Theses supervised by Prof. Dr. İlhami Durmuş

26 theses · Gazi University, Ankara Hacı Bayram Veli University, Afyon Kocatepe University

Master'sOpen AccessTR

Pers-Grek askeri ve siyasi münasebetleri

Pers- Grek savaşları M.Ö. 499-449 yılları arasında belirli aralıklarla hem karada hem de denizde eşit olmayan iki kuvvet arasında gerçekleşmiş bir dizi muharebenin adıdır. Savaşlar, İon şehir devletlerinin isyan girişimleriyle ateşlenecek ve Kallias Barışı yapılana kadar da devam edecektir. Pers- Grek savaşları, Persler adına gururlarına dokunacak derecede kayıplar verdikleri savaşlardır. Kimi zaman doğa koşulları kimi zaman da Greklerin beklenmeyecek derecede ki başarılı mücadeleleri savaşların beklenen sonucu getirmemesini sağlamıştır. Grek şehir devletleri bu savaşlara kadar bir araya gelme fikrinde olmamışlar. Her şehir devleti kendisinden sorumlu olmuştur. Ancak bu savaşlar dizisi Grek şehir devletlerini dahi bir araya getirmiş ve Delos Birliği adı altında toplanmalarına neden olmuştur. Savaşlar sırasında Grek şehir devletlerinden Atina ve Sparta yıldızlarını parlatmış, özellikle Atina lider olma yolunda önemli politikalar üretmiştir. Persler açısından ise I. Darius ile başlayan mücadeleler Kserkses ile devam etmiş ve kısa zamanda zaferle sonuçlandıracaklarını düşündükleri savaş uzun bir süreye yayılarak bekledikleri gibi sonuçlanmamıştır. Grekler için büyük bir zafer, Persler için onur kırıcı bir mağlubiyet olan bu savaşlar dizisini anlattığım çalışmamda bu iki güç arasında ki askeri mücadelelere, bu mücadelelerin seyrine ve bu seyir sırasında etkili olan hem politik hem askeri şahsiyetlere değinerek, M.Ö. 499-449 yılları arasında gerçekleşen Pers-Grek mücadelelerini anlatmaya çalıştım. Anahtar Kelimeler: 1.Atina, 2.Sparta, 3.Pers, 4.Kserkses, 5.Grek

Cevriye Doğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Bozkır kültür çevresinde ulaşım ve haberleşme: Başlangıçtan Uygur dönemi sonuna kadar

Bozkır kültür çevresi insanlık tarihinin en eski dönemlerinden bu yana toplumların kaynaştığı ticari merkezlere ev sahipliği yapmıştır. Bu sayede bozkır halkları, Doğu?nun Çin gibi yerleşik medeniyetleri ile Batı medeniyetleri kaynaşmış yalnızca ticari açıdan birbirlerini etkilememişler, aynı zamanda kültür ve sosyal hata konusunda da birbirlerini etkilemişlerdir. Bu sayede İlk Çağ öncesinde birbirlerinden habersiz olan bu toplumlar birbirlerini tanıma fırsatı bulmuşlardır. Bu şekilde devletler de ekonomik ve siyasi ilişkiler içinde bulunmuş ve gelişimlerini bu doğrultulara yöneltmişlerdir. yapmış olduğumuz çalışmamızda bu ulaşım yollarının nereler olduğu geçitleri, güzergâhları incelemeye çalıştık. Geçmişten günümüze insanların başka durumlarda olduğu gibi ticari kaygılarla da bir takım yollar oluşturduğu ve ekonomik durumları düşünüldüğünde insanların da bu yollara ihtiyaç duyduğu ve zamanla devletlerinde bu yolları ekonomik kaygıları neticesinde ele geçirmek istediğin ve bu konuda başka devletlerle mücadele verdiğini görmekteyiz. Anahtar Kelimeler - Bozkır - İpek yolu - Ticaret - Orta asya - Konar ? Göçer - Çin

Tamer Eren
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Pers ve Greklerde ordu

Antik Dünya'nın en etkileyici kavimlerinden olan Grek ve Pers kavimleri, zamanlarının süper güçleri sayılabilecek düzeydeydiler. Bu özelliklerini ise savaşçılık özelliklerinden almaktaydılar. İki kavim de hayatlarının her aşamasına bu olguyu işleyerek, savaşçı bir kültür meydana getirmişlerdir. Bu özellikleri ise onları hem tarihte, hem günümüzde, haklarında en fazla konuşulan ve tartışılan kavimler arasına sokmuştur. Medeniyetlerini kurdukları bölgelerin farklı yapılara sahip oluşu, bu kavimlerin siyasi ve kültürel alanda olduğu kadar savaşçılık alanında da farklı özelliklere sahip olmalarına neden olmuştur. Grekler uzmanlıklarını, ağır ama sağlam bir falanks düzeninde ortaya koyarken, Persler ise atik birlikler olan süvari, hafif piyade birlikleriyle ortaya koymuşlardır. O zamanki Dünya'nın durmadan değişen, hareketli ortamında, bu iki savaşçı ve güçlü kavmin karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. Aralarında meydana gelen savaşlar, iki kavmin birbirlerine karşı olan askeri zayıflık ve üstünlüklerini ortaya koymuştur. Bu durumun sonuçları ise iki kavmin de birbirini askeri olarak etkilemesine neden olmuştur. Grekler, Pers süvarisinin üstünlüğünü ve diğer hafif birliklerin savaş alanındaki yararlarını görerek, ordularında bu birlikleri oluşturmaya başlamışlardır. Persler ise Grek hoplitlerini kiralayarak, ordularında paralı asker birlikleri bulundurmaya başlamışlardır.

Eren Karakoç
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Roma'da velayet sistemi, evlat edinme kurumu ve evlat edinen İmparatorlar

Roma toplumu için evlat edinmek, her şeyden önce ailenin devam etmesi fikrini simgelemektedir. Aynı mantık çerçevesinde İmparatorlar da evlat edinme yoluyla; ailenin, dolayısıyla ülkenin ismini sürdürmek, devletin gücünü arttırmak gibi çeşitli amaçlarla yapılmıştır. Evlatlık alınmış İmparatorlar döneminin en parlak yıllarını kronolojik olarak sıralamak gerekirse; ilk isim Nerva Caesar Augustus'tur. Augustus, Senato'nun seçtiği ilk imparatordu. 96 ile 98 arasında ülkenin karışık olduğu zamanlarda, parasal sıkıntıların da yaşandığı bir dönemde 65 yaşında göreve gelmiştir ve en büyük eksikliğinin ordu üzerindeki otoritesi olduğu ifade edilmiştir. 98 ile 117 arasında imparator olan asker kökenli Trojan (Traianus Divi) ise en fazla takdir edilen yöneticilerdendir. Pax Romana'yı en geniş sınırlara ulaştıran, sosyal yaşama katkılar sunan ve savaş ganimetlerinin halkla paylaşan bir imparatordur. Hadrianus (Hadrianus Augustus) 117-138 yıllarında imparatorluk yapmış, şair ruhlu, sanat ve edebiyatı seven bir imparatordur. Çok sık gezintilere çıkan Hadrianus, fethettiği toprakları; politik ve ekonomik açıdan imparatorluğa bağlı, verimli coğrafyalara çevirmeye çalışan birisidir. Antoninus Pius'un imparatorluğu 138-161 yılları arasındadır. İtalya'dan ayrılmadan imparatorluğu barış içinde yönetmeyi başarmış ender imparatorlardan birisidir. Bir savaşın ve ayaklanmanın yaşanmadığı bu dönemde kanunların üstünlüğünü önemsemiş, özgürleşmiş kölelerin oy haklarını savunmuştur. Sonraki imparatorlara zengin bir hazine, masumiyet karinesi gibi önemli bir hukuki ilke ve bayındır bir ülke bırakmıştır. Dört imparatora kadar geldik ama burada bir soluklanalım. "Beş İyi İmparator" içinde adı anılmasada 161-169 yılları arasında hükümdarlık eden Lucius Verus, üvey kardeşi Marcus Aurelius ilebaşa geçişi, Roma döneminde ilk kez 'iki başlı yönetim/iki imparator' kavramını dünyatarihine kazandırmıştır. Marcus Aurelius, 161-180'de yılları arasında hükümdar olmuş, 58 yaşında öldüğünde, kazandığı önemli zaferlerle anılmıştı. Marcus Aurelius, ayrıca Stoacı yönü ile felsefeye ilgisiyle de bilinmektedir. "Meditasyonlar" adlı eseri, bu konuda en önemli bilgi kaynaklarından biridir. Germen ırklarının tehditlerinin arttığı 180 yılında ölen Marcus Aurelius'un ölümü, birçok tarihçi tarafından "Büyük Roma Barışı (Pax Romana)" döneminin sonu ve Batı Roma İmparatorluğu'nun Çöküş sürecinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Roma İmparatorluğu tarihindeki örneklere bakıldığı zaman, vasiyetnameyle evlat edinmenin; imparatorların haleflerini işaret etmek için bir yöntem olduğunu ve siyasi amaçları gerçekleştirmek için de bir araç olarak kullanıldığını ifade etmek mümkündür.

