Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Emin Balcı

10 theses · İstanbul University

Master'sOpen AccessTR

Aile apartmanı üzerine sosyolojik bir değerlendirme

Bu çalışmada Türkiye'de yaygın bir konut biçimi olan Aile Apartmanı ele alınmıştır. Kent içerisinde akrabalık örüntülerinin sıkı bir şekilde kullanıldığı aile apartmanları demografik olarak çekirdek aile formunda, aile içi ilişkiler bakımından ise çekirdek aileyi aşan, kendine özgü bir yapı geliştirmiştir. Diğer apartmanlardan; mekânın kullanımı, yeniden üretimi ve mülkiyet noktasında farklılaşmaktadır. Her aile apartmanının, ailenin geçmişiyle iç içe geçen bir kişisel tarihi vardır. Bu çalışmada da ailelerin tarihi ve bugünü üzerinden apartmanının yapı ve işlevleri ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır. Araştırma sürecinde derinlemesine mülakatlar yapılmış, evler ziyaret edilmiş ve fenomenolojik bir yöntem kullanılmıştır. Her apartmandan bir daire ile görüşülmüştür. Dağılmış aile apartmanlarında; aileler arası gerilimler, apartmandan ayrılış süreci ve çatışma odağa almıştır. Devam eden aile apartmanlarında; dayanışma süreci, aileler arası sınırlar ve biraradalığı sürdürmeye yönelik taktikler keşfedilmeye çalışılmıştır. Bununla beraber her mülakatta, apartmanın kuruluş süreci ve mülkiyet ilişkileri incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümü ailenin dünyadaki serüvenine, ikinci bölümü ise Türkiye'deki serüvenine odaklanmıştır. Bu yaklaşımla aile apartmanının tarihteki konumunun tayin edilmesi, aile ve akrabalık ilişkilerinin tarihsel bir perspektifle ele alınması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: aile, aile apartmanı, akrabalık, çekirdek aile, yapısal işlevselcilik

Türk ailesiÇekirdek aile
Rukiyye Zinnur Fidan
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
11
Master'sOpen AccessTR

Doğa turizmi ve mekânsal yeniden üretim: Göreme'de 2000 sonrası turizm pratikleri

Bu çalışmada 1950'lerde şekillenen turizmin, gelişip çeşitlenmesi ve bu süreçle birlikte doğanın da turizmin bir tüketim unsuru olmaya başlaması konusu ele alınmaktadır. Sahip olduğu doğal oluşumlar, turizmin bölgede sektörleşmesinden önce bölge halkı tarafından yerleşim yeri olarak kullanılan Göreme'nin bölgeye rağbet gösteren turistlerle birlikte turizm sektörüne entegre bir hayat tarzına geçilmiştir. Bu bağlamda mevcut yapılar restore edilerek farklı amaçlarla yeniden kullanıma açılmıştır. Çalışmada mekânın yeniden üretim sürecine odaklanılmaktadır. Bildiğimiz anlamda turizm 1950'lerden sonra şekillenmiştir. Sosyoekonomik olarak daha üst konumda olan toplumsal sınıfların bir pratiği olarak ortaya çıkan turizm, kapitalizmin gelişmesi ve gelir düzeylerindeki artışla birlikte diğer toplumsal sınıflara da yayılmıştır. Böylece dünya üzerinde birçok bölge dikkat çekici elementleriyle öne çıkmış ve turistlerin ilgisini çekmiştir.. Çalışma kapsamında bölgede nitel yöntemin kullanıldığı saha araştırması yapılmıştır. Araştırma kapsamında bölgede uzun yıllardır yaşayan iş yeri sahipleriyle mülakatlar yapılmıştır. Katılımcıların turizm sektörüne geçiş süreçleri, Göreme'nin turistikleşmesi hakkındaki görüşleri ve değişen hayatları incelenmeye çalışılmıştır. Birinci bölümde turizmin tarihsel gelişimi ele alınmıştır. İkinci bölümde Kapadokya Bölgesi'nin tarihi ve Göreme'nin turizmle birlikte yaşadığı dönüşüm ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise bölgedeki turizmin doğa turizmi bağlamında yeniden üretildiğinin göstergeleri ele alınmıştır.

