Theses supervised by Prof. Dr. Abdurrahman Acar
22 theses · Dicle University
Osmanlı'nın son döneminde Sincar kazası'nın idari, sosyal ve iktisadi durumu
Bu tezde Musul Vilayeti'ne bağlı Sincar Kazası'nın XIX. yüzyılın sonları ve XX. yüzyılın başlarında Osmanlı idari teşkilatındaki yeri, sosyal ve iktisadi durumu ele alınmıştır. Çalışmanın amacı, Yukarı Mezopotamya'nın önemli bir mevkiinde yer alan ve Irak'ı, Anadolu ve Suriye'ye bağlayan önemli ticaret yolu üzerinde bulunan Sincar şehrinin 1850-1915 yılları arasındaki tarihine ışık tutmaktır. Bu çalışmada esas olarak, 1308/1889, 1310/1891, 1312/1893, 1325/1907 ve 1330/1912 yıllarında olmak üzere beş sene (defa) yayınlanmış olan Musul Vilayeti Salnameleri'nden yararlanılmıştır. Ayrıca Musul vilayeti ve Sincar kasabası üzerine Irak'ta yapılmış modern bilimsel araştırmalara da başvurulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sincar Kazası, Musul Vilayeti, Cezire, Telafer, Osmanlı, Yezidiler.
Muhammed B. Hanefiyye Cenknâmesi (Milli Kütüphane 06 mil yz a 9260/1) transkripsiyon-metin-tahlil
Bu çalışmamızda cihat etme düşüncesiyle yola çıkan Muhammed Hanefi'nin hayat serüvenini tahlil etmeye çalıştık. Öncelikle Osmanlıca metin Türkiye Türkçesine transkripsiyon edildi. Sonra metinde yer alan beyitler tek tek incelenmiştir. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; Muhammed Hanefi manzumelerinin kim tarafından yazıldığı, dil özellikleri, manzumede geçen şahıs, yer ve mekan, savaş aletleri ele alınmıştır. İkinci bölümde; cenknâmede geçen klasik halk hikayeleri motifleri ile dini ve tasavvufi motifler incelenmiştir. Üçüncü bölümde; Türkçe transkripsiyonlu metine yer verilmiştir. Ayrıca metinde; unutulmuş veya bilinmeyen kelimelerin yer aldığı bir sözlük eklenmiştir.Son olarak el yazması metin ekler bölümüne dahil edilmiştir.
Hanyalı Mehmet Şefik Efendi ve divānçesi
Şiirlerinde "Şefik" mahlasını kullanan Hanyalı Mehmed Şefik Efendi, XIX. yüzyılda yaşamış mutasavvıf bir şairdir. Osmanlı Devletinin elinde yaklaşık üç asır kalan Girit adasına bağlı Hanya şehrinde doğmuştur. Şefik Efendi, Divānçe'sinden ve ondan bahseden kaynaklardan anlaşıldığına göre Mevlānā aşığı Mevlevį bir şairdir. Divançe'nin içerisinde bulunan müstakil şiirlerden bu husus kolaylıkla anlaşılmaktadır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, şairin hayatı, edebi kişiliği ele alınmış, Divānçe'si tanıtılmış, Mevlevįlik'in şiirlerine nasıl yansıdığı, dil ve üslup özellikleri, Divānçe'de kullanılan belli başlı sanatlar ortaya konmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, Divānçe değişik açılardan ele alınarak ayrıntılı olarak tahlil edilmiştir. Üçüncü bölümde ise transkripsiyonlu metin yer almaktadır.
Abbâsilerin ilk asrında Cezîre'de isyan hareketleri
Bu çalışmada Abbâsîlerin birinci yüzyılında Cezîre'de meydana gelen isyan hareketleri ve bu hareketlere son vermek için Abbâsîlerin izledikleri siyaset ele alınmıştır. Abbâsîler iktidara geldikleri ilk günden itibaren Cezîre bölgesinde yaşayan diğer kavimleri Arap toplumu içinde eritmek için yoğun bir çaba sarfetmişlerdir. Buna tepki olarak birçok isyan hareketi baş göstermiştir. Abbâsîler çok kanlı da olsa bu hareketleri bastırmayı başarmışlardır. Cezire'de Abbâsî hilafetine karşı, başlayan bazı isyan hareketerinin başını Emevî döneminde devlet yönetiminin değişik kademelerinde görev alan şahsiyetler çekmiştir. Bu isyanların önemli bir kısmı Hariciler, az bir kısmı da Hz. Ali'nin soyundan gelenler tarafından çıkarılmıştır. Öte yandan bazı isyanların kabilevi bir nitelik taşıdığı görülmektedir. Bu çalışma bir giriş ve üç bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde Cezire bölgesinde Abbâsî hilafetine karşı Haricîlerin başlattığı isyan hareketleri incelenmiştir. İkinci bölümde Emevî ailesi mensubu kişiler veya Emevilerle gönül bağı olan bazı eski devlet görevlilerinin liderlik ettiği muhalefet hareketleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Cezire'deki de muhtelif isyan hareketlerine yer verilmiş, Ukaylilerin kabilevî muhalefeti, Alevî isyanları ve Musul'daki isyanlar ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler: Abbâsîler, Cezîre, Mûsul, İsyanlar, Haricîler, Aleviler.
