzerinden konu edinilmiştir. Bu derginin mütedeyyin yazarları tarafından XIX. yüzyıl Osmanlı yapısının içtimai, siyasi, ekonomik v e askeri hayatındaki gelişmeler, dergi içerisindeki pek çok yazıda kaleme alınmıştır. Cerîde i Sûfiyye dergisi; Şark ve Garb üzerine yapılan değerlendirmeleri, dönemin kadın algısı ve giyim kuşam kültürüne olan bakış açısı ve bu değişimlerle beraber farklı laşan dünya görüşü gibi II. Meşrutiyet dönemindeki birçok gelişmeyi konu edinmektedir. Öte yandan, değişen içtimai hayatla ortaya çıkan dini ihtilaflar da Cerîde i Sûfiyye dergisinin ele aldığı bir diğer önemli konuyu oluşturur. Bu çalışma ile yukarıda bah si geçen başlıklar altında C.S.'nin Osmanlı kültür hayatına katkıları incelenmiştir. XIX. yüzyılda dönüşen Osmanlı toplum dinamiklerini tanımlamak ve kavrayabilmek bakımından dini alandaki çalışmalar mühim bir yer edinmektedir. Bu doğrultuda, II. Meşrutiy et sonrası geleneksel içtimai ve dini kültürünün topluma aktarılmasında, Cerîde i Sûfiyye dergisi önemli bir aracı vazifesi görmüştür. Dönemin diğer dini dergilerine nazaran Cerîde i Sûfiyye dergisi (1909 1919) uzun ömürlü bir neşriyat hayatına sahip olmas ı bakımından ayrılmaktadır. Günümüze kadar dergi üzerine ele alınan çalışmalar, derginin ağırlıklı olarak edebi ve tasavvufi yönüne işaret ederken, içtimai ve dini meselelere hitap eden boyutunu görece ihmal etmişlerdir. Bu çalışmada, bu alandaki boşluğun doldurulmasına bir katkı sağlanırken, Cerîde i Sûfiyye dergisindeki pek çok saygın müellifin gölgede kalan çeşitli yazıları da gün yüzüne çıkartılmıştır. Anahtar Kelimeler : Cerîde i Sûfiyye, II. Meşrutiyet Dönemi, Basın, Tasavvuf, Tarikat, Osmanlı Toplumu
II. Bayezid Darüşşifasından başlayarak, Osmanlı'da ruh sağlığı anlayışı ve tedavi yöntemleri
Osmanlı devleti her alanda olduğu gibi sağlık alanında da oldukça ileri seviyede idi. Ruhsal sağlık alanında, bedensel sağlık ile birlikte bütüncül bir tedavi uygulanmaktaydı. Ruhsal hastalıkların vücuttaki sevda hıltının artmasıyla meydana geldiği düşünüldüğünden bu hıltın fazlasının vücuttan atılması amaçlanırdı. Müzik, koku, meşguliyet gibi bir çok tedavi yöntemi uygulanmaktaydı. Hastanın hem bedensel hem ruhsal olarak sağlığına kavuşması istenirdi. Koruyucu hekimlik bağlamında kişilerin sağlığına dikkat etmesi Osmanlı Tıbbının en önemsediği konu idi.
Libya tarihinde kabilecilik (1911-2011)
Osmanlı Devleti'nin Kuzey Afrika'daki Trablusgarp Eyaleti, 20. yüzyılda Libya ismini almıştır. Bölgenin en kadim ictimai müesselerini kabileler oluşturmaktadır. 20. yüzyılda meydana gelen tüm tarihi olaylar "kabilecilik" saikiyle hareket eden bu kabileler tarafından şekillendirilmiştir. 7. asırda İslam orduları vesilesiyle İslamiyet'le tanışan Berberî kabileler, 11. yüzyılda Arap kabilelerin Kuzey Afrika göçüyle Araplaşmıştır. 16. asırda İspanyol tehdidine maruz kalan Kuzey Afrika, Osmanlı Devleti himayesine girmiştir. Bu dönemden itibaren bölgede Türk kökenli kabileler de oluşmaya başlamıştır. Tarihte, günümüz Libya'nın Fizan, Berka ve Trablus bölgelerinin tek bir idare altında birleşmesi ve devlet-kabile ilişkilerinin kurumsallaşması; ilk defa Osmanlı Devleti döneminde gerçekleşmiştir. Osmanlı Devleti vergilerin toplanması ve ticaret yollarının asayişinin sağlanması amacıyla kabilelerden istifade etmiştir. Trablusgarp Eyaleti'nin 1911'de maruz kaldığı işgalde Osmanlı subaylarının teşkilatlandırdığı kabileler, İtalyanlara büyük bir hezimet yaşatmıştır. 