Eski ÇağEski Çağ tarihiEvlat edinme+3
İrem Tarğıt
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Mısır, Mezopotamya ve Anadolu'da kadın: M.Ö. 6. yy. a kadar

Bu çalışmada, MÖ 6. yy'a kadar olan zaman diliminde Mısır, Mezopotamya ve Anadolu'da yaşamış kadınların sosyal, siyasi, iktisadi, dini, hukuki alandaki konumlarının incelenmesi ve karşılaştırma yapılması amaçlanmıştır.Çalışmanın amacına uygun olarak Mısır, Mezopotamya ve Anadolu'da yaşamış kadınların sosyal, siyasi, iktisadi, dini, hukuki alandaki konumlarını özetlemek gerekirse,Kadın, sosyal hayatta cinsiyetinin kendisine yüklediği görevleri yerine getirmekle yetinmiştir. Hangi toplumda olduğu fark etmeksizin, her zaman erkeğin bir adım gerisinde kalmıştır. Müzik, festival, eğlence vs. gibi etkinliklere sadece bunların uygulayıcısı olarak katılmıştır.Kadının, kralın eşi sıfatıyla ülke yönetimine katılması ve siyasi anlaşmalarda kendisine ait mühürlerinin bulunması onun siyasi hayatta yer aldığını gösteren unsurlardır. Bu ise kadınların Eskiçağ toplumlarında özellikle siyasi yönünün olduğunu vurgulayan kanıtlardır. Hatta Hitit toplumunda Puduhepa adından en çok bahsedilen ve siyasi hayatta çok önemli bir yer tutan bir kraliçedir. Mısır toplumunda tek başına ülkeyi yöneten kraliçe Hatşepsut, firavun olarak adını tarihe yazdıran kadın yöneticidir.Kadınlar özellikle MÖ. II. bin yılda Asur Ticaret Kolonileri döneminde ticaret hayatına aktif bir şekilde katılmışlardır. Bira imalatıyla uğraşan tüccar görünümündeki kadınların dışında, köle alım satımında bulunan kadınların varlığı kadınların iktisadi hayatta çok önemli bir yere sahip olduklarını göstermektedir.Kadınlar dini hayata kült müziği yaparak ya da sunakların yerlerine yerleştirilmesi gibi işleri yaparak dâhil olmuşlardır. Özellikle kadınlara toplumda rahibe olmaları halinde ayrı bir önem verilmiştir. Mezopotamya'da kadınlar belki de toplumda hak ettikleri yeri bulmak için, tanrıçanın koruyuculuğu altında Tapınak Fahişeliği görevinde bulunmuşlardır. Kadınlar dini hayatın her alanında farklı isimlerle karşımıza çıkmışlardır.Evlilik, boşanma, zina vs. gibi konular Mısır, Mezopotamya ve Anadolu toplumlarında aile hukukunun temelini oluşturan ana başlıklardır. Kadınların bu alandaki haklarına kanun maddelerinde genişçe yer verilmiştir.Anahtar kelimeler:- Mısır- Mezopotamya- Anadolu- Kadın

AnadoluEski Çağ tarihiKadınlar+2
Fitnat Şimşek
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Bozkır kavimlerinde din (Göktürk dönemi sonuna kadar)

Orta Asya gibi muazzam bir coğrafyada yaşayan Türk toplulukları zamanla çeşitli dinlerin etkisi altında kalmışlardır. Türklerin etkilendikleri dinler zaman ve mekâna göre birbirinden değişiklikler arz etmiştir. Türklerin ticari, siyasi yakınlaşmaları dini hayatın farklılık göstermesinin temel nedenidir. Türkler Şamanizm'i kabul etmekle beraber bu Türklerde bir din değil, sihri bir metottur. Türklerin diğer inanç biçimlerini totemizm, toyunizm oluşturmuştur. Bunun yanı sıra Türkler dinlerin etkisi altında fazla kalmamışlardır. Esasen Türk Dini tek Tanrı inancına dayalı olan Gök Tanrı Dini'dir. Gök Tanrı Dini'nin esasını tek bir Tanrı anlayışı oluşturur. Türkler Tanrı'yı gökte kabul ettiklerinden ona bu ismi vermişlerdir. Türklerin inanç ekseninde Gök Tanrı'nın yanında çeşitli kutsallar yer almaktadır. Gizli tabiat güçlerini tam anlamıyla anlamlandıramayan Türkler bunlara inanmaktan geri durmamışlardır. Tabiat kuvvetlerine olan inancın yanında atalara saygı da yer almıştır. Çünkü Türkler ölmüş atalarının ruhlarının kendilerine yardımcı olacağına inanmaktadırlar. Bundan dolayı da yılın belirli zamanlarında atalarına sunulan bu kurbanlar dini hayatın vazgeçilmez bir bütünüdür. Yılın belirli zamanlarında Gök Tanrı'ya verilen kurbanlar vardır. Eski Türkler bazı dağ, tepe vb. yerleri kutsal kabul etmişlerdir. Güneş, ay, yıldırım, yıldız, şimşek Tanrılar kabul edilmiştir. Türklerde var olan öldükten sonra dirilme anlayışı onların mezar yapılarının farklı olmasına neden olmuştur. Çünkü Türkler ölüleriyle beraber kullandıkları atlarını, eşyalarını ve hatta kadınlarını da beraberinde gömmüşlerdir. Bunun nedeni ise öldükten sonraki diriliş anlayışıdır. Türklerde ölümden sonra yuğ aşı törenleri yapılmaktadır. Türklerde ölen kimseler için yas tutulduğunu görmekteyiz. Hatta bu yaslara diğer devletlerden de elçilerin katıldığını bilmekteyiz. Türklerde vatan toprağı kutsaldır. Buna bağlı olarak kültler oluşmuştur. Tarih sahnesine çıkan ilk Türkler, yani Hunlar (M.Ö. III. Asır), Şarki Asya sahasında, Çin'in şimaline doğru, Gobi çölü etrafında görünüyorlar. Milattan sonraki bin yılın ikinci yarısında Asya ve kısmen Avrupa tarihinde de mühim roller oynayan Türk kavimleri, Türkler ve Uygurlar, Orta Asya büyük dağlık bölgelerinde Baykal gölünün cenub garbinde oturuyorlardı. Türklerin anayurdunun Altay civarında olduğu başka belgeler yanında Çin kaynaklarının ilmi eserlerde çok geçen kaydı ile de ispat edilmiştir.Bu kayda göre Türk kavimlerine adını veren ve M.S. VI asırda meydana çıkan ?Türk? (=Göktürk) kavminin anayurdu Altay'dı.Eski Türklerde din, tüm kâinatın hâkimi ve yaratıcısı olan yüce bir varlığa inanma etrafında şekillenmiştir. Türkler bu yüce varlığı hem gök hem de Tanrı anlamı içeren ?Tengri? kelimesi ile ifade etmişlerdir. Tengri, eski Türk inancında, tek yaratıcı olarak din sisteminin merkezinde yer almaktadır. O, aynı zamanda semavi bir mahiyete sahip olduğundan, eski Türk vesikalarında çoğu kez ?Kök Tengri? adı ile zikredilmektedir. Bundan yola çıkarak eski Türk inancına ?Kök Tengri Dini? adı verilmiştir. Eski Türkler bunun yanı sıra Budizm, Maniehizm, Yahudilik, Hristiyanlık gibi dinleri de kabul etmişlerdir. Bazı araştırmacılar Türklerin mensup oldukları dinleri arasında Şamanizm'i de zikretmişlerdir.

Bozkır kültürüBozkırlarDin+7
Ayten Akcan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğu-batı kültürel etkileşiminde Orta Asya'dan göçler (M.S. VI. yüzyıla kadar)

Türklerin anayurdu Orta Asya'dır. Türkler çeşitli sebeplerle Orta Asya'dan göç etmek zorundaydılar. Türklerin temel geçim yolu hayvancılıktı. Bu yüzden Türkler, hayvanlarına geniş otlaklar bulmak için verimli topraklara göç ettiler. Türklerin göçü yeni ülke elde etmek için değildi. Bundan dolayı konar-göçer Türkler göçün temel unsurlarını benimsemişlerdir.Sumerlilerin tarihi geçmişleri ve etnik kökenleri Türkler ile aynıdır. Bu tez kültür, dil vb. olarak onaylanabilir. Türk kavmi olan Sumerliler Orta Asya'dan Mezopotamya'ya göç etti. Dolayısıyla Sumerliler konar-göçer Türk kavimlerine bir örnektir.Diğer konar-göçer kavimlerden biri M. Ö. XII-VIII. yy arasında yaşayan Kimmerlerdir. Kimmerler ve İskitlerin de anayurdu Orta Asya'dır. Kimmerler anayurttan batıya göç ettiler. İskitler onları takip etti. Her ikisi de göç bölgelerinin kültürel hayatında önemli etki yapmıştır.Hunlar bu çağın diğer konar-göçer kavmidir. Asya Hunları çeşitli sebeplerle batıya göç etti. Bundan sonra Avrupa Hunları Asya Hunlarının torunları tarafından kuruldu. Tarihte Avrupa Hunları tüm dünyayı etkileyen önemli bir olayın yaşanmasına neden oldu. O, M.S. 375'teki Kavimler Göçü olarak bilinmektedir. İmparator Balamir'in komutasındaki Hunlar, anayurtlarından çeşitli sebeplerle batıya göç ettiler.Çeşitli kavimler yurtlarını terk etmek zorunda kaldılar. Bazı kavimler Gotlar, Vandallar, Franklar, Gepidler gibi batıya doğru göç etti ve onlar bugünkü Avrupa topraklarına yayıldılar. Bu göç kısa bir zamanda olmadı. Bu olay yıllarca devam etti. Kavimler Göçü sadece batıya göçen kavimleri etkilemedi aynı zamanda batıdaki kavimleri de etkiledi. Roma İmparatorluğu Kavimler Göçü'nden etkilenen kavimlerden biriydi. Roma İmparatorluğu 395'te göçlerin etkisiyle doğu ve batıya ayrıldı. Kavimler Göçü 476'da sona erdi.Tarihin her döneminde bir göç hadisesi görmek mümkündür. Göç hadisesi, Göktürkler, Uygurlar, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde görülmüştür.Anahtar Sözcükler1. Göç2. Türkler3. Kimmerler4. İskitler5. Hunlar

GöçlerKültürel etkiOrta Asya+1
Mehmet Mandaloğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Bozkır kültür çevresinde kainat anlayışı ve düşünce hayatı (Başlangıçtan Gök- Türk Dönemi sonuna kadar)

