Theses supervised by Prof. Dr. Emin Kurt

12 theses · Manisa Celal Bayar University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sessiz koroidal neovaskülarizasyonların doğal seyrinin optik kohorens tomografi anjiografi ile analizi

AMAÇ: Sessiz koroidal neovaskülarizasyon olgularının doğal seyrindeki optik kohorens tomografi anjiografi parametrelerindeki morfolojik ve kantitatif verilerin değişimi değerlendirerek olası progresyonunu değerlendirmesi GEREÇ VE YÖNTEM: Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı retina biriminde Kasım 2019 - Mayıs 2023 tarihleri arasında sessiz koroidal neovaskülarizasyon tanısı ile en az altı ay takibi yapılmış olan ve çalışma kriterlerini karşılayan olguların verileri retrospektif olarak incelendi. Çalışma şartlarını karşılayan 28 hastanın 30 gözü dahil edildi. Hastaların dosyalarından yaş, cinsiyet, sistemik hastalık, lateralite, tanı, vizit sayısı,aktivasyon varlığı ve tarihi, takip süresi, en iyi düzeltilmiş görme keskinliği, fundus bulguları ve diğer göz özellikleri kaydedildi. Takiplerinde kullanılan OKT ve OKTA görüntülerinden yapısal OKTA işlevi kullanılarak KNV toplam ve akım alanı büyüklüğü hesaplandı. En-face görüntülerinde, daha önce tanımlanan KNV morfolojik verileri; lezyon şekli(sirküler, irregüler), besleyici ana damar varlığı, periferik loop (dar / geniş), halo varlığına göre kategorilere ayrıldı. Neovasküler aktivitenin OKT biyobelirteçleri ile ilgili veriler, intraretinal sıvı, subretinal sıvı dahil olmak üzere toplandı. Santral maküler kalınlık (SMK), cihaz tarafından otomatik olarak ölçülen merkezi 1000 μm alanındaki ortalama retina kalınlığı olarak hesaplandı. Subfoveal koroidal kalınlık (SFKK), bazal membran ile foveada korioskleral arayüz arasındaki dikey mesafe olarak tanımlandı. Takip süresince olası progresyondaki morfolojik ve kantitatif verilerin değişimi değerlendirildi. BULGULAR: Olguların ortalama yaşı 69,70 ± 7,63 (54-85) yıl idi.(%53,4 erkek, %43,3 sağ göz) 21 hasta YBMD ve 9 hasta PNV tanısı ile takip ediliyordu. YBMD'li hastalarda sKNV prevalansı %2,08 iken PNV'li hastalarda prevalans %13,63 olarak izlendi. Ortalama takip süresi 18,9 ay (6-50) idi. Takip süresince ortalama vizit sayısı 5,57 ± 2,80 idi. Olguların en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) ilk muayenede ortalama 0,82±0,18 iken, son muayenede 0,78±0,22 olduğu görüldü ve bu değişim istatiksel olarak anlamlı değildi (p=0,068). Fundus muayenesinde 11 gözde RPE değişikliği, 17 gözde drusen, 2 gözde coğrafik atrofi izlendi. Olguların %46,67'sinde KNV foveal, %53,33'ünde ekstrafoveal yerleşimde idi. sKNV'lerde ilk vizitte hiporeflektif halo %30 (9), besleyici damar %16,6 (5), geniş loop %30 (9), irregülerite %63,3 (19) oranında izlendi. Son vizitte ise hiporeflektif halo %40 (12), besleyici damar %26,6(8), geniş loop %43,3 (13), irregülerite %76,6 (23) oranında izlendi. Morfolojik değişimler istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Takip sürecinde 4 hastada eksüdasyon gelişti. Eksüdasyon gelişen olguların son vizitinde 2 gözde halo, 1 gözde besleyici damar, 2 gözde geniş loop geliştiği görüldü. Eksüdasyon gelişen olgularda şekil değişimi izlenmemiştir. Olguların ilk başvuruda ortalama SMK 240,8 ± 32,61 (174-310) son vizitinde 236,57 ±35,43 (144 -315) µm idi. Hastaların ilk başvuruda ortalama SFKK 212,63 ± 83,47 µm (120-486), son muayenede 227,10 ± 82,92 µm (130-486) idi. SMK ve SFKK' da istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik izlenmedi (p=0,407; p=0,161). Olguların ilk muayenesinde ortalama KNV alanı 1,799 ± 2,84 mm2 son vizitinde 2,12 ± 2,89 mm2 idi. Olguların ilk muayenesinde ortalama KNV akım alanı 1,055 ± 1,58 mm2, son muayenesinde 1,300 ± 1,77 mm2 idi. KNV alan ve akım alanında ilk ve son muayene arasındaki değişiklikler istatiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,043, p=0,018). KNV alanı ve akım alanındaki değişim ile EİDGK değişimi arasında korelasyon izlenmedi (p=0,103; p=0,191). Takip süresinde morfolojik değişim olan ve hiçbir morfolojik değişim olmayan grup karşılaştırıldığında KNV alanda istatiksel olarak anlamlı bir değişiklik izlenmedi (p=0,934). SONUÇLAR: sKNV, eKNV'nin öncü lezyonu olması nedeniyle tanı ve takibi önem arz etmektedir. Literatürde sKNV takip ve tedavisi için henüz belirlenmiş bir algoritma mevcut değildir. Bu çalışmada sKNV olgularının doğal seyrinde OKTA parametrelerindeki morfolojik ve kantitatif verilerin değişimi değerlendirildi. Kantitatif veri değişimi literatür ile uyumlu ve destekler nitelikte olduğu görüldü. Çalışmamızın sKNV takip ve tedavisi için gelecekte oluşturulması muhtemel olan algoritma açısından literatüre katkıda bulunacağını düşünüyoruz. eKNV erken tanısı ve takibinin görsel prognozu olumlu yönde etkileyeceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Doğal seyir analizi, morfolojik değişim, non-eksüdatif koroidal vaskülarizasyon, optik kohorens tomografi anjiografi, sessiz koroidal vaskülarizasyon

