Theses supervised by Prof. Dr. Nalan Akdoğan
34 theses · Gazi University, Başkent University
Hastane işletmelerinde finansal yapı ve performans ölçümünde oran analizinin uygulanması acıbadem hastanesi örneği
Sağlık işletmeleri, sanayi işletmelerinden farklı özelliklere sahiptir. Sağlık işletmelerinde çıktının tanımlanması ve ölçülmesi güçtür, yapılan işler oldukça karmaşıktır. Sağlık kurumlarında uzmanlaşma seviyesi çok yüksektir.Hastane işletmeleri, topluma sağlık hizmeti verirler. Sağlık hizmeti, bireyin bedenen ve ruhen tam olarak esenlik içinde olmasını sağlamak ve korumak amacıyla yapılan eylemler bütünüdür. Sağlık hizmeti ertelenemez niteliktedir. Hastaneler, her türlü sağlık hizmetinin kesintisiz üretildiği, bunun yanında eğitim, araştırma ve toplum sağlığı hizmetlerinin yürütüldüğü, kar amacı gütmeyen işletmelerdir.Hastanelerde sağlık hizmetlerinin devamlılığı ve kalitesi için yüksek teknolojik donanım kullanımı şarttır. Bununla birlikte uzman personelin istihdamı gerekir. Bu nedenle hastane işletmeleri yüksek maliyetle çalışırlar.Kesintisiz sağlık hizmeti üretimi için katlanılan yüksek maliyetlerin ve gerçekleştirilen sağlık hizmetleri sonucunda elde edilen gelirlerin hastanelerin finansal yapısı üzerindeki etkileri ölçülerek hastane performansı ve mali durum analizleri yapılabilmektedir. Böylelikle genel finansal durum hakkında bilgi sahibi olunup, finansal kararlar, yapılan analiz sonucuna göre verilebilir.Bu çalışmada, Acıbadem Hastanesi'nin performans verileri ve finansal tabloların incelenmiştir. Acıbadem Hastanesi'nin finansal tablolarına İMKB aracılığıyla ulaşılmıştır. Performans ile ilgili veriler ise Acıbadem Hastanesi yetkililerinden ve Acıbadem Hastanesi'nin Internet üzerinden yayımladığı Performans Bültenleri'nden elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlar değerlendirilmiş, karşılaştırmalı olarak tablo ve grafikler halinde sunulmuştur.
Menkul kıymetler ve mali duran varlıkların muhasebeleştirme esaslarının uluslararası muhasebe standartları ve Türkiye uygulamaları açısından incelenmesi
Tez çalışmamızda; Menkul Kıymetler ve Mali Duran Varlıklarla ilgili uygulanan muhasebe politikaları incelenmiştir. Tezde; öncelikle, Menkul Kıymetler ve Mali Duran Varlıkların muhasebeleştirilmesi ile ilgili ülkemizde uygulanan mevzuat hükümleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Daha sonra, konuya ilişkin olarak yayınlanmış olan Uluslararası Muhasebe Standartları ve Türkiye Muhasebe Standartları karşılıklı olarak ele alınmıştır. Uluslararası Muhasebe Standartlarından 2001 'de yürürlüğe girmiş olan IAS 39 hükümleri açıklanmıştır. Ülkemizde uygulanan muhasebe politikalarının tespitine yönelik olarak yapılan bir araştırma ile konu tamamlanmıştır. Ülkemizde konuyla ilgili olarak yürürlükte olan düzenlemeler arasında farklılıklar vardır. Araştırma sonuçları da işletmelerin aynı konuda birden fazla düzenlemeyi dikkate aldıklarını ortaya koymuştur. İşletmeler muhasebeleştirme yaparken öncelikle Sermaye Piyasası Kanununu dikkate almaktadırlar. İkinci olarak da Vergi Usul Kanununu uygulayan işletmeler, Türkiye Muhasebe Standartlarını ise; uygulama imkanı bulamamaktadırlar. Ülkemizde muhasebe uygulamaları ile ilgili konularda yasal mevzuat arasında uyum sağlanmalıdır. Aksi halde işletmeler muhasebeleştirme işlemlerinde güçlüklerle karşılaşmaktadırlar. Bunun yanı sıra Uluslararası Muhasebe Standartları ile uyumun da her zaman gerekli olduğu ortadadır. Sonuç olarak; hem ülkemiz içinde ve hem de uluslararası düzeyde uyumu yakalayabilmemiz için, Türkiye Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulunun yayınladığı Türkiye Muhasebe Standartları yasal mevzuat açısından kabul görmelidir.
Türkiye`deki devlet muhasebe sisteminin uluslararası standartlarla karşılaştırılması ve yeni devlet muhasebe sisteminin oluşturulması
Son dönemde devlet muhasebesinde tahakkuk esasının kullanılması gerekliliği giderek ön plana çıkmıştır. Ancak mevcut devlet muhasebe sistemimiz nakit esasını uygulamaktadır. Mevcut devlet muhasebe sistemi genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri ve uluslararası devlet muhasebe ilkeleriyle uyumlu değildir. Bu konuda Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü tarafından çalışmalar başlatılmış, henüz bir sonuca ulaşılamamıştır. Aynı zamanda 1973 yılında program bütçe sistemine geçilmiş ancak uygulamada program bütçe sistemi, bir "kodlama sistemi'nden ileri gidememiştir. Bu bütçe sisteminden performansa yönelik hiçbir bilgi elde edilmemesi ve kamu muhasebesinin kayıtlama dışında hiçbir işe yaramaması ve raporlama sisteminin olmaması kamu sektörünün yönetilebilirliği konusunda ciddi şüphelere neden olmaktadır. Bu çalışmamızın amacı; mevcut durumu bir kuramsal çerçeve içinde incelemek, nedenlerini ortaya koyarak, çözüm önerisi getirmektir. Bu alanda IFAC - PSC'nin devlet muhasebesiyle ilgili taslakları incelenmiş ve devlet muhasebe sisteminde nakit esasının yetersiz olduğu görülmüş ve tahakkuk esasının uygulanmasının gerekliliği konusunda görüş birliğine varılmıştır. Çalışma tahakkuk esasının devlet muhasebesinde nasıl uygulanacağının gerçekleştirilmesini ve hangi mali tabloların düzenlenmesi gerektiğini hedef almaktadır. Yine nakit esasının ve tahakkuk esasının genel özellikleri incelendikten sonra nakit esasına örnek teşkil ettiği için mevcut devlet muhasebe sistemimiz ve tahakkuk esasını uygulayan öncü ülkelerden biri olan Avustralya Devlet Muhasebe Sistemine yer verilmiştir.299 Son bölümde ise tahakkuk esasına uygun ve 1994'den bu yana özel kesimce uygulanan Tek Düzen Hesap Planı'na uyumlu bir devlet muhasebe sistemi önerilmiştir. önerilen devlet muhasebe sisteminde Tek Düzen Muhasebe Hesap Planı yanında bilanço ile devlet muhasebesi amacına yönelik olarak "Faaliyet Durum Tablosu" geliştirilmiş ayrıca ek mali tablo olarak da "Nakit Akım Tablosu'na yer verilmiştir.
