Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Selçuk Aslan
34 theses · İstanbul Kent University, İstanbul Nişantaşı University
Sınava hazırlanan kişilerde ana-baba tutumları, sınav kaygısı ve baş etme tutumları
Bu araştırmada sınava hazırlanan öğrencilerin ana-baba tutumlarının sınav kaygı düzeylerine ve baş etme stratejilerine etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda nicel araştırma yöntemleri kullanılmış ve katılımcılara çevrimiçi anket uygulanmıştır. Çalışmanın örneklemi, İzmir ilindeki eğitim kurumlarında sınava hazırlanan, 11. ve 12. sınıfa devam eden 257 öğrenciden oluşmuştur. Araştırmada veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu"; Kuzgun (1972) tarafından geliştirilen ve Kuzgun ve Eldeleklioğlu (2005) tarafından revize edilen "Anne-Baba Tutum Envanteri"; Spielberger (1980) tarafından geliştirilen ve Öner (1990) tarafından Türkçeye uyarlanan "Sınav Kaygısı Envanteri", Carver, Scheier ve Weintraub (1989) tarafından geliştirilen ve Ağargün ve ark. (2005) tarafından Türkçeye uyarlanan Baş Etme Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) kullanılmıştır. Veri çözümlemesi SPSS programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulguların istatistiksel olarak anlamlılıkları değerlendirilirken yüzde 95 güven aralığına (p<0.05) göre yorumlanmıştır. Araştırmanın temel bulgularına göre ana-baba tutumları ile sınav kaygısı arasında pozitif ve zayıf bir ilişki, ebeveynlerin tutumları ile başa çıkma yöntemleri arasında pozitif ve zayıf bir ilişki, sınav kaygısı ile başa çıkma yöntemleri arasında pozitif ve zayıf bir ilişki belirlenmiştir. Regresyon analizleri sonucunda ebeveynlerin demokratik ve koruyucu-istekçi tutumlarının sınav kaygısına anlamlı etkisi olduğu görülürken, ebeveynlerin demokratik ve otoriter tutumları baş etme stratejileri anlamlı olarak etkilemiştir. Elde edilen bulgular alan yazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Romantik ilişkisi olan bireylerde mükemmeliyetçilik, duygusal zeka ve affetme davranışı arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu çalışmanın konusu romantik ilişkisi olan bireylerde mükemmeliyetçilik, duygusal zekâ ve affetme davranışı arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesidir. Bu üç değişkenin birbiri ile ilişkisi, sosyo-demografik ve diğer özellikler temelinde oluşturulan gruplar (cinsiyet, medeni durum, çalışma durumu, içe dönüklük-dışa dönüklük) arasında bağımlı değişken düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığı araştırılmıştır. Ayrıca duygusal zeka ve mükemmeliyetçiliğin affedicilik düzeyini yordayıp yordamadığı incelenmiştir. Araştırma, ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini evli çiftler ile romantik ilişki yaşayan bekarlar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise kolayda örnekleme yöntemi ile seçilmiş 304 yetişkin oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla, Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Heartland Affetme Ölçeği ve Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi için "IBM SPSS Ver.25" paket programından yararlanılmıştır. Elde edilen bulgulara bakıldığında, romantik ilişkisi olan yetişkin bireylerde mükemmeliyetçilik, duygusal zekâ ve affetme düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler olduğu görülmektedir. Katılımcıların mükemmeliyetçilik puanları ile affetme puanları arasında anlamlı ve negatif bir ilişki vardır. Ayrıca katılımcıların affetme puanları ve duygusal zekâ puanları arasında, anlamlı ve pozitif bir ilişki vardır. Gruplarası karşılaştırma sonuçlarına göre, mükemmeliyetçilik, duygusal zekâ ve affetmenin sosyo-demografik değişkenlere göre farklılaştığı bulunmuştur. Regresyon analizi sonuçlarına göre, mükemmeliyetçilik ve duygusal zekâ affetmeyi yordamaktadır. Elde edilen bulgular alanyazın temelinde tartışılmıştır.
Yetişkin bireylerde sosyal medya bağımlılığı, beden algısı, öz saygı ve duygu durumu arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, yetişkin bireylerde sosyal medya bağımlılığı, beden algısı, öz saygı ve duygu durumu düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu araştırmaya Türkiye'nin çeşitli illerinde yaşayan ve 18-65 yaş aralığında 321 (222 kadın ve 99 erkek) katılımcı dahil edilmiştir. Araştırmada veri toplamak amacıyla oluşturulan kişisel bilgi formu, Sosyal Medya Bağımlılık Ölçeği, Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Pozitif ve Negatif Duygu Durumu Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25.0 istatistik programı yardımıyla değerlendirilmiştir. Araştırmada katılımcıların fiziksel görünümlerinde genel olarak memnun oldukları bulunmuştur. Araştırmaya göre yetişkin bireylerde sosyal görünüş kaygısı orta düzeyden daha az, benlik algısı düzeyi ise daha yüksektir. Ayrıca yetişkin bireylerde pozitif duygu durumunun orta, negatif duygu durumunun ise düşük olduğu bulunmuştur. Sosyal medya bağımlılığı düzeylerinin artması ile yetişkin bireylerde sosyal görünüş kaygısı ve negatif duygu durumu artmakta; benlik saygısı ve pozitif duygu durumu düzeyleri düşmektedir. Bireylerde sosyal görünüş kaygısı artarken negatif duygu durumu da artmakta, buna bağlı olarak da benlik saygısı ve pozitif duygu durumu düzeyi düşmektedir. Regresyon analizi bulgularına göre özsaygı sosyal görünüş kaygısı ve duygu durumu düzeyleri; sosyal görünüş kaygısı sanal iletişim ve negatif duygu durumu ve sosyal medya bağımlılığı ise sosyal görünüş kaygısı, benlik saygısı ve negatif duygu durumu tarafından yordanmaktadır.
