Theses supervised by Prof. Dr. Şahmurat Arık

26 theses · Kırşehir Ahi Evran University, Kastamonu University, Kütahya Dumlupınar University

DoctorateOpen AccessTR

Oğuz Özdeş'in eserleri ve sanatı

Oğuz Özdeş'in Eserleri ve Sanatı başlıklı bu çalışmada yazarın diğer edebî türlerde vermiş olduğu ürünlerle birlikte özellikle romanları üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda ilk olarak sanatçının yaşadığı dönem ve bu dönemdeki edebiyat hareketleri özellikle de süreli yayınlardaki faaliyetleri incelenmiştir. Sanatkâr, süreli yayın hayatında toplamda 16 dergi ve 5 gazete olmak üzere 21 farklı süreli yayında yazarlık yapmış ve çeşitli idari görevler üstlenmiştir. Bu çerçevede edebiyat ile sinema dalındaki dönemin tanınmış isimleriyle mülakatlar yapmıştır. İlk edebî ürünlerini bu süreli yayınlar vasıtasıyla veren sanatçı, özellikle tefrika romancılığı noktasında dergi ve gazetelerde 30'un üzerinde roman yayımlamıştır. Yazar, bu hikâye ve romanların büyük bir kısmını daha sonra kitap olarak bastırır. Çalışmada, Oğuz Özdeş'in gazete sayfalarında kalan tefrika romanları, kitap olarak bastırdığı popüler tarihî romanlar ile aşk ve macera konulu popüler romanlarının tamamı tahlil edilmiştir. Roman tahlilleri yapılırken romanın materyal unsurlarından olan olay örgüsü, kişi kadrosu, zaman, mekân, anlatıcı, bakış açısı, dil ve üslup ele alınmıştır. Romanın teknik unsurlarından ise tema, tasvir, mektup, montaj, özetleme, geriye dönüş tekniği, leitmotive, otobiyografik anlatım, diyalog, iç diyalog, monolog, iç monolog ve iç çözümleme gibi unsurlar incelenmiştir. Bu bağlamda sanatçının romancılığı ve romancılığının dönemleri tespit edilmiştir. Yazar, ilk romanını popüler aşk romanı tarzında ve 1939 yılında, son romanını ise 1977 yılında tarihî roman tarzında kaleme almıştır. Bu süre içerisinde 14 adet tarihî romanı, toplamda farklı isimlerle tefrika veya kitap olarak yayımlanmış 42 adet aşk ve macera konulu romana imza atmıştır. Ancak bu aşk ve macera romanları, tek tek incelendiğinde bazı romanların isimlerinin farklı olmasına rağmen içeriklerinin aynı olduğu görülmüştür. Özetle Özdeş'in kitap olarak basılmış ve içerik bakımından birbirinden farklı olan 25 adet aşk ve macera konulu romanı vardır. Bunlara ek olarak kitap olarak basılmamış gazete sayfalarında tefrika olarak kalmış 5 adet tefrika romanı, 1 adet de resimli romanı mevcuttur. Hikâye türünde ise gazete sayfalarında kalan onlarca hikâye yazmış, bunların dışında 1 adet de hikâye kitabı basmıştır. Hikâyelerinde aşk konusu işlenmiş fakat tarih konusuna hiç girilmemiştir. Anahtar Kelimeler: Aşk romanı, Oğuz Özdeş, popüler roman, tarihî roman, tefrika roman.

Edebi eserlerRomanTürk edebiyatı+2
Adem Arslan
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Orhan Pamuk'un romanlarında sosyal meseleler

İlk olarak 1974 yılında yazmaya başlayan Orhan Pamuk, Türk edebiyatının son dönemde en çok okunan yazarlarından birisi haline gelir. 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Orhan Pamuk, bu ödül ile dünya çapında bir üne kavuşur. Orhan Pamuk'un romanları toplumsal olaylardan beslenmektedir. Edebiyat sosyolojisi, edebi ürünlerin içinden çıktıkları toplum ile olan ilişkileri ortaya çıkarılması ve edebi eserin anlaşılması noktasında fayda sağlamaktadır. Bir bilim dalı olan sosyoloji disiplini ile bir sanat dalı olan edebiyatın birbirine yaklaştırılması hem araştırmacılar açısından hem de okurlar açısından sıkça tercih edilmektedir. Bu çalışmamızda amacımız, Orhan Pamuk'un romanlarında yer alan sosyal-toplumsal meseleleri edebiyat sosyolojisi bağlamında incelemektir. Bu inceleme yapılırken edebiyat sosyolojisi açısından değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmamız üç ana başlıktan oluşmaktadır. İlk bölüm olan "Giriş" bölümünde "Edebiyat ve Sosyoloji İlişkisi" başlığı altında edebiyat sosyolojisi hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde "Orhan Pamuk ve Romanları" başlığı altında Orhan Pamuk hakkında bilgi ve Orhan Pamuk'un romanlarının tanıtımı ve özeti verilmiştir. Üçüncü bölümde ise "Orhan Pamuk'un Romanlarında Sosyal Meseleler" başlığı adı altında çalışmamızın esasen hedeflediği sosyal meseleler üzerinde durulmuştur. Bu sosyal meseleler; "Kuşatıcı- Çatı Mesele: Doğu-Batı Çatışması", "Aile", "Ekonomik Faaliyetlerle İlgili Sosyal Meseleler", "Siyasi ve Bürokratik Temelli Sosyal Meseleler", "Din Temelli Sosyal Meseleler" ve "Eğitim Temelli Sosyal Meseleler" başlıkları altında toplanmıştır. Sonuç kısmında ise yapılan araştırmalar neticesinde elde edilen bilgilerin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır.

Edebiyat sosyolojisiPamuk, OrhanRoman+4
Özgür Arslangörür
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nazan Bekiroğlu'nun romanlarında yapı ve tema

Son dönem Türk edebiyatının öne çıkan yazarlarından biri olan Nazan Bekiroğlu, Dolunay'la başlayan yazı serüvenine Türk Edebiyatı, Milli Kültür, Kayıtlar, Yedi İklim ve Dergâh gibi dergilerde çıkan deneme ve hikâyelerle devam etmiştir. Gelenekten beslendiğini söyleyebileceğimiz bu yazılarıyla ciddi bir okur kitlesine ulaşmayı başaran Nazan Bekiroğlu, "Nun Masalları" ismiyle hikâyelerden oluşan ilk kitabını yayımlar. Bu hikâye kitabının ardından "Mor Mürekkep" adıyla denemelerini kitaplaştıran Nazan Bekiroğlu'nun ilk romanı, geleneğin modern bir tarzda yeniden inşa edildiği "Yûsuf ile Züleyha" olur. Yûsuf ile Züleyha'dan sonra dört roman daha kaleme almış olan Bekiroğlu'nun bugün toplam beş romanı bulunmaktadır. Çalışmamız, eserleriyle edebiyat tarihimiz içerisinde gelenekten geleceğe bir köprü kurmayı başaran Nazan Bekiroğlu'nun romanlarının yapı ve tema bakımından incelenmesinden oluşmaktadır. Eserlerinde genel olarak insan hakikati üzerinde duran yazar, bu hakikati yaratılış, aşk, hicran, hasret yaşam, ölüm, ihtiras gibi daha çok metafizik arka planı olan temalar çerçevesinde ele alır. Bekiroğlu'nun son dönemin takip edilen isimlerinden biri olmasında eserlerinin muhtevası kadar üslubunun da önemli bir etkisi vardır. Yazarın yazın hayatında ciddi bir yer işgal eden romanlarının yapı ve tema bakımından incelemesinden oluşan çalışmamız iki bölümden meydana gelmektedir. Çalışmanın birinci bölümü "Nazan Bekiroğlu'nun Hayatı, Edebî Kişiliği ve Eserleri", ikinci bölümü ise "Nazan Bekiroğlu'nun Romanlarında Yapı ve Tema" başlıklarını taşımaktadır. Bu iki bölümün ardından "sonuç" ve "kaynaklar" bölümlerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Modern Türk Edebiyatı, Nazan Bekiroğlu, Roman, Tema, Yapı.

