Theses supervised by Prof. Dr. Eyüp Bedir
12 theses · Gazi University
Performans değerlendirme sonuçlarına göre ücret sisteminin oluşturulması ve savunma sanayii sektöründe bir uygulama
Günümüz firmalarının piyasada süregelen acımasız rekabet karşısında ayakta durabilmeleri artık sadece firmaların finansal gücüne dayanmamakta, insan kaynağının gücünden de ciddi anlamda etkilenmektedir. Kalifiye çalışan bulmakta güçlük çeken işletmelerin bu çalışanlarını ellerinde tutabilmeleri de bir o kadar güç hale gelmiş durumdadır. Yetiştirerek yatırım yaptığı ve sonrasında ciddi bir iş potansiyeli beklediği çalışanının verimini alamadan rakip firmalara kaptırması ile iş yükü ve nitelikli çalışan kaybı şirketleri zorlamaktadır.Bunlar göz önüne alındığında, hem işe uygun çalışan bulabilmek hem de yetiştirdiği çalışanını rakiplerine kaptırmamak için insan kaynakları bölümleri farklı yollar arayışlarına girmişlerdir. Çalışanlarını eğitimlere ve sosyal olanakları ile destekleyerek ve aynı zamanda onlara iş tatmini sağlayarak elde tutmaya çalışmaktadır. Performans değerlendirmesi yaparak yetkinliklerini ölçtüğü çalışanına, yetkinlikleri ve şirketin çalışandan beklentileri oranında maaş zamları ve iyileştirmeleri yaparak çalışanının şirkete sadakatini sağlamaya çalışmaktadır. Çalışan devir hızı oranının düşük olması, çalışanların şirkete bağlılıkları, çalışan memnuniyetleri ve motivasyonları ile ilgili bilgi vermektedir.Çalışmada da bu konular incelenmiş, performans değerlendirme sistemi ile çalışanlar objektif bir şekilde değerlendirilmiş, yetkinliklerine uygun maaş derecelerine denk gelen ücretler üzerinden iyileştirmeler yapılmış ve sonrasında uygulanan çalışan memnuniyeti anketi sonuçları ile çalışan devir hızı oranı incelendiğinde memnuniyet verici sonuçlara ulaşılmıştır.
Türkiye'de 2000 sonrası dönemde uygulanan ekonomik ve sosyal politikalar temelinde yoksulluk sorunu: Ankara'da uygulamalı bir araştırma
Türkiye'de 2000 ve 2001 ekonomik krizlerinin ardından yaşanan ekonomik gelişmeler ve uygulanan sosyal politikalar temelinde yoksulluk sorununun analiz edilmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu kapsamda, 2000'li yılların başında yaşanan ekonomik krizlerin sonrasında özellikle 2002-2007 döneminde, Türkiye'nin ekonomik göstergelerinde ortaya çıkan olumlu seyrin, toplumsal alandaki en önemli sorunlardan biri olan yoksulluk sorununa nasıl yansıdığı TÜİK'in yoksulluk istatistikleri esas alınarak incelenmiştir. Çalışma kapsamında, Türkiye'de yoksulluk sorunu üzerinde etkili olan yapısal faktörlerin analiz edilmesiyle böyle bir inceleme için gerekli zeminin sağlanmasına çalışılmıştır.2002-2009 döneminde, Türkiye'de yoksulluk oranlarının özellikle ekonomik kriz dönemlerinin ardından yükselme eğiliminde olduğu görülmüştür. 2003-2006 döneminde gıda ve gıda dışı harcamaları içeren mutlak yoksulluk oranının azalma eğiliminde olmasında ise bu dönemde gerçekleşen yüksek oranlı ekonomik büyüme ile birlikte görece düşük gıda enflasyonu etkili olmuştur.Çalışmanın önemli bölümlerinden birini saha araştırması oluşturmaktadır. Ankara'nın il merkezini oluşturan sekiz ilçesinde, nicel araştırma yöntemlerinden survey (tarama) tekniği kullanılarak yürütülen saha araştırmasıyla, 2000'li yılların başında yaşanan ekonomik krizlerin sonrasında mutlak yoksulların yaşam koşullarında ortaya çıkan değişimin yönü tespit edilmeye çalışılmıştır.Araştırma sonucunda, mutlak yoksulların yaşam koşullarında görece bir iyileşmenin varlığına işaret eden bulgulara ulaşılmıştır. Yoksulların ikamet ettikleri konutlarda yaşama süreleri itibariyle belirli bir istikrarın varlığına; yaşamın daha kolay sürdürülmesinde önemli role sahip olan çamaşır makinesi, buzdolabı ve televizyon gibi eşyaların edinilmesinde 2003-2007 döneminin öne çıkmasına; yoksullukla mücadelede devletin uyguladığı politikalara duyulan güvene ve geleceğe yönelik beklentilerde daha kötüye bir gidişin olmayacağı yönündeki güçlü kanaate ilişkin bulgular bu yöndeki değerlendirmeyi desteklemektedir. Bununla birlikte, araştırma sonucunda, yoksulların kendi yoksulluklarının nedenleri olarak işsizlik, eğitimsizlik ve sigortasız çalışmayı öne çıkardıkları ve yoksullukla mücadele konusunda alınması gereken tedbirlere ilişkin görüşlerinin de işsizlik sorununun çözümüne odaklandığı görülmektedir. Türkiye'nin yüksek oranlı ekonomik büyüme döneminde yeterli düzeyde istihdam yaratılamaması ve işsizlik oranlarının yüksek düzeylerde seyretmeye devam etmesi, yoksullukla mücadelede ekonomik ve sosyal politikaların birlikte ve eşgüdüm içinde uygulanmasını gerektirmektedir.
