Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Maçkalı

14 theses · İstanbul Arel University, Bahçeşehir University

Master'sOpen AccessTR

Estetik cerrahi deneyime sahip bireylerde olumsuz çocukluk çağı yaşantıları, mükemmeliyetçilik ile beden imajı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada temel olarak estetik cerrahi deneyime sahip bireylerde olumsuz çocukluk çağı yaşantıları, mükemmeliyetçilik ile beden imajı arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda estetik cerrahi deneyimine sahip bireylerin olumsuz çocukluk çağı yaşantıları ve mükemmeliyetçilik algılarının beden imajı üzerindeki yordayıcılığı incelenmiştir. Çalışmanın örneklemi 20-60 yaş arasında Türkiye'de yaşayan 173'ü kadın 62'si erkek olmak üzere toplamda 235 estetik cerrahi deneyime sahip bireyden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmalar Ölçeği, Beden İmajı Ölçeği, Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği kullanılmıştır. Bulgularda nicel ölçme araçlarından elde edilen verilerin analizi sonucunda estetik cerrahi deneyime sahip bireylerin olumsuz çocukluk çağı yaşantıları ile beden imajı arasında negatif yönlü ilişkinin var olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışmada belirtilen örneklemde beden imajı ile mükemmeliyetçilik alt boyutlarından hata yapma endişesi, ailesel beklenti, ailesel eleştiri, yaptığından emin olamama ile negatif yönde; düzen alt boyutu ile pozitif yönde ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu araştırmada ayrıca, estetik cerrahi deneyimine sahip bireylerin olumsuz çocukluk çağı yaşantılarından fiziksel ihmal ve aşırı kontrol, mükemmeliyetçiliğin hata yapma endişesi, kişisel standartlar ve düzen alt boyutlarının beden imajını yordadığı sonucu ortaya çıkmıştır. Gelecek araştırmalar için estetik cerrahi operasyon planlayan ve/veya geçirmiş bireylerde çocukluk çağı travmalarının ve mükemmeliyetçiliklerinin ele alındığı nitel ve nicel yöntemlerin kullanıldığı klinik araştırmalar yapılması önerilebilir.

Beden imajıCerrahi-plastikEstetik deneyim+2
Eylem Kaptan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ortoreksiya nervoza ile mükemmeliyetçilik algısı, beden imajı ve algılanan ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada ortoreksiya nervoza ile mükemmeliyetçilik algısı, beden imajı ve algılanan ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma örneklemini, 18-65 yaş arasında araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 344 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada; Bilgilendirilmiş Onam Formu, Sosyo-demografik Bilgi Formu, Ortoreksiya Nervoza Değerlendirme Ölçeği (ORTO-11), Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (ÇBMÖ), Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ), Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları-Çocuk Formu (KAET-Ç) kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişki Pearson Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi ile değerlendirilmiştir. Ortoreksiya nervozanın araştırmanın ana değişkenleri ile olan ilişkisine bakıldığında; mükemmeliyetçilik ve mükemmeliyetçilik alt boyutları ile ortoreksiya nervoza puanı arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Beden imajı ve algılanan ebeveyn tutumları alt boyutları ile ortoreksiya nervoza puanı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Kendine yönelik mükemmeliyetçilik alt boyutunun ortoreksiya nervozayı yordadığı; beden imajı ve algılanan ebeveyn tutumları alt boyutlarının ortoreksiya nervozayı yordamadığı bulunmuştur. Sonuç olarak; mükemmeliyetçilik algısı ve alt boyutları ile ortoreksiya nervoza arasında pozitif yönde ilişki vardır. Aynı zamanda kendine odaklı mükemmeliyetçilik eğilimleri ortoreksiya nervozayı yordamaktadır. Bu açıdan bakıldığında ortoreksiya nervoza ile ilgili yapılacak çalışmalarda kişilerin mükemmeliyetçilik algısının dikkate alınmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.

