Theses supervised by Prof. Dr. İclal Geyikli Çimenci
11 theses · Gaziantep University
Juvenil diyabetli çocuklarda bisfenol A düzeylerinin endokrin sistem üzerine bozucu etkileri
Tip 1 diyabetes mellitus (T1DM), insülin üreten pankreas beta hücrelerinin bağışıklık sistemi tarafından hedeflendiği ve yok edildiği, yetersiz insülin sekresyonu ile karakterize otoimmün bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı yeni tanı konmuş T1DM'li çocuklarda serum BPA düzeylerinin endokrin sistem üzerine etkisinin diğer parametrelerle bir arada incelenmesi ve ayrıca apelinin sekresyonu üzerindeki etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya yeni T1DM tanısı konulmuş 0-18 yaş arası 74 hasta, bu hastaların 30 sağlıklı kardeşi ve 35 sağlıklı çocuk olmak üzere toplam 139 kişi dahil edildi. Gönüllülerden elde edilen örneklerden BPA, apelin, TSH, serbest T3, serbest T4, anti-TG, anti-TPO, total kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol, trigliserit, C-peptid ve HbA1c düzeyleri ölçüldü. T1DM'li çocuklarda medyan serum BPA değerleri kardeşlerine ve sağlıklı çocuklara göre daha yüksek bulundu (p˂0,05). Hastaların medyan serum apelin değerleri ise kardeşlerine ve sağlıklı çocuklara göre daha düşük bulundu (p˂0,05). Her üç grupta da BPA ile apelin arasında negatif yönde orta şiddette bir ilişki saptandı. Tiroid fonksiyonları açısından her üç grupta serum BPA ile TSH, serbest T3 ve serbest T4 arasında anlamlı bir korelasyon saptanmadı (p>0,05). Tüm gruplarda BPA ile total kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol, trigliserit, C-peptid ve HbA1c arasında anlamlı bir korelasyon saptanmadı (p>0,05). Hasta grubunda BPA düzeyi ile anti-TG ve anti-TPO pozitif/negatif durumu arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmamız, T1DM'li çocuklarda BPA düzeylerinin daha yüksek, apelin düzeylerinin ise daha düşük olduğunu ve her ikisi arasında negatif yönde bir ilişki olduğunu göstermiştir. Bu da BPA ve apelinin T1DM gelişimi ile ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca çalışmamızda, her üç grupta serum BPA düzeyi ile TSH, serbest T3 ve serbest T4 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmemesi, BPA'nın T1DM'li çocukların tiroid fonksiyonları ile ilişkili olmadığını göstermektedir.
İnsülin direnci gelişmiş obez ratlarda krom pikolinat takviyesinin serum apelin,rezistin ve Fetüin-A düzeylerine etkisinin klinik önemi
Bu çalışmada; yüksek yağlı diyet (YYD) ile beslenerek obez yapılan ve insülin direnci oluşan obez sıçanlarda bir eser element olan Krom Pikolinat'ın (CrPic) insülin direncine etkisini ve YYD 'ye eklenen kromun serum Apelin, Rezistin ve Fetüin-A gibi biyomoleküller üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamız 12 hafta obezite ve insülin direnci gelişimi 8 hafta tedavi aşamasından oluşmaktadır. 5 deney grubu ve her deney grubu 6 sıçandan oluşturuldu. Kontrol grubu çalışma süresince standart pelet yem ile beslendi. YYD, YYD+50 μg/kg, YYD+100 μg/kg, YYD+150 grupları çalışma süresince YYD ile beslendi. Her hafta tartım yapıldı.12 hafta sonunda tüm gruplar HOMA-IR değerlendirmesi için, ksilazin-ketamin ile anesteziye alınarak kan alındı, glikoz ve insülin değerleri ölçüldü ve HOMA-IR düzeyi hesaplandı. YYD+50 μg/kg, YYD+100 μg/kg, YYD+150 gruplarına 8 hafta boyunca 50 μg/kg,100 μg/kg,150 μg/kg miktarlarında gavajla CrPic verildi. 8 hafta sonunda tüm gruptaki sıçanlar, ksilazin-ketamin ile anesteziye alınarak intrakardiyak kan örnekleri alındı, glikoz ve insülin değerleri ölçüldü ve HOMA-IR düzeyi hesaplandı. Serum Apelin, Rezistin ve Fetüin-A için alınan kan örnekleri rat assay ELISA yöntemi ile ölçüldü. CrPic'in HOMA-IR düzeyini, Apelin, Rezistin ve Fetüin-A düzeylerini istatiksel olarak anlamlı düzeyde azaltığını (p<0.05) CrPic miktarı arttıkça iyileşmenin daha iyi olduğunu gözlemledik. Bu çalışma yeni yapılacak olan diyabet ile ilgili çalışmalara diğer çalışmalara öncülük edecektir. Anahtar kelimeler: Apelin, Fetuin-A, İnsülin Direnci, Krom Pikolinat, Rezistin.