Bekiroğlu, NazanRomanRoman+3
Meryem Doğan
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Posthümanizm bağlamında Türk Edebiyatı'nda bilimkurgu romanı

Kadim bir ilişki olarak görülebilecek insan ile teknoloji arasındaki münasebet, insanoğlunun yaşantısını kolaylaştırma ve konfor sürecinin en başat yönlerinden birini oluşturmaktadır. İnsanın kendi türünün devamını sağlaması ve arzu ettiği yaşam biçimini oluşturması için sıklıkla teknolojiye başvurduğu görülmektedir. Sanayi Devrimi ile farklı bir boyut kazanan insan-teknoloji ilişkisi özellikle XXI. yüzyılda yaşanan teknolojik atılımlarla beraber, geleceği tahmin edilemeyen bir yönde gelişme kaydetmektedir. İnsanın kendini merkeze konumlandırdığı ve kendi ideal insanı dışında her şeyi ötekileştirdiği bir düzen, XXI. yüzyılın en çok tartışılan meselelerinden biri hâlini almaktadır. Özellikle teknoloji vasıtasıyla artan ötekileştirme ve merkezdeki insan kavramının çok fazla güçlenmesi, peşi sıra birçok sorunu da gündeme getirmiştir. İlk kez 1977 yılında Ihab Hassan tarafından kullanılan posthümanizm, bu sorunları gündemine alarak hümanizmin çağdaş hâli olan Batı liberal hümanizmini eleştirmektedir. İnsanın merkezdeki konumunu sorunsallaştıran ve bu konumu terk etmesi gerektiğini savunan bu kuram, birçok farklı disiplinden ve yaklaşımdan beslenmektedir. Bu yönüyle bir çatı felsefe olarak değerlendirilebilecek posthümanizm; postfeminizmden, postkolonyalizmden, eko-eleştiriden, biyopolitika ve biyoiktidar yaklaşımlarından hareketle yeni bir insan kavramına tüm dünyanın ihtiyaç duyduğunu vurgulamaktadır. Posthümanizmin teknoloji ile olan ilişkisi, son dönem dünya edebiyatında olduğu gibi Türk edebiyatı sahasında da özellikle bilimkurgu türü eserlerde kendine yer bulmuştur. Gelişen teknoloji ile zenginleşen ve eser sayısı bakımından artış gösteren bilimkurgu türü, araştırmacılar için posthümanizmin savlarının işlenebileceği önemli bir alana dönüşmüştür. Türk edebiyatında daha önce posthümanizm kuramına dair bir çalışma yapılmamış olması, bu incelemenin temel motivasyonları arasında yer alır. Çalışma toplamda üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde posthümanizm kuramı, tarihi süreç içerisinde açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde bilimkurgu türü ele alınmış ve tarihi gelişiminin yanı sıra türe ait özelliklerden ve alt türlerinden bahsedilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise Türk edebiyatında son dönemde kaleme alınmış bilimkurgu eserler irdelenerek posthümanizmin izi sürülmüştür.

Özgür Arslangörür
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

1980 sonrası distopya romanlarının kültürel materyalizm kuramına göre incelenmesi

Muhalif görüşlerin edebi eserlerde yansımalarına odaklanan kültürel materyalizm kuramı, siyasi bir okuma şeklidir. Bu okuma şekli ile edebî eserlere yaklaşan kültürel materyalizm, birçok kuramı içinde barındıran şemsiye bir yapıya sahiptir. Bu amaçla bu tür okumalarda birçok disiplinden yararlanılır. Kültürel materyalizm; Marksist edebiyat kuramı, psikanalizim, feminizm, yeni tarihselcilik, postkolonyalizm ve postmodernizm gibi alt kuramları kullanmaktadır. Kültürel materyalizm terimi 1960 sonrasında Amerikalı yazarlar tarafından literatüre kazandırılmış, 1980'lerde ise kuramın çerçevesi çizilmiştir. Ütopya ve distopya türündeki eserler, Batı ve Doğu edebiyatında farklı bir tarihî seyir izler. Bu tarihî seyir içinde distopik eserler, muhalif okumalar için son derece önemli bir kaynaktır. Bununla birlikte distopik romanlar, kültürel materyalizm okumalarında önemli bir veri kaynağı oluşturur. Bu amaçla belirlenen 31 distopik roman, kültürel materyalizm kuramıyla incelenecektir. 1980 sonrası Türk edebiyatında büyük bir ivme kazanan distopik romanlar, kültürel materyalizm kuramıyla yorumlandığında özellikle bu türün tarihî gelişimine ışık tutacaktır. Bu çalışma, üç bölüm ve bir sonuç bölümünden meydana gelmektedir. Giriş bölümü olan "Birinci Bölümde" çalışmanın amacı, yöntemi ve sınırlıkları açıklandıktan sonra kültürel materyalizm ve ona bağlı kuramlar tanıtılacaktır. "İkinci Bölümde" ütopya ve distopya türünden bahsedilerek Türk ve dünya edebiyatındaki yansımalarına bakılacaktır. Yine bu bölümde özellikle distopya türü ve temaları üzerinde durulacaktır. "Üçüncü Bölümde" ise belirlenen özellikler çerçevesinde 1980 sonrası distopik romanlar, kültürel materyalizm kuramı çerçevesinde ele alınacaktır. Sonuç bölümünde ise distopik eserlerde tespit edilen kültür, sanat, ekonomi, siyasi ve sosyal olaylar, ideolojiler, edebî yönelimler kültürel materyalizm kuramı çerçevesinde değerlendirilecektir.