Küçük veya karmaşık olmayan işletmeler için denetim standartları önerisi
Küçük veya karmaşık olmayan işletmeler de dâhil olmak üzere KOBİ'ler, dünya ekonomisine büyük işletmelerden daha fazla katkıda bulunurlar. Küçük işletmeler büyümeye, istihdama ve yaratılan katma değere de ciddi oranda katkı sağlarlar. Küçük işletmeler aynı zamanda dünyada yürütülen denetim faaliyetlerinin çoğunluğunu da oluşturmaktadır. Muhasebe uygulamalarının gelişmesi, işlemlerin daha karmaşık hale gelmesi mevcut Uluslararası Denetim Standartlarını küçük işletmeler için daha karmaşık hale getirmiştir. Düzenleyici ve denetleyici otoriteler, 25'ten az çalışanı olan küçük bir şirketi ve binlerce çalışanı olan büyük bir şirketi aynı standartlar uygulayarak denetlemek makul mü sorusuna yanıt aramaya başlamıştır. Denetim, küçük veya karmaşık olmayan işletmeler için değerli ve vazgeçilmez bir hizmettir. Küçük işletmelerin performansına duyulan güven tüm paydaşlar için fayda sağlar. Küçük işletmelerin denetiminin verimli ve kaliteli olması da oldukça önemli bir husustur. Bu sebeple daha küçük işletmelerin, denetimlerinde karşılaşılabilecek sorunlarla başa çıkmanın farklı yollarını keşfetmek gerekmektedir. Bu yollardan birisi de küçük veya karmaşık olmayan işletmelerin denetimleri için yeni ve ayrı bir standart seti oluşturulması gerekliliğidir.
Yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinin uluslararası standartlar ile Vergi Usul Kanunu karşısındaki durumu ve bir uygulama örneği
İnşaat sektörü her ülkede olduğu gibi özellikle de gelişmekte olan ülkemiz ekonomisinde lokomotif sektör olarak ön plana çıkmaktadır. Çünkü; sektör itibarıyla inşaat, ileri ve geri yüzlerce sektöre katkı sağlamaktadır. Özellikle ülkemiz ekonomisi içerisindeki oldukça önemli olan inşaat sektörü özellikle ekonomik kriz dönemlerinde devletlerin vazgeçilmez unsuru haline gelmektedir. Kriz dönemlerinde karar vericiler, ekonomik anlamda durgunluğu bertaraf edebilmek adına öncelik olarak inşaat alanında desteklerini arttırmakta bu alanda gelişmelere öncelik vermektedirler. Bu sayede, gerek istihdam gerekse de ileri ve geri sektörleri canlı tutarak olası bir durgunluğun önüne geçmeyi amaçlamaktadırlar. Tüm dünya ülkelerinde öneme sahip olan inşaat sektörünün ülkemizdeki önemi son yıllarda daha da artmaktadır. Özellikle devlet eliyle yapılması gereken kamu projelerinin ( otoyol, köprü vs.) taahhüt yöntemiyle yüklenici firmalara yaptırılması bu önemi açıkça ortaya koymaktadır. Son yıllarda, ülkemizde onlarca proje Kamu Özel İşbirliği (KOİ) yöntemiyle özel sektör aracılığıyla yapılmış veya yapılmaya devam etmektedir. Bu projeler de önemi ve büyüklüğü dolayısıyla yıllar süren bir inşaat süreci sonucunda tamamlanmaktadır. Yatırımcılar, hak sahipleri ve paydaşlar gibi faydalanıcılar da; doğru finansal bilgiye ulaşabilmek adına taahhüt işini yapan firmaların finansal tablolarından faydalanmaktadırlar. Finansal tabloların da amacı faydalanıcılara karar alabilmeleri için doğru bilgileri şeffaf ve anlaşılabilir bir şekilde sunmaktır. Söz konusu yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinde de, finansal tablolar vergi mevzuatı ve uluslararası standartlar kapsamında farklı yöntemlerle düzenlenmekte ve kullanıcılara sunulmaktadır. Bu tezin amacı ise vergi mevzuatı ve uluslararası standartlar açısından yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinden ortaya çıkan hasılat veya hakedişlerin muhasebeleştirilmesi ve raporlanması hususuna yönelik farklılıkları, yarar ve zararları ortaya koyarak bu farklılıkların giderilmesi adına önerilerde bulunmaktır.
Otel işletmelerinin pandemi öncesi ve sonrası finansal durumu, nakit akışları ve performans ölçütlerindeki değişikliklerin incelenmesi- Antalya bölgesindeki bir otelde uygulama
2019 yılı başından itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 pandemisinin her sektörde yarattığı deformasyonları, 2022 yılı itibariyle daha açık görmekteyiz. Özellikle finansal olarak Türkiye'de turizm sektörü en çok etkilenen sektörler arasında yer almakta olup; bu çalışma ile Antalya'da yer alan bir beş yıldızlı otelin pandemi öncesi ve sonrası finansal durumunun ne yönde etkilendiği incelenmiştir. Çalışma kapsamında otelin 2019-2022/06 dönemleri arasındaki finansal durum tabloları, kar/zarar tabloları, nakit akış tabloları ve bağımsız denetim raporları karşılaştırmalı olarak yatay analiz, dikey analiz ve oran analizi ile incelenmiştir. Çalışmada bağımsız değişken COVID-19 pandemisi iken, bağımlı değişkenler işletmenin finansal tablolarında bulunan tüm kalemlerdir. Sonuç itibariyle firmanın pandemiden 2020 yılında, 2019 yılına göre finansal olarak olumsuz etkilendiğini, 2021 yılı itibariyle ise toparlanmaya başladığı, 2022 yılına ait mali durumunun 2021 yılına göre olumlu seyirde olduğu belirlenmiştir.
