Theses supervised by Prof. Dr. Nevin Şanlıer
36 theses · Gazi University, Ankara Medipol University
Otelcilik ve turizm meslek liseleri ile kız meslek liselerinin yiyecek içecek hizmetleri alanı meslek dersleri okutulurken karşılaşılan sorunlar
Bu araştırmanın amacı; turizm sektörünün yiyecek içecek alanına eleman yetiştirilen otelcilik ve turizm meslek liseleri ile kız meslek liselerinde yiyecek içecek hizmetleri alanında meslek dersleri eğitiminde karşılaşılan sorunların hem öğrenci hem de öğretmen boyutları ile belirlenmesidir.Konuyla ilgili literatür taraması yapılmış ve 2011- 2012 eğitim öğretim yılında Otelcilik ve Turizm Meslek Liseleri ile Kız Meslek Liselerinde görev yapan 132 öğretmene, bu okullarda eğitim-öğretimine devam eden 523 öğrenciye araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu uygulanmıştır. Çalışmada kullanılan ölçeklerin güvenirliliğine ilişkin gerekli analizler yapılmış ve öğretmenlere uygulanan ölçeğin Chronbach?s Alpha değeri 0,77, öğrencilere uygulanan ölçeğin Chronbach?s Alpha değeri ise 0,70 bulunmuştur. Verilerin analizinde ?yüzde?, ?frekans?, ?bağımsız örneklem için t testi? , ? tek yönlü varyans (Anova) analizi? ve ?Tukey HSD testi analizleri yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre; staj eğitiminde çalışma saatlerinin uzunluğu ve izinler konusunda öğrencilerin problem yaşadığına ilişkin ifade, araştırmaya katılan öğrenciler tarafından özellikle vurgulanmıştır (2,36 puan ortalaması). Ayrıca öğrencilerin uygulama için malzeme teminini kendi imkanları ile sağlamaları, araştırmaya katılan hem öğretmen (2,46 puan ortalaması) ve hem de öğrenciler tarafından bir sorun olarak ifade edilmiştir. Ayrıca araştırmaya katılan öğretmenlerin meslek derslerine ilişkin sorunların başında, uygulama derslerinin bireysel olarak yapılamaması gelmektedir (2,74 puan ortalaması). Öğretmenler kendilerini geliştirmeleri için hizmet içi eğitim kurslarının arttırılması gerektiğini (2,42 puan ortalaması) ifade etmektedirler. Anahtar Kelimeler: Turizm Eğitimi, Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı, Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı Meslek Dersleri Sorunları
Turizm eğitimi almakta olan üniversite öğrencilerinin kariyer planlamalarına ilişkin görüşlerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; Turizm eğitimi almakta olan ön lisans ve lisans öğrencilerinin mezun olduktan sonra çalışma hayatlarında kariyer planlarken çalışmak istedikleri bölümleri, alanları, kurumları, pozisyonları ve beklentilerini belirlemektir.Veriler turizm eğitimi almakta olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden, gönüllü 533 öğrenciye hazırlanan anket formu uygulanarak toplanmıştır. Çalışmada kullanılan ölçeğin güvenilirliği Chronbach ?:0,8563 bulunmuştur. Verilerin analizinde, ?yüzde?, ?frekans?, ?t-testi? ve ?tek faktörlü varyans (Anova) analizi? analizleri yapılmıştır.Araştırmanın bulgularına göre katılımcıların %48,2'si mezuniyet sonrası özel sektörde çalışmak istemekte ve %55,5'i ise üst düzey yönetici olmayı planlamaktadır. Öğrencilerin mezuniyet sonrası çalışmak istedikleri kurumdan en önemli beklentileri yaptıkları işi seviyor olmaları ve işyerinde terfi edebilme imkanlarının olmasıdır. Kız öğrenciler çalışmayı planladıkları işyerinin fiziksel şartlarını ve işyerindeki takdir ve ödüllendirme adaletinin olmasını erkek öğrencilerden daha fazla önemsemektedirler (p<0.001). İki yıllık meslek yüksek okulunda eğitim gören öğrencilerin iş yerimdeki ücrete ilişkin puan ortalaması 4,32±ss iken, dört yıllık fakültede eğitim gören öğrencilerin puan ortalaması 4,51±ss'dir ve aradaki fark istatistiksel açıdan önemlidir (p<0.01). Birinci sınıf öğrencilerin, çalıştığım kurumun çalışanlar için hekim ve sağlık hizmeti sunuyor olmasına ilişkin puan ortalaması 4,28±ss, ikinci sınıf öğrencilerin puan ortalaması 3,99±ss ve üçüncü sınıf öğrencilerin puan ortalaması ise 4,05±ss'dir ve aradaki fark istatistiksel açıdan önemlidir (p<0,01). Ayrıca araştırmada, öğrencilerin çalışmak istedikleri işyerinden beklentileri ile cinsiyet, öğrenim süresi, okudukları okulu seçme istekleri, öğrenim gördükleri sınıf ve mezuniyet sonrası çalışmak istedikleri kurum değişkenleri açısından istatistiksel açıdan farklılıklar önemli bulunmuştur (p<0.05).Anahtar Kelimeler: Turizm Öğrencileri, Kariyer Planlama, Kariyer Tercihi
Yerli ve yabancı turistlerin konaklama işletmelerinin restoranlarında verilen hizmetlere ilişkin memnuniyet düzeylerinin belirlenmesi
Bu araştırma; konaklama işletmelerinin restoranlarında verilen hizmetlerden duyulan memnuniyetin yerli ve yabancı turistler arasında farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür.Araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket tekniği kullanılmıştır. Çalışma, 2011 yılında Bodrum'da 200 yerli, 200 yabancı olmak üzere toplam 400 turist üzerinde yapılmıştır. Anket formu iki bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde, demografik özellikleri belirlemeye yönelik sorular; ikinci bölümde ise yerli ve yabancı turistlerin konaklama işletmelerinin restoranlarında verilen hizmetlere ilişkin memnuniyetlerini belirlemeye yönelik 26 ifade bulunmaktadır.Elde edilen veriler SPSS 16.0paket programında değerlendirilmiş olup, frekans ve yüzde dağılımlarının yanı sıra aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri hesaplanmıştır. Demografik değişkenler ile yerli ve yabancı turistlerin konaklama işletmelerinin restoranlarında verilen hizmetlere ilişkin memnuniyet düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını belirlemek için t-testi ve ANOVA testi yapılmış olup, sonuçlar 0,05 anlamlılık düzeyine göre değerlendirilmiştir.Araştırmada, turist tipi (p=0,000); yerli turistlerin konaklama işletmesiyle ilgili edindikleri bilgi kaynakları (p=0,002), yerli turistlerin daha önce işletmeye gelip gelmeme durumu (p=0,031); yabancı turistlerin yaşları (p=0,004) ve yabancı turistlerin medeni durumları (p=0,016) gibi demografik değişkenleri ile konaklama işletmelerinin restoranlarında verilen hizmetlerle memnuniyet düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olduğu saptanmıştır (p<0,05).
Yerli ve yabancı turistlerin otel işletmelerinde sunulan hizmet kalitesi algılamalarının müşteri sadakati üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı; otel işletmelerinde sunulan hizmet kalitesinin müşteri sadakati üzerindeki etkilerini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda, otel işletmelerinde konaklayan yerli ve yabancı turistlerin hizmet kalitesi ile ilgili beklentileri ve algılamaları incelenmiştir.Konuyla ilgili literatür taraması yapılmış ve 2012 yılında İzmir'de 5 yıldızlı otel işletmelerinde konaklayan yerli ve yabancı 405 turiste anket formları uygulanarak veriler toplanmıştır. Çalışmada kullanılan ölçeklerin güvenilirliğine ilişkin gerekli analizler yapılmış ve ölçeklerin güvenilirlik katsayıları Servqual ölçeği için chronbach ?:0,92 ve müşteri sadakati ölçeği için chronbach ?:0,89 bulunmuştur. Verilerin analizinde, ?yüzde?, ?frekans?, ?bağımsız örneklemler için t testi?, ?tek yönlü varyans (Anova) analizi?, ?Tukey HSD testi? ve ?regresyon? analizleri yapılmıştır.Araştırmanın bulgularına göre yerli turistlerin hizmet kalitesi algılama puan ortalamaları (3,88) yabancı turistlere (3,68) oranla daha yüksek olup, araştırmaya katılan bireylerin eğitim seviyesi (% 55,3 lisans ve üstü) oldukça yüksektir. Hizmet kalitesi algılamalarının müşteri sadakati üzerinde olumlu bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca hizmet kalitesi algılamaları, demografik özelliklere göre farklılık göstermektedir.