Plevral efüzyonlarda malign benign ayrımında caveolin-1 ve oksidan/antioksidan sistemin rolü
Bu çalışmamızın amacı, farklı klinik tanılardaki plevral efüzyon (PE)' lu hastalara ait örneklerde total oksidan kapasite (TOK), total antioksidan kapasite (TAK), paraoksonaz-1 (PON1), arilesteraz (ARE), Kaveolin-1 (Kav-1), trigliserid (TG) ve laktat dehidrogenaz (LDH) düzeylerinin değerlendirilerek, malign benign ayrımında bu düzeylerin farklı olup olmadığını incelemektir. PE nedeni ile takip edilen 18 yaş üzeri hastalardan, histopatolojik incelemeleri yapılmış, torasentez veya toraks dreni ile elde edilen plevral sıvı örnekleri çalışmaya dahil edilmiştir. Hasta dosyaları taranarak yaş, cinsiyet ve PE' un elde yöntemi gibi bilgiler retrospektif olarak elde edilmiştir. Çalışmaya 49' u (% 69) erkek, 22' si (% 31) kadın toplam 71 hasta alınmıştır. Çalışmaya alınan hastaların sitolojileri 46 (% 64.8) hastada benign, 25 (% 35.2) hastada malign olarak değerlendirilmiştir. Benign PE' lu hastaların 35' i (% 76.1) erkek ve 11' i (% 23.9) kadın, malign PE' lu hastaların 14' ü erkek (% 56) ve 11' i (% 44) kadındır. Hastaların yaş ortalaması, benign ve malign PE' lu hastalarda sırasıyla 56.65 ± 23.23 ve 53.68 ± 14.66 olarak saptanmıştır. Cinsiyet ile hastaların sitolojik tanıları arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p= 0.08). Sitolojiye göre hastalar gruplandırıldığında malign ve benign hastaların yaş ortalamaları farklı değildir (p= 0.564). Benign ve malign tanılı hastalarda TOK, TAK, PON1, ARE, Kav-1 ve LDH düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmazken (p= 0.776, p= 0.572, p= 0.843, p= 0.124, p= 0.866, p= 0.330), TG düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p= 0.026). Malign grupta TG düzeylerinin benign gruba göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
Benign prostat hipertrofisi (hiperplazisi) (BPH) olan hastalarda serum propsa ölçümlerinin klinik önemi
Amaç: PSA tek zincirli 237 amino asit ve 4 karbonhidrattan oluşan bir glikoproteindir. Molekül ağırlığı yaklaşık 34 kDa. PSA nın pro formlarının, toplam PSA'ya göre prostat kanserine daha özgü belirteçler olduğu ve ayrıca tercihen hastalığın daha agresif formlarını algılayabileceği bildirilmiştir. BPH olan hastalarda serum proPSA ölçümü yapılarak hastalarda biyopsi öncesi tarama testi olarak kullanılmasını sağlamak ve bu testin klinisyenler tarafından kullanılmasını amaçlamaktır. Materyal ve Metod: Çalışma grubu toplam 40 BPH tanılı hasta ve 29 BPH tanılı olmayan kişilerden oluşturuldu. Daha önce biyopsi uygulanmış ve kesin BPH tanısı konmuş kişiler çalışmaya dahil edilmedi. Çalışmaya dahil edilen bireylerden alınan kan örneklerinde Propsa ELİSA kiti ile toplam PSA, serbest PSA ve serbest PSA/toplam PSA Acces Hybritech PSA testi ile ölçüldü. Bulgular: Hasta ve kontrol grubunun yaş ortalaması istatistiksel olarak gruplar açısından anlamlı bir fark yoktur. Hasta ve kontrol grupları arasında proPSA , toplam PSA, serbest PSA ve SerbestPSA/toplam PSA değerleri incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p <0.05). Sonuç: proPSA ; daha geniş örneklem alınarak yapılan çalışmalar ile ilerde prostat kanseri ve BPH ayırımında biyopsi öncesi kullanımının yaygınlaşabileceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: BPH, ProPSA, SerbetPSA, Toplam PSA, Serbest/Toplam PSA