Ana-baba tutumuBeden imajıMükemmeliyetçilik+2
Seda Turhan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkinlerde romantik kıskançlık düzeyinin kişilerarası problemler ve çatışma çözme tepkileri açısından incelenmesi

Genç yetişkinlik döneminde kişinin diğerleriyle yakınlık kurduğu romantik ilişkiler, bireyin gelişim dönemine göre deneyimlemesi gereken bir durumdur. Romantik ilişki sürecinde bireylerin yaşadığı sorunlardan biri de kıskançlıktır. Romantik kıskançlığı araştırmak amacıyla yapılan bu çalışmanın iki temel hedefi vardır; birincisi, yordayıcı değişkenler olan kişilerarası problemler, çatışma çözme tepkileri ve cinsiyetin; yordanan değişken olan kıskançlık tetiklendiğinde belirtilen kıskançlık düzeyi ile ilişkisini ve ne ölçüde yordadığını istatiksel olarak incelemektir. İkincisi, kıskançlık tetiklendiğinde belirtilen kıskançlık düzeyinin bireysel, ilişkisel değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını bulmaktır. Araştırmanın örneklemi, %54.8'i (n = 153) kadın, %45.2'si (n = 126) erkek katılımcı olmak üzere toplam 279 kişiden oluşmaktadır. Katılımcıların yaşları 18-30 arasında değişmektedir ve ortalaması 23.08'dir (± 3.032). Kadın katılımcıların yaşları ortalaması 22.56 (± 3.033), erkek katılımcıların yaşları ortalaması 23.7'dir (± 2.921). Araştırma verileri, Romantik Kıskançlık Ölçeği'nin Kıskançlık Tetikleyicileri alt ölçeği, İkili İlişkilerde Çatışma Çözme Tepkileri Ölçeği ve Kişilerarası Problemler Envanteri kullanılarak toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, erkekler kadınlardan ve sözlü/nişanlı ilişki durumundakiler, flört ilişki durumundakilere göre daha kıskançtır. Kıskançlık tetiklendiğinde belirtilen kıskançlık düzeyi diğer bireysel ve ilişkisel değişkenlere göre anlamlı bir fark göstermemiştir. Kıskançlık tetiklendiğinde belirtilen kıskançlık düzeyi ile Baskın-Kontrolcü (r = .21, p < .01), Kinci-Benmerkezci (r = .83, p < .01) ve cinsiyet (r = .13, p < .05) arasında istatiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Hiyerarşik regresyon analizi (Enter) sonucunda 3 model oluşturulmuş, kıskançlık tetiklendiğinde belirtilen kıskançlık düzeyini en iyi, Kinci-Benmerkezci ve cinsiyet değişkenlerinin anlamlı şekilde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak; bulgular alanyazın ışığında tartışılmış, çıkarımlar yapılmış, çalışmanın sınırlılıkları belirtilmiş ve klinik psikoloji alanı için öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: romantik kıskançlık, çatışma çözme tepkileri, romantik ilişki, kişilerarası problemler, bireysel ve ilişkisel değişkenler

Duygusal ilişkiKişiler arası problemlerKıskançlık+3
Gözde Sarıhan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Klinik psikologların iyilik hallerinin nitel yöntemle incelenmesi

Bu araştırma psikologların iyilik hallerini sağlama ve sürdürme becerileri ile meslekleri arasındaki ilişkiyi zamansal bir çizgide değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda uygulama alanında beş yıl ve daha uzun süredir çalışan psikologların, meslek seçimi motivasyonlarından mesleki anlamda yetkinlik kazanmaya kadar olan sürece dair anlatıları değerlendirilerek gömülü teori yöntemi ile kuramsal bir çerçeve oluşturulmaya çalışılmıştır. Türkiye'de doğrudan psikologları konu alan çok az çalışma olmasından dolayı, araştırma ile bu doğrultudaki alanyazına katkı sağlaması amaçlanmaktadır. Psikolog adayları ve genç psikologlar için de çalışmanın rehber niteliği görebileceği beklenmektedir. Araştırma sonucunda; kişilerin meslek seçimlerinde etkili olan faktörlerin ve mesleki gelişim süreçlerinin, özyeterlilik ve iş tatminlerine olan etkisi ile iyilik hallerini sağlamak ve sürdürmek için uyguladıkları stratejiler belirlenmiştir. Sürdürmeyi zorlaştıran; maddi, eğitim sistemi ve iş ortamında yaşanılan problemler ve kişilerin ruhsal durumlarına olumsuz etki eden faktörlere yönelik gerçekleştirilen stratejiler iyilik hali boyutlarına göre değerlendirilerek mesleki iyilik hali kavramı çerçevesinde ele alınmıştır. Çalışmada kişilerin mesleki iyilik hallerini sağlamalarında; psikolog olmalarının en önemli faktör olduğu gözlenmiştir.