Türklerin kainatla ilgili telakkileri gökyüzü ve yeryüzü unsurları arasında var olduğuna inanılan uyum ve ahenk temeli üzerine kurulmuştur. Göğün iyilik ve yerin de kötülük getirdiği gibi bir anlayış Türklerde yoktur. Türkler kainatta bir nizam ve intizamın varlığını fark etmiş, bu nizam ve intizamın müsebbibi olarak da Tanrı'yı addetmişlerdir. Bu nedenle kainatın iki temel unsuru olan gökyüzü ve yeryüzündeki bütün hadiseler nihayette tek bir güce itaat etmekte, böylece tek Tanrı bu alemin nizamını sağlamaktadır. Türk insanının yaşamında, kainatta var olan bu nizama uyum göstermek çabası dikkat çekmektedir. Gerek askeri faaliyetlerde, gerek kurdukları devletlerde, gerekse gündelik hayatlarında hep bu düzene uyma çabası ve inancı dikkat çekmektedir. Yönler, renkler, mevsimler hep belli bir düzene ve anlama oturtulmuştur.Türk telakkisine göre; Tanrı inancının ve onun sağladığı nizam ve intizamın yeryüzünde insanlar arasında da sağlanabilmesi için bir aracıya gerek vardır. Tarih boyunca devam eden bu düşünceye göre Tanrı insan hayatına bir takım tabiat hadisleriyle müdahale ettiği, yaratıp öldürdüğü gibi, Kağan aracılığıyla da insan hayatına müdahale edebilmektedir. Tanrı tarafından görevlendirilen Türk Kağan'ı yeryüzünde Tanrının temsilcisi ve onun görevlendirmesi nedeniyle karizmatik bir güç olarak dikkat çeker. Kağan'ın, Tanrı tarafından görevlendirilmesi düşüncesi Türklerin kendilerini Tanrı ordusu olarak addetmelerine neden olmuştur. Zaten düşmanları da onları Tanrı cezalandırıcısı olarak görmektedirler. Kağan'ın dünyaya nizam vermesi, huzur ve güveni sağlayabilmesi için, halkının desteğinin yanında, gerekli maddi gücü ve inancı vardır. Bu nedenle Türk devletlerinde bir sınırlama duygusu görülmez. Yeryüzünün tamamı Türk devletine aittir. Türk telakkisine göre Türk Kağan'ı yeryüzünün tek otoritesi ve gücü olduğu gibi, onun çadırı da kainatı temsil etmektedir. Bu yönüyle Türk düşüncesinde Kağan aynı zamanda kozmik bir unsur olarak karşımıza çıkar. Devleti ve vatanı kainatın merkezindedir.Türk telakkisinde gökyüzü ve yeryüzü arasında bir zıtlık ve kavga mevcut olmadığı gibi, ikisi birbirinden bağımsız değildir. Yeryüzündeki bir takım unsurlar yer ve gök arasındaki irtibatı mümkün kılmaktadır. Türk telakkisinde gökyüzünün kubbe biçiminde tasavvuru ve kutup yıldızının göğün direği anlayışı mevcuttur. Bu anlayışın bir tezahürü olarak yeryüzündeki ağaç ve kutsal dağlar, gök ve yer arasında bir eksen olarak düşünülmüş, Kutup Yıldızı'nın tam altında yani kainatın merkezinde yer almışlardır. Bu inanış Türklerin ormanlı dağları kendilerine vatan olarak seçmelerinden ve buraları kutsallaştırmalarından da anlaşılmaktadır. O halde Türk telakkisinde kozmik unsurlar ve dini anlayış birbirinden farklı ve bağımsız değildir. Düşünce hayatı da bu unsurların birleşmesinin bir sonucudur. Böylelikle cihan hakimiyeti ve nizamı alem fikirleri, din anlayışının içerisinde aynı zamanda kozmik unsurlara da atıf yapılarak kendisine yer bulur. Din anlayışıyla düşünce hayatının unsurları bir noktada kesişir ve kültür tarihçilerinin Üniversalizm adını verdikleri sistem ortaya çıkar.Anahtar Sözcükler1............................Bozkır2............................Üniversalizm3............................Tengri4............................Kağan5............................Kozmoloji

Bozkır kültürüEski Türk inançlarıEski Türkler+5
İbrahim Onay
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni Asur Devleti siyasi tarihi ve kültürü

M.Ö.3. binyılın sonlarından itibaren kabileden devletli topluma ve son olarak imparatorluk aşamasına ulaşan Asur Devleti, kendine özgü bir yapıya sahiptir. Asur Devleti'nin dönemsel olarak belirli bir gelişmişlik derecesine ulaşmasında farklı etmenler önem taşımaktadır. Kuruluş aşamasında ilk olarak fetih etmeni önemlidir. Nitekim Asur'un göçebe karakteri de bunda önemli bir unsurdur. Daha sonrasında özellikle Erken Asur ve Orta Asur dönemlerinde fetih etmeninin yanı sıra ticaretin daha çok ön planda olduğu anlaşılır. I.Şamsi-Adad'la birlikte bölgesel devlet düzeyine ulaşılır ve yavaş yavaş devletli toplumun karakteristik özellikleri ortaya çıkmaya başlar. Özellikle I.Salmanassar, Tukulti-Ninurta ve I.Tiglat-Pileser dönemlerinde de, imparatorluğun temelleri de atılmaya başlanır. Dönem özelliklerine, başa geçen krallara ve uygulanan politikalara bağlı olarak ara ara gerilemeler yaşansa da, Asur Devleti, M.Ö.1. binyılda Yeni Asur olarak adlandırılan dönemde imparatorluk sürecine girer ve II.Asur-Nasirpal'le başlayan, III.Tiglat-Pileser ve II.Sargon'la devam eden yayılımcı imparatorluk ideolojisini geliştirmeye başlar. İmparatorluk yayılımı; siyasi, ekonomik ve ideolojik olmak üzere hemen her alanda görülmektedir. Ayrıca askeri başarı sağlanması için de çok daha gelişkin bir daimi ordu kurulur. Özetle Asur'u devletli topluma ve daha sonrasında imparatorluk sürecine götürecek unsurlar, hem başa geçen kralların askeri ve siyasi kabiliyetine, hem de dönemsel olarak uygulanan politikanın gelişmişliğine bağlıdır.Anahtar Kelimeler:Asur, Asurlular, Urartu, Urartulular, II.Sargon, III.Tiglat-Pileser, Asur Kaynakları, Asur Kral Yıllıkları.

AsurlularCoğrafi özelliklerDini yapı+7
Fatma Birecikli
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Bozkır kavimlerinde liderlik anlayışı (İskit, Hun, Göktürk)

Bozkır Coğrafyasında hakimiyet kuran ve güçlü bir yapıya sahip olan atlı kavimlerdeki devlet geleneği ve teşkilatı çok önemli bir yer tutmaktadır.Bu çalışmanın amacı, devlet anlayışının doğuşunu, gelişmesini ve şekillenmesini etkileyen unsurları incelemek, bozkırda devlet kavramı ve anlayışının nasıl oluştuğu, geçirdiği evreleri, devleti oluşturan unsurları, kağanların görev ve yetkileri, hakkında bilgi edinmektir.

Engin Güler
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

İskit, Frig ve Urartu kültürlerinin mukayesesi

Tarihin ilk dönemlerinden bu yana kültürlerin karşılaşma noktası olan Anadolu, binlerce yıldır farklı kültürlerin buluşma noktası olmuştur.Geniş Avrasya bozkırlarında komşuları ile yaptıkları mücadele sonucunda, Massagetler tarafından yerlerinden oynatılan İskitler de Kimmerler'i yerlerinden oynatmışladır. Bununla yetinmeyen İskitler, Kimmerler'i takip ederek Anadolu'ya gelmişler ve burada Urartu Devleti ile mücadele etmişlerdir. Bu mücadele sonucunda Urartu Devleti'nin yıkılma sürecine girmesine zemin hazırlamışlardır. Onların önünden kaçan Kimmerler ise daha da ileriye giderek Frigler'in önemli merkezi olan Gordion'u yakıp yıkmışlardır. Henüz İskitler gelmeden öncede Frig ve Urartulular arasında zaten kültür alışverişi başlamıştı. Urartulular'ın taktıkları fibulular ve kaya mezarları buna en güzel örnektir.Yine İskit tümülüsleri ve Frig tümülüsleri yapısal açıdan hemen hemen birbirinin aynısıdır. Urartu, İskit askeri sistemi ve kullanılan silahlar birbirleri ile benzerlik göstermektedir.Bu tezi yapmaktaki amacımız; etnik olarak İskit, Frig ve Urartulular'ın aynı kültürden geldiğini kanıtlamak değil, sadece benzer ve farklı yönlerini ortaya koymaktır.Anahtar Sözcükler1.İskit2.Urartu3.Frig4.Kültür5.Mukayese6.Türk

Osman Hemiş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'da Kimmer-İskit iz ve etkileri

M.Ö. 8. yüzyıldan başlayarak M.Ö. 6. yüzyıla kadar Anadolu'da etkinliklerini gördüğümüz Kimmer ve İskit göçebe savaşçılarının, Anadolu'ya göçleri, Anadolu Kültürleri ile olan İlişkileri ve Anadolu Kültürleri üzerindeki etkileri tezimizin konusu oluşturmaktadır. Demir Çağının Anadolu yerel krallıkları olarak karşımıza çıkan Urartu,Geç Hitit Kentleri, Phryg, Lydia ve Batı Anadolu'da ki Ionlar Kimmer ve İskit akınlarından olumsuz etkilenmiş, Urartuları İskitlerin, Phrygleri ise Kimmerlerin yıktığı kabul görmüştür.Yazılı bir kültür oluşturmayan Kimmer ve İskitlerin Anadolu kültürleri ile olan ilişkilerini anlayabilmek için ilişkiye geçtikleri Urartu, Asur ve Greklerin yazılı kaynaklarına başvurulmuş, Anadolu'da ortaya çıkarılmış ve göçebe kavimlere ait olduğu düşünülen arkeolojik buluntular, ele geçtikleri merkezlerin konumları da dikkate alınarak incelenmeye çalışılmıştır.Göçebe kavimler Anadolu devletlerinin sadece siyasi tarihlerini etkilemekle kalmamış, özellikle Phryg ve Lydia sanatlarında Bozkır hayvan üslubundan etkilenerek yapılan eserlerden de anlaşıldığı gibi kültürel alanda da Anadolu uygarlıkları üzerinde de etkileri görülmüştür. Göçebe kavimlerin savaşlardaki üstünlüklerini sağlayan en önemli unsurlardan olan uzun mesafe okçuluğundaki başarılarının nedenlerinden biri olan kovanlı ok uçları da büyük olasılıkla Anadolu'ya bu kavimlerin aracılığı ile gelmiş ve Anadolu devletlerinin savaş teknolojilerini etkilemiştir.