Şenol Danışman
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Gelibolu romanında oryantalist söylem

Tarih boyunca Doğu toplumlarıyla Batı toplumları her alanda iletişim halinde olmuşlardır. Günümüzde oryantalistler oryantalizm denilen Uzak Doğu ve Yakın Doğu toplumlarını kültür ve yaşayışlarını inceleyerek kendi perspektiflerinden bizlere daha doğrusu dünyaya 'Doğu' ve ''Doğulud' tanımı oluşturmuşlardır. Oryantalizm aynı zamanda şarkiyat ve şarkiyatçılık kavramları ile bağdaşıp Doğu toplumlarını inceleyen Batılıların yaptıkları akademik çalışmaların sonucudur. Tarih boyunca Doğu ve Batı süregelen savaşlarla dinî, tarihi ve kültürel alanlarda hep karşı karşıya gelen taraf olmuşlardır. Özellikle Batılı gezginler ve aydınlar Doğu toplumlarını hep eleştirmiş, hep aşağılayıcı bir şekilde anlatmış kendilerini yani batıyı hep modern ilme ışık tutan ve medeni olarak göstermiştir. Doğu ile Batı arasında tarih boyunca yaşanan mücadele ve çekişmeler, özellikle Batılı toplumların kendi üniversitelerinde Doğulu toplumlara yönelik 'Arap kültürü ve Doğu bilimi' gibi alanlar açılmasına, bu yolla Doğu toplumları hakkında genel bilgi edinilerek oryantalist yaklaşımlara dayanak oluşturulmasına sebep olmaktadır. Oryantalistler, diğer güzel sanat dallarında olduğu gibi edebiyat alınında da Doğu toplum ve kültürüne genel olarak ön yargılı yaklaşıp onları 'yobaz, kültürsüz, kaba, medeniyet görmemiş ve ilkel' gibi kavramlarla ifade etmiş, Doğu milletlerini hep geri kalmış barbar topluluklar olarak anlatmışlardır. Tarihe baktığımızda medeniyetin doğduğu yer esasında Doğu'nun ta kendisidir. Doğu'da birçok ülkede yaşayan Müslüman âlimler ve bilim adamları yaptıkları önemli buluşlarla dünya tarihinde birçok buluşun ve yeniliğin önünü açmış, terakkide Batı'ya adeta ön ayak olmuştur. 16. ve 17. yüzyıla kadar Ortaçağ Avrupası ve Batı dünyası kilisenin etkisinde ve taht kavgalarıyla adeta yoksulluk içinde yaşarken Doğu medeniyetleri ise, insanlık adına önemli işler yapmış, yeni ticaret merkezleri oluşturarak dünyada söz sahibi olmuştur. Batı, özellikle Yeni Çağ yani Aydınlanma Çağı'ndan sonra yaşanan olaylar sonrası bilimde ilerlemiş, günümüze kadar dünyada birçok alanda söz sahibi olmuştur. Doğu'nun yeniliklere öncülük ettiği konusunda hemfikir olmayan Batı, Doğu toplumlarına ve kültürlerine karşı bu oryantalist yaklaşımıyla tüm dünyada Doğu'ya karşı geri kalmış ülkeler algısının oluşmasına zemin hazırlamıştır. Batı toplumlarının bilinçli olarak sergilediği bu tavır, kendi üstünlüğünün tanınmasına imkan hazırladığını söyleyebiliriz. Oryantalist yani şarkiyatçı yaklaşım tiyatro, edebiyat ve sinema alanlarında olduğu gibi romanlarda da sıkça görülür. Diğer alanlarda olduğu gibi romanlarda da Batılı yazar ve düşünürlerin Doğu toplumlarına karşı oryantalist yorumları dikkat çeker. Bu yorumlar, çoğu zaman özneldir. Romanlarda Tanzimat döneminden itibaren Batı ile Doğu arasında kalmış Osmanlı aydınları çokça görülür. Günümüz yazarlarının da bu konuda eserleri bulunmaktadır. Batılı yazarlar, Doğu'ya karşı oryantalist yaklaşımları ve 'Doğu' algısını kendileri belirlemişlerdir. Edward W. Said, şarkiyatçılık hakkında sunduğu tespitlerle bu konuyu gözler önüne sermiş özellikle tarafsız bir yaklaşımla Batılıların oryantalist yaklaşımlarını eleştirmesi büyük ses getirmiş ve dünya çapında ilgi görmüştür. Esasında oryantalizmin ve oryantalist söylemlerin araştırılmasındaki bu tezin amacı, Batılı yazar ve düşünürlerin yanı sıra Türk romanlarında da geçmişten beri Batı yanlısı oryantalist söylemlerin, İslamiyet'i merkeze alarak Doğu'da yaşayan toplum ve kültürleri hedef almış olması, Müslümanlar ve Doğu toplumları üzerinde yapılan bilinçli algı operasyonları ve oryantalist söylemlerin tespit edilmesidir. Çalışma altı ana bölüme ayrılmış olup I. bölümüde Oryantalizm kavramı; II. bölümde Oryantalizm kavramının başlangıç ve gelişimi; III. bölümde Oryantalizmin sebepleri ve araçları; IV. bölümde Oryantalizm ve İslamiyet ile ilgili çalışmalar; V. bölümde Oryantalizmin etkili olduğu edebiyat sahası ele alınmıştır. Çalışmanın ana bölümü olan VI. bölümde ise Gelibolu Romanında Oryantalist söylem; VII. Bölümde Sonuç; VIII. bölümde Kaynaklar üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimesi: Oryantalizm,Yerli Oryantalizm, Edward W. Said. 2017, 128 Sayfa Bilim Kodu:

OryantalizmRomanSaid, Edward+3
Adeb Abdulwahab Mohammed Al-tamımı
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Doğallığın zirvesinde yazar ve şair: İbrahim Tenekeci

Şair, diğer insanların sıradan gördükleri birçok durumu kendi fikrî ve hissî duygularıyla farklı yorumlayan, adeta süzgeçten geçiren, kendi bakış açısıyla sunan kişidir. Şiir ise, şuurunda olma eylemidir, idrak gerektirir. Ben şiir yazmıyorum, dünyayı bir kenara yazıyorum, diyen bir şairdir İbrahim Tenekeci. Şiirlerinde dikkati çeken, kelimenin anlamından çok cümledeki yeridir. "Kendi adıma, ritmi daima canlı tutmak için, iki ve üç hecelik kelimeleri tercih ediyorum." Bu sözünden de anlaşılıyor ki şair sözü yormadan olanı olduğu gibi vermeye çalışmıştır. İbrahim Tenekeci'yi özgün kılan da budur. Şair kimliği ile bakıldığında şiirlerinde, bireyin dünya ile anlaşmazlığını gözler önüne sermektedir. Özellikle dünyayla olan münasebetindeki farklılıklara ve tezatlara değinmeden geçemeyiz. Dünyayı hiç sevmediğini ve değer verilecek bir yer olmadığını açık bir ifade ile okuyucuya yansıtmıştır.Eleştiriye açık konularda, toplumun düzensizliği karşısındaki yazdığı yazılarında vs. tavrını hep ince bir ironi ile ortaya koymuştur. Bu ironi onun bazen kendini ifade edişi bazen de olaylara karşı sitemidir. Sadelik, yalınlık olanı olduğu gibi yazma çabası onun dili kullanımındaki titizliğini ortaya koymaktadır. Her okur, onun yazılarında bugün farkına varmadan yitirdiğimiz "sürekli kayıp"larımız diyebileceğimiz birçok değeri hatırlar. "İnsanız ve evvela insanları yazıyoruz" diyen bir yazardır İbrahim Tenekeci. Şairliğinin yanında usta bir deneme yazarıdır. Şair olan yazar olamaz kanısını yıkmıştır. Şiirde olduğu kadar deneme yazılarında, gezi yazılarında da bugün kayda değer yazılar kaleme almıştır. Hatta unutulmaya yüz tutmuş birçok "değeri" sözü yormadan hatırlatır ve yazarlığında kendisine bunu bir görev bilir. Onun meselesinin arkasında, yazılmış olmak için şiirler/yazılar kaleme almak değil, kendi deyimi ile aziz hatıralar bırakmak vardır.Bu yüzden onun yazıları tutunulacak bir dal olarak değil dikilecek bir fidan olarak gün geçtikçe edebiyatımıza kök salmaktadır.