Klinik psikolojiPsikologlarÖz yeterlilik+1
Mert Ali Kurban
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Relational needs satisfaction and narcissism: Moderating effect of guilt and shame feelings

The aim of the present study is to explore the relationship between relational needs and narcissism and the effects of guilt and shame feelings on this relationship. The study was conducted with 373 participants (286 females, 87 males) who were aged 18 between 60 years. Demographic Information Form, Relational Needs Satisfaction Scale, Pathological Narcissism Inventory and Guilt and Shame Scale were employed to collect data. A correlational design was selected and to analyze the data SPSS 25.0 program was used. The correlational analysis revealed significant relationships between relational needs satisfaction, guilt and shame and narcissism. Hierarchical regression analysis showed a significant moderating effect of guilt and shame on two aspects of narcissism which were vulnerable self and grandiose self. Results were discussed by considering existing literature and possible theoretical and clinical implications were mentioned. Further research will be needed to parse the nature of the relationships between relational needs, guilt and shame and narcissism in order to enhance theoretical understanding as well as diagnostic and clinical applications, emphasizing the crucial role of empathy and a reliable, consistent therapeutic relationship when working with individuals with narcissistic tendencies. Finally, limitations of the present study and suggestions for future research were provided.

NarcissismGuiltShame
Zeynep Çetindağ
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dezavantajlı gruplarla çalışan psikologlarda eşduyum yorgunluğu ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada, dezavantajlı gruplarla çalışan psikologlarda eşduyum yorgunluğu ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca depresyon, anksiyete ve stresin eşduyum yorgunluğu ile ilişkisine bakılmıştır. Alt problemler doğrultusunda katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine ilişkin eşduyum yorgunluğu ve stresle başa çıkma tarzlarının karşılaştırma analizleri yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 22-65 yaş arasında İstanbul, İzmir ve Bursa ilinde yaşayan 252'si kadın, 48'i erkek olmak üzere toplam 300 psikolog oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Demografik Bilgi Formu, Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın bulgularına kapsamında, dezavantajlı gruplarla çalışan psikologlarda stresle başa çıkma tarzlarının eşduyum yorgunluğu üzerinde yordayıcı etkisi olduğu saptanmıştır. Ayrıca depresyon, anksiyete ve stresin eşduyum yorgunluğu üzerinde yordayıcılığı olduğu bulunmuştur. Ayrıca örneklemin sosyo-demografik özelliklerine göre yapılan incelemelerde; eşduyum yorgunluğu düzeylerinin cinsiyet ve meslekte çalışma sürelerine göre farklılık gösterdiği, stresle başa çıkma tarzlarının ise cinsiyet, meslekte çalışma süresi, meslek içi eğitim alma ve psikiyatrik tanısı olma durumuna göre farklılaştığı bulguları tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır.

Başa çıkmaDezavantajlı gruplarEş duyum yorgunluğu+5
Kübra Tuş Yiğit
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların vajinismusla ilişkili deneyimlerinin nitel yöntemle incelenmesi