Büyükşehir belediyelerinde iç kontrol sistemi ve etkinliği
Değişen ve gelişen toplum yapıları ile halkın ihtiyaçlarındaki artış yönetim anlayışının değişmesi gerekliliğini getirmiştir. Özel sektörde yaşanan hızlı değişim kamu sektörünü de içine alarak değişikliğe uğratmıştır. Bu yeni oluşum kamudaki geleneksel örgüt yapısının değiştirilmesine ve hizmet anlayışındaki verimsiz unsurların terk edilmesine yol açmıştır. Kamu idarelerinin asli görevlerini yerine getirirken şeffaf ve hesap verilebilir olmalarının, etkili, ekonomik ve verimliliği gözeten hizmet anlayışı ile hareket ederken yasalara uygun kamu yararına faydalı çıktılar elde etmelerinin yolu iç kontrol sistemlerinin etkinliği ile sağlanacaktır. Bu amaçla, uluslararası standartlardan yararlanılarak oluşturulan 5018 sayılı yasanın getirdiği düzenlemelerle kamu idarelerinin iç kontrol sistemlerinin kurulmasına yönelik bir yol çizilmiştir. Bu çalışmada kamu idareleri içinde yer alan büyükşehir belediyelerinin çizilen bu yolda iç kontrol sistemlerini etkin hale getirip getirmedikleri ile kamu iç kontrol standartlarına uyumları incelenmiştir. Bu kapsamda; 30 büyükşehir belediyesinin Faaliyet Raporları, İç Kontrol Standartlarına Uyum Eylem Planları, Sayıştay Denetim Raporları ile Hazine ve Maliye Bakanlığı İç Denetim ve Koordinasyon Kurulunun Kamu İç Denetimi Genel Raporları, Ankara Büyükşehir Belediyesi 2018-2019 yılları İç Denetim Raporları incelenerek iç kontrol sistemleri hakkında bilgi edinilmeye çalışılmıştır. Ayrıca diğer büyükşehir belediyelerinden iç denetim raporları e-posta ile talep edilmiş konu hakkında detaylı bilgi edinmek hedeflenmiştir. İç kontrol sistemlerinin kurulmasını sağlamak adına, Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin operasyonel faaliyetlerine ilişkin olarak süreç ve risk çalışması gerçekleştirilmiş ve büyükşehir belediyelerine örnek bir uygulama sunulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı; Türkiye'deki büyükşehir belediyelerinin iç kontrol sistemlerinin iç kontrol standartlarına uyum durumlarının tespit edilerek sisteme ilişkin eksik yönlerin giderilmesi ve büyükşehir belediyelerinde etkin bir iç kontrol sistemi kurulmasına katkı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: İç Kontrol, Kamu İç Kontrol Standartları, Belediyeler, İç Denetim, Dış Denetim
Analitik inceleme prosedürlerinin bağımsız denetim sürecinde uygulanması
İnsanların yatırım yapmak için yakından takip ettiği ve güvenilir bulduğu şirketlerin özellikle iç denetimlerinde eksikliklerin ve ihmallerin olması sebebiyle yatırımcıları ve Dünya ekonomisini zor durumda bırakmıştır. Günümüzde hızla gelişen bilgi teknolojileri; verilerin çoğalmasına, bilgi karmaşasına ve yatırımcıların işletmelerin finansal durumlarına olan itibarlarını sarsmakta, geçmişte yaşanan skandallar da bu güvensizliği pekiştirmekte ve yatırımcıların daha çok sorgulamasına neden olmaktadır. Bu sebeplerden dolayı bağımsız denetim mesleğinin önemi artmış ve bu alanda uzman meslek mensuplarının yetiştirilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Bütün bu olayların ışığında, bilgi kullanıcıları, karar almalarına yardımcı olmak için doğru ve tarafsız bağımsız denetçiler tarafından hazırlanacak olan finansal verilerin analiz edilmesi sonucu çıkacak raporları okuyup değerlendirerek doğru karar verebileceklerdir. Bağımsız denetimde görülen uzmanlaşmaya ek olarak, denetçilerin ihtiyaçları doğrultusunda denetim teknikleri de bu uzmanlaşmaya paralel olarak gelişmiş, teknolojinin de yardımıyla dijital analizlere kadar kullanılmaya başlanmıştır. Bahsi geçen denetim tekniklerinden en önemlilerinden, kullanımı en pratik ve uygulaması kolay olan analitik inceleme prosedürleridir. Analitik inceleme prosedürleri, bağımsız denetçiye iş kolaylığı, zaman ve maddi açıdan tasarruf sağlar. Bağımsız denetçi bu prosedürleri uygulayarak tutarsızlıkları ve sapmaları erkenden fark etme olanağına sahip olur ve denetim çalışmasının yönünü belirler. Bu çalışmanın amacı ise bağımsız denetim sürecinde analitik inceleme prosedürlerinin kullanımının denetime katacağı katkı ve kaliteyi vurgulamak ve bir uygulama ile ortaya çıkan sapmalara dikkat çekmektir. Anahtar Kelimeler: Analitik İnceleme Prosedürleri, Bağımsız Denetim, Bağımsız Denetim Standartları, UFRS
Kamu gözetim kurumlarının denetim şirketlerinin denetimindeki gözetimi ve etkinliğinin çeşitli ülke uygulamalarıyla karşılaştırılarak değerlendirilmesi
Bu çalışmada temel amaç, ülkemizdeki kamu gözetim kurumunun gelişmiş ülkelerin kamu gözetim kurumları ile kıyaslanarak denetim şirketlerinin gözetimindeki etkinliğini ortaya koymaktır ve denetim şirketlerinin gözetiminde kullanılabileceğini düşündüğümüz örnek bir soru seti sunmaktır. Bugüne kadar KGK tarafından yayınlanan inceleme raporları hakkında, bir tez çalışmasının olmaması ve inceleme raporlarındaki bulguların ülkemizdeki bağımsız denetimin kalitesine olan etkilerinin değerlendirilmemiş olması nedeniyle böyle bir çalışma yapılması gerekliliği düşünülmüştür. Bu çalışmada özetle, IFIAR üyesi olan on ülkenin kamu gözetim sistemleri çeşitli açılardan karşılaştırılmıştır. Benzer ve farklılıkları ortaya konulmuştur. Kamu gözetim sistemleri tarafından denetimin gözetiminde tespit edilen bulgular tartışılmıştır. Eksik ya da hatalı olduğu düşünülen uygulamalara yönelik yapılması gerekenler belirtilmiştir ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kamu gözetim kurumu, bağımsız denetimin gözetimi, denetim standartları, bağımsız denetimin kalitesi, gözetim bulguları.