Türkiye'de sosyal yardım ve sosyal yardımların tek merkezden yürütülebilirliği
Yoksul bireylere veya hanelere devlet tarafından yapılan para, mal veya hizmet şeklindeki desteklere sosyal yardım adı verilmektedir. Toplum refahının artırılmasını ve yoksullukla mücadeleyi hedefleyen sosyal yardım programları, çağın değişen koşullara uygun olarak şekillendirilmeli ve ihtiyaç sahiplerinin talepleri en uygun şekilde giderilmelidir. Bu çalışmada; sosyal yardımların daha etkili bir şekilde yerine getirilmesi ve kaynakların daha verimli kullanılabilmesi için merkezi bir sistem veya uygulama yoluyla sosyal yardım ve hizmetlerin ihtiyaç sahiplerine daha fazla fayda sağlayacağı düşüncesi ortaya konulmuştur.Türkiye'deki sosyal yardım sisteminin işleyişinin incelenmesi yoluyla, sistemdeki sorunların tespit edilmesi, yeni bir sistem önerisi olan merkezi uygulama ve bu yöndeki sorunların çözümüne yönelik önerilerin getirilmesi gerekmektedir. Uygulamadaki yaşanan aksaklıkların ortaya konulabilmesi için; farklı hizmet sunucuları tarafından yürütülen sosyal yardım programlarının neler olduğu ve nasıl uygulandığı gösterilmiştir.Çalışmada; yoksulluk, sosyal hizmet, sosyal güvenlik, sosyal yardım ve sosyal politika kavramları ayrıntılı olarak incelenmiştir. Sosyal yardımlara ilişkin ulusal ve uluslararası yasal kaynaklargösterilerek Türkiye'deki sosyal yardım kurum ve kuruluşları irdelenmiş. Sosyal yardım uygulamalarının en üst düzeyde ve kapsamda uygulandığı refah devleti konusu kapsamlı bir şekilde ele alınmış ve Almanya, İngiltere, İsveç, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki sosyal politika uygulamaları belirtilmiş ayrıca Cumhuriyetin ilanından bu yana Türkiye'deki sosyal yardımların tarihsel süreci anlatılmıştır.Sosyal yardımlarla ilgili karşılaşılan başlıca sorunlar bu sorunlara ilişkin çözüm önerileri olarak; sosyal yardım alanında faaliyet gösteren ve sosyal yardım yapan kamu kurum ve kuruluşlarını tek bir çatı altında toplanarak merkezi bir uygulamanın hayata geçirilmesi, bu kurum ve kuruluşların mevzuatları gözden geçirilerek çağın ihtiyaçlarına uygun, gerçekçi değerlendirme kriterlerinin getirilmesi, sosyal yardım aktörlerinin yapmış olduğu yardımlara ilişkin yararlanıcı bilgilerinin ortak ve her an ulaşılabilir bir bilgi ağında bir araya getirilmesi gerektiği, ortak değerlendirme kriterlerin getirilmesinin önem arz ettiği ve ihtiyaç sahibine "balık yemeyi değil balık tutmayı öğretmek" diğer bir deyişle sosyal yardım-istihdam bağı kurularak kişinin kendi ayakları üstünde durmasının sağlanması gerektiği önerilmiştir.Anahtar Sözcükler1.Yoksulluk2.Sosyal Yardım3.Sosyal Politika4.Refah Devleti5.Merkezi Yönetim
Türkiye'de bankacılık sektöründe insan kaynağı seçimi: Bir alan araştırması
Tüm dünyada her alanda gerçekleşen değişim süreci çalışma yaşamında da etkisini göstermiştir. Bu değişim süreci içerisinde yer alabilme ve rekabet ortamında varlığını koruyabilmede birçok kurumla beraber bankaları da insan kaynakları yönetimi anlayışına yöneltmiştir.Günümüzde teknolojik gelişmelerden etkilenen insan kaynakları ve buna bağlı olarak işe alım süreci; bilişim teknolojilerinin gelişimiyle birlikte iş ve teknoloji dünyasının tarihindeki en büyük değişimi yaşamıştır. İnsan kaynakları yönetimi ile işe alım süreci; internet ve iletişim teknolojilerinin etkisinde kalarak küresel rekabet ortamında e-insan kaynağı ve e-işe alım süreci olarak tanımlanan yeni bir alanda etkinliğini sürdürmeye başlamıştır.Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de faaliyet gösteren bankaların insan kaynakları planlaması ve personel seçim sürecine ilişkin bir durum saptaması yapmaktır. Bu nedenle de bankacılık sektöründe personel seçim sürecini sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek amacıyla insan kaynakları faaliyetlerinin geçmişi ile bugünü ele alınmıştır. Küreselleşme süreci ile birlikte kullanımı zorunlu hale gelen yeni teknolojilerin personel seçim ve tedarik sürecine etkisi ile bankaların e-iky uygulamalarının düzeyi tartışılmıştır.Bu çalışmada nicel araştırma tekniklerinden alan araştırması tekniği kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak iki bölümden oluşan görüşme formu geliştirilmiştir ve Türkiye'de bankacılık sektöründe söz sahibi sekiz banka ile görüşülmüştür. Genel müdürlük birimleri Ankara'da bulunan bankaların yöneticileri ile yüz-yüze görüşülürken, Genel müdürlük birimleri İstanbul'da bulunan bankaların yöneticileri ile e-mail yolu ile görüşülmüştür.Çalışma, bankaların geçmişinden günümüze insan kaynakları uygulamalarını tarafsız bir değerlendirme ile bir bütün olarak ortaya koyması bakımından önem arz etmektedir. Ayrıca elde edilen verilerin bankaların karar mercilerindeki yöneticiler açısından önemli bilgiler sağlayacağı ve bundan sonra yapılacak çalışmalara temel oluşturacağı düşünülmektedir.Anahtar Sözcükler;1.Bankacılık2.Türkiye'de Bankacılık Sektörü3.İnsan Kaynakları4.Personel Seçim Süreci5.E-İnsan kaynakları Yönetimi
İstihdamın geliştirilmesi bağlamında yatırımlarda devlet yardımları hakkında 2006 ve 2009 kararlarının ve istihdamı teşvik paketlerinin Şanlıurfa ilinde ortaya çıkardığı sonuçların değerlendirilmesi
Şanlıurfa ili Türkiye'de bir yandan kalkınmada öncelikli iller arasında sayılmakta; diğer yandan da şu an yürürlükte olan 14.07.2009 karar tarihli, 2009/15199 karar sayılı ?Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar?daki yardımlardan en fazla imkan sağlanan IV. Bölge illerden biri olma özelliğine sahiptir. Kalkınmada öncelikli iller arasında ikinci sırayı alan Şanlıurfa'nın idari yapısının, yapılacak uygulama açısından kolaylık sağlayacağı ve bu sayede güvenilir veriler elde edilebileceği öngörülmektedir. 5763 sayılı ?İş Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun? ve 5838 sayılı ?Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun?lar ile yürürlükten kaldırılmış olan 2006/10921 karar sayılı ?Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar?ın sonuçları değerlendirilerek, faiz desteği, gümrük vergisi muafiyeti ya da katma değer vergisi istisnası yardımlarından hangisi ya da hangilerinden yararlandıkları ve bu yararlanılan kalemlerden ne tür geri dönüşümler elde ettikleri belirlenerek işveren algısı ortaya koyulmuştur. Aynı zamanda 2009 yılında yürürlüğe giren yatırımlarda devlet yardımları hakkındaki karardan neler beklediklerinin de yapılan anket çalışması sonucunda ortaya konulmuştur. Bu çerçevede yapılan çalışmadan elde edilecek sonuçlar ileride yapılacak olan benzer çalışma ve araştırmalara da örnek teşkil edecektir.