Annâzi Kürt Emirliği (991-1117)
Bu tez giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında tez ile ilgili araştırmalarda sıkça başvurduğumuz kaynakların isimleri ve bu eserler hakkında tanıtıcı kısa bilgiler verilmiştir. Ayrıca giriş kısmında Anâzi emirliğinin kurulduğu coğrafya ve emirliğin kurulmasına imkan sağlayan durumlar üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde Anâzi emirliğinin kuruluşu ve idarecileri olan bazı emirler hakkında bilgi verilmiştir. Bunun yanı sıra bu emirliğin yıkılması neden olan durumlar incelenmiştir. İkinci bölümde ise Anâzi emirliğinin yürüttüğü dış siyaset hakkında birtakım bilgiler verilmiştir. Özellikle de başta Abbasiler olmak üzere kendisine komşu olan birtakım ülkelerle nasıl bir ilişki yürüttüklerini tespit etmeye çalıştık. Bu anlamda özellikle de Abbasilerin hilafetin sahibi olmaları dolayısıyla onlarla daha dostane ilişkiler yürüttüğünü tespit ettik. Üçüncü bölümde ise Anâzi emirliğinin sosyo kültürel ve ekonomik yapısı hakkında birtakım bilgiler verildi. Bu bölümde emirliğin bünyesinde barındırdığı dini ve etnik grupların kimler olduğu tespit edildi. Ayrıca emirliğini idari ve mali sistemi üzerinde duruldu.
Birinci meşrutiyet döneminde Musul Sancağı (1876-1908)
Önceleri Bağdat Vilayeti'ne bağlı bir sancak olan Musul, 1878 yılında müstakil bir vilayet olmuştur. Musul Vilayeti, Musul, Kerkük ve Süleymaniye ile birlikte üç sancağını oluşmaktadır. Musul Vilayeti, Osmanlı Devleti'nin doğu vilayetleri arasında dini, siyasi ve iktisadi açılardan önemli bir yere sahipti. Zira Musul, pek çok etnik azınlık ve dini cemaati barındırmaktadır. Musul Sancağı, Osmanlı idari taksimatında Musul, İmadiye, Zaho, Duhok, Akra, Sincar ve Zibar adlarında yedi kazaya ayrılmıştır. Bu çalışmada aynı zamanda vilayetin merkezi (Paşa Sancağı) olan Musul'un Birinci Meşrutiyet dönemindeki (1876-1908) idari, sosyal, kültürel ve iktisadi durumu ele alınmıştır. Bu çalışma, giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Musul Sancağı'nın yedi kazası tanıtılmış. İkinci bölümde Sancak'taki resmî kurumlar, merkez idaresi ve kamu hizmeti veren kurumlar ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Sancak'taki eğitim ve kültür hayatı, dördüncü ve son bölümde ise ekonomik durum ele alınmıştır.
Osmanlı döneminde Sorân Emirliği (Siyasi, sosyo-kültürel ve iktisadi durum)
Soran bölgesi, Irak'ın kuzey doğusunda yer almakta olup, doğusunda İran, batısında Behdinan bölgesi bulunmaktadır. Sorân Emirliği, İsa Bey b. Kulûs tarafından tahminen miladi XII. yüzyılın sonunda kurulmuştur. Emirliğin 650 yılı bulan tarihinde, 24 Emir ve Hânzând adında bir Emire hüküm sürmüştür. Sorân Emirliği, 1514 yılında İranlılarla yapılan Çaldıran Savaşı'ndan sonra Osmanlıya bağlılığını sunan Beyliklerden birisidir. Sorân Emirliği, 1830'da Osmanlı'dan bağımsızlığını ilan etmişse de 1835'te Osmanlı Devleti tarafından hakimiyetine son verilmiştir. Sorân emirleri yönetim merkezi olarak Harîr, Şaklâve, Halîfân, Divîn ve Râvendûz gibi şehirleri tercih etmişlerdir. Sorân Emirliğinin son merkezi ise Rewanduz olmuştur. Osmanlı idari taksimatında Musul Vilayeti'nin Kerkük (Şehrezor) Sancağı sınırları içerisinde kalan Sorân Emirliğinin toprakları, siyasi ve askeri şartlara göre genişlemekte veya daralmaktadır. Seydî b. Şah Ali Bey döneminde Emirlik, Erbil, Musul ve Kerkük'ü de içine alacak şekilde genişlemiştir. Büyük Muhammed Paşa döneminde ise Emirliğin sınırları Mardin'den Beşder'e ve Mahmûr'dan Râvendûz kasabasına kadar uzanmıştır. 1813 yılında Mustafa Bey, Emirlikteki şeyhler, âlimler ve kumandanların huzurunda yönetimi kardeşi Emir Muhammed Bey (ö. 1837) bırakmıştır.