Yetişkinlerde bağlanma stilleri, öz şefkat, endişe ve ruminasyon arasındaki ilişkiler
Bu çalışma yetişkinlerde bağlanma stilleri, öz şefkat, endişe ve ruminasyon arasındaki ilişkilerin incelenmesini amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, ana değişkenler (Bağlanma stilleri, Öz şefkat, Endişe, Ruminasyon) arasındaki ilişkiler ve ele alınan sosyodemografik değişkenlerle (Cinsiyet, Yaş, Medeni Durum, Çalışma Durumu) ana değişkenlerin ilişki durumu incelenmiş, sosyodemografik değişkenlere göre oluşturulan gruplar arasında ana değişkenler bakımından anlamlı fark olup olmadığı araştırılmıştır. Bu araştırmada nicel araştırma metotlarından ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evreni Türkiye'de yaşayan 18-65 yaş arası yetişkinlerden oluşmaktadır. Bu evrenden kartopu örnekleme yöntemiyle belirlenen 323 yetişkin ise araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama amacıyla sosyodemografik bilgi formuyla birlikte Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II-Kısa Form (YİYE-II-K), Öz-Duyarlılık Ölçeği Kısa Formu, Penn State Endişe Ölçeği ve Kısa Ruminatif Yanıt Ölçeği ölçekler kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak, yaş kaygılı bağlanma, endişe ve ruminasyonla ile negatif; öz şefkat ile pozitif ilişkili bulunmuştur. Kadınların erkeklerden daha az kaçınmacı bağlanma, daha az öz şefkat seviyelerine ve daha yüksek endişe seviyelerine sahip olduğu görülmüştür. Bağlanma stillerinin, öz şefkat, endişe ve ruminasyonun birbiriyle ilişkili olduğu; bu ilişkide kaygılı bağlanma ve endişenin ruminasyonu etkilediği; kaygılı bağlanma ve ruminasyonun ise endişeyi etkilediği bulunmuştur.
Üniversite öğrencilerinde içe vuruk öfke ifade tarzı, beklenti anksiyetesi ve depresyon arasındaki ilişkiler
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinde depresyon, beklenti anksiyetesi ve içe vuruk öfke ifade tarzı arasındaki ilişkileri incelemektir. Bu kapsamda depresyon ve beklenti anksiyetesi semptomlarının içe vuruk öfke ifade tarzı üzerinde bir değişikliğe sebep olup olmadığı, öte yandan öfke ifade tarzının bu iki semptomla nasıl ilişkili olduğu araştırılmıştır. Bu araştırma nicel yöntemlerden ilişkisel tarama modeliyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evreni Türkiye'de lisans ve lisansüstü öğrenim gören üniversite öğrencilerinden oluşmaktadır. Çalışmaya uygun örnekleme yöntemiyle 402 kişi katılmıştır. Bu araştırmada veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu, Boratav Depresyon Tarama Ölçeği (Bordepta), Öfke İfade Tarzı Ölçeği (Öfke-Tarz) ve Yaşamboyu Panik Agarofobi Spektrum Ölçeği (PASÖ-ÖB) kullanılmıştır. Verilerin analiz sürecinde SPSS 25.0 programı kullanılmıştır. Araştırmanın verileri Pearson Korelasyon Analizi, Tek Yönlü Gruplar Arası Varyans Analizi (ANOVA), Bağımsız Gruplar T-Testi, Regresyon Analizi ve Tukey Analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre cinsiyet temelinde karşılaştırılan gruplar arasında depresyon ve beklenti anksiyetesi arasında anlamlı fark bulunmuştur. Kendilerini içe dönük tanımlayanlar ile kendilerini dışa dönük tanımlayanlar karşılaştırılmış ve depresyon, beklenti anksiyetesi, öfke içe vurumu bakımından anlamlı fark bulunmuştur. İçevuruk öfke ile depresyon arasında ve içe vuruk öfke ile beklenti anksiyetesi arasında orta düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Beklenti anksiyetesi ile depresyon arasında da orta düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Öfke içe vurumu ve beklenti anksiyetesi düzeyi depresyon düzeyini arttırmaktadır. Aynı zamanda depresyon ve beklenti anksiyetesi düzeyi öfke içe vurumunu arttırmaktadır.
Üniversite öğrencilerinde algılanan stres, baş etme becerileri ve akademik motivasyon arasındaki ilişkiler
Araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinde algılanan stres, baş etme becerileri ve akademik motivasyon arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu kapsamda ele alınan değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiş, sosyodemografik özellikler temelinde oluşturulan gruplar arasında bağımlı değişken düzeyleri bakımından anlamlı fark olup olmadığı araştırılmıştır. Ayrıca algılanan stres ve baş etme becerilerinin akademik motivasyonu yordayıp yordamadığı incelenmiştir. Araştırma nicel araştırma yöntemi ile yapılmıştır. Araştırmanın evrenini 2022-2023 eğitim-öğretim yılını kapsayan, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi'ndeki merkez kampüste bulunan öğrenciler oluşturmaktadır. Çalışmaya basit seçkisiz örnekleme yöntemi ile 506 kişi katılmıştır. Araştırmada sosyo-demografik değişkenleri içeren kişisel bilgi formu, Algılanan Stres Ölçeği, Başa Çıkma Stilleri Ölçeği Kısa Formu ve Akademik Motivasyon Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi yapılırken SPSS 27.0 programı kullanılmıştır. Araştırmanın verileri Pearson Korelasyon Analizi, Tek Yönlü Gruplar Arası Varyans Analizi (ANOVA), Bağımsız Gruplar T-Testi, Regresyon Analizi, Tukey Analizi ve Tamhane's T2 Analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre akademik motivasyon ile başa çıkma stilleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Cinsiyet temelinde karşılaştırılan gruplar arasında akademik motivasyon ortalamalarına bakıldığında kadınların erkeklerden daha yüksek akademik motivasyona sahip olduğu, algılanan stres değişkenlerine ait ortalamalar incelendiğinde kadınların erkeklerden daha yüksek düzeyde algılanan strese sahip olduğu görülmüştür. Genel not ortalamaları temelinde karşılaştırılan gruplar incelendiğinde ortalamalar arttıkça akademik motivasyonun arttığı sonucuna ulaşılmaktadır. Sınıf temelinde karşılaştırılan gruplar incelendiğinde akademik motivasyon en yüksek 4.sınıf da öğrenim gören öğrencilerde tespit edilmiştir. Stres düzeyi ise en çok 1.sınıflarda yüksek bulunmuştur.
