Theses supervised by Prof. Dr. Elçin Esenlik

12 theses · Akdeniz University

DoctorateOpen AccessTR

Farklı vertikal büyüme paternlerine göre monoblok ve Herbst apareylerinin etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı vertikal büyüme paternine ve farklı gelişim dönemlerine sahip Sınıf II anomalilerde uygulanan monoblok ve Herbst apareylerinin iskeletsel, dental ve yumuşak dokular üzerine olan etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Kliniği'ne başvuran ve 2012-2018 yılları arasında fonksiyonel tedavi görmüş mandibular retrognatiye sahip 302 hastanın kayıtları incelendi. Bu hastaların içerisinden dahil edilme kriterlerine göre 80 monoblok ve 31 Herbst apareyi uygulanan hasta belirlendi. El-bilek ve lateral sefalometrik filmleri incelenen hastaların, gelişim dönemleri ve vertikal büyüme paternleri tespit edilerek toplamda altı grup oluşturuldu. Monoblok peak grubu (MP; 27 normodiverjan, 15 hipodiverjan), monoblok postpeak grubu (MPP; 19 normodiverjan, 19 hipodiverjan) ve Herbst postpeak grubu (HPP; 17 normodiverjan, 14 hipodiverjan). Sefalometrik ölçümlerde tedavi ile oluşan grup içi değişiklikler eşleştirilmiş t-testi, gruplar arası değişikliklerin karşılaştırılması ise One-way ANOVA testi ile değerlendirildi. Bulgular: HPP, MP ve MPP gruplarında maksilla üzerinde sınırlayıcı etki gözlenirken, mandibuladaki sagittal yöndeki büyümeyi gösteren parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı artışlar gözlenmiştir. SNBo, Co-Gn(mm) ve Co-Go(mm) parametrelerindeki artış en fazla MP grubunda gözlenmiştir. Alt keser parametrelerinde (A1i-NB (mm), A1i/NBo) istatistiksel olarak anlamlı artışlar tespit edilmiştir. Alt keser protrüzyonunun en fazla gözlendiği grup HPP olarak belirlenmiştir; bu fark gruplar arasında anlamlıdır. Düzlemler arası açılar hipodiverjan ve normodiverjan gruplar arasında benzer bulunmuştur. FMAo açısı hipodiverjan gruplarda istatistiksel olarak daha fazla artmıştır. Sonuç: Farklı büyüme döneminde Herbst ve monoblok aparey kullanımı ile benzer ve etkili sonuçlar elde edilmiştir. Alt keser protrüzyonu en fazla Herbst grubunda olmuştur. Hipodiverjan gruplarda farklılık en çok üst keser dişlerin düzlem açılarında (Ü1i/NAo, Ü1i-NA(mm), Ü1i/PPo) artış olarak gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: mandibular retrognati, monoblok, Herbst apareyi, hipodiverjan

Mustafa Yıldırım
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İnfant ortopedisi görmüş dudak damak yarıklı bireylerin erken ve geç karma dentisyonda dental ark özelliklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Yenidoğan ortopedisi (YO) ve gingivoperiosteoplasti (GPP) uygulamalarının erken ve geç karma dentisyon dönemindeki dudak damak yarıklı (DDY) bireylerin dental ark boyutları ve dental ark ilişkileri üzerindeki etkilerinin yarıksız bireylerle karşılaştırılarak incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: 7-13 yaş aralığındaki 95 DDY'li birey öncelikle yarık tipine göre gruplara ayrılmıştır. Tek taraflı tam DDY (TTDDY) grubunda 52, tek taraflı dudak ve alveol yarığı grubunda (TDAY) 22, çift taraflı tam DDY (ÇTDDY) grubunda ise 21 DDY'li birey bulunmaktadır. Sonrasında gruplar YO ve GPP uygulanma durumlarına göre tekrar alt gruplara ayrılmıştır. DDY'li bireylere ait üç boyutlu dijital modeller üzerinde ark genişliği, uzunluğu, derinliği ile yarık genişliği ve segmentler arasında her yönde seviye farkı ölçümleri gerçekleştirilerek kontrol grubundaki 75 yarıksız bireyle karşılaştırılmıştır. DDY'li bireylere ait dijital intraoral fotoğraflar üzerinden fistül tipleri değerlendirilmiştir. DDY'li bireylerde MHB İndeks skorlaması yapılmış ve indeks skorları ile dental ark boyutları arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizlerde ANOVA, Tukey Testi, Pearson Ki-kare Testi, Kruskal-Wallis H Testi ve Spearman Korelasyon Testi kullanılmıştır. Bulgular: TTDDY, ÇTDDY ve TDAY gruplarının üst interkanin mesafe ölçümleri kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha küçük bulunmuştur (p<0,05). TTDDY ve ÇTDDY gruplarının üst total ark uzunluğu ve üst posterior palatal derinlik ölçümleri kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha küçük bulunmuştur (p<0,05). TTDDY grubunda, segmentler arasında her yöndeki seviye farkı ölçümleri YO uygulanmayan bireylerde, YO sonrası GPP uygulanan bireylerden istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha fazla bulunmuştur (p<0,05). Tüm yarık tiplerinde Tip VI ve Tip VII fistül görülme oranı YO sonrası GPP uygulanan bireylerde YO sonrası GPP uygulanmayan ve YO uygulanmayan bireylerden istatistiksel olarak anlamlı şekilde az bulunmuştur (p<0,05). Tüm yarık tiplerinde YO ve GPP uygulanan ve uygulanmayan bireyler arasında MHB İndeks skorları benzer bulunmuştur. Sonuç: DDY'li bireylerde üst interkanin mesafe yarıksız bireylerden daha küçük bulunmuştur. GPP uygulamasının tüm yarık tiplerinde Tip VI ve VII fistül görülme oranını azalttığı görülmüştür. GPP, YO ile oluşturulan dental ark formunun korunmasında ve maksiller arkın daralmasının azalmasında etkilidir. DDY'li bireylerde, dental ark boyutlarındaki azalma YO ve GPP uygulamalarından bağımsız olarak yarık varlığı ve buna bağlı doku eksiklikleri ya da palatoplasti uygulamaları ile ilişkili olabilir.