Behdinan Kürt Emirliği
Behdinan, Kuzey Irak'ta Yukarı Zap nehri ile Dicle nehri arasında kalan bölgenin Kürtler arasındaki ismi olup günümüzdeki Duhok Vilayeti topraklarına tekabül etmektedir. Yaygın görüşe göre, Emirliğin adı, kurucusu Bahauddin'in isminden tahrif edilerek bu güne gelmiştir. Behdinân emirleri, XV. yüzyıldan itibaren Emir Seyfüddin'e nisbetle 'Mir Seyfediniler' hanedanı olarak meşhur olmuştur. İdare merkezi İmadiye (Amedi) şehri olan Behdinan Kürt Emirliği kuzey-batı'da Cizre, kuzey-doğuda Hakkari ve Şemdinan doğuda Soran Kürt beylikleriiyle , güneyde ise Musul Vilayeti ile komşu idi. XIV. yüzyılın başlarında kurulmuş olan İmadiye Emirliği, İdris-i Bitlisi'nin çaabaları sonucunda Safeviler'den ayrılarak 1515 yılında Osmanlı hakimiyetini kabul etmiş ve bu tarihten itibaren Diyarbekir Beylerbeyliğine bağlı 'hükümet' sancağı şeklinde idare edilmeye başlanmıştır. Bir süre Bağdad Beylerbeyliği'ne ardından da Musul Vilayeti'ne bağlı olarak hüküm süren İmadiye 'hakim'leri siyasi ve askeri alanlarda Osmaanlı Devleti'ne önemli hizmetlerde bulunmuşlardır. Osmanlı Devleti, 1842 senesinde , İmadiye Emirliği'ni ortadan kaldırarak normal bir Osmanlı sancağı haline getirmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Kürtler, Diyarbekir, Musul Vilayeti, İmadiye Hükümeti, Mir Seyfediniler.
Hasanveyhî Kürt Emirliği
ÖZET Hasanveyhî Kürt emirliği, Büveyhîler'in (932-1062) Ortadoğu'da en büyük siyasî güç haline geldiği dönemde, 961 yılında İran'ın kuzeybatısındaki Cibâl bölgesinde kurulmuştur. Hanedanın kurucusu olan Hasanveyh, Büveyhîler'in desteğini almış, siyasî ve askeri kabiliyete sahip adil bir yönetici idi. Emirliğin yönetim merkezî Dînever yakınlarındaki Sermâç Kalesi idi. Hasanveyh'in (ö. 369/979) ölümü ile emirlikte başlayan iç çekişmelere Büveyhî hükümdarı Adudüddevle (ö. 372/983) müdahale etti. Emirliğin başına geçen Bedir b. Hasanveyh, Adudüddevle ile ilişkilerini geliştirdiği gibi Büveyhîler'in iç ihtilaflarından da emirliği lehine yararlandı. Zeki, basiretli, cömert ve mütedeyyin bir kişi olan Bedir, sosyal adaletin tahakkukuna önem vermiş, birçok köprü, camii ve han yaptırmıştır. Bedir, Abbasî halifesine, sembolik de olsa, bağlılığını sürdürmüştür. Özellikle, Cibâl'de geçen ve Horasan hacılarının kullandığı hac yolunun güvenliğini sağlaması dolayısıyla Halife Kādir-Billâh tarafından takdir edilmiş ve kendisine "Nâsirü'd-Din ve'd-Devle" unvanı verilmiştir. Bedir, çekişme içinde olduğu oğlu Hilâl (ö.405/1015) ile giriştiği savaşta 400/1010 senesinde esir düşmüşse de daha sonra Büveyhîler'in askeri müdahalesi sayesinde kurtulmuş ve bu defa oğlu Hilâl esir alınarak hapsedilmiştir. Bedir, 405/1014 yılında Kosced kalesini muhasarası sırasında kendi adamları tarafından öldürülmüştür. Bunun ardından Hasanveyhî emirliği önce Büveyhîler'in Cibâl emiri Şemsüddevle'nin kontrolüne girmiş, en sonunda bölgenin yönetimini Annazi Kürt emirliğine bırakmak zorunda kalarak tarih sahnesinden çekilmiştir. (406/1015). Anahtar Sözcükler Abbasî, Cibâl, Büveyhî, Hasanveyhî, Bedir, Dînever
Sahabenin İslamı tebliğ faaliyetleri (Mısır bölgesi)
