Theses supervised by Prof. Dr. Ahmet Ünal
14 theses · Yıldız Technical University, Çukurova University, İnönü University, Hitit University
Geri dönüşmüş termoplastik matrisli kompozitlerin otomotiv endüstrisinde uygulaması
Termoplastik matrisli kompozitler yeni nesil plastik malzemeler olup, son on yılda yaygın kullanım alanı bulmuştur. Kullanım alanları enerji, otomotiv ve havacılık uygulamalarıdır. Önceleri plastik matrisli kompozitler tanımından termoset matrisli kompozitler anlaşılmasından dolayı tanımlarda özellikle termoplastik matris kavramı vurgulanmıştır. Termoplastik matrisli kompozitlerin tercih edilmelerinin en büyük nedeni doğayı kirletmeyen, çevre dostu malzemeler olmasının yanında; enerji, otomotiv ve havacılık uygulamalarında, özgül dayanç ve özgül modülünün yüksek olması verilebilir. Kompozitlerin sadece türü ve üretim yöntemleri değil, ayrıca kullanım sonrası çevreyi doğrudan kirletmesi de önemli bir gerçektir. Böylece orijinal termoplastik matrisli kompozitlerin kullanımının yanında geri dönüşmüş termoplastiklerin kullanımı da önem kazanmıştır. Bu durumda termoplastik matrisli kompozitler; orijinal malzemelerin kullanımı ve geri dönüşmüş malzemelerin kullanımı olarak iki bölümde incelenir. Bu çalışma sekiz bölümden oluşmuştur. Girişten sonraki birinci bölümde tezin amacı, hipotezi ve literatür özeti verilmiştir. Kompozit malzemelerin teorisi olan mikromekanik modeli matematik eşitlikler yardımıyla ikinci bölümde ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise polimer matrisler ve fiber malzemeleri; deneylerde kullanılan HDPE matris ve süreksiz E-Camı fiberler detayları verilerek incelenmiştir. Dördüncü bölümde geri dönüşüm yöntemleri tüm detayları ele alınarak verilmiştir. Burada, AB ve dünyada kullanılan geri dönüşüm yöntemleri istatistik verilere dayandırılarak, avantaj ve dezavantajlarıyla birlikte incelenmiştir. Bu bölümde ayrıca yaygın olarak kullanılan mekanik geri dönüşüm yöntemi uygulamalar için gerekli altyapı ve donanımlarıyla birlikte ele alınmıştır. Beşinci bölüm tezin otomotiv uygulamalarını içermektedir. İlk olarak döküm yöntemi ile üretilen metalik otomotiv parçalarının yerine ekstrüzyonla imal edilmiş orijinal kompozit malzemelerin kullanımı ele alınmıştır. İlk aşamada; hedeflenmiş uygulama alanları yağ karterleri, üst ve alt motor bloklarıdır. İkinci aşamada, geri dönüştürülmüş kompozitlerin başlıca kullanım alanı olan darbe emici tamponlar, araç içi bölmeler ve bazı toplu taşıma araçlarındaki kaporta kullanım koşulları ve spesifikasyonları ele alınmıştır. Bu çalışmanın temel amacı olan darbe emici tamponlar ve uygulamaları burada detaylı incelenmiştir. Altıncı bölüm deneysel çalışmaların yapıldığı bölüm olup, ilk aşamada geri dönüşüm prosesi detaylı olarak incelenmiştir. İkinci aşamada numunelerin üretimi yapılmış; mekanik, fiziksel ve teknolojik deneylerle numune karakterizasyonları gerçekleştirilmiştir. Buradaki çalışmaların tümünde ISO EN standartları kullanılmıştır. Yedinci bölüm, altıncı bölümün değerlendirilmesi şeklindedir. Burada, elde edilmiş bulgular çizelge ve analitik sonuçlarla verilmiş, geri dönüşüm ile malzeme davranış ve özelliklerinin matematik değişimi ifade edilmiştir. Bu bölümde ayrıca ışık ve taramalı elektron mikroskobu resimleri detaylı olarak verilmiş ve yorumları yapılmıştır. Son olarak darbe emici tamponlar gibi dış kaporta uygulamalarında özelliklerin değişimi yine bu bölümde verilmiştir. Son bölüm olan sekizinci bölümde sonuçlar değerlendirilmiştir. Bu bölümde özellik değişimlerinin yanında daha sonraki çalışmalar için temel oluşturacak önemli bulgular da yorumlanmıştır. Tezin tamamı deneysel esaslarla elde edilmiş verilerin uygulamaya yönelik değerleri olduğundan; daha sonra yapılacak çalışmalar için de veri tabanı oluşturma özelliği de vardır.