Ebru Özmen
Akdeniz University
2024
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dudak damak yarıklı hastalarda temporomandibular eklem morfolojisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

ÖZET Amaç: Bu çalışmanın amacı dudak damak yarığına sahip hastalarda temporomandibular eklem morfolojisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile incelenerek yarıksız Sınıf 1 hastalarla karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Tek taraflı tam dudak damak yarıklı yaş ortalaması 11,04±2,72 yıl olan 43 hasta, çift taraflı tam yarıklı yaş ortalaması 11,98±3,45 yıl olan 27 hasta ve tek taraflı dudak ve alveol yarıklı yaş ortalaması 11,93±2,71 yıl olan 10 hasta olmak üzere toplam 80 hastanın ve iskeletsel Sınıf 1, yarıksız hastaların dahil edildiği yaş ortalaması 14,45±2,3 yıl olan 83 hastanın TME bileşenleri KIBT ile ölçüldü. Kondilin mediolateral ve anteroposterior boyutu, kondilin aksiyel açısı, glenoid fossanın boyutu ve derinliği, artiküler eminens yüksekliği ve açısı, ön ve arka eklem aralığı, kondil başının şekli ve genişliği, kondilin ve koronoid proçesin yüksekliği i-Dixel 2.0/ One DataViewer/ One Volume Viewer yazılım programı kullanılarak ölçüldü ve sağ sol simetrisi incelendi. Dudak damak yarıklı bireyler ile yarıksız Sınıf I okluzyona sahip bireyler arasındaki ölçümler ANOVA analizi, Kruskal Wallis, Tukey-Kramer çoklu karşılaştırma testi, Pearson Chi-Square ve Fisher's Freeman Halton Test kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Kondilin mediolateral ve anteroposterior boyutu, kondilin aksiyel açısı glenoid fossa boyutu ve derinliği, artiküler eminens yüksekliği, kondil ve koronoid proçes yüksekliği, kondil başı genişliği ve arka eklem aralığı, dudak ve/veya damak yarığına sahip gruplarda istatistiksel olarak anlamlı ölçüde kontrol grubuna göre az bulundu (p<0,005). Tek taraflı tam yarıklı hasta grubunda, çift taraflı tam yarıklı grupta ve tek taraflı dudak ve alveol yarığı grubunda sağ kondil başı diğer gruplara göre daha büyük oranda (sırasıyla %41,9, %33,3, %80) düz bulunmuştur. Yarıksız grupta sağ kondil başı şekli en fazla oranda (%32,5) konveks bulunmuştur. Tek taraflı tam yarık grubunda ve çift taraflı tam yarık grubunda sol kondil başının şekli en fazla oranda (sırasıyla %39,5, %44,4) konveks, tek taraflı dudak ve alveol yarığı grubunda en fazla oranda (%40) düzdür. Yarıksız grupta sol kondil başı şekli en fazla oranda (%37,3) konveks gözlemlenmiştir. Ön eklem aralığı ve artiküler eminens açısı için yarığa sahip gruplar /ve yarıksız Sınıf I grup arasında anlamlı fark bulunamadı. Tek taraflı yarığa sahip gruplarda yarık taraf ve yarık olmayan taraf karşılaştırmalarında sadece arka eklem aralığı yarık tarafta istatiksel olarak anlamlı derecede fazla bulundu. Çift taraflı yarığa sahip hasta grubunda sağ ve sol taraf karşılaştırmalarında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Yarığa sahip gruplarda yapılan MHB skorlaması ile tüm eklem ölçümlerinin korelasyonuna bakıldığında, arka eklem aralığı boyutu ile pozitif anlamlı bir korelasyon (p=0,025), artiküler eminens açısı ile anlamlı bir negatif korelasyon bulunmuştur (p=0,02). Sonuç: Dudak damak yarıklı hastalarda kondilin mediolateral ve anteroposterior boyutu, kondil başı genişliği, kondil ve koronoid proçes yüksekliği, kondilin aksiyel açısı, glenoid fossa boyutu ve derinliği, artiküler eminens yüksekliği ve arka eklem aralığı azalmıştır. Ön eklem aralığı ve artiküler eminens açısı yarık paterninden etkilenmemiştir. Tek taraflı yarığa sahip hastalarda yarık tarafta arka eklem aralığı artmıştır. Çift taraflı yarıklı hastalarda sağ ve sol taraf karşılaştırmaları arasında anlamlı fark yoktur. Dudak damak yarığına sahip hastalarda TME bölgesinin de etkilendiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Dudak damak yarığı, temporomandibular eklem, morfoloji, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi

Sevilay Arslan
Akdeniz University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Endodontik tedavi görmüş dişlerin ortodontik tedavi öncesi ve sonrasındaki durumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı, ortodontik tedaviyi takiben endodontik tedavili dişlerde ve karşıt vital dişlerde eksternal apikal kök rezorpsiyonunun (EAKR) varlığını ve miktarını değerlendirmek, EAKR ile ortodontik tedavi tipi, tedavi süresi, cinsiyet ve hastaların yaşı gibi olası risk faktörleri arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya 620 endodontik tedavili dişi ve 580 karşıt vital dişi bulunan 503 hasta dahil edilmiştir. Dişlerin kron ve kök uzunluğu, her hasta için ortodontik tedavinin başında ve sonunda alınan dijital panoramik radyografiler üzerinde ölçülmüştür. Ortodontik tedavi öncesi ve sonrası kron/kök oranları karşılaştırılarak endodontik tedavili dişlerdeki ve karşıt vital dişlerdeki EAKR yüzdesi hesaplanmıştır. Çekim kararına göre tek ve iki aşamalı tedavi gruplarının karşılaştırılması yapılmış ve daha sonra çekimli ve çekimsiz tedavi grupları tedavi aşamalarına göre karşılaştırılmıştır. Ayrıca, endodontik tedavili ve karşıt vital dişler, tedavi aşamasına ve dişlerin çekilip çekilmediğine göre EAKR yüzdesi açısından birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Örneklemin normalliği için Shapiro-Wilk testi kullanılmıştır. Karşılaştırmalar ve korelasyonları test etmek için Mann-Whitney U Testi, Bağımsız İki Örneklem t Testi, Wilcoxon-Signed Rank Testi, Paired t Testi, Mc Nemar Testi ve Spearman Korelasyon Testi uygulanmıştır. Bulgular: Endodontik tedavili dişler ve vital dişler EAKR açısından karşılaştırıldığında tüm ortodontik tedavi gruplarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmiştir (p<0.05). EAKR ortodontik tedavi süresi ve tipi ile pozitif korelasyon göstermiş (p<0.05), ancak hastanın yaşı ve cinsiyetinden etkilenmemiştir. İki aşamalı çekimli ortodontik tedavi grubunda hem endodontik tedavili dişlerde hem de vital dişlerde istatistiksel olarak anlamlı EAKR gözlenmiştir (p<0.05). Vital dişlerde, tek aşamalı çekimli tedavi grubunda çekimsiz tedavi grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı EAKR bulunurken, endodontik tedavili dişlerde anlamlı bir fark bulunmamıştır. Sonuç: Endodontik tedavili dişler vital dişlere göre anlamlı derecede daha az EAKR göstermiştir. Endodontik tedavili dişlerdeki EAKR, ortodontik tedavi planlanırken dikkate alınması gereken önemli bir faktör olmayabilir.