Gerek Hz. Peygamber döneminde gerekse Onun vefatından sonra sahâbe-i kiram İslâm'ı bütün insanlara tebliğ edip öğretmek gayesiyle Mısır dahil yeryüzünün değişik bölgelerine dağıldılar. Sahâbe, bölgeye fetihlerle birlikte gelip yerleşen Müslümanlara İslâm'ı öğretirken aynı zamanda bölgenin yerli halkı olan gayrimüslimlere de tebliğde bulundular. Fetihlerle birlikte bölgeye gelen Sahâbîlerden yaklaşık 373 Sahabenin geldiğini tepit edebildik. Yaptığımız araştırmaya göre bu sahâbîler içerisinden 15'i bölgede vali ve komutan olarak görev yapmıştır. Bu Sahâbîler arasında 4'ü kadı ve İslâm'ı öğretme göreviyle bölgede vazifelendirilmişlerdir. Bu Sahâbîlerden 54'ü Mısır'ın değişik bölgelerine yerleşmişlerdir. 272 Sahâbî fetihlerle birlikte Mısır'a gelip fetihlerden sonra bölgeden ayrılmışlardır. Fetihlerden önce Mısır'a gerek ticaret olsun ve gerek se başka bir amaçla olsun ziyaret eden ve fetihler sonrasında Mısır'a gelen sahâbeden 24 kişiyi tespit ettik. Ayrıca gerek fetihlerle birlikte bölgeye gelip yerleşen ve gerek te fetihlerden sonra bölgeye gelen hanım Sahabilerden de 4 kişiyi tespit edebildik. Sahâbîler bölgede eğitim-öğretim faaliyetleri gerçekleştirdiler. Bu konuda Amr b. el-As, Abdullah b. Amr b. el-As ve Ukbe b. Amir el-Cühenî gibi bölgeye yerleşmiş veya burada bir müddet kalmış olan Sahâbîler, tavır ve hareketleriyle çevrelerinde bulunan insanları etkilediler ve onlara örnek oldular. Bölgede İslâm'ın öğretilmesi hususunda en çok mescitlerden yararlandılar. mescitlerde on binlerce talebe yetiştirmişlerdir. Sahâbîler Müslüman halkla iç içe yaşarken diğer din mensuplarını unutmadılar. Hz. Peygamber'den öğrenmiş oldukları İslâm dinini bölgedeki gayrimüslim halka da tebliğ ettiler. Bölgede yaşayan gayrimüslimlerin haklarının korunması konusunda büyük çaba gösterdiler. Kendilerinden gelen şikayetleri dinlediler ve sorunları ile ilgilendiler. İslâm hakimiyeti altında özgür ve huzurlu bir şekilde yaşamaları için büyük çaba gösterdiler.
Kâbe örtüsünün tarihsel gelişimi
Suudi Arabistan'ın Mekke şehrinde bulunan, ziyaret edilmesi farz olan, hac ve umre ibadetlerinin yapıldığı ve namazlarda Müslümanların yöneldikleri Kâbe, İslâm âleminde büyük saygı ve değer gören, Hz. İbrahim tarafından inşa edildiği bilinen mukaddes bir yapıdır. Kur'an-ı Kerim'de; Beyt, Beytullah, Beytü'l Atik, Beytü'l Haram, Beytü'l Muharrem, Beytü'ül Ma'mur adlarıyla da anılan Kâbe'nin binlerce yıllık bir geçmişe sahip olduğu ve ilk inşa edildiği günden bugüne çok defa yenilenmiş ve onarılmış olduğu bilinmektedir. Mukaddes bir yapı olmasından dolayı Kâbe'ye örtü (kisve) yapılıp örtülmesi de en önemli ve en güzel işlerden kabul edilmiştir. Tarih kitaplarında Kâbe'ye örtü örtülmesiyle ilgili olarak çeşitli rivayetler bulunmakta olup, çoğunlukla ilk olarak örtü yaptıran ve örten kişinin Yemen Kralı Tubba' Es'ad el-Himyeri olduğu yazılmaktadır. Mekke'de 1927 yılında dokuma fabrikası yapılıncaya kadar Kâbe örtüsü çoğunlukla Mısır'da dokunup gönderilmiş, Hicaz'ın idaresini elinde bulunduran kişi ve devletler de bunu uzun yıllar devam ettirmişlerdir. Ancak bazı dönemlerde bununla ilgili olarak bazı siyasi anlaşmazlıkların çıkması sebebiyle Kâbe örtüsünün yapılması ve gönderilmesi işi farklı kişi ve devletler tarafından üstlenilmiştir. Günümüzde Kâbe örtüsü halen Mekke'de bulunan dokuma fabrikasında (Darü'l Kisve), çeşitli işlem ve aşamalardan geçerek, büyük bir özenle ve dikkatle dokunmaktadır. Bu fabrikada gelişmiş bir teknoloji ve son model makinalar kullanılmakta olup ayrıca tecrübeli ve maharetli dokuma ustaları da burada görev yapmaktadır. III Kâbe'nin siyah örtüsü üzerinde örtüyü dört bir taraftan çevreleyen yazı kuşakları bulunmaktadır. Bu yazı kuşakları üzerindeki yazılar, altın kaplama ve gümüş iplikler kullanılarak el işçiliğiyle büyük bir maharetle yazılmıştır. Ayrıca siyah örtü üzerinde de yakından bakıldığında daha iyi görülebilen jakar stiliyle (jakar makinesiyle) yazılmış yazılar bulunmaktadır.