Tip 2 diyabetli bireylerin hastalıklarını kabulleri, duygusal endişeleri ve yaşam kalitelerinin beslenme durumları üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; tip 2 diyabetli bireylerin hastalığı kabul, duygusal endişe ve yaşam kalitelerinin beslenme durumları üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya, Ankara'da yaşayan 20-65 yaş arası 145 (73 erkek, 72 kadın) tip 2 diyabetli gönüllü birey katılmıştır. Katılımcıların verileri araştırmacı tarafından hazırlanan ve yüz yüze uygulanan soru formu ile toplanmıştır. Bireylerin genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, beslenme (besin tüketim kaydı ve Sağlıklı Yeme İndeksi-2010 (SYİ-2010)), hastalığı kabul (Hastalığı Kabul Ölçeği (HKÖ)), duygusal endişe (Diyabetle İlgili Sorunlu Alanlar (DİSA) Ölçeği), depresyon durumları (Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)) ile yaşam kaliteleri (Kısa Form-36 (SF-36)) Ölçeği) değerlendirilmiştir. Bireylerin %50.3'ü erkek ve %49.7'si kadın olup, çoğu (%93.8) 46-65 yaş arasındadır. Katılımcıların %48.3'ü hafif şişman, %47.6'sı ise obezdir ve HKÖ'den ortalama 30.2±5.62 puan almışlardır. Bireylerin %35.9'unun duygusal endişe yaşadığı ve %37.2'sinin hafif, %12.5'inin orta ve %2'sinin şiddetli depresyon belirtileri gösterdiği tespit edilmiştir. Kadınların yaşam kalitesi erkeklere göre daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin %37.9'u kötü, %58.6'sı iyileştirilmesi gerekli ve %3.5'i iyi diyete sahiptir. Bu durum da bireylerin diyet kalitelerinin düşük olduğunu göstermiştir. SYİ-2010 ile HKÖ, DİSA, BDÖ ve SF-36 arasında anlamlı bir ilişki saptanmamış, ancak bu ölçekler arasında ilişkiler bulunmuştur. Bu nedenle tip 2 diyabetli bireylere, beslenmelerinin iyileştirilmesi ve beslenmenin önemini fark etmeleri için beslenme eğitimi verilmeli ve eğitim sırasında bireyin beslenmesini tedavinin bir parçası olarak görüp görmediği değerlendirilmelidir. Tip 2 diyabetlilerin beslenmelerini etkileyen faktörler varsa belirlenerek, bireye özel beslenme tedavisinin diyetisyen tarafından oluşturulması fayda sağlayacaktır.
Yetişkin bireylerde yiyeceklerden tiksinme eğilimi, sağlıklı beslenme takıntısı ve beslenme durumunun değerlendirilmesi
Bu çalışma, yetişkin bireylerin tiksinme eğilimlerinin sağlıklı beslenme takıntısı üzerine etkilerini araştırmak ve beslenme durumlarını değerlendirmek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmaya, Ankara ilinde yaşayan 19-55 yaş arası, 328 erkek, 524 kadın olmak üzere toplam 852 yetişkin gönüllü birey katılmıştır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile toplanmıştır. Bireyler genel bilgiler, sağlık bilgileri, antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıklarına ait sorular ile Tiksinme Ölçeği Revize Formu (TÖR), Tiksinti Eğilimi ve Duyarlılığı Ölçeği (TEDÖ), Gıda İğrenme Ölçeği (GİÖ) ve ORTO-15 testini yanıtlamışlardır. Bireylerin %61.5'i kadın, %38.5'i erkek olup yaş ortalamaları 28.3±8.65 yıldır. Bireylerin yarısından fazlası normal beden kütle indeksi (BKİ)'ne sahiptir (erkeklerde, %57.0; kadınlarda, %63.2). TÖR (E: 13.9±4.43, K: 16.6±4.04), TEDÖ (E: 45.0±12.98, K: 49.9±13.24) ve GİÖ (E:110.8±29.94, K:118.0±27.94) ölçek puan ortalamaları kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. ORTO-15 puanları ise erkeklerde daha yüksektir (p<0.05). Eğitim durumu açısından TEDÖ ve ORTO-15 puanları arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Katılımcıların beden kütle indeksi (BKİ) sınıflaması açısından ORTO-15 puan dağılımı anlamlı bir farklılık göstermemektedir (p>0.05). BKİ arttıkça, TEDÖ ve GİÖ ölçek puanlarının azaldığı saptanmıştır (p<0.05). Sabah, öğle ve akşam öğün tüketim süreleri arttıkça TÖR ve GİÖ ölçek puanlarının arttığı, ORTO-15 puanının azaldığı bulunmuştur (p<0.05). TÖR ile TEDÖ ve GİÖ ölçekleri arasında pozitif bir ilişki ORTO-15 ölçeği ile negatif bir ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Çalışmanın sonuçları, bireylerin tiksinme eğilimleri arttıkça ortorektik olma eğilimlerinin daha fazla olduğunu göstermektedir. Bu nedenle sağlıklı beslenme takıntısı değerlendirilirken, yaş, cinsiyet, eğitim ve beslenme durumunun yanı sıra tiksinme eğilimi ile tiksinme duyarlılığı vb. diğer etmenlerin birlikte değerlendirilmesinde yarar vardır.Anahtar Sözcükler: Beslenme durumu, ortoreksiya nervoza, sağlıklı beslenme takıntısı, tiksinme, tiksinme eğilimi
Stres ve uyku kalitesinin yeme bozukluğu ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinde stres düzeyleri, uyku kalitesi ve sınav kaygısının yeme bozukları ile ilişkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya yaş ortalaması 22.4±1.57 yıl olan 291 kadın (%58.3) ve 208 erkek (%41.7) toplam 499 üniversite öğrencisi dahil edilmiştir. Katılımcıların genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, stres düzeyleri (Algılanan Stres Ölçeği-ASÖ), sınav kaygı düzeyleri (Sınav Kaygısı Envanteri-SKE), uyku kaliteleri (Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi-PUKİ) ve yeme tutumları (Yeme Tutum Testi-YTT-26) değerlendirilmiştir. Öğrencilerin %71.6'sı normal BKİ'ye sahip olup ASÖ puan ortalaması 27.4±7.25, SKE puan ortalaması 43.0±13.28'dir. YTT-26 puan ortalamaları erkeklerde 16.8±11.28 ve kadınlarda 17.3±9.40 olup her iki cinsiyet için benzer bulunmuştur. Katılımcıların %66.9'u normal yeme tutumuna sahipken %33.1'i anormal yeme tutumuna sahiptir ve %78.4'ü ise kötü uyku kalitesi göstermiştir. Kötü uyku kalitesine sahip bireylerin YTT-26 puan ortalamaları (17.6±10.17), iyi uyku kalitesine sahip bireylerden (16.6±10.39) yüksek (p<0.05) olup PUKİ puanları ile YTT-26 puanları arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Ancak yetersiz özyeterlik algısı, stres/rahatsızlık algısı ve ASÖ ile YTT-26 arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Anormal yeme tutumu olanların SKE ortalama puanları (45.9±13.75) normal yeme tutumu olanlara göre (41.6±12.82) daha yüksek olup SKE ile YTT-26 arasında pozitif korelasyon olduğu saptanmıştır (p<0.05). ASÖ, SKE ve PUKİ arasında pozitif anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Yapılan lojistik regresyon analizi sonucunda kuruntu (SKE alt boyutu) skoru 1 birim arttığında, anormal yeme tutumunun %7.1 kat arttığı bulunmuştur (OR=1.071, p<0.05). Üniversite öğrencilerinin yeme bozuklukları geliştirme açısından risk altında oldukları görülmüştür. Bu öğrencilerde yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıkları teşvik edilmeli ve beslenme alışkanlıkları değerlendirilmelidir.