Elchın Karımzada
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Asimetri monobloğunun kraniyofasiyal ve dentoalveolar yapılara olan etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı asimetri monobloğu ile mandibular transversal asimetriye sahip olan hastaların asimetrilerinin düzeltilmesi ile, hastalarda değişen kraniyofasiyal ve dentoalveoler değişimleri incelemektir. Gereç ve Yöntemler: Asimetri monobloğu ile mandibular iskeletsel asimetri düzeltimi yapılmış, yaş ortalaması 14,18±1,7 yıl olan 66 bireyin modelleri ve lateral sefalometrik filmleri tedavi başı ve tedavi sonu olarak değerlendirilmiştir. Bu 66 bireyden posteroanterior sefalometrik filmleri mevcut olan 36 bireyin tedavi başı (T0) ve tedavi sonu (T1) radyografilerinde transversal ve vertikal yön ölçümleri yapılmış, sağ ve sol simetrisi değerlendirimiştir. 66 bireyin tedavi başı (T0) ve tedavi sonıı (T1) lateral sefalometrik radyografilerinde sagitttal ve vertikal yön ölçümleri yapılmıştır. 66 bireyin tedavi başı (T0) ve tedavi sonu (T1) tüm modelleri, 3Shape R700™ ile tarandı. Alt ve üst çenedeki interkanin, intermolar mesafeleri, ark derinliği, ark çevresi ölçümleri ve maksiller kanin diş inklinasyon değişimlerine bakılmıştır. Bu parametreler orthoanalyzer yazılımı kullanılarak ölçüldü. Posteroanterior sefalometrik ve lateral sefalometrik radyografilerdeki T0 ve T1 değişimlerindeki kraniyofasiyal değişiklikleri karşılaştırmak için Dolphin Imaging yazılım programı kullanıldı. Bulgular: Asimetri monobloğu ile fonksiyonel ortopedik tedavi yapılan hastalarda, tedavi sonrası model analizlerinde dentoalveoler maksiller ölçümlerde anlamlı artış görülmüş, mandibular ölçümlerde ise bir değişiklik görülmemiştir. Asimetri monobloğunda ekspansiyon vidası koyulan tarafta üst 1.molar diş ve orta hat arasında daha belirgin bir artış olduğu görülmüştür. Posteroanterior sefalometrik ölçümlerde ise, tedavi sonunda ANSMeMSR° ölçümünde 0° yaklaşıldığı, CoL-AG sola deviye grup ölçümünde ise anlamlı bir artış olduğu görülmüştür. Diğer posteroanterior sefalometrik ölçümlerde ise anlamlı bir değişim olmadığı görülmüştür. Lateral sefalometrik ölçümlerde ANB° açısında azalma, SNB° açısında artış, vertikal açılarda (FMA° ve Sn/GoGn°) artış görüldüğü gözlemlenmiştir. Diğer lateral sefalometrik ölçümlerde ise anlamlı bir değişim olmadığı görülmüştür. Mandibular orta hattın tedavi başı (T0) ve tedavi sonu (T1) farkı ölçümlerinde, sola deviye grubunda orta hat düzeltimi 2,68 mm (±0,89) olarak bulunurken sağa deviye grubunda orta hat düzeltimi 2,6 mm (±0,93) olarak bulunmuştur. Bu değişikliklerin anlamlı çıktığı görülmüştür. Sonuç: Şiddetli olmayan mandibular asimetrilerde büyüme ve gelişim döneminde asimetri monobloğu ile yapılan fonksiyonel ortopedik tedavide mandibular asimetri büyük ölçüde giderilmiştir. Asimetri monobloğu ile fonksiyonel ortopedik tedavinin, şiddetli olmayan mandibular asimetriye sahip hastalarda, ortognatik cerrahi ve kamuflaj tedavisine iyi bir alternatif olabilir. Anahtar Kelimeler: mandibular asimetri, asimetri monobloğu, fonksiyonel ortopedik tedavi