Mustafa Reşîd – İnşâ Mu'allimi (inceleme-metin)
Bu çalışma, Mustafa Reşid'in Hicrî 1310 yılında İstanbul'da eski harflerle Enver Efendi Matbaası'nda neşredilen İnşâ Mu'allimi adlı eseri hakkında yapılmıştır. İnşâ Mu'allimi, kapsamlı bir inşa-münşeat kitabıdır. Resmî mektuplar, özel mektuplar, hukuki konularla ilgili dilekçeler ve çeşitli senet örnekleri eserin ana bölümünü oluşturmaktadır. Üslûb-ı Müzeyyen ü 'Âlîye Misâl başlığı altında bir kısmı Türkçe, bir kısmı ise tercüme olan eserlerden alıntılar yapılmış, adeta küçük bir antoloji örneği verilmiştir. Bu özelliği ile İnşâ Mu'allimi diğer inşa kitaplarından ayrılmaktadır. Çalışmamızın giriş bölümünde yazarın hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiş, inşa-münşeat kavramları üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde İnşâ Muallimi'nde yer alan teorik bilgiler sadeleştirilerek özetlenmiş, burada yer alan yazı örnekleri gruplanmış, tablo halinde verilmiştir. İkinci bölümde bu kavramlar tek tek açıklanmıştır. Üçüncü bölümde eserin metni latinize edilmiştir. Sonuç bölümünde çalışmamızın genel bir değerlendirmesi yapılmış ve kaynakça bölümü ile çalışmamız bitirilmiştir. Anahtar Sözcükler Mustafa Reşid, İnşâ Mu'allimi, inşâ, münşeât, mektup.
Dört Halife Dönemi'nde beytülmal
İslam tarihinde devletin gelirlerinin toplandığı mekân olan beytülmal, günümüzdeki devlet hazinesine tekabül eder. Beytülmal kurumunun mazisi Hz. Peygamber zamanına kadar gitmekle birlikte o dönemde sadece bu amaç için ayrılan bir yerden bahsedilemez. Hz. Ebû Bekir zamanında halifenin evinin bir odası devlet hazinesi için tahsis edilmiştir. Beytülmalin kurumsallaşması ve müstakil binalara kavuşması ise Hz. Ömer zamanına denk gelmektedir. Hz. Ömer döneminde sınırların genişlemesi ve devlet gelirlerinin artmasıyla birlikte divan teşkilatı kuruldu. Halk kabile mensubiyetlerine göre defterlere kaydedildi. Fethedilen bölgelerdeki araziler, daha önce yapılanların aksine mücahitlere dağıtılmayıp hazineye devredildi. Bunun ardından bu arazilerin ne kadar olduğu ve buralardan ne kadar vergi geleceği tespit edildi. Hz. Ömer zamanında hazine gelirleri arasında kabul edilen, Müslümanlardan alınan zekât ile gayrimüslimlerden tahsil edilen cizye, harac, humus, uşûr vb. gibi fey gelirlerinin tutarı belirlendi. Böylece belirli bir bütçe oluşmaya başladı. Beytülmalde biriken malların bir kısmı kamu yararına harcanırken geri kalan kısmı ise atiyye olarak vatandaşlara dağıtılmıştır.
Mervânî Emiri Nasrüddevle Ahmed ve dönemi
Bu tezde 983-1085 yılları arasında el-Cezîre (Yukarı Mezopotamya) bölgesinde hüküm sürmüş olan Kürt Mervânî hanedanının en uzun süre tahtta kalmış hükümdarı Nasrüddevle Ahmed b. Mervân'nın (401/1010-453/1061) hayatı, kişiliği, hükümet teşkilatı, yönetim anlayışı iç ve dış siyaseti ele alınmıştır. Çalışma, giriş ve beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın başlıca kaynakları değerlendirilmiş, Mervânîlerin Nasrüddevle'den önceki ve sonraki tarihine kısaca yer verilmiştir. Birinci bölümde Nasrüddevle'nin kimliği, ailesi, çocukluğu, gençliği, hükümdarlığa geçişi, şahsiyeti ve vefatı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Mervânî ülkesi tanıtılmış, dini durum ve etnik yapı ele alınmış, devleti oluşturan kurumlar anlatılmış, bu kurumlarda görev alanların kısa biyografilerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde Nasrüddevle döneminde Mervânîlerde ekonomik durum ve imar faaliyetleri anlatılmıştır. Mervânî ülkesindeki bilim, kültür ve sanat faaliyetleri dördüncü bölümde konu edilmiştir. Beşinci ve son bölümde ise Nasrüddevle'nin dış siyaseti ele alınmıştır.