Timur Demir
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Bozkır kavimlerinde zaman ve takvim (Başlangıçtan Uygur Dönemi sonuna kadar)

Bu tez çalışmasının konusu, başlangıçtan Uygur dönemi sonuna kadar bozkır kavimlerindeki zaman anlayışını ve kullandıkları takvimi ortaya koymaktır. Bu doğrultuda hazırlanan çalışma; giriş, birinci bölüm, ikinci bölüm, üçüncü bölüm, dördüncü bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır.Giriş kısmında, tezin konusu, amacı ve önemi üzerinde durulmuştur. Bozkır kavimlerinin zaman anlayışları, kullandıkları takvim ve bu takvimin özellikleri ile takvimi kullanan kavimler hakkında kısaca bilgi verilmiştir.Birinci bölümde, bozkır kavimlerinde zaman anlayışı üzerinde durulmuştur. İskit, Hun, Göktürk ve Uygurlar'ın zaman anlayışları ve zamana dair kullandıkları kavramlar hakkında bilgiler verilmiştir.İkinci bölümde, bozkır kavimlerinin kullandıkları takvim üzerinde durulmuştur. İskit, Hun, Göktürk ve Uygurlar'ın kullandığı takvim hakkında bilgi verilmiştir.Üçüncü bölümde, on iki hayvanlı takvimin ortaya çıkışı, unsurları ve özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca milâdi takvime dönüştürülmesi üzerinde de durulmuştur.Dördüncü bölümde ise, bu takvimin yayılma alanı ve etkileri hakkında bilgi verilmiştir. Takvimi kullanan kavimler üzerinde durulmuştur.Bu tez çalışmasında ulaşılan neticeler ise sonuç kısmında verilmiştir. Konuya ışık tutan kaynakların ve eklerin verilmesiyle tez tamamlanmıştır.Anahtar Sözcükler1. Zaman2. Takvim3. Hayvan4. Sıçan5. Sığır

GöktürklerTakvimİskitler
Gülşen Tel
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Esik kurganı, buluntuları ve kültür tarihi açısından değerlendirilmesi

Kazakistan topraklarında günümüze kadar gelebilmiş nadir arkeolojik alanlardan biridir. İskit toplumunun ölülerine verdikleri değeri ölü gömme geleneklerini, mezar mimarisini, inanışlarını, kültürel anlamda sanat anlayışlarını etki alanlarını etkileşim alanlarını göstermesi açısından da çok ayrı bir yere sahiptir. Kurgan geleneğinin en erken safhalarını anlamamız içinde ayrıca çok kıymetlidir. Kurganın içerisinden çıkartılan arkeolojik malzeme bilim dünyasına Eski Çağ Türk topluluklarının en erken dönemlerine işaret eder niteliktedir. Altın elbiseli adamın giyim-kuşamı üzerinde ki süslemeleri sanatsal boyutu kültür tarihine olan katkısı yadsınamaz ölçüde çok fazladır. Ayrıca çağdaşı diğer kurganlara nazaran hem arkeolojik hem de yazılı buluntuyu barındırıyor olması da önemini bir kat daha arttırmaktadır. Yazılı buluntusu olan gümüş tas üzerinde ki runik yazı Orta Asya kültür çevresinde yazının en erken dönemlerine dolayısıyla yayılım gösterdiği alan itibariyle özelliğine ilişin çok önemli bir buluntudur.Türkler eski çağlardan beri konar- göçer kültürün bu kültür coğrafyasında temsilcileri olagelmişlerdir. Ancak bu konar-göçerlik onların atlı mukavemet ve saldırı yetenekleriyle birleştirildiğinde ?Bozkırı İmparatorlukları? olmaları hiç kuşkusuz bir dönemin en yaygın kültür toplumu olmalarına katkı sağlamıştır. Bu yayılım ve dağılımın içerisinde atlı göçebe kavimler kendi öz kültürlerini hiçbir zaman unutmamışlardır. Yenilikçi ve katılımcı olmaları hızla tesir etmeleri ve uygulama kabiliyetlerindeki üstün yetenek sayesinde Macaristan'dan- Mancurya'ya değin değişik yörelerde ve değişik dönemlerde varlıklarını sürdürmelerine kolaylık kazandırmıştır.Esik Kurganı da Eski Türk Kavimlerinden olan İskitlerin, çağdaşı diğer Türk toplumları gibi ne kadar üst düzeyde bir kültür bilincine sahip olduklarını anlamamız için çok önemlidir.Tezin amacı doğrultusunda Esik Kurganının genel yapısını, buluntularını, arkeolojik ve yazılı kaynakların yardımıyla inceleme ve değerlendirme yaptık. Türk Kültür Tarihi açısından değerlendirilmesi noktasında Yazılı buluntuların yazılı kaynaklar ile arkeolojik buluntuların diğer çağdaşı arkeolojik buluntular ile kıyaslanarak değerlendirilmesine özen gösterilmiştir.Anahtar Sözcükler1-İskit Kurganları2-Altın Elbise3-Runik Yazı4-Bozkır Kavimleri5-Hayvan Üslubu

Murat Arık
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu ? batı kültürel etkileşiminde ipek yolu (başlangıçtan Göktürk dönemi sonuna kadar)

Tarihin ilk dönemlerinden itibaren insanlığın hizmetine açılmış olan İpek Yolu, binlerce yıl farklı kültür ve medeniyetlere mensup birçok insanı doğudan-batıya, kuzeyden-güneye birbiriyle buluşturmuştur. İpek Yolu zaman bağlarının bir sembolüdür. Bu dönemde meydana gelen ticari ilişkiler, daha ziyade doğu-batı eksenindeki belirli yollar ve ticaret merkezleri etrafında gelişmiştir. İpek, parfümeri, mücevherat, kürkler ve köleler İpek Yolu vasıtasıyla Çin'e, Orta Asya'ya ve oralardan da başka yerlere nakledilirdi.İpek Yolu'nun kontrolü için geçmişte pek çok mücadele yaşanmıştır. İpek Yolu üzerinde meydana gelmiş olan hâkimiyet mücadelelerinin temelini ekonomik nedenler oluşturmaktaydı. Yani her devlet kendi halkının ihtiyaçlarını serbestçe karşılayabilmek için çağın en önemli ulaşım ve ticaret yolu olan İpek Yolu'nu elinde tutmaya çalışmıştır. Bu yolun bir bölümünü kontrol altına alabilen milletler çok hızlı bir şekilde büyüyüp güçlenerek İmparatorluklar düzeyinde devletler kurabilmiştir. Söz konusu bölge üzerinde XI. yüzyıla kadar birbiriyle rekabet halinde olan başlıca altı devletten söz edilebilir. Bunlar Çinliler, Türkler, Hintliler, İranlılar, Romalılar ve Araplardır.Bozkır kavimlerinin, M.Ö. I. binyılın başlarından itibaren iklim değişikliği, sayısı artan hayvan sürüleri için yeni otlaklar arama gayreti ve çiftçilerle mal değişimi yapma¬ya yönelik göçleri nedeniyle, çevresindeki topluluklarla ilişkileri artmıştır. Araştırmacılar tarafından da kaydedildiği gibi, M.Ö. VI.-IV. yüzyıllarda Saka bozkırlarındaki nüfus artımı, göçebelerin Orta Asya vahaları ve İran ülkeleriy¬le ticari ilişkilerinin hızlanmasına olanak sağlamıştır. İskitler, Kuzey İpek Yolu üzerinde kurduğu hâkimiyet ile ekonomik yapı içerisinde yerini uzun bir süre devam ettirmiştir. Bu coğrafyada Çin, Yunan ve Avrupa bölgelerinde kurulan ticari münasebetler neticesinde hem ekonomik hem de kültürel anlamda birçok değişimin yaşandığına dair izleri görebilmek mümkündür.İpek yolu, aynı zamanda Runik yazının yayılma yoludur. Yazının yayılmasında büyük ölçüde toplumların ticari ilişkileri etkili olmuştur. Budizm'in İpek Yolu üzerinden hareketle, Orta Asya ülkelerinde ve Çin'de yayılmış olduğu aşikârdır. Tüccarlarında bunun yayılmasında etkili oldukları ve bu sayede Çin ile batı arasında bir kültür köprüsü oluşturdukları ifade olunabilir. Çinli Hacılar ise yolculuklarıyla yeni bir dünyanın kapısını aralamışlardır. Hacıların topladığı bilgiler ile tüccarların verdikleri bilgi, haber ve hikâyeler sayesinde, Batı ile ilgili bilgiler genişlemiştir. Bu sayede ilk defa Çin'in batısında yer alan önemli kültürler hakkında aracısız bilgi edinme imkânına kavuşulmuştur. İpek Yolu'nda dini ve felsefik düşüncelerin bir medeniyetten diğerine geçişine yönelik metinsel kanıtın yanısıra Doğu ve Batı arasında korunmuş sanatlı ve entelektüel iletişimlerin de izleri görülmektedir.İpek Yolu, milletlerin aralarında yaşadıkları sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel etkileşimlerin de köprü rolü üstlenmiştir. Bu sebepledir ki; söz konusu bağların ortaya çıkartılması ve kültürel aktarımda İpek Yolu'nun yerinin belirlenmesi son derece önem taşımaktadır.Anahtar Sözcükler1. Türkler2. Bozkır3. Kültür4. Ticaret5. İpek

Adnan Toprak
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
11
Master'sOpen AccessTR