Mert Ersoylu
Akdeniz University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Nazoalveoler molding tedavisi görmüş dudak damak yarıklı bireylerin yüz morfolojilerinin karma ve erken daimi dentisyonda üç boyutlu fotoğraflama yöntemiyle değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı nazoalveoler molding (NAM) tedavisi görmüş dudak damak yarıklı (DDY) bireylerin yüz morfolojilerini üç boyutlu yüz morfolojisi analizi (ÜBYMA) ve lateral sefalometrik radyografilerle değerlendirerek, farklı yarık tiplerine sahip bireyleri; yarıksız, Sınıf I iskeletsel malokluzyona sahip bireylerle karşılaştırmaktır. Yöntem: Yaşları 7-14 arasında değişen, ortodontik tedavisine henüz başlanmamış 42 DDY'li birey ve 40 Sınıf I malokluzyona sahip birey çalışmaya dahil edilmiştir. DDY'li bireylerin hepsi bebeklik döneminde NAM tedavisi almış olup bireyler yarık tiplerine göre; 21'i tek taraflı total dudak damak yarığı (TTDDY), 11'i çift taraflı total dudak damak yarığı (ÇTDDY) ve 10'u tek taraflı dudak ve alveol yarığı (TDAY) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Tedavi öncesinde tüm bireylerden üç boyutlu yüz görüntüleri ve lateral sefalometrik radyografiler elde edilmiştir. Bu görüntüler kullanılarak grupların iskeletsel, dental ve yumuşak doku özellikleri doğrusal, açısal, oransal, alansal ve hacimsel ölçümlerle karşılaştırılmıştır. TTDDY ve TDAY gruplarında yüzün hem sağ hem de sol tarafından yapılan ölçümlerle, bireylerde simetri değerlendirmeleri yapılmıştır. Aynı zamanda, ÜBYMA ve lateral sefalometrik radyografi analizlerinin ikisinde de incelenen eş ölçümler karşılaştırılmıştır. Bulgular: Burun genişliği ve subalar genişlik, TTDDY ve ÇTDDY gruplarında Sınıf 1 grubuna kıyasla belirgin artışlar göstermiştir (p<0,05). Alt dudak uzunluğu ÇTDDY grubunda daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Üst dudak projeksiyonunda TTDDY grubu diğer gruplara göre daha düşük değerler gösterirken, alt dudak projeksiyonunda da TTDDY grubu Sınıf 1 grubuna kıyasla daha düşük değerler göstermiştir (p<0,05). Burun ve paranazal bölge hacimlerinde gruplar arasında anlamlı fark izlenmemiştir. Üst dudak uzunluğu ve yüz yüksekliklerinde de gruplar arasında benzer sonuçlar izlenmiştir. Tek taraflı yarık gruplarında yapılan simetri analizlerinde, Ac–Sn, Cph–Sn, Ac–Koronal Düzlem mesafeleri ile Bc–N'–Sn açısı yarıklı bölgede yarıksız bölgeye göre anlamlı düzeyde daha yüksek; Ch–Ac mesafesi ise daha düşük bulunarak belirgin asimetriler saptanmıştır (p<0,05). Buna karşın Ac–Prn, Bc–Koronal Düzlem, Ck–Koronal Düzlem mesafeleri ile Sn–Prn/Ac–Prn oranında gruplar arasında simetrik bir yapı gözlenmiştir. Hem ÜBYMA'da hem de sefalometrik analizlerde yapılan eş ölçümler incelendiğinde; N'–Me' ve N'–Sn mesafeleri, Li–Sl–Pg'° ve N'–Prn–Pg'° açıları, ile N'–Sn/N'–Me' oranı iki analiz yöntemi arasında benzer sonuçlar vermiştir. Buna karşılık, Sn–Me' mesafesi, Sn–Me'/N'–Me' oranı ve N'–Sn–Pg'° açısı sefalometrik analizde, ÜBYMA'ya kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek; Sn–Sto ve Sto–Me' mesafeleri ile C–Sn–Ls° açısı ise ÜBYMA'da sefalometrik analizlere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Gruplar arasında belirgin morfolojik farklılıklar gözlenmiştir. Tüm bireylerin NAM tedavisi almış olması, yüz yükseklikleri, dudak genişliği, alt ve üst dudak vermilyon yükseklikleri, üst dudak uzunluğu, nazal projeksiyon, labiomental açı, dudak vermilyon alanı, burun hacmi ve orta yüz hacmi gibi ölçümlerde Sınıf 1 grubuna benzer sonuçların elde edilmesine katkı sağlamış olsa da bu durum yüzün diğer kısımlarında yapılan ölçümlere yansımamıştır. Özellikle burun bölgesi, filtrum, üst ve alt dudak projeksiyonları ile çene ucu gibi alanlarda gruplar arasında belirgin morfolojik farklılıklar tespit edilmiştir. Ayrıca nazal ve fasiyal açılarda da gruplar arası anlamlı farklar izlenmiştir.

Mehmet İçkale
Akdeniz University
2025
00
DoctorateOpen AccessEN

Comparison of the efficiency of RME and alt-ramec procedures in face-mask treatment

Objective: This study aims to evaluate the skeletal, dentoalveolar, and soft tissue changes of RME and Alt-RAMEC protocol addition to face-mask treatment in skeletal Class III patients and evaluate the treatment effects according to the intraoral appliance of RME and Alt-RAMEC protocol addition face-mask treatment groups. Method: This retrospective study consisted of a total 104 individuals with skeletal Class III anomalies with maxillary retrognathia. Facemask group includes 25 individuals (10,31 years), facemask with RME group includes 37 (11,58 years), facemask with Alt-RAMEC group includes 42 individuals (11,99 years). In the facemask group, force was applied with an occlusal coverage acrylic plate without expansion screw. In groups with RME and Alt-RAMEC protocol, Fullcap splint type or Spolyar type RME appliance was used as an intraoral appliance. For the statistical analyses; paired sample t-test was used for the treatment changes in the groups, independent sample t-test and one way ANOVA was used for the changes between the groups. Results: Compared to treatment types; statistically significant increases in Co-A (mm), ANBo, A6-MdVRD (mm), Li-HRD(mm) parameters were mostly observed in the Alt-RAMEC group, while statistically significant changes in U1i-NA(mm), U1i/PPo, L1i-(A-Pg)(mm), UL-S(mm) parameters were mostly found in the YM group (p<0,05). According to the appliance groups, statistically significant difference was observed between the groups only in the upper incisor angles in the RME group. In the Alt-RAMEC group, the changes in U1/A1o, UD-S (mm), AD-S (mm) and upper incisor parameters were found statistically significant between the groups (p<0.05). Conclusion: In all treatment groups, maxillary protraction was successfully achieved, maxillo-mandibular relationships were corrected. In the Spolyar type appliance group upper incisors retruded but in the Fullcap splint type group they were protruded.