Kronik obstrüktif akciğer hastalarının beslenme durumu, antropometrik ölçümleri ile yaşam ve uyku kaliteleri arasındaki ilişkinin saptanması
Bu çalışmanın amacı kronik obstrüktif akciğer hastalarının beslenme durumu ile antropometrik ölçümlerinin yaşam ve uyku kaliteleri üzerine etkisinin saptanmasıdır. Çalışmaya 40-75 yaş aralığındaki 64 erkek (%80.0), 16 kadın (%20.0) olmak üzere toplam 80 KOAH tanısı almış birey dahil edilmiştir. Katılımcıların genel özellikleri, sağlık bilgileri, sigara içme durumu, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri, besin tüketim kayıtları, biyokimyasal parametreleri, yaşam kaliteleri (KOAH Değerlendirme Testi-CAT, St. George Solunum Anketi-SGRQ), günlük yaşam aktiviteleri (Lawton Brody EGYA), öz etkililikleri (KOAH Öz-Etkililik Ölçeği), uyku kaliteleri (Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi-PUKİ) ve fiziksel aktiviteleri (Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-IPAQ) değerlendirilmiştir. Evre 1-2'deki bireylerin %11.4'ünde, Evre 3-4 teki bireylerin %36.1'inde son 6 ayda vücut ağırlığında azalma görülmüştür (p<0.05). Ancak bireylerin KOAH evrelerine göre antropometrik ölçümleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). İyi uyku kalitesi olan bireylerin gece uyku süresi ortancası 8.2 saat, kötü uyku kalitesi olanların ise 7.9 saatir (p<0.05). Kas kütlesi ile KOAH Öz-Etkililik Ölçek puanı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). El kavrama gücü ile enerji alımı arasında pozitif bir korelasyon olduğu saptanmıştır (p<0.001). Boyun çevresi ve BMH ile enerji, karbonhidrat(g) ve protein(g) arasında pozitif ilişki bulunurken, yağ(%) arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0.05). Yapılan lojistik regresyon analizi sonucunda SGRQ semptom skorunun 1 birim arttığında, kötü uyku kalitesini %4.3 kat arttığı bulunmuştur (OR=1.043, p<0.05). KOAH'lı bireylerin kas güçlerinin azalması yaşam kalitelerini azaltmaktadır. KOAH'lı bireylerin yaşam kalitelerini artırmak için beslenme durumları düzenli olarak değerlendirilmeli ve bireye özgü beslenme tedavisi programları geliştirilmelidir.
İnsülin direnci olan yetişkin bireylerin duygusal iştah, gece yeme, beslenme alışkanları ve antropometrik ölçümleri ile akdeniz diyetine uyumun irdelenmesi
Bu çalışmanın amacı insülin direnci olan yetişkin bireylerde beslenme durumlarının tespit ederek değerlendirmek ve beslenme alışkanlıklarında etkili olan duygusal iştah, gece yeme alışkanlıkları, Akdeniz Diyeti uyumu arasındaki ilişkiyi irdelemektir. Çalışmaya Özel Sular Vatan Hastanesi Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvuran ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden yaşları 18-65 yaş arası 205 (103 kadın, 102 erkek) insülin direnci tanısı olan bireyler üzerinde gerçekleşmiştir. Katılımcıların verileri araştırmacı tarafından hazırlanan ve yüz yüze uygulanan soru formu ile toplanmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları ve Duygusal İştah Anketi (DİA), Gece Yeme Anketi Ölçeği (GYA), Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği (MEDAS), Uluslarası Fiziksel Aktivite (IPAQ- Kısa Form) ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kayıtları değerlendirilmiştir. Bireylerin %50.2'si kadın, %49.8'i erkek olup, yaş ortalaması 35,22±12,40 yıldır. Katılımcıların 52'si hafif şişman, 127'si obezdir. Bireylerin Akdeniz Diyetine %22.0'si düşük uyum, %61.0'i orta uyum, %17.1'i yüksek uyum sağladığı tespit edilmiştir. Bireylerin %48.3'ü inaktif ve %8.8'i gece yeme sendromu sahip olduğu tespit edilmiştir. Kadın bireylerin negatif iştah puan ortalaması 51.32±24.17, erkeklerde pozitif duygusal iştah puan ortalamaları 45.28±13.74 bulunmuştur. Çalışmada MEDAS ile HOMA-IR değeri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiş ancak DİA, GYA ve IPAQ arasında anlamlı bir ilişki saptanmamış, fakat bu ölçekler arasında ilişkiler saptanmıştır. İnsülin direnci olan bireylerin beslenmelerini ve yaşamlarını etkileyen faktörler göz önünde bulundurularak bireye özel beslenme tedavisinin diyetisyen tarafından oluşturulması kişiye yarar sağlayacak ve kronik hastalıkların oluşmasını engellemesinde katkı sağlayacaktır.