Tenekeci, İbrahimTürk edebiyatıYazarlar+2
Ebubekir Yiğit
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Bireyselliğin sunumu olarak otobiyografi

Otobiyografi, yaşanmış bir hayatın zaman içindeki bütünlüğünü yeniden kurma görevi üstlenmiştir. Yaşanmış bir hayatın yeniden yorumlanması ve düzenlenmesi aynı zamanda otobiyografiyi benliğin araştırıldığı bir tür hâline getirmiştir. Otobiyografilerin, kişinin geçmişten bugüne nasıl biri olduğunu gösteren dönüşüm anlatıları olması, onun benlikle ilişkili olan bu yönüne ışık tutmaktadır. Yine otobiyografinin geçmişe dönük bir anlatı türü olması, temelinde bir hatırlama eyleminin yer aldığını gösterir. Otobiyografik anlatılarda hatırlama eylemiyle birlikte, deneyimlenmiş bir yaşam bilinçli bir şekilde sunulur. Böylece geçmişini hatırlayan kişi, kaybolup giden zamanı otobiyografi yoluyla kayıt altında tutmuş olur. Otobiyografinin teorisine yönelik yapılan bu çalışma Batı ve Türk edebiyatı olmak üzere iki koldan yürütülmüştür. Çalışmanın birinci bölümünde otobiyografinin felsefi, tarihî gelişimi; ikinci bölümünde otobiyografinin Batı dünyasında sahip olduğu içerikler ve bu içeriklere bağlı olarak yapılan eleştiriler; üçüncü bölümünde ise otobiyografinin Türk edebiyatındaki yeri ve gelişimi incelenmiştir.

KendilikOtobiyografiOtobiyografik anı aktarımı+2
Saniye Köker
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Murat Gülsoy'un "Tanrı Beni Görüyor mu?" adlı eserinin postmodernizm ve deneysel edebiyat bağlamında incelenmesi

Edebiyat yazılı kültürle değil sözlü kültür ile başlamıştır ve binlerce yıllık serüveninin ardından bu günlere gelmiştir. İlk ortaya çıktığı yüzyıllardan, bugünkü e-metinlere kadar edebiyatın amacı her zaman bir hikâye anlatmaktır. Bunun yanı sıra her zaman ana amaçlarından birisi estetik haz olmuştur. Yalnızca estetik haz sağlamak amacıyla kullanılmayan edebiyat, bazı dönem ve kültürlerde bir araç olarak da kullanılmıştır. Homeros'tan günümüze metinler belli değişimlere uğramışlardır. Realizm, natüralizm, romantizm gibi akımlar bu değişimleri sağlayan etmenler olmuşlardır. Elbette bu değişimin sebebi günlük hayat ve bilimsel gelişmelerle doğrudan ilişkilidir. Sanayi devrimi ile artık modern bir yapıya geçen insanlık tarihi, özellikle XX. yy. itibariyle bu sıçramaları daha belirgin ve büyük adımlarla atlamaktadır. Değişen bu sosyo-ekonomik yapı yazarları da etkilemiş ve dolayısıyla edebiyat da bundan etkilenmiştir. Modern dönem ile birlikte kendi içine kapanan ve kurgusunun kaynağını kendi bilinçaltında arayan yazarlar, sanatı sanat gayesiyle yapmışlardır. Bu davranış ile birlikte edebiyatın, okuyucusuyla olan bağı zayıflamıştır. Her daim yeniyi kendisine hedef olarak tayin eden modernizmin bekleneni verememesi, dünyada da yeni bir arayışa neden olmuştur. Bu arayışın adı postmodernizmdir. Modernizmi tam anlamıyla reddetmeyen postmodernizm, kendi zeminini çoğulculuk üzerine inşa eder. Modernizm, temsil ve teklif ettiği değerleri insanlara ''ya… ya…'' bağlacı ile takdim ederken postmodernizm ''hem… hem…'' bağlacı ile dile getirir. Deneysel edebiyat da edebiyat, tarihi boyunca kendisini gösterse de en geniş kullanıma ulaştığı dönem postmodern dönemdir. Daha çok yapısal olarak ortaya konan deneysel edebiyat, yeni olanı önceleyen bir yapıya sahiptir.

Deneysel edebiyatGülsoy, MuratGülsoy, Murat+3
Enes Buğra Tökel
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sevinç Çokum'un tarihî romanları ve dönem romanları üzerine bir inceleme

Tarih toplumların ortak geçmişine dayanan gerçeklikler bütünüdür. Toplumların ve milletlerin yaşanmışlıklarının bütünü ve kültürlerinin bir parçasıdır. Tarih temelini yaşanmışlıklardan alan bir bilimdir. Edebiyat ise köklerini gerçeklik ve bu gerçekliğin kurgulanmasından alan toplumların hafızasının aktarımını sağlayan yorumlamaya açık sosyal bir bilimdir. Tarihî gerçeklik ve roman gerçekliği birbirinden farklıdır. Dolayısıyla tarihçinin ve romancının gerçekliği ele alış biçimleri de birbirinden farklıdır. Tarihî gerçekliği kurgulama yoluyla oluşturulan tarihî romanlar konusunu tarihten alıyor olsalar bile gerçekliği kurgu süzgecinden geçirmeleri yönüyle tarih yazımından ayrılmaktadırlar. Tarihî romanın ortaya çıkışı birçok sosyal, siyasi gelişmenin ardından olmuştur. İnsanın unutulma korkusu ve bilme tutkusu onu geçmiş köklerini araştırmaya itmiş ve tarihin yoruma açık bir bilim olmasının kabulü ile birlikte tarihe olan ilgi artmıştır. Tarihin aktarımını sağlayan dildir. Bu yönüyle edebiyat yazarı tarihi geniş konu ağına dahil etmiştir. Türk edebiyatında ise roman türünün edebiyatımıza girmesiyle birlikte tarihi konu alan romanlar kaleme alınmıştır. Cumhuriyet Dönemi kadın yazarlarından olan Sevinç Çokum da tarihi konu alan eserler yazmıştır. Bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde tarihî gerçeklik ve roman gerçekliği mevzusu üzerinde durulmuş, tarihsel romanın dünya edebiyatı ve Türk edebiyatındaki seyri incelenmiştir. İkinci bölümde Sevinç Çokum'un hayatı, eserleri ve edebî kişiliği hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde Sevinç Çokum'un beş tarihi romanı, dördüncü bölümde ise üç dönem romanı; romanın materyal ve teknik unsurları yönüyle incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sevinç Çokum, tarihî roman, dönem romanı, romanın materyal ve teknik unsurları, kurgu.