Sumerlilerin dini inanç ve adetleri

Tarihi devir başlarında Mezopotamya'nın güney kısmına Sumer, kuzeykısmına da Subartu adı verilmektedir. Sumer, tarihin aydınlanmaya başladığızamanlarda insanlık tarihinde pek çok ilklere damgasını vuran Sumerlilerinyerleştikleri bölge olmuştur. İnsanlığin bilinen en eski medeniyeti olan ?SumerMedeniyetini? kuranlar ve yükseltenler de bu kavimdir.Sumerlilerin bu bölgeye nereden ve tam olarak ne zaman geldikleritespit edilememiştir. Geldikleri zamanın M.Ö. IV. binden önce olduğu kabuledilmektedir.Sumerliler büyük bir medeniyet yaratmışlar ve sahip oldukları bu büyükmedeniyetin kendilerinden sonra gelen topluluklara da ulaşmasına zeminhazırlamışlardır. Çünkü onlar geliştirmiş oldukları yazı ile ölmez birmedeniyetin temsilcileridir.Böylesine büyük ve sadece kendi coğrafyasında sınırlı kalmayıp, pekçok topluluğu da etkileyen bu önemli medeniyetin dini yaşayışları, inançsistemi, tanrıları, evren ve yaşam hakkındaki görüşleri hakkında bir araştırmayapmak amacıyla ?Sumerlilerin Dini İnanç ve Adetleri? konulu bir tezçalışması yapmaya, danışmam hocam Sayın Prof. Dr. İlhami Durmuşdanışmanlığında karar verdik. Bu konu Eskiçağ tarihinde oldukça önemli biryere sahipti ve konu ile ilgili spesifik olarak yapılmış yeterli çalışmalarbulunmadığı gibi, mevcut kaynakların da pek çoğu yabancı dillerde yazılmışve yapılmış çalışmalardı.Pek çok kültürü etkileyen ve günümüzde bile varlığını tek tanrılı dinlerinkitaplarında gösteren Sumerlilerin kültürleri ve onların dini inançlarınıaraştırmak üzere çalışmalara uzun yıllar önce, 1835'lerde başlayan bu sahaçalışmaları, ülkemizde de özellikle yüce önderimiz Atatürk'ün destek veistekleriyle başlamış ve ilerlemiştir.Sumerliler ile ilgili kaynaklar çok sayıda olmasına rağmen, dillerininyaşamıyor olması, yazılarının okunma güçlüğü ve arkeolojik kazılar sonrasıelimize geçen tabletlerdeki kırıklıklar onları anlama ve yaşamları ile ilgiliyeterince bilgi edinmemize engel olmuştur. Zaman içerisinde Sumerolojialanındaki çalışmalar ilerlemiş, bu durum onlarla ilgili bazı gerçeklerin dahada iyi anlaşılmasına neden olmuştur.Sumerlilerin dünya görüşleri hakkındaki bilgilere ulaştığımız yazılıbelgeler arasında destanlarının önemi oldukça büyüktür. Özellikle Nippur'dayapılan kazılar sonunda asıllarına ulaşmış olduğumuz destanları,Sumerlilerin Allah ve kainat inanışlarını, dini inançlarını, tabiatı görüştarzlarını, binlerce sene evvelki görüş ve düşünüşlerini, sosyal hayatlarını,hatta adli ve hukuki görüşlerini göstermesi nedeniyle oldukça önemli bir yeresahiptir.Sumerlilerin yaşantısında dinin çok önemli bir yeri vardır veyaşantılarının temeli dine dayanmaktadır. Onların dini telakkileri pek çoktoplumu da etkileyecek kadar büyük bir sistemin ürünüdür. Günlük hayatlarıibadet, ayin ve tanrılara hizmetle geçmektedir.Sumerlilerin dini, politeizm esasına dayanır. İnançlarını Naturizmdenilen dini görüşe dayandırmışlardır. İnanışlarına göre dünyada görülen,hissedilen her nesnenin bir tanrısı vardır.Sumerlilere göre mahalli tanrılar zamanla bütün memleket ve kainattanrıları şekline dönüşebilir. Dini inanışlarının önemli bir özelliği de birbirindenbağımsız gibi görünen büyüklü küçüklü, değişik fonksiyonlu ve başka başkayerlere bağlı görülen tanrıların bir sistem içerisine yerleştirilmeleri vebirleştirilmeleridir. Yani bir tanrılar topluluğunun -panteonun- yaratılmışolmasıdır. Tanrıları, yaratmış oldukları panteonda bir düzene ve sırayakoymuşlar; görevleri, fonksiyonları, temsil ettikleri yerler ve şahısları itibariylederecelendirmişlerdir.Sahip oldukları bu tanrılar sisteminin en belirgin özelliğianthropomorphism'dir. Bu, tanrıların insan biçiminde tasavvur ve tasviredilmesidir. Görünümleri insan şeklinde olan tanrıları yine insanlar gibiçocukları ve eşlerinden oluşan ailelere sahip olarak nitelendirmişlerdir.İnsanlar gibi yer içer, birbirlerine küser, evlenip, ayrılırlar. İnsan görünümündeolmaları yanında ölümsüz ve insan üstü güçlere de sahiplerdir.Yaratıcı vasıflara sahip tanrılar ile idarecilik vasfına sahip olan tanrılarıvardır. Gök ilahı An, Yer ilahı Enlil, Deniz ilahı Enki bir arada baş makamıteşkil etmektedirler. Bunlar yaratıcı vasıflara sahiplerdir. Bu tanrılar bütünhalkın saydığı, hürmet ettiği ve inandığı tanrılardır. Bunun yanında her şehrinya da sitenin kendi tanrısı olduğu gibi her ferdin de kendisine ait ferdi tanrısıbulunmaktadır. Sayıları beş bini bulduğu tahmin edilen tanrı isimlerindenbahsedilmektedir.Tanrılar tapınaklarda yaşarlar ve tapınaklar Sumer halkınınyaşantısında büyük öneme sahiptir. Bu tapınakların idari işleri ve işleyişindensorumlu olan, aynı zamanda dini hayatlarının düzenlenmesinden sorumlu dinadamları mevcuttur. Ensi denilen görevliler hem siyasi hem de dini görevleriolan idarecilerdir. Bunların yanında değişik isim ve derecedeki rahipler,rahibeler ile görevliler mevcuttur.Sumerliler, ölümden sonra bir yaşam olduğuna inanıyorlardı. Ancak budünyadaki davranışlarının bir yansıması olarak ödül ve ceza sistemine,cennet cehennem kavramına uzak durmuşlardır. Ölüleri ?geri dönüşüolmayan ülke? ye gider ve orada yaşamlarını ebedi bir karanlık içerisindedevam ettirirlerdi. Bu sebeple de ölüm onları hep korkutmuştur. Hatta ölülerinruhlarına ?etimmu? demişler ve bu ruhların onları rahatsız etmek içinyeryüzüne geri dönebildiklerini düşünmüşlerdir.Tanrıları için kurbanlar kesmişler ve bunu belirli zamanlarda veusullerle gerçekleştirmişlerdir. Büyü, fal ve kehanet, yaşamlarında önemli biryer teşkil etmiştir. Rüyalarını yorumlamışlar, onların yaşamlarına dairhaberler verdiklerine inanmışlardır. Hatta bu konu ile görevli tanrıları bilevardır.Ön Asya Medeniyeti'nin yaratıcı ve itici kudreti olan Sumerliler, sahipoldukları bu büyük değerleri kendilerinden sonra gelen toplumlara dageçirmişlerdir. Kavim ve küçük şehir devletleri olarak yaşayan Sumerlilerinsahip oldukları kuvvetli kültürün, Sumerliliğin izleri, M.Ö. takriben 1900-1800'lerde ortadan kalkmalarından sonra, bütün Mezopotamya ve Suriye-Filistin'e yayılmıştır.Bu durum sadece bu sınırlar içerisinde kalmamış, Anadolutopraklarında yaşayan kültürleri de büyük oranda etkilemiştir. Bu etkileşim,Sumerlilerin geliştirmiş oldukları yazıları ve büyük ölçüde ticari gaye ilebaşlayan münasebetleri ile olmuştur. Anadolu'ya ulaşan dini inançları ve tanrısistemleri oradan Anadolu'nun toplulukları sayesinde Yunanistan'a ulaşmışve Yunan mitolojisi ve inanç sistemi üzerinde de etkili olmuştur. Bu etkigünümüzde yaşayan tek tanrılı dinlerin kitaplarında, Tevrat, İncil ve Kur'an'dada görülmektedir.

Özden Gül Ötker
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

İskit, Hun ve Göktürklerde sosyal ve ekonomik hayat

İskitler, Çin Seddi'nden Tuna Nehri'ne kadar uzanan geniş bir bölgede, Hun veGöktürkler ise Orta Asya'da varlık göstermişlerdir. Bu bölgeler bozkırlarla kaplıdır. Bucoğrafya kısıtlı tarım imkânlarının yanında daha çok hayvan besleyiciliğineelverişlidir. Bozkır coğrafyası İskit, Hun ve Göktürklerin sosyal ve ekonomikhayatlarını büyük ölçüde etkilemiştir. Ailenin, boy ve boyların oluşumları bozkırınçetin şartlarına karşı duracak şekilde gerçekleşmiştir. Kadınlar gündelik işlerininyanında ata binmek, ok atmak gibi askerû yetenekleri de edinmişlerdir. Aynı zamandaçocuklar da küçük yaşlardan itibaren bozkır hayatına hazırlanmışlardır. Hayatlarındaat, koyun ve demir önemli bir yer tutmuştur. Atın hızı ve demirin vurucu gücü onlarabüyük olanak sağlamıştır. Ekonomilerinin temelini hayvancılık oluşturmuştur. Budurum beslenme, giyinme, barınma, yaşayış gibi sosyal hayatlarının her aşamasınayansımıştır. Yine bayram ve festivaller de mevsimlerin dönüm noktalarındagerçekleşmiştir.Ekonomilerinin temelini hayvan besleyiciliğinin oluşturması ekonomikhayatlarında en çok at ve koyun beslemelerine neden olmuş, ticari faaliyetlerinde dedaha çok hayvancılığa dayalı ürünler ihraç malları olmuştur. İthal edilen mallararasında ise daha çok bozkırın kısıtlı coğrafya ve iklim şartlarından dolayı azüretilebilen tahıl ürünleri ve giyim eşyaları yer almıştır. Az da olsa tarımsal faaliyetlerde gerçekleştirilmiştir. Önemli bir ticaret yolu olan İpek Yolu'na hâkim olunmasınınekonomilerine çok önemli bir katkısı olmuştur.