Kemik iliği nakli yapılan hastalarda depresyon, yaşam ve beslenme kalitesi ile beslenme durumunu etkileyen faktörlerin saptanması
Bu çalışmanın amacı, kemik iliği nakli yapılan hastalarda depresyon, yaşam ve beslenme kalitesi ile beslenme durumunu etkileyen faktörlerin saptanmasıdır. Çalışmaya 20-76 yıaş arasında olan,18 erkek (%66.7),9 kadın (%33.3) birey olmak üzere toplam 27 hematopoietik kök hücre nakil hastası dahil edimiştir. Katılımcılar genel özellikleri, sağlık bilgileri, nakli türü,beslenme alışkanlıkları,antropometrik ölçümleri, nakil öncesi ve nakil sonrası olmak üzere 24 saatlik besin tüketim kayıtları,biyokimyasal parametreleri,malntrisyon tarama testleri Nütrisyonel Risk Taraması (NR2002),Hasta Odaklı Subjektif Global Değerlendirme(PG-SGA),Üst Orta Kol Çevresi (ÜOKÇ), Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ),Yaşam Kalitesi QLQ-C30 (European Organization for the Research and Treatment of Cancer Quality of Life Questionnaire EORTC QLQ-C30),nakil öncesi ve nakil sonrası semptom takibi yapılarak değerlendirilmiştir. Nakil sonrası, nakil öncesine kıyasla iştahsızlık, ishal/diyare, mukozit/ağızda yara, yutma güçlüğü/disfaji, çabuk doyma ve tat alamama gibi semptomlarda artış olduğu gözlenmiştir (p<0,05). Hastaların nakil sonrası günlük toplamenerji, protein, yağ, su, posa, demir, sodyum, potasyum, kalsiyum, fosfor, bakır, çinko, manganez, B12 vitamini, teklidoymamış yağ, çokludoymamış yağ, posa(çözünür ve çözünmez) alımlarında nakil öncesine göre gözlenen düşüş ve karbonhidratyüzde alımlarındaki artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Nakil öncesi sodyum, potasyum, fosfor,kalsiyum,demir ve D vitamininin günlük alımı yüzdeleri erkelerde kadınlara oranla daha yüksek olduğu gözlenmiştir (p<0.005).Nakil sonrası sadece demir ve D vitamini alımı erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.005).NRS-2002 sınıflamasına göre nakil öncesi besin ögeleri alımları istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0,05). Korelasyon analizine göre,bel çevresi (cm), kalça çevresi (cm), üst orta kol çevresi (cm), vücut yağ yüzdesi (%), vücut yağsız doku kütlesi (kg), beden kütle indeksi (kg/m²) ve bel çevresi/kalça çevresi oranı (cm) ile Beck Umutsuzluk Ölçeği Ortalama, EORTCYaşam Kalite Ölçeği Fonksiyonel Puanlaması (Semptom Puanlaması ,Yaşam Kalite Ölçeği ve Genel Sağlık Puanlaması) arasında doğrusal bir ilişki gözlenmemiştir (p>0,05). Regresyon analizine göre nakil öncesi günlük alınan toplamprotein (g) değeri ile BKİ (kg/m2) arasında pozitif yönlü, zayıf derecede doğrusal bir ilişki tespit edilmiştir (r=0,389;p=0,045).Hematopoietik kök hücre nakil hastalarının tıbbi tedavi beslenmesi gereği, beslenme durumlarının saptanması, günlük gereksinimlerinin karşılanmas ile birlikte semptom takibinin etkin yapılması, bireye özgün beslenme planlaması,nakil öncesi ve sonrası bireylerin tedavi sürecindeki yaşam kalitelerini olum yönde etkilemektedir
Annelerin anne sütü ile ilgili algılarıyla emzirme özyeterliliklerinin bebek beslenmesi tutumu üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışma, annelerin anne sütü ile ilgili algılarıyla emzirme özyeterliliklerinin bebek beslenmesi tutumlarına etkisinin incelenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmaya Ankara ilinde yaşayan ve 0-24 ay arası bebeği olan 106 gönüllü anne (yaş ortalaması 30.4±5.36 yıl) katılmıştır. Araştırmacı tarafından hazırlanan anket formunda annelere genel bilgileri içeren sorular ile Doğum Sonrası Bağlanma Ölçeği (DSBÖ), Bebek Beslenmesi Tutum Ölçeği (IOWA), Erişkinlerin Anne Sütü İle İlgili Algı Ölçeği (ASAÖ), Postpartum Emzirme Özyeterlilik Ölçeği (EÖYÖ) yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Annelerin %65.1'i bebeklerini ilk bir saat içinde emzirmiş, %71.8'i ilk 6 ay bebeğini sadece anne sütü ile beslendiği saptanmıştır. Annelerin ortalama emzirme süresi 9.61±7.50 aydır. Annelerin IOWA, EÖYÖ ve ASAÖ ölçekleri ortalama puanları sırasıyla 69±5.30, 62.37±8.69, 125.43±27.88'dir. IOWA ölçeğine göre emzirmeye yatkın annelerin EÖYÖ (EY: 66.56±3.57, K: 58.90±10.07) ve ASAÖ (EY: 136.08±22.83, K: 116.62±28.77) puanları kararsız annelere göre yüksektir (p<0.05). IOWA ile EÖYÖ ve ASAÖ ölçekleri arasında pozitif ilişki, DSBÖ ölçeği arasında negatif ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). EÖYÖ'den ve ASAÖ'den alınan puanda 1'er puanlık artış IOWA ölçeğinde sırasıyla 0.223 ve 0.086 puan artışa neden olmaktadır. EÖYÖ ölçeği ile IOWA ölçeğinin ilişkisinde ASAÖ ölçeğinin kısmi aracı rolü vardır (B=0.087, SH=0.038, %95 GA=[0.0317,0.01789]; p<0.05). Oluşan modellemede bebek beslenmesi tutumundaki varyansın %33.9'u açıklanmaktadır. Sonuç olarak annelerin anne sütü ile ilgili algısı ve emzirme özyeterliliği arttıkça bebek beslenmesi tutumunda emzirmeye yatkın olma eğiliminin arttığı tespit edilmiştir. Bu nedenle anne sütü ve emzirmeyi teşvik edici yenilikçi uygulamalar değerlendirilirken bu konuya ilişkin eğitimlerin de planlanması faydalı olacaktır.
Kadınlarda diyet uygulamaları ile beslenme bilgi düzeyi, sağlıklı beslenme takıntısı, beden algısı ve sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma kadınlarda diyet uygulamaları ile sağlıklı beslenme takıntısı, beden algısı, sosyal medya bağımlılığı ve beslenme bilgi düzeyini belirlemek amacıyla planlamış ve yürütülmüştür. Çalışmaya 18-60 yaş arası 613 gönüllü kadın katılmıştır. Katılımcılar genel bilgiler, antropometrik ölçümler, diyet uygulamalarına ilişkin bilgiler, sosyal medya kullanımlarına ilişkin bilgiler, ORTO-R, Vücut Şekli Anketi (Body Shape Questionnaire-BSQ-34), Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (BSMBÖ) ve Genel ve Spor Beslenmesi Ölçeği (General and Sport Nutrition Knowledge Questionnaire-GeSNK)'nin Genel Beslenme bölümünü yanıtlamışlardır. Kadınların yaş ortalaması 28.47±9.38 yıldır. Kadınların %66.4'ü normal beden kütle indeksi (BKİ) değerine sahiptir. Kadınlar ORTO-R ölçeğinden 17.5±5.1, BSQ-34 ölçeğinden 89.2±40.2, GeSNK 38.6±12.5, BSMBÖ'den ise 17.3±6.1 puan almışlardır. Katılımcıların ORTO-R, BSQ-34 ve GeSNK toplam puanlarının BKİ sınıflamasına göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde farklılaştığı saptanmıştır (p<0.05). Diyet uygulayanların ORTO-R, BSQ-34 ve BSBMÖ toplam puanları diyet uygulamayanlardan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.001). Vücut ağırlığından memnun olma durumlarına göre ORTO-R, BSMBÖ, BSQ-34 ve GeSNK ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). ORTO-R, BSMBÖ, BSQ-34 ve GeSNK toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak ortorektik eğilim, beden algısı, sosyal medya bağımlılığı ve beslenme bilgi düzeyinin bireylerde diyet uygulamalarına, popüler diyetlere bakış açısına ve sosyal medya üzerinden diyet uygulamalarına etkisi bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Anahtar Sözcükler: Ortoreksiya nervoza, sağlıklı beslenme takıntısı, beden algısı, beslenme bilgi düzeyi, sosyal medya, diyet
Kemoterapi alan hastalarda malnütrisyon durumu ile kanser yalnızlık, psikolojik sağlamlılık, yaşam kalitesi ve tat alma değişikliğinin tespiti