Esra Emine Güler Erdoğan
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni kapitalist iş ahlakının otobiyografik inşası

Bu çalışma bireylerin meslek, otobiyografileri bağlamında yeni kapitalist iş ahlakını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Yeni çalışma düzeninin ihtiyaçlarına yönelik yeni bir özne yaratımının gerekliliği pek çok toplumsal alana sirayet etmiş ve hep daha çok kazanmak isteyen yeni bir girişimci birey tipi ortaya çıkarmıştır. Esneklik, kendini yeniden üretebilme, yeni koşullara adapte olabilme gibi olumlu özelliklerinin yanında bu tip, anksiyete, depresyon, endişe gibi olumsuz özelliklere sahiptir. Öte yandan Türkiye'nin iktisadi yaşamındaki dönüşümlerin, dünya genelinde yaşanan gelişmelere paralel olarak ortaya çıkmasına karşın kendi toplumsal yapısı gereği bu dönüşüme daha farklı bir boyut kazandırmıştır. Bu durum söz konusu yeni tipinde farklılaşmasına neden olmaktadır. Çalışmanın örneklemini, özellikle eğitimli, yönetici ve uzman pozisyonu ile profesyonel çalışma yaşamında yer alan bireyler oluşturmaktadır. Bu çerçevede özel sektör içerisinde çok farklı iş alanlarında yer alan 18 beyaz yakalı çalışanla mülakatlar yapılmıştır. Yüksek eğitimli, rekabetçi, birden fazla iş hatta sektör değiştirebilen, risk alabilen, farklılıklara rahatlıkla uyum sağlayabilen katılımcı biyografilerin girişimci bir benlik tipinde ortaklaştığı görülmektedir. Netice itibarıyla kapitalizmin ihtiyaçları çalışma alanında daha esnek, daha rekabetçi, daha hırslı bir tip yaratmıştır. Ortaya çıkan yeni tip kapitalizmin kendi işleyişi açısından oldukça işlevsel olsa da bireyler sıkıştırıldıkları bu tipoloji içinde kaygılı ve endişeli bir hale bürünmüştür.

Benlik inşasıBeyaz yakalıKapitalizm+4
İlknur Çilek
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Orta sınıflaşmanın kültürel yeniden üretimi: Denizli örneği

Bu çalışmada sınıf tartışmalarının en önemli odağını oluşturan orta sınıflaşma durumu ele alınmıştır. Sınıfın nesnel varoluşu üzerinden temellenen sınıf tartışmaları, üretim ilişkilerinin değişime uğramasıyla yeni bir ivme kazanmıştır. Farklı bakış açılarıyla yorumlanmaya muhtaç hale gelen sınıf ve sınıfsal konum araştırmaları orta sınıf katmanlarına yoğunlaşmıştır. Orta sınıf katmanlarının dayandığı kaynakları açığa çıkarma girişimi, bildiğimiz anlamdaki sınıf algılayışlarına farklı bir boyut kazandırmıştır. Sınıfın, nesnellik barındıran konumundan, algılanış biçimlerine yani yorumlanış biçimlerine odaklanan bu yeni perspektifler, dikotomik anlayışlara getirdikleri eleştirilerle gündeme gelmiştir. Bu eleştiriler, sınıfsal konumların ekonomiye indirgenemeyeceğini, çatışma temelindeki iki sınıfın haricinde sınıflar ve sınıfsal pratiklerin olduğu yönündedir. Sınıfsal konumun ilişkiselliği içerdiği ve statü gruplarının da sınıfsal boyutu olduğunu ifade eden Weber'den hareketle sınıf kuramını oluşturan Bourdieu, sınıfları anlaşılır kılmak adına ekonomik, kültürel, sosyal ve sembolik sermaye kavramsallaştırmasını ön plana çıkarmıştır. Bourdieu'nün inşacı sınıf anlayışına göre bu sermaye tiplerinin hacmi, niteliği ve aktarımı sınıfsal konumu tayin etmektedir. Dolayısıyla sermaye tiplerinin ne ölçüde gerçekleştiğine odaklanmayı önermektedir. Biz de Bourdieu'dan hareketle, Denizli'de yaşayan, toplumsal hareketlilik yoluyla işçilikten işverenliğe geçen bireyleri konu edindiğimiz saha çalışmamız aracılığıyla orta sınıf konumunu elde eden bireylerin gündelik hayatlarındaki pratiklerin sınıfsal açıdan anlamlandırılmasını ele aldık. Katılımcıların sınıf geçmişleri ve gündelik hayat pratiklerini bir araya getirerek yorumladığımız saha çalışmamız, sınıfın günümüz toplumlarında ihtiva ettiği anlam üzerine bir yorumlama denemesi sunmaktadır.