Xvı. yüzyıl Diyarbakır şairleri
XVI. yüzyıl, Türk edebiyatının en yüksek inkisaf derecesine vardığı bir yüzyıldır. Çoksayıda meshur ve edebî sahsiyetin yetistiği bu çağda, Diyarbakır'da da aynı paralellikte birgelismenin olduğunu görmek mümkündür. Bu yüzyılda, ?stanbul'daki sairlerle bile boyölçüsecek düzeye sahip sairler yetismistir.Tarihte birçok medeniyete besiklik yapmıs olan Diyarbakır, Osmanlılar zamanındada asırlarca bir kültür merkezi olarak önemini korumustur. Bunun doğal bir sonucu olarak daDiyarbakır'da, çok sayıda bilim adamı, sair ve sanatkâr yetismistir. XVI. yüzyılda yasamısolan Diyarbakırlı sairlerin sayısı yirmiden fazladır.Bunların önde gelenleri sunlardır; ?brahim-i Gülsenî(H.940/M.1533), Serîfî(H.930/M.1523), Cemîlî (H. 870 /M.1543), Sâhî, Mesîhî (H.970/M.1562), Hayâlî-i Gülsenî(H.977/M.1569), Suhûdî (H.980/M.1572), Halîfe (H.986/M.1578), Âmidî (H.982 /M.1574),Hâletî-i Gülsenî(H.989/M.1581), Ahmed Pasa(H.996/M.1587), Dervis Pasa(H.998/M.1589), Mehmed Pasa(H.1000/M.1591), Biâtî(H.1000/M.1591),Humârî(H.1000/M.1591), Ülfetî(H.1000/M.1591), Safvetî-i Gülsenî(H.1005/M.1596), Söhretî(H.1014/M.1605), Tufeylî(H.1020/M.1611), Hasan-ı Gülsenî(H.1024/M.1615), Gubârî(H.1034/M.1624), ,igâhî(H.1060/M.1650).Tespit ettiğimiz sairlerden besinin dîvanı bulunurken; diğerlerinin sadece siirlerimevcuttur. Sairlerimizden ikisi devlet adamı, ikisi hattat, biri tüccar ve biri de musikîsinâstır.Bu yüzyıl, tarikatların en yoğun faaliyet gösterdiği bir yüzyıl olmustur. Bunun sonucu olarakda Diyarbakır'da da mutasavvıf sairler yetismistir. Bunun yanı sıra halk siiriyle uğrasan birsairimiz de bulunmaktadır. Siir diline baktığımız zaman Osmanlıdaki edebi cereyanlaraparalel gelismeler Diyarbakır'da da görülmüstür. Siirlerde bolca Arapça ve Farsça kelimelergörülmektedir. Kullanılan dil ağır olmakla beraber; halk diliyle yazılmıs siirler debulunmaktadır. Azerî Lehçesi ile de siirler yazılan bu yüzyılda, dönemin önemli sairleriylemüsaarelerde bulunulmus, nazireler yazılmıstır.
Diyarbekir gazetesine göre Diyarbakır'da kültür ve sanat hayatı
Bu tezde, Diyarbekir Vilayeti'nin resmi yayın organı olan Diyarbekir Gazetesi'nin 1286-1288/1869-71 yıllarına ait sayılarına göre, Diyarbakır şehrindeki bilim, kültür ve sanat faaliyetleri ele alınmıştır.Diyarbekir Gazetesi'nde ağırlıklı olarak Osmanlı Devleti'nin eğitim, sağlık, hukuk, tarım vs. alanlarda çıkarmış olduğu kanun ve yönetmelikler yayınlanmış, bunların yanı sıra vilayetin merkez sancağı olan Diyarbakır'da ve diğer sancaklarda meydana gelen çeşitli siyasi, adli ve sosyal olaylar da yer almıştır.Diyarbekir Gazetesi'nin ilk üç yılına ait sayılarında Diyarbakır şehrindeki bilim, kültür ve sanat hayatına ait çok sayıda haber, şiir ve makale yer almaktadır.Her şeyden önce Diyarbekir Gazetesi'nin yayın hayatına başlaması, Diyarbakırın kültürel hayatı için bir dönüm noktası olmuştur. Nitekim Diyarbakırlı birçok ilim ve sanat adamı, yazmış oldukları şiirlerde bu önemli kültürel adımı övmüşler ve tarih düşürmüşlerdir. Aynı şekilde gazetede çıkan birçok haberde şehirdeki eğitm-öğretim durumu, rüştiye mekteplerinin açılışı, mezuniyet törenleri, ıslah evlerinin durumu, mesleki eğitim ve gayr-ı Müslim okulları hakkında önemli bilgilere yer verilmektedir. Gazetede çıkan bazı makalelerde ise okuma yazma oranının arttırılması, yeni sibyan ve rüşdiye mekteplerinin açılması, çocuklar ve gençler için meslek eğitiminin önemi üzerinde durulmuştur.
Osmanlı Salnamelerinde Bergama
Aydın Vilayet Salnameleri'ne Göre Bergama Kazası adlı tezimiz iki bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm, 1879-1908 seneleri arasında 25 defa yayınlanmış olan Aydın Vilayet Salnamelerinde Bergama Kazası ile ilgili kısımların transkripsiyonundan oluşmaktadır. İkinci bölümde ise Salnamelerdeki bilgiler ışığında Bergama Kazası'nın idari, sosyal, iktisadi ve kültürel durumunun bir değerlendirmesini yaptık.