Ayhan Balaban
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Bozkır kültür çevresinde ölü gömme geleneği (Başlangıçtan Göktürk Dönemi sonuna kadar)

70 ÖZET Orta Asya'da proto-Türklere ait olduğu hemen hemen aşikar olan ilk kültür çevresi Altay-Sayan dağlarının kuzey batısında yer alan Afanesyevo kültür çevresi (m.ö.2500-1700)'dir. Bu kültür, mezarlarda bulunan at ve koyun kemikleri ile Türk sosyal hayatının ilk örneğini yansıtması bakımından önem taşımaktadır. Bu kültürün devamı olan Andronova kültürü (m. ö. 1700-1200) Altaylar'dan, Aral gölü çevresine kadar yayılmıştır. Bu dönemde tunçtan ve altından eşya yapımının geliştiği bilinmektedir. Andronova kültürünün özelliklerini yansıtan diğer bir kültür ise Karasuk kültürü (m.ö.1200-700)'dür. Minusinsk ve Abakan bölgesinden Altaylar'a uzanan bölgede Tagar kültürü (m. ö. 700-1 00) olarak bilinen buluntularda demir işçiliğinin nadir örnekleri yer almaktadır. Taştık kültürü (m.ö.ll-m.s.lV.) ise Abakan ırmağı çevresinde ortaya çıkmıştır. Söz konusu kültür çevrelerinde ölüler kurgan tipindeki mezarlara gömülmüşlerdir. Mezarlarda kurban edilmiş hayvan kalıntılarının yanı sıra çok sayıda mezar eşyalarına rastlanmıştır. Bunlardan Tagar döneminde mumyalama işleminin ilk izleri, Taştık döneminde ise gömme ile beraber yakma uygulamasının gerçekleştiği tespit edilmiştir. İskitler'in ölü gömme gelenekleri ile ilgili en detaylı bilgileri Herodotos vermektedir. İskit kralları öldüğünde mumyalanıyor ve imparatorluğun en uzak bölgesi olan Gerrhos ülkesine araba ile götürülüyordu. Burada önceden hazırlanmış olan mezara kurban edilen at ve insanlarla ayrıca da ölü hediyeleri ile defnediliyordu. Cenaze törenine katılanlar matem alameti olarak vücutlarında yaralamalar yapıyorlardı. Herhangi bir İskitlinin ölümü durumunda da benzer uygulamalar yapılıyordu. İskitlere ait arkeolojik buluntular Sibirya ve Güney Rusya Krali İskit mezarları olmak üzere iki grupta ele alınmaktadır.71 Hunlar Orta Asya halklarının bir bayrak altında toplamışlardır. Hunlar ölülerini bir çadıra yerleştirerek bekletir bu esnada ise ölüler temizlenir ve süslenirdi. Dünyadaki hayatında güç sahibi olan kişiler de mumyalanırdı. Cenaze törenleri sırasında insanlar yakınmak ve yüzlerini kesmek suretiyle matem tutarlardı. Ölü ile beraber gömülmek üzere atlar ve bazen de insanlar kurban edilir, ölü çeşitli eşyaları ve silahları ile beraber tabutlar içinde gömülürdü. Hun çağı mezarları Asya'dan Orta Avrupa'ya kadar geniş bir alana yayılmıştır. Yayılma alanı Çin'in kuzeyinden Macar ovalarına kadar uzanan bu mezarlarda ortak gömü adetleri söz konusudur. Çin kaynaklarına göre Göktürkler Hun ırkından gelmekte olup aynı gelenek ve göreneklere sahiptirler. Göktürklerin ölülerini, önceleri atı ve bütün serveti ile yaktıkları ancak sonradan yakma adeti yerine gömmeye başladıkları tespit edilmiştir. Matem ve cenaze törenleri ise ya ilkbaharda yada sonbaharda yapılmıştır. Bu dönemde yuğ adı verilen matem törenlerine yabancı devlet elçileri de katılmışlardır. Hunlar'da olduğu gibi mezarlarına kurban edilen atlar.giysileri, silahları ve getirilen armağanlar ile birlikte defnedilmişlerdir. Hükümdarlar yüksek dağ başlarına gömülerek mezarları halktan gizli tutulmuştur. Kurgan adı verilen mezar yeri kapatıldıktan sonra ölmüş şahsı temsil eden bir heykel ile öldürdüğü düşman sayısı kadar balbal adı verilen heykeller dikilmiştir. Göktürkler döneminde yeryüzü buluntuları olan yazıtlar da büyük önem taşımakta idi. Bunların en önemlisi Kül Tegin, Bilge Kağan ve Tonyukuk adına dikilen Orhun Abideleridir. Bu çağı temsil eden kurganlardan at koşumları, ok uçları, yay parçaları, maşrapalar.aynalar ve kumaşlar ele geçmiştir. Kumaşlar ve aynalar Çin kültürünün tesirlerini göstermektedir.

Bozkır kültürüBozkırlarEski Türkler+4
Kamelya Keskin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

İlkçağ'da Hatay (Başlangıçtan Bizans Dönemine kadar)

ÖZET Antakya Habib-i Neccar eteklerinde kurulmuş bir Hellenistik dönem kentidir. İstanbul surlarından sonra, ülkemizdeki en uzun surlar Antakye'da olup Hellenistik, Roma ve Bizans devirlerine aittir. Antakya, Roma Ve İskenderiye'den sonra Akdeniz dünyasının en büyük kenti olmuştur. Şehrin kurulusu hakkında Libianus ve Malalat farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Antakya'nın kozmopolitik halkı dini ve siyasi ayrımlar yüzünden çeşitli kanlı olaylara sahne olmuştur, iki büyük yangın ve altı deprem şehri sekiz defa felaketlere sürüklemiştir. Hatay'da Reyhanlı- Kumlu - Kırıkhan üçgeni tarih öncesini aydınlatan bölgelerdir. 180 höyük tepsip edilmiştir. Hatay'da ilk bilimsel arkeolojik kazılar 1932-1938 arasında Chicago Üniversitesi yapılmıştır. Amik ovası höyüklerinde İ.Ö. 8000 yıllarına ait yerleşme izleri tespit edilmiştir. Tel Atchana, Teli Tainat ve Cüdeyde paleolitik dönemin önemli kalmtılanndandrr. 1938' de Teli Dehep (Altmtepe), Teli Kurdu (Tevekkeli Höyük) da yapılan kazılarda prebistorik devirlere ait 10 evre çıkarılmıştır. 1936'da British Museum adına Sir Leonard Woolley samandağın Almine kentinde kazılar yapmıştır. 1930'larda Amerikalılarca yapılan kazılarda tabanlar mozaik döşemeli villalar bulunmuştur. Mozaikler bu alanda dünyanın ikinci müzesi sayılan Hatay Arkeoloji Müzesi ile Paris ve ABD'deki çeşidi müzelerde sergilenmektedir. 1996'da Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi ile Antakya Arkeoloji müzesi işbirliği ile Prof. Dr. Aslıhan YENER başkanlığında Teli Kurdu kazılmıştır. Kazılar devam etmektedir.

Arkeolojik kazılarEski Çağ tarihiHatay+1
Serap Yıldız
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

İskit, Hun ve Göktürk'lerde dini hayat ve birbirleriyle mukayesesi

217 ÖZET Orta Asya gibi muazzam bir coğrafyada yaşayan Türk toplulukları zamanla çeşitli dinlerin etkisi altında kalmışlardır. Türklerin etkilendikleri dinler zaman ve mekana göre birbirinden değişiklikler arz etmiştir. Türklerin ticari, siyasi yakınlaşmaları dini hayatın farklılık göstermesinin temel nedenidir. Türkler Şamanizm'i kabul etmekle beraber bu Türklerde bir din değil, sihri bir metoddur. Türklerin diğer inanç biçimlerini totemizm, toyunizm oluşturmuştur. Bunun yanı sıra Türkler bu dinlerin fazla etkisi altında kalmamışlardır. Esasen Türk Dini tek Tanrı inancına dayalı olan Gök Tanrı Dini'dir. Gök Tanrı Dini'nin esasım tek bir Tanrı anlayışı oluşturur. Türkler Tanrıyı gökte kabul ettiklerinden ona bu ismi vermişlerdir. Türklerin inanç ekseninde Gök Tann'mn yanında çeşitli kutsallar yer almaktadır. Gizli tabiat güçlerini tam anlamıyla anlamlandıramayan Türkler bunlara inanmaktan geri durmamışlardır. Tabiat kuvvetlerine olan inancın yanında atalara saygı da yer almıştır. Çünkü Türkler ölmüş atalarının ruhlarının kendilerine yardımcı olacağına inanmaktadırlar. Bundan dolayı da yılın belirli zamanlannda atalarına kurbanlar sunmayı kendilerine görev kabul etmişlerdir. Yılın belirli zamanlannda atalarına sunulan bu kurbanlar dini hayatın vazgeçilmez bir bütünüdür. Yılın belirli zamanlannda Gök Tann'ya verilen kurbanlar vardır. Eski Türkler bazı dağ, tepe vb. yerleri kutsal kabul etmişlerdir. Güneş, ay, yıldıran, yıldız, şimşek Tannlar kabul edilmiştir. Türklerde var olan öldükten sonra dirilme anlayışı onların mezar yapılarının farklı olmasına neden olmuştur. Çünkü Türkler ölüleriyle beraber kullandıklan atlarım, eşyalarım ve hatta kadınlarım da beraberlerinde gömmüşlerdir. Bunun nedeni ise öldükten sonraki diriliş anlayışıdır. Türklerde ölümden sonra yuğ aşı törenleri yapılmaktadır. Türklerde ölen kimseler için yas tutulduğunu görmekteyiz. Hatta bu yaslara diğer devletlerden de elçilerin katıldığım bilmekteyiz. Türklerde vatan toprağı kutsaldır. Buna bağlı olarak kültler oluşmuştur. İskitler ata çok iyi binen ve savaşçı bir millettir. İskitlerin kadınlan da ata binerler ve ok ile yay kullanırlar. İskitler genellikle arabalan üzerinde ve su218 kenarlarında yaşarlar. Onların yaşamları hayvanlarının otlamalarına bağlıdır. Bir yerden başka bir yere göç etmeleri hayvanlarına otlak aramak içindir. îskitlerin hayat tarza, kıyafet ve simaları, adat ve ahlakları Hunlar ve Göktürkler ile aynıdır. Yaşam biçimleri Türklerinkiyle aymdır. Bundan dolayı İskitler de menşei Türk olan bir kavimdir. Dini yaşamları içerisinde Şamanizmin etkileri görülmektedir. Büyücülere, sihirbazlara büyük kıymet vermektedirler. Hayatları boyuncu tabiatla mücadele içinde bulunmuşlardır. Tabiatta karşılaştıkları korkunç ve garip tabiat olaylarını ruhlara atfetmişlerdir. Bunlar iyi ve kötü ruhlardır. îskitlerin keyiflerine düşkündürler. İskitler keyif verici maddelere olan düşkünlüklerini dini bir hüviyete büründürmüşlerdir, îskitlerin Tanrılarına kurbanlar adadıklarım görmekteyiz. Yalnız İskitlerde farklı bir kurban kesimi görülmektedir. Kurban edilecek hayvanın ön ayaklarım bağlamak suretiyle hayvanı kurban etmişlerdir. İskitler atalarına saygı duymuşlardır. Çok Tanrılı bir anlayışa sahiptirler. İskit mezarları kurgan biçimindedir. Ölüleriyle beraber atlarım ve kıymetli eşyalarım da gömmüşlerdir. Hunlar, savaşçı özelliklere sahip bir kavimdir. Hunlann savaşçı özelliklerinden dolayı Çinliler onlara karşı koyabilmeyi Çin Seddi'ni inşa etmek suretiyle başaracaklarını düşünmüşlerdir. Hunlann bilinen ilk hükümdarı olan Teoman dağınık durumda bulunan Hun boylarını bir bayrak altında toplamıştır. Ondan sonra yerine oğlu Mete geçmiştir. Mete babasının kurduğu devleti kısa sürede imparatorluğa dönüştürmüştür. Hunlar göçebe bir topluluk olduklarından at, sığır, koyun, deve yetiştirmişlerdi*. Hayvanlarına otlak bulmak için göçebe yaşamışlardır. Hayatlarının büyük bir kısmı at üzerinde geçmiştir. Tek Tanrılı bir din olan Gök Dinine inanmaktadırlar. Bunun yanında Hunlarda; gök, güneş, ay, yer su, atalar kültü yaşamaktadır. Konar göçer bir yapıya sahip olduklarından Budizm, Hıristiyanlık gibi dinlerin etkisinde kalmışlardır. Şamanizm ve Totemizm Hunlann içinde yer almıştır. Belirli zamanlarda atalarına kurbanlar sunmuşlardır. Ölülerini kurgan denilen mezarlara gömmüşlerdir. Göktürk İmparatorluğu Aşina Türk boyu tarafından kurulmuştur. Türk adım devlet adı olarak kabul eden ilk Türk Devleti'dir. Türk adını kabul eden ikinci devlet ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir.219 Göktürklerin kökeni ile ilgili bilgileri Çin kaynaklarından öğrenmekteyiz. Göktürkler ile ilgili diğer bir. müracaat kaynağımız Orhun Kitabeleri 'dir. Göktürkler de tek Tanrı inancına dayalı olan Gök Tanrı Dini'ni benimsemişlerdir. Göktürkler dini durumlarını "üze kök tenri asra yağız yir kılundukda ekin ara kişi oglı kılınmış" sözleriyle ifade etmektedirler. Yani üstte mavi gök, altta yağız yer ve ikisinin arasında insanoğlu, Göktürkler Tek Tanrılı Gök Tanrı Dini'ne inanmalarının yanında değişik dinlerin de etkisi altında kamuslardır. Bunun en önemli nedeni ise bulundukları coğrafyaya gelip giden misyoner tüccarların faaliyetleridir. Göktürkler Budizm'den etkilenmişlerdir. Ancak Budizm Göktürklerin tamamı tarafından din olarak kabul edilmemiştir. Göktürkler kurban olarak atı ve öküzü kesmişlerdir. Öküzün kesilmesi ise Göktürklerin ongunu olmasındandır. Göktürkler ile ilgili en önemli noktayı Ergenekon Destanı oluşturmaktadır. Çünkü Ergenekon'dan çıkış Göktürkler açısından önemlidir. Göktürklerde şamanist unsurlar görülmektedir. Kam denilen kişiler Göktürklerin cenaze ve defin merasimlerini idare etmişlerdir. Göktürklerde vatana büyük önem verilmiştir. Bu yüzden vatan, kutsal yerler ve sular Göktürkler için önemlidir.