AnchoragesDental instrumentsDentoalveolar structure+7
Göksu Emek Kayafoğlu
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Dudak damak yarıklı bireylerde konuşma bozuklukları ile anatomik ve fonksiyonel yapıların ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Dudak damak yarığı (DDY) hastalarının anatomik ve fonksiyonel yapılarında meydana gelen anomalilerin ve maloklüzyonların, hatalı konuşma sesi oluşumları üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Yöntem: Rutin olarak kontrolleri devam eden yalnız damak (YDY), unilateral/bilateral dudak (UDY-BDY)/ dudak-damak yarıklı (UDDY-BDDY) hastalardan ortalama yaşı 11,295,26 yıl olan (5- 32 yaş arası) 117 tanesi çalışmaya dahil edilmiştir. Klinik muayene ve lateral sefalometrik radyografiler ile anatomik ve fonksiyonel problemleri değerlendirilmiştir. Nazal kaçış ise pipet testi, ayna testi ile incelenmiştir. Sesletim- Sesbilgisi Testi (SST) ve Konuşma Rezonans Değerlendirme Testi uygulanarak hatalı üretilen sesler tespit edilmiştir. Ki Kare testi ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. α=0.05 hata payı (ya da %95 anlamlılık düzeyi) ile değerlendirilmiştir. Bulgular: İnsiziv foramende fistül varlığında hatalı ses oluşumu anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sert damakta fistül bulunan hastalarda ise nazal kaçış görülmesi anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Nazal kaçış görülen hastalarda basınca duyarlı seslerde hata görülmektedir. Dudak konumu farlılıklarında bilabiyal seslerde; damak derinliğinin azalmasıyla alveolar titreşimli seslerde; posterior çapraz kapanış varlığında alveolar sürtünmeli seslerde; retrüziv üst keser varlığında alveolar sürtünmeli, postalveolar sürtünmeli, postalveolar durak sürtünmeli seslerde hata görülmüştür. Overjet ve overbite değerlerindeki değişim ile ise alveolar patlamalı ve alveolar yan daralmalı sesler dışındaki diğer seslerde hatalı üretim meydana gelmesi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Velofaringeal bölgenin sefalometrik incelemesinde ise anatomik yapı ve konuşma bozukluğu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç: Anatomik bozukluklardan fistül varlığı ve konumu, negatif overjetin ve openbiteın artması konuşma seslerinin hatalı üretiminde etkili olmuştur. BDDY hastalarında nazal kaçış ve hatalı ses meydana gelme oranı diğer gruplardan daha fazladır.

Anatomik özelliklerKonuşmaKonuşma bozuklukları+3
Zehra Damla Dalmış Demirağ
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortognatik cerrahi hastalarında nüksün elektromyografi ve hareket analizi yöntemi ile incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı ortognatik cerrahinin stabilitesiyle çiğneme kaslarının aktivasyonu arasındaki ilişkinin araştırılması amacıyla iskeletsel Sınıf III ortognatik cerrahi geçirmiş bireylerin ve iskeletsel Sınıf I anomaliye sahip bireylerin çiğneme kas aktivitelerinin sEMG ve çene kinematiğinin de hareket analizi yöntemleri ile değerlendirilmesidir. Yöntem: Çalışmamız 28 iskeletsel Sınıf III anomaliye sahip ortognatik cerrahi grubu, 28 iskeletsel Sınıf I kontrol grubu olmak üzere 56 bireyden oluşmaktadır. Cerrahi grubundaki bireylerin yaş ortalaması 20±4,1 yıl; kontrol grubundaki bireylerin 18,32±1,3 yıldır. Ortognatik cerrahi grubundan; ortognatik cerrahi öncesi (T0), ortognatik cerrahi sonrası ortodontik tedavi bitiminde (T1) ve ortognatik cerrahiden en az iki yıl sonra (T2) lateral sefalometrik kayıtlar alınarak, ortognatik cerrahi tedavi stabilizasyon bakımından incelenmiştir. Kontrol grubundan ise tek bir lateral sefalometrik kayıt alınmıştır (T0). Masseter, temporal, suprahyoid ve mental kasların sEMG ve hareket analizi kayıtları (kinematik değerlendirme) iki grupta incelenmiştir. Mann Whitney U testi, Firedman testi, Spearman ve ICC korelasyon testleri uygulanmıştır. Bulgular: Ortognatik cerrahi grubundan T0,T1 ve T2 zamanlarında alınan lateral sefalometrik analizler ile iskeletsel ve dental yapıların stabil olduğu görülmüştür. İki grup arasındaki sEMG verileri incelendiğinde; masseter, temporal, mental ve suprahyoid kas aktivasyonları cerrahi grubunda daha düşük bulunmuştur (p=0.01). Kinematik veriler incelendiğinde ağız açıp-kapama esnasındaki sapma değerlerinin X° ekseninde ve Y (mm) ekseninde farklılık göstermediği; Y° eksenindeki açısal farklılıkların ise kontrol grubunda daha düşük olduğu, X (mm), Z° ve Z (mm) farklılıklarının ise cerrahi grubunda daha düşük olduğu gözlenmiştir (p=0.01). Sonuç: Ortognatik cerrahi grubunda nüks değerlendirilmiş ve sonuçların stabil olduğu gözlemlenmiştir. Düşük bulunan kas aktiviteleri, dentofasiyal deformitenin kökeniyle ve cerrahi sonrası kas dokularında yeniden oluşan denge ile ilişkilendirilmiştir. Kinematik verilerde kontrol grubundaki sapmaların ortognatik cerrahi grubuna göre fazlalığı; ortognatik cerrahi ile dentofasiyal anomalilerin uzayın üç yönünde dengeli yapı ve fonksiyonun elde edildiğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Ortognatik cerrahi, sEMG, Hareket analizi, iskeletsel Sınıf III anomali