İşsizlik ve yoksullukla mücadelede mikrokredi uygulaması ve Türkiye için bir model önerisi
İşsizlik farklı tür ve şekillerde ortaya çıkabilmekte ve sonuçları hem ekonomik hem sosyal hem de kültürel açıdan toplumları zarara uğratmaktadır. İşsizliğin giderilmesi amacıyla uygulanan pasif ve aktif istihdam politikaları çerçevesi doğru olarak belirlenmiş ulusal istihdam politikası ile koordineli olarak yürütülmelidir. İşgücü piyasasının ve genel olarak çalışma yaşamının, uygulanan istihdam politikalarından kolay sonuç alınmasını sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda işsizliğin çözüm yollarından biri olarak, meslek sahibi yoksul/işsiz kişilere kendi hesabına çalışmasının sağlanabilmesi amacıyla borçlanma imkanı sağlanmasına dönük uygulamalar önemsenmeli ve sistematik olarak hayata geçirilmelidir.Finansman işgücü piyasasından soyutlanmış bir disiplin olmamalıdır. Çünkü istihdam yaratıcı en önemli unsur üretimin unsurlarından sermayedir. Sadece yabancı sermaye değil iç sermaye piyasasının genişletilmesi de büyüme üzerinde önemli etki yaratır. Üstelik reel sonuçları daha etkindir. Finansmanın hem genel hem de spesifik anlamdaki farklı tekniklerinin uygulanabilmesinin istihdam üzerinde de ciddi etkileri vardır. Mikrokredi yoluyla borçlanmayı esas alan ve toplumun alt katmanlarını hedef olarak seçen mikrofinansman; sermayenin tabana yayılmasını esas alır ve bu yönüyle sermayenin sosyal yüzünü oluşturur. Gelirin yeniden bölüşümünü adaletli olarak yapmayı görev kabul eden devlet, hayatını idame ettirebilmek ve kendi hesabına çalışarak (self employment) ?çalışma hakkını? kullanabilmeyi arzulayanlara sermayeye ulaşabilme imkanını da sağlamak durumundadır.Finansman tekniklerinden; factoring, forfaiting ve leasing gibi uygulamalar mikrofinansman alanında da kullanılabilir. Mikrokredilendirmenin hedef kitlesinin işsizler ve yoksullar olması mikrokrediyi doğrudan istihdam politikalarının önemli bir unsuru haline getirmektedir. Marksist anlayışın ortaya attığı sınıfsal bakış açısı sermaye ve emeği katı çizgilerle ayırmış ve iki unsurun aynı kişide birleşmesini ihtimal dışı görmüştür. Bu anlayış sıradan kapitalizmde de aynen sürdürülmüştür. Üretmek ve yaşamını idame ettirebilmek amacıyla borçlanabilmek doğal ve temel bir hak olmalıdır.Türkiye işgücü piyasası, tam bilgi akışının yetersiz olması ve bir ulusal istihdam politikasının bulunmaması nedeniyle uzun yıllar sonuçları ağır kronik bir işsizliğin yaşandığı piyasadır. Enformel sektöre yönelik politika ve uygulamalar yoğunluk kazanmalıdır. Küreselleşme ve beraberinde artan rekabet Türkiye işgücü piyasasını daha da sorunlu hale getirmiştir. Diğer az gelişmiş ülkeler gibi Türkiye'de uygulanan IMF politikaları iç pazarı yabancı sermayeye açmak ve işgücü maliyetlerini düşürmek üzerine kurgulanmıştır. IMF politikaları; enflasyon, kur ve faiz hadleri üzerine yoğunlaşmış işgücü piyasasına ve bu kapsamda işsizliğe dönük hedefler Türkiye'nin önüne konulmamıştır. Belirli aralıklarla ekonomimizde çıkan krizler, IMF tavsiyeleriyle kur ve faiz oranlarına yansıyan geçici çözümlerle atlatılmış ancak bu süreç işsizliği kronik hale getirmiştir. İşsizlikle mücadelede gerekli yatırım miktarı ve ortaya çıkan işlevsiz yapılanmalardan kaynaklı ek maliyetler, meslek sahibi işsiz/yoksullara sağlanacak borçlanma imkanının daha düşük maliyetli olacağını ortaya koymaktadır. Ülkemizde; Kredi Garanti Fonu, TOSYÖV, TESK, KOSGEB, KEDV ve TİSVA gibi kuruluşların yanısıra, HSBC, TEB, Vakıfbank gibi bankalar sembolik düzeyde de olsa mikrokredi uygulamasını hayata geçirmeye başlamışlardır.Bankacılık sektörü otomasyonda ve özellikle veri depolama olanaklarında artan gelişmeler sayesinde ve artan rekabetin zorlaması sonucunda hem ülkemizde hem de dünyada ciddi bir değişim (transformasyon) ve dönüşüm (mutasyon) yaşamıştır. Bir yandan artan karlılık arayışı bankaları yeni pazarlara yöneltirken diğer yandan işletmenin sosyal sorumluluğu anlayışı önemli bir prestij unsuru olarak öne çıkmaktadır. Dünyada yoksulluk ve işsizlikle mücadele uluslar arası kuruluşların ve devletlerin önemli