Epoksi matris E-camı dokuma fiber takviyeli termoset kompozitlerde üçüncü bileşen kalsit dolgunun özelliklere etkisi
Polimer ve polimer kompozitler, yüksek modül, yüksek tokluk, korozyona karşı direnç, kolay işlenebilme, maliyet azaltma ve iyi tribolojik özellikleri sebebiyle endüstrisine kadar pek çok endüstriyel alanda önemli rol oynamaktadırlar. Günümüzde kompozit malzemelerin mekanik özelliklerini arttırmaya yönelik birçok çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmalar ağırlıklı olarak, çeşitli fiber hacim oranlarının kullanılması ve fiber yönünün değiştirilmesi ile mekanik özelliklerin arttırılması şeklindedir. Bu alandaki son gelişme ise, fiber takviyeli kompozit malzemeye dolgu malzemeleri olarak adlandırılan ikinci bir takviye malzemesinin eklenerek mekanik özelliklerinin incelenmesi yönündedir. Bu çalışmanın amacı üç bileşenli kompozitlerde (epoksi reçine, dokuma e-camı fiber, kalsit dolgu) değişen epoksi reçine ve kalsit dolgu hacim oranları değişiminin özelliklere etkisini incelemek ve bu inceleme sonucunda kompozit üretiminde hangi durumlarda hangi dolgu maddesi oranının kullanılabileceğini belirlemektir. Ağırlıkça % 0, 5, 10, 15 gibi çeşitli oranlarda kalsit dolgu maddesi ile dokuma e-camı fiber epoksi kompozit malzemeler vakum torbalama tekniği kullanılarak üretilmiştir. Ayrıca ikinci bir araştırma olarak epoksi malzemeye kalsit etkisi de çalışılmıştır. Ağırlıkça % 0, 5, 10, 15 gibi çeşitli oranlarda kalsit dolgu maddesi ile epoksi üretilmiştir. Üretilen kompozitlerin, çekme dayanımı, eğme dayanımı, darbe dayanımı ve sertlik değerleri mekanik testlerle elde edilmiştir. Su absorbsiyonu ve fiber hacim oranları fiziksel testlerle edilmiştir. Ayrıca kompozitlerin üretiminde kullanılan fiber, epoksi ve dolgu maddelerinin fiyatları belirlenerek bir maliyet hesabı yapılmıştır. Sonuç olarak mekanik değerler ve maliyet için çeşitli tablolar elde edlimiştir. Son olarak, deneysel veriler analitik olarak değerlendirilmiş, kırık yüzey görünümleri taramalı elektron mikroskobu (SEM) kullanılarak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Epoksi, E-camı fiber, Kalsit (CaCO3), Mekanik özellikler.
Uçak sanayinde kullanılan balpeteği kompozitlerin mekanik davranışlarının incelenmesi
Birinci bölümde kompozit malzemelerin genel tanımları ve diğer bölümlerin kısa bir özetine yer verilmiştir. Askeri ve sivil uçaklar, uçak motorları, helikopterler, uzay ulaştırma sistemi ve gelecekte mümkün uygulamaları kapsayan uzay ve havacılıkta kullanılan kompozit malzemeler geniş bir şekilde gözden geçirilmiştir. Balpeteği sandviç yapı teknolojileri, sandviç panellerin dizayn kriterlerinden bahsedilmiş, bazı yükleme mukavemet problemleri ortaya konmuştur. Havacılık ve uzay endüstrisinde kompozit malzemelerin üretiminde kullanılan en önemli üretim metotlarından biri olan ?prepreg? üretim yöntemleri açıklanmış, kat ve fiber oryantasyonlarının önemi vurgulanmıştır. Balpeteği sandviç malzemelerinin tahribatsız muayene yöntemleri üzerinde durulmuş, bazı uygulamalar ve sonuçları irdelenmiştir. Sandviç yapı tamir yöntem ve teknikleri belirtilmiş ve bazı uygulama sonuçları gözden geçirilmiştir. Anahtar kelimeler: Kompozit Malzemeler, Balpeteği Sandviç Yapılar, Sandviç Balpeteği Yapıların Tamiri, Tahribatsız Muayene, Prepreg Üretim. xvii
Seramik buluntuların ışığı altında M.Ö. II. binde Çukurova-Orta Anadolu ilişkileri
M.Ö.II.Bindeki siyasal yapı içerisinde Hititler'in Kuzey Suriye ve Mezopotamya'ya verdikleri önem nedeniyle bu bölgeye inen yollar üzerinde yer alan Çukurova Bölgesi de onlar açısından önem kazanmıştır. M.Ö.II.Binde Kizzuwatna adıyla bilinen önemli bir Hurri krallığını içinde barındıran Çukurova Bölgesi, bu süreç içerisinde kimi zaman Hititler ile eşit statüde, kimi zamansa onlara tabi bir krallık olmuş, ancak her zaman kültürel özerkliğini korumuştur. Özellikle Hititlerle yapılan eşitlik esasına dayanan son antlaşma olma niteliğindeki Sunassura Antlaşması'ndan sonraki dönemde Kizzuwatna'nın Hititler'in ?arka bahçesi? olduğunu görüyoruz.Bu çalışma sırasında iki bölge arasında benzerlik tespit edilen seramik formlarının yoğunluğu, yine iki bölge arasındaki siyasi, kültürel ve ticarî ilişkilerin boyutuna paralellik göstermektedir. Bölgede özellikle GTÇ'nda Orta Anadolu'nun Hitit malzemesiyle benzerlik söz konusudur. Bu etkinin Gözlükule GTÇ II evresine tarihlenen büyük boyutlu bir yapı ve Yümüktepe'deki sur sisteminde de görüldüğü üzere mimariye de yansıdığı sanılmaktadır..Anahtar Kelimeler: Çukurova, Orta Anadolu, Kizzuwatna, Hitit, Seramik İlişkileri