Yeliz Delibay Akgün
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İdiyopatik maküler telenjiektazi olgularında optik koherens tomografi anjiyografi verilerinin araştırılması

Giriş ve Amaç: Bu çalışmada maküler telenjiektazi tip 2 (Mac Tel - 2) hastalarında optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) bulgularını analiz ederek, hastalık evrelerini anlamayı ve OKTA'nın tanı, takip ve tedavi süreçlerinde sağladığı katkıları değerlendirmeyi amaçladık. Mac Tel - 2 genellikle yaşamın 5-7. dekatlarında ortaya çıkar. Bu hastalık, santral görme kaybı ve görme alanında bozulmalar ile karakterizedir. Her iki gözü etkiler ve nörosensoriyel atrofik değişikliklerle seyreder. OKTA'nın non-invaziv olması ve vasküler ağların üç boyutlu görüntülenmesini sağlaması, özellikle koroid neovaskülarizasyonunun erken tespiti ve tedavi planlamasında önemli bir avantaj sunmaktadır. Mac Tel - 2 olguları ile kontrol grubu ve kendi evreleri arasında karşılaştırmalar yapılarak, OKTA'nın hastalığın tanısındaki etkinliği ve vasküler parametrelerin değerlendirilmesini amaçladık. Gereç ve Yöntem: Mac Tel - 2 tanısı almış ve OKTA tetkiki yapılmış 26 hastanın 51 gözü incelenmiştir. Kontrol grubunda, retinal hastalığı olmayan ve OKTA tetkiki yapılmış benzer yaş ve cinsiyete sahip 26 bireyin 51 gözü değerlendirilmiştir. Çalışmada en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK), kişilerin demografik özellikleri, fundus bulguları ve OKTA tetkiklerine ait görüntüleri ve kantitatif veriler analiz edilmiştir. Bulgular: Yaş ortalamaları olgu grubunda 61,16±6,72 yıl (58-70), kontrol grubunda 58,47±4,68 yıl (57-69) olarak hesaplandı. 26 Mac Tel - 2 hastasının %80,4'ünü (n:41) kadın hastalar oluşturmaktadır. Yaş ortalaması olgu grubunda 61,16±6,72 olarak bulundu. Olgu grubunda EİDGK (logMAR) ortalaması 0,25±0,29'dur. Kontrol grubunda EİDGK ortalaması 0,00'dır. (p<0,001). Olgu ve kontrol grubunda tam kat retinaya ait ortalama FAZ değerleri 0,270±0,087 ve 0,292±0,114 mm²'dir. Buna göre iki grubun FAZ değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. (p=0,276). Yüzeyel kapiller pleksusa ait foveal vasküler dansite hariç, diğer yüzeyel kapiller pleksusta vasküler dansite yüzdelerinde gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır. (p<0,05). Derin kapiller pleksusa ait superior 48 hemisfer, parafoveal temporal kadran ve perifovea vasküler dansitelerinde anlamlı fark izlenmiştir. (p=0,05, p=0,009, p=0,017). Tam kat retinal FAZ'a ait akım dansitesi değerlerinin ortancaları, olgu grubunda 52,71 ve kontrol grubunda 55,46'tür. Olgu ve kontrol grubunun FAZ-FD değerleri arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir. (p=0,01). Tam kat retinal FAZ'a ait ortanca akım dansite değerleri Mac Tel - 2 evre gruplarında (sırasıyla evre 1-evre 5): 54,72; 53,03; 48,39; 48,55 ve 54,68'dir. Evre gruplarına göre FD değerleri arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p=0,013). Sonuç: Yüzeyel kapiller pleksusta vasküler dansite farkı, özellikle foveal vasküler dansite ve diğer bölgelerde anlamlı farklılıklar tespit ettik. OKTA'nın non-invaziv bir yöntem olarak kullanılması, hastalığın takibi ve değerlendirilmesinde avantaj sağlamaktadır. Ancak, OKTA'nın kesin bir tanı aracı olarak kullanılmasından çok, tanıya yardımcı bir yöntem olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. OKTA'da değerlendirilen kantitatif verilerin tanı, takip ve evrelemede kullanılması için, daha fazla olgunun OKTA ile uzun dönem takiplerini içeren çok merkezli çalışmalar yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: İdiyopatik Maküler Telenjiektazi, Optik Koherens Tomografi Anjiyografi, Vasküler Dansite, Foveal Avasküler Zon, Yüzeyel Kapiller Pleksus, Derin Kapiller Pleksus, Foveal Dansite

Gülbeste Tekin
Manisa Celal Bayar University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İdiyopatik maküler hol cerrahisinin retina tabakaları ve mikrovasküler yapıları üzerine etkilerinin optik koherens tomografi ile araştırılması