bir hedefi haline gelmiş ve 2005 yılı dünya mikrofinans yılı olarak ilan edilmiştir. Bu çerçevede Bangladeş, Hindistan ve Çin'de başarılı mikrokredi, uygulamaları gerçekleştirilmiştir.Türkiye'de finans piyasası yoksul ülkelere nazaran daha sağlıklı işlemektedir. Bu kapsamda bankacılık toplumsal yapıya tam anlamıyla penetre olmuş durumdadır. Dolayısıyla ülkemizde mikrokredi çalışmaları Sivil Toplum Kuruluşları ya da Özel Finans Kuruluşları tarafından değil ticaret bankaları tarafından ve bankacılık ilkelerine uygun olarak yürütülebilir. Türkiye mikrokredi uygulaması; hedef kitlenin (işsiz/yoksul) ortaya konulması, yerel bazda mesleki eğitim ihtiyaç ya da eksiğinin giderilmesi, yerel mikrokredi yapılanmasının (ki halihazırda bir çok Valilik ve Kaymakamlıkta benzer yapılanmalar var) oluşturulması, ticaret bankalarının genel merkezleri ile İş-Kur, BDDK, KOSGEB, KGF ve DPT (Ulusal Ajans ve Teşebbüs Destekleme Ajansı) arasında gerekli veri alışverişinin sağlanması, verilerin Mikrokredi Bilgi İşlem Merkezinde depolanması, kredilerin geri dönmeme riskine karşılık sağlanacak devlet garantörlüğünün ve bu garantörlüğe esas olacak olan kaynakların belirlenmesi ve son olarak mikrokredi müşterisi ile ilgili ticaret bankası şubesi arasında yapılacak kredi mülakatı sonucunda kredinin kullandırılması, kullandırılan kredilerin ortak bir takip sistemiyle takip edilmesi aşamalarıyla uygulanacaktır.Anahtar Sözcükler1. Mikrokredi2. Bankacılık3. İşsizlik4. İstihdam5. Yoksulluk
Küreselleşmenin gelişmekte olan ülkelerde ve Türkiye'de emek talebi üzerindeki etkilerinin karşılaştırmalı analizi
Yaşamın tüm alanlarını etkileyerek her şeyi tüketim nesnesi haline getirip tek tipleştiren küreselleşme olgusu, bilgi teknolojilerindeki gelişmeler sonucu ortaya çıkarak finans, iletişim ve ulaşım gibi birçok alt sektörün yapısını değiştirmiştir. Finans sektörünün gelişmesine paralel olarak artan sermaye hareketleri dünya üzerinde üretim örgütlenmesini değiştirmiştir. Üretim sürecinde yer alan her organın yapısında değişim meydana getiren küreselleşme, emek piyasasına küresel hüviyet kazandırmıştır.Yıkıcı rekabet koşullarının hakim olduğu yeni ekonomik yapıda emek-yoğun üretim süreçleri, coğrafya değiştirerek ucuz emeğin bulunduğu gelişmekte olan ülkelere kaymaya başlamıştır. Emek talebini kökten uca değiştiren bu yenilikle gelişmiş ülkelerde emek-yoğun sektörde çalışan işgücüne duyulan talep azalmıştır. Buna karşın teknoloji yoğun üretim sistemlerin devreye girmesi mavi yakalı işçilerin talebini azaltırken, bilgi işçisinin talebini arttırmıştır. Üretim süreçlerinin gerektirdiği nitelikten yoksun olan vasıfsız işgücü talebinde meydana gelen azalma kayıt dışılığın artmasına neden olmuştur. Bir yandan artan bilgi işçisi talebi, diğer yandan iş bulma olanakları zaten sınırlı olan vasıfsız işgücü talebinde meydana gelen değişim; işgücü piyasasında bölünmeye neden olmuştur.Üretim sürçlerinde kullanılan teknoloji emek bağımlılığını azaltırken bilgiyi kullanarak üretimin yapıldığı hizmetler sektörünü ön plana çıkarmıştır. Üretim sistemlerindeki hareketlilik ile tek tipleşen emek piyasaları küresel düzeyde bilgi işçisi ihtiyacını artırmıştır. Gelişmiş ülkeler beşeri sermaye yolu ile vasıflı işgücü yetiştirmektedirler. Ayrıca bu ülkeler beyin göçü ile yetişmiş işgücünü transfer etmektedirler. Teknolojik yeterliliğe sahip olmayan gelişmekte olan ülkeler ise, kıt kaynakları ile beşeri sermaye yatırımı yapabildiği ölçüde bu ihtiyacı karşılayacaklardır.Gelişmekte olan ülkeler bu yeni süreçte, hem kronik sorunları ile mücadele edecekler hem de değişen üretim sisteminin gerektirdiği insan gücünü yetiştirmek için çaba sarf edeceklerdir. Gelişmekte olan ülkeler için kolay olmayan bu süreçte başarılı olmak kararlı, sürdürülebilir ve kapsamlı politikalar geliştirmek ve bunları uygulamakla mümkün olacaktır.Anahtar Sözcükler1.Küreselleşme2.Emek3.Talep4.İstihdam5.işgücü
İŞKUR tarafından düzenlenen mesleki eğitim kurslarının kadınların istihdam edilebilirliğine katkısı