Üniversite öğrencilerinde teknoloji bağımlılığı, duygu düzenleme güçlüğü ve sosyotropik-otonomik kişilik özellikleri arasındaki ilişki
Bu araştırmada teknoloji bağımlılığı, duygu düzenleme güçlüğü ve sosyotropik-otonomik kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak teknoloji bağımlılığı, duygu düzenleme güçlüğü ve sosyotropik-otonomik kişilik özellikleri arasındaki daha sonra ise temel değişkenler ile demografik değişkenler arasındaki ilişkiler ele alınmıştır. İlişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilen bu araştırmada kolayda örnekleme yöntemi ile üniversite öğrencilerden oluşan 430 katılımcı örneklem olarak belirlenmiştir. Araştırma verileri Sosyodemografik Bilgi Formu, Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği ve Sosyotropi-Otonomi Ölçeği aracılığı ile toplanmıştır. Verilerin analizi için ANOVA, Bağımsız Örneklem T-Testi, Pearson Korelasyon analizi, Basit Doğrusal Regresyon analizi ve Çoklu Regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre teknoloji bağımlılığı ile duygu düzenleme güçlüğü ve sosyotropik kişilik özellikleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Duygu düzenleme güçlüğü ile sosyotropik kişilik özellikleri arasında pozitif yönde; otonomik kişilik özellikleri arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Duygu düzenleme güçlüğü alt boyutlarından dürtü ve kabul etmeme ile sosyotropik kişilik özelliklerinin teknoloji bağımlılığı üzerinde pozitif yönde anlamlı bir yordayıcı etkisi olduğu görülmüştür. Duygu düzenleme güçlüğü toplam puanın da teknoloji bağımlılığı üzerinde pozitif yönde anlamlı bir etkisi olduğu ortaya konulan bulgular arasındadır. Bununla birlikte bazı demografik değişkenler ile temel değişkenler arasında da anlamlı ilişkiler olduğu gözlemlenmiştir.
İlköğretim düzeyinde öğrenim gören roman öğrencilerde benlik saygısı, algılanan sosyal destek ve sosyal beceriler
Bu araştırmanın amacı ilköğretim 3-8. sınıflarında öğrenim gören Roman öğrencilerde benlik saygısı, algılanan sosyal destek (aileden algılanan sosyal destek, öğretmenlerinden algılanan sosyal destek, arkadaşlarından algılanan sosyal destek) ve sosyal beceriler arasındaki ilişkileri incelemektir. Bu amaç doğrultusunda algılanan sosyal destek ile sosyal beceri düzeyinin benlik saygısını yordayıp yordamadığı araştırılmıştır. Ayrıca ele alınan demografik değişkenlerle bağımlı değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiş, cinsiyet bakımından bağımlı değişken düzeyleri arasında farklılık olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul İli, Şişli İlçesi Kuştepe Mahallesinde 2016-2017 eğitim-öğretim yılında Roman ailelerinin 3.-8. Sınıflarına devam eden öğrencilerinden 109 kız, 102 erkek olmak üzere toplam 211 öğrenci katılmıştır. Veri toplama araçları olarak Coopersmith (1967) tarafından geliştirilen Benlik Saygısı Envanteri, Yıldırım (1997) tarafından geliştirilen Algılanan Sosyal Destek ölçeği, Kocayörük (2000) tarafından geliştirilen Sosyal Beceri Ölçeği ile araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma verileri SPSS 24.00 paket programı ile analiz edilmiştir. Demografik değişkenler ile bağımlı değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek için Sperman's Korelasyon Katsayısı, gruplar arası karşılaştırmada ise Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırma verilerine bağlı olarak Roman çocukların algıladıkları sosyal destek ve sosyal beceri puanlarının benlik saygısı düzeylerini anlamlı olarak yordadığı bulunmuştur. Kız öğrencilerle erkek öğrencilerin benlik saygısı ,algıladıkları sosyal destek ve sosyal beceri düzeyi bakımından farklılaşmadığı görülmüştür.
Sınıf öğretmenleri ve branş öğretmenlerinin empatik beceri düzeyi, sürekli öfke düzeyi ve öfke ifade tarzlarının karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı ilköğretim okullarında görev yapan sınıf öğretmenleri ile branş öğretmenleri arasında empatik beceri düzeyi, öfke ifade düzeyi ve öfke ifade tarzları bakımından anlamlı bir farklılık olup olmadığını araştırmaktır. Ek olarak ele alınan demografik değişkenlerle empatik beceri düzeyi ve öfke ifade tarzı arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini 2017-2018 eğitim-öğretim yılında İstanbul'un bazı semtlerindeki devlet ilk ve orta okullarından tesadüfi olarak seçilen 99 sınıf öğretmeni ve 101 branş öğretmeni olmak üzere 200 öğretmen oluşturmaktadır. Veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği ile Empatik Beceri Ölçeği (B-Formu) kullanılmıştır. Katılımcılardan toplanan veriler, SPSS 22.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinden elde edilen bulgular incelendiğinde branş öğretmenlerinin sınıf öğretmenlerine göre, kadrolu öğretmenlerin ücretli öğretmenlere göre empatik becerilerinin daha yüksek olduğu; kendini içedönük olarak tanımlayan öğretmenlerin içe atılan öfke ortalamalarının dışadönük olarak tanımlayanlara göre daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Medeni durum ve cinsiyet değişkenine göre empatik beceri düzeyi, öfke düzeyi ve öfke ifade tarzlarının farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bağımlı değişkenler arasındaki ilişkiler incelendiğinde, empatik beceri düzeyi arttığında öfke düzeyinin azaldığı bulgusuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili alanyazın temelinde tartışılarak önerilerde bulunulmuştur.