Bourdieu, PierreDenizliGünlük yaşam+3
Nazlı Badak
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

2000 sonrası Türk romanında taşra söyleminin inşası

Modern hayat "bugün"ün "şimdi" sinde olmak ile ilgilenir. Batı önderliğinde başlayan bu hayat modeli, Batı dışı toplumlara örnek teşkil etmiştir. Bu toplumlardan biri olan Osmanlı İmparatorluğu modernleşme serüvenine başlamış lakin devamında siyasi aladan yaşadığı sıkıntılar sebebi ile rejim değişikliğine uğramıştır. Yeni kurulan Cumhuriyet sistemi, Osmanlı modernleşmesinden devam etmiş lakin sürecin tıkanacağını düşündüğü için yeni sisteme has "yerel modernleşme" sürecini başlatmıştır. Yerel modernleşme kent ve köy ayrılığı üzerinden merkez-çevre ilişkisini temellendirmiştir. Modern hayatın köylerde benimsenmesini isteyen merkez, çevre ile ortak dil inşa edemediği için istediği "çağdaşlaşma" seviyesine ulaşamamıştır. Yerel modernleşme, kent ve köy arasında yaşanan kültür savaşının arasında kalmıştır. Her iki kültür alanı da kendi içine dahil etmek istemediği yaşam tarzını taşralaştırmıştır. Bu çalışmada öncelikle taşralaştırma eyleminin nasıl gerçekleştirildiği söylemler üzerinden incelenmiştir. Söylemlerin incelenmesinde veri kaynağı olarak modernleşmede etkin bir role sahip olan edebiyatın roman türü seçilmiştir. Roman, modernleşme serüvenin başlarında toplumlara nasıl yaşanılması gerektiğini gösteren bir rehber görevi görmüştür. Modern hayat toplumun geneline yayıldıkça var olan yapıda parçalanmalar yaşanmış ve bu parçalanmaların sonucunda toplumda yeni yapılar ortaya çıkmıştır. Geleneksel modernlikte ideal hayat modeli belli bir mutlaklığa sahipken; sürekli kendini yeniden üreten modernleşmede çeşitli ideal hayat anlayışları ortaya çıkmıştır. Çeşitlenen yapılar sayesinde taşralı olmanın artık kentten uzak bir köyde yaşamaktan bir anlam barındırdığı ortaya çıkmıştır. Taşra kavramının içinde barındırdığı müphemlikten yola çıkan çalışmamız müphemliğin izlerini sürebilmek adına öncelikle tarihselliğin içinde bu müphemliği hazırlayan söylemleri incelemiştir. İncelemeyi başlatmak adına modernleşmenin seyri için zamansal olarak Osmanlı'nın son dönemleri ve Erken Cumhuriyet baz alınırken, mekânsal olarak da İstanbul ve Ankara seçilmiştir. İki kent arasında yaşanan taşralaştırma durumuna seçilen romanlar üzerinden bakılacaktır. Daha sonrasında çalışmanın odak noktası olan 2000 sonrasında taşra söyleminin yeniden nasıl inşa edildiği incelenecektir. Bu incelemeyi gerçekleştirmek adına; Mustafa Kutlu ve Orhan Pamuk'tan her yazardan birer tane olmak üzere iki roman seçilmiştir. Araştırmada yazarların ürettikleri taşra ve kent olgusunu anlamlandırma adına Michel Foucault'un söylem metaforundan yararlanılacaktır. Buna ek olarak ele alınan romanlar Terry Eagleton'un edebi yorumlama biçiminden yararlanılarak incelenecektir. Anahtar Sözcükler: Modernleşme, Kent, Taşra, Kurgu, Geleneksel