Dünyada gelişmiş ülkelerin mesleki eğitim sistemleri incelendiğinde, işgücünün istihdam edilebilirliğini sağlamada mesleki eğitimin son derece önemli bir sosyal politika aracı olduğu; istihdam yapıları incelendiğinde ise; istihdamdaki işgücünün büyük ölçüde mesleki eğitim sisteminden geçmiş kişilerden oluştuğu ve kadın istihdam oranlarının yüksek olduğu görülmektedir. AB ülkelerinin oldukça gerisinde kadın istihdam oranına sahip Türkiye' de ise; istihdam edilebilirliği sağlamada mesleki eğitim sisteminin önemli olduğu herkes tarafından kabul edilse de mesleki eğitime gerekli önem verilmemekte ve mesleki eğitimin istihdama etkisi yeterince analiz edilmemektedir. Bu nedenle çalışmada; işgücü piyasası ihtiyaçları doğrultusunda mesleki eğitim programları düzenleyen İŞKUR'un mesleki eğitim kursları ve kadın istihdamı arasındaki ilişki istihdam edilebilirlik temelinde irdelenerek İŞKUR'un düzenlediği kursların kadınların istihdam edilebilirliği üzerinde meydana getirdiği katkıların ortaya konulması amaçlanmıştır.Çalışmada; mesleki eğitim, mesleki eğitim kursları, kadın işgücü, istihdam ve istihdam edilebilirlik kavramları bağlamında konuya yaklaşım sergilendikten sonra kadın istihdamının görünümü ve kadınların istihdamı önündeki engellere değinilmiştir. Aktif istihdam programları özelinde İŞKUR bünyesinde düzenlenen mesleki eğitim kurslarının 1988'den günümüze işleyişi, eğitim programları, kurslara katılanların izlenimleri ve takibine ilişkin değerlendirmelerde bulunduktan sonra İŞKUR'un kurs ve projelerinde kadınlara yönelik olarak neler yaptığı sayısal veriler ışığında ortaya konulmuştur.Ağırlıklı olarak literatür taraması ve istatistiksel veri analizi yapılarak oluşturulan bu çalışmada; İŞKUR'un mesleki eğitim kurslarına ilişkin toplumsal cinsiyet bazında ayrıştırılmış yeterli ve doğru sayısal veri bulunmaması, meslek kursları temelinde şimdiye kadar istihdam ve istihdam edilebilirlikle ilgili araştırma yapılmamış olması ve de meslek kurslarından mezun olanların takiplerinin yeterince yapılmamış olması gibi kısıtlarla karşılaşılmıştır. Daha sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için -istihdam edilebilirlik temelinde- kadınlara ilişkin analizlerde İŞKUR'un sadece 2009 yılı kurslarına odaklanılmıştır. Bu ise çalışmamızda daha fazla değişkenin (kadın kursiyer, mezun, istihdam, bekleme süresi, işte kalma süresi, sektörler ve meslekler gibi) analiz edilmesini sağlamıştır.Çalışma göstermiştir ki; İŞKUR bugüne kadar düzenlediği kurslar ve projelerle işgücü piyasasında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına katkıda bulunacak başlıca kurumlardan biridir. Çünkü kadınları işsizlikten kurtarmak ve uygun işlere kavuşturmak sadece kadınları güçlendirmez aynı zamanda tüm toplumu olumlu biçimde etkiler. Ancak; yaptığı çalışmalarla kadınların istihdam edilebilirliğine önemli katkılar sağlayan Kurumun, söz konusu çalışmalara ilişkin tüm verilerini gerektiğinde toplumsal cinsiyet bazında ayrıştırması ve gerekli analizleri yapması hem İŞKUR'un çalışmaların verimliliğini arttıracak hem de kadın istihdamını teşvik edici çalışmaların planlanmasını kolaylaştıracaktır.
Türkiye'de bilişim sektöründe işgücü piyasasının Hindistan ve İrlanda ile mukayeseli analizi
Bu çalışmanın amacı Türkiye bilişim sektöründe oluşan işgücü piyasasının bu sektörde gelişmiş ülke örneklerinden faydalanarak analiz edilmesidir. Bu amaç çerçevesinde işgücü piyasasını analiz edebilmek için öncelikle bu alanı etkileyen dışsal konular incelenmiştir. Dışsal konular; ülkelerin teknolojik altyapıları, bilişim sektörü büyüklükleri, rekabet güçleri, kurumsal kapasite gibi makro değişkenlerden oluşmaktadır. İşgücü piyasalarının derinlemesine incelendiği bölüm ise ücret, istihdam, işsizlik, cinsiyet ayrımları ile yasal yapı ve işgücü piyasasının işleyişine ilişkin konulardan oluşmaktadır. Tüm bu inceleme alanı dünya, Hindistan, İrlanda ve Türkiye için simetrik olarak yapılandırılmıştır.Bu çalışmada hem nitel hem de nicel araştırma tekniklerinden faydalanılmıştır. Sektöre ilişkin dünya genelinde ve ülkeler özelinde yayımlanmış raporlar, bildiri ve haberler yanında teorik kısmına ilişkin önemli ölçüde okuma yapılarak bir bütünlük oluşturulmaya çalışılmıştır. Her ülke için GSYİH, Sektör Büyüklüğü ve İstihdam etkileşimini içeren çapraz etki tepki analizleri VAR modeli çerçevesinde kurulmuş ve son bölümde sonuçlar karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bu model için 2000-2007 dönemi kullanılmıştır. 