Giriş ve amaç: İdiyopatik maküler hol (MH) retinada vertikal olarak tüm katları içine alan, foveal nörosensoryal retina defektidir. Tedavisi cerrahidir ve amaç anatomik olarak MH'nin kapanması, fonksiyonel olarak da görme keskinliğinin artmasıdır. Arka segmentin beslenmesinden retinal ve koroidal damarlar sorumludur. Cerrahi müdahale ile arka segment yapılarında çeşitli değişiklikler olmaktadır. Bu çalışmadaki amacımız MH cerrahisinin retina ve koryokapillaris tabakaları ve mikrovasküler yapıları üzerine etkilerini optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) ile araştırmaktır. Gereç ve yöntemler: Çalışmaya Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği retina polikliniğine başvuran ve MH nedeniyle opere edilen 35 hastanın 35 gözü dahil edildi. Hastalar ameliyattan sonra 6-24. aylarda 6 x 6 mm'lik maküla kesitleriyle yüzeyel kapiller pleksus (YKP) vasküler dansiteleri (VD), derin kapiller pleksus (DKP) VD'leri, maküla kalınlıkları, foveal avasküler zon (FAZ) parametreleri, subfoveal koroid kalınlıkları (sfKK), koryokapillariste akım alanları, dış retina akım alanları OKTA kullanılarak ölçüldü. Hastaların diğer gözleri ve kontrol grubu gözlerinin OKTA ölçümleri ile kıyaslandı. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların 22'sine pars plana vitrektomi + internal limitan membran (İLM) soyulması + gaz tamponad ameliyatı, 13'üne pars plana vitrektomi + temporal İLM flep + gaz tamponad ameliyatı uygulandı. Opere gözler, diğer ve kontrol grubu gözleriyle ve kendi içerisinde İLM eksizyon ve İLM flep grubu olarak oluşturulan alt gruplar birbiriyle karşılaştırıldı. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 65,23±5,83 (51-79) yıl idi. Hastaların 22'si (%62,9) kadın, 13'ü (%37,1) erkekti. EİDGK, ameliyat sonrası ameliyat öncesine göre anlamlı bir artış gösterdi (p<0.001). Aynı şekilde İLM eksizyon ve İLM flep gruplarında da EİDGK, ameliyat sonrası ameliyat öncesine göre anlamlı bir artış gösterdi (sırasıyla p<0,001 ve p=0,004). Opere olan MH'li gözler ile opere olmayan diğer gözleri karşılaştırıldığında foveal ve perifoveal YKP VD'lerde anlamlı bir farklılık görülürken (p<0,001 ve p=0,008), YKP tüm alan ve parafoveal VD değerleri gruplar arasında anlamlı fark göstermedi. Opere MH'li gözler ile diğer gözler karşılaştırıldığında yalnızca DKP foveal VD anlamlı bir farklılık gösterdi (p<0,001). FAZ alanı iki grup arasında anlamlı fark gösterirken (p<0,001), SMK ve sfKK ölçümleri ise istatistiksel olarak anlamlı fark göstermedi. Hastanın cerrahi geçiren gözüyle diğer gözü karşılaştırıldığında dış retina kan akım alanı ve KKA anlamlı bir farklılık göstermedi (sırasıyla p=0,055 ve p=0,233). Opere gözler ve kontrol grubunda tüm alan, parafovea, perifovea YKP ve DKP VD'leri anlamlı olarak düşük bulundu (sırasıyla p<0,001, p<0,001, p<0,001 ve p<0,00, p=0,014, p<0,001). sfKK da kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olarak tespit edildi (p<0,001). İLM eksizyon ve İLM flep grupları arasında, sfKK İLM flep grubunda anlamlı derecede düşük bulunurken (p=0,048), tek operasyon olan gözler ve reoperasyon olan gözler arasında sadece DKP parafoveal VD'de anlamlı fark bulundu (p=0,013). Preoperatif EİDGK değerleri ile YKP tüm alan VD arasında orta düzeyde negatif (r=0,392) ve anlamlı (p=0,02) bir korelasyon bulundu. Benzer şekilde preoperatif EİDGK değerleri ile YKP perifoveal VD arasında orta düzeyde negatif (r=0,388) ve anlamlı (p=0,021) bir korelasyon bulundu. Sonuç: MH cerrahisi sonrası OKTA verileri hastaların diğer gözleriyle karşılaştırıldığında FAZ alanı ve YKP VD değerlerinde belirgin bir azalma olmaktadır. Kontrol gözler ile karşılaştırıldığında ise hem YKP hem de DKP de belirgin azalma görülmektedir. Postoperatif EİDGK değerleri SMK ve KKA ile negatif korelasyon göstermektedir. MH cerrahisinin mikrovasküler yapılar üzerindeki etkilerini ve bunların EİDGK ile ilişkisini göstermek için daha geniş örneklem büyüklüğü ve daha uzun takip süresi olan çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Maküler hol, optik koherens tomografi anjiyografi, yüzeyel kapiller pleksus, derin kapiller pleksus, foveal avasküler zon, koroidal kan akımı.

Seda Maden Mercan
Manisa Celal Bayar University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Retinitis pigmentosa olgularında multimodal görüntüleme verilerinin analizi