1912 yılının Ekim ayında imzalanan Uşi Antlaşması'yla, Osmanlı'dan sonra oluşan siyasi boşluk Osmanlı bürokrasisinde ve Meclis-i Mebusân'ında görev alan nüfuz sahibi şahsiyetler tarafından kurulan mahalli kabile hükümetleriyle doldurulmaya çalışılmıştır. Osmanlı döneminde ortaya çıkan Senûsîlik Tarikatı, zaviyeleri aracılığıyla Berka-Sirenayka, Fizan ve Sahra bölgelerindeki kabileleri etkilemiş; kendisine bağladığı kabileleri siyasi ve askeri olarak teşkilatlandırmıştır. Osmanlı Devleti'nin destekleriyle bölgesel bir harekete dönüşen Senûsî Hareketi İtalyan işgaliyle Ömer Muhtar'ın Eylül 1931 yılındaki idamına kadar mücadele etmiştir. İdris es-Senûsî liderliğinde Berka'da kurulan Senûsî Emirliği 1951 yılında bağımsız Libya Krallığı'na dönüşmüştür. Doğu (Berka) bölgesi kabileleri ile nüfuz sahibi elit aileler tarafından desteklenen İdris es- Senûsî'nin 1969 yılına kadar süren iktidarı, Arap coğrafyasında hâkim olan sosyalizmin de etkisiyle Trablus bölgesi kabileleri başta olmak üzere toplumun bazı kesimleri tarafından memnuniyetsizlikle karşılanmıştır. Monarşi döneminde (1951-1969) oluşan seçkin zümrelere ve nüfuz sahibi kabile reislerine karşı; sosyal adalet ve eşitlik sloganlarıyla Albay Muammer Kaddafi liderliğinde bedevi kabilelere mensup askerlerin organize ettiği darbe, Libya tarihinde yeni bir sayfa açmıştır. Kaddafi'nin, kendi kabilesi ile müttefik kabilelerin desteğiyle sürdürdüğü 42 yıllık hâkimiyetinde, toplumda "kabilecilik" aidiyeti daha da güçlenmiş ve "kabilecilik" iktidar açısından en önemli toplum yönetim aracı haline gelmiştir. Bir birey açısından da kabilecilik birey-devlet ve birey-toplum ilişkilerinde en güvenilir sosyal güvence kurumu haline gelmiştir. 2010 yılında Ortadoğu'yu etkisi altına alan Arap Baharından Libya kabileleri de etkilenmiştir. Kaddafi'nin devrilmesiyle sonuçlanan çatışmalar, Libya kabilelerinin başat rol oynağı ve Türkiye'nin aktif bir şekilde müdahil olduğu yeni bir süreci başlatmıştır.
II. Abdülhamid'in İttihad-ı İslam siyasetinde tarikatların rolü: Senusî tarikatı örneği
ÖZET II. Abdülhamid'in İttihad-ı İslam Siyasetinde Tarikatların Rolü: Senusî Tarikatı Örneği XIX. yüzyılda Avrupa, kendi tarihsel dönüşümü içerisinde büyük değişimler geçirmek suretiyle dünyanın geri kalanına karşı orantısız bir şekilde güçlenmiştir. Bu dönemde Avrupa'da meydana gelen Fransız İhtilali ve Sanayi devrimi, bölgede iki kavramın ortaya çıkmasına sebep olmuştur: Milliyetçilik ve Sömürgecilik. Başlangıçta seyir anlamında birbirinden farklı şekilde gelişen bu iki kavram, devletlerin modernleşmesi ve millet kavramının ortaya çıkmasıyla birbirlerini kuvvetlendirmiştir. Bu dönemde ham madde ihtiyacını karşılamak üzere yeni coğrafyaları keşfetmek isteIyen Avrupalılar, kendi aralarındaki rekabeti ve güç dengesini yeni coğrafyalara taşımışlardır. Batının iç dinamiklerinden doğan bu anlayış, zaman içerisinde işgal edilen bölgelerde tepkiye neden olmuştur. Bu anlamda, Avrupalı ülkelere karşı bir cephe oluşmuş; bu bölgelerdeki yerel halk, örgütlenme ihtiyacı