RomanTarihi romanTürk romanı+1
Özlem Çiftci
Kastamonu University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kudret Ayşe Yılmaz'ın eserleri üzerine bir inceleme

Bu çalışmada, romancı hüviyetinin yanı sıra sinema ve tiyatro eserleri sahnelenen, dergi kurarak yöneticiliğini idame ettiren, biyografik eser, hikâye ve masal türündeki yapıtlarıyla Türk edebiyatının güçlü ve genç kalemlerinden Kudret Ayşe Yılmaz'ın sanatı ve eserleri incelenmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sanat anlayışı hakkındaki saptamalara ve üçüncü bölümde ise eserlerin tahlili üzerine geniş ve detaylı bir değerlendirme yapılmıştır. Sonuç kısmında eserlerin genel değerlendirmesine yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Kudret Ayşe Yılmaz, Sanat, Edebiyat, Roman, Hikâye, Biyograf

BiyografiEdebi eserlerHikaye+6
Ayşegül Tuğba Akyüz
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Modern Türk edebiyatında portre şiirler (1860-2000)

Portre, insanın dış görünümünü, karakterini, kimliğini, varoluşunu ve hayatını çeşitli biçimlerde betimleyen bir sanat türüdür. İlk adımlarını tarihin uzak evrelerinden itibaren resim sanatı sınırları içerisinde büyülten portre formu, modernizmin ivme yakaladığı zamanlarla birlikte yeni ifade imkânları edinir. Söz konusu ifade imkânlarından biri de edebiyattır. Edebiyat, türün modern lisânının daha ayrıntılı varyantı konumundaki yazınsal portreyi doğurur. Yazınsal portre ise kendi bünyesinden türettiği, görsellik ve simgesellik bağlamında yüksek birikime sahip portre şiir tarzını sanat sahnesine sürer. Düzyazı alanında müstakil eserler üretme noktasında henüz yeterine olgunluk sağlayamayan Türk edebi portresi, manzum bağlamda gitgide daha da büyüyen bir akım, külliyat oluşturur. Tanzimat devrinde Namık Kemâl nezdinde görünür olmaya başlayan Türkçe portre şiir devinimi son kertede en verimli dönemlerini yaşar. Bu tezde, XIX. asırdan XX. yüzyılın sonlarına kadarki zaman diliminde kaleme alınmış olan Türkçe portre şiirlerin tespit edilip incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışma, portre şiirlerin yanı sıra, portre resmi ve edebi portre türlerinin terminolojileri ve gelişim seyirlerini de odağa almaktadır.

Modern sanatModern sanat akımlarıPortre+4
Hayri Samet Koparan
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Buket Uzuner'in romanlarının feminist edebiyat kuramı bağlamında incelenmesi

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği insanlık tarihiyle aynı yaşta olan bir problemdir. Kadınlar aleyhine oluşan bu eşitsizliğe tepki olarak Feminizm hareketi ortaya çıkar. Erkek egemenliğine başkaldırı olarak ortaya çıkan Feminizm Orta Çağ'dan itibaren filizlenmeye başlar. Yüzyıllar içerisinde değişen dünyanın şartlarına göre farklı kollara ayrılan bu hareketi siyasetten sanata her alana yayılır. İlk olarak Batı'da meyvelerini toplamaya başlayan Feminizm 20. yüzyılda Türkiye'de yaygınlaşır. Birçok sanat dalına ilham veren hareketi kadın yazarların öncülüğünde edebiyata da sıçrar. Türk Edebiyatı'nda kadınların sorunlarını kaleme alan yazarlardan birisi de Buket Uzuner'dir. Özgür ruhlu kadın kahramanların sıkça işlendiği romanlarında kadına şiddet, namus kavramı, eğitim, dilde cinsiyetçilik, kadın cinayetleri, taciz gibi birçok konuya değinir. Bu çalışmada kendisi de feminist olan Buket Uzuner'in romanlarında kadınlarla ilgili ele aldığı konular incelenecektir. ANAHTAR KELİMELER: Edebiyat, Buket Uzuner, Roman, Feminizm, Kadın

Feminist Edebi KuramFeminist sanatFeminizm+5
Gülnar Davudova
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Biyografi türüne kuramsal bir yaklaşım ve Türk edebiyatında biyografi

Bir insanın hayatını anlatılaştırarak başkalarına sözlü veya yazılı olarak ulaştırma edimi, insanlık tarihinin çok eski dönemlerine kadar uzansa da biyografinin bağımsız bir edebî tür olarak ortaya çıkması modern dönemde gerçekleşir. Buna bağlı olarak biyografi teorisi üzerine yapılan ilk sistemli çalışmalar XVIII. yüzyılda ortaya çıkar. Başlangıçta biyografi yazarları tarafından kaleme alınan ve daha çok popüler nitelik taşıyan teorik metinler zamanla akademisyenlerin de sürece dâhil olmasıyla daha sistemli bir şekilde yazılır ve diğer edebî türlerle mukayese edildiğinde oldukça zayıf olsa da Batı literatüründe hatırı sayılır bir kuramsal birikim oluşur. Türk edebiyatında geleneksel anlamda köklü bir biyografi anlayışı olmasına ve Tanzimat'tan sonra Batılı anlamda biyografi anlayışı gelişerek yaygınlık kazanmasına rağmen türün teorik meseleleri üzerinde fazla durulmamıştır. Bu çalışma, bu alandaki eksiklik göz önünde bulundurularak Batı'daki teorik çalışmaların ortaya konması ve söz konusu kuramsal zeminin Türk edebiyatındaki biyografi yazıcılığı ile ilişkilendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümü olan "Birinci Bölüm"de çalışmanın amacı, yöntemi ve sınırlılıkları açıklandıktan sonra "İkinci Bölüm"de biyografi türünün felsefi arka planı ele alınmış, "Üçüncü Bölüm"de türün tanımı ve dünyadaki tarihî gelişimi üzerinde durulmuş, "Dördüncü Bölüm"de Batı'daki çalışmalardan hareketle biyografi teorisi ele alınmıştır. Bu bölümde Samuel Johnson, Sidney Lee, Wilhelm Dilthey, Sigmund Freud, Wirginia Woolf, Lytton Strachey, Park Honan, Leon Edel, Michael Benton gibi önemli teorisyenlerin biyografi üzerine yaptıkları çalışmalar açıklanmıştır. Çalışmanın "Beşinci Bölümü"nde ise Türk edebiyatında biyografinin tarihî gelişimi ele alınmış ve Türkçe biyografi literatürü, Batı'daki teorik çalışmalarla da ilişkilendirilerek değerlendirilmeye çalışılmıştır.