Amaç: Retinitis Pigmentosa hastalarında multimodal görüntüleme verilerini analiz etmek, bu verilerin görme keskinliği ile ilişkisini araştırmak ve elde edilen verilerin yaş ve cinsiyet eşleştirilmesi yapılmış sağlıklı gönüllülerle karşılaştırmak. Gereç ve yöntem: Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği'nde takipli, 18 yaşını doldurmuş, RP tanılı 25 hastanın 25 gözü ile yaş ve cinsiyet eşleştirmesi yapılmış 25 sağlıklı kontrolün 25 gözü çalışmaya dahil edildi. Her iki grubun en iyi düzeltilmiş görme keskinliği, detaylı biyomikroskopik bakısı, pupil dilatasyonu yapılarak fundus muayenesini takiben OKT, OKTA, EDI OKT tetkikleri yapıldı. Çalışma gruplarının OKTA görüntülerinden; YKP ağ dansiteleri, DKP ağ dansiteleri, FAZ parametreleri, foveal, parafoveal ve perifoveal 4 kadran maküla kalınlık ölçümleri, EDI OKT görüntülerinden; merkezi SFKK ve İmage J programı yardımıyla KVİ verileri alınarak karşılaştırma yapıldı. Bulgular: Çalışma grupları arasında yaş ve cinsiyet açısından istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (p<0.05). EİDGK RP grubunda (0.38 ± 0.31 LogMAR) kontrol grubuna kıyasla (0.00 ± 0.00 LogMAR) daha düşük bulundu (p<0.05). MFK, parafoveal ve perifoveal maküla kalınlık ölçümlerinde hasta grubunda tüm kadranlarda anlamlı incelme tespit edildi (tüm değerler için p<0.05). Çalışma grupları arasında, OKTA görüntülerinden elde edilen YKP ve DKP ağ dansiteleri, RP grubunda anlamlı olarak düşük bulundu (p<0,05). Yine OKTA görüntülerinden alınan FAZ parametrelerinden FAZ çevresi damar yoğunluğu hasta grubunda düşük bulundu (p<0,05) ve EİDGK ile negatif yönde ilişkili olduğu saptandı (r:-0,463, p<0,05). Merkezi SFKK'nın hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak azaldığı gözlendi (p<0,05). KVİ ölçümlerinde RP grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı artış gözlenirken (p<0,05), bu artış EİDGK ile pozitif yönde ilişkili bulundu (r:0,557, p<0,05), Sonuç: Çalışmamızda RP grubunda MFK, parafoveal ve perifoveal 4 kadranda maküla kalınlıklarında incelme saptanırken, YKP ve DKP ağ dansitelerinde incelme gözlenmiştir. FAZ parametrelerinden yalnızca FAZ FD ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı azalma saptanırken, FAZ FD ile EİDGK arasında negatif yönde ilişki bulunmuştur. EDI görüntülerinden yapılan ölçümlerde RP grubunda merkezi SFKK'da incelme saptanırken KVİ ölçümlerinde ise tam aksine artış saptanmış olup bu artış EİDGK ile korele bulunmuştur. Veriler bize RP hastalığında damar yapılarındaki hasarın, hastalığın patofizyolojisinde önemli bir yeri olduğunu göstermektedir. Çalışmamızın sonuçlarının, RP'de hasarın derecesini belirleme ve hastalığın takibinde faydalı olacağını düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: Retinitis Pigmentosa, Optik Koherens Tomografi, Optik Koherens Tomografi Anjiyografi, EDI OKT, Koroidal Vasküler İndeks

Abdullah Bayat
Manisa Celal Bayar University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üçüncü trimester gebelerde optik koherens tomografi anjiografi ile retinal vasküler yoğunluğun değerlendirilmesi

Amaç: Üçüncü trimester gebelerde Optik Koherens Tomografi Anjiografi (OKTA) ile retinal vasküler yoğunluk (VY), foveal avasküler zon (FAZ) ve koroid kalınlığını gebe olmayan kadınlarla karşılaştırarak incelemeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Üçüncü trimesterde olan 40 sağlıklı gebe kadın ile, 40 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Hastaların sadece tek gözü (sağ göz) çalışmaya alındı. Hastalara günün aynı saatinde (saat 09:00-12:00 arası) OKTA çekimi yapıldı. OKTA cihazının HD angio retina 6x6 mm ve HD angio retina 3x3 mm tarama yöntemi kullanılarak ölçümler yapıldı. Vasküler yoğunluk, Yüzeyel Kapiller Pleksus (YKP) ve Derin kapiller Pleksus'ta (DKP) parafovea, perifovea ve tüm alan makulada ölçüldü. FAZ alanı (mm2), FAZ çevresi (mm), ve Foveal Dansite (FD) cihaz yazılımı ile otomatik olarak ölçüldü. OKTA cihazının enhanced HD line modülü ile koroid görüntüleri alındı. Tüm parametreler istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve p değerinin 0,05'den küçük olması anlamlı kabul edildi. Bulgular: Gebelerin, gebelik haftası ortalaması 34,02 hf. (28-41 hf) idi. Gebe grubunun yaş ortalaması 28,80±5,27 (20-38) iken, kontrol grubunun yaş ortalaması 29,23±5,39 (20-38) olarak bulundu ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,732). Gebelerde YKP'daki VY sırasıyla parafoveada %55,59±2,99, perifoveada %53,44±2,69, tüm alanda %52,80±2,60 olarak bulunurken, kontrol grubunda parafovea %54,96±3,63, perifovea %52,59±3,46, tüm alanda ise %52,03±3,31 olarak bulundu. YKP'daki VY hiçbir bölgede istatistik olarak anlamlı değildi (p>0,05). DKP'daki VY parafoveada; gebelerde %60,36±4,36, kontrol grubunda %58,66±4,19, perifoveada; gebelerde %59,18±6,50, kontrol grubunda %58,15±5,60, tüm alanda; gebelerde %57,73±6,12, kontrol grubunda %56,54±5,44 olarak saptandı. DKP'daki VY sadece parafovea bölgesinde istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p=0,015). FAZ alanı gebelerde 0,33±0,10 mm2 iken, kontrol grubunda 0,28±0,10 mm2, FAZ çevresi gebelerde 2,29±0,37 mm iken, kontrol grubunda 2,14±0,45 mm, Foveal Dansite, gebelerde %53,52±3,32 iken, kontrol grubunda %51,08±3,58 olarak tespit edildi. FAZ alanı ve Foveal Dansite gebelerde istatistik olarak anlamlı yüksek saptandı (p<0,05). Subfoveal koroid kalınlığı, gebelerde 358,13±84,89 µm, kontrol grubunda 335,98±77,12 µm olarak bulundu. Koroid kalınlığı subfoveal bölgede gebelerde daha yüksekti, fakat aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Sonuç: Gebelik sırasında meydana gelen fizyolojik değişiklikler, retinal vasküler yapılarda değişiklik yapmış olabilir. Gebelerde DKP'da parafovea bölgesindeki VY ve FAZ alanı ve Foveal dansite, gebelerde istatistiksel olarak anlamlı bulundu.