2000 yılına ilişkin alt sınırlamanın sebebi sektörde veri bulmanın güçlüğünden kaynaklanmaktadır.Bu çalışma ile Türkiye'de bilişim sektöründe işgücü piyasasının durumu ayrıntılı ortaya konulmuştur. Sonuçta sektörün oldukça fazla istihdam kapasitesi olmasına rağmen yatırım ve eğitimin bu alanda en önemli iki değişken olduğu ortaya çıkmıştır. Bilişim sektöründe işgücü piyasasının daha kuvvetli bir hale gelmesi için önemli ölçüde doğrudan yabancı yatırımın çekilmesi ve bu yatırımcılardan edinilen tecrübelerin yerel piyasaya yansıtılması (İrlanda örneğinde olduğu gibi) gereklidir. Bu süreç yerel yatırımcının nitelikli üretime geçip bilişim ticareti hacmini artırması, ihracat hacmi ile birlikte gelişen piyasanın ise istihdamı nitelik ve nicelik açısından olumlu yönde etkilemesi sonuçlarını doğuracaktır.Çalışma ile edinilen en önemli sonuçlardan diğeri ise eğitim istihdam ilişkisinin bilişim alanındaki önemidir. Eğitimle istihdam arasındaki ilişki her sektörde önemli olmasına rağmen bu sektörde yarattığı katma değer ve toplumu dönüştürme hızı bakımından çok daha önem kazanmıştır. Bilişim sektöründe işgücü piyasanın iyi işleyebilmesi için sektör ihtiyaçlarına gere belirlenebilecek esnek bir eğitim yapılandırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.Anahtar Sözcükler1.Bilişim2.İşgücü Piyasası3.Bilgi ve İletişim Teknolojileri4.Hindistan5.İrlanda
Küreselleşmenin işletmelerin personel seçme yöntem ve teknikleri üzerine etkileri : Hacettepe Üniversitesi teknokent örneği
20.yüzyılın son çeyreğinden itibaren işletmeleri etkileyen; küreselleşme, değişim, değişen rekabet anlayışı ve özellikle bilgi ve iletişim teknolojisindeki gelişme ve ilerlemeler neticesinde iş dünyası, tarihindeki en büyük değişimi yaşamakta, iş dünyasının temel aktörlerinden olan işletmelerin temel politikaları da bu değişimden etkilenmektedir.Günümüzde ileri teknoloji, işletmelerin yüksek nitelikli işgörenlere duyduğu ihtiyacı artırmaktadır. İnsan kaynağının artan önemi, iky'nin de her koşulda önemini artırmaktadır. Bu gelişme ve değişmeler İKY'ni yakından etkilemiş ve gelinen son nokta ; E-İKY olmuştur.Bu çalışmanın amacı, hızlı değişim ve küreselleşme sürecinin işletmelerin personel tedarik süreci üzerindeki etkilerini, olumlu ve olumsuz yönleriyle inceleyerek, bilişim teknolojileri yoluyla aday toplamanın bu değişim süreci içerisindeki yeri ve önemini tespit etmektir.Bu amaç doğrultusunda çalışmada genel olarak son yıllarda kullanımı hızla artan e-iky ve e-işe alım süreçlerindeki gelişmeler ele alınmıştır. İşletmelerin bu sistemleri kullanma amaçları sorgulanırken ortaya çıkan olumlu ve olumsuz yansımalar tartışılmıştır. Nicel araştırma tekniklerinden alan araştırması tekniğinin kullanıldığı çalışmada, veri toplama aracı olarak3 bölümden oluşan bir görüşme formu geliştirilmiş ve 72 firmada; toplam 72 yöneticiye yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır.Çalışmanın son bölümünde, Hacettepe Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Merkezinde faaliyette bulunan Ar-Ge firmalarının; iky uygulamalarında bilişim teknolojilerinden ne ölçüde yararlandıkları ve iky faaliyetlerinin elektronik ortama aktarılması ile sağladıkları avantajlar ve zararlar belirlenmeye çalışılmıştır. Bunun için; araştırma kapsamındaki firmaların e-iky uygulamalarından yararlanma düzeyleri, geçmişteki yararlanma düzeyleri ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre;e-iky 'ne geçiş; insan kaynakları departmanının ve uzmanlarının firma içerisindeki etkinliklerini arttırmış ve günümüz rekabet ortamı içerisinde firmaların ihtiyaç duydukları nitelikteki insan kaynağına ulaşmalarında büyük oranda zaman ve maliyet avantajı elde etmelerini sağlamıştır.Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar; Türkiye 'de küreselleşme sürecinin etkisiyle kullanımı yaygınlaşan yeni teknolojilerin iky 'ne etkisi ile ilgili daha geniş kapsamlı çalışmaların ilgi çekici sonuçlar verebileceğini göstermektedir. Beşeri sermayenin ve yeni teknolojilerin öneminin arttığı günümüz rekabet ortamında, yeni teknolojilerin insan kaynakları uygulamalarında kullanımının daha makro düzeyde incelenmesi ile Türkiye'de teknoloji altyapı yatırımlarının arttırılmasında yeni açılımlar getirilebilecektir.Anahtar Sözcükler1. Küreselleşme2. Beşeri Sermaye3. E-İnsan Kaynakları Yönetimi4. E-İşe Alım