Bu araştırmada, vajinismus yaşayan kadınların deneyimlerini nasıl ifade ettikleri, bu durumu nasıl anlamlandırdıkları, kendilerini toplumda konumlandırış biçimleri, kendi içsel süreçlerinde,toplumda, yakın ilişkilerinde kadınsılık yatırımlarının nasıl gerçekleştiğini ortaya koymak amaçlanmaktadır. Kadınların öznel deneyimlerinden yararlanılarak, bu deneyimleri anlamlandırma biçimleri değerlendirilmiştir. Araştırmada, dört vajinismus tanısı almış katılımcı ile klinik ortamda görüşülmüştür. Görüşmeler öncesinde görüşme soruları ve görüşmecinin yetkinlik kazanması adına bir pilot görüşme yapılmıştır. Katılımcılarla yapılan görüşmeler ses kayıt cihazı ile kaydedilmiş ve sonrasında yazıya dökülerek Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz edilen görüşme metinlerinde katılımcıların deneyimlerinden yola çıkılarak sekiz temel üst kategori oluşturulmuştur: "Yakın ilişkiler, Kendine bakış,Toplumsal bakış, Çevreden gelen iletiler, Bedenle temas, O ana kadar her şey tamam, Çözümsüz değil, Travmatik deneyimler". Her bir kategorinin alt kategorileri de oluşturularak deneyimler gruplanmıştır. Oluşturulan alt kategoriler ise; Yakın ilişkiler: "Eş ile ilişki, Anne ile ilişki, Baba ile ilişki, Anne-Baba arasındaki ilişki". Kendine bakış: "Kadınlığın anlamı, Kadının görevi, Değersizlik-yetersizlik,Çelişkiler". Toplumun etkisi: "Anneden gelen iletim, Toplumda kadına bakış,Bekarete ilişkin atıflar". Çevreden gelen iletiler: "Kuşaktan kuşağa ilk gece, Nasıl yapamıyorsun?, Şunları dene, Alaylı cinsel eğitim". Bedenle temas: "Çocuk bedeninden yetişkin bedenine, Bedene ilişkin atıflar, Çıplaklık". O ana kadar her şey tamam: "Acı beklentisi, Bedensel tepkiler, Demek ki olabiliyor!" olarak kategorize edilmiştir. Aktarılan deneyimlerin analizi sonucunda, vajinismus yaşayan kadınların deneyimlerine ve bu deneyimlerini anlamlandırma sürecine etki eden birçok toplumsal öğenin ve mitlerin (kadının eşini memnun etmesi gerektiği, bekaretini evlenene kadar koruması gerektiği, kadının haz almaya hakkının olmaması, ilk geceye dair anlatılan olumsuz deneyimler v.b.) bir arada olduğu ortaya çıkmıştır.Buna ek olarak toplumda kadın olmak, cinsel ilişkide kadın olmak ve çevreden gelen iletiler sonucunda oluşturulan kadınsılık yatırımları, bedenleri ile ilişkileri olumsuz yönde etkilenmektedir. Eşleri/partnerleri ile ilişkileri ise çeşitlilik gösterirken(Olumlu eş ilişkisi/Olumsuz eş ilişkisi), olumlu eş ilişkisinin vajinismusun düzelme sürecine katkı sağladığı ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimler: Vajinismus, Nitel araştırma, Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz, Kadınlık, Kadınsılık, Mitler

Cinsel sorunlarFenomenolojiKadınlar+1
Yasemin Kamalı
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Eylemlilik ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide algılanan anne baba kabul ve reddi aracı rolünün incelenmesi

Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin eylemlilik ve psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkide algılanan ebeveyn kabul ve reddinin aracı rolü incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini, 213 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Anket çalışması olarak yürütülen çalışmada, katılımcıların kişisel bilgileri için "Demografik Bilgi formu"; eylemlilik düzeylerini belirlemek için "Çok Boyutlu Eylemli Kişilik Ölçeği"; algılanan ebeveyn kabul ve reddini değerlendirmek için "Anne ve Baba Kabul Reddi Ölçekleri – Kısaltılmış Yetişkin Formları", psikolojik iyi oluşu ölçmek için ''Psikolojik İyi Oluş Ölçeği'' kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları doğrultusunda, demografik değişkenlere göre katılımcıların eylemlilik ve algılanan ebeveyn kabul ve reddi alt boyutları ile psikolojik iyi oluş puanlarının anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Algılanan anne ve baba kabul ve reddinin ayrı ayrı incelendiği çalışmada, eylemlilik ve psikolojik iyi oluş değişkenleri arasındaki ilişki pozitif yönde anlamlı bulunmuştur. Ayrıca eylemlilik ve psikolojik iyi oluş değişkenleri ile anne ve baba kabul ve reddi arasında da anlamlı bir ilişki bulunmuştur. İlişkili olduğu saptanan araştırma değişkenlerinin yordayıcılığını incelemek için yürütülen analiz sonuçlarına göre, anne sıcaklık/şefkat ve ayrışmamış ret alt boyutlarının psikolojik iyi oluşu anlamlı biçimde açıkladığı saptanmıştır. Bununla birlikte, eylemlilik değişkeninin özsaygı, yaşam amacı ve iç denetim alt boyutlarının psikolojik iyi oluşu açıkladığı saptanmıştır. Aracı rol değişkeni olarak incelenen anne kabul ve ret alt boyutlarının ise aracı rolde olmadığı saptanmıştır. Baba kabul ve reddi alt boyutları incelendiğinde ise ayrışmamış ret alt boyutunun psikolojik iyi oluşu anlamlı biçimde yordadığı saptanmıştır. Yordayıcı ilişkide ayrıca eylemlilik değişkeninin özsaygı ve yaşam amacı alt boyutları yordayıcı olarak saptanmıştır. Bununla birlikte, baba kabul reddi ayrışmamış ret alt boyutunun aracı değişken olmadığı saptanmıştır. Araştırmada elde edilen bulguların, psikolojik iyi oluş ve eylemlilik arasındaki ilişkinin söz konusu olduğunu göstermesine ek olarak anne ve baba kabul/reddinin eylemlilik ve psikolojik iyi oluş değişkenleri ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Örneklemi oluşturan üniversite öğrencilerinde söz konusu araştırma değişkenlerinin ilişkili saptanması psikososyal ve psikopatolojik açıdan değerlendirilebilecek ilerleyen dönemde yapılacak uygulama ve araştırmalara katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ebeveyn Kabul ve Reddi, Eylemlilik, Psikolojik İyi Oluş, Aracı Değişken