Bu çalışma ayaktan kemoterapi alan hastalarda malnütrisyon durumu ile kanser yalnızlık, psikolojik sağlamlılık, yaşam kalitesi ve tat alma değişikliğinin tespit edilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya ayaktan kemoterapi tedavisi alan 19-65 yaş arasındaki 610 (296 erkek, 314 kadın) gönüllü birey katılmıştır. Katılımcıların verileri araştırmacı tarafından hazırlanan ve yüz yüze uygulanan soru formu ile toplanmıştır. Bireylerin genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, biyokimyasal bulguları, beslenme alışkanlıkların ait sorular, hastalık bilgileri, malnütrisyon durumları (Hasta Odaklı Subjektif Global Değerlendirme PG-SGA), yalnızlık (Kanser Yalnızlık Ölçeği), psikolojik sağlamlılık (Psikolojik Sağlamlılık Ölçeği), yaşam kaliteleri (Yaşam Kalitesi Ölçeği (EORT QLQ-C30)), tat alma değişiklikleri [Kemoterapiye Bağlı Tat Alma Değişikliği Ölçeği (K-TADÖ)] ile beslenme durumları [besin tüketim kaydı ve Sağlıklı Yeme İndeksi-2015 (SYİ-2015)] değerlendirilmiştir. Bireylerin %48.5'i erkek ve %51.5'i kadındır. Hastaların vücut ağırlıkları %2.0 zayıf, %37.0 normal, %40.5 hafif şişman, %21.0 obezdir. Erkeklerin %70.9'u ve kadınların %70.7'si ciddi malnütrisyona sahiptir. Psikolojik Sağlamlılık ve PG-SGA puan ortalamaları en yüksek (sırasıyla 13.8±6.2, 21.7±6.7) zayıf diyet grubundaki bireylerde olup, Kanser Yalnızlık Ölçeği puan ortalaması (29.3±15.66) en yüksek Geliştirilmesi gerekli diyet grubunda yer alan hastalarda bulunmuştur (p>0.05). Genel Tat Alma Değişiklikleri, Genel Sağlık ve Semptom Ölçeklerisı değerlerinin, ciddi malnütrisyon durumunu etkileyen anlamlı prediktörler olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Bu nedenle ayaktan kemoterapi alan hastaların tedavi sürecinin sağlıklı ilerlemesi ve yaşam kalitelerinin artması için malnütrisyon durumları yanında yalnızlık duygusu, psikolojik sağlamlılık durumu ve tat alma değişimlerinin değerlendirilmesi fayda sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Beslenme, kanser, kemoterapi, malnütrisyon, yaşam kalitesi
Polikistik over sendromlu kadınlarda yaşam kalitesi, beden şekli ve depresyonun diyetin sağlıklı yeme, karbonhidrat kalitesi ve diyet inflamatuar indeksi ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışma PKOS'lu kadınların yaşam kalitesi, beden şekli ve depresyon durumunun diyetin sağlıklı yeme, karbonhidrat kalitesi ve diyet inflamatuar indeksi ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya 19-40 yaş arası 247 gönüllü PKOS hastası katılmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, biyokimyasal bulguları, beslenme alışkanlıkları, yaşam kaliteleri (PCOSQ-50), beden şekli hakkındaki düşüncesi (BŞA-34), depresyon durumu (BDÖ) ve diyet kaliteleri (Sağlıklı Yeme İndeksi-2010 (SYİ-2010), Karbonhidrat Kalitesi İndeksi (KKİ), Diyet İnflamatuar İndeksi (Dİİ)) değerlendirilmiştir. Bireylerin yaşam kalitesi 19-24 yaşa göre 25-40 yaş aralığında daha yüksektir (sırasıyla 161.0±24.81, 171.3±27.34) (p<0.05). Ayrıca kadınların BKİ (kg/m2) değeri arttıkça beden endişesi artmaktadır (p<0.001). Minimal depresyona (175.7±27.61) sahip bireylerin yaşam kalitesi puanı hafif (160.8±23.20) ve orta-şiddetli depresyona (154.4±25.32) sahip bireylere göre daha yüksektir (p<0.001). Katılımcıların beden şekli endişesinin artması yaşam kalitesini azaltmaktadır (p<0.001). Korelasyon analizine göre PCOSQ-50 ile BŞA, BDÖ ve BKİ arasında negatif ilişki saptanmıştır ve istatiksel olarak anlamlıdır (sırasıyla p<0.001, p<0.001, p=0.002). Diyet indekslerinde ise KKİ ile Dİİ arasında negatif, KKİ ile SYİ-2010 arasında pozitif bir korelasyon vardır ve farklılık istatiksel olarak da anlamlı bulunmuştur (p<0.001). Dİİ ile SYİ-2010 arasında negatif bir ilişki bulunmuş olup ilişki istatiksel olarak anlamlıdır (p<0.001). Katılımcıların BKİ değerleri ile depresyon ve beden şekli düşünceleri arasında pozitif ilişki mevcuttur. Bireylerin semptomları, yaş, beden şekli düşüncesi ve depresyon durumu gibi birçok faktör bireyin yaşam kalitesini etkilemektedir. PKOS'lu kadınların yaşam kalitesinin artması, depresyon durumunun azalması ve beden algısının düzelmesi için bireye özgü iyi kalite, anti-inflamatuar özellikli beslenme planının uygulanmasında yarar vardır. Anahtar Sözcükler: PKOS, yaşam kalitesi, depresyon, beden şekli, diyet kalitesi.
Yetişkin bireylerde sosyal medya bağımlılığı ile yeme farkındalığı, beslenme ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma yetişkin bireylerde sosyal medya kullanımı ve bağımlılığı ile yeme farkındalığı, sağlık okuryazarlığı ve beslenme okuryazarlığı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 19-60 yaş arası 405 gönüllü kadın ve erkek bireyler katılmıştır. Katılımcılar genel bilgiler, antropometrik ölçümler, sağlık bilgileri, sosyal medya kullanımlarına ilişkin bilgiler, Yeme Farkındalığı Ölçeği (Mindful Eating Questionnaire-MEQ)), Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (Health Literacy Index-HLI)), Dijital Beslenme Okuryazarlığı Ölçeği (Digital Healthy Diet Literacy-DHLD) ve Sosyal Medya Bağımlılığı Formunu (SMBF) yanıtlamıştır. Kadınların yaş ortalaması 30.36±11.89 ve erkeklerin 28.18±10.74 yıldır. Kadın bireylerin beden kütle indeksi (BKİ) 22.8±4.2 kg/m2 ve erkek bireylerin BKİ'si 25.0±4.0 kg/m2'dir. Kadınlar MEQ ölçeğinden 2.28±.34, HLI'den 102.51±16.41, DHDL'den 21.40±11.95, SMBF'den 2.27±.71 puan alırken erkekler MEQ ölçeğinden 2.30±.34, HLI'den 100.84±14.69, DHDL'den 21.13±11.89 ve SMBF'den 2.67±2.49 puan almıştır. Sosyal medya kullanımının farklı alt boyutları ile yaş, eğitim düzeyi, çalışma durumu ve fiziksel aktivite yapma düzeyi arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur ilişki (p<0.05). Sosyal medya bağımlılığı ile yeme farkındalığı arasında pozitif yönde, sağlık okuryazarlığı ile negatif yönde bir ilişki (p<0.05) bulunurken dijital sağlıklı beslenme okuryazarlığı ile aralarında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir ilişki (p>0.05). Sağlık okuryazarlığı ile yeme farkındalığı arasında negatif, dijital beslenme okuryazarlığı ile aralarında pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Yeme farkındalığı ve dijital sağlıklı beslenme okuryazarlığı arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir ilişki (p>0.05). Sonuç olarak, sosyal medya kullanımının yeme farkındalığı, sağlık okuryazarlığı ve beslenme okuryazarlığı üzerine farklı etkileri vardır. Sosyal medyanın nasıl kullanıldığı özellikle yeme farkındalığı ve sağlık okuryazarlığı düzeylerinde farklılıklar yaratabilir.
Tip 2 diyabetli kadınlarda akdeniz diyetine uyum, sağlıklı yeme takıntısı, sirkadiyen ritim ve işlevsel durumun depresyon ile ilişkisi
Bu çalışmanın amacı tip 2 diyabetli kadınların Akdeniz diyetine uyum, sağlıklı yeme takıntısı, sirkadiyen ritim ve işlevsel durumun depresyon üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Dahiliye Endokrin Bölümüne başvuran 20-65 yaş arası tip 2 diyabetli gönüllü kadın hastalar katılmıştır. Katılımcılara araştırmacı tarafından yüz yüze anket formu uygulanarak veriler toplanmıştır. Bireylerin genel bilgileri, sağlık ve hastalık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümler, biyokimyasal bulgular, diyabet bilgileri, depresyon durumu (Beck Depresyon Ölçeği- BDÖ), Akdeniz diyetine uyumu (Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği- MEDAS), sağlıklı beslenme takıntısı (ORTO-R), işlevsel durum (COOP-WONCA), sabahçıl-akşamcıl olma durumu (Morningness-Eveningness Questionnaire) ve besin tüketim durumu (24 Saatlik Besin Tüketim Kaydı) değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin (%84,6) 45-65 yaş aralığındadır. Kadınların %89,1'i şişman, %10,9'u normal ağırlıkta olup zayıf katılımcı yoktur. Katılımcıların %1,4'ü şiddetli, %23,5'i orta, %37,1'i hafif ve %38'i minimal depresyon belirtileri göstermektedir. MEDAS'a göre katılımcıların %22,2'si kötü, %73,8'i geliştirilmeli ve %4,1'i diyete uyumlarının iyi olduğu saptanmıştır. BDÖ ile MEDAS ve işlevsel durum arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. BDÖ ve MEDAS arasında negatif yönlü ilişki olduğu görülmüştür. Tip 2 diyabetli bireylerde MEDAS'a uyumun arttırılması gerektiği ve depresyon durumu ile beslenme arasındaki ilişkiye bakıldığında beslenmenin önemi ve geliştirilmesi gerekmektedir. Tip 2 diyabetli bireylerde depresyonu etkileyen durumlar belirlenerek, önlenmesi için öneriler geliştirilmesi gerekmektedir.