AnjiyografiGebelikGöz hastalıkları+3
Abdülmutalip Yıldırım
Manisa Celal Bayar University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Normal bireylerde optik koherenstomografi anjiografi ile kapiller damar akım yoğunluğunun diürnal varyasyonu vetekrarlanabilirliğinin ölçülmesi

Amaç: Optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) cihazı ile alınan retinal vasküler yoğunluk ve foveal avasküler zon (FAZ) ölçümlerinin tekrarlanabilirliğinin ve diürnal ritimlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 41 sağlıklı bireye RTVue XR Avanti OKT AngioVue yazılımlı cihaz ile sabah saatlerinde ortalama 10 dk ara ile 2 ölçüm ve aynı günün sonunda akşam saatlerinde tek ölçüm yapıldı. Yapılan ölçümlerde FAZ alanı, FAZ çevresi, foveal dansite (FD); yüzeyel (YKP) ve derin kapiller pleksustaki (DKP) tüm alan, foveal, parafoveal ve perifoveal vasküler yoğunluklar (VY); foveal, parafoveal ve perifoveal makular kalınlık (MK) verileri tekrarlanabilirlik katsayısı (TK), Bland-Altman grafiği ve sınıf içi korelasyon (ICC) katsayısı ile değerlendirildi. Bulgular: OKTA cihazının FAZ alanı, FAZ çevresi,FD, YKP ve DKP'de foveal VY, foveal, parafoveal ve perifoveal MK ölçümlerinde tekrarlanabilirliği çok yüksektir (ICC değerleri 0,82 ile 0,99 arasındadır.). Bu verilerin TK'leri sırası ile %5,4; %4,3; %8,85; %19,19; %12,62; %1,44; %1,17 ve %1,6'dır. YKP ve DKP'deki tüm alan VY ölçümlerinde ise ICC'ler sırası ile 0,72 ve 0,4 bulunmuş olup TK değerleri sırası ile %7,5 ve %15,98'dir. Diürnal ritim varlığının araştırılmasında ise benzer sonuçlar elde edilmiştir. Sonuçlar: OKTA yeni bir cihaz olup FAZ ölçümleri, MK ölçümleri, YKP ve DKP'deki foveal VY ölçümlerinde tekrarlanabilirliği yüksek bir cihazdır. Retinal VY, FAZ ve MK ölçümlerinde diürnal ritim izlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: optik koherens tomografi anjiografi, diürnal ritim, tekrarlanabilirlik, vasküler yoğunluk, makular kalınlık

AnjiyografiKan akış hızıKan damarları+3
Beyza Tekin Altınbay
Manisa Celal Bayar University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik retinopati olgularında optik koherens tomografi anjiyografi parametreleri ile görme keskinliği arasındaki korelasyonun analizi

Diyabetik Retinopati Olgularında Optik Koherens Tomografi Anjiyografi Parametreleri İle Görme Keskinliği Arasındaki Korelasyonun Analizi Amaç: Diyabetik retinopati (DR) olgularında optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) parametreleri ile en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) arasındaki korelasyonun değerlendirilmesi. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya tedavi naif makula ödemi olmayan 75 DR olgusu dahil edildi. Tüm katılımcılara tam oftalmolojik muayene ve OKTA görüntülemesi yapıldı. Olgular Uluslararası Diyabetik Retinopati Şiddeti Ölçeği kriterlerine göre nonproliferatif diyabetik retinopati (NPDR) ve proliferatif diyabetik retinopati (PDR) olarak sınıflandırıldı. Gruplar foveal avasküler zon (FAZ) metrikleri, süperfisyal kapiller pleksus vasküler dansite (%) (SKP-VD) (tüm alan, fovea, parafovea ve perifovea alanlarında), derin kapiller pleksus vasküler dansite (%) (DKP-VD) (tüm alan, fovea, parafovea ve perifovea alanlarında), santral makuler kalınlık (SMK), subfoveal koroid kalınlığı (SFKK) parametreleri açısından karşılaştırıldı. Foveal dansite-300 (FD-300), FAZ'ı çevreleyen 300 mikron genişlikteki halkanın vasküler dansitesi olarak tanımlandı. EİDGK ve OKTA parametreleri arasındaki korelasyonlar analiz edildi. Bulgular: 40 NPDR, 35 PDR olgusu analiz edildi. Gruplar arasında cinsiyet, yaş, göz içi basıncı, sferik ekivalan, diyabet süresi açısından anlamlı fark izlenmedi. (p>0,05 bütün değerler için) OKTA vasküler dansite parametreleri PDR grubunda NPDR'ye göre daha düşük düzeyde idi fakat anlamlı seviyeye ulaşmadı. (p>0,05 bütün değerler için) Gruplar FAZ alanı, çevresi ve FD-300 açısından benzerdi (p>0,05 bütün değerler için), EİDGK ile FD-300 arasında anlamlı korelasyon saptanırken (p=0,020), diğer OKTA parametreleri ile EİDGK arasında korelasyon saptanmadı. (p>0,05 bütün değerler için) Sonuç: OKTA, makula ödemi olmayan DR olgularında görsel prognozun öngörülmesinde rol oynayabilir. Anahtar Kelimeler: optik koherens tomografi anjiyografi, diyabetik retinopati, vasküler dansite, foveal dansite-300, en iyi düzeltilmiş görme keskinliği

AnjiyografiDiabetes mellitusDiabetik retinopati+2
Mehmet Yavuz Taşci
Manisa Celal Bayar University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntravitreal uygulamalar sonrası kısa dönem intraoküler basınç değişiklikleri ve ön kamara derinliği ile ilişkisinin değerlendirilmesi