Annelerin özyeterlik algısı ile çocuklarının algıladıkları anne tutumu arasındaki ilişkiler
Bu araştırmanın amacı çocuklar tarafından algılanan anne baba tutumları ile annelerin kendi öz yeterlilik algıları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın katılımcıları; İstanbul İli Arnavutköy ilçesinde 2016 yılında yaşayan 162 anne ve çocuğundan oluşmaktadır. Veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu hazırlanmış ve katılımcıların demografik özellikleri hakkında bilgi toplamak amacıyla kullanılmıştır. Katılımcı yani çocukların algıladıkları ana baba tutumlarını saptamak için Kuzgun'un (1972) geliştirdiği, Kuzgun ve Eldeleklioğlu'nun (2005) revize ettiği 40 maddelik Anne Baba Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Annelerin genel öz-yeterlik düzeylerini belirlemek amacıyla Emde (1989) tarafından geliştirilen ana babası ile çocuk arasındaki ilişkinin en belirgin boyutları temelinde, Zeanah (1997) tarafından gözden geçirilerek güncellenen Öz yeterlik algısı ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS18. programı ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, çocuk katılımcıların ana baba tutumlarıyla annelerinin öz yeterlik algı düzeyi arasında anlamlı ilişki olduğunu göstermektedir. Araştırma bulgularında özetle, annelerin demokratik tutumu eğitim durumuna göre farklılık göstermektedir. Eğitim düzeyi arttıkça demokratik tutumunun arttığı görülmüştür. Annelerin duygusal yeterliliği; duyarlı tepki, bakım ve ilgi, değer ve demokratik tutum gibi yaklaşımları yaptıkları mesleğe göre farklılık göstermiştir. Elde edilen bulgular ilgili alanyazına dayandırılarak tartışılmıştır.
Üniversite öğrencilerinde kişilerarası bağımlılık, kimlik yönelimleri ve depresyon
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinde kişiler arası bağımlılık, kimlik yönelimleri ve depresyon arasındaki ilişkiler ve bu değişken düzeylerinin sosyo-demografik özelliklere göre değişip değişmediğini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini, 2016-2017 akademik yılında İstanbul'daki devlet üniversitelerinden tesadüfi olarak seçilen 139 kadın ve 169 erkek olmak üzere toplam 308 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada kişisel bilgi formu,Kişiler Arası Bağımlılık Ölçeği,Kimlik Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde, güvenilirlik analizi için Cronbach Alfa katsayısı, bireylerin kişiler arası ilişkilerinde, yaşadıkları sorunlarda ve kendileri hakkındaki düşüncelerde etkili olan etmenlerin demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesi için Bağımsız Örneklem t testi ve ANOVA, değişkenlerde gruplar arası farklılığın tespiti için Bonferroni ve Dunnett T3,kişiler arası bağımlılık ve kimlik alt düzeylerinin Beck depresyon puanı üzerindeki yordayıcılık etkisinin tespiti için Çoklu Regresyon analizi kullanılmıştır. Analizler sonucunda, üniversite öğrencilerinin sahip olduğu kimlik yönelimleri, kişiler arası bağımlılık ve depresyon düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Bununla birlikte demografik özellikler (annenin çalışan olması, baba mesleği, kardeş sayısı, anne baba ayrı ve birlikte olma, anne baba tutum, arkadaş sayısı değişkenleri ile kişiler arası bağımlılık; anne baba ayrı olma ve birlikte olma, arkadaş sayısı, yaşam memnuniyeti ve gelecek beklentisi) ile depresyon düzeyi arasında; anne baba tutumu ve gelecek beklentisi ile kimlik yönelimi arasında anlamlı ilişki bulunmaktadır.
Lise öğrencilerinde yaratıcı kişilik ile beş faktör kişilik özellikleri arasındaki ilişkiler
Bu çalışmanın amacı kişiliğin yaratıcılık ile ilişkisinin olup olmadığı; eğer varsa nasıl bir ilişkisinin olduğunu incelemektir. Bu çalışmanın ilk bölümünde kişilik ve yaratıcılıkla ilgili literatür taraması yapılmış; kişilik bilimcilerin ve kuramcıların görüşlerine yer verilmiştir. Araştırmaya İstanbul ili, Eyüpsultan ve Esenyurt İlçelerinde Meslek Lisesi, Anadolu Lisesi ve İmam Hatip Lisesi olmak üzere 4 farklı lisede öğrenim gören 235 öğrenci katılmıştır. Veri toplama aracı olarak kişilik ve yaratıcılık alanlarında Türkçeye uyarlanmış, geçerliliği ve güvenirliği test edilmiş Beş Faktör Kişilik Ölçeği kısa formu ve Yaratıcılık Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen toplam 228 anket formu SPSS programıyla analiz edilmiştir. Beş Faktör Kişilik Özellikleri ile Yaratıcı Kişilik Özellikleri arasındaki ilişkiler incelenmiş, sosyodemografik bilgiler temelinde oluşturulan gruplar arasında bağımlı değişken düzeyleri bakımından farklılık olup olmadığı araştırılmış, ele alınan değişkenlerin Yaratıcı Kişilik Özelliklerini yordayıp yordamadığı değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda cinsiyet, anne öğrenim durumu, kardeş sıralaması, kitap okuma, seyahat etme, bulmaca çözme, sayısal, sözel ve eşit ağırlık alanlarını sevme durumu ile 5FKÖ alt boyutları ve yaratıcılık ölçeği puanları arasında olumlu yönde ve anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Ayrıca sınıf düzeyi, konut tipi, baba öğrenim düzeyi, aylık gelir, kardeş sayısı, samimi arkadaş sayısı, sosyal gruplara üye olma gibi değişkenlerle ölçek puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Elde edilen bulgular alan yazınla karşılaştırılmış ve tartışılmıştır.
Pozitif psikolojik sermaye ile mesleki tükenmişlik arasındaki ilişkinin analizi: Hemşireler üzerinde yapılan bir araştırma
Araştırmanın amacı, kamuya bağlı hastaneler bünyesinde çalışan hemşirelerin psikolojik sermayeleri ile mesleki tükenmişlikleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmada İstanbul ilinde kamu hastanelerinde görev yapan hemşirelerden veri toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini 196'sı kadın ve 50'si erkek olmak üzere toplam 246 hemşire oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak pozitif psikolojik sermaye ölçeği, Maslach tükenmişlik ölçeği ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı, varyans, korelasyon ve regresyon analizleri kullanılarak bulgular elde edilmiştir. Araştırmada hemşirelerin psikolojik sermaye düzeyi ile tükenmişlik düzeyi arasında negatif ilişki ortaya çıkmıştır. Yaş ve aylık gelir yükseldikçe umut, öz yeterlilik ve psikolojik dayanıklılığında yükseleceği, tükenmişlik düzeyleri üzerinde ise düşük düzeyde etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Toplam mesleki çalışma süresi arttıkça pozitif psikolojik sermaye alt boyutlarından umut, öz yeterlilik, psikolojik dayanıklılık ve psikolojik sermaye düzeyinin de artacağı, toplam mesleki çalışma süresi azaldıkça kişisel başarı duygusundaki azalma, duyarsızlaşma ve tükenmişlik düzeyinin artacağı bulunmuştur. Çalışılan hastanedeki çalışma süresi arttıkça öz yeterlilik ve psikolojik dayanıklılığın artacağı, çalışılan hastanedeki çalışma süresinin azalması ile duyarsızlaşmanın artacağı sonucuna ulaşılmıştır. Dışa dönük olan hemşirelerin umut, öz yeterlilik, psikolojik dayanıklılık ve psikolojik sermaye özellikleri içe dönük hemşirelere göre daha yüksek olduğu, içe dönük hemşirelerin dışa dönük olanlara nazaran kişisel başarı duygusunda azalma, duyarsızlaşma ve tükenmişliği daha fazla yaşayacakları bulgulanmıştır. Yapılan regresyon analizi sonucunda ise; çalışma ortamındaki memnuniyet, mesleki yeterlilik durumu, kişisel başarı duygusunda azalma ve toplam tükenmişlik düzeyinin istatistiksel olarak yordayıcı olduğu bulunmuştur.