Ferritik, östenitik ve stabilize paslanmaz çeliklerin kaynak kabiliyetlerinin araştırılması ve karşılaştırmalar
Paslanmaz çelikler, esas itibariyle Cr ve çoğu zaman Ni içeren alaşımlar olup, korozyonakarşı dayanç özelliklerini kroma borçludurlar. Çeliğin paslanmazlık özelliği kazanması içinbileşimine en az %12 Cr katılması gereklidir. Klasik teorilere göre Cr metal yüzeyinikorozyondan koruyan bir oksit film oluşturarak demir yüzeyini pasif hale getirir. Bu oluşumkısaca pasif film oluşumu olarak tanımlanır.Paslanmaz çelikler endüstride, değişik amaçlar için oldukça yaygın kullanım alanıbulmuşlardır. Bugün endüstride kullanılan paslanmaz çelik türleri martenzitik, ferritik,östenitik, çökelme sertleştirmeli ve çift fazlı paslanmaz çelikler olmak üzere beş grup altındatoplanmaktadır. Ancak biz araştırmamız gereği kaynak yapılarak kullanılan ferritik (teorikbazda), östenitik ve stabilize paslanmaz çelikleri inceledik.Östenitik ve ferritik paslanmaz çeliklerin, kaynağı sırasında bazı güçlüklerlekarşılaşılmaktadır. Bunlardan en önemlisi ve kontrol edilmesi gerekeni, kaynak işlemindenhemen sonra havada soğumaya terk edilen parçaların belirli bir sıcaklık aralığında (450-850ºC) yeralan krom karbür çökelmeleri sonucu kromsuzlaşmaları ve tane sınırları korozyonunadirençsiz hale gelmeleridir. Tanelerarası korozyonu önlemek için karbon oranını azaltmakveya çelik bileşimine titanyum, niyobyum ekleyerek karbon ve azotu bağlamak gereklidir.Deneyde, 4 tip paslanamaz çelik malzeme kaynak edilmiş olup, her bir tip için elektrik ark veTIG kaynak yöntemleri uygulanmıştır. Elektrik ark yönteminde malzemeler uygun elektrotlarve uygun olmayan elektrotlar ile kaynak edilmişlerdir. Ayrıca malzemelerin kimyasalkompozisyonuna uygun elektrot kullanımında farklı akım değerleri uygulanmıştır. Bu işlemiyapmaktaki amaç, akımın ve elektrotun malzemenin kaynak kabiliyetini nasıl ve ne yöndeetkilediğini saptamaktı. TIG yönteminde ise uygun dolgu malzemesi ile farklı akım değerleridenenmiştir. Daha sonra standartların istediği yönde çeşitli testler uygulanarak elde edilenveriler literatürlerle karşılaştırılmıştır.Anahtar kelimeler: Paslanmaz çelik, östenitik, ferritik, stabilize, Elektrik ark kaynağı, TIGkaynağı.JÜRİ:1. Prof. Dr. Ahmet ÜNAL (Danışman) Kabul tarihi : 05.10.20052. Prof. Dr. Ahmet TOPUZ Sayfa Sayısı: 1503. Prof. Dr. Erhan ALTAN
Şizofreni ve şizoaffektif bozuklukta pariyetal korteks hacimlerinin sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması
Şizofreni Ve Şizoaffektif Bozuklukta Pariyetal Korteks Hacimlerinin Sağlıklı Kontrollerle Karşılaştırılması Amaç: Bu çalışmada, şizoaffektif bozukluğu (ŞAB) ve şizofrenisi olan hastalarının pariyetal lob (PL) hacminin kendi aralarında ve kontrollerle karşılaştırılması ayrıca pariyetal lob (PL) hacminin ŞAB ve şizofreni'deki pozitif ve negatif semptomlarla olan ilişkisinin incelenmesi amaçlandı. Yöntemler: Bu çalışma, DSM-5 tanı kriterlerine göre şizofreni (20) ve ŞAB (24) tanısı almış hastalar ve sağlıklı kontrol (20) grubu ile yapılmıştır. Sosyodemografik Veri Formu katılımcıların kendisi tarafından, hasta grupları için pozitif semptomları değerlendirme ölçeği (SAPS) ve negatif semptomları değerlendirme ölçeği (SANS) formlarıysa psikiyatrist tarafından doldurulmuştur. Çalışmaya katılanların PL hacimleri Bulut Tabanlı MRİ Segmentasyonu ve Parsellasyon Yöntemi (VBM) ile çekilen görüntülerle hesaplandı. Pariyetal lob hacimleri ile SAPS ve SANS toplam ve alt ölçek puanları karşılaştırılarak hastalıklarda pariyetal lob hacim değişikliğinin ilişkili olduğu negatif ve pozitif belirtiler değerlendirildi. Bulgular: Şizofreni ve ŞAB grubunda kontrol grubuna göre daha küçük PL hacimleri bulunurken, şizofreni ve ŞAB grupları arasında pariyetal lob (PL) hacimleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Pariyetal lob hacimleri ile SANS ve SAPS toplam ve alt ölçek puanlarının korelasyon analizinde pariyetal lob hacimlerinin SANS dikkat alt ölçeğiyle negatif yönlü yüksek derecede korele olduğu bulundu. Sonuçlar: Çalışmamızda, her iki hemisferde, hem şizofreni hem de ŞAB gruplarında pariyetal lob hacimlerinin kontrol grubuna göre daha küçük olduğu saptandı. Bu araştırmanın sonuçları, şizofreni ve ŞAB'ın etyopatogenezini anlamada ve bu hastalıklara ait biyolojik belirteçlerin geliştirilmesinde pariyetal lob'un önemini vurgulamaktadır.