duymuştur. Bu dönemde İslam beldelerine yapılan saldırı İslam kimliğini ön plana çıkarmıştır. Bu anlamda dönemin en güçlü İslam Devleti olan Osmanlı, dönem şartlarının gereği olarak bir üst otorite olarak görülmüştür. Osmanlı bir yandan kendi bünyesinde yenilik yapmak suretiyle çağı yakalamak isterken, bir yandan da taşrasında meydana gelen işgallere karşı koymakla meşgul olmuştur. Bu dönemde, Osmanlı taşrasında meydana gelen Batı işgalleri ve başıbozukluklar, Osmanlı'yı merkezileşmeye götürmüştür. Devlette merkezileşmeyi amaçlayan Osmanlı, taşrasındaki yerel halk ile irtibatı İslamiyet üzerinden kurmaya çalışmıştır. Bu dönemde devletin bu amacındaki en büyük yardımcılarından birisi tarikatlar olmuştur. Nitekim devletin resmî organları dışında halk üzerinde en etkili yapı tarikatlar olmuştur. Dönem itibariyle eskiye göre iletişimin ve ulaşımın ilerlemesi, sınırlar ötesi faaliyet gösterebilme kabiliyeti olan tarikatların önemini daha da arttırmıştır. Bu özellikte olan tarikatlar zaman içerisinde Osmanlı tarafından İttihad-ı İslam siyasetinde etkin bir şekilde kullanılmıştır. Bunlardan birisi de II. Abdülhamid Dönemi Kuzey Afrikasında önemli bir yere sahip olan Senusîlik hareketidir. Anahtar Kelimeler: Milliyetçilik, Osmanlı Devleti, Sömürgecilik, Tarikat, Taşra.
II. Meşrutiyet dönemi resmi kutlama ve törenlerin Osmanlı basınına yansımaları
İbrâhim Müteferrika'nın Osmanlı'ya matbaayı taşımasıyla ortaya çıkan Osmanlı basını, başlangıcından bu yana kadar birçok olaya şahitlik etmiştir. Gazete ve dergilerle birlikte halkın bilinçlenmesi arttırmayı amaçlayan basın çoğu zaman propagandaların merkezi haline gelmiştir. Tanzimat döneminde belirginleşen propagandalara karşı devlet çeşitli nizamnameler yayınlayarak ya da yasalar çıkartarak kontrol altına almaya çalışmıştır. Özellikle II. Meşrutiyet döneminde Osmanlı basını İttihatçıların elinde şekillenmiştir. Bu dönemde gazetecilerin öldürülmesi, sürgün edilmesi, gazetelerin ve dergilerin kapatılması basını kısıtlayan çeşitli olaylar da yaşanmıştır. Türkler, eski dönemlerden bu yana kadar yıldönümü, zafer, dini bayramlar, özel günler gibi birçok konuda çeşitli kutlamalar ve törenler yapmışlardır. Osmanlılar da bu kutlama ve törenleri devam ettirmiştir. Osmanlı kutlama ve törenleri, halk ile devletin birbirine yakınlaşmasına neden olmuştur. Aynı zamanda kutlama ve törenlerle birlikte çeşitli kavramlar da ortaya çıkmıştır. Kutlama ve törenlerle ile birlikte kutlama ve törenlerde kimlerin yer aldığı, kutlama ve törenlerde neler yapıldığı, hangi uygulamaların yer aldığı gibi birçok konu açığa çıkmıştır. II. Meşrutiyet döneminde devletin yeni bir sistemi benimsemesiyle beraber, resmi olarak birçok gün ortaya çıkmıştır. Halk arasında İttihat, Türkçülük, Meşrutiyet gibi yeni kavramlar açığa çıkmıştır. Osmanlı basını diğer birçok konuda olduğu gibi yapılan birçok kutlamayı gazetelerine taşımıştır. Tezimizin temelinde Osmanlı basını bulunmaktadır. Aynı zamanda konuyla alakalı olan kitap, makale gibi kaynaklarda incelenmiştir. Bu çalışmada birinci bölümde Osmanlı kutlama kültürü hakkında bilgi verilecektir. Tezin son, asıl ve ikinci bölümünde yer alan II. Meşrutiyet dönemi resmi kutlama ve törenleri Osmanlı basını ile birlikte incelenecektir.