Toplumsal travma yaşamış Boşnak ana-babaların çocukları olan üniversite öğrencilerinde benlik saygısı
Bu çalışmanın amacı 1992-1995 yılları arasında Saraybosna'da yaşanan toplumsal travmalara maruz kalmış Boşnak ana-babaların Saraybosna'da üniversitede okuyan çocuklarında bazı sosyo-demografik değişkenlerle Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve alt boyutları arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda ele alınan sosyo-demografik benlik saygısı ve diğer alt boyutlar arasındaki ilişkiler incelenecek, sosyo-demografik bilgiler temelinde oluşturulan gruplar arasında benlik saygısı ve diğer alt boyutlar bakımından fark olup olmadığı araştırılacaktır. Bu araştırmanın örneklemi, Saraybosna'da yaşamakta olup üniversite okuyan ve rasgele seçilen 249 öğrenciden oluşmaktadır. Öğrencilerin 117'si kız, 132'si erkektir. Toplama araçları, demografik bilgilerin elde edildiği kişisel bilgi formu ile benlik saygısını ölçmek amacıyla kullanılan "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği'nden meydana gelmektedir. Elde edilen veriler SPSS.22 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre anne eğitim düzeyinin artışıyla benlik saygısı da artmakta; yaş, gelir, baba eğitim düzeyi ve diğer etnik grup üyelerine güven düzeyi ile benlik saygısı alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler bulunmaktadır. Kız ve erkek öğrencilerin tartışmalara katılabilme derecesi ve babalarıyla ilişki boyutlarında fark bulunmuştur. Çalışmayan, kalabalık ortamlara girmekten rahatsız olan öğrencilerin benlik saygısı düzeyi ise düşük bulunmuştur. Elde edilen bulgular alan yazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Çalışanların örgütsel sinizm algılarının işten ayrılma niyetine etkisi: İstanbul a grubu seyahat acentaları araştırması
Bu çalışmada turizm sektöründe faaliyet gösteren ve hizmet işletmelerinden birisi olan seyahat acentalarında çalışanların yaşadıkları örgütsel sinizm algılarının işten ayrılma niyetlerine etkisi ve bazı demografik değişkenlerin bu faktörlere etkileri incelenmiştir. Araştırmaya İstanbul'da bulunan A grubu seyahat acenteları çalışanı 356 kişi (144 kadın ve 212 erkek) gönüllü olarak katılmıştır. Araştırmada çalışanlara örgütsel sinizm ölçeği, işten ayrılma niyeti ölçeği ve kişisel bilgi formu uygulanmıştır. Bu kapsamda elde edilen veriler betimleyici istatistikler, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (One-Way ANOVA), post-hoc testlerinden Tukey HSD ve pearson korelasyon testi kullanılarak analize tabi tutulmuştur. Elde edilen bulgular ışığında örgütsel sinizm ile işten ayrılma niyeti arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönde ve yüksek bir bulunmuştur.
Türk ve Suriyeli çocuklarda benlik saygısı, akran zorbalığı ve sosyal destek
İlkokul 4. sınıfta okuyan Türk ve Suriyeli öğrencilerde benlik saygısı, akran zorbalığı ve sosyal destek düzeyi arasındaki ilişkileri incelemeyi amaçlayan bu araştırmaya 42 Suriyeli, 88 Türk olmak üzere toplam 130 öğrenci katılmıştır. Çalışmada bağımlı değişkenler (benlik saygısı, akran zorbalığı, sosyal destek düzeyi) arasındaki ilişkileri incelenmiş, sosyodemografik değişkenler temelinde oluşturulan gruplar arasında bağımlı değişken düzeyleri bakımından farklılık olup olmadığı araştırılmıştır. Bu araştırmada, verilerin toplanması için anket formu oluşturulmuştur. Anketteki ölçekler gerekli literatür taraması yapıldıktan sonra seçilmiştir. Veriler, internet üzerinden toplanmış, araştırmacı tarafından veri toplama süreci denetlenmiştir. Anket formu 3 bölümden ve seksen yedi sorudan oluşmaktadır. Öğrencilere; Kişisel Bilgiler Formu, Akran Zorbalığı Ölçeği, Benlik Saygısı Ölçeği ve Sosyal destek ölçeği anketleri uygulanmıştır. Verilerin analizi için SPSS programı kullanılmıştır. Veri analizi sonucunda, akran zorbalığı ile benlik saygısı arasında negatif yönlü, zayıf bir ilişki; akran zorbalığı ile sosyal destek arasında pozitif yönlü, zayıf bir ilişki; benlik saygısı ile sosyal destek arasında pozitif yönlü, zayıf bir ilişki saptanmıştır. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Otizmli ve normal çocukların ana babalarında benlik algısı evlilik uyumu ve psikolojik sağlamlık ilişkisi
Bu çalışmanın amacı otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanısı almış çocuklara sahip ana babalarda benlik algısı, evlilik uyumu ve psikolojik sağlamlık düzeyleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Bu amaç doğrultusunda OSB tanısı almış çocuğu olan anneler ile babalarda bağımlı değişkenler (benlik algısı, evlilik uyumu ve psikolojik sağlamlık) arasındaki ilişkiler ele alınmış, bağımlı değişken düzeylerinin normal gelişime sahip ana babalarınkilerden farklı olup olmadığı incelenmiştir. Araştırmanın katılımcıları bu evrenden rastgele seçilen ve araştırmaya gönüllü olarak katılan otizmli çocuğa sahip anne babalar 28 ve normal gelişim gösteren çocuğa sahip anne babalar 52 olmak üzere toplam 80 kişidir. Araştırmada verilerin toplanması amacıyla kişisel bilgi formu, bağımlı değişkenleri ölçen Benlik Algısı Ölçeği, Evlilik Uyumu Ölçeği ve Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılmıştır.