Eda Hoşgör Yorgancıoğlu
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Karma dentisyon döneminde farklı maloklüzyon grupları ile diş aşınma paternleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı karma dentisyon döneminde 3 boyutlu dijital modeller kullanılarak farklı maloklüzyon gruplarında süt dişi aşınma paternlerinin (fizyolojik veya fizyolojik olmayan) karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntemler: Angle Sınıf I, II, III maloklüzyon ve normal oklüzyonda, yaş ortalaması 10,5±1,44 olan 675 bireyin modelleri değerlendirildi. Tüm modeller, lazer tarayıcı (3Shape R700™) ile tarandı. Unilateral ve bilateral çapraz kapanışların varlığı, overjet ve overbite ilişkileri de kaydedildi. Diş aşınma paternleri, De Carvalo Sales-Peres tarafından modifiye edilen diş aşınma indeksine göre değerlendirildi. Dental ark boyutları, ark formları ve kanin eğimleri Orthoanalyzer yazılımı kullanılarak ölçüldü. Maloklüzyon gruplarındaki diş aşınma paternleri karşılaştırıldı. Diş aşınma paternleri ile dental ark parametreleri arasındaki ilişki Kruskal-Wallis ve Ki-kare testleri kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Diş aşınmasının yaşla birlikte arttığı ve kızlarda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az aşınma olduğu belirlendi. Diş aşınmasının mandibular arkta, maksiller arktan daha az yaygın olduğu bulundu. Maloklüzyon gruplarında posterior dişler daha şiddetli diş aşınma skorları gösterdi. Süt kaninlerin diş aşınma skorları Sınıf II maloklüzyon gruplarında normal oklüzyona göre önemli ölçüde daha azdı. Süt kanin dişlerin eğimleri ve interkanin mesafeleri ile diş aşınmaları arasında pozitif bir ilişki bulundu. Ayrıca kare ark formunda posterior diş aşınmasının daha az olduğu saptandı. Unilateral posterior çapraz kapanışı olan bireylerde çapraz kapanış tarafında daha düşük aşınma skorları bulundu. Sonuç: Fizyolojik diş aşınması ile oklüzyon tipi arasında pozitif bir ilişki vardır. Maloklüzyon gruplarında süt kaninlerin eğimleri, ark formları ve ark genişliklerinin farklı olması yetersiz fizyolojik diş aşınmasıyla ilişkilidir. Gerektiğinde süt dişlerinde mölleme yapılarak erken müdahale edilmesinin tek taraflı çapraz kapanış gibi maloklüzyon ve asimetrik durumların gelişimini durdurmak için yararlı olacaktır. Anahtar Kelimeler: karma dentisyon dönemi, süt dişi aşınması, çapraz kapanış, ark formu