AMAÇ:İntravitreal enjeksiyondan hemen sonra oluşan GİB artışlarını, ÖKD değişimlerini ve aralarındaki ilişkiyi göstermek. GEREÇ-YÖNTEM: Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği Retina biriminde diabetik maküler ödem, yaş tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu, ven tıkanıklarına sekonder maküler ödem tanısıyla intravitreal ranibizumab uygulanan 105 hastanın 118 gözü incelendi. Hastaların detaylı oftalmolojik muayeneleri yapıldı. Tüm hastalara OKT ve FFA çekilerek makuladaki değişiklikler değerlendirildi. İntravitreal enjeksiyonlardan yapılmadan hemen önce hastaların göz içi basınçları Tono-Pen Avia (Reichert) kontakt tonometre ile üç ölçüm yapılıp ortalama değer alınarak ölçüldü. Ön kamara derinlikleri ve aksiyel uzunlukları ise Lenstar LS 900 (Haag Streit) optik biometri ile beş ölçümün ortalama değeri alınarak ölçüldü. İntravitreal enjeksiyonlar steril koşullarda yapıldı. İntravitreal enjeksiyonlardan sonra 5, 15, 30. dakika ve birinci gün olmak üzere hastaların göz içi basınçları ve ön kamara derinlikleri ölçüldü. Çalışmamızda hastaların intravitreal enjeksiyon sonrası göz içi basınçlarındaki yükselme, bu yükselmenin ne zaman normal değerlere döndüğü, göz içi basıncındaki yükselmenin ön kamara derinliğinde değişiklik yapıp yapmadığı, göz içi basıncındaki azalma ile ön kamara derinliğinde normale dönüş olup olmadığı, ön kamara derinliği farklı olan, aksiyel uzunluğu farklı olan hastalarda, fakik ve psödofakik hastalar arasında göz içi basınç yükselmesinde fark olup olmadığı değerlendirildi.BULGULAR: Hastaların 55' i kadın, 63' ü erkekti. 118 gözün 88' inde (%74,6) diabetik maküler ödem (DMÖ), 23' ünde (%19,5) yaş tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu (YBMD), 6' sında (%5,1) retinal ven dal oklüzyonu (RVDO), 1' inde (%0,8) ise santral retinal ven oklüzyonu (SRVO) mevcuttu. Hastaların 95' i (%80,5) fakik, 23' ü (%19,5) psödofakikti. Hastalar gözlerinin aksiyel uzunluklarına (AU) göre üç ayrı gruba (AU<22 mm, AU 22-24 mm, AU>24 mm) ve ön kamara derinliklerine (ÖKD) göre üç ayrı gruba (ÖKD<2,5 mm, ÖKD 2,5-3,5 mm, ÖKD>3,5 mm) ayrıldılar. İntravitreal enjeksiyon öncesi ortalama GİB değeri 15,03 ± 2,86 mmHg iken, intravitreal enjeksiyon sonrası 5. dakika ortalama GİB değeri 24,15 ± 10,12 mmHg' ye yükseldi, 15. dakika ortalama GİB değeri 17,02 ± 5,25 mmHg olarak saptandı, bazal değerlerle karşılaştırıldığında aradaki fark istatiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). 30. dakikada GİB bazal değerlere döndü. İntravitreal enjeksiyon öncesi ortalama ÖKD değeri 2,9498 ± 0,8957 mm iken, intravitreal enjeksiyon sonrası 5. dakika ortalama ÖKD değeri 2,90 ± 0,84 mm' ye düşerek daraldı ve aradaki fark istatiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Enjeksiyon sonrası 1. gün ÖKD bazal değerlere döndü. Enjeksiyon öncesi ve enjeksiyon sonrası 5. dakika, 15. dakika, 30. dakika ve 1. gün yapılan tüm GİB ve ÖKD ölçümlerinde aksiyel uzunlukları farklı olan üç grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,05, Kruskal-Wallis test). Enjeksiyon öncesi ve enjeksiyon sonrası 5. dakika, 15. dakika, 30. dakika ve 1. gün yapılan GİB ölçümlerinde, ön kamara derinlikleri farklı olan üç grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,05, Kruskal-Wallis test). Fakik ve psödofakik hastalar arasında enjeksiyon öncesi ve enjeksiyon sonrası tüm zamanlarda GİB değişimleri açısından istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). ÖKD değişimleri açısından ise fakik ve psödofakik hastalar arasında enjeksiyon öncesi ve enjeksiyon sonrası tüm ölçümlerdeki fark istatiksel olarak anlamlıydı (p=0,000). İntravitreal enjeksiyon sonrası ilk zamanlarda GİB artışı ile beraber ÖKD' nde azalma, zamanla GİB' deki azalmayla beraber ÖKD' nde derinlik artışı olmaktadır, aralarında zayıf da olsa korelasyon mevcuttur. SONUÇ: İntravitreal enjeksiyonlardan sonra geçici de olsa özellikle ilk dakikalarda çok yükselebilen GİB artışları görülmektedir. GİB artışı ile korele olarak ÖKD' nde sığlaşma, zamanla GİB' ndakı azalmayla korele ÖKD' nde derinlik artışı izlenmektedir. Çalışmamızda GİB artışları enjeksiyon sonrası yaklaşık 30. dakikada bazal değerlere döndü. Bu bulguların temelinde intravitreal enjeksiyon sonrası hastalar GİB artışı açısından en az 30 dakika dikkatle izlenmelidir. GİB artışları çoğu hastada enjeksiyon sonrası ilk saatte normale dönse de, özellikle kısa aksiyel uzunluklu gözlerde, oküler vasküler problemlerde ve ileri glokomlu gözlerde intravitreal enjeksiyon sonrası görülen çok yüksek GİB artışlarında parasentez düşünülebilir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: İntravitreal enjeksiyon, Göz içi basıncı, Ön kamara derinliği, Ranibizumab.