Besin alerjisinin çocuğun doğum şekliyle ilintisi ve annelerin anksiyete ile yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışma besin alerjisinin çocuğun doğum şekliyle ilintisi ve annelerin anksiyete ve yaşam kalitesine etkisini irdelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya 0-12 yaş aralığında besin alerjili çocuğu olan 140 gönüllü anne katılmıştır. Araştırma verileri araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile yüze yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Bireylerin genel bilgileri, demografik özellikleri, hastalık ve alerjiye yönelik bilgileri, yaşam kaliteleri ve anksiyete durumları (Besin Alerjisi Yaşam Kalitesi Anketi-Ebeveyn Formu (FAQLQ-PF) ve Besin Alerjisi Yaşam Kalitesi-Ebeveyn Yükü (FAQL-PB)) değerlendirilmiştir. Vajinal doğanlarda anne sütü alma süresi (16,48±6,95 ay), sezaryen doğanlardan (12,52±7,92 ay) daha fazla bulunmuştur (p=0,002). Vajinal doğanların %84,5'inde yenidoğan yoğun bakım yatışı olmadığı, sezaryen doğanların %55'inde yenidoğan yoğun bakım yatışı olmadığı belirlenmiştir. (p=0,020). Sezaryenle doğan çocukların ilk altı ayında antibiyotik kullanımı (%41,5) vajinal doğanlardan (%22,4) daha fazladır (p=0,019). Vajinal doğanlarda yeme anksiyetesi puanları FAQLQ-PF, sezaryenle doğanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p=0,048). Vajinal doğanlarda ebeveyn yükü FAQL-PB puanları, sezaryenle doğanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p=0,040). Vajinal ve sezaryen doğumda da alerjiye uygun diyet yapmak annelerin anksiyetesini arttırmıştır (p=0,021;p<0,001). Sezaryen doğum yapanlarda çocuk yaşı arttıkça, duygusal etki, yeme anksiyetesi, sosyal ve beslenme sınırlamaları ve FAQLQ – PF toplam değerleri artmıştır (p<0,05). Yapılan lojistik regresyon analizi sonucunda yeme anksiyetesi 1 birim arttığında, vajinal doğum tercihinin %23,0 arttığı bulunmuştur (OR=1,230 , p<0,05). Yeme anksiyetesi 1 birim arttığında ise sezaryen tercihi %18,7 azalmıştır (OR=0,813 , p<0,05). Sezaryen doğum mikrobiyatanın disbiyozunu indükleyebilecek antibiyotik kullanımı, yenidoğan yoğun bakım yatışı, anne sütü alma süresi gibi çeşitli faktörlerin sebebidir. Bu sebeple tıbbi endikasyon yoksa vajinal doğum tercih edilmelidir.
Multipl skleroz tanısı alan yetişkin kadınlarda diyet inflamatuvar indeksi ve beslenme durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı Multipl Skleroz (MS) tanısı alan kadınlarda serum inflamatuvar belirteç düzeyleri, Manyetik Rezonans (MR) görüntüleme bulguları, Diyet İnflamatuvar İndeksi (Dİİ), yaşam kalitesi, depresyon ve beslenme durumları arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmaya Ankara'da yaşayan 20-50 yaş arası (73 MS'li hasta ve 80 kontrol grubu) 153 gönüllü kadın katılmıştır. Kadınların genel özellikleri, antropometrik ölçümleri, Multipl Skleroz Yaşam Kalitesi Ölçeği (MSQOL-54), Beck Depresyon Ölçeği 21 (BDÖ), MIND Diyet Skoru (MIND), üç günlük besin tüketim kaydı, Sağlıklı Yeme İndeksi-2015 (SYİ-2015) ve Diyet İnflamatuvar İndeks (Dİİ)) ve biyokimyasal bulguları değerlendirilmiştir.MS grubundaki bireylerin bel çevresi ortalamasının (84.5±12.22 cm) kontrol grubundaki bireylerin (80.5±10.60 cm) ortalamasından anlamlı şekilde yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Bireylerin BDÖ puan ortalamaları (10.3±8.25) olup MS grubunda 12.9±9.66 puan kontrol grubunda ise 7.9±6.16 puandır. MS grubunun depresyon puan ortalaması kontrol grubundan daha fazla bulunmuştur (p<0.05). MS grubunun MIND diyet skoru puan ortalaması (6.3±1.90) kontrol grubuna (6.9±1.71) kıyasla belirgin şekilde daha düşüktür (p<0.05). Kontrol grubunun Dİİ ve SYİ-2015 puan ortalamaları (sırasıyla 2.2±2.34 ve 44.6±9.86), MS grubundan (2.4±2.43 ve 44.8±12.69) daha düşüktür. MS grubun %64.2'ü zayıf diyete sahip iken, kontrol grubunun %72.5'i zayıf diyete sahiptir. Kontrol grubunda iyileştirilmesi gereken diyet %27.5 ve MS grubunda ise % 34.6 'dır. MIND diyet skorunun MS'li bireylerde anlamlı derecede daha düşük olması nedeniyle MS'li bireylere, beslenmelerinin iyileştirilmesi, diyet kalitelerinin artırılması, sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda daha çok bilinçlendirilmesi için bireye özgü tıbbi beslenme tedavisinin diyetisyen tarafından planlanması faydalı olacaktır.