Ebeveyn kabul veya reddiEylemlilikPsikolojik iyi oluş+2
Zeynep Demirbozan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bipolar bozukluğu olan hastalarda içselleştirilmiş damgalanma, öz-şefkat ve psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada bipolar bozukluk tanılı remisyonda olan hastalarda içselleştirilmiş damgalanma, öz-şefkat ve psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkilerin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Duygudurum Merkezi ve Psikiyatri Ayaktan Tedavi Ünitelerinde izlemi süren, içerme ve dışlama kriterlerini karşılayan, Young Mani Derecelendirme ve Hamilton Depresyon Derecelendirme ölçekleri uygulanarak remisyonda olduğu kabul edilen 132 hasta çalışmaya alınmıştır. Çalışma için hazırlanan Sosyodemografik Form araştırmacı tarafından hastalara uygulanmıştır. İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği, Öz-Şefkat Ölçeği, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği hastalar tarafından doldurulmuştur. Ölçeklerin uygulanmasından sonra sorulara cevap bulabilmek için; frekans, yüzde, ortalama, standart sapma değerlerine bakılmıştır. Bunun yanı sıra korelasyon ve çoklu lineer regresyon analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda içselleştirilmiş damgalanma ve psikolojik dayanıklılık ile içselleştirilmiş damgalanma ve öz-şefkat arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Öz-şefkat ve psikolojik dayanıklılık arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. İçselleştirilmiş damgalanma ve öz-şefkat arasında negatif yönde anlamlı ilişki saptanmış olup öz-şefkatin içselleştirilmiş damgalanmayı yordadığı bulunmuştur. Sonuç olarak bipolar bozukluk tanılı hastalarda içselleştirilmiş damgalanma puanları, öz-şefkat ve psikolojik dayanıklılık puanları ile ilişkilidir. Öz-şefkat düzeyi yüksek olan bireylerin içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin düşük olduğu saptanmıştır. Bunların yanı sıra, bipolar bozukluğa yönelik yapılacak psikososyal çalışmalarda damgalama konusu ele alnırken, öz-şefkat düzeylerinin de dikkate alınmasının faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bipolar Bozukluk, İçselleştirilmiş Damgalanma, Öz-Şefkat, Psikolojik Dayanıklılık

Saadet Çetinkaya
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Algılanan ebeveynlik biçimleri ile duygusal yeme davranışı arasındaki ilişkide başa çıkma biçimlerinin aracı rolü