Karaciğer nakli olan hastaların psikososyal durumlarının ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızda, karaciğer nakli olan hastalarda uzun dönemde görülen psikiyatrik bozuklukların yaygınlığını, bu bozukluklarla ilişkili risk faktörlerini araştırmayı ve nakilli hastaların yaşam kalitesi düzeylerini sağlıklı popülasyonla karşılaştırmayı amaçladık. Materyal ve Metod: 07.05.2019 ile 07.11.2019 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'ne bir yıldan daha uzun süre önce karaciğer (KC) nakli olmuş ve ayaktan başvuran 60 hasta ile 60 sağlıklı gönüllü çalışmaya alındı. Böylece Karaciğer Nakilli Grup (KNG) ve Sağlıklı Gönüllüler Grubu (SGG) olmak üzere iki grup oluşturuldu. Tüm katılımcılara; DSM-5 Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme (SCID-5/CV), Kısa Form-36 (KF-36), Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği (HAM-D), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) uygulandı ve Sosyodemografik Bilgi Formu dolduruldu. Ayrıca KNG'deki hastalara Alıcı Veri Formu, Paradoksik Psikiyatrik Sendrom saptanan hastalara da Toronto Aleksitimi Skalası (TAS-20) dolduruldu. Böylece gözlemsel-kesitsel değerlendirmeler yapıldı. Bulgular: KNG'de hastaların %36,7'sinde psikiyatrik bozukluk saptandı. "Kadın cinsiyet, evli olmama, özgeçmişte psikiyatrik öykü bulunması, nakilden sonra en az bir ciddi komplikasyon bulunması ve son dönem KC yetmezliğinin viral etiyoloji dışındaki hastalıklara bağlı olması'' değişkenleri ile güncel psikiyatrik bozukluk varlığı arasında ilişki kuruldu. KNG'deki hastalar KF-36'nın; Fiziksel Fonksiyon, Fiziksel Rol Güçlüğü, Emosyonel Rol Güçlüğü ve Sosyal İşlevsellik alt ölçeklerinde sağlıklı gönüllü katılımcılara (SGG) kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük puanlara sahipti (p<0.05). Güncel psikiyatrik bozukluk saptanan KC nakilli hastaların KF-36'nın; Fiziksel Fonkiyon alt ölçeği hariç diğer tüm alt ölçeklerinde güncel psikiyatik bozukluğu bulunmayan hastalara kıyasla anlamlı derecede daha düşük puanlara sahip olduğu saptandı. KF-36'nın Mental Sağlık alt ölçeğinde; KNG'deki güncel psikiyatrik bozukluk saptanmayan hastaların puanları SGG'ye göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. Genel Sağlık Algısı alt ölçeğinde ise her iki grup benzer puanlara sahipti. Viral hepatitler nedeniyle nakil olan hastaların KF-36'nın ''Mental Sağlık'' ve ''Genel Sağlık Algısı'' alt ölçek puanlarının diğer etiyolojiler nedeniyle nakil olan hastalara göre daha yüksek olduğu saptandı (p=0.024). KNG'deki hastaların ikisinde (%3.63) Paradoksik Psikiyatrik Sendrom geliştiği belirlendi. Sonuç: Çalışmamızda, karaciğer nakli sonrası geç dönemde psikiyatrik bozukluk sıklığı, alkol ve madde kullanım bozukluğu ile ilişkili psikiyatrik bozukluklar dışlandıktan sonra bile azımsanmayacak kadar yüksek oranda saptandı. Karaciğer naklinden sonra uzun dönemde yaşam kalitesinin birçok boyutunun sağlıklı popülasyondan geride olduğu belirlendi.