Göz hastalıklarıRanibizumabVitreus+2
Gülsüm İrey
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Korneal biyomekanik parametreler üzerine diyabetik retinopati ve kan glikoz regulasyonunun etkisi

AMAÇ: Korneal biyomekanik parametreler üzerine diyabetik retinopatinin farklı evreleri ile kan glikoz düzeyinin metabolik kontrolünün etkisini değerlendirmek GEREÇ-YÖNTEM: 141 hastanın 141 gözü retrospektif olarak incelendi. 101 hasta diyabet nedeniyle takipli idi. Diyabeti olmayan 40 hasta kontrol grubunu oluşturdu. Hastaların detaylı oftalmolojik muayeneleri yapıldı. ORA cihazı ile CH, CRF, GİBg ve GİBcc ölçümü, kontakt tonometre ile göziçi basıncı, pakimetre cihazı ile SKK ölçümü ve HbA1c değerleri incelendi. Diyabetik hastalar retinopatisi olmayan grup (grup 1), non-roliferatif diyabetik retinopati grubu (grup 2) ve proliferatif diyabetik retinopati grubu olmak üzere üç gruba ayrıldı. Bu üç grubun kendi aralarında ve kontrol grubu ile CH, CRF, GİBg, GİBcc, GİB (tonopen) ve SKK parametreleri açısından karşılaştırıldı. HbA1c değerlerinin bu parametreler üzerine etkisi incelendi. BULGULAR: Kontrol grubu 40 kişi, grup1,2 ve 3 sırasıyla 34, 34 ve 33 hastadan oluşmaktaydı. Diyabetik 20 hastanın HbA1c değeri < 7 mg/dl; 81'inin ≥ 7mg/dl idi. HbA1c değeri ≥ 7mg/dl olanlarda olmayanlara göre CRF, SKK ve GİBg ortalamaları sırasıyla 10,88±1,79, 9,7 ± 1,85 (p=0,009); 546 ± 29 μ, 527±28 μ (p=0,01) ve 17,23 ± 4,06 mmHg, 15,25 ± 2,76 mmHg idi(p=0,038). Kontrol grubu ile grup 1, 2 ve 3; SKK, GİB (tonopen), CH, CRF, GİBg, GİBcc açısından karşılaştırıldığında anlamlı fark saptanmadı. Grup 1 'de CRF 11,21±2,25 iken, grup 3'te CRF 10,01±1,48 saptandı. Grup 3'te CRF istatistiksel anlamlı düşük bulundu. SONUÇ: Korneal biyomekanik parametreler üzerine kan glikozunun metabolik kontrol durumunun diyabetik retinopati evresinden daha etkili olduğunu düşünüyoruz. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Diyabetik retinopati, HbA1c, korneal histerezis, korneal rezistans faktör, ORA

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiHemoglobin A-glikolize+2
Duygu Akbulut
Manisa Celal Bayar University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebeliğin korneal biyomekanik parametreler üzerine etkisi

AMAÇ: Normal gebelik sürecinde sağlıklı gözlerde korneal biyomekanik değişikliklerini tespit edip, bu değişikliklerin gebelik hormonları ile ilişkisini ve doğum sonrasındaki seyrini gözlemlemek. GEREÇ-YÖNTEM: Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğinde antenatal takipleri yapılan, yaşları 18-40 arasında değişen, gebeliğinin ilk 12 haftasında olan 33 olgunun 66 gözü çalışmaya dahil edildi. Olguların tümüne, doğuma kadar 3 ayda bir ve doğum sonrası 3-6 ay aralığında, görme keskinliği ve biyomikroskopik muayene, ultrasonografik pakimetri (UP) ile santral korneal kalınlık (SKK) ölçümü, fundus muayenesi ve ORA (Ocular Response Analayser) cihazı ile korneal biyomekanik özellik ölçümleri yapıldı. Ayrıca gebelerde her trimesterde ve doğum sonrasında östrojen ve progesteron düzeyleri bakıldı. BULGULAR: Korneanın biyomekanik parametrelererden CH için gebeler ve kontrol grubu arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Korneanın daha çok sertliğini ifade eden CRF ise gebelerde kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulundu (p=0,034). Gebe grubu arasında trimesterler boyunca CH için değişiklikler istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Ancak CRF değerlerinin 2. trimesterde anlamlı olarak düştüğü tespit edilmiştir ve bu değer doğum sonrasında 1. trimester değerlerine tekrar yükseldiği gözlenmiştir. Göz içi basıncı gebelerde kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p=0,00). Gebeliğin timesterleri süresince ortalama GİB düşme eğilimindedir. SKK ölçümlerinde ise 3. trimesterde anlamlı artış tespit edilmiştir (p=0,00). Doğum sonrası SKK değerleri gebelik başlangıcı ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak daha düşük bulunmuştur (p < 0.001). Korneal kurvatürlarda gebelik süresince anlamlı bir değişiklik tespit edilmemiştir. SONUÇ: Gebelikte artan hormonların hem nicel olarak artması ile hem de hormonlar arası dengenin bozulması ile korneanın biyomekaniğinde değişimlere sebebiyet vermektedir. Hormonal değişimlere CH, CRF den daha dirençi değişim göstermektedir. Gebelik sırasında tespit edilen veya öncesinde var olan korneal hastalıklarda ve glokomun takibinde SKK, GİB ve CRF değişiklikleri göz önüne alınarak değerlendirmelerin yapılması uygun olacaktır. Anahtar sözcükler: Gebelik,Kornea, ORA

BiyomekanikFundus oculiGebelik+6
Mehmet Fatih Ballı
Manisa Celal Bayar University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sistemik hipertansiyonu olan hastalarla sağlıklı gönüllülerin koroid kalınlığının EDI-OCT ile karşılaştırılması