Hiperlipidemili çocuklarda serum arginaz aktivitesinin kan lipitleri ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışma hiperlipidemili çocuk hastalarda, esansiyel olarak bulunan arginin amino asidini üre ve ornitine çeviren, hidrolitik bir enzim olan arginazın aktivitesini incelemek ve kan lipitleri ile ilişkisini irdelemek amacıyla planlandı. Hiperlipidemi, plazma lipitlerinin ve aterojenik lipoproteinlerin çeşitli nedenlerden dolayı yükselmesiyle oluşan bir durumdur. Materyal-Metod: Çalışma grubu yaşları 0-18 arasında olan 41 hiperlipidemili hasta ve 50 sağlıklı çocuktan oluşturuldu. Çalışmaya dahil edilen çocuklardan alınan serum örneklerinde arginaz enzim aktivitesi tiyosemikarbazid diasetil monoksim üre (TDMU) yöntemi ile ölçüldü. Tanısı önceden pediatri kliniği tarafından konulan hasta grubunun ve sağlıklı grubun trigliserit, LDL-K, HDL-K ve total kolesterol düzeyleri ölçüldü ve klinik tanıyla teyit edildi. Bulgular: Hasta ve kontrol grupları arasında arginaz enzim aktivitesi incelendiğinde farklı olmasına rağmen bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunamadı (p=0,777). Sonuç: Bu çalışmada hiperlipidemili hastaların arginaz enzim aktivitesinin lipit seviyeleri ile anlamlı bir ilişkisinin olmadığı sonucuna varıldı.
Hiperlipidemili çocuklarda prolidaz enzim aktivitesi, apoc2 ve malondialdehid düzeylerinin rolü
AMAÇ: Bir çok memeli dokusunda ve mikroorganizmada bulunan prolidaz enziminin prolin aminoasit döngüsünde ve kollajen metabolizmasında işlevi vardır. Aynı zamanda oksidatif durumlarda da plazma prolidaz aktivitesi artmaktadır. ApoC2 hiperlipidemik kişilerde çok düşük yoğunluklu lipoprotein (VLDL) ve düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL)'nin yapısına katılan apoliporotein çeşididir. Malondialdehid (MDA) ise hücresel hasarda gerçekleşen lipit peroksidasyon belirtecidir. Bu araştırmada çocukluk çağındaki hiperlipidemili hastalarda plazma prolidaz enzim aktivitesi, ApoC2 ve malondialdehidin bir arada incelenmesi ve birbirleri ile ilişkisinin araştırılması amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya hiperlipidemi tanısı almış yaş ve cinsiyet uyumlu 40 hasta çocuk ve 40 sağlıklı çocuk dahil edildi. Prolidaz enzim aktivitesi modifiye Chinard yöntemiyle, MDA tiyobarbitürik asit tayin yöntemiyle, ApoC2 ise ELISA yöntemi kullanılarak ölçüldü. BULGULAR: Gruplar arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Prolidaz enzim aktivitesi, ApoC2 ve malondialdehid düzeyleri hiperlipidemi grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,05). SONUÇ: Çalışmadan elde edilen sonuçların ışığında hiperlipidemide oksidan moleküllerin çocukluk çağından itibaren oluştuğu ve hücresel boyutta hasarın başladığı düşünülmektedir.