Özelleştirmenin Tüpraş'ın finansal göstergeleri üzerine etkisi ve bir Avrupa petrol şirketi ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; TÜPRAŞ'ın özelleştirme öncesi dönemden başlayarak finansal analizinin yapılması, kamu ve özel sektör zamanındaki finansal ve finansal olmayan göstergelerinin ortaya konulması, bir Avrupa petrol şirketi ile finansal analiz sonuçlarının karşılaştırmalı olarak incelenmesi, ortak ve farklı noktaların belirlenmesi ve sonuçların incelenmesidir. TÜPRAŞ, stratejik öneme sahip bir sanayi kuruluşu olarak, Türkiye'nin en önemli şirketleri arasında yer almaktadır. Özellikli yapısı nedeniyle faaliyetleri, ekonomik ve sosyal açıdan tüm Türkiye'yi etkileyebilecek bir yapıdadır. Bütün yönleriyle TÜPRAŞ, finansal göstergeleri dikkatle incelenmeye değer kuruluşların başında yer almaktadır. Bu çalışmanın önemi; TÜPRAŞ'ın, uzun dönemli finansal göstergelerinin ortaya konularak özelleştirmenin etkilerinin anlaşılması, kamu ve özel sektör dönemlerindeki benzerlik ve farklılıkların tespit edilmesi ve bir Avrupa petrol şirketi olan Macaristan merkezli MOL Group ile karşılaştırılarak sonuçların değerlendirilmesidir. Çalışmanın sonucunda TÜPRAŞ'ın; özelleştirme öncesinden devraldığı öz kaynak ağırlıklı finansman yapısının yabancı kaynak ağırlıklı bir yapıya dönüştüğü, kısa vadeli borçlanma ağırlığı nedeniyle cari oranın azaldığı ancak nakit gücünü korumaya devam ettiği, borçlanmaların yatırıma aktarılarak özellikle maddi duran varlık kaleminin önemli ölçüde yükselmiş olduğu, faaliyetlerinin etkin bir şekilde sürdürülmeye devam ettiği ve yatırımların etkisiyle karlılığın önemli ölçüde arttığı ancak son yıllardaki finansman giderleri etkisi nedeniyle faaliyet karlılığının sonuçlara yansımadığı görülmüştür. TÜPRAŞ ile MOL karşılaştırmasında; TÜPRAŞ'ın yabancı kaynak ağırlıklı yapısına karşın MOL'ün daha fazla öz kaynak ağırlıklı yapıya sahip olduğu, MOL'ün likidite oranlarının ve genel olarak faaliyetlerinin etkinliğinin TÜPRAŞ'ın gerisinde bulunduğu, MOL'ün karlılığının düşüş seyrinde olmasına rağmen, son dönemdeki karlılık performansının TÜPRAŞ'tan daha iyi olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.
Finansal ve finansal olmayan bilgilerin şirket raporlamalarında bir arada kullanılması: Savunma sanayi şirketleri üzerine bir inceleme
Ekonomik ve politik buhranlar, çevresel sorunlar, istikrarsızlık, şirket ve kurumlara karşı güvensizlik gibi sebepler dolayısı ile iç ve dış paydaşların şirketlerden bilgi talepleri artmıştır. Şirket ortakları, yatırımcılar ile diğer tüm iç ve dış paydaşların karar alma süreçlerinde finansal bilgiler tek başına ihtiyacı karşılayamaz duruma gelmiştir. Bu durum, ağırlıklı olarak finansal bilgilere yer veren bağımsız denetim raporu, faaliyet raporu gibi raporların yanı sıra çoğunlukla finansal olmayan bilgiler içeren kurumsal ilkelere uyum raporu, sürdürülebilirlik raporu, entegre rapor gibi yeni rapor türlerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Geleceğin raporlama yaklaşımlarının tüm bu finansal ve finansal olmayan bilgilerin birbirleriyle ilişkilendirilerek bir arada sunulmasını içereceği değerlendirilmektedir. Uzun dönemde amaç; ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlarda şirketlerin, tüm paydaşların ve genel olarak toplumun fayda sağlamasıdır. Bu tezde, şirketler tarafından uygulanan raporlama çerçeveleri incelenerek, şirketlerin bu çerçevelerden hangilerini kullandığı, bu raporlarda hangi finansal olan ve olmayan bilgileri açıkladığı ve bu bilgileri arasında nasıl bir ilişki kurduğu ortaya konulacaktır. Şirketlerin paydaşlarının finansal bilgilere dayalı olarak gerçekleştirdikleri karar alma süreçlerinin, finansal olmayan bilgilerden etkilendiği ve bu sebeple şirketlerin artık iki tür bilgiyi bir arada sunan raporlar hazırlamaya yönelmeye başladığı hususu, savunma sanayi sektöründen seçilen global ve yerel firmalardan olan: Aselsan Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Otokar Otomotiv ve Savunma Sanayii A.Ş., Lockheed Martin Corporation ve Northrop Grumman şirketleri üzerinden incelenecektir. Finansal olmayan veriler ile alakalı şablonu ve kuralları katı, kesin çizgilerle tanımlanmış çerçeveler bulunmamaktadır. Fakat savunma sanayi sektöründe yer alan şirketlerin faaliyet gösterdikleri çevre, amaçları, gereklilikleri benzerlik gösterdiği için, bu sektörde yer alan firmaların açıkladıkları finansal olmayan bilgilerin benzer konulardan oluştuğu değerlendirilmektedir ve bu husus çalışmanın son bölümünde incelenmiştir.