Osmanlı dönemi Diyarbakırlı dîvân şâ'irleri
Dünyada birbiriyle adeta özdeşleşmiş, biri söylendiğinde diğeri hemen akla gelen geniş kapsamlı çok az sözcük bulunmaktadır. Osmanlı Devleti ve Dîvân edebiyatı bu kelime gruplarından iki tanesidir. Osmanlı Devleti zikredildiğinde Dîvân Edebiyatı?nı, Dîvân Edebiyatı zikredildiğinde Osmanlı Devleti?ni hatırlamamak neredeyse imkânsızdır.Dîvân Edebiyatı; üç kıtaya yayılmış ve birçok etnik unsur ile dili bünyesinde barındıran Osmanlı coğrafyasında, ağırlıklı olarak Türk, Kürt, Arap ve Fars gibi İslâmî bileşenlerin, İslâmiyet ve kısmen tasavvufun etkisiyle meydana getirdiği çok dilli bir edebiyattır. Çocukluk, gençlik ve olgunluk çağlarını bu coğrafyada, özellikle de bu coğrafyanın başkenti olan İstanbul?da yaşamış olan bu şiir ağırlıklı edebiyata öteden beri pek çok medeniyete beşiklik etmiş olan Diyarbakır da bigâne kalmamıştır.Kaynaklar, Osmanlı coğrafyasında şair yetiştiren 221 merkez içerisinde, yetiştirdiği 40 şairle, Diyarbakır?ın beşinci sırada yer aldığını belirtmektedirler. Ali Emîrî ve Şevket Beysanoğlu gibi araştırmacılar ise Diyarbakır?da 228 ilâ 240 arasında şairin yetiştiğini tespit etmişlerdir. Çerçevesini Diyarbakır?ın yetiştirdiği dîvan şairi sayısını ortaya çıkarmak olarak belirleyen bu çalışma sonucu Diyarbakır?ın 199 şair yetiştirdiği ortaya çıkarılmıştır. Bu çalışma ile tespit ettiğimiz 199 şair yaşadıkları döneme göre 5 bölümde sınıflandırılabilir. Şairlerden 20?si 16.yy., 27?si 17.yy., 41?i 18.yy., 86?sı 19. yy. ve 25?i de 20. yüzyılda yaşamışlardır. Yine yazılan dîvân sayılarına göre de şöyle bir sınıflandırma yapılabilir. 16 yüzyılda 9 adet, 17 ve 18. yüzyıllarda yüzyıllarda yedişer adet, 19. yüzyılda 26 adet ve 20. yüzyılda 10 adet olmak üzere toplam 59 dîvân oluşturulmuştur ancak bu dîvânların 17 tanesine ulaşılamamıştır. Anahtar Sözcükler: Osmanlı, Diyarbakır, dîvân, dîvân edebiyatı, müşâ`are, nazîre
Süleyman Senih-i Mevlevi'nin yayınlanmamış elyazması şiirleri (İnceleme-Metin-Tahlil-Sözlük)
Bu çalışma Süleyman Senih Efendi?nin yayınlanmamış el yazması defterinde bulunan şiirlerinin transkripsiyon, tahlil ve tasnifinden oluşmaktadır. Dili, divanında ve mersiyelerinde ağırdır. Bazı gazellerinde ise sade dil kullanmıştır. Sosyal konulardan çok kendi gönlünden geçen konulara eğilmiş, Mevlevi çevrenin gündeminde olan meseleleri işlemiştir. Bu defterde Senih Efendi?nin divanına girmeyen naatleri, mersiyeleri, kıt?aları, gazelleri, tarihleri yer almaktadır. Biz bu çalışmada uluslar arası transkripsiyon işaretlerini esas aldık. Bu çalışmaya konu olan defterde yedi gazel bulunmaktadır. Defterin son bölümünde bulunan gazeller divan edebiyatı gazel geleneğine uygun kaleme alınmış, mazmunlar, söz sanatları kullanılmış ve Arapça, Farsça, Türkçe karışımı kelimelerden oluşan Osmanlı Türkçesi ile söylenmiştir.
Yâkût el-Hâmevî'nin Mu'cemü'l-büldan adlı eserinde Kürtler
Bu tezin konusu klasik ?slam tarih ve coğrafya eserlerinden, sahasında zirveye oturmayı ba?armı? ve kendisinden önceki kaynaklardan da yararlanmı? olan Yâkût el-Hamevî?nin (ö. 626/1229) Mu?cemü?l-büldan adlı eserinde Kürtlerdir. Hicri altıncı asrın sonu ile yedinci asrın ba?ında ya?amı? olan müellif, Kürtler ile ilgili önemli bilgiler vermektedir. Mu?cemü?l-büldan?a Kürtler esas olarak, el-Cezire, Cibal, Ermeniye ve Azerbaycan?da tali olarak da Faris, Kirman, Horasan ve Hûzistan gibi coğrafi bölgelerde ya?amaktadırlar. Genel olarak dağlık bölgelerde ya?amayı tercih eden Kürtler, belde, köy, kasaba ve ?ehir gibi yerle?im birimlerinde de meskûndurlar. Fetihlerden sonra ?slam devleti sınırları içersinde kalan Kürtler, idari olarak özerk bir yapıya sahip olmu?lardır. Ayrıca Kürtler, tarihteki bazı önemli medeniyet ve kültür merkezlerinin ana etnik yapısını da olu?turmu?lardır. Kürtler, Yâkût?un yazdıklarına göre çe?itli bölgelerde topluluklar halinde ya?amı?lardır. Kürtlerin ya?adığı coğrafya ?slam devleti için önemli bir gelir kaynağı olmu?tur. Kürtlerin ekonomileri esas olarak tarım ve hayvancılığa dayanır. Kürtlerin ?slam öncesi ve sonrası dönemlerde köklü bir dini hayatları olmu?tur. Yâkût?un verdiği bilgilerden Kürtlerin daha çok dağlık bölgelerde a?iret halinde ya?adıkları, tarım ve hayvancılıkla uğra?tıkları, bununla birlikte çok sayıda ilim adamı yeti?tirdikleri anla?ılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Yâkût, Mu'cemü'l-büldan, Kürtler, Ekrad, Cezire, cibal, Ramm
Mehmed Said Pertev Paşa Divanı (Transkripsiyon ve Tahlil)
Bu çalışma, Mehmed Said Pertev Paşa?nın Dîvânı?nda bulunan şiirlerin transkripsiyon edilmesi ve dîvânın tahlil edilmesini amaçlamaktadır. 19. Yüzyılın Eski Türk Edebiyatı açısından daha iyi değerlendirilmesi için şairlik gücünün kuvvetli olduğuna inandığım Pertev Paşa?nın ve dîvânının latinize edilerek ilim dünyasına sunulmamış olması bir eksiklik olacaktı. Pertev Paşa 19. Yüzyılda sanatçı kişiliğinin yanısıra aynı zamanda önemli bir tarihî kişiliktir. Mehmed Said Pertev Paşa Dîvânı?nın çalışmamıza konu olan eseri mürettep bir dîvân değildir. Şair yaşadığı yüzyılda zayıflayan ve eski şiiri tekrar eden dîvân edebiyatının var olduğu dönemde şekle çok önem vermemiş duyguya daha ağırlık vermiştir. Yaptığımız incelemelerden hareketle çalışmamıza kaynak olan dîvânın onun ilk çalışması olduğu daha sonra mürettep bir dîvân tertip ettiği anlaşılmaktadır. Elimizdeki çalışma onun kalfalık; mürettep dîvânı ise ustalık dönemi eseridir diyebiliriz. Çalışmamıza kaynaklık eden Mehmed Said Pertev Paşa?nın Dîvânı?nda yer alan şiirler kafiye ve rediflerin sıralanışı bakımından Arap harflerinin sıralama düzenindedir. Gazellerin çoğunlukta olduğu eserin, yer yer müstezâd, muhammes, kıta, lugaz, ebyat, tahmîs ve tarihlerin araya serpiştirilmesiyle kaleme alınmıştır. Eserde gazellerin sayısı 259?dur. Bu çalışmada genel kabul gören ve birçok bilimsel çalışmada standart haline gelmiş transkripsiyon işaretlerini esas aldık. Pertev Paşa?nın Dîvânı?nda çok sık söz sanatları ve klâsik şiire ait mazmunun kullanıldığı görülmektedir. Pertev Paşa?nın dili yer yer ağır olsa da yaşadığı dönemde görülen mahallileşme akımından etkilenerek sade ibarelere ve halk söyleyişlerine de yer verildiği görülür. Anahtar Sözcükler :Eski Türk Edebiyatı, Dîvân, Mehmed Said Pertev Paşa, Şiir
Abdülbaki Gölpınarlı, hayatı, kişiliği ve eserleri
Türk Edebiyat tarihinin yanı sıra İslam tarihi, mezhepler tarihi ve tasavvuf alanlarında çok sayıda eserin yazarı olan Abdulbaki Gölpınarlı (1900-1982), Şii bir Mevlevi ve muhalif bir fikir adamı oluşunun yanısıra araştırma yaptığı alanların çeşitliliği ve zenginliğiyle dedikkati çekmektedir. Gölpınarlı, edebiyat ve tasavvufun yanı sıra İslam tarihi ve medeniyeti konularında da kıymetli eserler vermiştir. Gölpınarlı Kur'an-ı Kerim'in Türkçe Mealini hazırlamış, Hz. Muhammed'in, Hz. Ali ve On iki İmam'ın hayatının yazmış, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Nedim, Fuzuli, Baki ve Şeyh Galip, gibi sufi, şair ve yazarların biyografileri, eserleri ve düşüncelerine dair önemli eserler kaleme almıştır. Gölpınarlı eserlerinde didaktik bir üslup kullanmaktadır. O konuları ele alırken sanki karşısında öğrenciler varmış gibi açık ve net bir anlatıma başvurmuştur. Özellikle tasavvufla ilgili eserlerinde konuyu bütün yönleriyle aydınlatmaya çalışmaktadır. Gölpınarlı ele aldığı konulara tamamıyla vakıftır. İslamiyet, Hadisler, Kuran-ı Kerim, Şiilik, Caferilik, Bektaşilik, Edebiyat ile ilgili eserlerinde bunu görmek mümkündür. 25 Ağustos 1982'de aramızdan ayrılan Gölpınarlı Türk edebiyatına dair araştırma, neşir ve sadeleştirmeler yapmış, İranlı ünlü bazı şair ve yazarların eserlerini Türkçeye çevirmiş ve bir kısmını şerhetmiştir.