Ergenlerde yalnızlık, psikolojik sağlamlık, algılanan sosyal destek ve sosyal görünüş kaygısı
Bu araştırmanın amacı ergenlerde yalnızlık, psikolojik sağlamlık, sosyal destek ve sosyal görünüş kaygısı ile arasındaki ilişkilerin incelenmesi ve sosyal destek psikolojik sağlamlığın, yalnızlık ile sosyal görünüş kaygısı arasında aracı rolü olup olmadığının incelenmesidir. Araştırmanın katılımcılarını liselerde okuyan 13-18 yaş arası 521 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler İstanbul ilinde Zeytinburnu ilçesinde bulunan proje temelli Anadolu liselerinden toplanmıştır. Verilerin toplanmasında 'Kişisel Bilgi Formu', 'Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği', 'Algılanan Çok Boyutlu Sosyal Destek Ölçeği', 'U.C.L.A. Yalnızlık Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği' kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, t-testi, korelasyon analizi, doğrulayıcı faktör analizi ve yol analizi teknikleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda yalnızlık, sosyal destek, psikolojik sağlamlık ve sosyal görünüş kaygısı arasındaki korelasyonlar .01 düzeyinde anlamlıdır. Değişkenlere ait yol modelinin iyilik değerleri X2=0,213, df=1, X2/df= 0,213, p=0,64'tür. RMSEA= 0,000, TLI=1,000, CFI=1,000 ve SRMR=0,004'tür. Bu sonuçlara göre model veri uyumu bütün değerler için iyidir. Yalnızlık psikolojik sağlamlığın, sosyal desteğin ve sosyal görünüş kaygısının anlamlı bir açıklayıcısıdır. Psikolojik sağlamlık sosyal görünüş kaygısının anlamlı açıklayıcısıdır. Fakat sosyal destek sosyal görünüş kaygısının anlamlı açıklayıcısı değildir. Psikolojik sağlamlığın, yalnızlık ve sosyal görünüş kaygısı arasında kısmi aracılık rolü vardır. Ayrıca cinsiyet değişkenine göre lise öğrencilerinin yalnızlık ve sosyal görünüş kaygısında kızların puan ortalamaları erkeklerinkinden yüksektir. Erkeklerin psikolojik sağlamlık düzeyi daha yüksek bulunmuştur. Sosyal destek için cinsiyetler açısından farklılaşma yoktur.
Evli bireylerde sosyal medya bağımlılığının evlilik uyumu ve evlilik doyumu üzerindeki etkisi
Bu araştırmanın amacı; evli bireylerde evlilik doyumu, evlilik uyumu ve sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın amacına uygun olarak katılımcıların kişisel özellikleri ile bağımlı değişken olarak ele alınan sosyal medya bağımlılığı, evlilik uyumu ve evlilik doyumu arasında birlikte değişim ilişkisi olup olmadığı, bu özelliklere bağlı olarak oluşturular grupların bağımlı değişkenler olan sosyal medya bağımlılığı, evlilik uyumu ve evlilik doyumu bakımından farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların evlilik uyumuna dair tutumlarını belirlemek amacıyla geçerlik ve güvenirlik çalışması Tutarel-Kışlak (1999) tarafından yapılmış olan 'Evlilik Uyum Ölçeği' kullanılırken, Evlilik doyumunun belirlenmesine yönelik Çelik ve İnanç (2009) tarafından geliştirilen 'Evlilik Doyum Ölçeği' ve sosyal medya bağımlılığının belirlenebilmesi içinde Şahin ve Yağcı (2017) tarafından geliştirilen 'Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği' kullanılmıştır. Araştırma İstanbul sınırları içerisinde evli olan bireyleri (100 kişi) içermektedir. Hazırlanan anket SPSS 22.0 for Windows paket programında güvenirlik analizine tabi tutulmuştur. Araştırma bulgularına göre evli bireylerde evlilik doyumu, evlilik uyumu ve sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişkide; evlilik uyumu ile evlilik doyumu arasında ve evlilik uyumu ile sosyal medya bağımlılığı arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkinin varlığı ortaya koyulmuştur. Evlilik doyumu ile sosyal medya bağımlılığı alt boyutlarından sanal tolerans arasında da olumlu ve anlamlı bir ilişki vardır. Kadınlarla erkekler ve severek evlenenlerle görücü usulüyle evlenenler, evlilik uyumu bakımından farklılaşmıştır. Sosyal medya kullanım süreleri temelinde oluşturulan gruplar arasında da evlilik doyumu alt boyutlarından olan benlik ile sosyal medya bağımlılığı alt boyutlarından olan sanal iletişim boyutlarında anlamlı farklılıklar olduğu ortaya koyulmuştur. Araştırmada elde edilen bulguların, son yıllarda evlilik uyumu, evlilik doyumu ve sosyal medya bağımlılığının araştırıldığı çalışmalarda incelenen değişkenler ve elde edilen bulgular bakımından benzer sonuçlar sağladığı görülmektedir. Bu bağlamda, evlilik uyumuna, evlilik doyumuna ve sosyal medya bağımlılığına dair bakış açılarının ve ilişkili faktörlerin ele alınması bakımından güncel veri elde edilmiştir.