Prolidaz enziminin psöriazisli hastalardaki aktivitesinin araştırılması
Amaç: Psöriazis, keskin sınırlı, eritemli plak veya papüller üzerinde yerleşmiş parlak, sedef beyazı skuamlarla karakterize, kronik ve tekrarlayıcı özelliğe sahip, genetik ve immünolojik mekanizmaların etiyolojisinde rol oynadığı düşünülen bir deri hastalığıdır. Bu çalışmada, kollajen proteininin metabolizmasını yansıtan prolidaz aktivitesinin psöriazis hastalığındaki olası rolünü gösterebilmeyi hedefledik. Bu amaçla, çalışmada psöriazis hastalarından ve sağlıklı kontrol grubundan kan alınarak serumlarındaki prolidaz aktivitesi ölçüldü. Ayrıca prolidaz aktivitesi ile tam kan parametreleri arasında ilişki olup olmadığı incelendi. Materyal ve Metod: Çalışmaya, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesine başvuran, klinik olarak kronik orta ve şiddetli plak tip psöriazis tanısı konulan 40 hasta ile herhangi bir sistemik hastalığı olmayan, alkol, sigara ve ilaç kullanmayan sağlıklı 50 kişi kontrol grubu olarak alındı. Çalışma kapsamında katılımcıların serum plolidaz aktivitesi Chinard yöntemi ile, ve tam kan parametreleri flow sitometri yöntemi ile ölçüldü. Bulgular: Ölçüm sonunda elde edilen bulgulara göre psöriazis hastalarının serum prolidaz aktivitesinde sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı artış gözlendi (t=8,075; p<0,0001). Hasta ve kontrol grubundan alınan örneklerden yapılan tam kan ölçümleri ile prolidaz aktiviteleri arasında bir ilişki olup olmadığı incelendiğinde çok zayıf şiddette, pozitif yönde bir korelasyon bulundu. Bu ilişkinin lenfosit yüzde seviyesinin yüksekliği ile açıklanabileceği düşünüldü (r=0,105; p<0,0001). Sonuç: Hastaların prolidaz aktivitesi ile lenfosit oranı arasında anlamlı negatif bir ilişki olduğu saptandı. Bu bulgular prolidaz aktivitesi ile doku yıkımı arasında bir ilişki olduğunu düşündürmektedir. Yapılan çalışmalar bizim sonucumuzu destekler niteliktedir. Bu konuda yürütülecek yeni çalışmalar etiyopatogenizin aydınlatılması için büyük önem arz etmektedir.