Necip Fazıl Kısakürek'in eserlerindeki Osmanlı tarihine ilişkin görüşlerin incelenmesi
Şair kimliğiyle Türk Edebiyatında önemli bir yer tutan Necip Fazıl, yaşamı boyunca yalnız edebi konularda değil, tarih, siyaset, din ve tasavvuf alanında da çok sayıda eser vermiştir. Necip Fazıl'ın Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde yaşanan tarihi olayları ele aldığı eserleri ülkemizde geniş bir toplum kesimince ilgiyle okunmuş, hararetli tartışmalara yol açmış, kimi zaman da içindeki görüşler nedeniyle Necip Fazıl'ın mahkemelerde yargılanmasına sebep olmuştur. Necip Fazıl, doğrudan Osmanlı Tarihini ilgilendiren dört eser kaleme almıştır. Bunlar; "Ulu Hakan İkinci Abdülhamid Han", "Vatan Dostu Sultan Vahidüddin", "Yeniçeri" ve "Moskof" isimli kitaplardır. Bu eserlerin haricinde toplumsal, siyasal ve tarihsel konulara dair görüşlerini içeren yazılardan ve konferans notlarından oluşan eserlerinde de Osmanlı Tarihine ilişkin görüşlerine yer vermiştir. Bugüne kadar Necip Fazıl'ın başlı başına Osmanlı Tarihi konusundaki düşüncelerini ele alan bir çalışma yapılmamıştır. Necip Fazıl'ın tarihi konulardaki görüşlerini işleyen çalışmalarda, onun Cumhuriyet Tarihine dair görüşleri ön plana çıkartılmış, Osmanlı Tarihi konusundaki düşünceleri ise yeterince irdelenmemiştir. Bu çalışmamızda; kaleme aldığı eserlerdeki tarihi malumatlardan yola çıkılarak, Necip Fazıl'ın Osmanlı Tarihindeki önemli şahsiyetler, kurumlar ve olaylara ilişkin görüşleri incelenmiş, bu eserleri yazarken hangi kaynaklardan yararlandığı ortaya konulmuştur. Ayrıca ciddi kaynaklardan hareketle bu görüşlerin değerlendirilmesi yapılmıştır. Çalışmamız sonucunda dava adamı kimliğinin, Necip Fazıl'ın tarihi konulara bakışını şekillendiren en önemli unsurlardan birisi olduğu, buradan hareketle din ve ahlak temelli değerlendirmelerinin ön plana çıktığı görülmüştür. Necip Fazıl eserlerini yazarken akademik bir hassasiyet göstermemiş, dipnot ve kaynakça kullanmamıştır. Ancak bu durum, eserlerini yazarken hiçbir kaynaktan yararlanmadığı anlamına gelmemelidir. Bazı eserlerinde metin içerisinde yer yer yararlandığı kaynakların isimlerini belirtmiş ve alıntı yaptığı kısımları tırnak içerisinde göstermiştir. Bu kaynakların genel olarak Osmanlı ve kendi dönemi tarihçilerinin eserleri ve hatırat türü kitaplar olduğu görülmüştür. Necip Fazıl ayrıca kendisine anlatılan olaylardan, duyduklarından, gazete ve dergilerde okuduklarından da eserlerinde bahsetmiştir. Çalışmamızın gerek içerik, gerekse ulaşılan sonuçlar bakımından bu konudaki boşluğu dolduracağı düşünülmektedir.
Musul sâlnâmelerine göre şehir hayatı (1308-1330/1891-1912)
Bu çalışma, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde Musul Vilâyeti'nde şehir hayatını kapsamlı bir perspektifle analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel kaynaklarını, 1308-1330/1891-1912 yılları arasında yayımlanmış beş adet Musul Vilâyeti Sâlnâmesi oluşturmaktadır. Söz konusu Sâlnâmeler, vilâyetin idarî, toplumsal, kültürel, ekonomik ve sağlık alanlarına dair ayrıntılı veriler sunmaları bakımından temel kaynaklardır. Giriş bölümünde Musul'un Osmanlı coğrafyasındaki yeri, jeopolitik ve stratejik önemi ele alınmış; ardından vilâyetin idarî yapılanması, sancak ve kaza düzeyindeki kurumlar ile merkez-taşra ilişkileri, Osmanlı'nın merkezîleşme politikaları çerçevesinde incelenmiştir. Bu politikaların yerel düzeydeki yansımaları detaylı biçimde analiz edilmiştir. Eğitim alanında, modern okul anlayışının gelişimi, okullaşma oranlarının artışı ve eğitim kurumlarının kuruluş süreçleri değerlendirilmiştir. Bu bağlamda Osmanlı eğitim politikalarının toplumsal dönüşümdeki etkisine odaklanılmış; eğitim dili, okul türleri ve müfredatlar gibi hususlar da araştırmanın kapsamına dâhil edilmiştir. Sağlık hizmetleri bağlamında, vilâyetteki genel sağlık durumu, yaygın