BiyografiBiyografik romanEdebiyat+1
Ömer Faruk Ateş
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Orhan Pamuk'un romanlarında üstkurmaca

Bu çalışmanın amacı, postmodern bir anlatım aracı olarak ortaya çıkan üstkurmaca tekniği ile ilgili kavramsal bilgi vermek ve Orhan Pamuk'un romanlarında yer alan üstkurmaca kullanımlarını tespit etmektir. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öncelikle postmodernizm hakkında bilgi verilmiş, Orhan Pamuk'un roman anlayışı ve roman teorisi açıklanmaya çalışılmış ve üstkurmaca kavramı izah edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Orhan Pamuk'un romanlarında yer alan üstkurmaca kullanımlarının neler olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla Orhan Pamuk'un Cevdet Bey ve Oğulları, Sessiz Ev, Beyaz Kale, Kara Kitap, Yeni Hayat, Benim Adım Kırmızı, Kar ve Masumiyet Müzesi adlı romanları incelenmiştir. Orhan Pamuk'un ilk iki romanı olan Cevdet Bey ve Oğulları ile Sessiz Ev adlı romanlarında herhangi bir üstkurmaca anlatım aracına rastlanamamıştır. Orhan Pamuk'un asıl roman anlayışının yansımalarını bulduğumuz ve kimi kaynaklarca ilk postmodern roman olarak nitelendirilen Beyaz Kale adlı romanında ise ilk üstkurmaca anlatım tekniklerine rastlamaktayız. Orhan Pamuk'un romanlarında tespit edilen üstkurmaca anlatım teknikleri şunlardır: 1. Kurmaca içinde kurmaca anlatan bir kurmaca olması, 2. Roman okuyan/yazan bir insanı anlatan bir kurmaca olması, 3. Yazarın da romanın bir karakteri olması, 4. Anlatıcının okura seslendiği bir kurmaca olması, 5. Bir kurmaca karakterin başka bir kurmacanın karakteri olarak karşımıza çıkması, 6. Yazının/kurgunun, yaşamın kendisi olması, 7. Anlatıcının, okuru okuduğu metne karşı yabancılaştırması, 8. Metnin anlatıcısının satır aralarında okura bilgi vermesi, 9. Okurun dikkatinin kurgusal ögelerin üzerine çekilmesini sağlama, 10. Montaj/Kolaj, 11. Kahramanın kurmaca bir karakter olduğunun bilincinde olması, 12. Metnin yazılış sürecini metnin konusu hâline getirme, 13. Anlatıcının roman tekniğine ya da edebiyata dair sorunları tartışarak romanın yazımına yönelmesi, 14. Yazarın, anlatısında metne müdahil olması. Anahtar Kelimeler: Orhan Pamuk, üstkurmaca, roman, postmodernizm.

Pamuk, OrhanPostmodernizmRoman+3
Havvaana Karadeniz
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Yûnus Emre'nin hayatını konu alan biyografik romanlar

Bir kişinin hayatını anlatan ve o kişiyi tüm yönleriyle (hayatı, eseri, kişiliği, görüşleri vs.) tanıtmayı amaçlayan biyografi türü, temel olarak var olan bir "gerçeklik"ten yola çıkar. Edebî bir tür olan roman ise gerçeğe değil "kurmaca"ya dayanır. Biyografiye dayalı kurmaca, yani kurmaca ile gerçeğin birlikteliği ise biyografik roman türünü ortaya çıkarmıştır. Bu türün, son yıllarda hem Batı edebiyatında hem de Türk edebiyatında birçok örneğine rastlanır. Roman yazarı, son dönemde Yûnus Emre'nin yaşam hikâyesini konu alan birçok biyografik romanı okuyucuyla buluşturmayı başardı. Bu çalışmadaki amaç, Türk edebiyatında biyografik roman konusunu ve Yûnus Emre'nin hayatını konu alan biyografik romanlarının yapı ve anlatım özelliklerini, kurgularını incelemektir. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın "Giriş" kısmında, Yûnus Emre'nin hayatı, eserleri, Yûnus'un menakıbı, Türk romanında Yûnus Emre incelendikten sonra, birinci bölümde roman nedir? Romanın tarihçesi ve gelişimi ile Türk romanının doğuşu ve gelişimi konuları çalışmaya eklenmiştir. İkinci bölümde ise, biyografi, biyografik roman ve Türk Edebiyatında biyografik romanın örnekleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde merkez kahramanı Yûnus Emre olan on adet biyografik romanın yapı ve anlatım özellikleri, kurguları incelenmiştir. Son bölümde ise, sonuç ve öneriler ile kaynakça yer almaktadır.

BiyografiRomanTürk romanı+1
Aytekin Erkmen
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihî roman bağlamında Yavuz Sultan Selim Han üzerine yazılmış eserler

Çalışmada tarihî bir kişilik olan Yavuz Sultan Selim Han üzerine yazılmış on dört roman tahlil edilerek, farklı yazarların bakış açılarıyla oluşturulan Yavuz Sultan Selim Han'ın edebî karakterizasyonu ifade edildi. Çalışma; Yavuz Sultan Selim Han'ın Hayatı, Roman, Yavuz Sultan Selim Han Üzerine Yazılmış Eserlerin İncelenmesi (Yapısal, Biçimsel, Tematik) ve Tarihî Romanda Yavuz Sultan Selim Han'ın Edebî Temsili olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yavuz Sultan Selim Han, Roman İncelemesi, Tarih ve Roman, Tarihî Roman, Edebî Temsil

BiyografiEdebiyatRoman+5
Sinan Yaman
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel edebiyat bağlamında Murat Gülsoy'un İstanbul'da Bir Merhamet Haftası adlı romanının incelenmesi

Geleneksel yazının önemini yitirmesi ve artık yetersiz kalması sonucunda yenilikçi bir tarz olarak ortaya çıkan deneysel edebiyat, edebiyatı tekdüzelikten kurtarmayı, değişik üsluplar denemeyi ve yazarının sürekli kendisini yenilemesini amaçlar. Deneysel edebiyatın kökeni Fransa'da ortaya çıkan OULİPO (Ouvroir de Litterature Potentielle) grubuna dayanır. "Potansiyel Edebiyat İşçiliği" anlamına gelen ve çoğu matematikçi ile edebiyatçıdan oluşan bu grubun başlıca amacı edebiyatı matematik, satranç, mantık gibi başka disiplinlerden biçimler ödünç alarak genişletmeye çalışmaktır. Böylece edebiyatın özünü deşerek, onu parçalara bölüp yapısal birimlerine ayırarak kendi içinde nasıl bir noktaya varabileceğini görmek istemişlerdir. Matematik ile edebiyatı birleştirme yolunda deneye girişen OULİPO'cular bu amaçları doğrultusunda değişik yöntem ve teknikler geliştirmişlerdir. Deneyselliğin modernizme yaptığı göndermelerle başlayan süreci onu avangardizm, dadaizm, sürrealizm ve postmodernizm akımlarıyla ortak bir paydada birleştirmiştir. Türk edebiyatında avangard hareket şeklinde ortaya çıkan deneysel yazının ilk örneğini Oğuz Atay "Tutunamayanlar" adlı yapıtıyla vermiştir. Günümüz yazarlarından Murat Gülsoy "İstanbul'da Bir Merhamet Haftası" adlı romanıyla Türk edebiyatında deneyselliği deneyen yazarlardan biri olmuştur. Roman, Alman sürrealist ressam olan Max Ernst'ün "Bir Merhamet Haftası" adını taşıyan ve kolaj tekniğiyle yapılmış romanından ilhamla yazılmıştır. Ernst'ün resimlerden oluşan bu romanı, haftanın bir gününe denk gelecek şekilde yedi bölümden oluşmaktadır. Her günün altında bir element ve bu elemente bağlı olarak bir örnek bulunmaktadır. Ernst'ün güç, şiddet, felaket gibi temalara ağırlık vererek oluşturduğu bu kolajları Avrupa'da tehlikeli güçlerin yükselişine ve zamanın endişe verici siyasi durumuna bir gönderme niteliğindedir. Murat Gülsoy'un, Ernst'ün çalışmasından esinlenerek yazdığı bu romanı Ernst'ün eserindeki yedi farklı resmin, birbirini tanımayan yedi farklı kişinin, haftanın yedi günü boyunca yapacağı yorumlarını konu edinmektedir. Gülsoy, Ernst'ün resimlerle yaptığını yazıyla yapmak istemiştir. Yedi farklı kişinin yedi farklı yorumu ile kolaj roman yazma deneyinde bulunmuştur. Bunu yaparken her bir kişiyi kendi mizaçlarına, kültürlerine ve sosyal çevrelerine uygun bir şekilde vermiş, birbirinden farklı yedi kişiyi farklı üsluplar, mekanlar, anlatıcı ve bakış açıları çerçevesinde bir deneye tâbi tutmuştur. İstanbul'da Bir Merhamet Haftası, yaşanılan dünyanın farklılığına, karmaşıklığına, kalabalıkların içinde çoğalan yalnızlıklara atfen yazılmış olmakla birlikte gerek kurgusuyla gerekse tekniğiyle deneysel roman türünün bir örneğini oluşturmaktadır. Anahtar kelimeler: Deneysel edebiyat, OULİPO, Murat Gülsoy, Max Ernst, İstanbul'da Bir Merhamet Haftası