Egzersiz yapan ve yapmayan kadınların sağlıklı besin seçimleri, yeme takıntıları, vücut algısı ve stres durumlarının karşılaştırılması
Egzersiz yapan bireyler fiziksel görünümlerini iyileştirmek ve performanslarını arttırmak amacıyla beslenmelerine dikkat etmektedirler. Bu çalışma spor salonuna üye olan ve düzenli egzersiz yapan ve yapmayan kadınların sağlıklı besin seçimleri, yeme takıntıları, vücut algısı ve stres durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışmaya 20-60 yaş arası 130 düzenli egzersiz yapan ve 83 düzenli egzersiz yapmayan toplamda 213 kadın katılmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, sağlık, beslenme ve egzersiz bilgileri, antropometrik ölçümleri ve vücut bileşimleri, bir günlük besin tüketim kayıtları, besin seçimleri (FCQ), sağlıklı beslenme takıntıları (ORTO-R), beden şekli endişeleri (BSQ-34), fiziksel aktivite düzeyleri (IPAQ-Short Form), depresyon, anksiyete ve stres durumları (DASS-21), fitokimyasal alımları (PI) ve diyet kaliteleri (SYİ-2015) değerlendirilmiştir. Düzenli egzersiz yapan kadınların bel çevresi (cm), bel/kalça oranı, bel/boy oranı, vücut yağ ağırlığı (kg) ve vücut yağ oranı (%) değerleri düzenli egzersiz yapmayanlara göre daha düşüktür (p<0,05). Düzenli egzersiz yapan kadınların FCQ alt boyutları "sağlık" ve "ağırlık kontrolü" puanları, IPAQ (MET) puanları ve SYİ-2015 ile ölçülen diyet kaliteleri düzenli egzersiz yapmayanlardan daha yüksektir (sırasıyla p<0,05, p<0,05, p<0.001, p<0,05). Korelasyon analizlerine göre düzenli egzersiz yapan ve yapmayan kadınlarda SYİ-2015 ile PI puanları arasında pozitif (sırasıyla r=0,470, r=0,523), DASS-21 alt boyutları "depresyon" ile BSQ-34 arasında pozitif (sırasıyla r=0,509, r=0,431), "anksiyete" ile BSQ-34 arasında pozitif (sırasıyla r=0,446, r=0,464), "stres" ile BSQ-34 arasında pozitif (sırasıyla r=0,438, r=0,440) ve ORTO-R ile BSQ-34 arasında pozitif (sırasıyla r=0,498, r=0,611) korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Egzersiz kadınlarda besin seçimi, fiziksel aktivite düzeyi ve diyet kalitesi gibi birçok faktörü etkilemektedir. Sağlıklı besin seçimleri ve daha iyi diyet kalitesi ile birlikte egzersizden sağlanılan yararlı etkinin artırılması hedeflenmelidir. Anahtar Sözcükler: Besin seçimi, beden imajı, egzersiz, stres, yeme bozuklukları
Hastanede cerrahi servisinde tedavi gören kadın hastaların malnütrisyon durumları ve depresyon, anksiyete düzeylerinin tespiti
Bu çalışmanın amacı cerrahi servislerde yatan kadın hastaların malnütrisyon riskinin ve malnütrisyon durumunun depresyon, anksiyete düzeyi ile ilişkisinin belirlenmesidir. Araştırmaya 19-65 yaş arasında 108 gönüllü kadın birey katılmıştır. Veriler, araştırmacı tarafından yüzyüze uygulanan anket formu ile toplanmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, biyokimyasal verileri, antropometrik ölçümleri, hastalık durumları, hastaneye yatış nedenleri, hastanede yatış süreleri, beslenme düzenlerine ait sorular, besin tüketim kaydıyla beslenme durumlarının tespiti, malnütrisyon durumları (Nütrisyonel durumun değerlendirilmesi NRS-2002, MUST ve SGA ile değerlendirilmiştir), anksiyete ve depresyon düzeyleri (Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADS) ile) değerlendirilmiştir. Katılımcılara yatış sonrası ilk görüşme ve ameliyat sonrası 7. gün son görüşme yapılarak ameliyat öncesi ve sonrası ölçümler yapılmış ve son ölçümde vücut ağırlığı (kg), beden kütle indeksi BKİ (kg/m2), yağ oranı, yağ kütlesi, yağsız vücut kütlesi ve kas kütlesi değerleri, ilk ölçüme göre anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca ameliyat sonrası 3.gün besin tüketim kaydı alınarak diğer günlerle karşılaştırılmıştır. Bireylerin NRS-2002 değerlendirmesi sonrasında; yatış sırasında bireylerin %48'i düşük risk, %52'si orta risk grubunda yer almış, ameliyat sonrası 7. günde ise %43,6'sı orta risk, %47,3'ü ise yüksek risk grubuna geçmiştir. MUST'a göre malnütrisyon değerlendirmesinde; yatış sırasında hastaların %54'ü düşük risk, %36,7'si orta risk, %9,3'ü ise yüksek risk grubunda yer almış, ameliyat sonrası 7. günde ise orta risk grubundaki bireylerin oranı %29'a düşerken, yüksek risk grubundaki bireylerin oranı %26'ya yükselmiştir. SGA'ya göre malnütrisyon değerlendirmesinde; yatış sırasında bireylerin %64,6'sının iyi beslenmiş, %28,5'inin orta derecede malnütrisyon riski taşıyan, %6,9'unun ise ciddi malnütrisyon olduğu saptanmış olup ameliyat sonrası 7. günde iyi beslenmiş bireylerin oranı %20,9'a düşmüş, orta derecede malnütrisyon riski taşıyanların oranı %47,3'e, ciddi malnütrisyon oranı ise %20,9'a yükselmiştir. NRS-2002'ye göre malnütrisyon riski için olasılık oranı ve anksiyete depresyon düzeyi anlamlı bulunmuştur. Depresyon düzeyi arttıkça NRS-2002'ye göre malnütrisyon riski artmakta (p=0,021), anksiyete düzeyi arttıkça malnütrisyon riski azaldığı bulunmuştur (p= 0,022). HADS depresyon düzeyinin MUST puanını da artırdığı görülmüştür (p=0,006). HADS anksiyete düzeyinin SGA puanını etkilediği ve yüksek anksiyete durumlarında ciddi malnütrisyon oranının arttığı saptanmıştır (p= 0,032). Bu çalışma sonucuna göre hastaneye yatış sırasında bireylerin malnütrisyon riskinin değerlendirilmesi ve erken dönemde gerekli müdahalelerin uygulanması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Beslenme, malnütrisyon, hastane malnütrisonu
Tip 2 diyabetli metabolik sendromu olan ve olmayan kadınların akdeniz diyetine bağlılıkları, mikrobiyota ve yeme farkındalıkları ile beslenme durumlarının saptanması
Bu çalışma metabolik sendromu olan ve olmayan tip 2 diyabetli kadınların Akdeniz diyetine bağlılıkları, mikrobiyota ve yeme farklılıkları ile beslenme durumları arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya 25-65 yaş arası 172 gönüllü tip 2 diyabet hastası birey katılmıştır. Bireylerin genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, biyokimyasal bulguları, beslenme alışkanlıkları, Akdeniz diyetine uyumu (MEDAS), mikrobiyota farkındalıkları (MFÖ), yeme farkındalıkları (YFÖ-30), sağlıklı beslenme takıntıları (ORTO-R), fermente besin tüketim sıklıkları ve prebiyotik içeren besin tüketim sıklığı değerlendirilmiştir. Metabolik sendromu olanların ürün bilgisi alt ölçek puanlarının, metabolik sendromu olmayanlara göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu belirlenmiştir (p=0,002). MetS olanların duygusal yeme alt ölçek puanlarının, MetS olmayanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p=0,011). MetS olan bireylerde Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği ile genel bilgiler, probiyotik prebiyotik, MFÖ-toplam, duygusal yeme puanları arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (sırasıyla r=0,354, p<0,001; r=0,222, p=0,037; r=0,304, p=0,004; r=0,256, p=0,016). MetS varlığına göre ağırlık (kg), BKİ (kg/m2), bel çevresi (cm), kalça çevresi (cm), bel/kalça oranı, vücut yağ yüzdesi, vücut yağ ağırlığı, yağsız vücut yüzdesi, vücut su yüzdesi, vücut yağ/yağsız vücut kütle indeksi, bel/boy oranı, üst orta kol çevresi, AVI, BAI, CI ve BRI değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (sırasıyla p<0,001, p<0,001, p=0,003, p=0,023, p<0,001, p<0,001, p<0,001, p<0,001, p=0,001, p<0,001, p<0,001, p<0,001, p<0,001, p=0,002, p=0,036, p<0,001). MetS varlığına göre açlık kan glukozu, Hba1c, total kolesterol, HDL, sistolik kan basıncı ve diastolik kan basıncı değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (sırasıyla p=0,002, p=0,004, p<0,001, p<0,001, p<0,001, p<0,017). Bu nedenle tip 2 diyabetli bireylere Akdeniz tipi beslenmenin öneminin vurgulanması ve bireylere özgü beslenme planının diyetisyen tarafından planlanması yarar sağlayacaktır.