Emniyet teşkilatında öğrenen merkezli polis eğitim modeline geçiş ve iş doyumuna etkileri
Bu araştırmanın amacı, Emniyet Teşkilatında ?Polis Eğiticileri Geliştirme Uzmanlığı? kursu ile çeşitli rütbe ve görevdeki personele verilen öğrenen merkezli eğitimin iş doyumu üzerindeki etkisini tespit etmek, eğitim öncesi ve sonrası iş doyum düzeylerini ölçmektir.Bu amacı gerçekleştirmek üzere yapılanlar aşağıda sırası ile verilmiştir:1. Emniyet Teşkilatında, ?Polis Eğiticilerini Geliştirme Uzmanlığı? kursuna katılan ve ?Öğrenen Merkezli Eğitim? konusunda hizmet içi eğitim alan uzman personellerin görüşlerinden yaralanılarak ön bilgi tespiti ve literatür taraması yapılmıştır.2. Eğitim duygu ve düzeyleri ile iş doyum düzeylerini ölçmek için kullanılacak olan ölçme aracı geliştirilme aşamasında Emniyet Teşkilatından uzman görüşleri alınmıştır.3. Ölçme aracı için yetkili makamdan gerekli onay alınarak, 01.01.2006 / 30. 07.2008 tarihleri arasında Emniyet Genel Müdürlüğü - Eğitim Dairesi Başkanlığından ?Polis Eğiticileri Geliştirme Uzmanlığı? kursu almış 100 personele uygulanmıştır.4. Uygulama sonucunda elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Ölçme aracı olarak kullanılan anket formu ile elde edilen verilerin analizinde frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, t- testi, X2 (ki ? kare) analizi ile tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi . 05 olarak kabul edilmiştir.5. Yapılan istatistiksel analizlerin sonucunda; Emniyet Teşkilatında hizmet içi eğitim programı ?Polis Eğiticileri Geliştirme Uzmanlığı? kursu alan personellerin yaş, cinsiyet, eğitim, rütbe ve çalışılan yıl bilgileri ile sonuçlar üzerinde testler yapılmış ve aralarında istatistiksel fark olmadığı görülmüştür. Ancak çalışılan birimlerin farklılıkları nedeniyle bu kapsamda fark olup olmadığı test edilerek şu sonuçlara varılmıştır.?Çalıştıkları birimlere göre personelin doyum düzeyleri farklılık göstermektedir.?Eğitim sonrası iş doyum düzeyi ile eğitim öncesi iş doyum düzeyi eğitime bağlı olarak farklılık göstermiştir.?Eğitimin, eğitim öncesi ve sonrası düşünceler üzerinde olumlu etkisi olduğu ortaya konulmuştur.ANAHTAR SÖZCÜKLER:1. Eğitim2. Hizmet içi Eğitim3. Öğrenen Merkezli Eğitim4. İş Doyumu.
Türkiye`de kamu görevlilerinin sendikal haklarının gelişimi ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu`nun uluslararası belgeler açısından değerlendirilmesi
196 ÖZET Bu çalışmanın amacı, ülkemizde kamu görevlilerinin sendikal haklarının 4688 sayılı Kanun ve ulusal ve uluslararası hukuk kuralları ışığında gelişimini incelemektir. Çalışmada öncelikli amacımız; Batı demokrasilerine uygun bir yapının oluşmasında önemli ve belirleyici olması açısından, kamu görevlilerinin sendikal haklarının uluslararası normlara uygun biçimde tanınması gereğini vurgulamaktır. 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'nun 2001 yılında kabulü ile doğru yönde bir adım atılmış olduğu öne sürülebilirse de, gerçek anlamda toplu pazarlık ve grev hakkına yer vermeyen yapısı ile genel olarak Kanunun ve çeşitli hükümlerinin uluslararası normlara, özellikle Türkiye'nin onayladığı 87 ve 98 sayılı ILO sözleşmelerine uygun olmadığı yolunda(bizim de paylaştığımız), yaygın bir kanaat vardır. Kanun, kamu görevlilerine örgütlenme ve toplu görüşme hakkı sağlamakta, buna karşın etkin ve anlamlı bir sendikal çalışma için gerekli düzenlemelere yer vermemektedir. Geleceğin yasama çalışmalarında hedef, özetle değinilen bu uyumsuzluk ve aykırılıkların giderilmesi olmalıdır.