hastalıklar ve tedavi yöntemleri, salgın hastalıklarla mücadele stratejileri ile temizlik uygulamaları ele alınmıştır. Ayrıca o dönemde mevcut olan sağlık kurumları da incelenmiştir. Ekonomik yapıya ilişkin olarak, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin Musul ekonomisindeki yeri ve halkın geçim kaynakları üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra, zanaatkârlık, ticaret, yollar gibi diğer ekonomik unsurlar da çalışmada yer bulmuştur. Toplumsal ve kültürel yaşam bağlamında, Musul halkının günlük yaşam pratikleri, dinȋ ve kültürel yapılar, gelenek ve görenekler ile sosyal ilişkiler analiz edilmiştir. Basın hayatı açısından, yerel gazetelerin doğuşu, içerikleri, dağıtım sahaları ve bunların etkileri kapsamlı şekilde incelenmiştir. Özet olarak bu araştırma, Osmanlı taşra politikalarının geç dönemdeki uygulanma biçimlerini Musul örneği üzerinden ortaya koyarak; şehirleşme, eğitim, sağlık, ekonomi ve kültürel yaşam gibi alanlarda yaşanan dönüşümleri bütüncül bir bakış açısıyla ele almaktadır. Bu yönüyle çalışma, hem Musul Vilâyeti özelinde hem de genel olarak Osmanlı taşrasının anlaşılmasına katkı sağlamakta; Musul Vilâyeti Sâlnâmeleri'nin dönemin idarî ve toplumsal yapısını kavramada temel kaynaklar olarak taşıdığı önemi vurgulamaktadır.
Musul sâlnâmelerine göre şehir hayatı (1308-1330/1891-1912)
Bu çalışma, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde Musul Vilâyeti'nde şehir hayatını kapsamlı bir perspektifle analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel kaynaklarını, 1308-1330/1891-1912 yılları arasında yayımlanmış beş adet Musul Vilâyeti Sâlnâmesi oluşturmaktadır. Söz konusu Sâlnâmeler, vilâyetin idarî, toplumsal, kültürel, ekonomik ve sağlık alanlarına dair ayrıntılı veriler sunmaları bakımından temel kaynaklardır. Giriş bölümünde Musul'un Osmanlı coğrafyasındaki yeri, jeopolitik ve stratejik önemi ele alınmış; ardından vilâyetin idarî yapılanması, sancak ve kaza düzeyindeki kurumlar ile merkez-taşra ilişkileri, Osmanlı'nın merkezîleşme politikaları çerçevesinde incelenmiştir. Bu politikaların yerel düzeydeki yansımaları detaylı biçimde analiz edilmiştir. Eğitim alanında, modern okul anlayışının gelişimi, okullaşma oranlarının artışı ve eğitim kurumlarının kuruluş süreçleri değerlendirilmiştir. Bu bağlamda Osmanlı eğitim politikalarının toplumsal dönüşümdeki etkisine odaklanılmış; eğitim dili, okul türleri ve müfredatlar gibi hususlar da araştırmanın kapsamına dâhil edilmiştir. Sağlık hizmetleri bağlamında, vilâyetteki genel sağlık durumu, yaygın hastalıklar ve tedavi yöntemleri, salgın hastalıklarla mücadele stratejileri ile temizlik uygulamaları ele alınmıştır. Ayrıca o dönemde mevcut olan sağlık kurumları da incelenmiştir. Ekonomik yapıya ilişkin olarak, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin Musul ekonomisindeki yeri ve halkın geçim kaynakları üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra, zanaatkârlık, ticaret, yollar gibi diğer ekonomik unsurlar da çalışmada yer bulmuştur. Toplumsal ve kültürel yaşam bağlamında, Musul halkının günlük yaşam pratikleri, dinȋ ve kültürel yapılar, gelenek ve görenekler ile sosyal ilişkiler analiz edilmiştir. Basın hayatı açısından, yerel gazetelerin doğuşu, içerikleri, dağıtım sahaları ve bunların etkileri kapsamlı şekilde incelenmiştir. Özet olarak bu araştırma, Osmanlı taşra politikalarının geç dönemdeki uygulanma biçimlerini Musul örneği üzerinden ortaya koyarak; şehirleşme, eğitim, sağlık, ekonomi ve kültürel yaşam gibi alanlarda yaşanan dönüşümleri bütüncül bir bakış açısıyla ele almaktadır. Bu yönüyle çalışma, hem Musul Vilâyeti özelinde hem de genel olarak Osmanlı taşrasının anlaşılmasına katkı sağlamakta; Musul Vilâyeti Sâlnâmeleri'nin dönemin idarî ve toplumsal yapısını kavramada temel kaynaklar olarak taşıdığı önemi vurgulamaktadır.