Alerjik hastalıklı çocuklarda prolidaz enzim aktivitesinin IGE ve eozinofil düzeyleriyle ilişkisi
Amaç: Alerjik rinit, astım, alerjik dermatit ve atopik egzama gibi astım hastalıkları kronik hastalıkların en yaygın nedenleri arasındadır. Bu hastalıkların prevalansları gün geçtikçe artmaktadır. Hastalıkların önlenebilmesi ve erken tanısı önemlidir. Biz bu çalışmada prolidaz aktivitesinin alerji hastalarındaki etkisini ve IgE ve eozinofil ile ilişkisini incelemeyi amaçladık. Materyal Metod: Çalışma grubu olarak 40 alerji hastası çocuk ve yaş ile cinsiyet uyumlu 40 sağlıklı çocuktan alınan kanlardan elde edilen serumda Chinard yöntemi ile prolidaz aktivitesi, ELISA yöntemiyle IgE ve Flow sitometri yöntemiyle eozinofil ölçüldü. Bulgular: İki grup arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05) VKİ alerji grubunda kontrol grubuna kıyasla daha düşük bulundu (p<0,05). Prolidaz aktivitesi, IgE ve eozonofil düzeyleri alerji grubunda kontrol grubuna kıyasla daha yüksek bulundu (Sırasıyla alerji grubu için; 142,13 ± 54,39 U/L, 134,57 ± 168,13 IU/L ve 445,15 ± 450,45. Kontrol grubu için 94,30 ± 45,28 U/L, 38,54 ± 58,13 IU/L ve 180,58 ± 69,84). Alerji grubunda prolidaz ile IgE ve eozinofil arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki yokken (p>0,05), IgE ve eozinofil arasında pozitif bir ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç: Alerji tanısında rutin olarak değerlendirilen IgE ve eozonofil düzeylerinin yanı sıra prolidaz aktivitesindeki artış giderek önem kazanmaktadır. Prolidaz aktivitesindeki artışın, astımın alerjik kökenli mi yoksa tekrarlayan bronşit sonrası gelişen bir astım tablosu mu olduğunun ayrımında ayırıcı kriter olarak kullanılabileceği kanaatindeyiz. Çünkü kronik bronşite bağlı astımda prolidaz aktivitesinde azalmaya bağlı olarak kollajen doku yapımı artarken alerjik astım olgularında prolidaz aktivitesi artmış olarak gözlenmiştir.
Konjenital adrenal hiperplazili çocuklarda serum prolidaz aktivitesinin antioksidan enzim kapasitesiyle ilişkisi
Bu çalışmada Konjenital Adrenal Hiperplazi'li hastalarda prolidaz aktivitesinin antioksidan moleküllerle ilişkisinin diğer parametrelerle bir arada incelenmesi ve bu ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmaya Konjenital Adrenal Hiperplazi tanısı konulmuş 85 gönüllü hasta, yaş ve cinsiyet uyumlu 43 gönüllü sağlıklı dahil edilmiştir. Prolidaz aktivitesinin ölçümü modifiye Chinard yöntemiyle, MDA düzeyleri tiyobarbitürik asit yöntemiyle, SOD aktivitesi Sun ve arkadaşları tarafından önerilen yöntemle, Paraoksanaz ve Arilesteraz düzeyleri ise Rel Assay tarafından geliştirilen tam otomatik yöntemle ölçüldü. Hasta ve kontrol grupları arasında yaş ve cinsiyet bakımından anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Prolidaz aktivitesi sağlıklı kontrol grubuna kıyasla hasta grubunda anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0,05). Hasta grubunda MDA düzeyleri sağlıklı gruba göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu. (p<0,05). SOD düzeyleri hasta grubunda sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,05). PON ve ARE düzeyleri açısından hasta grubu ile kontrol grubu arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Hasta grubunda 17 OH progesteron ve 11 deoksikortizol düzeyleri KAH tipleri arasında anlamlı derecede fark bulundu. Konjenital Adrenal Hiperplazinin reaktif oksijen türleri ürettiğini, hastalarda oksidatif stresin arttığını, hücreleri serbest radikal hasarına karşı oluşan savunma sisteminin aktivitesindeki düşüşünü gördük. Ayrıca prolidaz aktivitesinin düzenliğinin kollajen metabolizmasında bozulmalar olarak kendini gösterdiğini gözlemledik. Bu çalışmanın bize KAH'da prolidaz aktivitesinin rolünün ve antioksidan moleküllerle ilişkisinin yeni yaklaşımların ortaya çıkması açısından önemli olduğunu düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: antioksidan, konjenital adrenal hiperplazi, malondialdehit, prolidaz, süperoksit dismutaz