İzoftalik polyester reçine matrisli sürekli e-camı ve bazalt fiber destekli kompozit malzemelerin karakterizasyonu
Günümüzde teknolojik/ileri teknolojik uygulamalarda hızla ilerleyen malzeme çeşitliliği ve talepler doğrultusunda farklı özellikler gösteren kompozitlere olan talep hızla artmaktadır. Artan bu gelişmiş malzeme talepleri arasında hafiflik ve dayanç özelliklerini en iyi sağlayabilecek malzemelere olan talepleri karşılayacak alternatiflerden bir tanesi de sürekli fiber ile desteklenmiş plastik matrisli kompozitlerdir. Plastik matrisli kompozitler hafiflik, yüksek dayanım özelliklerinin yanı sıra düşük maliyet, kolay uygulanabilirlik, korozyon dayanımı özellikleri ile geniş uygulama alanı bulmaktadırlar. Günümüzde en çok tercih edilen plastik matris malzemesi termosetlerdir. Termoset malzemeler fiber ile desteklendiklerinde iyi yapışma sağlamakta ve kuvvetli bir ara yüzey oluşturmaktadır. Genel amaçlı polimer matrisli kompozit uygulamalarında, düşük maliyet, yüksek dayanım ve spesifik modül avantajı dolayısı ile takviye elamanı olarak cam fiber kullanımı öne çıkmaktadır. Bazalt fiber ise cam fiberlere alternatif olarak geliştirilmiş bir fiber türü olup, özelliklerinin araştırılmasına halen devam edilmektedir. Kompozit yapılarda fiber takviyeleri sürekli ve süreksiz formda kullanılır. Süreksiz fiberler yerine sürekli fiber kullanımı ile kuvvet yönünde daha yüksek dayanım değerleri elde edilebilmektedir. Bu çalışmada bir tür termoset olan izoftalik polyester reçine matris malzemesi olarak kullanılmıştır. Takviyelendirme ise sürekli E-camı fiber ve sürekli bazalt fiberle yapılmıştır. İki farklı fiber türü ile üretilen kompozit malzemelere fiziksel ve mekanik deneyler uygulanarak malzemeler karakterize edilmiştir. Sonuçta fiber türlerinin birbiri üzerindeki üstünlükleri saptamıştır. Bu şekilde alternatif malzemelerin kombinasyonu ile yeni kompozit malzemelerin üretimi ve geliştirilmesi amaçlanmıştır.
Elyaf takviyeli, termoplastik matrisli kompozit malzeme üretimi ve karakterizasyonu
Kimyasal ve/veya fiziksel özellikleri açısından birbirinden farklı malzemelerin aralarında ara yüzey oluşturarak meydana getirdikleri yeni malzeme grubu olan kompozit malzemelerin en önemli avantajı özelliklerinin kendisini oluşturan diğer bileşenlerden üstün olmasıdır. Kompozit malzemelerin yüksek mekanik, kimyasal ve fiziksel özellikler sunması kullanım alanlarını genişletmektedir. Kırık cam elyaflı kompozitler, otomotiv endüstrisi başta olmak üzere çoğu alanda kullanılırken; sürekli elyaflı kompozitler daha yüksek mekanik özelliklerin gerektiği uygulamalarda büyük öneme sahiptir. Günümüz plastik matrisli kompozit uygulamalarında termoset polimerlerden tercih edilmektedir. Bunun nedeni epoksi, vinil ester, polyester gibi termoset polimerlerin elyaf malzemeleri iyi ıslatması ve kolaylıkla yapışmasının gerçekleşmesi; dolayısıyla fiber-matris arayüzey bağlantısının kuvvetli olmasının sağlanmasıdır. Bunun yanı sıra termoset kompozitlerin proses edilmesi kolaydır, dolayısıyla üretim el yatırması gibi basit yöntemlerle bile gerçekleştirilebilmektedir. Plastik kompozit uygulamalarının özelliklerinin geliştirilmesi amacıyla yapılan yeni uygulamalarda termosete göre daha iyi özellikler gösteren diğer bir plastik türü olan termoplastikler kullanılmaya başlanmıştır. Termoplastik polimerler yüksek kimyasal dayanım, yüksek gerinim, esneklik, hafiflik ve geri dönüşüm gibi pek çok avantaja sahiptir. Ancak bunlarda yaşanan başlıca problem arayüzeyin oluşumunu sağlayacak ıslatma ve yapışmanın yetersiz olması; buna bağlı olarak mekanik özelliklerden beklenen performansların alınamamasıdır. Ayrıca termoplastik kompozit üretimi, termoset kompozit üretimden çok daha karmaşık ve makineleşmiş (örneğin enjeksiyon, ekstrüzyon gibi) prosesler gerektirmektedir. Termoplastik hammaddesi katı durumda olmasından ötürü, bu hammaddenin öncelikle ergitilip daha sonra takviye malzemesi ile buluşturulmasını gerekmektedir. Bu işlem sırasında yüksek viskozitedeki termoplastik eriği matrisin, elyaflar üzerinde yayılımını ve takviye düzenini olumsuz yönde etkilemektedir. Elyaflarda topaklaşma ve ürün homojenizasyonunda bozulmalar bu esnada görülen hata türlerindendir. Termoplastik matrisin sebep olduğu bu gibi zorluklar bu tür kompozitlerin üretimleri günümüze kadar geciktirmiştir. Fakat günümüzde yeni geliştirilen gerek kimyasallar gerekse de üretim teknolojileri sayesinde bu zorlukların üstesinden gelinmekte ve termoplastik matrisin sağladığı avantajlar gün yüzüne çıkmaktadır. Bu sayede bugün endüstride üretimi yapılan termoplastik kompozit uygulamaları enjeksiyon ve ekstrüzyon prosesiyle kırık cam elyafı kullanımıyla gerçekleşir hale gelmiştir. Ancak; sürekli elyaflı kompozit üretimine izin veren proses dünyada yeni gelişmekte olup, henüz ülkemiz endüstrisinde yerini alamamıştır. Bunun sebebi; sürekli elyaflarda elyaf konsantrasyonunun fazla olmasından dolayı, yüksek viskozitedeki eriyik termoplastiğin fiberlere nüfuzunun proses boyunca homojen olarak sağlanamaması ve fiber-matris arayüzey ıslanma ve bağlanma sorunlarının oluşmasıdır. Bu çalışmada termoplastik polimerlerden en ucuz ve en düşük yoğunluğa sahip olan polietilen ve polipropilen matris malzemesi olarak kullanılıp, dayanım ve maliyet yönünden optimum sonuçlar sunan sürekli tarzda E-camı, E-camına alternatif yeni bir fiber türü olan basalt fiber ve yüksek performans özellikleri sunun aramid fiber ile takviyelendirilmiştir. Arayüzey özelliğinin iyileştirilmesi için çeşitli uyumlaştırıcılar denenerek, fiziksel ve mekanik testler uygulanmıştır. Sonuçlar karşılaştırılarak ideal uyumlaştırıcı oranları saptanmış ve polietilen ve polipropilen matrisli kompozit malzemelerin ara yüzeyi oluşumunun iyileştirilmesi sağlanmıştır.