Bağımsız denetim sürecinde kanıt toplama ve görüş oluşturmada analitik inceleme tekniklerinin uygulanması
Bu çalışmada, bağımsız denetim süreci incelenirken kanıt toplama ve oluşturma aşamalarında analitik inceleme prosedürlerinin (AİP) uygulanması ve konu hakkında örnek bir uygulama ile denetçi tarafından sürecin ilerleyişi ortaya konmaya çalışılmıştır. Ekonominin büyümesi, şirketlerin kendi içlerindeki yapılarının karmaşıklığı ve sınırlarının genişlemesi ile denetim alanı önem kazanmıştır. Denetçi tarafından şirketler hakkında hile ve hataların ortaya çıkarılıp makul bir güvence sağlamak amacıyla bazı teknikler kullanarak denetim faaliyeti gerçekleştirilmektedir. Kullanılmakta olan bu teknikler; fiziki incelme, gözlem, yeniden hesaplama, soruşturma ve analitik incelemelerdir. Bağımsız denetim süreci planlama, yürütme ve tamamlama olmak üzere üç aşamadan oluşmaktadır. Kullanılan denetim tekniklerinden analitik inceleme prosedürleri, zaman içinde, denetimin 3 aşamasında kullanılması gerekli hale gelmiştir. Çalışmanın amacı, bağımsız denetim sürecinde kanıt toplama ve görüş oluşturma aşamalarında analitik inceleme prosedürlerinin etkisini incelemektir. Yapılan incelemeler ve değerlendirmeler sonucunda da denetim kanıtlarının kalitesinin, kabul edilebilir hata düzeyi ve riskleri minimum düzeye indirme konusundaki önemi ve görüş oluşturmadan önce tekrar prosedürleri uygulayarak daha objektif ve doğru karar vermedeki önemi saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bağımsız Denetim, Analitik İnceleme, AİP, Denetim Kanıtları, UFRS
Finansal tablolar ve şirket değeri arasındaki ilişkilerin belirlenmesi
Bir şirkete ait değer tespiti yapılırken şirketin finansal tablolarında yer alan kalemlerin niteliği, büyüklüğü ve finansal tablo içerisindeki kompozisyonu büyük önem taşımaktadır. Değerleme sürecinde finansal tablolar iki türlü işlev görmektedir. İlk olarak finansal tablolar değerleme konusu şirkete ait geçmiş performansı gösterdiğinden, değerleme konusu şirkete ait gelecek tahminlerinde yol gösterici olarak kullanılmaktadır. İkinci olarak ise, finansal tablolar değerlemeye konu şirketin uyguladığı muhasebe politikaları ve kayıt düzeni hakkında analiste bilgi vermektedir. Finansal tabloların, şirket değerlemesi konusunda sahip olduğu önmli rolden hareketle, bu tez çalışması kapsamında, şirketler için piyasada oluşan şirket değerleri ile şirketlerin finansal tablolarından elde edilen muhasebe esaslı parametreler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Yapılan çalışma ile hedeflenen şirket değeri ile muhasebe esaslı finansal tablo verileri arasındaki ilişkilerin belirlenerek, şirket değerini maksimize etmek için şirketlerin hangi finansal tablo kalemlerine önem ve öncelik vermeleri gerektiğinin ortaya konulmasıdır. Bu amaca yönelik olmak üzere, tez çalışmasının veri seti olarak Borsa İstanbul'da kayıtlı toplam 51 şirketin 2015, 2016, 2017 ve 2018 dönemlerine ait tarihsel finansal tablo verileri kullanılmıştır. Çalışmada ayrıca, finansal tablolar kullanılarak hesaplanan bir takım parametreler belirlenerek, belirlenen bu parametreler ile şirket değeri arasındaki ilişkilere bakılmıştır. Uygulanan panel data regresyon analizinden elde edilen sonuçlara göre, maddi olmayan duran varlıkların toplam aktifler içindeki payı ile şirketlerin piyasa değerleri arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Buna göre, bir şirketin maddi olmayan duran varlıklarının şirketin toplam aktifleri içindeki payı ne kadar yüksek ise, şirketin piyasa değeri de yükselmektedir. Anahtar Kelimeler: Şirket Değeri, Finansal Tablolar, Maddi Olmayan Duran Varlıklar, Artık Değer, Değer İlişkisi
Kamu özel işbirliği modelleri ve yap işlet devret modelinin devlet muhasebe standartları ve uluslararası muhasebe standartları kapsamında incelenmesi
Dünya nüfusunun artmasıyla birlikte ülkelerin tamamında altyapı, kentleşme, ulaşım, sağlık sorunları da artmaya başlamıştır. Ülkeler kalkınma yolunda ilerlerken bu konularda kamu hizmetlerine olan ihtiyaç ve talep artmıştır. Hükümetlerin artan bu ihtiyaçları karşılamak için sahip oldukları kaynaklar yetersiz kalmıştır. Kentsel nüfus genişledikçe kamunun bu hizmetlerin tamamını kendi fonları ile sağlaması zorlaşmış ve fon sağlamaya yönelik çözümler üretilmesi gereği doğmuştur. Bu zorluğa bir çözüm olarak 1980'li yıllarda kamu hizmetlerinin yürütülmesinde kamu ve özel sektörün işbirliği yapması fikri ön plana çıkmıştır. Bu fikir de Kamu Özel İşbirliği projelerinin doğmasını sağlamıştır. Kamu Özel İşbirliği projelerinin uygulanmasında temel olarak dört model bulunmaktadır. Bunlar Yap -İşlet-Devret (YİD), Yap İşlet (Yİ), Yap-Kirala-Devret (YKD) ve İşletme Hakkı Devri (İHD) modelleridir. Bu çalışma kapsamında YİD sözleşme modeli incelenmiş ve modelin uygulaması bir örnekle açıklanmıştır. YİD modelinin raporlanmasında üç yaklaşım bulunmaktadır. İlk olarak inşaat maliyetlerine ilişkin hak edişlerin devlet tarafından garanti edildiği durumlarda yüklenici firma garanti edilen tutarı bir finansal varlık alacağı olarak raporlar. İkinci yaklaşımda yüklenici firmanın varlığın kullanım hakkını belirli bir süre devir aldığı varsayımı altında ilgili tutar maddi olmayan duran varlıklarda bir hak olarak raporlanır. Üçüncü yaklaşım ise iki koşulun birlikte gerçekleştiği karma modeldir burada da ilgili tutar hem finansal varlık hem de maddi olmayan duran varlık olarak raporlanmaktadır. KÖİ modellerinin kamu ve özel sektörde muhasebeleştirilmesi ve raporlanmasına ilişkin iki standart bulunmaktadır. Bunlar Devlet muhasebe standartları DMS 32 Hizmet İmtiyaz Sözleşmeleri standardı ile özel sektör muhasebe standardındaki IFRIC 12 (TFRS Yorum 12) İmtiyazlı Hizmet Anlaşmalarıdır. Çalışma kapsamında bu iki standart karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu Özel İşbirliği (KÖİ), DMS 32, IFRIC 12 (TFRS Yorum 12), Yap-İşlet-Devret (YİD)