AMAÇ: Sistemik hipertansiyonu olan hastalarda koroid kalınlığı değişimini değerendirmek YÖNTEM: Çalışmaya yeni tanı almış 50 hipertansif hastanın 50 gözü ile 50 sağlıklı gönüllünün 50 gözü dahil edilmiştir. Koroid kalınlığı ölçümleri Cirrus HD-OCT (Cirrus; Carl Zeiss Meditec Inc., Dublin, CA) cihazı ile EDI (Enhanced depth imaging) modunda yapılmıştır. Koroid kalınlığı subfoveal(SFKK), foveadan 1500 μm temporalden(T1500) ve foveanın 1500 μm nazalinden (N1500) olmak üzere aynı bölgeden ölçülmüştür. Hipertansif hastalar Avrupa Kardiyoloji Derneği hipertansiyon derecelendirme sistemine göre evrelendirilmiştir. BULGULAR: Ortalama yaş 61.04 ± 7.69 (40 – 81) olan olguların %35' i erkek %65'i kadın idi. İki grup arasında yaş ve cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmedi (sırasıyla p=0.365, p=0,295). Hipertansif hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla üç kadrandan da (SFKK, T1500, N1500) yapılan koroid kalınlığı ölçümlerinin istatistiksel olarak anlamlı derecede ince olduğu saptandı (tüm kadranlarda p=0.000). Hipertansif hastalar arasında yapılan koroid kalınlığı karşılaştırılmasında 2. derece hipertansif hastaların koroid kalınlığı ölçümleri 1. derece hipertansif hastalara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha ince olduğu saptandı ( SFKK p=0,005, T1500 p=0,021, N1500 p=0,032). SONUÇ: Hipertansif hastalarda sağlıklı gönüllülere kıyasla koroid kalınlığında anlamlı derecede incelme saptanmıştır. Hipertansiyon şiddeti arttıkça bu etkilenmenin daha da arttığı görünmektedir. Bunun sebebinin koroiddeki yüksek damar içi basıncının neden olduğu arterioler skleroz ve vasküler kontraksiyon olduğu düşünülebilir. Anahtar kelimeler: Koroid, retina, optik koherens tomografi, koroid kalınlığı, sistemik hipertansiyon

HipertansiyonKoroidRetina+1
Birol Sürücü
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Neovaskuler yaşa bağlı makula dejenerasyonunda intravitreal ranibizumab ve aflibercept etkinliğinin karşılaştırılması

Amaç Gerçek klinik yaşamda naiv neovaskuler YBMD hastalarında 0,5 mg ranibizumab ve 2 mg aflibercept tedavisinin morfolojik ve fonksiyonel etkinliğinin karşılaştırılması Metod Retrospektif tek merkezli olan bu çalışmaya daha önce tedavi almamış naiv neovaskuler YBMD hastaları dahil edildi. Çalışma kapsamında aflibercept grubuna 27 hastanın 30 gözü, ranibizumab grubuna ise 32 hastanın 38 gözü dahil edildi. Tüm hastalara 3 aylık yükleme dozu sonrasında PRN tedavi rejimi uygulandı. Yapılan aylık kontrollerde anatomik ve fonksiyonel kötüleşme mevcuttsa re-enjeksiyonlar yapıldı. Ranibizumab ve aflibercept grupları arasında enjeksiyon sayıları, görme keskinliği değişiklikleri ve santral makuler kalınlık değerleri karşılaştırıldı. Bulgular Ranibizumab grubunda tedavi öncesi EİDGK 0,92 ± 0,53 logMAR iken tedavi sonunda EİDGK 0,83 ± 0,52 logMAR idi (p= 0,123). Aflibercept grubunda ise tedavi öncesi EİDGK 1,03 ± 0,57 logMAR iken tedavi sonunda EİDGK 0,94 ± 0,6 logMAR olarak bulundu (p= 0,061). Her iki grupta da tedavi sonrası EİDGK tedavi öncesi ile karşılaştırıldığında anlamlı bir değişiklik saptanmadı. Aflibercept grubunda tedavi sonrasında hastaların %86,7 sinde görmede artış veya 15 harften az görme kaybı, %23,3 ünde en az 15 harf artma ve %13,3 ünde en az 15 harf azalma olduğu görüldü. Ranibizumab grubunda ise tedavi sonrasında hastaların %89,5 inde görmede artış veya 15 harften az görme kaybı, %23,8 inde en az 15 harf artma ve %15,8 inde en az 15 harf azalma olduğu görüldü. Bu oranlar iki grup arasında karşılaştırıldığında anlamlı bir fark saptanmadı (p= 0,956). Her iki grupta ortalama enjeksiyon sayısı 3,86 olup ranibizumab grubunda ortalama takip süresi 9,4 ay, aflibercept grubunda ise ortalama takip süresi 9,9 ay olarak bulundu. Her iki grup ortalama enjeksiyon sayısı ve takip süresi açısından birbirine benzer bulundu. Ranibizumab grubunda ortalama 4,47±17,07, aflibercept grubunda ise ortalama 4,00±12,27'lik harf kazancı sağlandı. Her iki grupta da SMK değerleri başlangıç değerlerine göre anlamlı olarak azalmış bulundu (p= 0,000). Görsel kazanç (p= 0,899) ve SMK değişikliği (p= 0,495) açısından iki grup arasında anlamlı bir fark saptanmadı. Ayrıca her iki tedavi grubunda tedavi süresince göz içi basıncında anlamlı bir değişiklik gözlenmedi. Sonuç Her ne kadar tedavi sonrası EİDGK başlangıç değerleriyle karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik izlenmese de her iki grupta da hastaların büyük çoğunluğunda görme keskinliğinin stabilize olduğu izlendi. İki grup arasında enjeksiyon sayıları benzer bulunmuş olup görsel ve anatomik sonuçlar açısından da anlamlı bir fark izlenmedi. Naiv neovaskuler YBMD hastalarında intravitreal aflibercept ve ranibizumab tedavisi, benzer enjeksiyon sayısı ile benzer anatomik ve görsel değişiklikler göstermişlerdir.

AfliberseptGörme keskinliğiGöz hastalıkları+3
Şenay Alp
Manisa Celal Bayar University
2016
00

Other supervisors