Edebi söylemEleştirel söylem çözümlemesiMerkez-taşra ilişkileri+4
Amine Kübra Coşkun
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki Suriyeliler bağlamında "misafir" kavramının eleştirel söylem analizi

Misafirliğin geçicilikle eş bir anlama sahip olduğu günümüz dünyasında göçmenliğin misafirlikle açıklanır hale geldiğini varsayan bu çalışmanın amacı; Türkiye'ye göç eden geçici koruma statüsüne sahip Suriyelilerin haberlerde misafir olarak anılmalarının ardındaki dinamikleri anlamaya çalışmaktır. Üç ana bölümden oluşan çalışmada ilk olarak misafir kavramının göçmen ve vatandaşla olan ilişkisine odaklanılmıştır. Antik dönemden günümüze içerideki-dışarıdaki karşıtlığını temel alarak vatandaş ile vatandaş olmayanın nasıl tanımlandıklarına dair kavramsal bir tartışma yürütülmüştür. Bu şekilde göçmen kavramının tarih içinde aldığı yolculuk ortaya çıkarılırken göçmenin ne zaman misafir olarak görüldüğü konusu da açıklığa kavuşturulmuştur. Nihayetinde göçmen, vatandaşı olmadığı bir ülkenin sınırlarına adım attığı takdirde misafirperverlikle karşılanması gereken ancak bir süre sonra ya gitmesi ya da bir şekilde dahil olması gereken kişidir. Sonraki bölümde ise Osmanlı İmparatorluğu'nda 19. yüzyıl başından itibaren yaşanan göçlerle şekillenen vatandaşlık algısı ve içerdeki-dışardaki ayrımı üzerine yoğunlaşılmıştır. Böylece Türkiye'ye yönelen son göç dalgasına kadar olan süreçte göçmenlere karşı olan yaklaşımlar incelenmiştir. Çalışmada odaklanılan son nokta ise ilk karşılaşma anında misafir olan göçmenin, misafirliği uzadığında hangi anlamsal içeriklerin hedefi haline geldiğini ortaya çıkarmaktır. Bu çerçevede öncelikle Türkiye'deki Suriyelilere dair genel bilgiler verilip çalışmanın yönteminden bahsedildikten sonra üç farklı gazete haberlerinde geçen misafir kavramının eleştirel söylem analizi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: göç, Suriyeliler, misafir, misafirperverlik, yabancı, vatandaşlık

Eleştirel söylem çözümlemesiGeçici hukuki korumalarGöçler+7
Melike Halide Ekinci
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Oyun yayıncıları ve izleyicileri: Twitch.tv üzerinden bir durum araştırması

2000'li yıllarla birlikte internet kullanımı bütün dünyada yaygınlaşmıştır, aynı zamanda teknolojik aygıtlar da herkesin kullanımına açık hale gelmiştir. Bunun sonucu olarak internet başında geçirilen zaman da hızlıca artmaya başlamıştır. İnternet kullanımı ise ana akım medya türlerinin dışında, aynı zamanda bunlarla ilişkili bir medya türü ortaya çıkarmıştır. Yeni medyanın kullanımları ve doğurduğu yeni ilişkiler bu gelişmelere yeni bir boyut eklemiştir. Video oyunlarını internet üzerinden canlı yayınlama etkinliği olarak oyun yayıncılığı, yeni medyanın ve sosyal medyanın en yaygın kullanılan türlerinden birisidir. Oyun yayıncılığında yayıncı ile izleyiciler arasında aktif bir ilişki vardır. Yayıncı ve izleyici arasındaki bu ilişki özellikle siber kültürün imkân ve yeni ilişkilerinin izlerini taşımaktadır. Araştırmada geç modern bireyciliğin ve gençlik kültürünün kazandığı açılımlar bu mecrada kurulan siber kültür ve dijital oyunlar ekseninde incelenecektir. Araştırmanın örneklemini de Twitch.tv isimli oyun yayını sitesindeki katılımcı gözlemler ve sitede yayıncılar ve izleyicilerle yapılan anketler oluşturacaktır.