Malzeme akış maliyet muhasebesi ve iş ve inşaat makineleri sektörü üzerine bir uygulama
İşletmelerin kâr ve değer maksimizasyon hedefleriyle hareket etmesi sonucu çevresine birtakım etkileri söz konusudur. Çevresel performans ve sürdürülebilirlik çerçevesinde de artık işletmelerin faaliyetlerinin çevreye olan etkilerini de dikkate alması gerekir. Bu nedenle finansal performansla birlikte çevresel performanslarını da faaliyetlerinin tasarlanmasında dikkate almaları gerekir. Bu tez kapsamında da işletmelerin her iki performansının birlikte artırmanın mümkün olup olmadığı sorusuna cevap aranmaya çalışılmıştır. Uluslararası Standartlar Örgütü (International Organization for Standardization-ISO) tarafından ilk olarak 2008 yılında yayınlanan ISO 14051 Malzeme Akış Maliyet Muhasebesi (Material Flow Cost Accounting) standardı yukarıda belirtilen araştırma sorusuna bir yanıt niteliğindedir. Bu yöntemin uygulama çalışmalarının sonuçları ilk olarak, ikinci bölümde örnekleri verilen, Japonya Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanlığı tarafından 2011 yılında yayınlanan rapor ile paylaşılmıştır. Bu sonuçlar ile akademinin de ilgisini çekerek yapılan yayınlar gün geçtikçe artmıştır. Elde edilen sonuçlarda işletmelerin yapacağı çevre dostu yatırımlarla atıklarının azaltılacağı ve verimli üretim çıktılarının artacağı ortaya koyulmuştur. Bu sonucu destekleyecek biçimde tezin son bölümünde KOBİ olarak faaliyetlerine iş ve inşaat makineleri sektöründe devam eden bir işletme seçilerek Malzeme Akış Maliyet Muhasebesi (MAMM) yöntemi işletmenin ürettiği Tiger Drill makinesinin üretim süreçlerine uygulanmıştır. Yapılan analizlerin sonucunda işletmenin bu makineyi üretmek için üretim süreçlerine dâhil ettiği girdilerin %48,3'lük kısmının ürün olmayan çıktı olarak sistemi terk ettiği tespit edilmiştir. MAMM yöntemine göre bu çıktı atık ve emisyon olarak sistemi terk etmektedir. Bir makinenin üretiminde yapılan maliyetlerin yarısına yakınının bu şekilde negatif ürüne dönüşmesinin raporlanması yöneticilerin dikkatini çekmiştir. Bu raporlamada geleneksel maliyet muhasebesi raporlamasından farklı olarak bu maliyetler, malzeme kayıp maliyeti olarak ayrı şekilde sınıflandırılmıştır. Yöneticilerin bu raporu gördükten sonra bu kayıp oranının azaltılmasına yönelik yapacakları çalışmalar sonucu hem maliyetler azalacaktır hem de ortaya çıkan atık ve emisyonlar azalacağı için çevreye olan olumsuz etki de azalacaktır. Sonuç olarak işletmenin ekonomik performansı artacağı gibi çevresel performansı da artmış olacaktır. Anahtar Kelimeler: Çevre, Çevresel Performans, Malzeme Akış Dengesi, MAMM
Türk Ticaret Kanunu tasarısının muhasebe ve denetim uygulamalarına etkilerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışmada temel amaç; Türk Ticaret Kanunu Tasarısının muhasebe ve denetim uygulamalarına getirdiği değişiklikleri ve yenilikleri, yürürlükteki Türk Ticaret Kanunu ile karşılaştırarak ortaya koymaktır.Bugüne kadar Türk Ticaret Kanunu Tasarısının getirileri hakkında herhangi bir tez çalışmasının olmaması ve bu Tasarının yasalaşmasının ardından ülkemizdeki ticari uygulamaları ne tür değişikliklerin beklediğinin yeterince bilinmemesi nedeniyle böyle bir çalışma yapılması gereklilik arz etmektedir.Bu çalışmada özetle, Türk Ticaret Kanunu Tasarısının ticari defterlere, şirketlerin birleşme, bölünme ve tür değiştirme işlemlerine ve denetimine ilişkin getirdiği düzenlemelere yer verilmiştir. Bu konulara ilişkin olarak Türk Ticaret Kanunu, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Vergi Kanunlarında yapılan düzenlemeler kıyaslanmış bu düzenlemeler arasındaki benzerlik ve farklılıklar ortaya konulmuştur.Anahtar Kelimeler: Türk Ticaret Kanunu Tasarısı, Türk Ticaret Kanunu, ticari defterler, şirket birleşmeleri, denetim.
Kurumsal yönetim uygulamalarında yakınsamaya hukuksal düzenleme ve piyasa dinamiklerinin etkisi
2000'li yıllarda ardarda patlak veren şirket skandalları kurumsal yönetimi bütün dünyanın gündemine oturtmuştur. OECD kurumsal yönetim ilkelerinin 1999'da yayınlanıp 2004'de revize edilmesinden sonra da bir çok ülke kendi kurumsal yönetim kodlarını yayınlamıştır. Kurumsal yönetim, şirketlerde yönetim kurulları, şirket üst yönetimi, çalışanlar, hakim ortak(lar), küçük hissedarlar ve diğer menfaat sahiplerinin çıkarlarını buluşturur, gerekli kontrol ve dengeyi sağlar. İyi bir kurumsal yönetimin temel prensipleri, adillik, sorumluluk, hesap verebilirlik ve şeffaflıktır. Kurumsal yönetimin odak noktası yönetim kuruludur. Yönetim kurulunun oluşumu, üyelerinin nitelikleri, ve işleyişi bütün dünyada kabul edilen kurumsal yönetim temel prensiplerinin uygulanabilirliğinde önemli rol oynar. Tezimizde, New York Borsası kurumsal yönetim standartları esas alınarak İngiltere, Fransa ve Almanya ve Türkiye'de kurumsal yönetim ilkeleri ile Avrupa Birliği'ndeki ilgili direktifler ve tavsiye kararları incelenmiştir. Yönetim kurulunun oluşumu, üyelerin nitelikleri ve etkin işleyişinde hukuksal düzenlemeler açısından bir yakınsama olup olmadığına bakılmıştır. Piyasa dinamiklerinin etkisini görmek için ise, her dört ülkenin, Amerikan Depo Sertifikası programı çerçevesinde, New York Borsası'nda veya tezgatüstü piyasalarda hisseleri alınıp satılan şirketlerinin kurumsal yönetim uygulamalarına bakılmıştır. Hukuk sistemleri ve şirketlerin mülkiyet yapıları farklı olmasına karşın İngiliz ve Fransız kurumsal yönetim ilkelerinde ve şirketlerin kurumsal yönetim uygulamalarında önemli bir yakınsama bulunmuştur. Ancak aynı bulguyu Alman ve Türk şirketleri için söylemek mümkün değildir. Bu iki ülkedeki yakınsama geriden gelmektedir. Bunda gerek hukuk yapıları, gerekse şirketlerin mülkiyet yapıları bu farklılıkta etken unsurlardır.