Bu araştırmada, yetişkin bireylerde anne ve babaya yönelik algılanan ebeveynlik biçimlerinin duygusal yeme davranışıyla olan ilişkisinde kaçınma ve telafi başa çıkma biçimlerinin aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi 204 kadın 97 erkek olmak üzere toplam 301 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada yer alan değişkenlerin ölçülmesi amacıyla Young Ebeveynlik Ölçeği (YEBÖ), Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği (TDYÖ), Young – Rygh Kaçınma Ölçeği (YR-KÖ), Young Telafi Ölçeği (YTÖ) ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Gerçekleştirilen çalışma doğrultusunda elde edilen sonuçlara göre, duygusal yeme davranışının yaş, babanın hayatta olup olmaması ve Beden Kitle İndeksi (BKİ) değişkenleri açısından anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmüştür. Ayrıca duygusal yeme alt boyutlarından uyaran karşısında kontrol davranışının da medeni durum ve eğitim durumu değişkenlerine göre anlamlı bir farklılaşmaya sahip olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte duygusal yemenin anneye ilişkin algılanan aşırı koruyucu/evhamlı ve aşırı izin verici/sınırsız ebeveynlik biçimleri ve babaya yönelik algılanan kötümser/endişeli ve cezalandırıcı ebeveynlik biçimleriyle ilişkili olduğu saptanmıştır. Duygusal yeme ile kaçınma başa çıkma biçimlerinden psikosomatizm ve aktiviteyle zihinden uzaklaştırma arasında; telafi başa çıkma biçimlerinden ise statü düşkünlüğü, asilik, kendi yönelimlilik ve eleştiriye tahammülsüzlük arasında ilişkili olduğu bulgulanmıştır. Öte yandan, gerçekleştirilen aracı değişken analizleri sonucunda, anneye yönelik algılanan aşırı koruyucu evhamlı ebeveynlik ile duygusal yeme davranışı arasında psikosomatizm ve aktiviteyle zihinden uzaklaştırma kaçınma başa çıkma biçimlerinin, anneye yönelik algılanan aşırı izin verici/sınırsız ebeveynlik biçimi ile duygusal yeme davranışı arasındaki ilişkide psikosomatizm kaçınma başa çıkma biçimimin ve eleştiriye tahammülsüzlük telafi başa çıkma biçiminin aracı rolü olduğu görülmüştür. Babaya yönelik algılanan kötümser/endişeli ebeveynlik biçimi ile duygusal yeme davranışı arasındaki ilişkide psikosomatizm kaçınma başa çıkma biçiminin, babaya yönelik algılanan cezalandırıcı ebeveynlik biçimi ile duygusal yeme davranışı arasındaki ilişkide ise psikosomatizm kaçınma başa çıkma biçimimin ve eleştiriye tahammülsüzlük telafi başa çıkma biçiminin aracı rolü olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak anneye ve babaya yönelik algılanan ebeveynlik biçimlerinin kaçınma ve telafi başa çıkma biçimleri aracılığıyla duygusal yeme davranışını yordadığı, başa çıkma biçimlerinin (psikosomatizm ve aktiviteyle zihinden uzaklaştırma kaçınma başa çıkma biçimleri, eleştiriye tahammülsüzlük telafi başa çıkma biçimi) bu ilişkide aracı rolünün olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Duygusal yeme, algılanan ebeveynlik biçimleri, kaçınma başa çıkma biçimleri, telafi başa çıkma biçimleri