Kadınlarda vajinismus ile ebeveyn tutumları, cinsel mit inançları ve kaygı arasındaki ilişkiler
Bu araştırmanın amacı; vajinismus tanısı almış ve almamış kadınlarda algılanan ebeveyn tutumları, cinsel mit inançları ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmanın amacına uygun olarak katılımcıların kişisel özellikleri ile bağımlı değişken olarak ele alınan algılanan ebeveyn tutumları, cinsel mitler ve kaygı düzeyi arasında birlikte değişim ilişkisi olup olmadığı, bu özelliklere bağlı olarak oluşturulan grupların bağımlı değişkenler olan alınan algılanan ebeveyn tutumları, cinsel mitler ve kaygı düzeyi bakımından farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili içerisinde vajinismus tanısı almış (122 kişi) ve almamış (118 kişi) kadınları (240 kişi) içermektedir. Katılımcıların algılanan ebeveyn tutumlarını belirlemek amacıyla Türkiye'de geçerlik ve güvenirlik çalışması Dirik ve arkadaşları (2004) tarafından yapılmış olan 'Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları Ölçeği' kullanılırken, Cinsel Mit inançların belirlenmesine yönelik Zilbergeld (1992) tarafından geliştirilen 'Cinsel Mit Değerlendirme Ölçeği' ve son olarak katılımcıların kaygı düzeylerinin belirlenebilmesi içinde Türkiye'de geçerlik ve güvenirliği Ulusoy ve ark. (1998) tarafından yapılan 'Beck Anksiyete Ölçeği' kullanılmıştır. Çalışmada, karşılaştırmalı ve tanımlayıcı istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS 22 bilgisayar temelli istatistik programı ile çözümlenmiştir. Güvenirlik testi olarak cronbach alfa tercih edilmiş, bulunan alfa değerlerinin yeterli düzeyde güvenirliğe sahip olduğu görülmüştür. Araştırma bulgularına göre vajinismus tanısı almış ve almamış kadınlarda algılanan ebeveyn tutumu, cinsel mit inançları ve kaygı düzeyi arasındaki ilişkide vajinismus tanısı almış ve almamış kadınlarda cinsel mit inançları arttıkça kaygı durumlarının da arttığı görülmüştür. Ayrıca vajinismus tanısı almış kadınlarda cinsel mit inançları ile anne baba tutumları arasında pozitif ve anlamlı ilişki bulunmuştur. Vajinismus tanısı almış ve almamış kadınlarda kaygı durumu ile anne baba tutumları arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkinin varlığı ortaya konmuştur. Araştırmada elde edilen bir diğer bulgu vajinismus tanısı almamış kadınlarda cinsel mitlere olan inanç arttıkça kaygı düzeyinin de arttığı bulunmuştur. Vajinusmu tanısı alan ve almayan kadınlarda ana-baba tutumları ve cinsel mitlerin kaygı düzeyini yordadığı tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Ergen ve yetişkinlerde sosyal medya kullanımı ile tüketici davranışları arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı; ergen ve yetişkinlerde sosyal medya kullanımı ile tüketici davranışları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın amacına uygun olarak katılımcıların kişisel özellikleri ile bağımlı değişken olarak ele alınan sosyal medya kullanımı ile tüketici davranışları arasında birlikte değişim ilişkisi olup olmadığı, bu özelliklere bağlı olarak oluşturulan grupların bağımlı değişken olarak ele alınan tüketici davranışları ve sosyal medya kullanımı bakımından farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırma anket yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların esosyal medya kullanım düzeylerini belirlemek amacıyla Türkiye'de geçerlik ve güvenirlik çalışması, Karal ve Kokoç (2010) tarafından hazırlamış olduğu 'Sosyal Medya Kullanım Ölçeği' kullanılırken, tüketici davranışlarını belirlemeye ise yönelik Erken (2019) tarafından geliştirilen 'Tüketici Davranışları Ölçeği' kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2020 yılında İzmir ilinde Konak, Gaziemir, Narlıdere ve Karabağlar ilçelerinde yer alan 15-25 ve 26-45 yaş aralığındaki ergen ve yetişkin düzeydeki 250 bireyden oluşmaktadır. Yapılan çalışma bittikten sonra anketler kontrol edilmiş olup yönergeye uygun doldurulmayan anketlerin değerlendirilmeye alınmaması sağlanmıştır. Toplanan veriler SPSS 22 bilgisayar temelli istatistik programı ile çözümlenmiştir. Güvenirlilik testi olarak Crombach Alpha testi tercih edilmiş, bulunan alfa değerlerinin yeterli düzeyde değere sahip oldukları görülmüştür. Çıkarım yöntemi olarak temel bileşenler analiz yöntemiyle kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre sosyal medya kullanımı ile tüketici davranışları arasında pozitif yönlü güçlü düzeyde ilişki olduğu görülmektedir. Sosyal medya kullanımı alt boyutlarından 'sosyal etkileşim ve İletişim' ile tüketici davranışları arasında pozitif yönlü güçlü düzeyde ilişki olduğu bulunmuştur. Sosyal medya kullanımı alt boyutlarından 'tanıma ve tanınma' ile tüketici davranışları arasında da pozitif yönlü güçlü düzeyde ilişki olduğu görülmüştür. Son olarak sosyal medya kullanımı alt boyutlarından 'Eğitim Amaçlı' ile Tüketici Davranışları arasında pozitif yönlü güçlü düzeyde ilişki olduğu bulunmuştur.
Ergenlerde sosyal medya kullanımı ile benlik saygısı ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı; ergenlerde sosyal medya kullanımı ile benlik saygısı ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkileri incelemektir. Bu amaç doğrultusunda ele alınan sosyo-demografik değişkenlerle bağımlı değişkenler (sosyal medya kullanımı, benlik saygısı ve psikolojik iyi oluş) arasındaki ilişkiler incelenmiş; sosyo-demografik değişkenler temelinde oluşturulan gruplar arasında bağımlı değişken düzeyleri bakımından farklılık olup olmadığı araştırılmıştır. Ayrıca sosyal medya kullanımının ve psikolojik iyi oluşun benlik saygısını yordayıp yordamadığını da incelenmiştir. Araştırma anket yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların sosyal medya kullanım düzeylerini belirlemek amacıyla Türkiye'de geçerlik ve güvenirlik çalışması, Solmaz ve arkadaşları (2013) tarafından hazırlamış olduğu 'Sosyal Medya Kullanım Ölçeği', benlik saygısı düzeyini belirlemeye yönelik Çuhadaroğlu (1986) tarafından Türkçe'ye uyarlanan 'Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği' kullanılırken katılımcıların psikolojik iyi oluş düzeylerini belirlemek için de Türkçe gerçerlik ve güvenirlik çalışması Telef (2013) tarafından yapılan 'Psikolojik İyi Oluş Ölçeği' kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini İzmir ilinde çeşitli liselerde öğrenim gören 150 bireyden oluşmaktadır. Toplanan veriler SPSS 22 bilgisayar temelli istatistik programı ile çözümlenmiştir. Verilerin güvenilir olup olmadığını belirlemede Crombach Alpha analizi uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan temel bileşenler yöntemi ile çıkarımsal analizlerde bulunulmuştur. Araştırma bulgularına göre sosyal medya kullanımının benlik saygısını etkilediği ve sosyal medya kullanımı ile benlik saygısı arasında negatif yönlü orta düzeyde ilişki olduğu görülmektedir. Aynı şekilde sosyal medya kullanımının psikolojik iyi oluşu etkilediği ve sosyal medya kullanımı ile psikolojik iyi oluş arasında pozitif yönlü orta düzeyde ilişki olduğu görülmektedir. Son olarak benlik saygısı kavramının psikolojik iyi oluşu etkilediği ve benlik saygısı ile psikolojik iyi oluş arasında pozitif yönlü orta düzeyde ilişki olduğu bulgulanmıştır.