Finansal tabloların dipnotlarında sunulan muhasebe politikalarının uluslararası finansal raporlama standartları açısından incelenmesi
Bu araştırma, Uluslararası Finansal Raporlama Standartları(UFRS)'ına odaklanmıştır. Bu çalışmada, UFRS kapsamında yer alan 32 muhasebe ve finansal standardından sunuma, muhasebeleştirmeye, ölçüme, değerlemeye ve açıklamaya ilişkin olarak seçilen muhasebe politikaları hisse senetleri borsada işlem gören Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Avustralya ve Türkiye işletmelerinin finansal tabloları ve dipnotları incelenerek, değerlendirilmiş ve bir durum tespit çalışması yapılmıştır. Araştırmanın verileri, işletmelerin raporlama dönemine göre 2008 veya 2009 yıllarına ait finansal tablo ve dipnotlarından elde edilmiştir. Araştırma, frekans dağılımları yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Bu araştırma; alternatif muhasebe politikaları ile sunuma, muhasebeleştirmeye, ölçüme, değerlemeye ve açıklamaya ilişkin olarak seçilen muhasebe politikalarına yönelik eğilimlerin tespitine ek olarak, şirketlerin muhasebe politikalarını açıklarken gerekli hassasiyeti göstermediklerini ve şirketlere özgü açıklamalar yerine kalıplaşmış ifadeler kullandıklarını ortaya koymuştur. Bu araştırma; ayrıca, UFRS'deki alternatifli muhasebe politikalarının yerel muhasebe politikaları ile örtüşmesi durumunda, işletmelerin kendi yerel muhasebe politikalarına çoğunlukla bağlı kaldıklarını göstermiştir.
Türkiye'de devlet muhasebesi standartları ile Türkiye finansal raporlama standartları'nın karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Türkiye'de Devlet Muhasebesi Standartları ile Türkiye Finansal Raporlama Standartları'nın Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi
Türkiye'de devlet üniversitelerinde uygulanan performans esaslı bütçeleme sistemininin vakıf üniversitelerine uygulanabilirliği ve veri zarflama analizi ile fakültelerin etkinliklerinin ölçülmesi
Son yıllarda iletişim ve bilişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler, geçmişe göre ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin daha etkili yapılmasına ve analiz sonuçlarının uygulanmasında daha etkili sonuçların alınmasına yardımcı olmaktadır. Buna ilave olarak, küresel kamu bilincinin oluşması ve kamu kurumlarında anlayış değişikliğinin de yaşanması bu sürecin bir sonucudur. Bir küresel kamusal mal olarak eğitim, günümüzde uluslararası bir değer olarak görülmekte ve buna göre vergilendirilmektedir. Öte yandan yükseköğretim kurumları, eğitim kurumlarına göre daha özerk gibi görünse de, kamusal çıktıları nedeniyle yarı kamusal kurumlar olarak görülmektedir. Ancak muhasebe ve finans uygulamalarında bu kurumların gerek bütçeleme, gerekse finansal raporlama ya da uygulama gibi konularının hala kamusal ve vakıf olarak ayrıldığı görülmektedir. Kamu kurumlarının muhasebe finans uygulamalarında yaşanana bir diğer önemli değişiklik ise performans esaslı bütçeleme sistemi (PEBS) uygulamalarının kamu kurumlarında uygulanmasıdır. PEBS'nin kamu kurumlarında uygulanmasının temel gerekçesi, kamu kaynaklarının etkili ve verimli kullanımının sağlanmasıdır. Öte yandan PEBS'nin uygulama geçmişi incelendiğinde, dikey veri setinin parametrik bir veri seti olmaması nedeniyle, günümüzde PEBS'nin kesin olarak etkili olduğu öne sürülemez. Öte yandan günümüze kadar yapılan çalışmalar ve örnek uygulamalar, PEBS'nin günümüzdeki bilinen etkilerinin, klasik bütçeleme sistemine nazaran daha etkili olduğunu da göstermektedir. Yapılan bu çalışmada, vakıf üniversitelerinde klasik bütçeleme sistemiyle yapılan bütçelemede, verimlilik açısından, benzer girdilere sahip olan fakültelerin farklı verimliliğe sahip olduğu veri zarflama analizi (VZA) kullanılarak ortaya konmuştur. Bu durum, klasik bütçeleme yönteminde ciddi bir verimlilik kaybının olduğunu göstermektedir. Vakıf üniversitelerinin çıktılarının kamuyu doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemesi, bu üniversitelerde olabilecek verimlilik kaybının, kamusal kaynakların etkin kullanılmadığına işaret etmektedir. Dolayısıyla çalışmada, vakıf üniversitelerinin de, gerek 5018 sayılı kanun, gerekse ilgili uygulama ve literatür verileri ışığında, kamusal kaynakların etkili ve verimli kullanılması için PEBS'ne geçmelerinin gerekli olduğu öne sürülmektedir. Anahtar Kelimeler: Veri Zarflama Analizi; Performans Esaslı Bütçeleme; Vakıf Üniversiteleri
TMS 12 gelir vergileri standardı kapsamındaki ertelenmiş verginin Borsa İstanbul'da işlem gören ve BİST 30 endeksine dahil şirketlerin dönem karına etkisi
İşletmenin finansal durumu ve performansı hakkında birçok bilgi içeren finansal tabloların tüm kullanıcılar tarafından doğru okunabilmesi için, bu tabloların belli standartlarda hazırlanması oldukça önemlidir. Bu nedenle, Dünya'da Uluslararası Muhasebe Standartlarının uygulanmasına yönelik istek gün geçtikçe artmaktadır. Türkiye'de de Uluslararası Muhasebe Standartlarına ilgi artış göstermektedir. Uluslararası Muhasebe Standartları çerçevesinde hazırlanan finansal tablolarda yer alan vergi tutarı kullanıcılar açısından önemlidir. Bu nedenle, finansal tablolara yansıtılan vergi gideri ve gelirinin doğru tespiti için, gelir vergileri hakkında özel bir standart yayınlanmıştır. Bu standardın önemli bir kısmı ise, ertelenmiş vergiye ayrılmıştır. Ertelenmiş vergi, kısaca vergi kanunlarına ve standartlara göre belirlenen değerlerin farklı olması ve/veya kullanılmamış ve gelecekte kullanılacak geçmiş yıl zararları ve vergi avantajları nedenleri ile gelecekte ödenecek veya geri kazanılacak vergidir. Gelecekteki nakit akışlarını ve dönem karını etkilemesi nedeniyle, ertelenmiş vergi finansal tabloların doğruluğunu etkileyen önemli bir tutardır. Bu araştırmada, Borsa İstanbul'da işlem gören ve BIST 30 endeksine dahil olan şirketlerin 2010 ila 2014 yıllarına ait finansal tablo verileri esas alınarak, ertelenmiş verginin dönem karına etkisi incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Dönem Karı, Ertelenmiş Vergi, Geçici Farklar, Geçmiş Yıl Zararları, Vergi Avantajı.