DinDin anlayışıDini hayat+7
Mehmet Mandaloğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Bozkır kültürü çevresinde askeri teşkilatlanma (Başlangıçtan Göktürk Dönemi sonuna kadar)

ÖZET Geniş bozkır coğrafyasın da yaşayanlar sosyalleşme ve devletleşme sürecinden sonra bu geniş coğrafya da orduların sevk ve idaresin de teşkilatlan ma sürecine girmiştir. Bozkır coğrafyası insanlarının askeri teşkilatları ilk bu bölge de düzenledikleri ve kurduklarını söyleyebiliriz. Bozkır coğrafyasın da mücadelenin şiddeti ve sürekliliği askeri teşkilatlanmayı mecbur kılmıştır. Bu mücadele ilk safha da ilkel metotlarla başlamış ve daha sonra tecrübelerle en iyi şekilde geliştirilmişti. Gücü ve tecrübeleri ölçüsünde yeni sistem ve mücadele teknikleri geliştirmeye başlamıştır ve kısa sürede birçok strateji ve taktik ortaya çıkarmıştır. Bu strateji ve taktikler mücadele aracı olarak kullanılarak rakip ordular imha edilmiştir. Bu arada atın hızı savaşlarda kullanılması ve asker ile beraber hızının avantajı galipleri tayin etmiştir. At bozkırlının gözünde adeta kendisi ile birlikte savaşa katılan silah arkadaşı olmuştur. Tarihte hiçbir zaman Türk milleti ile ordusu arsında fark olmamıştır. Türk milleti "ordu millet" deyimi ile anılmıştır. Bize göre Türkler ordu teşkilatını icat eden ve onu ilk kullanan millettir. Bozkırın uçsuz bucaksız arazilerini hakimiyet altına almış ve en büyük imparatorluklarını kurup yaşamasını sağlamıştır. Bozkır coğrafyasında mücadelenin esası strateji ve taktiğe dayanmaktaydı. Bozkır coğrafyasında ki bu teşkilat elbette milat' tan 146önceki binlerce yılın vermiş olduğu bilgi birikimi ve şartların ortaya çıkarmış olduğu tecrübelerin meydana getirmiş olduğu bir askeri teşkilat sistemidir. Bozkır da mücadele küçük çarpışmalar dan öte sistemli ve hazırlanmış orduların mücadelesidir. Bozkırın geniş arazilerinin üzerin de belirli hedefler seçilerek, taktik baskın ve imha hareketleri ortaya koymuşlardır. Bu seçilen taktikler Türk askeri stratejisinin bir parçası olarak düşmanın kontrol altına alınması, yıpratılması ve imha edilmesini öngörmekteydi. Askeri teşkilatlar da strateji ve taktik anlayışının ortaya konmasından sonra bozkır Türk devletlerin de çeşitli savunma ve saldırı taktikleri uygulanmıştır. Bu taktikler Bozkır (step), Turan taktiği, ırmakta geçiş anında saldırı, vur kaç (ani baskın), arkadan çevirme taktiği idi. Savunma taktikleri: Çöle çekme taktiği, sarp arazide pusu taktiği, boğazda düşmanı imha etme taktiği idi. Bozkır coğrafyasın da askeri teşkilatlanmaya ise Türk devletleri sahip olmuşlardır. Bozkır coğrafyasında bu askeri teşkilatlanmayı sağlayan bu devletler güçlü birer imparatorluklar haline dönüşmüşlerdir. Orta Asya steplerin de yeni bir çığır açan Büyük Hun İmparatorluğu, büyük bir askeri entegrasyon ile küçük kavimlerin insan güçlerini büyük bir askeri teşkilat haline getirmiştir. Bozkırdaki bu askeri teşkilatın ordusu sürekli ve daimi idi. Bu süreklilik içerisin de kavimlerin küçük askeri birlikleri büyük bir orduyu meydana getiriyorlardı. Türkler askerlik teşkilatını kuran millet olarak da askerlikle ilgili terimleri(tümen, tümen başı, çavuş gibi ) bulmuşlardır. Ayrıca askerlikle ilgili silahları icat edip geliştiren millet olmuşlardır. Bu silahları maharetle kullanmışlar ve diğer milletlere tanıtmışlardır. 147

Askeri teşkilatBozkır coğrafyasıBozkır kültürü+5
Kürşat Koçak
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Bozkır kültür çevresinde insan unsuru (Başlangıçtan Göktürk Dönemi sonuna kadar)