Deneysel miyokard infarktüsü oluşturulmuş ratlarda visfatinin kardiyak belirteçlerle ilişkisi
Amaç: Miyokard infarktüsü (MI), dünya çapında mortalitenin en önemli nedenlerinden biridir. Yeni tanımlanan bir adipokin olan visfatinin obezite ve metabolik sendromda kandaki düzeylerinin yükseldiği gösterilmiştir. Ayrıca visfatinin aterosklerotik endotelyal disfonksiyonda arttığı bilinmektedir. Çalışmamızda visfatin düzeylerinin deneysel MI modellerindeki değişimlerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda her grupta 6 rat olmak üzere 4 deney grubu oluşturuldu. Kontrol dışındaki gruplara 200 mg/kg isoproterenol (ISO) uygulanarak MI oluşturuldu. I. ve II. gruptaki ratlar 6.saatte, III. gruptaki ratlar 24.saatte, IV. gruptaki ratlar 7.günde dekapite edildi. Her gruptan alınan kalp dokularından immunohistokimyasal olarak visfatin bakıldı. Serum örneklerinden visfatin ve kardiyak belirteç düzeyleri ölçüldü. Bulgular: Serum visfatin seviyelerinin 6.ve 24.saatte giderek arttığını bulduk. 7.günde ise kontrol seviyelerine indi. Bu değişimler troponin T düzeyleriyle pozitif korelasyon içerisindeydi. Bu bulgular kalp dokusunda visfatinin immunohistokimyasal olarak gösterilmesiyle desteklendi. Tartışma: Visfatinin troponinler gibi MI da hem kalp dokusunda hem de dolaşımda artması MI tanısında faydalı olabileceğini ve kalp iskemisinin bir belirteçi olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Miyokard infarktüsü, visfatin, kardiyak belirteç.
Kronik hepatit C'li hastalarda serum ferritin, hepsidin, transferrin ve transferrin reseptörünün sitokin düzeyleriyle ilişkisi
Kronik hepatit C (KHC) enfeksiyonu major küresel halk sağlığı sorunlarından biridir. KHC'li hastalarda serum demir belirteçlerinin artmasıyla birlikte karaciğer hasarı daha da kötüye gidebilir. Son yıllarda keşfedilen, karaciğerden sentezlenen bir protein olan hepsidinin, demir metabolizmasında önemli regülatör olduğu, enflamasyon ve enfeksiyonla indüklendiği düşünülmektedir. Proinflamatuar sitokinler antiviral immün yanıtlarda önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı; KHC'li hastalarda demir metabolizması serum belirteçleri olan hepsidin, ferritin, transferrin ve transferrin reseptörü ile proinflamatuar sitokinlerden tümör nekroz faktörü (TNF)-α ve interlökin (IL)-6 seviyeleri arasındaki olası ilişki araştırıldı. Kronik hepatit C tanısı almış 100 hasta ve 50 sağlıklı birey kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edildi. Serum ferritin, hepsidin, transferin, transferrin reseptörü, IL-6 ve TNF-α düzeyleri ELISA yöntemi ile ölçüldü. KHC'li hasta grubunda, hepsidin değeri sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük iken, ferritin ve IL-6 seviyeleri anlamlı olarak daha yüksek saptandı (p<0.05). Bununla birlikte transferrin ve transferrin reseptörü değerleri ise her iki grupta anlamlı bir farklılık göstermedi (p>0.05). TNF-α ile hepsidin, ferritin ve transferrin reseptörü değerleri arasında (sırası ile r:0.283, r:0.326, r:0267 ve p<0,05) ayrıca IL-6 ile hepsidin değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon saptandı (r:0.259 p<0.05). Bizim sonuçlarımız KHC'li hastalarda serum hepsidin seviyeleri ile karaciğer enflamasyonu ile oluşan proinflamatuar sitokinlerden olan TNF-α ve IL-6 parametreleri arasında ilişki olduğunu göstermektedir. Bu çalışma sonuçlarının kronik hepatit C'li hastaların klinik seyir ve progresyonunda önemli katkı sağlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Ferritin, Hepatit C, Hepsidin, IL-6, TNF-α.