Geri dönüşmüş termoplastik matrisli kompozitlerin otomotiv endüstrisinde uygulaması
Termoplastik matrisli kompozitler yeni nesil plastik malzemeler olup, son on yılda yaygın kullanım alanı bulmuştur. Kullanım alanları enerji, otomotiv ve havacılık uygulamalarıdır. Önceleri plastik matrisli kompozitler tanımından termoset matrisli kompozitler anlaşılmasından dolayı tanımlarda özellikle termoplastik matris kavramı vurgulanmıştır. Termoplastik matrisli kompozitlerin tercih edilmelerinin en büyük nedeni doğayı kirletmeyen, çevre dostu malzemeler olmasının yanında; enerji, otomotiv ve havacılık uygulamalarında, özgül dayanç ve özgül modülünün yüksek olması verilebilir. Kompozitlerin sadece türü ve üretim yöntemleri değil, ayrıca kullanım sonrası çevreyi doğrudan kirletmesi de önemli bir gerçektir. Böylece orijinal termoplastik matrisli kompozitlerin kullanımının yanında geri dönüşmüş termoplastiklerin kullanımı da önem kazanmıştır. Bu durumda termoplastik matrisli kompozitler; orijinal malzemelerin kullanımı ve geri dönüşmüş malzemelerin kullanımı olarak iki bölümde incelenir. Bu çalışma sekiz bölümden oluşmuştur. Girişten sonraki birinci bölümde tezin amacı, hipotezi ve literatür özeti verilmiştir. Kompozit malzemelerin teorisi olan mikromekanik modeli matematik eşitlikler yardımıyla ikinci bölümde ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise polimer matrisler ve fiber malzemeleri; deneylerde kullanılan HDPE matris ve süreksiz E-Camı fiberler detayları verilerek incelenmiştir. Dördüncü bölümde geri dönüşüm yöntemleri tüm detayları ele alınarak verilmiştir. Burada, AB ve dünyada kullanılan geri dönüşüm yöntemleri istatistik verilere dayandırılarak, avantaj ve dezavantajlarıyla birlikte incelenmiştir. Bu bölümde ayrıca yaygın olarak kullanılan mekanik geri dönüşüm yöntemi uygulamalar için gerekli altyapı ve donanımlarıyla birlikte ele alınmıştır. Beşinci bölüm tezin otomotiv uygulamalarını içermektedir. İlk olarak döküm yöntemi ile üretilen metalik otomotiv parçalarının yerine ekstrüzyonla imal edilmiş orijinal kompozit malzemelerin kullanımı ele alınmıştır. İlk aşamada; hedeflenmiş uygulama alanları yağ karterleri, üst ve alt motor bloklarıdır. İkinci aşamada, geri dönüştürülmüş kompozitlerin başlıca kullanım alanı olan darbe emici tamponlar, araç içi bölmeler ve bazı toplu taşıma araçlarındaki kaporta kullanım koşulları ve spesifikasyonları ele alınmıştır. Bu çalışmanın temel amacı olan darbe emici tamponlar ve uygulamaları burada detaylı incelenmiştir. Altıncı bölüm deneysel çalışmaların yapıldığı bölüm olup, ilk aşamada geri dönüşüm prosesi detaylı olarak incelenmiştir. İkinci aşamada numunelerin üretimi yapılmış; mekanik, fiziksel ve teknolojik deneylerle numune karakterizasyonları gerçekleştirilmiştir. Buradaki çalışmaların tümünde ISO EN standartları kullanılmıştır. Yedinci bölüm, altıncı bölümün değerlendirilmesi şeklindedir. Burada, elde edilmiş bulgular çizelge ve analitik sonuçlarla verilmiş, geri dönüşüm ile malzeme davranış ve özelliklerinin matematik değişimi ifade edilmiştir. Bu bölümde ayrıca ışık ve taramalı elektron mikroskobu resimleri detaylı olarak verilmiş ve yorumları yapılmıştır. Son olarak darbe emici tamponlar gibi dış kaporta uygulamalarında özelliklerin değişimi yine bu bölümde verilmiştir. Son bölüm olan sekizinci bölümde sonuçlar değerlendirilmiştir. Bu bölümde özellik değişimlerinin yanında daha sonraki çalışmalar için temel oluşturacak önemli bulgular da yorumlanmıştır. Tezin tamamı deneysel esaslarla elde edilmiş verilerin uygulamaya yönelik değerleri olduğundan; daha sonra yapılacak çalışmalar için de veri tabanı oluşturma özelliği de vardır.