Bilgisayar oyunlarıOyunlarSanal kimlik+6
Mücahit Baykul
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul'daki Suriyeli üniversite gençliği üzerine nitel bir araştırma

Çalışmanın temel amacı İstanbul'daki Suriyeli üniversite gençliğinin eğitim ve meslek hayatlarını, sosyal hayatlarını, uyum süreçlerini ve gelecek beklentilerini incelemektir. Tez 4 ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde göçün kavramsal çerçevesi çizilmektedir. İkinci bölümde göçmen kimliği, yerleşiklerle ilişkiler, uyum ve kültürleşme süreçleri, gençlik alt kültürü ve göçmen gençlere yönelik geçmiş örneklere yoğunlaşılmaktadır. Üçüncü bölümde öncelikle Türkiye'de ve dünyada göçün boyutları sayılarla ifade edilmekte, ardından Türkiye'deki Suriyeliler özelinde verilere yer verilmektedir. Çalışmanın ana bölümü olan 4. bölümde ise çalışmanın yöntemi ve saha çalışmasının bulguları sunulmaktadır. Araştırma sürecinde, görüşmecilerin içinde bulunduğu süreci daha iyi analiz edebilmek için nitel araştırma tekniklerinden biri olan yarı yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılmıştır. İstanbul'daki 7 üniversiteden, 13 farklı bölümden 14 öğrenci ile görüşülmüştür. Oluşturulan rehber görüşme formundan yararlanılarak kişilere; aileleri, Suriye'deki ve Türkiye'deki sosyal hayatları, geleceğe yönelik fikirleri ve planları hakkında sorular yöneltilmiştir. Bulgular doğrultusunda ortaya çıkan sonuçlar ve öneriler son bölümde yer almaktadır. Literatürdeki göçmen gençlik çalışmalarının çoğunun alt sınıflardaki eğitimsiz gençlere odaklandığı göz önüne alındığında bu araştırmayı farklı kılan nokta oransal olarak azınlıkta kalan orta ve üst sınıftaki üniversite gençliğine odaklanılması olmuştur. Hem göçmen olmanın gerekliliği hem de genç olmanın heyecanıyla görüşmecilerin birçoğunun aklında geleceğe yönelik planlar olmakla birlikte Türkiye'nin geleceğinde kendilerine yer verilip verilmeyeceğinin, verildiyse bile nasıl konumlandırıldıklarının cevabını aramaktadırlar. Anahtar Kelimeler: göç, göçmen, Suriye, gençlik, alt kültür, Suriyeli gençler, üniversite gençliği, İstanbul'daki Suriyeliler

GençlerGöçmenlerSuriyeliler+2
Nihal Açıkel
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bireyin söylemsel inşası: 1980 sonrası Türk romanında bireyciliğin izleri