EdebiyatGülsoy, MuratRoman+3
Saniye Köker
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hasan Âli Yücel dönemi klasik eser tercümelerinin kanonlaşma bağlamında incelenmesi

Tanzimat'la başlayan yenileşme çabaları Türk inkılabı ile muasırlaşma ve muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma hedefi doğrultusunda yeni bir ivme kazanır. Edebiyatımızda klasik eserlerin tercümesi meselesi de batılılaşma ve modernleşme bağlamında Tanzimat'tan sonra tartışılmaya başlanır. Tartışmaların; klasik eserin tanımı, tercümesi yapılması gereken eserler, bizde klasik eser ve klasik dönem olup olmadığı, yapılacak tercümelerin kültürel değişimi doğuracağı gibi konularda yoğunlaştığı görülür. Maarif Vekili Hasan Âli Yücel'in öncülüğünde tercüme faaliyetlerinin devlet eliyle ciddiyetle ele alınması, Yücel'in eğitim ve kültür alanlarında yürüttüğü bir dizi çalışma, Türk devriminin kökleşmesine yöneliktir. Birinci Türk Neşriyat Kongresi'nde belirlenen esaslar çerçevesinde oluşturulan Tercüme Heyeti ve Heyetin toplantıları sonucu kurulan Tercüme Bürosu'nun çalışmaları neticesinde tercümeler ciddiyetle yürütülürken Tercüme Bürosu'nun resmi yayın organı Tercüme Dergisi ile de yapılan tercümeler ve planlamalar duyurulur. Türk aydınlanmasının gerçekleşmesi için ihtiyaç duyulan "yeni insan"ın okuması gerekli görülen klasik eserleri belirleyen Büro'nun yaptığı seçimlerle edebi kanon oluşumuna da etki edeceği düşünülebilir. Ayrıca tercümelerin Türk inkılabını destekleyen ve yapılan kültürel reformların felsefesi olarak sunulan hümanizma ruhunu yansıtacak eserler arasından seçiliyor olması, ideolojinin sanat ve edebiyatla olan ilişkisi bağlamında irdelenmesi ihtiyacını doğurur. Anahtar Kelimeler: Hasan Âli Yücel, İdeoloji-Söylem İlişkisi, Kanon, Klasik Eser, Modernleşme, Tercüme Dergisi, Tercüme, Türk İnkılabı

Edebi eserlerKanonKanon edebiyatı+7
Devrim Gençer Kızılırmak
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Beyaz Kale romanının Hegel'in köle-efendi diyalektiği çerçevesinde incelenmesi

Bu çalışmanın amacı Orhan Pamuk'un Beyaz Kale romanını Hegel'in Köle-Efendi Diyalektiği çerçevesinde incelemektir. Beyaz Kale, Orhan Pamuk'un postmodern teknikle yazdığı ilk romanıdır. Eserde, Doğu ve Batı kültürüne ait birbirinden farklı ancak fiziksel olarak birbirlerine ikiz gibi benzeyen iki karakterin yaşadığı yoğun psikolojik ilişki anlatılır. Orhan Pamuk, romanın sonuna eklediği son bölümde karakterlerin arasındaki ilişkinin Hegel'i andıran bir köle-efendi ilişkisi olduğunu söyler. Yazar, esinlendiği felsefi temelle farklı kültürlere mensup insanların yaşayabileceği psikolojik çatışma neticesinde gölge taraflarıyla yüzleşmelerini ve nasıl birbirlerine dönüştüklerini edebî düzlemde dile getirir. Böylece okuru, öz benlik, var olmak, efendilik- kölelik, tarih olguları üzerine yeniden düşünmeye sevk eder. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; Orhan Pamuk'un hayatı ve edebî kişiliği hakkında bilgi verildikten sonra Beyaz Kale romanı teknik ve materyal unsurlar açısından incelenerek metinden örnek alıntılar yapılmıştır. İkinci bölümde; Hegel'in hayatı felsefesi ve diyalektik yöntemi hakkında açıklamalar yapılmış, Köle-Efendi Diyalektiği izah edilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde; Beyaz Kale romanı, ikinci bölümde izahı yapılan Köle-Efendi Diyalektiği ekseninde alıntılanan örnekler eşliğinde çözümlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Beyaz Kale, Hegel, Köle-Efendi Diyalektiği, Orhan Pamuk, Öz-Bilinç

Beyaz KaleDiyalektikHegel, Georg Wilhelm Friedrich+3
Nejla Zengin
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tarık Tufan'ın hayatı, sanatı ve eserleri