Diş anomalileriDiş aşınmasıDiş çıkarma-karışık+4
Burcu Uslu
Akdeniz University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Geç dönem monoblok uygulamalarında başarı kriterlerinin yapay zekâ yöntemi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı büyüme gelişimin Peak ve Geç dönemlerinde uygulanan Sınıf II monoblok tedavisinde görülen değişikliklerin sefalometrik parametreler ve kooperasyon faktörleri değerlendirilerek karşılaştırılması ve yapay zekâ analiz yöntemleriyle tedavi başarısının değerlendirilmesinde kritik karar noktalarının tespit edilmesidir Yöntem: Bu çalışmada 2017-2022 yılları arasında monoblok apareyi ile tedavi görmüş hastalar incelendi. Yaş ortalaması 15±1,37 yıl olan 74 Geç dönem hasta (MP3u ve Ru) ile yaş ortalaması 12,8±1,35 yıl olan 120 Peak dönem (MP3cap) hastanın radyografileri çalışmaya dahil edildi. Sınıf II monoblok tedavisinin başlangıcında ve sonunda alınan lateral sefalometrik ölçüm verileri karar ağacı analizinde Yinelemeli Bölümleme Analizi (RPA) ile analiz edildi. Analizde R programlama dilinde Özyinelemeli Bölümleme ve Regresyon Ağaçları (RPART) fonksiyonu kullanıldı. Yinelemeli Bölümleme Analizinde ise Sınıflandırma ve Regresyon Ağaçları (CART) yöntemi kullanıldı. Bulgular: İki gelişim grubunda da ANBº ve Wits ölçümünde azalma ve mandibular boyutsal ölçümlerde (Co-Gn, Co-Go, Go-Me) artış görülmekle birlikte Peak dönemde bu etkiler Geç dönemden daha yüksek bulundu (p<0,001). Ancak Overjet eliminasyonu ve profil düzeltimi iki gelişim grubu arasında benzer olmakla birlikte Geç dönemde alt keser protrüzyonu önemli derecede daha fazla bulundu. Kooperasyon arttığında maksilla üzerindeki sınırlayıcı etki ve maksillo-mandibular ölçümlerdeki iyileşme arttı. Karar ağacı analizi sonucunda Pg-xTot ≥ 2,4 mm; Co-Gn ≥ 5,9 mm ve 3,8 mm iskeletsel parametreleri ile A1-NBº < 8,1º ve 8,2º; Ü1-NAº ≥ -0,75º; Overbite ≥ -1,5 mm dental parametrelerinde kritik karar noktaları tespit edildi. Sonuç: Geç dönemde monoblok tedavisi ile %38 iskeletsel, %68 dental etki elde edilmiştir. Karar ağaçları %88 ve %85 doğruluk göstermiştir. Karar ağacından çıkartılan kurallar, Geç dönem fonksiyonel ortopedik tedavi başarısının değerlendirilmesinde hem iskeletsel hem dental kritik karar noktaları sağlamıştır.

Dental aygıtlarDiş hekimliğiKarar ağacı+7
Kaan Öner
Akdeniz University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibular tek keser çekimine karar vermede etkili faktörlerin yapay zeka yöntemi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı mandibular tek keser çekime karar vermede etkili olan faktörlerin yapay zekâ ile değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda ortalama yaşı 15,82 olan mandibular tek keser çekimli 105 hasta, ortalama yaşı 15,21 olan premolar çekimli 100 hasta ve ortalama yaşı 15,10 olan çekimsiz sabit tedavi yapılan 100 hastanın tedavi öncesi alınan alçı modelleri masaüstü model tarama cihazı (3Shape R700TM) kullanılarak tarandı ve dijital modeller elde edildi. Yer darlığı analizi, Bolton analizi, irregülarite indeksi, ICON indeksi, interkanin ve intermolar mesafe, overjet ve overbite, molar ilişki, ark formu, IMPA°, U1-SPP°, SN-GoGn°, ANB° hesaplandı. Dijital modeller üzerindeki ölçümler ve analizler OrthoAnalyzer yazılımı kullanılarak yapıldı. Çalışma grupları ile yapılan ölçümler ve sefalomerik analiz sonuçları arasındaki ilişki ANOVA analizi, Tukey-Kramer çoklu karşılaştırma testi, Kruskal-Wallis ve Ki-Kare testleri kullanılarak analiz edildi. Bulgular: İrregülarite indeks değerleri, mandibular tek keser çekimli sabit tedavi grubunda istatistiksel olarak anlamlı ve fazla bulundu. SN GoGn° değeri mandibular tek keser çekimli sabit tedavi grubunda premolar çekimli sabit tedavi grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı ve daha az bulundu. Üçgen ark formu mandibular tek keser çekimli sabit tedavi grubunda istatistiksel olarak anlamlı ve fazla bulundu. Premolar çekimli ve mandibular tek keser çekimli sabit tedavi grupları arasında alt Bolton ön oran fazlalığı için istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Karar ağacı algoritması dallanma noktalarını ICON 36 ve 58 değerleri, irregülarite indeksi 5,5 ve 9,3 değerleri, alt çapraşıklık 4,2 ve 6,2 mm değerleri, üst çapraşıklık 5,7 mm değeri, Bolton ön oran 0,095 değeri ve SN-GoGn° 30 değeri olarak belirledi. Sonuç: Alt Bolton ön oran fazlalığı olan (Ort.=0,85 mm), mandibular çapraşıklık>6,2 mm olan, İrregülarite indeksi 5,5'ten büyük olan hastalarda mandibular tek keser çekimli sabit tedavi uygulanmıştır. ICON>58, üst çapraşıklık>5,7 mm, SNGoGN°>30 olan hastalarda ise premolar çekimli sabit tedavi uygulanmasına karar verilmiştir.

Mehmet Tolga Kaya
Akdeniz University
2023
00

Other supervisors