Yetişkin bireylerde kronotip, kronobeslenme ve sağlık ilişkisi
Bu çalışma, yetişkin bireylerde kronotip özellikleri ile kronobeslenme davranışları ve sağlıkla ilişkili değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 20–60 yaş aralığında, çalışmaya katılmayı kabul eden gönüllü 66 erkek, 110 kadın, toplam 176 birey katılmıştır. Katılımcıların genel (yaş, kilo, boy, BKİ, cinsiyet, beslenme bilgisi) ve sağlık (kronik hastalık varlığı, uyku kalitesi, sağlıklı beslenme takıntısı) bilgileri değerlendirilmiş, kronotipleri sabahçıl akşamcıl ölçeği (MEQ) kronobeslenme durumları ise krono-beslenme profil ölçeği (CPQ) ile belirlenirken Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve sağlıklı beslenme takıntısı (ORTO-R) de değerlendirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 37,63±8,2'dir, %87,5'i lisans ve dengi eğitim düzeyine sahiptir. Katılımcıların %37,5'inin tanı konmuş hastalığı bulunmakta ve %55,5'i ana öğün atlamaktadır. En fazla atlanan ana öğün %64,0 oranla kahvaltı öğünüdür. Kahvaltı yapılmayan gün sayısı 1,7±2,2gündür. Kahvaltı atlama gece yeme sendromu puanlarını arttırmaktadır (p<0,001). Gece yeme sendromu puanları artarken bireylerin MEQ skoru düşmekte ve bireyler akşamcıl tipe yaklaşmaktadır (p=0,005). Yapılan regresyon analizine göre gece yeme ölçeğindeki bir birimlik artış kötü uyku kalitesi riskini %17,1 oranında arttırmakta, PUKI puanının bir birim artması ise akşamcıl kronotipi %16,6 arttırmaktadır. Bireyin sabahçıl tipe bir birim yaklaşmasının kötü uyku kalitesini %6,5 oranında azalttığı tespit edilmiştir. Kronotip ve cinsiyet karşılaştırıldığında erkekler kadınlara göre sabahçıl tipe daha yakın bulunmuştur (p=0,006). Kronotipe göre enerji ve besin ögelerinin gereksinmeyi karşılama yüzdesi karbonhdirat ve selenyum bakımından yetersizdir (<%67). Elde edilen veriler bireylerin biyolojik ritimlerine uygun beslenme ve yaşam tarzı düzenlemelerinin sağlık çıktıları üzerinde önemli etkileri olabileceğini göstermektedir. Bu doğrultuda, kronotip değerlendirmesinin kişiye özgü beslenme planlamasında dikkate alınması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Metabolik sendromlu postmenopozal kadınlarda diyet ve yaşam tarzı inflamasyon yükünün serum chemerin ve asprosin düzeyleri ile ilişkisi
Bu çalışma metabolik sendromlu (MetS) postmenopozal kadınlarda diyet ve yaşam tarzı inflamasyon yükünün serum chemerin ve asprosin düzeyleri ile ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Vaka-kontrol çalışmasıdır. Çalışmaya 45-64 yaş arası 45 MetS'li (vaka grubu), 45 MetS'li olmayan (kontrol grubu) toplam 90 postmenopozal dönemde olan gönüllü kadın katılmıştır. Katılımcılara uygulanan anket formunda bireylerin genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, kemik mineral yoğunluğu (DEXA ile), sağlık bilgileri, aile öyküleri, beslenme alışkanlıkları, biyokimyasal bulguları, besin tüketim sıklığı ve üç günlük besin tüketim kaydı yer almaktadır. Diyet İnflamatuar İndeksi (Dİİ), Enerji Ayarlı Diyet İnflamatuar İndeksi (E-Dİİ), Diyet İnflamasyon Skoru (DIS), Yaşam Tarzı İnflamasyon Skoru (LIS), Diyet ve Yaşam Tarzı İnflamasyon Skoru (DLIS) ve Beslenme Kalite İndeksi (INQ) puanı hesaplanmıştır. Dİİ, E-Dİİ, DIS, LIS ile DLIS puanları ortalaması vaka grubundaki bireylerde sırasıyla 0.2±3.46, -0.2±2.95, -0.6±2.33, 1.3±0.39, 0.8±2.43; kontrol grubunda ise sırasıyla -0.1±4.15, -0.6±3.40, -0.1±2.33, 0.4±0.51, 0.3±2.56 puan bulunmuştur. MetS'li postmenopozal kadınların LIS puanı anlamlı olarak MetS'li olmayanlara göre daha yüksek saptanmıştır (p<0.001). MetS riski için olasılık oranı (OR) ve %95 güven aralığı (%95 GA) değerleri serum chemerin için 2.827 (2.106-6.412) (p=0.012) ve serum asprosin için 5.402 (1.110-16.962) (p=0.037) bulunmuştur. Metabolik sendrom riski INQ değerlendirmesinde B6 vitaminini yetersiz alanlarda 4.571 (p=0.001), K vitaminini yetersiz alanlarda ise 3.967 (p=0.007) daha fazla bulunmuştur. Kontrol grubunda serum chemerin ile Dİİ ve E-Dİİ puanları arasında pozitif ilişki saptanmıştır (p<0.05). Bu adipokinlerin diyet inflamasyonu ile ilişkili olduğu ancak bu ilişkinin sınırlı olduğu belirlenmiştir. İnflamasyon için diyetin ve yaşam tarzı davranışlarının daha bütünsel değerlendirilmesi, daha etkili sağlıklı yaşam tarzı müdahalelerinin geliştirilmesinde faydalı olacaktır.
Polikistik over sendromlu kadınlarda diyet indekslerinin antropometrik ölçümler ve biyokimyasal bulgularla ilintisi
Polikistik over sendromu doğurganlık çağındaki kadınlarda sık görülen ve metabolik sağlığı etkileyen endokrin bir bozukluktur. Bu çalışma PKOS'lu kadınlarda diyet indekslerinin antropometrik ölçümler ve biyokimyasal bulgularla ilintisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 20-45 yaş aralığında 227 PKOS'lu kadın katılmıştır. Verilerin toplanmasında katılımcılara ait genel bilgiler, antropometrik ölçümler, biyokimyasal bulgular kaydedilmiş, 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı, Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS), ORTO-R, CES-Depresyon Ölçeği, SF 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Formu (IPAQ-SF) kullanılmıştır. Besin tüketim kaydından DASH ve HEI-2015 skoru hesaplanmıştır. Ortalama BKİ 27.8±6.0 kg/m²'dir. Enerji ve posa alımı önerilen düzeyin altında, toplam ve doymuş yağ alımı yüksek bulunmuştur. Karbonhidrat, toplam yağ ve doymuş yağ alımı obeziteli bireylerde anlamlı biçimde yüksek (p<0.001), proteinden gelen enerji oranı düşüktür (p<0.05). MEDAS skoru BKİ, bel çevresi, bel-boy oranı, vücut yağ yüzdesi, LAP, AVI ve BRI ile negatif ilişkilidir (p<0.001). MEDAS ve DASH skorları glukoz, total kolesterol, LDL-K ve trigliserid ile negatif ilişki bulunmuştur (p<0.05). DASH skoru ile BAI, LAP ve BRI, HEI-2015 skoru ile BKİ, insülin ve HOMA-IR negatif ilişkilidir. SF-36 yaşam kalitesi alt boyutları normal vücut ağırlığına sahip bireylerde daha yüksektir (p<0.05). MEDAS skoru arttıkça SF-36 yaşam kalitesi puanları artmış, CES-D depresyon puanları azalmıştır (p<0.001). ORTO-R puanı BKİ ile negatif yönlü ilişkili bulunmuştur (p<0.001). Bu bulgular PKOS'lu kadınlarda diyet kalitesi, antropometrik ölçümler, metabolik göstergeler ve psikososyal durum arasında çok yönlü ilişkiler bulunduğunu ve hastalığın yönetiminde diyet kalitesinin artırılmasının önemli olduğunu göstermektedir.