Tarık Tufan 5 Haziran 1973 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Liseyi Kabataş Erkek Lisesinde okudu. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünden mezun oldu. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü Sosyoloji ve Antropoloji Ana Bilim Dalı, Ortadoğu Sosyolojisi bölümünden Irak'ta Türkmen Azınlık ve Kerküklü Göçmenler adlı çalışmasıyla 2001 yılında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Birçok gazete ve dergide yazıları yayınlanan yazar, televizyon kanallarında edebiyat sohbeti üzerine programlar sundu. Marmara Fm adlı radyoda Düş Vakitleri, Ülke Tv isimli kanalda Meksika Sınırı, 24 Tv isimli kanalda Kafa Dengi adlı programlarda yer aldı. 2008 yılında Mahşer, 2009 yılında Ertelenmiş Hayatlar adlı dizilerin senaristliğini yaptı. 2009 yılında Al Jazeera Documentary isimli kanalda Arafta Bir Sultan: Abdülhamid, 2010 yılında Mimar Sinan 8 Ülke 8 Yönetmen adlı belgeselleri hazırladı. Uzak İhtimal ve Yozgat Blues filmlerinin senaristlerinden olan Tarık Tufan, 2009 yılında Uzak İhtimal filmiyle İstanbul Film Festivali'nde en iyi senaryo ödülünü, 2013 yılında Yozgat Blues filmiyle Altın Koza Festivali'nde en iyi senaryo ödülünü kazandı. Bazı romanları Arnavutça, Boşnakça, Azerbaycan Türkçesi, Arapça ve Bulgarca dillerine çevrildi. İstanbul'da yaşayan yazar, çeşitli dergilerde yazmakta, edebiyat ve senaryo çalışmalarına devam etmektedir. Edebiyat alanında on adet kitabı bulunan Tarık Tufan; roman dışında hikâye, deneme, şiir gibi türlerde de eserler vermiştir. Türk edebiyatının genç kuşak yazarlarındandır. İlk kitabı olan Kekeme Çocuklar Korosu'nu 2000 yılında yayımladı. Sonrasında sırasıyla Kraliçenin Pireleri (2002), Ve Sen Kuş Olur Gidersin (2004), Hayal Meyal (2007), Bir Adam Girdi Şehre Koşarak (2010), Şanzelize Düğün Salonu (2015), Beni Onlara Verme(2017), Düşerken (2018), Kaybolan (2020) ve Geç Kalan (2021) adlı kitapları yazdı. Tarık Tufan kitaplarında genellikle günlük yaşamı, kimlik sorunlarını ve insanın varoluşunu naif bir anlatım üslubu kullanarak kaleme almıştır. Bu çalışmayla Tarık Tufan'ın hayatı, sanatı ve eserlerinin incelemesi yapılacak olup; yazarın romanları detaylı bir şekilde ele alınarak teknik ve materyal unsurlar açısından değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Edebiyat, Hikâye, Materyal, Roman, Şiir, Tarık Tufan, Teknik

Edebi eserlerSanat eserleriTufan, Tarık+2
Hakan Yaşa
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hamdi Koç'un eserlerindeki tematik yapının ve postmodern unsurların incelenmesi

Bu çalışmada, romanını geleneksel olanın dışına çıkaran Hamdi Koç'un hayatı ve eserleri üzerine bir inceleme yapılmıştır. Kendisi üzerine daha önce gelişmiş bir çalışma yapılmamış olan yazarın kendisinin, eserlerinin ve romancılığının tanıtılması amacıyla detaylı bir çalışma yapılmak istenmiştir. Çünkü Koç, Melekler Erkek Olur romanı ile Türkiye'nin en çok okunan yazarları arasına girmiş, Çıplak ve Yalnız romanı ile 2013 Dünya Kitap Yılın Telif Kitabı Ödülü'nü ve 2014 yılında Orhan Kemal Roman Ödülü'nü almış bir yazardır. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, yazarın hayatı üzerinedir. Burada yazarın doğumu, çocukluğu, ailesi, eğitimi, çalışma hayatı ve yazın hayatı hakkında bilgiler verilmiştir. Yazın hayatı kısmında eserlerinin özetine de yer verilmiştir. İkinci bölümde ise romanları tema, teknik ve içerik özellikleri bakımından incelenmiş olup ardından denemesi ayrıca değerlendirilmiştir. Romanlarında yer alan teknik ve içerik özellikleri üzerinden yazarın postmodern yazarlığı ortaya konulmuştur. Denemesinde yer verdiği yazar ve eserler hakkındaki görüşleri ile de bu durum desteklenmiştir. Ayrıca hem yazın hayatının incelendiği hem de romanının içerik ve teknik özelliklerinin değerlendirildiği bölümlerde yazarın birinci romanından son romanına kadar gösterdiği gelişim üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Hamdi Koç, Roman, Postmodern, Teknik Özellik, Tema

BiyografiKoç, HamdiPostmodern+3
Emre Mağden
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Gül İrepoğlu'nun hayatı ve eserleri

Gül İrepoğlu'nun hayatı ve eserlerinin konu edildiği bu tezde yazarın hayatı birinci bölümü, eserleri ikinci bölümü oluşturmaktadır. Hayatı bölümünde, çocukluk döneminden itibaren ailesi, aldığı eğitim gibi özellikle sanat hayatını şekillendiren etkenler bir süreç hâlinde anlatılmaktadır. İyi bir eğitim alan, entelektüel birikime sahip bir ailede yetişen ve çocukluğundan itibaren yazmaya meraklı olduğu için kendini faklı alanlarda sürekli geliştiren, yenileyen Gül İrepoğlu, bu donanımını eserlerine de yansıtmaktadır. Eserleri bölümünde; romanları, hikâyeleri ve bilimsel çalışmaları ayrı başlıklar altında, basım yıllarına göre kronolojik olarak incelenmektedir. 2003 yılında yayımladığı ilk romanıyla edebiyat dünyasına giren Gül İrepoğlu'nun altı romanı bulunmaktadır. Romanlar ve hikâyeler, materyal ve teknik unsurlar açısından incelenirken metinlerden örnek alıntılar yapılmaktadır. Sahip olduğu akademik unvanın ve kariyerinin gereği olarak pek çok bilimsel çalışmaya imza atan Gül İrepoğlu'nun inceleme ve araştırma eserleri kısaca tanıtılarak kitaplarda yer alan bölümler, alıntılanan örnekler eşliğinde anlatılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bilimsel Çalışma, Eserleri, Gül İrepoğlu, Hayatı, Hikâye, Roman

Bilimsel araştırmalarBiyografiHikaye+2
Hamiyet Cingöz Cangür
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Arap çeviri edebiyatında bir dirijizm örneği olarak Muhibbuddîni'l El-Hatîb'in Ateşten Gömlek tercümesi

Halide Edip'in Ateşten Gömlek adlı romanı, 1923 yılında, Mısır'da Muhibbuddîni'l El-Hatîb tarafından Arapça'ya çevrilmiştir. O dönemde Mısır, her ne kadar bağımsızlığını kazanmış gibi gözükse de ülkede İngiliz egemenliği devam etmektedir. Bu durum, Ateşten Gömlek'in Arapça tercümesi üzerinde belirgin bir etkiye sebep olmuştur. Halide Edip'in 1922'de kaleme aldığı Ateşten Gömlek romanı, İkdam gazetesinde tefrika edildikten sonra 1923 yılında kitap olarak basılmıştır. Araştırmanın giriş bölümünde; 1800-1923 tarihleri arasında Mısır'ın siyasî durumu hakkında genel bilgi verilmiştir. Birinci bölümde; Muhibbuddîni'l El-Hatîb'in hayatı, siyasî ve edebî faaliyetleri ele alınmıştır. İkinci bölümde; ideoloji, siyaset, iktidar, kanon ve dirijim konuları irdelenerek bunların edebî metinler üzerindeki etkisi üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise; Ateşten Gömlek'in kitap olarak 1923'teki Osmanlıca ilk baskısı ile 1923 yılında neşredilen Arapça tercümesi mukayese edilmiş ve iki metin arasındaki farklar incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ateşten Gömlek, Dirijizm, Halide Edip, İdeoloji, İktidar, Kanon, Muhibbuddîni'l El-Hatîb, Siyaset

Sara Elsebaeı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2024
00

Other supervisors