Silindirik termoplastik kompozitlerin elyaf sarma yöntemi ile üretimi ve karakterizasyonu
Elyaf sarma yöntemi polimer matrisli kompozit üretiminde tercih edilen üretim yöntemlerinden biridir. Silindirik basınçlı kaplar, yer altı depolama ve dağıtım sistemleri gibi özellikle tüp ya da boru şeklindeki parçaların üretiminde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu yöntemde fiber ve matris arasında iyi arayüzey bağlantısı sağlamasından dolayı termoset matris tercih edilir. Ancak termosetlere göre daha yüksek kırılma tokluğu, esnekliğe sahip olmasının yanında kısa zamanda ve kolay işlenebilirlik gibi birtakım üstünlüklerinden dolayı son yıllarda termoplastik kompozitlerin kullanımında bir artış görülmektedir. Bu avantajlarına rağmen termoplastiklerin yüksek eriyik viskoziteleri, matrisin fiber demetlerini yeterli oranda ıslatamamasına yol açması ve fiber-matris arayüzey bağlantısı zayıf olması, bu malzemenin kullanımını zorlaştırmaktadır. Termoplastik matrisin fiberi ile takviye fiberin karışımından oluşan melez iplikler ise bu sorunu çözmek için geliştirilmiş kompozit malzemelerdir. Yine de bu malzemenin özellikle elyaf sarma yöntemindeki kullanımın henüz yaygın olmadığını eklemek gerekir. Elinizdeki çalışmada Polietilen/E-camı ve Polipropilen/E-camı melez ipliklerin üretim aşamaları ayrıntılı biçimde aktarılmıştır. Öncelikli olarak farklı katman, sıcaklık ve sürelerde plaka numuneleri üretimi gerçekleştirilmiştir. Bu numunelerde çekme, eğme, darbe, kalsinasyon testleri ve SEM incelemeleri yapılarak üretim parametreleri optimize edilmiştir. İkinci olarak ise elyaf sarma yöntemiyle silindirik şekilli parçalar üretilmiş ve bu parçalara halka rijitliği testleri uygulanmıştır. Plaka numunelerinden alınan sonuçlara göre optimum üretim koşullarının Polietilen/E-camı malzeme için 200 °C' de 5 dakika presleme süresi ve Polipropilen/E-camı malzeme için ise 220 °C'de 5 dakika presleme süresi olduğuna karar verilmiştir. Bu sonuçlara göre üretimi yapılan silindirik numunelerin EN 12666-1, EN 1852-1, EN 13476-2 ve EN 13476-3 standartlarına uygun değerlere ulaştığı saptanmıştır.
Anadolu tümülüslerinin tipolojik açıdan incelenmesi
Nitelikleri tartışmalı bazı buluntular dışında, Anadolu'da tümülüslerin ilk örnekleri Doğu Trakya'da karşımıza çıkmaktadır. Bölge tümülüslerinin en erken örnekleri Erken Frig dönemine tarihlenir. Ancak en ihtişamlı Frig Tümülüsleri, Frigya Bölgesinde yapılmıştır. Daha sonra Frigleri, Lydia, Greko-Pers, Hellenistik Dönem takip eder. Anadolu'da yedi bölgeye de yayılmış olan tümülüslerin tanınmış örneklerine Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesinde rastlamış olmamıza rağmen Orta Anadolu başta olmak üzere diğer bölgelerimizde yüzlerce tümülüs henüz resmi kayıt altına dahi alınmamıştır. Tümülüsler aynı zamanda en az özen gösterilerek araştırılan ve en çok tahrip edilen buluntular arasındadır ve dolayısıyla Anadolu arkeolojisinin üvey evladı gibidir. Anadolu Tümülüsleri'nin karakteristik özelliklerini ana toprağa açılan çukurun mezar odasına çevrilmesiyle yapılan Frig Tümülüsleri oluşturur. Frig Tümülüsleri'ni kronolojik olarak Lydia Tümülüsleri takip eder. Lydia Tümülüsleri taştan yapılmış mezar odalarına sahiptir. Daha sonraki süreçte bu kültür sırasını; Greko-Pers ve Hellenistik Dönem Tümülüsleri takip eder. Greko-Pers ve Hellenistik Dönem Tümülüsleri de kısmen Lydia Tümülüslerine benzemekle birlikte kültürel farklılıkları da kendi içlerinde barındırırlar. Bu çalışmada amacımız; Orta Anadolu'da uzun yıllar boyu ihmal edilmiş ve çoğu da kaçak kazılar sonucunda defineciler tarafından yağmalanmış ya da müzelerin üstünkörü çalışmış olduğu bu tümülüslere dikkat çekmektir. Bu tümülüslerin çoğunun tipolojileri, buluntuları, mezar tipleri ve tarihlendirilmeleri ise meçhuldür. Amacımız arkeoloji dünyasındaki bilindik tümülüslerin içerisinde bu tümülüsler nerededir? Sorusuna cevap bulmak ve Anadolu'da tümülüslerin başlangıcı ve bu gelenekle birlikte kültürlerin birbirleri ile etkileşimini anlamaya çalışmaktır. Anahtar Kelimeler: Tümülüs, Frig, Lydia, Greko-Pers, Hellenistik Dönem.