Görsel sanatlar öğrencilerinde yaratıcılık ve girişimcilik arasındaki ı̇lişkiler
Bu araştırmanın amacı, görsel sanatlar öğrencilerinde yaratıcılık ve girişimcilik arasındaki ilişkileri incelemektir. Bu amaç doğrultusunda ele alınan sosyo-demografik (yaş, kardeş, okuduğu sınıf, teknolojiye ilgi düzeyi, hayal kurma düzeyi, sosyal ve kültürel etkinlikleri takip etme düzeyi) değişkenler ile görsel sanatlar öğrencilerinin yaratıcılık ve girişimcilik düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı incelenecektir. Sosyo-demografik (cinsiyet, mezun olunan lise okul türü vb.) değişiklikler temelinde oluşturulan gruplar arasında girişimcilik ve yaratıcılık bakımından anlamlı bir fark olup olmadığı araştırılacaktır. Ayrıca görsel sanatlar öğrencilerinde yaratıcılık düzeyinin girişimcilik düzeyini yordayıp yordamadığı incelenecektir. Araştırmada, amaca uygun olarak ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'deki üniversitelerde görsel sanatlar eğitimi gören lisans ve lisan üstü öğrencileri, örneklemini ise uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen 318 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma için Kişisel Bilgi Formu dışında, iki ayrı veri toplama aracı kullanılmıştır. Bunlardan ilki Raudsepp tarafından geliştirilen ve Sungur tarafından Türkçeye uyarlanan "Ne Kadar Yaratıcısınız Ölçeği" diğeri Deveci ve Çepni tarafından geliştirilen "Öğretmen Adaylarına Yönelik Girişimcilik Ölçeği"dir. Ne Kadar Yaratıcısınız Ölçeği 50 maddeden, Öğretmen Adaylarına Yönelik Girişimcilik Ölçeği ise 5 alt boyutta olmak üzere toplam 38 maddeden oluşmaktadır. Araştırmada yaratıcılık ile girişimcilik arasındaki ilişkiye bakılmış, yapılan istatistiksel analizler sonucunda elde edilen bulgulara göre görsel sanatlar öğrencilerinde yaratıcılık ve girişimcilik arasında olumlu ve anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. T-testinin sonuçlarına göre görsel sanatlar öğrencilerinde girişimcilik düzeyleri cinsiyete göre kadınların lehine olarak farklılaşmıştır. Yaş arttıkça yaratıcılık ve girişimcilik düzeyleri artmakta, kardeş sayısı arttıkça yaratıcılık düzeyi düşmektedir. Eğitim düzeyi ve teknolojiye olan ilgi düzeyi arttıkça girişimcilik lehine farklılaşmaktadır. Hayal kurma düzeyleri ile sosyal ve kültürel etkinlikleri takip etme düzeyleri arttıkça yaratıcılık ve girişimcilik düzeyleri de artmaktadır. Doğrusal basit regresyon analizi sonucunda görsel sanatlar öğrencilerinde yaratıcılık düzeyinin girişimcilik düzeyini ve girişimcilik düzeyinin yaratıcılık düzeyini anlamlı olarak yordadığı bulunmuştur. Elde edilen veriler ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Öğretmenlerde COVID-19 korkusu ile mesleki benlik saygısı ve özgecilik arasındaki ilişkiler
Bu çalışmanın temel amacı öğretmenlerde COVID-19 korkusu ile mesleki benlik saygısı ve özgecilik arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde tasarlanmıştır. Araştırmanının evrenini Orta Anadolu'da bir il merkezinde bulunan okul öncesi, ilkokul ve ortaokullarda görevli ilköğretim (temel eğitim) öğretmenleri oluşturmuştur. Araştırma örneklemi basit seçkisiz örnekleme yöntemi ile belirlenen 387 öğretmenden oluşmaktadır. Veriler COVID-19 Korkusu Ölçeği, Mesleki Benlik Saygısı Ölçeği ve Öğretmen Özgecilik Ölçeği yardımı ile toplanmıştır. Araştırmada veri toplamak için araştırmacı tarafından geliştirilen kişisel bilgi formu da kullanılmıştır. Veriler SPSS 26 paket programı yardımı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre, araştırmanın katılımcısı olan öğretmenlerde COVID-19 korku düzeyi ve Mesleki Benlik Saygısı düzeyi teorik ortalamanın altında, özgecilik davranışı ise üstündedir. Katılımcılara ait görüşlerde demografik özelliklerin tamamına göre yüzde 0,05 düzeyinde anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. Öğretmenlerdeki COVID-19 korkusu ile mesleki benlik saygısı arasında pozitif yönlü, Özgecilik Davranışı arasında da negatif yönlü düşük bir ilişki bulunmaktadır. Mesleki Benlik Saygısı ile Özgecilik Davranışı arasında ise pozitif bir ilişki bulunmaktadır. Araştırmanın temel değişkenleri arasında yapılan Doğrusal Regresyon Analizi sonuçları ise değişkenler arası ilişkilerin anlamlı olmadığını ortaya koymuştur. Araştırma sonuçları ilgili literatür temelinde tartışılmış ve bulgulara dayalı olarak geliştirilen bazı öneriler de sunulmuştur.