255 ÖZET Çin şeddinden Tuna nehrine kadar uzanan geniş bozkır arazisinde bozkır kültürü vücuda getirilmiş ve geliştirilmiştir. Doğu ve batı kollarına ayrılan bozkırda bu gelişimin ne zaman tamamlandığının tarihini tespit etmek oldukça zordur. Bozkır kültürü temsilcilerinin dünya tarihindeki en mühim rolleri egemenliğin ortaya çıkışında ve devlet oluşumuna giden yolda etkin rol oynamalıdır. Bir diğer özellikte bozkır kültür temsilcilerinin yaşam tarzında düşünce ve inanç sahasında ortaya koydukları benzerliklerdir. Kimine göre bu benzerlikler aynı coğrafyada yaşamış olmanın kaçınılmaz bir sonucudur ve aynı şartlarda yaşayan her topluluk aynı ürünleri ortaya koyar. Bu noktada insan topluluklarının tarihi geçmişi ve manevi hayatı pek hesaba katılmadığından yanlış çıkarsamalar yapılmıştır. Tüm kültür unsurları arasındaki benzerlikler maddi imkanlarla izahdan daha karmaşık ve geniş bir açılımla değerlendirilebilir. Bu nedenle bozkır kültürünün oluşumu ve gelişiminde, Türk topluluklarının tarihinin iyice anlaşılabilmesi ve öneminin kavranması gerekmektedir. Bozkır insanı yaşadığı coğrafyanın, sert ve haşin tabiat şartlarının etkilerini üzerinde taşımış ve güçlü olmayı öğrenmiştir, iktisadi manada göçebe hayvan yetiştiriciliği temeline dayanan bozkır kültüründe iktisadi tercihler, toplulukların kimliklerinin oluşumunda ve ortaya konulan ürünlerde de söz sahibi olmuştur. Bu bağlamda bozkır kültürünün iktisadi temelinde at yetiştiriciliği yatmakta bunu koyun ve sığır yetiştiriciliği takip etmektedir. Bozkır insanı beslenme karakterleri ve giyim tarzları konusunda da kendine özgü bir düşüncenin tezahürlerini ortaya koymuş ve faydacılık- prensibi üzerine hareket etmiştir. Bozkır insanının ruh dünyasının şekillenmesinde en önemli maddi unsurlar at ve demirdir. Bozkır insanı atını sadece iktisadi bir araç olarak görmemiş inanç dünyalarında ve ruh hallerinde ona nazım bir mevki vermiştir. Sahip olduğu demir madeni sayesinde askeri başarılar kazanmış ve kişiliğindeki savaşçı kimliğin oluşumuna katkıda bulunmuştur.256 Bozkır toplulukları sağlıklı bir cemiyet hayatı sürdürmüş, bir arada yaşamanın ve hayatın getirdiği anlaşmazlıkları çözmek için hukuk kuralları oluşturmuş, tehlikelere karşı koyabilmek ve ortak amaçlar için hareket edebilmek için teşkilatlanabilme becerisini ortaya koymuştur. Bir otorite etrafında toparlanma ve emirlere itaat etme inancı sayesinde büyük başarılara imza atmış ve bir biri ardına vücuda gelen büyük cihan devletlerinin kurucuları olmuşlardır. Bozkır insanı dini hayatıyla sosyal ve siyasi yaşantısı arasında sağlıklı ve faydalı bir bağ kurmayı başarmıştır. Yaşadığı coğrafya ve tabiatın ağır şartları altında manevi açıdan kendini korumak ve anlam veremediği şeyleri kendince yorumlamak konusunda son derece başarılıdır. Büyü ve sihir anlayışının yanında, manevi güçlerle irtibat ve iletişim konusunda bugün şamanizm dediğimiz bir inancın yaratıcısıdır. Gök-Tanrı inancının gelişimini tamamlamasıyla bozkır insanı, ilahi görevlendirme ve Tanrı desteği anlayışıyla büyük başarılara giden yoldaki manevi destekleyicileride yanına almış bulunmaktadır. Tabiat kuvvetlerine inanma, çevresinde gördüğü cansız her nesnenin bir ruhu olduğu ve bunların desteğini alma düşüncesi bozkır insanının kainat kuvvetleriyle ahenk içinde yaşama isteğinin bir sonucudur. Atalar kültü inancı ve erken dönemlerde daha güçlü hissedilen totemistik inanç unsurları da bu anlayışın bir tezahürü gibi gözükmektedir. Bozkır insanı hayatı ve kainatı farklı algılamış ve yorumlamıştır. Sahip oludu sürat sayesinde ulaşılamaz ve gidilemez anlayışını terketmiştir. Bu anlayışın sonuçları; kendini ilahi kudretlere yakın hissetme ve dünyayı dar gören bir zihniyete sahip olmak olarak açıklanabilir. Bozkır insanı dünya devleti düşüncesinin ve bu düşüncenin oluşturduğu felsefenin de yaratıcısı olmuştur. Bunun yanında insani değerlerin ve karakter özelliklerinin oluşması da bu tarihsel süreç içerisinde sosyolojik bir değer kazanmış ve ruh hallerinin oluşum süreci tamamlanmıştır. Bu ruhi vasıflar disiplin ve nizam severlik, verilen görevi ifa etme düşüncesi, sözünde durmak, kurnazlık, cesaret, dayanıklılık, hükmetme, şeklinde özetlenebilir.

Bozkır kültürüBozkırlarEski Türkler+5
İbrahim Onay
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Roma askeri teşkilatı (İmparatorluk dönemine kadar)

ÖZET Eski Romalılar asker bir milletti. Romalı vatandaşta milli his, kahramanlık, çalışkanlık ve disiplin gibi faziletler mevcuttu. Bunlar, aynı zamanda bir askerde bulunması gereken özelliklerdi. Dolayısı ile, askerlik hizmeti konusunda Roma'da bir sıkıntı yaşanmamıştır. Askerlik müessesesi, kusursuz işleyen bir sistem üzerine oturtulmuştu. En ince ayrıntısına kadar her husus düşünülmüş ve ona göre tedbirler alınmıştır. Hatta, daha bağlayıcı olmak üzere bu konuda Senatus tarafından kanunlar çıkarılmıştır. Roma siyasetinin en önemli icra unsuru olan ordu, her bakımdan kendini sürekli olarak yenilemiştir. Ordunun modernizasyonu ile ilgili olarak geniş çaplı reformların yapıldığı dönemler mevcuttur. Bu, daha krallık döneminde başlamış, erken cumhuriyet ve geç cumhuriyet dönemlerinde artarak devam etmiştir. Geç cumhuriyet dönemi, Roma askeri teşkilatının bütün kurum ve kuruluşları ile gücünün zirvesine ulaştığı bir zaman dilimini teşkil etmiştir. Romalı yeniliğe açıktı. Düşmanında bile görse, ve bunun kendisinde olmayışının bir eksiklik olduğunu hissettiği her hangi bir unsuru hemen kendine adapte ederdi. Bu, bir silah, zırh, savaş taktiği veya askeri birlik nizamı konusunda olabilirdi. Zaten bu zihniyet Roma ordusunun kendini devamlı olarak yenilemesinde baş faktör olmuştur. Roma ordusunun kullandığı silahlar, çağdaş diğer milletlerin silahlarından çok üstündü. Ayrıca, savaş araç gereçlerinin kullanımında olan en yüksek randımanı almak üzere askerlere kamplarda talim yaptırılırdı. Acemi bir asker, bu tür kamplarda aldığı eğitim sayesinde usta bir silahşor olup çıkıyordu. Roma ordusunun karakteristik özelliklerinden birisi askeri kamplardı. Bu kamplar, bir şehrin küçük bir kopyası gibiydi. Tapınağı, mahkemesi, Pazaryeri, hastanesi, tamirci dükkanları ile kendine yeter bir yapıdaydı. Kamp içindeki çadırlar, barakalar veya taş yapılar muntazam aralıklarla sıralanmıştı211 ve bunlar cadde ve sokaklarla birbirinden ayrılmıştı. Kampta bir askerin hayati ihtiyaçlarını karşılayabileceği her şey mevcuttu. Talim saatleri, yemek ve uyku zamanları belliydi. Kamp, içinde güvenliği sağlamak üzere devriyeler sürekli olarak dolaşırlardı. Katı disiplin anlayışı ve uygulanan sert cezalar, aynı zamanda ordu içindeki hiyerarşiyi üst seviyelere çıkaran faktörler olmuştur. Roma ordusunda görev yapan bir asker kusursuz olmalıydı, yapabileceğinin en iyisini yapmak mecburiyetindeydi. Hataya müsamaha gösterilmezdi. Görevi ihmal, yalancılık, firar etmek, korkaklık ve disiplinsiz her hangi bir davranış asla cezasız kalmazdı. Falakaya yatırma, kamp dışında nöbet tutma cezası, rütbe sökülmesi, günlük yiyecek istihkakının azaltılması, maaş kesme gibi ceza metodları uygulanırdı. Bunlara, idam cezasını da eklemek gerekir. Bunun yanında askerler, gösterdikleri kahramanlık ve yaptıkları hizmetin değeri ölçüsünde bir takım ödüllerle onore edilirdi. Bu husus, askerin moral motivasyonunu yükseltir ve görev tapması şevkini arttırırdı. Roma ordusu, tabir yerinde ise karada bileği kolay kolay bükülemeyecek bir seviyeye gelmişti. Buna mukabil, denizde o kadar güçlü değildi. M.Ö. III. asra kadar bir donanmaya sahip olmadığını antik kaynaklar yazmıştır. Ne zaman ki, Kartacalılarla adeta bir ölüm kalım savaşına girilmiştir. İşte o zaman Roma, denizlerde de hakim unsur olması gerektiğinin farkına varmıştır. Bundan sonra kısa zamanda bir donanma inşaa etmiş ve mücadelesini denizde de sürdürmüştür. Tarihte, denizci bir kavim olarak ün salmış olan Kartacalıları, kendi savaş alanlarında yani denizde mağlup ederek, Akdeniz'in hakimi haline gelmiştir. Genel olarak "bütün bir Roma tarihine savaşlar yön vermiştir" dense, bu mübalağalı bir ifade olmaz. Çünkü, Roma tarihi savaşlarla yoğrulmuştur. Ordu, Roma siyasetinin icra organı idi. Bu sebeple, Roma askeri teşkilatı, Roma'nın kaderini belirleyici en önemli faktörlerden birisi olmuştur.

Askeri teşkilatAskeri yapıAskerlik+1
Mehmet Fatih Çulcuoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
DoctorateOpen AccessTR

Anadolu'da Kimmerler-İskitler ve orta Anadolu'daki izleri

Coğrafi konumu gereğince üç kıtanın geçiş noktasında olan Anadolu asırlar boyunca kavimlerin göç hareketlerinde adeta bir köprü vazifesi üstlenmiştir. Orta Asya?dan Anadolu?ya çeşitli sebeplerle M.Ö. ve M.S. olmak üzere farklı zamanlarda kavimler göçü hareketi yaşanmıştır. Göç eden atlı göçebe bozkır kavimlerinden Kimmerler önce Karadeniz?in kuzeyi ve Rusya?nın güney bozkırlarına gelerek yerleşmişlerdir. Kimmerlerin bir bölümü İskitlerin baskısı nedeniyle Kafkaslar üzerinden Doğu Anadolu topraklarına girerlerken, diğer bölümü de batıya göç ederek boğazlar üzerinden Anadolu?ya girmişlerdir. M. Ö. VIII. yüzyılın sonlarından itibaren yüzyıl boyunca Urartulular, Frigler, Lidyalılar, İyon şehirleri ve Geç Hitit şehir devletleri başta olmak üzere Anadolu?da yaşayan devletlerin ve komşu kavimlerin Asur, Med-Pers gibi tarihlerinde etkin rol oynamışlardır. Kimmerleri takip ederek Anadolu?ya giren İskitler de Aynı şekilde Anadolu?da etkin olmuşlardır. Tezimizin asıl konusunu Anadolu?da Kimmer ve İskitler?in izleri oluşturmaktadır. Çalışmamızda özellikle bu kavimlerin Orta Anadolu?daki Sivas, Tokat, Yozgat, Çorum, Kayseri, Ankara, Eskişehir, Kırşehir, Niğde, Nevşehir, Konya şehirlerindeki izlerine odaklanılmış, bu coğrafyada yer alıp çalışma konusu kavimlere ait olabilecek arkeolojik malzeme çağdaş arkeolojik veriler ışığında değerlendirilmeye çalışılımıştır. Bu bağlamda adı geçen illerdeki müzelerde yer alan eserler incelenmiş ve Kimmer-İskit kavimlerine ait olabilecek veriler fotoğraflanarak tanıtılmıştır. Anahtar kelimeler: Anadolu, Kimmerler, İskitleri, Kültür.

Hacı Çoban
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
10

Other supervisors