Demir Çağ'da Anadolu kent kapıları
M.Ö.1200' den M.Ö. 330 tarihine kadarki süreçte Anadolu Coğrafyası üzerinde farklı kültürel ve siyasal unsurlar varlığını sürdürmüştür. Frigya, Lidya, Urartu ve Likya uygarlıkları bunlardan sadece birkaçıdır. Bu kültürlere ait kent kapıları: kaleler, surlar ve bunlara yönelik dönemsel mimari özellikler, topografik yapı ve savunma mimarisine etkisi çalışmamız içerisinde ele alınmıştır. Anadolu Demir Çağı'nın aydınlatılmasında mimari unsurlar önemli arkeolojik kanıtlardan birisidir. Bu çalışmanın amacı; kentlerde savunma işlevini yerine getiren ve kentlerin mimari ve sanatsal özelliklerini, kültürünü, sivil ve askeri yönlerini yansıtan kent kapılarını, ait oldukları coğrafi ve dönemsel özellikleri de dikkate alarak incelemektir.
2023 Kahramanmaraş depremlerini yaşayanlar arasında travma sonrası stres bozukluğu ve depresif bozukluk yaygınlığının araştırılması
Amaç: Depremler çok önemli sayıda insanı etkileyen travmatik olaylardır ve ciddi ruhsal sorunlara yol açabilirler. Çoğu insan için deprem sonrası ortaya çıkan akut tepkiler normaldir ve zamanla bunlar azalır. Etkilenen bireylerin bir kısmı ise uzun süre ruhsal sorunlar yaşamaya devam ederler. Biz bu araştırmamızda 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş depremlerini yaşayanlar arasında travma sonrası stres bozukluğu ve depresif bozukluk yaygınlığını araştırmayı amaçlamaktayız. Yöntem: Örneklemimiz Malatya'nın çeşitli semtlerindeki konteyner kentlerde yaşayan 335 depremzededen oluşmaktadır. Katılımcılar 18-65 yaş aralığında, 6 Şubat 2023 depremlerini Malatya, Kahramanmaraş, Adıyaman ve Hatay'da yaşamış gönüllülerden oluşmaktadır. Katılımcılara araştırmamızın içeriği ve amacı ile ilgili bilgiler verilip onamları alındıktan sonra; Sosyo-Demografik Veri Formu doldurularak Beck- Depresyon ve Klinisyen Tarafından Uygulanan TSSB Ölçekleri uygulandı. Bulgular: Katılımcıların 101'i (%30,15) erkek ve 234'ü (%69,85) kadındı. TSSB tanısı alan katılımcı sayısı 142 idi. Bu sayı tüm katılımcıların %42,39'unu oluşturmaktadır. Depresif bozukluk tanısı alan katılımcı sayısı ise 108 idi. Bu ise tüm katılımcıların %32,24'ünü oluşturmaktadır. Depresyon tanısı alan 108 hastanın 63'ü hafif, 40'ı orta, 5'i ağır depresyon tablosundaydı. Araştırmamızda kadınlarda, ruhsal hastalık öyküsü olanlarda, mevcut psikiyatrik şikayetleri deprem sonrası artanlarda, depremde enkazda kalanlarda, depremde yakınını kaybedenlerde, depremden sonra yakınlarıyla iletişime geçemeyenlerde, çadırkentte kalanlarda, psikososyal destek alanlarda ve maddi kaybı olanlarda travma sonrası stres bozukluğunu daha sık olarak saptadık. Boşanmış olanlarda, ruhsal hastalık öyküsü olanlarda, ailesinde ruhsal hastalık öyküsü olanlarda, depremde enkazda kalanlarda, depremde yakınını kaybedenlerde, mevcut psikiyatrik şikayetleri deprem sonrası artanlarda, deprem sonrası medikal tedavi dozu artırılanlarda, yakınlarıyla iletişime geçemeyenlerde, psikososyal destek alanlarda ve maddi kaybı olanlarda Beck Depresyon Ölçeği skorunu anlamlı olarak daha yüksek saptadık. Sonuç: Çalışmamızda geçici konaklama merkezlerinde yaşayan depremzedelerde travma sonrası stres bozukluğu ve depresyon tanılarını literatürle benzer şekilde yüksek oranda saptadık. Yine bu çalışmamızda depremzedelerin sosyo-demografik ve klinik özelliklerine göre depremden ruhsal olarak farklı düzeylerde etkilendiklerini ortaya koyduk. Böylesine yıkıcı sonuçlara neden olmuş olan depremler sonrası, deprem ülkesi olduğumuz gerçeğini göz önünde tutarak sağlam yapı stoğunu artırmak ve psikososyal açıdan hazırlıklı olmak depremlerin vereceği zararı en aza indirmek açısından oldukça önemli görünüyor. Anahtar kelimeler: Deprem, travma sonrası stres bozukluğu, depresif bozukluk.