Algılanan ebeveynlik biçimleriBaşa çıkmaDuygusal yeme
Fatma Nur Ay
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınlarda Pilates-mat egzersizlerinin psikolojik sağlık üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı pilates-mat egzersizlerinin kadınların psikolojik sağlıkları üzerindeki etkisini araştırmaktır. Genel olarak, egzersizin insanların fiziksel ve psikolojik sağlıklarına olumlu etkisi olduğu literatür araştırmalarında görülmektedir.Pilates-mat egzersizlerinin kadınlarda depresyon ve anksiyeteyi azaltırken yaşam doyumunu artıran, stresle mücadelede destekleyici bir fiziksel egzersiz aktivitesi olarak kullanılabileceğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmaya deney (n=15) ve kontrol (n=15) grubu olmak üzere toplam 30 kadın katılmıştır. Araştırmada deney grubunda bulunan kadınlara 6 hafta boyunca haftada 3 gün ve günde 1 saat olmak üzere toplam 18 seans pilates egzersiz programı uygulanmıştır. Bu süreçte kontrol grubunda yer alan kadınlar herhangi bir bedensel etkinliğe katılmamıştır. Araştırmanın veri toplama sürecinde "Beck Anksiyete Ölçeği", "Beck Depresyon Envanteri" ve "Yaşam Doyumu Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen veriler bağımlı ve bağımsız örneklemler t-testleriyle değerlendirilmiştir. Bağımlı gruplar t-testiyle yapılan analizlerde etki açısından fark görülse de(anksiyete için t=7.31, depresyon için t=8.52, yaşam doyumu için t=-4.15, p<.05), bağımsız gruplar t-testleriyle yapılan deney ve kontrol gruplarının son-test puanlarına dair kıyaslamalarda sadece yaşam doyumu değişkeni açısından anlamlı bir etki olduğu görülmüştür (anksiyete için t=-.47, depresyon için t=-1.47 p>.05; yaşam doyumu t=4.93, p<.01).Sonuç olarak, 18-50 yaş grubunda bulunan sağlıklı kadınlara uygulanan 6 haftalık pilates egzersiz programının depresyonveanksiyete düzeyinin azalmasına, bunun yanında yaşam doyum düzeyinin yükselmesine katkı sağladığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler:Egzersiz, pilates, depresyon, kaygı, yaşam doyumu

DepresyonEgzersizKadınlar+5
Gülten Sanioğlu
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkinlerde sosyal medya kullanımının depresyon ve benlik saygısı ile ilişkisinin incelenmesi

Sosyal medya insanların kendilerini istedikleri gibi sunabildikleri ve diğer insanlarla kolayca iletişim kurabildikleri bir ortamdır. Pek çok insan sosyal medyayı sıklıkla kullanmaktadır. Sosyal medya kullanımının giderek artmasıyla birlikte kişilerin ruh sağlıkları üzerinde etkisine yönelik araştırmalar da artmaktadır. Bu araştırmanın amacı genç yetişkinlerde sosyal medya kullanımının (kullanılan platformlar, kullanım sıklığı) depresyon ve benlik saygısı ile ilişkisinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini 305 katılımcı (160 kadın ve 145 erkek) oluşturmaktadır. Katılımcılara araştırmayla ilgili bilgi veren Bilgilendirilmiş Onam Formu, demografik ve sosyal medya kullanımıyla ilgili bilgileri içeren Kişisel Bilgi Formu, İki Boyutlu Benlik Saygısı: Kendini Sevme/Özyeterlik Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği sunulmuştur. Araştırma verileri SPSS 16 paket programı ile analiz edilmiştir. Depresyon ve benlik saygısı değişkenler ile karşılaştırılırken ANOVA testi kullanılmıştır. Analizler sonucunda depresyon, benlik saygısı, kendini sevme alt boyutu ve özyeterlik alt boyutunun katılımcıların cinsiyetine, gelir düzeyine ve sosyal medyayı günlük kullanım sıklığına göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. 3-6 saat sosyal medya kullanan katılımcıların depresyon düzeyi daha yüksektir. Ölçeklerde en çok kullanılan sosyal medya platformuna göre anlamlı farklılık bulunamamıştır.

Tuğçe Yavaş
İstanbul Arel University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Öğretmenlikte mesleki yaratıcılık: Bir yorumlayıcı fenomenolojik analiz çalışması

Öğretmenlikte mesleki yaratıcılık, çocuk gelişiminde oldukça önemli rol oynamaktadır. Çeşitli ve yaratıcı öğrenim-öğretim yöntemleri ile hem mesleki motivasyon artmakta hem de çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimine katkı sağlanmaktadır. Bu çalışmada öğretmenlerin kendi mesleki yaratıcılık deneyimlerinin kendi bakış açılarıyla ele alınması hedeflenmiştir. Bu amaçla, altı katılımcı ile yarıyapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmeler bir nitel analiz yöntemi olan Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz kullanılarak analiz edilmiştir. Bu analiz sonucunda; 'yaratıcılığın deneyimlenmesi', 'zorluklarla baş etmek', 'öğretmenliğin etkileri', 'öğretmen adaylarına tavsiyeler' olmak üzere dört üst tema oluşturulmuştur. Bulgular; üst temalar ve onların alt temaları, görüşmelerden alınan alıntılar ile birlikte sunulmuştur. Çalışma kapsamında; bulgular ve literatür araştırmalarıyla birlikte, 'öğretmenlikte mesleki yaratıcılık' incelenmiştir. 'Mesleki yaratıcılık' ve 'öğretmenlikte yaratıcılık' araştırmalarına katkı sağlamak adına, bu çalışmanın sınırlılıkları tartışılarak öneriler sunulmuştur. Sonuç olarak; bu çalışma öğretmenlerin öğrenim ortamında nasıl konumlandıklarını ve toplum içerisinde yaratıcılığı yenileyebilecek rollerinin önemini sorgulamıştır. Anahtar kelimeler: Öğretmenlik, Yaratıcılık, Mesleki, Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz

FenomenolojiMesleki duyarlılıkMesleki gelişme+3
Bükem Töre
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde varoluşsal kaygının, bağlanma stilleri ve umutsuzluk ile olan ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmada varoluşun dört temel getirisi olan ölüm, özgürlük, yalıtılmışlık ve anlamsızlık kaygısının bağlanma stilleri ve umutsuzluk ile ilişkisinin incelenmesi hedeflenmektedir. Varoluşçu psikolojinin ilgilendiği meselelerden biri, kişinin doğup büyümüş olduğu ailenin sahip olduğu koşullara karşı nasıl bir yanıtının olduğudur. Bireyin ilişki kurma biçimini etkileyen ve temelinin doğduğu aile içerisinde atıldığı bağlanma stilinin de bu yanıtlardan biri olduğu düşünülebilir. Kaygının ise nesnesi hiçliktir. Hiçlik ise insanın yenebileceği bir olgu değildir. Bu sebeple insan umutsuzluğa düşer ve umutsuzluktan kurtulmak için çabalar. Bu bağlamda bu araştırma varoluşsal kaygının, kişinin bağlanma biçimi ve umutsuzluk düzeyi ile ilişkili olabileceği düşüncesinden doğmaktadır. Araştırmanın çalışma grubunu 159 kadın ve 130 erkek olmak üzere toplam 289 yetişkin oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında Varoluşsal Kaygı Ölçeği (VKÖ), Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II (YİYE II) ve Beck Umutsuzluk Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre ölüm ve özgürlük kaygısı cinsiyetlere göre farklılaşma göstermektedir. Anlamsızlık ve yalıtılmışlık kaygısının ise yaş gruplarına göre farklılık gösterdiği görülmüştür. Ölüm, yalıtılmışlık ve özgürlük kaygısının kaygılı bağlanma ile pozitif yönde anlamlı bir ilişki gösterdiği görülmüştür. Varoluşsal kaygının tüm alt boyutlarının (anlamsızlık, ölüm, yalıtılmışlık, özgürlük kaygısı), kaçıngan bağlanma ve umutsuzluk ile pozitif yönde anlamlı bir ilişkisi olduğu sonucu elde edilmiştir. Hiyerarşik regresyon analizi sonuçlarına göre ise, kaygılı bağlanma ve umutsuzluğun varoluşsal kaygının önemli açıklayıcıları olduğu görülmüştür. Kaygılı bağlanma, kaçıngan bağlanma, umutsuzluk, yaş ve cinsiyet değişkenleri varoluşsal kaygı puanlarının %39'unu açıklamaktadır. Varoluşsal kaygı cinsiyet ve yaş değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterirken eğitim durumuna göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Kadınların erkeklere göre daha fazla varoluşsal kaygı yaşadıkları, yaş arttıkça da varoluşsal kaygının azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu araştırmada varoluşsal kaygı genç, orta ve ileri yetişkinlik dönemlerini kapsayacak şekilde ele alınmıştır. Bundan sonraki araştırmalarda ergenlik ve yaşlılık dönemlerinde varoluşsal kaygının çalışılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Varoluşsal kaygı, anlamsızlık kaygısı, ölüm kaygısı, yalıtılmışlık kaygısı, özgürlük kaygısı, bağlanma stilleri, umutsuzluk

BağlanmaBağlanma stilleriKaygı+4
Müge Kurt
İstanbul Arel University
2019
00

Other supervisors