Bireyin tarih boyunca tek ve mutlak bir tanım olarak kalmadığı kabulüyle bireyciliği tartışan bu çalışmada modernlik süreci, romanlarda tezahür eden bireycilik biçimleri üzerinden değerlendirilmektedir. Bireycilik kendiyle olduğu kadar dünyayla ilişkiyi de ifade ettiğinden, klasik modernliğin geçirdiği dönüşüm hikayesi onun da başından geçmektedir. Bu doğrultuda modern bireyin ortaya çıkışı Rönesans, 18. yüzyıl Aydınlanması, 19.yüzyılda klasik modernlik ve 20.yüzyılda modernliğin eleştirisi şeklindeki aşamalarla incelenmektedir. Burada 19.yüzyıldaki modern söylemle bütünleşmiş bireyciliğin yerini 20. yüzyılda ona uyumsuz bir tipleme almakta ve geç modernliğin yeni bireyciliği "anti-bireyci" söylemle şekillenmektedir. Bu temel oluşturulduktan sonra çalışmanın üçüncü bölümünde Türk modernleşmesinin geçtiği dönemler üzerinden romanda bireyin konumu ve tipleştirilmesi irdelenmektedir. Türk romanı Osmanlı'da Batılılaşma hareketiyle birlikte doğarken bu sırada romanda alafrangalığa dayanan bir bireyci tipleme ortaya çıkmıştır. Anti-birey incelememiz bu tiplemeden başlamaktadır. Roman Erken Cumhuriyet döneminde ve 1950 sonrasında toplumsal bir araç olmaya devam ederken, romandaki bireyci tiplemenin serüveni de modernleşme bireyinin geçtiği yollardan fazla uzakta seyretmemiştir. Fakat modernleşmenin ideal tipini temsil eden örneklere başından beri alternatif bir birey tiplemesi eşlik etmiş ve gitgide belli bir ağırlık kazanmaya başlamıştır. Bu tipleme bize modernleşmenin başka bir yönünü anlatmaktadır. Türk romanındaki genel eğilimin aksine toplumcu değil bireyci nitelikler göstermekte, toplumun kolektif değerlerini yansıtıp onunla bütünleşmek yerine tam da ona karşı durmakta ve kendini ortak sağduyudan ayırarak bireyselliğini ifade etmektedir. Bu tarzdaki bireyci söylem bu çalışmada "anti-birey" tanımlamasıyla ifade edilmiştir. Çalışmanın tezi bu yeni bireyci tiplemenin 1980 sonrasında alternatif konumundan daha yerleşik bir kullanıma kayması üzerine kuruludur. Edebiyatta 1970, toplumsal dönüşümler açısından ise 1980 tarihleriyle temsil edilen tarihsel kırılmaya dayanarak bu çalışma bireyci romanın ve ondaki anti-bireyci değerlerin ağırlık kazanmasını konu almaktadır. Son bölümde 1970lerde, 1990larda ve 2000'lerda yayınlanmış toplamda beş roman incelenmiştir. Tutunamamış, eksik, uyumsuz bir birey temsiline dayanan bu romanlarda belli temalar üzerinden, paylaşılan anti-bireyci değerlere işaret edilmiştir. Anahtar kelimeler: modernlik, modernleşme, Türk romanı, toplumcu roman, bireyci roman, anti-birey

BireyBireysellikModernleşme+3
Havva Rabia Altundal
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal değişme ve müzik: Barış Manço örneği

Bu araştırma tezinde dünya ve Türkiye'deki toplumsal değişimler paralelinde kaynaklar incelenmiş, bu değişime paralel olarak Türk halkının 'Anadolu Pop/Rock' olarak adlandırdığı müzik türünün ortaya çıkışı ve dönüşümü sürecine Barış Manço örneği üzerinden ışık tutulmaya çalışılmıştır. Halk tarafından oldukça sevilen Manço'nun şahsı veya eserleri hakkında günümüze kadar müzikolojik anlamda yeterli sayıda araştırma çalışmalarına rastlanmamış; onun müziği ve kültürel kişilğini ele alan bir çalışmanın mevcut olmadığı görülmüştür. Çalışmada Türk modernleşmesi bağlamında yerel müziğin değişim süreci, Batı müziğindeki değişimlerle eş zamanlı olarak okunmaya çalışılacaktır. Bu bağlamda modern öncesi dönemde müziğin gelişme süreci kısaca ele alınacaktır. Modern müziğin tarihsel serüveni, toplumsal değişim üzerinden irdelenecek ve elde edilen bilgiler, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemindeki modernleşme sürecinin müziğe etkisine paralel olarak değerlendirilecektir. Çalışmada Anadolu Pop/Rock müzik türünün ortaya çıkışı ve günümüze kadar gelişi Barış Manço örnek olayı üzerinden ele alınacak; sanatçının hayat hikayesine dair aile yakınları ve dostlarıyla yapılmış olan ropörtajlara da yer verilecektir. Anahtar Kelimeler: sosyoloji, toplumsal değişim, müzik, Anadolu pop, Anadolu Rock, Barış Manço

Muhammed Mustafa Kaya
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
11

Other supervisors