Stok maliyet yöntemlerinde Vergi Usul Kanunu ve TMS-2 stoklar standartı uygulamalarının karşılaştırılması ve iki işletme uygulaması
Üretim işletmelerinde işletmenin sürekliliğini etkileyen en önemli varlık kalemlerinden biri stok unsurudur.Bu doğrultuda, stok maliyet yöntemlerinde TMS-2 Stoklar standartı ile Vergi Usul Kanunu uygulamalarını karşılaştırmak ve iki uygulama arasındaki farkları ortaya koymak bu yüksek lisans tezinin amacını oluşturmaktadır.Söz konusu uygulama farkları, stok kalemini büyük ölçüde etkilemekte ve finansal tablo kullanıcılarının kararlarında etkili olmaktadır. TMS-2 ve vergi mevzuatının işletmelerde stokları ilgilendiren çeşitli işlemlere yaklaşımları prensipte çok farklı olmakla birlikte, bu durum stok maliyetinde büyük farklar yaratabilmektedir.Buna bağlı olarak çalışmada amaçlanan, TMS-2 Stoklar standartının maliyet yöntemlerinde, vergi mevzuatına göre daha gerçekçi ve güvenilir sonuçlar sunduğunu göstermektir.Çalışmada stok maliyet yöntemlerine, stok maliyetlerinin her iki uygulama açısından hesaplanmasına, uygulama farklılığı sebebiyle ortaya çıkan geçici fark ve ertelenmiş vergi kavramınlarına yer verilecektir.
Bağımsız denetimin planlanması ve yürütülmesinde önemlilik
Finansal tabloların bütün önemli yönleriyle uluslararası finansal raporlama standartları ve bazı işletmeler için de TDMS çerçevesinde hazırlanıp hazırlanmadığına ilişkin olarak yürütülen bağımsız denetim sürecinde, genel olarak eksiklik ve hataların ayrı ayrı ya da toplu olarak finansal tablo kullanıcılarının yorumlarını ve bu yorumlarına dayanarak alacakları kararları etkileyecek düzeyde olması önemlilik olarak ifade edilmektedir. Bu bağlamda, denetçiden beklenen en önemli beklenti denetim riskini en düşük seviyeye indirmesi ve işletme ile ilgili olası hataları ortaya çıkartmasıdır. Ülkemiz uygulamasında Uluslararası Denetim Standartlarından aynen uyarlanan Bağımsız Denetim Standartları içinde yer alan ''Bağımsız Denetimin Planlanması ve Yürütülmesinde Önemlilik'' başlıklı Bağımsız Denetim Standardı 320 (BDS 320) ile ''Bağımsız Denetimin Yürütülmesi Sırasında Belirlenen Yanlışlıkların Değerlendirilmesi'' başlıklı Bağımsız Denetim Standardı 450 (BDS 450) önemlilik konunun temel düzenleyicileridir. BDS 320 önemliliğe ilişkin olarak işletmenin içinde bulunduğu sektörlere göre değişebilecek kıyaslama noktalarına değinmekle birlikte, standart bir hesaplama önermemekte ve uygulamada denetçilerin mesleki kanaatine göre farklı değerlendirmelerle önemlilik düzeyini hesaplamaktadırlar. Bu çalışmada bağımsız denetimde önemlilik konusunun teorik çerçevesi ve uygulamada esas alınan temel ölçütler ortaya konulduktan sonra, önemlilik seviyesinin belirlenmesinde izlenebilecek yöntemler hakkındaki görüşlerimiz açıklanacaktır . Çalışmamızın son bölümünde bazı denetim firmaları ile gerçekleştirilen araştırmalar neticesinde önemlilik seviyesi ve bunun denetim sırasında ne derece uygulandığına ilişkin görüşleri hakkında bilgi edinilmeye çalışılacaktır.
Türkiye'de lojistik hizmetlerinde kur farklarının muhasebeleştirilmesinde uygulanan politikaların finansal tablolara olan etkisi
Bu çalışmada, lojistik hizmetlerinde faaliyet gösteren firmaların kur farklarının muhasebeleştirmesi ile söz konusu işlemlerin ilgili yasal mevzuatlara, yerel finansal raporlama çerçeve taslağına ve Uluslararası Muhasebe Standartları'na (UFRS) uyumunun finansal tablolara yansıması ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda, lojistik kavramı ve lojistik hizmetlerinde teslim şekillerine değinilmiştir. Lojistik hizmetinde bulunan halka açık ve halka kapalı firmaların kur farklarını nasıl muhasebeleştirdikleri açıklanmıştır. Söz konusu şirketlerin muhasebe kayıtlarının UFRS ile uyumlu olup olmadığı finansal tablolar incelenerek değerlendirilmiştir. Böylece halka açık olan ve olmayan şirketlerin karşılaştırmaları yapılmıştır. Halka açık olarak faaliyette bulunan firmaların "Yüzde Yöntemi" kullanılarak finansal tabloları ve dipnotları analiz edilmiştir. Son olarak seçilmiş ülkeler olan; İngiltere, Almanya ve ABD kur farkı uygulamaları bakımından ele alınmıştır. Yapılan incelemeler ve değerlendirmeler sonucunda, Ülkemizde yeni TTK'ya göre borsaya kote olan şirketlerin TMS'ye uygun şekilde finansal raporlama yapmaları zorunludur. Borsaya kote olmayan şirketlerin ise TMS'ye veya VUK'a uygun olarak finansal raporlama yapmaları konusunda seçimlik hakları bulunmaktadır. Bu bağlamda, borsaya kote olmayan ve bu çalışmada finansal tabloları incelenen lojistik şirketlerin VUK'a uygun olarak finansal raporlama yapmayı tercih ettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada finansal tabloları ve dipnotları incelenen ve borsaya kote olan lojistik şirketlerin ise TMS'na uygun olarak finansal raporlama yaptıkları tespit edilmiştir. Ülkemiz ve seçilmiş ülkelerin ise günümüzde uyumlaştırma çalışmalarını sürdürmekte olduğu saptanmıştır.